
Transkript
bence ben iyi bir podcaster'ım.
ve bence beni iyi bir podcaster yapan şey de böyle bir bölüm atabiliyor olmam.
Ha tabii ki de tırnak içinde yasaklı şeylerden, cinsellikten, tabulardan ya da herkese kabul görmeyen radikal fikirlerden bahsedenler de çok ve bunlara da saygım sonsuz.
Ama bence bir buçuk senelik bir içsel şerüvenin bu noktasında benim de kendime kredi verme zamanım geldi de geçiyor bile.
Bu böyle spesifik olarak bir anın, bir durumun ya da şurada şöyle oldu, burada böyle olduğunun üstüne kurulu bir bölüm değil.
Ama bu bölüm adından da anlayacağınız üzere eski sevgiliyle ilk karşılaşma üzerine geçen bir bölüm.
Ve bence tam anlamıyla bir arkadaşla çekilmeliydi.
Çünkü o zaman risk biraz paylaşılıyor.
Tıpkı bir proje ödevi yapmak gibi sorumluluk bölünülüyor.
Her ne kadar moderatör ben de olsam.
Ama bir yandan da bu bölümü olabildiğince tek başıma kaydetmek istedim.
Konuğumun söyleyeceklerinin arkasına sığınmak ya da konuğum vesilesiyle bazı fikirlerimi hafiften böyle masaya doğru ittirmek istemedim.
Tamamen açık ve net bir şekilde burada kendi görüşlerimi paylaşmak istedim.
Böyle çok inanılmaz da böbürlenmek gibi gelmesin kulağa.
Keşke gelse, keşke gerçekten inanılmaz da böbürlensem.
Çünkü bence ilmek ilmek de ben bunu hem aşılamaya hem de bunu kazanmaya çalışıyorum kendi içinde.
bence böbürlenmeyi de kendimize empoze etmemiz gerekiyor.
Bu da gerçekten bu kadar kendini azımsayan insanların da bir noktada dengeyi kurmak için
böbürlenmesinin gerektiğini düşündüğüm ayrı bir konu.
Ve bence beni uzun süredir de dinliyorsanız bu fikrime aşinasınızdır.
Ben gerçekten çokça şu cümleye maruz kaldım.
Bu söylediklerinin karşına geleceğinden çekinmiyor musun?
Ya da senin hakkında bu kadar fazla şey bilinmesi seni rahatsız etmiyor mu?
Ya da en basitinden insanın annesi onun için tabii ki endişelenir.
Annemden de şunu çok sıklıkla duydum.
Bu kadar kendinden bahsetmesen mi? Bu kadar duygularını anlatmasan mı diye.
Çünkü her ne kadar ben burada spesifik isimler, anlar ya da hayatımdaki majör olayları anlatmasam da
aslında bunlarla kısmen koruduğumu düşündüğüm, aslında çok da cam faunusunun içinde olan bir şekilde duygularımdan bahsediyorum.
Ve gerçekten duygulardan bahsetmek de her ne kadar isimler, kimlikler, adresler onlardan soyutlansa da oldukça hassas bir konu.
Çünkü çıplak kalıyorsunuz ve çok fazla insanın karşısında çıplak kalıyorsunuz ve kimin size kulak vereceğini de tam olarak bilmiyorsunuz.
Aslında Rus ruleti oynuyorum bir buçuk senedir ve henüz kurşunun patlamadığına çok mutluyum.
Bugün böyle bir bölümü kaydetmek istedim.
Çünkü bence bu da bizim hayatımızda çok senaryolaştırdığımız, çok üstüne düşündüğümüz, belki başımıza gelen,
hatta çok sıklıkla arkadaşlarımdan şunu duyuyorum.
Yani herkes gördü ben göremedim.
Herkesin karşısına çıktı ayrıldıktan sonra ben hiç görmedim eski sevgilimi falan diye.
Sıklıkla böyle.
Konuştuğumuz bir şey bizim.
Ama bunu böyle bence bölüm olarak attığımda evet şu tabii ki bir risk.
Ben eminim bu bölümü paylaşacağım.
Annem beni ancak diyecek ki ama Sima şimdi üstlerine alınmayacaklar mı?
Şimdi sen onlara şöyle bir koz vermiş olmadın mı?
Çünkü benim incinmemi istemiyor.
Ama incinmeyeceğim anne bu konuda çok için rahat olsun.
Ve beni dinlediğin için de çok teşekkür ederim.
Bunun için bazen yeterince teşekkür etmiyormuşum gibi geliyor.
Ama gerçekten beni dinleyen bir annemin olmasının çok büyük bir şansı olduğunda farkındayım.
Her neyse bu küçük duygusal seremoniye de eşlik ettiniz.
Bence eski sevgiliyle karşılaşmak gerçekten üzgün hissetmek mesela.
Ya da aşık olmak.
Ya da yetersiz hissetmek.
Aslında bunlar çok daha hassas, çok daha derinden gelen şeyler.
Ama herkes hissediyor ya da yetersiz hissediyorum demek artık kabul görmüş bir şey.
Üzgün olmak, depresif olmak kabul görmüş bir şey diye bunları böyle rahatlıkla entelektüelize edebiliyoruz, rahatlıkla paylaşabiliyoruz.
Ama ya ben içten içe eski sevgilim beni görsün diye kuduruyorum ya karşısına geçmek istiyorumu yakın çevremiz dışında çok fazla dillendiremiyoruz.
Hatta yakın çevremize dillendirsek bile onu biraz böyle bir ambalajın altında belki sunmaya çalışıyoruz.
Çünkü karşı tarafın kulağına gitme ihtimali falan bunlar oldukça durumu da böyle değiştirebilecek.
Konumumuzu bir anda farklı bir noktaya taşıyabilecek bir şey olabilir.
O yüzden benim de böyle bir platformda eski sevgiliyle karşılaşmak diye bir bölüm atmam tabii ki de illa ki benim de small circle'ımı aşacak.
belki bir tanıdığım
belki geçmişte hayatımda olan biri
şu an hayatımda olan biri ve gelecekte
hayatımda olabilecek olan biri bu bölümün
ismini görecek bunu dinleyecek
ama
herkesin hayatında
eski sevgili
olgusu bir şekilde oluyor bence
hatta şöyle
bir gün yani her fani
bence bunu tadacak bu şey olarak değil
ayrılık olarak değil
hiç sevgilisi olmayan insanlar elbette olabilir
Bakın şimdi nasıl meşrulaştırıyorum fikrimi.
Ya da bir insan birlikte olduğu bir kişiyle hayatını tamamlayabilir.
Onunla hayatını tamamen geçirebilir.
Ama bence bu benim başından beri savunduğum her gün farklı birisin, her gün farklı birisin, her gün değişiyorsun mantıretesi bizim hayatımızda olan insanların da değişimini bir o kadar kapsadığı için ister istemez aslında biz o hayatımıza ilk kaldığımız insan hayatımızı sonlandırmış olmuyoruz.
Çok da büyük bir değişimin içinde oluyoruz.
O nedenle bence herkesin hayatında bir eski sevgili var.
Hayatında hiç kimse olmamış ve hiç kimse olmayacak insanlar için ne diyorsun Simay?
Derdi, dediğinizi duyar gibiyim.
Buna da hemen bir cevap veriyorum.
Bence bir insanın hayatta bir şeyle ilişkilenmemesi mümkün değil.
Bu ama kendi oluyor.
Ama bir çocuk oluyor.
Ama bir canlı oluyor.
Bu bir çiçek, bir hayvan, kedi, köpek, bir nesne, bir ev, bir hobi, her şey olabilir.
Ama bence biz her zaman ve her zaman bir şeye bağlanmak üzerine inanılmaz derecede entegre olmuş canlılarız.
Hatta belki bu bizim hem en gelişmiş hem de en primatif özelliğimiz.
Bir şeye bu kadar bağlı olmak.
ve belki de bağlı olmak bu kadar primatifken bağlı olduğumuz şeyin kalıbını değiştirerek, onu sanat diyerek, onu aşk diyerek, bir canlı diyerek.
İşte ben çiçek bakmayı çok seviyorum, ben sabahları koşuya çıkmayı çok seviyorum diyerek belki biraz da güzelliyoruz ama temelinde bence bağlanma üzerine ve ilişkilenme üzerine biyolojik saati adeta kurulmuş alarmlardan ibaretiz.
Ve bu alarm herkesin hayatında mutlaka bir gün çalıyor.
O yüzden de herkesin hayatında bir ilişki mevcut ve her canlı bir gün eski sevgili gerçeğiyle yüzleşecek.
Ben de bildiğiniz üzere bu eski sevgili kavramıyla yüzleşmiş bir insanım.
Hatta bir buçuk sene önce de beni çatır çatır konuşmaya, bazen bölüm aralarında, bazen bölüm sonralarında, bazen öncesinde hüngür hüngür ağlamaya iten belli başlı duygularla bu hisler gemisini yürütüyorum.
Ve bir buçuk sene önce beni de sizin karşınıza geçip de merhaba sen okuza evimizden hoş geldiniz dedirten şey bir ayrılıktı.
Ve bu bir buçuk senede gerçekten öyle değişiyorsunuz ki.
Yani şöyle söyleyeyim.
Beni bir buçuk senedir dinleyenler ya da ortada bir yerde başlayanlar.
Hayatında öyle ya da böyle bir buçuk sene olmuş olan herkes için söylüyorum.
Yani hepiniz için söylüyorum.
İnanılmaz değiştiniz.
Ve belki farkında değilsiniz.
Ama benim podcast'tan kazandığım en büyük ikinci şey, birincisi beni dinleyen, bana kulak veren insanlar ve bunu kesinlikle romantize ederek söylemiyorum.
Çok samimiyim.
Bu benim hayatımı değiştiren bir fact olarak kalmaya devam edecek.
İkincisi, somut bir şekilde yaptığım her şeyi görme şansını bana vermesi.
Her gün, her ay, her hafta düzenli bölüm kaydetmedim elbette.
Ama psikolojide öğrendiğim bir şey varsa birinin baktığı yer kadar bakmadığı yerde bir o kadar şey taşır, anlam taşır.
Benim de delilercesine bölüm kaydettiğim anlar kadar uzun süreli sessizliklerim de bir o kadar anlam yüklüydü.
O sessizlik de aslında bir şey ifade ediyordu.
Hatta ben birkaç mail almıştım, mesaj almıştım.
Aralarda duraksadığında ya da derin bir nefes aldığında en çok oraları kesmemeni seviyorum.
Çünkü seni çok iyi anlıyorum demişti bir dinleyicim.
Tıpkı öyle.
Derin bir nefes almak gibi.
Geçenlerde bir şey okudum.
Sen hiç alkışlamayı bırakmadın.
Sadece iki alkışın arasındaki zaman uzadı diye.
Aslında öyle.
Ben hiç konuşmayı bırakmadım.
Sadece bir şeyleri dillendirmem, bir cümleden bir sonraki cümleye geçmem arasındaki zaman uzadı.
Oralarda da bir şeyler yaşamaya, hissetmeye, var olmaya ve bazen var olmak istememeye devam ettim.
Her neyse konudan çok sapmak istemiyorum.
Ama bu bir buçuk senede ne kadar değiştiğimi somut bir şekilde bana gösteren inanılmaz bir çocukluk albümü gibi bir şey oldu podcast'a sahip olmak.
Haliyle beni bir ayrılıkla bu sandalyeyi oturtan o duygulanım zaman içine çok şekil değiştirdi.
öfkem bazen kendime döndü
ben de şunları yaptım dedim
yok hayır ben tamamen haklıydım
dedim ben ne yaparsam yapayım
bunları hak etmedim dedim
acaba hak etmiş olabilir miyim dedim
ve inanın bunun farkında olun ya da olmayın
bunların hepsine bir şekilde eşlik ettiniz
her bölümün böyle tıpkı
köşe kapmaca oynar gibi
saklanmaç oynar gibi bir yerlerde gizliydi
bir bölümün altında mutlaka
bunların hepsini böyle bulup
Hani birisi bir araya getirirse beni bu duygulanımsal tablomu tıpkı bir puzzle yapmak gibi görecektir, gözleri önüne serecektir.
Hepsinin altında bir şekilde gizliydi.
Haliyle bu bir buçuk senede bu kadar şey değişmişken birine duyduğunuz duygu, aşk, aşkın tek taraflıya dönmesi, üzüntü, hayal kırıklığı, öfke, nefret,
acaba ben mi haksızdım o mu falanlar filanlar binlerce sonunda soru işareti olan ve sizi noktaya çevirmek için
o karşınızda olmayan yegane insanın varlığına ihtiyaç duyduğunuz bütün sorular
benim bir buçuk senede hayatımdan aktı gitti geldi gitti hep hep bir yerde bir şekilde sirkülasyonu sürdürdü.
ama bütün bunlar olurken
o bir kişinin yoksunluğu
çok garip bir şekilde
orada olmaya devam etti
yani bir gün benim hayatımdan bir insan çıktı
ben böyle bu koltuğun başına
oturdu
bir buçuk senedir öyle ya da böyle konuşuyorum
bazen yetersizlik hissinden
bazen
beden algımdan
bazen üniversiteden
ilişkiden çok da bağımsız şeylerden
bahsettiğim bir ton şey olmasına rağmen
o her zaman orada varlığını
daha doğrusu yokluğunun varlığını
yokluğunun realitesini kurmaya
devam etti. Şey değil.
Eski sevgilimin yokluğuyla yaşıyor falan
değilim. Sadece
ben bir şeylerin yaşanıp
bittiğine değil, yaşanıp orada kaldığını
ve bizim her zaman üstüne
şeffaf
bir cila çektiğimize ve bu
cilaların katman katman katman
katman kalınlaşarak neticesinde
bizi oluşturduğuna inanmaya çalışıyorum.
Haliyle ben
üniversiteden de bahsetsem
eski sevgilim orada olmaya devam etti.
Ondan önceki eski sevgilim
orada olmaya devam etti.
Demem o ki çok değişmişim gerçekten
bir buçuk senede. Bazı noktalarda
çok aynıym, bazı noktalarda çok
farklıym, bazı noktalarda
büyümemişim. Zaman geçmiş
belki de daha da küçülmüşüm falan filan ama
kısadan ise bölümün
adı
Nihayet dile geliyor.
Eski sevgimle karşılaştım.
Bence hayatında fake senaryolar kuran, fake senaryolarla yatıp kalkan,
uyuması için hayatında dramatize etmeye, hayaller kurmaya,
şimdi şu olurken şunu giyerim, sonra şöyle olur, şurada karşılaşırız.
O bana şunu söyleyecek, ben şöyle cevap vereceğim diye.
böyle sahte ama gerçek olabilitesini de isteyen, düşünen bütün insanlara shoutout olsun bu bölüm.
Ben fake senaryolarla yaşayan bir insanım.
Böyle gerçekten 5 yıl önce falan bile başıma gelen ama benim istediğim şekilde sonlanmadığını düşündüğüm bir şey varsa
ben onu hayal gücümde bin kere falan yaşamışımdır.
İnanın kombinler değişiyor, mevsim değişiyor, ortam değişiyor.
Hatta bazen duygulanımıma göre o insana söylediğim şeyler bile değişiyor ama o fake senaryolar baki kalıyor.
Ve ben gerçekten birçok insanın bunu yaptığını ama bunun böyle biraz sanki delilikle ya da aşamamakla yaftalanacağından korkup birçok insanın bu fake senaryoları çok dillendirmediğini
hatta yavaş yavaş da daydreaming adı altında da biraz popülerleştirmeye başladığını düşünüyorum.
Umarım popülerleşir, umarım bu gerçeği bağrımıza basarız ama ben o insanlardanım.
Ben gerçekten daydreamingle yatıp kalkıyorum.
Bunun da aşamamak olduğunu düşünmüyorum.
Aşamamak olabilir.
Aşamayan insanlar hiç hayal kurmayabilir.
Aşamayan insanlar sabahtan akşama kadar hayal kurabilir.
ya da çoktan o gemiyi oradan, o limandan ayrılırken, seyreden, arkasından el sallayan,
hatta arkasından bakmadan dönüp kendi yoluna giden insanlar da delilercesine fake senaryolar kurabilir kafalarında.
Bunun için belli bir kriter olduğunu düşünmüyorum.
Ama kıssadan ise ben o insanlardanım.
Ben oturuyorum ve hak ettiği cevabı veremediğim insanlara cevap veriyorum.
Dileyemediğim özürleri diliyorum.
Yapamadığım açıklamaları yapıyorum.
cevabını beklediğim soruların cevabını alıyorum
hayal gücümde. Kendimi istediğim
ortamlara sokuyorum.
İstediğim kıyafeti giydiriyorum kendime.
Hatta uzun yolculuklarda
hatta uzunu geçtim. Buradan
Kadıköy'e giderken 40 dakikalık yolda bile
dinlediğim şarkılar
benim aslında kafamda çektiğim
kliplerin jeneriği.
Hani bazı şarkılar
vardır ya klibi için dinlersiniz.
Kafamda onu yaratıyorum.
Bir klip çekiyorum ve neyin bana
eşlik edeceğine karar veriyorum şarkıyı
seçerken. Yani ben
daydreamingle yaşayan bir insanım ve haliyle de
her şeyi
bu kadar romantize eden bir insan olarak
elbette ki eski sevgilimle
öyle ya da böyle karşılaşmayı da
biraz kafamda kurdum.
Kurmadım desem yalan olur. Zaten yakın
çevrem çok iyi biliyor.
Ki yakın çevremle biz daydreaming
üzerine yatıp kalkıyoruz. Yani bununla çok
konuşuyoruz. Bence şöyle olacak.
Bence böyle olacak. Değil mi? Bu hayatımızın her
anında. Mesela benim gelecek
planlarımda. İtalya'ya
gitmek isteyişimde. İtalya'da
yaşadıklarımda, yaşayamadıklarımda.
Her şeyde yaptığım bir şey.
E tabii ki eski sevgilim üzerine
de yapıyordum bunu.
Çünkü az çok çıkarım
yaptıysanız şayet.
Çok böyle askıda biten.
Oğlum iyi
gidiyordu lan. Ne oldu şimdi?
Hani final...
yollarını mı arıyorsunuz? Fikrinizden
yayına, format, kayıt,
BPT yanınızda. Açıklamadaki
podcast'iniz için en uygun paketi
hemen keşfedin.
...yapmadı falan diye
bazı yaz dizileri falan vardır ya
büyük beklentiyle oturursunuz başına
her bir de sarar sizi. Ama
sırf başkaları izlemediği için siz
reytinge kurban gidersiniz ve sevdiğiniz
ve muhtemelen seveceğiniz bir dizi
Şak diye ortada biter.
Bu ilişki tam olarak benim için böyleydi.
İki kişinin izlediği bir diziydi.
Aynı zamanda oynadığı.
Ama karşı taraf o kadar da bu diziden galiba keyif almıyordu ki.
Biz de reytinge kurban gittik ve ben sonunu getiremedim bu şovun.
Nasıl bitiyor falan bilmiyordum.
Haliyle sonunu kendi kafamda tamamlamaktan başka da çok bir çarem yoktu.
Bunu zaman zaman yapıyorum.
Acaba şöyle mi olur böyle mi olur falan.
Geçenlerde oldu.
Geçenlerde eski sevgilimi gördüm.
Bence dediğim gibi bunun üzerine daha fazla konuşmamız gerekiyor.
Çok saniyelik bir şey.
Dışarıda random bir insanla göz göze gelmek gibi bir şeydi.
Random bir insanla otobüste kafanızı kaldırdığınızda durağa falan bakacaksınızdır.
Göz göze gelirsiniz de kafanızı çevirirsiniz.
Hele ki günümüzde biriyle göz göze gelmemek için de biraz çaba sarf ettiğimiz bir dönemde.
Yanlış anlaşılırım falan diye.
Öyle bir şeydi yani.
Kalabalığın içinde göz göze gelmek.
Ve tanıyıp tanımadığınızı, kim olup olmadığını düşünmemek.
Ve doğrudan kafanızı başka bir yöne çevirip yaşamaya devam etmek gibiydi.
Nitekim öyle de oldu.
Ve oldukça garipti benim için.
Çok uzun bir aradan sonra eski sevgiliyi görmek ya da...
Ha siktir ne oluyorsun falan değil de.
Çok uzun bir aradan sonra olsun ya da olmasın.
Yani ayrılıp ertesi gün görün ya da 1-2 yıl, 3 yıl, 10 yıl sonra falan görün fark etmiyor.
Bir zamanlar hayatınızda çok yakınınızda olan,
hani gerçekten bu sevgililik ve onun getirdiği yakınlıktan bahsetmiyorum.
Yani gerçekten bir noktaya kadar iç dünyasını bildiğiniz ya da bilip bilmediğiniz çok sizin tek elinizde olmasın.
harbiden içinizi döktüğünüz, sizin güneş girmeyen yerlerinizi görmüş,
sizin böyle içinizdeki çocukluk travmalarınızı, korkularınızı, endişelerinizi görmüş.
Romantize etmiyorum ama bence bu da cesaret isteyen bir şey bir noktada.
Her ne kadar normalize etmemiz gerekse de.
Yanında gözyaşı döktüğünüz birisi.
Bu benim için önemlidir yani.
Ben yanında gülebildiğim kadar ağlayabildiğim insanlara da çok çok büyük kıymet veririm.
Hatta daha fazla kıymet veririm.
Yanında ağlayabildiğiniz bir insan bir gün gerçekten emin olup dolmuşuna binip de yanınıza oturan insandan daha yabancı gelebiliyor yani.
Hani böyle gözünün içine baktığınız hatta gözünün içine baktığınızda ne düşündüğünü falan anlamaya çalıştığınız o kadar aranızdaki telepatinin hani radyoaktif dalgalar halinde böyle salınım gösterdiği bir insanın bir anda yabancı bir insana dönüşmesi çok garip.
Aşırı garip bir şey yani.
Ve bunun üzerine konuşulması lazım.
Hiç ben şimdiye kadar para ödediğim bütün platformlardan ve bilet alıp filmine gittiğim bütün senaristlerden, yönetmenlerden iadesini istiyorum.
Hani bu dramatik, romantik filmlerde ya da romcomlarda ayrılan sevgililer göz göze gelince rüzgar esmeye başlıyordu, zaman yavaşlıyordu, ağır çekime geçiyordunuz, çok iyi bir müzik giriyordu.
bunların hiçbiri olmadı ve ben
gerçekten benim hayal gücümü bu şekilde
şekillendiren bütün senaristlerden
yönetmenlerden paramı geri istiyorum
hiç de öyle olmadı
yani arkada müzik çalmaya
başlamadı bir anda göz göze
gölünce birlikte geçirdiğimiz zaman
kronolojik bir şekilde gözlerimizin
önünden akmadı yani benim için akmadıysa
karşı taraf için akmadığına ben
yemin ederim
ama bir o kadar da acısızdı
hani gerçekten
bu kadar mıydı ya falan
diyeceğiniz türden bir şey.
Beni galiba afallatan şey
bu
10 dakika falan
tanımladığım o
çok yakınımızdaki birinin bir anda bu kadar
yabancı olması ve
yıllar sonra iki tarafta birbirine
değen şeyin sadece
saniyelik bir göz kontağı olmasıydı.
Yani iki çift gözün
birbirine değmesi ve bundan
ibaret olmasıydı.
Bu çok garip bir duyguydu.
Bir konserde karşılaştım.
Ve
daha garip hissettiren
sonrasında bunu düşündüğümde. Çünkü
insanım ve düşünüyorum tabii ki de.
Ben de
herkes kadar, bilmem herkes yapıyor mu
mesela normal demeyeceğim çünkü
normal ya normal nedir bilmiyorum.
Eski sevgililerini
stalklayan bir insanım. Stalklarım Spotify'da
ne dinliyorlar bakarım falan.
Ve böyle
özellikle de bir insan hayatından yeni çıkmışsa
bu arkadaş da olur, sevgili de olur
falan. Ne yaptıklarına daha böyle
dikkatli bakarım. Hani bensiz hayat
nasıl olabiliyor mu? Bir preview
bunu görmeye çalışırım falan.
Bakıyordum.
Ama Spotify'da şöyle bir şey var. Bilmiyorum
fark ettiniz mi? Spotify aktivitesinde
gördüğünüz arkadaşlarınız mesela bir şey dinliyor.
O aslında
dinledikleri bir önceki şarkı.
Mesela o an arkadaşınız
Harry Styles dinliyor.
ama bir önceki şarkı Metallica'ydı
ve siz Metallica dinlediğini görüyorsunuz
aktivitede. Yani ne kadar
isteseniz de aynı anda
o saniye sizin içinde yaşadığınız
anda onun ne dinlediğini
yanınızda olmadığı ve o kişi size
söylemediği takdirde göremiyorsunuz.
Ben de şarkılara ve şarkıların sözlerine
çok anlam veririm. O yüzden de ayrılık sürecimde
eski sevgilim ne dinliyor,
beni düşünüyor mu, playlist'e ne ekledi,
playlist yaptı mı falan gibi
hani beni onun o
Yokluk döneminde başka bir şeyin varlığı avutacaktı.
O varlıkta orada şarkılar işte ne dinliyor ne yapıyor acaba bu şarkı da aklına geliyor muyum?
Hadi şimdi tamamen şarkıya odaklanıp onun gözünden dinlemeye çalışayım.
Onun yerine koyayım kendimi.
Bakalım ben gerçekten bu şarkının içine gizli miyim falan gibi.
Aşırı böyle bir yoklukla mücadele etme sürecim vardı.
Sonra işte bir gün fark ettim ki hiçbir zaman aynı anda o şarkıyı dinlemiyor olacağız.
Çünkü Spotify her zaman bir önceki şarkıyı gösteriyor falan.
Bu benim için yıkım olmuştu.
Çünkü bir insanın hayatınızda olmaması kabul edilebilir bir şey.
Yollar ayrılır, devam edersiniz.
Ama artık bir insanla aynı zamanı paylaşamamak çok farklı bir duygu.
Hani o insanın hayatından çıktığınızı bir şekilde kabulleniyorsunuz ama o insanın zamansal olarak gerisinde kalmak çok garip.
Gerçekten o Interstellar'ın meşhur cama vurma sahnesi gibi bir şey oluyor yani.
Kaç taraf sizi duymuyor, kaç taraf önde siz geriden geliyorsunuz ya da siz işte anladınız siz beni.
Haliyle bu bilgi beni şok etmişti.
O yüzden de çok uzun bir aradan sonra bu kişiyi kanlı canlı görmek ve sonra bunun bir konser ortamında olması ve çok uzun bir aradan sonra hani benim arabaya binip kendi isteğimle şarkıları açtığım ya da birlikte bir mekanda müzik dinlediğimiz ya da birlikte bir konsere gittiğimiz anların dışında yıllar sonra literally aynı anda aynı müziği dinliyor olmak acayip garip geldi bana.
Ve ben çok uzun bir süre sonra eski sevgilimle karşılaşmanın verdiği bu farkındalıkla aynı anda olmanın, biriyle aynı anda kalabilmenin aslında ne kadar değerinin farkında olmadığımız bir şey olduğunu gördüm.
Çok saçma bir bilgi var kafamda.
Bu bilgiyi nerede kullanacağımı bilmiyordum.
Bu bölüme kısmetmiş.
Böyle bir tane çizgi film gibi bir şey vardı.
Böyle bir şeylerin keşfinin nasıl olduğunu anlatıyordu.
Böyle çubuk adam çizimleriyle.
Ve orada Salep'in nasıl olduğu ile ilgili bir bölümlü.
Salep mi, vanilya mı ne?
Ve bu işte orkidenin özü.
Yanlış hatırlamıyorsam.
Ve tabii insan evladı her şeyde olduğu gibi bir şeyi bulduğunda sonsuz bir rezerve olduğunu düşünüyor.
Ama işte şimdi artık doğal salep, %100 doğal salep'e ulaşmak neredeyse imkansız.
Artık yasak.
Çünkü artık o polen alındığı için orkideler çoğalamıyor falan filan.
Böyle bir şey vardı yani.
Her neyse bu bilgiyi de kullandığım için çok mutluyum.
Daha gereksiz bir bilgi için bir yer açıldı.
Aynen öyleydi yani.
Bence bu insanlar da bizim hayatımızda bir şeyin icadına tekabül ediyor.
Bulduğumuzda sonsuz bir rezerv varmış gibi düşünüyoruz.
geçireceğimiz her zaman sonsuzmuş.
Artık onu bulduk ya, öyle
sonsuza kadar gidecekmiş gibi düşünüyoruz.
Aynı anda aynı yerde olabilmek,
aynı yerde
aynı şeyin tadına bakabilmek,
aynı güneşi görmek, aynı müziği dinlemek
o kadar farklı ve o kadar
aslında farkına varmadığımız
bir deneyimmiş ki, onu fark ettim.
Ha tabii aynı güneşi seyretsek
bile bazı insanlara biz manzarayı
gösterdiğimizde parmağımızın neyi
işaret ettiğini değil, parmak ucumuza
bakmayı tercih edecekler. Belki
aynı noktaya aynı konuma baksak da bazı
insanlar
görmüyor olacak.
Bazı insanlar uzak gözlüğünü takmıyor
olacak. Bazı insanlar bulanıp görüyor olacak.
Bazı insanlar bakar kör olacak.
Bakacak ama sizin
hissettiğinizi, sizin gördüğünüzü
sizin anladığınızı o kompozisyondan
çıkartmıyor olacak. Ama öyle ya da böyle
anda olabilmek çok farklı bir şey.
Yanlış anlaşılmak bile
iki insan aynı anda olunca
çok kıymetli bence. Çünkü
düzeltme şansım oluyor.
O yüzden gerçekten yıllar sonra bir zamanlar hayatımda olan ve çok kıymet verdiğim bir insanın benimle aynı yerde bulunması, aynı yerde aynı şeyi dinliyor olması çok farklıydı.
Çünkü ben bu podcastta da dinlenmeme, kendimi ifade edememe ve bunun bende yarattığı, yani ben sessiz kalamıyordum.
bir şey söylemek istiyorsam
anında söylemek istiyordum. Karşı taraf
bunları duymaya hazır mı?
Beni dinlemek ister mi?
Acaba duyacağı şeyler ona ağır gelir mi gelmez mi?
Onu düşünmüyordum. Ben
o duyguların bende yarattığı
şeyi kusmak istiyordum sadece.
Artık aşırı midem bulanınca
nerede olduğun çok da önemi yoktur.
Bu yüzden de bazı insanlar sokağa kusar yani.
Öyle bir moddaydım.
İçimdeki her şeyi
dökmek istiyordum ama o dinlenme arzum
Karşı taraf tarafından karşılanmıyordu.
Ben de ne yaptım? Podcast'a başladım falan.
Haliyle buradan da anlayabilirsiniz.
Duyulmak, dinlenmek, aynı anda aynı şeyi işitebilmek ne kadar büyük bir önem taşıyor benim hayatımda.
O yüzden harbiden çok farklı bir deneyimdi.
Çünkü ilk defa 3-5 şarkı geçiyordu.
Biz 3-5 şarkıda da aynı ortamda bulunmaya devam ediyorduk.
Çok garip bir deneyimdi benim için.
Umduğum kadar dramatik olmaması.
Hayalini kurduğum kadar anlamlı olmaması
Böyle göz göze geldiğimde karşı tarafın ben Sima'ya neler yaptım falan dememesi
Tabi ki biraz da bizim izlediğimiz okuduğumuz şeylerden ve bize dikte edilen ayrılık hikayelerinden kaynaklıydı ama
Yine de bu muymuş ya dediğim bir iğne acısı gibi olması da bir noktada benim için çok kıymetliydi
Bunu neden anlattım? Çünkü bilmeniz gerektiğini düşündüm.
Aramızda bunun hayalini kuran ya da bunun olma ihtimalinden korkan, karşılaşmaktan çekinen ve belki bu yüzden kendini sınırlandıran insanlar vardır bilmiyorum.
Ama bu o insanlara bir shoutout olsun.
sandığınız kadar can yakmıyor.
Sadece
hayatınıza dair
inanılmaz bir flashback oluyorsunuz.
Oha diyorsunuz yani gerçekten.
Hani yıllar sonra liseye
okuduğunuz ilkokulu okuduğunuz liseye
dönmek gibi bir şey falan.
Böyle sınıfa girersiniz.
Aa şu sırada ben oturuyordum.
Artık başkası oturuyor falan.
En sevdiğiniz öğretmen artık başkası
onun favori öğrencisi artık siz değilsiniz
falan gibi.
Öyle bir şeydi yani.
Eski liseme gitmek gibiydi.
Çok eskiden sıktığım bir parfümün kokusunun burnuma gelmesi gibiydi.
Hatta şöyle bir şeyde yaşadım.
Çok anlık bir şeyden bahsediyoruz.
Saliselik bir şey.
Saliselik bir insanı gördüm yani.
Ama o insanlarken hissettiğim bazı duygular anlık da olsa bana çöreklendi.
Yani şey oldum.
O zaman kendini biraz yetersiz hisseden, partnerini inanılmaz idealize ettiği için ne yaparsam ona layık bir insan olurum karmaşasıyla kendini biraz böyle ucube gibi hisseden, yetersiz hisseden, ben elimi neye atsam onun kadar harika yapamam yetersizlik duygusuyla.
Hiçbir şey yapmak istemeyen ve belki de bir şeye adım atmaktan kaçınan Sima'ya anlık da olsa bir geri döndüm.
Çok kendimi böyle güzel hissederek, iyi hissederek gittiğim bir anda ama böyle kısa bir süreliğine de olsa.
Aynaya bakın şey, iki sene önceki simayı falan gördüm.
Aslında biraz denize girmek gibiydi.
Denize girersiniz ve bu o insanla yaşadığınız deneyime tekabül etsin.
Ama çıktığınızda o denizden daha farklı, daha büyük ve daha engellenemez bir şey vardır tepede ve bu güneştir.
Çünkü denize girmek, o anı yaşamak ya da denizin kıyısında durmak sizin kararınız olabilecek bir şeydir ama tepedeki güneşe engel olamazsınız.
Hatta güneşin olmaması da ertesi günde olacağı gerçeğini değiştirmez.
Hatta doğmadığı takdirde de bir şeyler yolunda gitmeyecektir.
O yüzden aslında orada güneş benim o insanla ilişkimde, o denize girme deneyimimde zamana tekabül ediyordu.
Evet ben o denize girdim, o deneyimi yaşadım ve çıktığımda güneş beni kuruttu ve üstümde o denizin tuzu kaldı.
O deneyim kaldı ama silkelendiğim zaman artık kuruduğum ve yüzme deneyimin geçmişte kaldığı gerçeğini de kabul etmek gerekiyordu.
O yüzden o üstümdeki tuzu, o iki sene önceki simayı ve yetersiz ikisini silkelenip atmaya çalıştım.
Denizden büyük bir şey var.
O da tepedeki güneş.
O da kolumdaki saate tekabül ediyor.
Geçen yıllara tekabül ediyor.
O yüzden dediğim gibi bir kez daha ne kadar büyüdüğümü, zaman zaman ne kadar küçüldüğümü, çok olgunlaştığımı düşürdüğüm anlarda
belki de en çocuksu mental statement'ımı yaşadığım anları gördüm.
Benim için çok iyi bir flashback'ti.
Bunu da sizinle paylaşmak istedim.
Galiba 38. bölümün sonuna geldik.
İstediğiniz gibi bitti mi bilmiyorum.
Çok benim istediğim punchline de bitmedi ama
eski sevgiliyle karşılaşmak da böyledir zaten.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
