
Transkript
oldum olası konuşmayı çok sevdim.
Ama bunları artık bir yerlerde yankı yaptığını bilerek söylemek, birilerinin kulağına kesin kez girdiğini ve birilerinin bunu dinleyecek olduğunu bilerek konuşmak bana çok farklı bir şey kattı.
O da konuşmadığım anlarda bile çok kayda değer şeyler yaşamak ve hikayeleri anlamlandırmak, süslü cümlelerden ziyade sade sözlerle belki çok süslü şeyleri anlatabiliyor olmak.
Kısacası iyi bir hikaye anlatıcısı olmak.
O yüzden bir buçuk aylık bu sessizlik sürecinde belki somut olarak bir bölümü karşınıza çıkartamadım ama
gerçekten anlatmaya değer şeyler olması için çokça çalıştığım bir dönemdi.
O yüzden bir buçuk ay sonra da olsa bu mikrofonun tekrardan karşısına geçebilmenin verdiği haklı gurur içerisindeyim.
Uzun süredir böyle uğruna çok çabaladığım şeylerden bir tanesi gerçekleşti.
ve bunu sizinle paylaşmak için gerçekten çok hevesle, çok heyecanla ve biraz da böyle korkuyla bekliyordum.
Çünkü söyleyecek o kadar fazla şeyin arkasından geleceğini biliyordum ki
sanki böyle bir kere ağzımı açarsam bir daha susmayacağım ve
iki sene önce ilk defa İstanbul'daki evinde böyle yalnız başın odasında otururken bilgisayara seslenen bir kız olduğum
o böyle haftada iki üç bölüm attığım ve birileri dinlemese de olur
Benim artık bu sözleri, bu hisleri bir şekilde somutlaştırmam gerek dediğim o hale sanki geri dönmek üzereyim.
Gerçekten tarih tekerrürden ibaret derler ama bir noktada da şu insan aynı nehirde iki kere yıkanamaz olayı da doğru galiba.
Tarih tekerrürden ibaret ediyor.
Benim anlatacağım şeyler birikiyor ve muhtemelen böyle hiç susmayacağım.
Tekrar tekrar üst üste peş peşe belki bir önceki çok dinlenmeden bir sonrakini atacağım.
Çok üreteceğim bir döneme giriyorum ama ben aynı insan mıyım?
Ya da aynı yolu geçmek bana hala aynı şeylerimi sunuyor.
O çok tartışılır ama galiba bunun tartışmasını ve nihai sonucunu da birlikte vereceğiz.
Ben İtalya'ya taşındım.
Ve bu benim son bir senedir çok uğraştığım.
Ve sanki böyle hani size demiştim ya nazar diye bir şey yok aslında.
Bence sadece çok istediğimiz bir şey gerçekleşmezse başkalarına hayal kırıklığını uğratmaktan dolayı bir korku bir endişe duyuyoruz diye.
Galiba bu yüzden ve benim hayatımı yaşadıklarımı her ne kadar kendi perspektifinden dinleyip ve kendine uyarlayan dinleyiciler olarak orada olsanız da çok iyi anladığınızı düşünüyorum.
O yüzden sanki bu beklentilerimi söylesem ve sonrasında gerçekleşmezse böyle sadece ben değil hepiniz hayal kırıklığına uğrayacakmışsınız gibi hissediyordum.
O yüzden bir şeyler gerçekleşene kadar galiba söylememek için böyle kendime bir söz verdim.
Ki bu benim de çok yapabildiğim bir şey değildir.
Hani böyle deveyi pire yapan bir insanımdır.
Bana heyecan veren şeyleri anlattıkça daha da böyle katmerlendiririm.
Ama galiba bu sefer böyle artık totem yapmak mı dersiniz, evrene bir enerji göndermek mi dersiniz?
Galiba bu sefer olmadan bunu konuşmaktansa önce oldurmak ve ardından böyle çorap söküğü gibi bana yeni bir maceranın getirdiği şeyleri karşınıza çıkartmak daha çok istedim.
O yüzden bu bölümü böyle bir şeyleri anlatmak değil de ben size artık bir şeyler anlatacağım diyebileceğim bir fragman gibi paylaşmak istiyorum.
Aslında dün bir bölüm kaydettim.
Böyle sesimden bile hani o heyecanımı, o böyle paylaşmaya dair duyduğum o keyfi.
Ve böyle ben İtalya'dayım ve hani sonunda bunu sizinle paylaşabiliyorum.
Heyecanımı gerçekten hissedebileceğiniz bir bölümde ama biraz teknik aksaklıklara kurban gitti.
Ama galiba böyleyse daha iyi oldu.
Çünkü şu an burada saat 12'yi geçiyor gece.
ve ben böyle yeni evimin salonunda oturmuş ev arkadaşımın bana bununla kaydetmek ister misin diye verdiği
ve bir anda bütün işleri sanki iki senedir çok büyük bir istikrarla yapmıyormuşum gibi çok ciddileştiren bir mikrofonun karşısında konuşuyorum.
Bu sefer böyle kahve demlemedim ya da çay yapmadım.
Bu sefer kendime çikolatalı süt yaptım ve oturdum pijamalarımla size sesleniyorum.
Gerçekten bir şeyler değişiyor.
İşte oturduğunuz koltuk, konuştuğunuz mikrofon, içtiğiniz içecek bile.
Bir noktanız sizi konuşmaya sevk ediyor.
Anlatacağınız şeyler değişiyor ama bir şekilde aynı iki dudaktan çıkıyor.
Bu İtalya haberini size vermek için çok heyecanlıydım.
Hala da çok heyecanlıyım.
Çünkü hani böyle bir şeyin büyüdüğünü izlemek ya da ne bileyim.
hani böyle çocuğunu böyle bin bir emekle okutup sonra nihayet onun işte mezun olduğunu ya da istediği okula gittiğini görmek gibi yani bir ebeveyn gibi.
Böyle burada bir o kadar da aslında ebeveynlikten uzak çok farklı bir bağ geliştirdiğimizi düşünüyorum.
Çünkü çok böyle toplumun küçük bir parçasını oluşturan bir aile falan olduğumuzu düşünmüyorum.
Sadece romantize tarafından değil bir noktada ailenin aslında hani atsan atılmaz satsan satılmaz bir tarafı var gerçekten ama hani biz burada birbirinden belki de çok farklı ya da birbirinden çok farklı olması beklenirken çok aynı ya da böyle bir duyguyu çok farklı şeylerden sezinlemiş çok farklı noktalardan onu hissetmeye başlamış insanlar da olsak bazı ortak şeylerin bazı hüzünlerin bazı yalnızlıkların bazen çok dile gelen bir şeyden bahsediyoruz.
ve bazen hiç dile getirilmeyen şeylerin.
Aslında ortak bir ürünüyüz ve buradayız hala.
O yüzden de bizi bir aile olarak tanımlayamam.
Ama çok garip bir topluluğa tekabül ediyoruz
ve bu gariplik bence bir şeylerin çok gerçekçi olduğunu gösteriyor.
O yüzden de böyle sanki bu İtalya beni verdiğimde
benimle bir aile, bir ebeveyn gibi de bir noktada gurur duyacaksınız ama
aileden çok daha farklı bir boyutta sevineceksiniz.
Karşılıksız bir sevinme olacakmış gibi hissediyordum.
bunu da hala hani çok yanlış bir ya da hatalı bir düşünce olduğunu düşünmüyorum
bence gerçekten benim için böyle sevineceğinizi hissediyorum
o yüzden bu benim için oldukça duygulu bir bölüm
belki sesimden belki yorgunluğumdan çok bunu lanse edemiyorum
ama öyle bir dönemdeyim ki
yorgunluğu bile romantize ettiğim ki bence bu yönümü çok iyi biliyorsunuz
işte ne bileyim
sokakta duyduğum bir korne sesinin
Ama bu sefer hayal ettiğim yerde bu korona sesini duyuyorum.
Ama bu sefer hayal ettiğim yerde yorgunluk çekiyorum gibi.
Çok farklı bir noktadan deneyimliyorum.
Ve bunu da sizinle paylaşmaktan başka hiçbir şey bunu daha fazla anlamlandıramaz bence.
Çok uzun süredir istediğim bir şeydi evet.
Ve bana çok fazla öğreti kattı belki bu bir senelik ve belki daha önceye dayanan bu seromoni.
Ama hatırlarsınız ki böyle Napoli'de olduğum dönemde size seslendiğimde
size böyle sürekli orada yaşadığım şeyleri anlatmak istiyordum.
Sürekli böyle bir şeyler yaşandıktan sonra karşınıza geçip
ya biliyor musunuz böyle oldu ve ben böyle bir çıkarım yaptım tadındaydım.
Ama sanki bu sefer bir şeyleri doğrudan yaşarken
yanımda çok kalabalık bir güruhu böyle cebime sıkıştırıp taşıyor gibiyim.
O yüzden de sanki bunu bir noktada da
Senokız Deymsi'nin bir ikinci sezonu gibi falan görmeye başladım.
Çünkü sanki çok farklı bir kapı aralanıyor gibi.
Ve hani bazen böyle senaristler çok farklı bir senaryoyla yola çıkar.
Bir şekilde o dizi tutar ama tutanın böyle senaryo olmadığını, daha farklı şeyler olduğunu bildikleri için
hiç böyle yola çıkarken akıllarında olmayan bir noktaya saparlar ama bir şekilde hani işte bir dikkat çekmeye,
dinlenmeye, izlenmeye, konuşulmaya falan bir şekilde erişirler.
sanki böyle bu yola çıkış neydi nasıldı sonuçta tamam bir ayrılıkla ben konuşmaya başladım da
hayatım boyunca ayrılık mı konuşacağım vesaire dediğim
ama böyle dönüp dolaşıp sanki bir noktada belli bir senaryoya
çünkü kendi hayatımın çok fazla sınırlarından çıkmadığım için
o hayatın bana sunduğu bir senaryoya bağlı kalmak durumundaydım
o yüzden şu an kendi konfor alanımdan çıkmak
ev dediğim, evde gibi hissediyorum, tekrar oraya dönmek istediğim, sürekli dile getirdiğim, ben buraya döneceğim, ben buraya geri geleceğim dediğim bir ülkeye gelmek
ve burada da farklı bir yalnızlık çekmek, hatta böyle oturup başımı ellerimin arasına alıp ben gerçekten bunu mu istiyordum diye düşünmek çok farklı bir süreç.
Sizi de buna dahil etmek istememin bence temel sebeplerinden bir tanesi aslında bencilce yalnız hissetmek istememek ve aşina olduğum bir yere sığınmak.
Hem de galiba bir noktada kendimi yaşam koçu gibi görmesem de bence böyle ortak deneyimleri paylaşmak insanı her zaman bir hayatta birden fazlasını yaşatma şansı sunan çok çok farklı bir şey.
bir noktada da galiba
artık bu iki sene içerisinde
burayla bir ekrana karşı konuşup
sonra o ekrandan duygu dolu feedbackler
almakla galiba geliştirdiğim o bağ
biraz da bana
ben bu dersi çıkarttım
sizinki yine farklıdır yine yaşayın
ama buralarda bir yerlerde
birilerinin de aynı sınavdan zaman zaman
kaldığını bilin bunu gösterme
arzusu galiba bu sefer
böyle bende daha farklı bir kapı açtı
yine aynı yerde yine aynı yolda
Yine aynı ekranda konuşuyorum.
Ama sanki bu böyle başka bir sezonun başlangıcı gibi.
Benim burada nelerin beklediğini gerçekten bilmiyorum.
Ama bu bilinmezlik bir noktada sırtını nihayet benim aldığım bir kararın sonucunda buradayımı dayandırdığı için çok da böyle garip bir heyecan doğuruyor.
Yani ben şunu fark ettim ki bunun da bir şans olarak nitelendirmek ne kadar doğrudur bilmiyorum.
Bence her birimiz artık başarılarımızı şans olarak nitelendirmeyi bırakıp kendimize kredi vermeyi de öğrenmeliyiz.
Benim bu süreçte öğrendiğim yegane şeylerden bir tanesi de bu oldu.
İnsan bu hayatta sonucunda böyle ağzı yanacaksa bile o kaşığı kendi kendine ağzına götürüyor olmalı.
Bunun verdiği çok ayrı bir keyif var, çok ayrı bir acının hazı var.
Hani yalnızlık çekiyorum ama şey diyorum nihayet benim kararını verdiğim bir yalnızlık.
Ne bileyim bazen böyle çok artık sokakta yürürken ne bileyim yorgun hissediyorum ya da ne bileyim konforlu bir alandan işte tek yaşadığım, çalıştığım, bir şekilde hayatımı idame ettirdiğim bir alandan farklı bir ülkeye, farklı bir kültüre ve işte tekrardan öğrenci hayatına döndüğüm bir anda kendimden başka dört insanla birlikte yaşamaya başladığım yeni bir serüvene atıldım.
Bunun da tabii çok farklı yoruculukları da geliyor hemen ardından.
Ama bunun benim verdiğim bir karar olması belki İstanbul'daki konfor alanımda başka insanlar tarafından yalnızlığa mahkum bırakılmaktansa şu an belli konforsuzluklar altında.
Böyle sanki böyle bir arabanın arka koltuğunda uyuyakalmak gibi.
Ne bileyim bir sandalye başında böyle sızmak gibi.
Hani o tatlı uykuyu kuşluyu yatakta bile alamazsınız ya bazen.
Öyle hissediyorum.
O yüzden galiba bunun beni çok büyüttüğü ve böyle tekrardan öğrencilerin,
tekrardan böyle biraz daha böyle yani zaten çok gencim ama hani daha da genç hissettiğim,
Daha önce zaten tadına baktığım bir evreye gitmek çok farklı hissettiriyor.
Tekrardan öğrenci olmak daha önce tadına aldığım bir şeydi.
Ama böyle sanki bir şeyin tadını almak, ilk defa onu tatmak, çok sevmek ve sonra çok daha lezzetlisini deneyimlemek
ya da ben bunu evde yaparım demek ve gerçekten evde çok daha güzelini yapmak gibi.
Hem şaşırtıcı hem gurur verici hem de bir noktada umut verici.
buraya gelirken valizimi hazırlarken
işte sürekli hani çok şey götürmeyeyim
çok yorulmayayım o eşyaları taşırken
zaten
kilo sınırım var şimdi havalimanında
bana bir sürü zorluk çıkartmasınlar
yok bir sürü param gitmesin falan
çok stresli bir süreçti
o süreçte şunu farkettim
aslında insanın da gerçekten
kalbinin hayatının
ruhunun aslında bir sınırı
var bence bir kilo sınırı var
hatta bazen
Bazen sırf o valiz dolabiliyor daha da yer alabiliyor diye onu doldurmamak aslında yolculuğun kendisini çok rahatlattıran bir şey.
Çünkü biz neticesinde gerçekten yoldayız.
Yolda bir şeyleri öğrenen hatta böyle bir hedefe ulaşmak için yola çıkıp sonra
oğlum ben daha yorulmadım ki deyip yürümeye ilerlemeye devam eden bazen bir şey unuttuğunu hatırlayıp koşa koşa geri dönen bir güruhuz aslında.
ama yine de galiba yine bir yol metaforundan yola çıkacak olursam şayet
olay sizin ne kadar bir kapasiteniz olduğu, hayatınıza ne kadar insan olabildiğiniz,
o valizi ne kadar doldurabildiğiniz değil, ağzına kadar doldurduğunuz zaman
gittiğiniz yerden yanınıza alabileceğiniz deneyimleri çok kısıtlıyorsunuz.
Ağzını doldurarak götürdüğünüz bir valizle gittiğiniz yerden birkaç tane eşantiyon, birkaç tane magnet bile götüremeyecek hale geliyorsunuz.
Bence bu metaforu da çok iyi anladınız.
İnsanın bazen yeni gittiği yerde giyecek güzel şeylere, yeni gittiği yerde kendini gösterecek yeni parçalara ya da orada okuyacağı kitaplara çok da ihtiyacı olmuyor.
Biraz boşluk bırakıp belki oradan yeni bir şeyler almaya, belki bir kitap götürmek yerine kendi hikayesini yazmaya başlamak için biraz alan tanıması gerekiyor.
Ben son dönemde kendi hayat valizimde çok fazla boşluk yarattığımı düşünüyorum.
Ama buraya gelirken de çok güzel şeylerle doldurarak geldiğimi düşünüyorum.
Hani birkaç parça kıyafet, 4-5 pantolon, işte buraya geldiğimde kullanacağım birkaç şey.
Sonra zaten burada bırakırım.
Yazın geri geldiğim zaman götürmem.
Boş bir valizle Türkiye'ye döner, doldurur geri gelirim falan diye planlar yaptım bir hayatta.
esas değerli olanın galiba
bu anıları ve yeni gittiğim yerde
yeni bir hayatta
yaşayacağım her şeyi paylaşacağım insanları
seçerken çok titiz davranmam oldu
bu vesileyle de aslında
hem bunu söylemeye
bu anlattığım şeyleri
anlatmaya değer kıldığınız için size
benim valizimle
buraya geldiğiniz için çok teşekkür etmek istiyorum
arkadaşlarıma
aileme çok teşekkür etmek istiyorum
Ama en çok da tabii ki kendime teşekkür etmek istiyorum.
İnsan çok fazla kez böyle pes etme anına yaklaşıyor.
Ama başardıktan sonra o pes etme aşamaları ya da başarısızlıklar çok fazla konuşulmuyor.
Hani bunu dünyaya insanların bir şekilde getirdiği ya da yoktan var ettiği icatlarda da görebiliriz bence.
Başarısızlıklar ya da yanılmalar, hatalar her zaman başarıyı kamçılayan bir şey olarak anlatılır ya bize.
İşte siz Edison işte ampulü bulmadan önce ne kadar çalışmış biliyor musunuz falan diye.
Çünkü aslında herkes içten içe biliyor bir kere yapmakla bir şeyleri başarmanın belki o kadar da kolay olmayacağını.
Bazen işte biraz tesadüf falan olduğunu.
O yüzden galiba başarısızlığı çok fazla böyle içselleştirmeye çalışıyoruz.
Ama ben yine de çok böyle takdirin başarının böyle ne bileyim karşılığını alamayan işte takdire çok aşinalık geliştirmemize müsaade edilmeyen bir kültürde yetiştiğimiz için bilmiyorum ama buraya geliş serüvenimi başta ben de biraz şans olarak yorumluyordum.
ama sonra şans dediğimiz şeyin
mesela böyle bir yere girmek istediğinizde
evinize gireceksiniz mesela
böyle bir düzeni anahtardan
böyle çok daha böyle
ikinci üçüncü denemenizde hatta ilk denemenizde
doğru anahtarı
bulmak olduğunu fark ettim. Şans bu
yani ama o anahtarı cebine
koyan, orayı ev belleyen
oraya gitmeyi bilen
kaybolmayan
hatta kaybolsa da
oh tamam eve geldim diyen
kişinin sen olduğunu
bilmek ve başarının bu olup
sadece kapıyı hangi anahtarın
açtığını böyle çok kısa sürede
bulmanın şansı olduğunu fark ettim.
O yüzden bence bir noktada
yaptığımız şeyleri şansla
sınırlandırmamayı öğrenmek gerekiyor.
Hala da bunun aslında
ben
serüvenin içindeyim. Hala da bunu yapmaya
çalışıyorum. Çünkü
hani hala daha
acaba insanlar
çok mu böbürlendiğimi düşünür falan
diyen bir tarafım var ama böbürleniyorum yani.
Ben bir hayali gerçekleştirdim. Ben
bir Temmuz günü, 2020'nin
Temmuz'unda
danışmanımdan gelen telefonla
üniversitede, Simay Erasmus sınavına
girmiştin sen ve Napoli'ye gidiyorsun
kabul edersen demesiyle
tamam demem. Ardından her şeyi
toplamam. Her şeyim böyle
hani orada belki biraz artık
varsa kader denilen şey belki
devreye giriyor. Birileri hayır
diyor. Birileri feragat ediyor.
Sıra bana geliyor. Tamam diyorum.
Bahar döneminde gideyim diyorum ve
iki dudağımın arasından güz çıksa
belki gidemeyeceğim bir yere gidiyorum.
6 ay kalacağım.
Gitmeden önce YouTube'dan videolarını izleyip
ulan köye gidiyoruz ya falan diyorum.
Neyse diyorum belki okulu
uzatmak zorunda bile kalacağım ama olsun ya.
Deneyim deneyimdir diyorum.
Korka korka, titreye titreye hatta
hala hatırlıyorum Napoli'ye giderken
biri bana kal dese de
her şeyi yaksam dediğimi.
O altı ay hayatımda hiçbir zaman unutamayacağım bir şeye yol açtı.
Hiç tanımadığım bir Sima ile tanıştım.
Kendimi sevemeyeceğimi zanneden bir noktadan aslında hani o böyle ortamı neşelendiren,
o ortamın işte aranan kanı olan Sima ile burada ortam benim hayatım oluyor.
Onunla tanışamadığımı fark ettim henüz.
Sanki böyle bir türlü denkleşememiştik.
Bir gün karşılaştık ve benim için yaşamak o an bir partiye dönüştü.
Ve sonra dedim ki yani ben buraya geri döneceğim.
Ve ben burada yaşayacağım.
Çünkü büyüdüğüm yerde bile zaman zaman kendimi çok evde hissetmiyordum.
Benim ikinci, üçüncü bölümümde falandı galiba bu.
Kendini bir türlü ait hissetmemekle ilgili.
Olduğun yeri özlemekle.
çünkü özlediğin şeyin aslında böyle içindeki bir boşluğa tekabül etmesiyle ilgili.
Kendime ait hissetmek bir yere ve bu sefer bir kişiye, bir aşka, bir arkadaşlığa değil de bir yere ait hissetmek
ve yanımda neyi götürürsem ve neyi unutursam unutayım.
Eksikleri tamamlayacak ve fazlaları çöpe atacak insanın ben olduğumu bilmek.
Haliyle aslında yanımda götürmeye dair unutmayacağım tek şeyin, en önemli şeyin kendim olduğunu bilmek
ve nihayet ben buraya geleceğim ya dediğim yerde olmak bana çok farklı hissettiriyor.
Ve her şeyin çok yapılabilir olduğunu düşündürtüyor.
Bence bu hayatta her şey yapılabilir.
Çok böyle TED Talk, böyle elinde bir tane kumanda, arkada slide'da hayat hikayesi akan ve
işte şu okula gittim, şunu yaptım, siz de yapabilirsiniz diyen bir lavuk olmak istemiyorum kesinlikle.
ama bence bunu artık yaşam koçu gibi mi alırsınız
ulan bu da bir şey başarmış mı dersiniz
bunun da götü kalktı mı der birileri bilmiyorum ama
insanın bazen götünün kalkmasına bazen çok gurur duymasına
bazen şöyle kafasını çevirip omzuna bir tane öpücük kondurmasına çok da ihtiyacı var bence
bence insan bir şeyi çok isterse yapar
o olmuyorsa istemeyi bırakmıştır
bu da bence gayet makul bir şey
Çünkü bir şeyin senin istediğin için olması kadar sırf sen istemediğin için olmaması da bence bir o kadar gücün kimin elinde olduğunu gösteriyor.
Ben hayatımın iplerini elimde tuttuğumu hala düşünmüyorum.
Ama en azından ipi böyle gözümden kaçırmıyorum.
Ve ben hayatın iplerini tutuyorum ve hayatımı artık dizginledim değil de
hayata ne ben dokunuyorum böyle iplerini tutacak kadar
ne de hayatın ellerimi doldurmasına izin veriyorum.
O ipi gözden kaçırmadan ve yakalayabileceğimi bilecek mesafede
aslında bir şekilde hala elimi kolumu galiba bazı deneyimlerle doldurmaya çalışıyorum.
Ben İtalya'ya geri gelişimi saatlerce romantize edebilirim.
Ama artık burada yaşayışımı ve yaşayacak olduklarımı romantize etmek
ve anlatmak için çok büyük bir heyecan duyuyorum.
Ben bu bölüm için neyi anlatacağımı ve nasıl haber vereceğimi falan düşünmenin yanı sıra ilk defa hani böyle tamam artık bugün kaydediyorum dediğimde not almıştım defterime ve şey yazmıştım.
Geri dönmek mi yoksa hiç gitmemek mi?
Yani ben buraya geri mi döndüm yoksa buradan hiç gitmemiş miydim?
Bu gerçekten benim bence önümüzdeki süreçte uzun bir süreçte böyle baya böyle yaya yaya üzerine düşünmem gereken bir konu olacak.
Ben geçenlerde bir tane arkadaşım instagramda böyle bir filmden bir alıntı paylaşmış.
Hiç gitmediğin hiç bulunmadığın bir yere bile ait olabilirsin bu dünyada diye.
Bir buçuk sene önce biri bana deseydi ki İtalya'da yaşayacaksın sen sakin ol inanmazdım.
ben uçağa adımı attığım anda bile hala bir şeylerin inanılmazlığı içerisindeydim
hala bir şeyler rast gitmeyecek ve hayallerim ayağımın altından kayıp gidecek gibiydi
ama fark ettim ki hayallerimizi aslında ayaklarımızın altına koymuyoruz ki kayıp gitsin ya da ayağımızı kaydırsın
sadece ilerleyeceğimiz yolda bize bir şekilde yön çizmelerini sağlıyoruz
yani hiçbir zaman aslında hayallerimiz elimizde, ayağımızın altında ya da bizi kaydırabilecek bir noktada olmuyor
Bize çelme çakmıyor aslında.
Zaten tam olarak yönümüzü belirleyen şeyler.
Hala daha bunu fark etme aşamasındayım.
Ama böyle bir noktanın da yeni doğmuş gibi.
Hani yürüyorum mesela.
Yine kaygılar, yine insani duygular, yine ihtiyaçlar.
Bir şekilde kendilerini anımsatmaktan geri durmuyorlar ama
hepsini farklı bir atmosferde, farklı bir yerde ve nihayet istediğim yerde gerçekleştirmek bana çok büyük bir mutluluk veriyor.
Ben hayatta çok fazla ne istediğini çözümlemiş bir insan mıyım bu tartışılır.
Ama hiçbir şeyi bu kadar yoğun istememiştim bu konuda gerçekten çok eminim.
O yüzden bunu gerçekleştirmek bana kendi hayatıma dair çok büyük umutlar veriyor.
Ve bu umudu henüz kendisinde belki görmeyen insanlara da bir yerlerde bunun olduğunu hatırlatmaya dair kendimi çok borçlu hissediyorum.
Böyle genelde yolda yürüdüğünüzde ağaçlara, kuşlara ne bileyim yapılmış çok güzel bir eve bakıp iç geçirdiğinizde ya da olgunlaşmış bir meyveyi dalından koparttığınızda aslında onu sadece bir saniyeliğine kopartmak, bir saniyeliğine görmek, şöyle bir o çiçeğin kokusunu içinize çekmek çok anlık bir şey de olsa aslında bir süreci içinize çekiyorsunuz.
O elinizde tuttuğunuz meyve onun toprağa çekirdeğinin düştüğü, büyüdüğü, yağmurla sulandığı bütün anları elinizde tuttuğunuz anlamına geliyor.
O yüzden bu noktada hala belli bir yere erişmediğinizi, ulaşmadığınızı ya da belli bir olgunluk seviyesine ulaşmak istediğiniz, olmak istediğiniz konuma hala gelmediğinizi düşünüyorsanız
bu sürecin içinde olabildiğiniz ihtimalini bence göz ardı etmeniz anlamına gelmiyor.
Göz ardı etmemeliyiz bence bunu.
Sonuçta toprağın yüzeyine çıkan ve belki elinizle tutup ağzınıza götürüp sonra midenize giren bir şeyin toprağın altına geçirdiği bir süreç olduğunu sık sık insanın kendine hatırlatması gerekiyor.
Ben böyle Meditopya kullandığım bir dönem vardı. Sonra free trial'ım bitince kullanmadım ama her zaman böyle oradaki günlük replikleri falan okuyordum.
Geçtiğimiz doğum günümde de böyle tesadüfen şey çıkmıştı karşıma.
çatlaklara sahip olmak iyidir.
Dışarıdan içeriye ışık sızar diye.
O yüzden böyle çok toprağın üzerinde bir şey görmektense
bazen insanın kendi toprağını havalandırması bence en iyisi.
İçeri ışık girdikçe toprağın yüzeyine çıkacak şeyin aslında
büyümesini hızlandırmış olacağız.
Her şeyin tabii büyümesi, toprağın yüzeyine çıkması
kendi zamanında ilerliyor.
Ama bu toprağın altında da bir o kadar
çabaladığı, bocaladığı, mücadele ettiği gerçeğini değiştirmiyor.
Saat giderek geç oluyor.
Orada daha da geç.
Aramızda bir saatlik bir mesafe var.
Ama bence sözler yine bir şekilde bizi birbirimize bağlayacak.
Çok güzel bir yolculuğa çıktığımızı düşünüyorum birlikte.
Ben sen o kız değil misin dense böyle ben bu kız mıyım dediğim bir evreye geçtiğim için
Belki de bunu bir ikinci sezon, bir yeni başlangıç olarak adlandırıyorum ama hep birlikte ikinci yaşımıza bu kadar yaklaşmışken böyle bunu yeni bir yerde kutlayacak olmak beni hem gururlandırıyor hem de sizi de gururlandıracağını biliyorum.
Ben konuşarak, siz de dinleyerek buraya kadar geldik.
Umarım İtalya'yı siz de benim kadar seversiniz.
Çünkü bundan sonra hep birlikte burada yaşayacakmışız gibi geliyor.
Hani böyle çok klişe bir söz vardır ya haberler falan biterken işte böyle televizyon şovları biterken söylerdi spikerler işte her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsanız diye.
Her nerede yaşıyorsunuz gerçekten bilmiyorum.
Çok farklı yerlerde olduğunuzu tahmin edebiliyorum.
Ama bir yerlerde benimle İtalya'nın kuzeyinde yaşatıldığınıza dair hiç şüpheniz olmasın.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Söz veriyorum çok yakında tekrardan görüşeceğiz.
Kendinize çok iyi bakın.
Altyazı M.K.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
