
sevgili tate mcrae ne güzel demiş: i just wanna make a lot of money, be my own housewife. aynen öyle. evinin direği olan kadınlara gelsin. ne güzel büyüyoruz öyle
Transkript
Herkese merhaba. Sen o kız değil misin?''in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Son bölümü böyle hemen kaydedip atıp kaçtım ve sonrasında yine çok fazla koşturmacanın içerisindeydim.
Diğer programımız, bu kızlar sadece podcast yapmıyor'nun canlıları başladı.
Benim için çok böyle heyecanlı, kaygılı, çok alışık olmadığım fazlaca duygunun aslında bir potporisinin olduğu haftalar yaşandı, yaşanıyor.
Şimdi tekrar İstanbul'dayım. Hala sesim ekolu, hala koltuğum gelmedi ve gerçekten de bu düzensizliğin içerisinde bir düzen kurmak noktasında epey bir ehlileştiğimi düşünüyorum.
İzmir'de bir canlımız vardı. İzmir'den sonra ben bu kadar yakınken gitmemezlik olmaz diye Aydın'a uğradım ve kedimi de alıp geldim.
O yüzden her ne kadar sesimin eko yaptığı, yapacağı kadar boş bir evde olsam da canım kedim yanımda olduğu için kendimi hakikaten daha az yalnız hissediyorum.
Hatta zaten çok yalnız hissetmiyordum ne yalan söyleyeyim.
Daha çok evde hissediyorum diyebilirim.
Aydın'a gider gitmez de hasta oldum açıkçası.
Zaten biraz böyle o semptomları veriyordu vücudum ama.
Zaten tam böyle Berlin'deki son birkaç günümde çok kötü bir boğaz enfeksiyonu geçirmiş ve bir 10 gün antibiyotik kullanmıştım.
Ama galiba sonrasında tekrardan kendime çok da iyi bakamamak, annemi de görünce ve burada kendime bakmak zorunda değilim.
Burada çok iyi olmak zorunda değilim.
Burası gerçekten kendimi salıp bırakabileceğim, güvenli kollarım beni tutacağı bir alan hissiyle.
İki gün kalmış olmama rağmen aydınlığa hastalığı da hemen anneme kakalayıverdim ve o bana tabii ki çok iyi baktı.
Oradan aldığım güçle de tekrardan İstanbul'a döndüm.
Ev yavaş yavaş ev olmaya devam ediyor.
Bu galiba uzun bir süreç olacak ama hakikaten sandığımdan da hızlı bir şekilde birçok şeyi hallettim.
Ve aslında tam da bu sebepten ötürü, bu sürecin bana hissettirdiklerinden ötürü bu bölümü çekmeye karar verdim.
Bu bölüm ismini Tate McRae'in Housewife şarkısından alıyor hakikaten de.
Ben kendi evimin ev hanımı olmak istiyorum, kendi evimin hanımı olmak istiyorum.
Artık hangisini koyduysam bölümün ismine.
Oraya geleceğiz ama önce beni belki de bu bölümü kaydetmeye, böyle bir bölüm kaydetmeye iten yollardan şöyle bir tur atsak.
Ben de size yeni mahallemi bir gezdirsem hiç fena olmaz diye düşünüyorum.
Bunu böyle eski bölümlerde de söylediğimi hatırlıyorum.
Annem gelip bir şeylerin ucundan tuttuğunda, bir şeyleri temizlediğinde sanki benim zihnimde bir geri sayım başlıyor.
Bu temizliği ne kadar tutabileceğim?
Bu düzeni ne kadar sağlayabileceğim?
Çünkü gerçekten hala ne kadar bir şeyleri koşturmadan yapmaya çalışsam ve kendime bunu hatırlatsam da hala bir şeyleri birden fazla şeyin arasına sıkıştırmanın ve sonrasında ne kadar zor olursa olsun onu tamamlamanın onu belki aheste aheste yapmaktan çok daha tatmin edici olduğunun maalesef bir kere tadına baktım.
O yüzden zaman zaman kendimi ne kadar böyle tamam sakince hallediyoruz, çok da aceleye gerek yok desem de.
Örneğin pekala 9'da uyanmama rağmen son ana kadar artık acele etmem gerekecek ana kadar yataktan çıkmamalarım.
Veya işte zihnimin bir tarafında şimdi şu an burada saat 5.30 ben bu bölümü kaydederken 6'ya doğru yemeğimi yesem 7'de bir görüşmem var.
Sonra tadilat için gelecekler sonra 9'da bir görüşmem var falan diye.
kendimi sürekli yapmam gerekenler tamamlanana kadar onları zihnimde saydığım bir alışkanlığı tekrarlarken buluyorum.
Bunu daha önce de söylemiştim.
Bu biraz belki de OKB'den kalan izler ve bunları ben hayatımı organize etme noktasında
biraz içselleştirmeye ve onları işe yarar bir hale getirmeye çalıştım.
Ama yine de gerçekten yavaşlamaya çok çalışıyorum.
Yavaşlamayı öğrenmeye çalışıyorum.
ve bir sonraki adımda yapmam gereken işlerin olduğu gerçeği
bunları sıkışmış halde yapmam gerektiği anlamına gelmiyor öğretisini
gerçekten kendime kafama vura vura anlatmaya çalışıyorum.
Mesela evet yapmam gereken şeyler var ama mikrofonun karşısına son dakikada geçmedim.
Çünkü bir önceki bölümde biraz vaktim kısıtlıydı.
Çıkmam mı gerekiyordu ya da bir şeye yetiştirmem gerekiyordu.
Yani öyle bir an hatırlıyorum şimdi çok spesifik etraflıca hatırlayamasam da.
Ve böyle bir koşturmacanın içerisindeyken aslında söylemek istediğim, anlatmak istediğim daha pek çok şeyi yuttuğumu ve belki bir sonraki bölümde konuşurum derken unutup gittiğimi fark ettim.
Ve bu çok da yaşamak istediğim bir şey değil.
O yüzden hani böyle gerçekten yeni bir ev, yeni bir başlangıç, yeni bir dönem bu duygularla da çok böyle uşatılmışken temiz bir başlangıç hissini olabildiğince hayatımda tutmak istiyorum.
Ve her şeyi adım adım yapmanın, tek bir anda yapmamanın belki de o hazlı daha sürekli kılabilecek bir trick olduğunu düşünüyorum.
Mesela dün masa almaya gittim.
Letko'dan bir masa beğendim.
Onu almaya gittim, nakliyeyi ayarladım, gittim, onu orada demonte ettik, sonra eve getirdik, monte ettik vs.
Ve dünden beri salonumun ortasında etrafında sadece bir tane eski kiracının bıraktığı,
çok da boktan ve atmak için gerçekten sabırsızlandığım bir sandalyenin durduğu,
öylece bir masa var salonun ortasında.
Daha hala koltuğum yok, hala Halaskar Gazi Caddesi'nde çaldığım,
O çaldığım denemez.
Sokağa bağışlanmış ve benim de oradan aldığım o ofis koltuğunun üzerinde oturuyor ve bu bölümü kaydediyorum.
Ama sanki böyle bu bir şeylerin yavaş yavaş olması bana ilk kez hayatımda bir masayı takdir etmeyi öğretiyor.
Bir masaya bakıp mutlu olmayı öğretiyor.
Hani geçen bölümde şey demiştim ya size.
Daha koltuğum yok ama benim bir merdivenim var ya.
Merdiven dediğin ya komşudan ödünç alınır ya apartmanda vardır.
Benim artık merdivenim var.
Yani bu hayatta birçok şeye muhtaç olabilir insan.
Ben oldum, belki olacağım da ileride ama kimseden merdiven istememe gerek kalmadı gibi.
O merdivenin belki de salonun geri kalanı boş olmasından da faydalanarak spotlight'ın altında kendini gösterebildiği,
belki de yıllar sonra evet lan yıllarca ben insanları yukarı taşıdım, yıllarca insanlar benim üstüme bastı ama
sonunda 28 yaşında bir genç kadın salonunun ortasındaki duruşumla beni takdir ediyor dedi belki de.
Asla bilemeyeceğiz.
O yüzden şimdi bu masaya da böyle ulan evet ya istediğim masa ha bir de yani çok istediğim ama pahalı olduğu için alamadığım
Letgo'da da ikinci elini hakikaten çok uyguna bulduğum bir masaydı.
Hani böyle bu masaya baktığımda hakikaten katman katman duygular görüyorum.
Yani kendi paramla bir masa aldım lan.
Hani insan gerçekten hani böyle bir tamamlanmış her şeyin oturduğu bir eve girdiğinizde hiçbiriniz muhtemelen bu evin nasıl kurulduğunu düşünmüyor.
Ama tam da o kuruluş aşamasının içerisinde olmak hakikaten insana böyle neden mesela anneniz vitrine dokunmanızı istemiyor çok iyi anlatıyor.
Yani şimdi ben böyle bu masayı sildim, yerleştirdim, altına annemin bana aldığı kilimi koydum falan ya.
Hakikaten böyle masaya su bardağını bardak altlığı olmadan koyan birisi muhtemelen benim böyle pis bakışlarıma maruz kalacak.
Bir şeylerin kendi başına hayatımda değer kazanmasını izliyorum ve bu benim gerçekten çok hoşuma gidiyor.
Diğer taraftan aceleci tavrıma ve aceleciliğin belki de benden götürdüğü birçok şeye karşılık.
Ben yok ya ben illa istediğim masayı alacağım.
Ben hemen şu an elimin altında ya da hemen sipariş verdiğimde yarın kapımda olacak veya hemen bir alt sokaktaki sporçudan 5 dakikada alabileceğim ve beni idare edecek bir masa istemiyorum.
Ben istediğim masayı görmek istiyorum bu salonda.
Başka bir iş istemiyorum.
Ya neyse şimdi bunu aldık bununla da bir süre idare edeyim derken yıllarımı istediğim masanın değil de başka bir masanın etrafına geçirmek istemiyorum ya diyebilmek yine bana kendimi çok iyi hissettiriyor.
Galiba sabretmeyi öğrenmek böyle bir şey.
Böyle midir bilmiyorum.
Ama yöntemlerinden birinin de bu olduğu çok kesin.
Çünkü bende çok işe yarıyor.
Mesela bugün beni biliyorsunuz.
Çok fazla ajanda kullanırım.
Hem telefonumda hem böyle kağıt kalem olarak.
Şimdi bir de gittim Tiger'dan kendime bu 60 liraya bir to do list.
Sticker bile değil de böyle bayağı işte kağıt.
Böyle yazıyorsunuz kopartıp atıyorsunuz.
Yanında tik atmak için kutucuk falan var.
Tam benim gibi insanlar için.
hani etrafımızda çünkü karalayıp şunları yapmam gerekiyor diye yazacağımız bir kağıt kalem yoksa
elimizin altında olsun diye yapılmış çok iyi bir ürün.
Bundan aldım ve yazıyorum.
Gece uyumadan önce ertesi gün yapılacakları yazıyorum ve bugün de normalde koltuğumun gelmesi gerekiyordu.
Bugün pazartesi ben bu bölümü kaydederken siz bu bölümü cuma dinleyeceksiniz.
Ajansımız yoğun çalışıyor arkadaşlar.
Ben de sürekli son dakika bölüm attığım için maalesef biraz benim bölümlerim gecikiyor ama biz bunu çözeceğiz.
ben daha online, daha çok konuşan o simaya geri döneceğim.
Hiç merak etmeyin.
Bu aralar yaşamakla meşgulüm.
Şimdi sırada anlatmak var.
Orada da küçük bir gönlünüzü alayım isterim.
Ve şimdi mesela tam önümde benim bu to do list.
Ve yazmışım yani işte bugün koltuk gelecek, koltuk kurulacak, şu olacak, bu olacak.
Gelmedi.
Ve bu benim normalde inanılmaz sinirimi bozar.
Onun üzerine çizik atamamak, onun orada kalması, yer kaplaması.
Ve böyle.
Ya bugün de koltuk gelmedi.
İyi bari.
Ben de şöyle güzelce bir salonu süpüreyim, viledamı da yapayım.
Koltuk geldiğinde tertemiz kuralım, eğilip onun altını süpürmek zorunda kalmayayım demek
ve bunun içerisinden olumlu bir başka görevi çıkartmak, yaratmak, sonra tamamlamak,
sonra tamam ya daha salonda yer varken şu çamaşırları da salona asıvereyim demek
ve onu da aradan çıkartmak ne kadar tatmin etti beni tam olarak anlatabilir miyim bilmiyorum.
Tabi böyle bir şeylerin henüz hayatınıza gelmeyişi, henüz o boşluğu doldurmayışı.
Ne kadar sizi benim tam da şu an olduğum gibi zaman zaman böyle çok da rahat olmayan bir ofis koltuğunun üstünde bir ay kadar oturtsa da
istediğiniz şeyin gelmesinin biraz zaman alacağını bilmek, bazen sizin niş zevkleriniz olduğu için o şeye hemen ulaşamayacağınızı bilmek
ya da belki de o şeyin gelene kadar yokluğunun da size başka şeyler yapabileceğiniz bir alan açması
benim kadar romantik bir insan için tabii ki de aşkla bağlantılanmadan durur mu?
Durmaz arkadaşlar.
Ben galiba bu kendi evimi kurma sürecinde sadece sabretmeyi, yetişkin olmayı,
daha büyük sorumluluklar almayı, ne bileyim bir borç ödemeyi vs. bu tarz şeyleri değil de
hakikaten sanki böyle sevme, sevilme, bir ilişki, arama, isteme paternlerimde de böyle minik minik değişikliklere gidiyormuşum gibi hissediyorum.
Aynı şeyleri yapıyor olmak, aynı soruyu çözmeye çalışmak, aynı konuda dönüp dolaşmak
o konuda ne kadar ilerlediğiniz ya da farklı bir yönteminiz olup olmadığını o kadar da etkilemiyor.
Evet aşk hala benim hayatımda çok highlightli bir konu.
Ve bazen bir konu bu kadar uzun süre, bu kadar önceliğiniz olunca
acaba bu konunun bu kadar ön planda olmasında benim hatam olabilir mi diye düşünüyorsunuz.
Muhtemelen olabilir.
Ama bu konu siz onda mükemmel olsanız da sizin önceliğiniz olabilir.
Çünkü bazı şeyler kim olduğunuzla, nasıl biri olduğunuzla ilgili.
Benim de olduğum insan ve nasıl olduğu bu insanın içerisinde aşka dair çok şey barındırıyor.
Yani hayatımdaki birçok şeyi aşkla sevmek, aşkın kendisini sevmek, sevmeyi sevmek, sevilmeyi ayrı sevmek.
Yani bunların kendi içerisinde o kadar fazla kategorisi var ki
Benim için aşk bir ilişkiye artık sahip olduğumda ya da tamamdır ben artık bu nihai sona ulaştım ve o insanı buldum dediğimde bitecek bir şey değil.
Bu sefer belki aşkın farklı versiyonlarını, farklı şeylere yönelişini ya da o aşk dediğim ilişkinin içerisine kendi geçirdiği evrimi bu sefer uzun uzun konuşacağım.
O yüzden bu benim için her zaman çok ön planda bir konu.
Problemini de burada görmüyorum.
Ama bunun içerisinde bazı şeyleri değiştirmem gerektiği noktasına bence siz de bana katılıyorsunuz.
benimle gerçekten çok fazla ısrarla tekrar tekrar aynı şeyi yaptığım çok nokta vardı ve biraz onu değiştiriyorum.
Belki de ben bilinçli bir şekilde değiştirmiyorum da bu süreç bana istemeden de olsa bir şeyleri değiştirtiyor.
Tabii 15 dakikadır konuşuyorum böyle bir girizgah yapılır mı?
Valla ne kadar da böyle bir eskisi miydim yani hakikaten yapılır gerçekten.
Ben bu kızdım yani.
15 dakika varmak istediği konuya daha böyle giriş yapamayan o kızım ve hoş geldim galiba.
Buradan nasıl Tate'in Housewife şarkısına geldiğimi söylemem gerekirse de.
Dün Zeki'nin evine gittim ve yani çok 2 senenin sonunda hayatıma ilk kez Zeki'nin evine gitmek bana böyle 30-40 dakikaya mal oldu.
Çünkü kendi evimden çıktım, otobüse bindim, Şişli'ye geçtim.
Birazcık trafik vardı. 5 dakika yürüdüm ve Zeki'deydim.
Ama iki yıl boyunca Zeki'nin evi bana yürüme mesafesiyle 7 dakikaydı.
Hesaplamıştım bunu.
O yüzden bunun 7 dakikadan 30-40 dakikaya çıkması geçireceğimiz andan çok verim almam gerekiyor.
Çünkü bu artık biraz içerisinde efor gerektiren bir şey dönüştü gibi bir tırmalaydı sesi maalesef zihnimde bir yankılattı.
Bu böyle içimde bir endişe olduğundan mıdır?
Yoksa hakikaten uzun süredir de Zeki'yle çok baş başa zaman geçiremememizden mi kaynaklı?
Bilemiyorum ama dün çok keyifli zaman geçirdik.
Her zaman yaptığımız şeyi yaptık.
Bir şeyler yedik, sohbet ettik.
Sonra projeksiyona yansıttık.
Bir şeyler seyrettik.
Bizim her zaman fix böyle bir müzik dinleyip, kliplerini izleyip
sonrasında varsa bir dizi falan izlediğimiz bir sekansımız vardır.
Uzun uzun da o şarkılar üzerine konuşuruz.
Keşfettiğim birçok şarkının arkasında Zeki'nin parmağı vardır mutlaka.
Bence onunkinde de benim parmağım var.
Ve Housewife şarkısı da çok yeni çıktı.
Hit oldu falan.
Ama ben de klibini tam izlememiştim.
Sonra oturduk izledik.
Ne kadar başarılı olduğunu konuştuk.
Oradan gittik Victoria's Secret'ı izledik.
Ne kadar Victoria's Secret'ı çok büyük bir balon olarak görsek de.
Sırf Tate için.
Gittik onu da izledik.
Ben Tate McRae dinlemiyordum.
Çok bildiğim bir isim de değildi.
Sonra gittim başka şarkılarını dinledim.
Kliplerini izledim.
Hatta oha bu kişi miymiş falan oldum.
Housewife şarkısının ki bütün sözlerine doldurup bakmadım ama
ya yeterince fazla para kazanıp kendi evimin hanımı olmak istiyorum sözü
Ve aslında izlediğimiz kadının da hakikaten yaptığı işle bir noktada bunu manifestleyip kendine sağlamış olması bana çok çekici geldi.
Ve böyle bu kadar seksi, alımlı, özgüvenli yaptığı işte çok iyi bir kadını izlerken ve o kadın sana ben böyle çok iyi para yapıp kendi evimin hanımı olacağım abi dediğinde
evet abi tam olarak öyle ve galiba sen de bunu yapıyorsun diyorsun ve ondan biraz ilham alıyorsun.
Ve içinden böyle ister istemez o kadının ne kadar da hiçbir adama mecbur olmadığını, boyun eğmek zorunda olmadığını, tamah etmek zorunda olmadığını, kendine zaten çokça şey sağlayabildiğini.
Bu yüzden bu insanın aslında yalnız oluşu, tırnak içinde bekar oluşu ki kendisi bekar mı değil mi onu da bilmiyorum da metaforik konuşuyorum.
Bekar oluşun ya yazık bu da kendine göre birini bulamadı değil de hayır esas topluma çok yazık böyle bir kadına layık olamadı gibi bir yerden görmeni mi sağlıyor?
Benim böyle oldu en azından.
Ve o kadın olmak istedim.
O kadın olmaya çok yakın olduğum noktalar var.
Çok uzak olduğum noktalar da var bence.
Ama günün sonunda evet ben bunu söyleyebilem ve kendine bunu sağlayabilen birisi olmak istiyorum noktasına hemfikirsem kendimle.
Düşünmem, yapmam gereken şeyler var.
Ve ilk adımı da galiba bu bölümdü.
Ben de geçtim karşınıza konuşuyorum.
Şimdi gerçekten sıfırdan bir ev kurmak, sıfırdan bir kariyer kurmak.
Şimdi ben 6 senedir podcast yapıyorum. 3-4 yıldır kendi mesleğimi icra ediyorum.
Çok yakın zamanda yeni bir şeye başladım ve yeni bir işe başladığınızda, yeni bir şova başladığınızda
ben zaten çok uzun yıllardır podcast yapıyorumun arkasına çok da sığınamıyorsun.
Onu fark ettim.
Kendi podcast'ım bu zaman içerisinde bir noktada bilmem kaç bin kişiye ulaşmış Spotify'da, Instagram'da, YouTube'da, dinlenmelerde vs.
Ama burada sıfırdan bir şey var.
Seni tanıyan, seni hali hazırda dinleyen, partnerini hali hazırda tanıyan, dinleyen insanlara çok da sırtını yaslayamıyorsun.
Çünkü burada yeni bir dinamik var, yeni bir şey kuruyorsun.
Bir taraftan o, bir taraftan yeni bir ev kurmak, yeni bir düzen.
Gerçekten bunu böyle hani tabii ki de annemin çok desteği var, teyzemin çok desteği var.
Hani arkadaşlarım inanılmaz derecede yardımcı oldular bana bu süreçte.
Hani oradaki maddi manevi desteği asla yok sayamam.
Ama hani gerçekten hayatımda zaman zaman birçok bölümde de size bunun serzenişinde bulunduğum o ya biri olsa da hani yine işleri ben halledeyim ama birisi bana en azından hallederiz desin ve ben o birlikte yapabiliriz hissinin altında biraz olsun hafiflediğimi hissediğim arzum bu süreçte yerini tamamen böyle nadasa bıraktı.
Ve bundan gerçekten mutluluk duyuyorum.
Evet belki almak istediğim şeylerin hepsini bir anda alamıyorum.
Ya da hani böyle ya şöyle bir şey var ama sen kurabilir misin?
Sen yapar mısın?
Ya da sen evde bekleyip benim kargolarımı alır mısın diyebileceğim bir hayat arkadaşım yok.
Ve bu bazen işleri biraz zorlaştırıyor.
Sizin yerinize kargonuzu alacak biri olmuyor.
Tıpış tıpış o yokuşu çıkıp kargodan siz alıyorsunuz paketinizi.
Ya da bazen gerçekten bir işi tek başınıza bir akşam vakti yanınızda biri yokken halletmeye çekiniyorsunuz.
Birkaç güne sarkıyor belki.
Planlarınızı iptal etmek zorunda kalıyorsunuz.
Evet ama bu partnersizliğin zorlaştırdığı bir şey değil aslında.
Doğru bir partnerle olmanın kolaylaştırabileceği ama partnersiz de pekala öyle ya da böyle üstesinden gelebileceğiniz şeyler.
Bunu da öğreniyorum.
Ve en son yaşadığım ilişkiye o yakın olan ilişkimsi o deneyim bana şunu öğretti ki
Partner seçimin doğru insandan oluşmuyorsa yine bütün bunları zaten tek başına yapıyor olacaktın.
Bir de üstüne hayatımda biri var ama yanımda olmayı seçmiyor diyerek muhtemelen çok da kötü hissederek yapacaktın bütün bunları.
Ve bu gerçekten ilişkilere bakış açımı ilmek ilmek değiştiriyor.
İlişkilere bakış açımdaki değişikliğin sadece bu yeni bir hayat, yeni bir düzen kurmak nezdinde bu kadar etkilendiğini düşünmüyorum.
Bence aynı anda bir sürü şey oluyor.
Belki bunlardan biri retrodur.
Belki benim burcumdur.
Belki biraz biraz yaş almaya başlamamdır artık.
28'i de geride bırakıyoruz.
Belki bir ay Berlin'de kalmam bile bundan etkilenmiştir.
Hayatta her şey gerçekten bir noktada da biraz kelebek etkisi.
Şu an gündemimde çok büyük bir çoğunluğu kaplayan şey yeni bir düzen kuruyor olmam olduğundan dolayı.
Bunun da tabii ki etkisi çok büyük.
Ama ilişkilere bakış açım, daha doğrusu bir ilişkiyi hayatıma ne noktada adapte etmeye tamam diyebileceğim bence çok değişti.
Bunda aynı zamanda bir önceki o ilişki deneyimimin de girişimin de çok etkisi olduğunu düşünüyorum.
Çünkü gerçekten hani bazen bir ilişkinin içerisindesinizdir.
Yolunda gitmesini çok istiyorsunuzdur.
Çünkü artık hakikaten çok yorulmuşsunuzdur.
Hakikaten yeniden başlamaya, sıfırdan birisiyle tanışmaya, en sevdiği rengi öğrenmeye hiç de mecaliniz yoktur.
Ve artık böyle birilerine belki eski ilişkilerinize, belki sizi sevmeyen insanlara, belki sizi çok seven insanlara, çevrenize birilerine evet artık bu insanın da bakın ilişkisi varı göstermek istiyorsunuzdur.
Ama böyle içten içe bir şey de sizi o ilişkinin olmayacağına çok emin de kalıyordur.
Böyle içten içe bir biliyorsunuzdur.
Hani onun da verdiği bir yatırım yapmama hali var.
Belki çok daha büyük enayilikler yapacaksınız.
Onları biraz aza indirgemek var.
Mesela ben bakıyorum bazı çıkarttığım tartışmalar, kavgalar o kadar ben değil ki.
Sanki ben de bir noktada bu ilişkinin düzgün yürüyebilmesini sabote etmek istemişim diye kendimi de eleştiriyorum.
Tam olarak öyle bir ilişkiydi.
Yani ilişkimin olmasını biri tarafından sevilmeyi ve birinin hayatımda olmasını çok istediğim bir dönem olduğu için çok çabaladığım.
Ama içten içe de abi olursa şimdi bitti mi yani böyle miyiz?
Paniği de yaşadığım bir yerdeydi.
ve ben galiba artık bunu istemiyorum.
Çünkü bu beni hayatımdan çok uzaklaştırdı.
Karşınızdakini hayatınıza almak ve bunun bir adını koymak için
kendinizden verdiğiniz taviz sayısı arttıkça
demek ki ben bu hayata tek başıma tahammül edemediğim için
sırf biri bana eşlik etsin diye bu kadar da kendimden feragat ediyorum.
O zaman gerçekten ben sevilecek birisi değilim
ya da sevilecek, dahil olunmak istenecek bir hayat yaşamıyorum noktasında
sizi kendinize düşman ediyor.
Bunu istemediğimi fark ettim.
Yani gerçekten ben bir, bir buçuk aydır bir koltuğa artık şu kıçımı koyup
şöyle bir rahatça arkamı yaslanmayı beklemişsem
o koltuğun üzerinde oturup da benim hayatımın içerisine,
bu evin içine girecek adamın da biraz sabretmesi,
hatta biraz bunu hak etmesi gerekiyor galiba.
Ben bu masanın etrafına dolduracağım sandalyeleri tek tek seçerken
birisine şak diye gelip de bu masada benim onun önüne sunduğum bir yemeği yiyebileceğini beklemesi bu kadar mümkün olmamalı.
Karşıdaki bu hayali kurabilir ama bu benim onu gerçekleştireceğim anlamına gelmiyor.
Çünkü ben sihirli bir lamba değilim.
Eğer sihirli bir lamba olsaydım önce zaten kendi dileklerimi daha hızlı bir şekilde gerçekleştirirdim.
Yani fark ettim ki kendi isteklerimi, kendi taleplerimi bile yapmak bu kadar zaman alırken
sırf hayatıma girdiği ve beni tırnak içine kabul ettiği için
birisinin önüne bütün isteklerini gerçekleştiren bir lambacini olarak çıkmak istemiyorum.
Hatta böyle o şeyi yapabileceğimi bildiğim halde bunu ona yapsam mı?
Yoksa yapmasam mı?
Bunu hak ediyor mu yoksa hak etmiyor muyu düşünebileceğimi, buna karar verebileceğimi fark ettim.
Yavaş yavaş hayatın bana ait olduğunu sanki öğreniyorum.
Ve gerçekten böyle bu taşınma sürecinde çok söylediğim bir şey vardı.
var ya ben bu süreci de kendi başıma atlatayım
bundan sonra benim hayatıma bir adam çok zor girer ha falan diye.
Zaten böyle olmalıymış.
Zaten benim hayatıma bir adam çok zor girmeliymiş.
Ama evet ben bunu biraz zor yoldan öğrendim.
Ben biraz bu hayatı kurmanın pek de kolay olmadığını
ki uzun bir süre bunu bildiğim halde inkar etmiştim.
Başardığım her şeyi böyle mütevazilikle göğsümde yumuşatıp
ya yok ya herkes yapar aslında demiştim.
Bok herkes yapar.
Bunu en çok sizin söylemeniz gerekiyor kendinize.
Aynanın karşısına geçip
senin becerdiklerini herkes öyle kolay kolay beceremez demeniz gerekiyor.
Çünkü hayat bunu çok kolay fısıldamıyor kulağınıza.
Doğru insanlarla çevriliyseniz çevreniz söylüyor gerçekten.
Hatta fısıldamıyorlar, bağırıyorlar.
Çevrenizde sizin için alkış tutan insanlar yoksa çevreyi de değerlendirmek için
çok güzel bir dönem ve çok güzel bir sebep olduğunu düşünüyorum.
Ama dediğim gibi belki zor yoldan da olsa bu hayatı böyle ilmek ilmek kurunca
ve kendime hani böyle gerçekten kendi evimin hanımı olma hakkını verince
kendime bu rahatlığı aynı zamanda bu evin tırnak içinde erkeği olarak sağlayınca
ilişkilere bakış açım, ilişkilerden beklentim, bir şeye ilişki demek için koyduğum kriterler değişmeye, biraz zorlaşmaya başladı.
Ve bu zorlaşmanın aslında bir ilişki kurmayı daha da güçleştirecek bir noktaya işleri götürebileceğinin de farkındayım.
Çünkü standartları bu kadar düşük olmasına rağmen yalnız kalan bir kadın bir de bu standartları yükselttiğinde nasıl birini bulacak diye düşünüyor olabilirsiniz.
Bu benim yıllarca aslında cevabını vermekten korktuğum için belki de standartlarımı çok aşağıda tuttuğum bir soruydu.
Ama bence o işler tam da öyle olmuyor.
Burada farklı bir orantı var.
Kriterlerinizi düşük tuttukça ve birisi için bu kadar kolay oldukça
sanki karşınızdaki de bu işte bir bit yeniği var deyip çok da sizi seçesi varsa da seçmiyor.
Maalesef yani burası hiç şu taktiği yapın kızlar diyeceğim bir yer değil.
Bunu en iyi siz biliyorsunuz ama hayat bana bunu biraz zor yoldan gösterdi.
Mevzu aslında taktik yapmak değil.
Mevzu o taktik dediğin zor kişi olmanın aslında olman gereken kişiye tekabül etmesi.
Çünkü dünya maalesef böyle bir yer.
Hani kesinlikle içinizden geleni yapın.
İçinden gelen her şeyi yap ben senin arkandayım.
Karıncaya sormuşlar sen Mekke'ye varamazsın.
O da demiş ki olsun ben bu uğurda ölürüm.
Sen içinden geleni yaptın ben arkandayım.
Ama işte maalesef o işler öyle olmuyor.
Maalesef gerçekten ideal bir dünyada bakın biz bu cinsiyet normlarını kırdık.
yok erkekler teklif ediyor falan değil, hoşlanan hoşlandığını çatır çatır söyleyecek noktasında bir ütopyada olsak hakikaten yapın.
Ha yine bunun çok güzel örnekleri de vardır.
Çok güzel buralardan başlayan, devam eden ilişkiler eminim vardır.
Ama baktığımızda maalesef birileriyle tanışmanın bu kadar kolaylaştığı
ve bu kolaylığın da bir insana insan gözüyle bakmayı zorlaştırdığı bir dönemde
bir de böyle duygularını açıkça söyleyen, elindekini avcundakini sakınmayan bir insan olmak
hakikaten insanı biraz kendi topuğuna
sıkmasına tekabül ediyor. Maalesef
biz bir ormandayız şu an. Biz bir jungledayız.
Biz bir açlık oyunlarındayız
arkadaşlar. Ve yani bir tane
Katniss Everdeen var. Söyleyeyim
yani. 11 tanesi
ölüyor. Bir tanesi çıkacak.
Sanmıyorum aranızdan birinin de
Peeta Malark olduğunu. Eğer öyleyse mutlaka
bana DM atsın. Ben onu ve kendimi
bu arenadan kurtarmanın bir yolunu
bulacağım. Ama biz bir açlık oyunlarındayız arkadaşlar.
Ve bu da böyle olunca
aslında bir şeylerin taktik değil
olması gereken şey olduğunu fark ettim.
Yani zor kadın oynamak değil burada kastettiğim şey.
Neden bu kadar kolaylaştırdığımız bir şeyleri insanlar için?
O yüzden evet yani ben kendi evimin hanımıyım.
Kendime bu imkanı ben sağladım.
Aslında böyle ev hanımlığına baktığımızda
maalesef özellikle bizim toplumumuzda bu ya cinsiyet eşitsizliğinden dolayı
kadınlara dayatılmış belki de tek rol olduğu için
ya da bazı aile dinamiklerinde gerçekten de
yine bu evin erkeği, evin hanımı bunları tırnak içinde söylüyorum ama evin erkeği zaten yeterince ve belki de ondan fazla kazandığı için
kadının çalışmaya gerek olmadığı, ona da evin bakımını, çocukların bakımını, başka düzenleri sağlama görevinin
o emeğin karşılığı ama verilerek ama verilmeyerek sunulduğu bir görev tanımından bahsediyoruz.
Ama burada şöyle bir şey var.
Ev hanımı kalıbı o kadar evin erkeğine bağlı bir şey ki
o provider sana ne sağlarsa o kadarsın.
O ne kadar getiriyorsa o kadarını yapıyorsun.
Bir sürü ev hanımı, annelerimiz ne kadar görünmez, yok sayılan bir emeği ortaya koyuyor.
Ama tamam ben eve ekmek getiriyorum sen de bunu zaten yapacaksın diyen bir mentaliteyle sürekli karşı karşıya geldiği için
ev hanımlığı sanki hiçbir şeyin yapılmadığı, yapılanın da zaten yapılmak zorunda olduğu bir zahmet yani.
Bunun için teşekkür mi edeceğiz ile karşılandığı bir düzen doğuruyor.
Ya da belki de gerçekten çok güzel paralar kazanan çok zengin bir koca var.
Evin hanımı da böyle evin ağası yani evin hanımlığını yapıyor.
Ama orada da ister istemez peki bu adam bir anda elini eteğini çeker ya da sağladığı o providerlığın getirdiği şeyleri artık getirmemeye başlarsa
o zaman ev hanımının hali ne olacak gibi yine biraz kaygıya dayalı bir şey doğuruyor.
Ama baktığımızda evinizin hanımı olmak da pekala isteyebilirsiniz.
Bir evi sürdürmek de bir evi yönetmek de kolay bir şey değil.
Ve bu noktada birinin ben olduğum kadar sen bu evin hanımısın, ben gördüğüm, takdir ettiğim, istediğim kadar, ben sağladığım kadar sen varsın diyebileceği herhangi bir dinamikten uzak durmanın yolu kendi evinin hanımı olmak.
Gerçekten de çok paranı kazanıp kendi evinin hanımı olmak istemek.
O yüzden Tate McRae'yi çok iyi anlıyorum.
Onun hayatında biri var mıdır bilemem.
Onun hanımı olmak istediği ev bir bağ evi midir, bir mansiyon mudur, bir yalı mıdır bilemem.
Ama benim kendime kurmak istediğim düzende bu bir göz odalı evde ya da işte bir artı bir artık kaç göz oluyorsa her şeyini ilmek ilmek işlediğim ve kendime hak gördüğüm için en iyisini en azından isteyebildiğim kadarların içerisinde en iyisini sunduğum bir düzende ben gerçekten fark ediyorum ki kendi evimin hanımlığını kendime bir nevi teklif ediyorum aslında.
Ve bu evin hem provider'ı hem de bu evin çekip çevireni olduğum için sanki kendisiyle arasında bir güç dinaminin, bir güç savaşının olmadığı sağlıklı bir evliliğin içinde gibi hissediyorum.
Ve bu kadar kaosun içinde kendimle sağlıklı bir ilişki kurabilmeyi bir şekilde becerebilmişsem ya da en azından büyük bir yüzde de bunu sürdürebiliyorsam
hayatında hala bir şeylerin dilenmesinden çıkamamış, çok da çıkası olmayan
Çünkü o çatışmanın içerisinde var oldukça bu çatışmayı her zaman gelişmemesinin bir bahanesi olarak bir sebebi olarak gösterebilecek bir adamdan hayat arkadaşlığı ders almaya gerek yok bence.
O yüzden bu bölümü son kez bu kadar ekolu bir şekilde beni dinleyeceğiniz çünkü yarın koltuğum geliyor salonumda sizler için kaydediyor ve sizler için de burada yavaş yavaş bitiriyorum.
Kendinize sunmadığınız, sunmaya değer bulmadığınız bazı şeyleri bir başkasından beklemek çok kolay olmuyor.
Bekleseniz de gelmediğinde bunu normali zannediyorsunuz.
Ben zaten bunu kendime veremiyordum.
Elin adamı mı bana verecek diyorsun.
Ama aslında o senin kendine ne kadar bir şeylere layık görmediğinin altını çiziyor.
Ve bir de üstüne üstlük sen kendini buna layık görmezken karşındakinin de senin bu aza tamah edişinden ne kadar aslında faydalandığını gösteriyor.
Ve eminim ki hiçbiriniz, ben de dahil, böyle bir ilişkinin içerisinde olmak istemiyoruz.
O yüzden bir ev kurarken, kendimi yeniden bir şekilde inşa ederken, belki temelden yıkıp yeni bir temel atmıyorum,
Belki bu bir kentsel dönüşüm değil ama kendimi sevdiğim ve korumak istediğim için bu olduğum hali güçlendirmek için yaptığım bazı eklentiler var.
Değiştirdiğim bazı şeyler var.
Mesela şöyle bir örnek verebilirim.
Bu eve ben geldim taşındım ve işte bu doğalgaz için projenin değişmesi gerekiyormuş.
Çok bir şey olmadı yani ocağı aldılar başka bir yere taşıdılar bir boru değişti falan ama günün sonunda olması gerektiği gibi oldu.
Küçük bir değişiklik oldu.
Şimdiye kadar aslında 2010'dan beri böyle gidiyormuş.
Pekala da kullanıyormuş bir önceki kiracı.
Ama o çıkınca ve ben buraya girince bu planın da bu arada değişmesi gerekiyor.
Bu biraz eskide kaldı denildi bana.
O nedenle bazı şeylerin yıllardır zaten böyle gelmiş olması böyle gideceği anlamına gelmiyor.
Bunu fark edince ben de ben ömrüm boyunca hep böyle mi hissedeceğim diye endişeyle baktığım ilişkileri olan bakış açımı değiştirebileceğimi umdum.
Ve galiba hakikaten ummadık taş baş yarıyor.
Ben de bir şeyleri değiştiriyorum.
Bakalım bir sonraki bölümde ben koltuğuma oturmuş sizinle konuşuyorken.
Hayatımda neler değişmiş olacak?
Öyle.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Ve umarım hepimiz kendi evimizin hanımı olmayı becerebiliriz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
