
ben de birilerinin eski sevgilisiyim, birileri de benim eski sevgilim. belki ben zaman geçtikçe gelenekselleşiyorum ama eski sevgiliyle arkadaş olunabileceğine pek de inanmıyorum. bu kalpten kovulanın hayatınızda yeri ne ola ki? hoş geldiniz ve dost acı söyler.
Transkript
Simacım bu ne hız bu ne üretkenlik biz senin daha bir önceki bölümünü dinleyip sindirmemiştik sen hemen böyle bir bölüm mü kaydediyorsun bu kasım bütün bereketiyle mi geldi hem de stok bir bölüm değil dediğinizi duyar gibiyim öyle bazen şaşırtıyorum sizi.
Yani pazar günü, Kasım ayının ilk günü, siz bunu belki pazartesi, salı artık ne zaman sesçimiz müsaitse o zaman dinleyeceksiniz sevgili Yiğit'cim.
O tabii arka planda benim bütün böyle öksürmelerimi, aksırmalarımı, höpürdete höpürdete kahve içmelerimi duyuyor.
Bakalım.
Muhtemelen salı günü siz bunu dinliyor olursunuz diye düşünüyorum.
Güzel bir pazar gününü uyandım.
Böyle hani ayın ilk günü pazartesiye denk gelince hayatınızı yoluna koyma ördüğü hissedersiniz.
Bunun en azından muhabbeti döner internette.
Ama nedense 1 Kasım'ın pazara denk gelmesinin çok hissettirdiği o hafifliğin içerisindeyim.
Çok geç kalktım.
Hava güneşliydi.
Ve hani Kasım ayındayız.
Bu tarz güneşli havaları çok kaçırmamak lazım.
Ama bir de onun yanından böyle bir şeyleri kaçırma hissi olmadan bu kadar geç uyandım.
Dün akşam çamaşırları asmayı unuttuğum için onları böyle bir kısa programda yıkadım.
Tertemiz kokusunlar istedim.
Böyle hataların düzeltilebilir olduğunu bu eve taşınma sürecimde minik minik kabul ediyorum.
Minik minik yaşıyorum.
Telafi edilebilir.
Edilmezse de bununla yaşanabilir deneyimliyorum.
Fark ettiyseniz eko biraz daha azaldı çünkü koltuğum geldi.
Bu benim koltuğumun üzerine kaydettiğim ilk bölüm.
Ve ne yalan söyleyeyim.
Hani ben bir ayı aşkın süredir koltuksuz bir şekilde salonda vakit geçirdiğimden mi yoksa hakikaten ölçümlerde biraz sıkıntı yaşadığımdan mı bilinmez ama
koltuk bir tık sanki salona büyük geldi.
Şu an gözüm alıştı ama özellikle ilk gün ben ne yaptım falan modundaydım, bir kriz modundaydım.
Ve sonra baktım ki bu koltuk iade edilmiyor, iptal edilmiyor, değişim yapılmıyor çünkü sipariş üzerine üretiliyor.
Ve ben hayatımda ilk kez kendi maddi sınırlarım içerisinde bu kadar pahalı bir hata yaptığımı fark ettim.
Ve sonrasında bununla pekala yaşayabilmek de çok hafifleticiydi.
O yüzden böyle of şimdi eve gidince benim çamaşırları asmam gerekiyor gibi bir panikle
arkadaşlarımla geçireceğim güzel bir akşamı kendime zehir etmektense
sabah 15 dakikalık bir kısa programda tekrardan çamaşırlarımı da yıkadığım,
Hiçbir şeyin nem kokmadığı, evimin de böyle yumuşatıcı kokusuyla dolup taştığı güzel bir pazar gününü yaşayabilmek de
bazen unutkanlıkların, yetişememenin, hataların o kadar kötü çıktıları olmadığının güzel bir örneği oldu.
Fark etmişsinizdir sesimden.
Böyle biraz keyfim yerinde.
Kendi bir dubla Türk kahvesi yaptım.
Üzerime şöyle annemin bana yıllar önce Bim'den aldığı pembe, yumuşacık bir sabahlık var.
Ona bayılıyorum.
Benimle İtalya'ya gitti, 3 sene kaldı geri geldi.
O kadar seviyorum.
Üzerimde o.
Kedim sol tarafta camın önündeki yatağında bilmem kaçıncı rüyasını görüyor.
Bugün pazar.
YouTube biliyorsunuz en yoğun günlerinden birini yaşıyor hafta içerisinde ve bir sürü içerik var.
Ben de sevgili arkadaşlarım Deniz ve Michel'in reçeliyle başladım.
Zeki Arkun'u izliyorum.
Şöyle gözlerimiz bir şenleniyor.
Ben olsam şunu da sorardım diyorum.
Deniz'e alttan bir mesaj atsam mı?
Kanka, nasıldı Zeki'yle bölüm çekmek?
desem mi diyorum? Muhtemelen bu bölümden
sonra yaparım. Keyfim yerinde.
Dubletür kahvesi de aslında yine
bu işte 30 bin liralık bir
koltuk hatası yapmak veya
çamaşırları asmayı unutmak ve bir daha
yıkamak zorunda kalmak örneklerime
bir yenisini ekleyebileceğim bir
konu. Ya ben kahvenin her türlüsünü
çok severim arkadaşlar. Şimdi bir yudum alacağım.
Ben kahvenin her türlüsünü
çok severim. Ama benim için önemli
olan o kahvenin hemen bitmeyecek olması.
O yüzden de çoğunlukla
filtre kahve içiyorum. Amerikanlı
içiyorum. Ya da işte kahve
makinemde ne yapabiliyorsam onu yapıyorum
falan. Ama bir süredir espresso
alamadım. Benim de espresso makinem var.
Genelde Kimbo içerim.
Kimbo da hakikaten İtalya'da alıştığım
bir lezzet. Affordable bir lezzet.
Burada hem çok pahalı hem böyle
hani kahveyi bilen, seven
arkadaşlarımın çok da
bence daha iyileri var dediği de bir marka
olunca. Acaba başka bir şey mi deneseme
geçtim. Seçemediğim için de
bir süredir full Türk kahvesi içiyorum.
O da miktar olarak bana yetmediğinden duble yapıyorum, onu içiyorum.
Ve bu da böyle imkansızlıklardan doğan bir çözüm önerisinden ziyade hakikaten böyle bir personaya dönüştü.
Duble Türk kahvemi yapmak, sabahlığımı giyip böyle koltuğa oturup işte ne bileyim dizi izlemek, telefonda dolaşmak, iki kitap okumak falan.
Hakikaten böyle yavaş yavaş bir elementimdeyim, moduna girdim.
Ve belki bugün bir date'e çıkacağım.
Birkaç saat sonra falan yani.
Bu aslında böyle bir 3-4 gün öncesinde planlanmış bir şeydi.
Yani işte ne zaman müsaitsin?
Pazar günü müsaitim dedim ben de.
Hakikaten böyle bu haftam biraz yoğun geçti.
Tamam o zaman işte saati verdi, mekanı verdi.
Pazar günü okey tamam buluşuyoruz planlandı.
Ama bugün ben böyle telefonumda bir buluşuyoruz değil mi?
Siz ne yapıyorsun? Hazır mısın gibi.
buluşmaya dair bir mesaj görmeyince
hemen böyle bir ya ne bu canım şimdi
yani ben sonuçta hazırlanacağım
saçımı başımı yapacağım, duşumu alacağım
benim saçımı yıkama tarihim
değişecek yani falan hemen orada bir
Pelina'yı anladım yani.
Bu saç her zaman yıkanmıyor arkadaşlar.
Bazı günler gerçekten böyle
bir fön yapıp onu
3 güne yediriyorsunuz öyle sürekli saç
yıkanmaz yani. Şimdi ben ona göre
duşumu alacağım, saçımı yıkayacağım
bir kesinlik bekliyorum. Ama
diğer yandan aslında pazar günü
Şu saatte şurada buluşuyoruzu zaten bana karşı taraf söyledi.
Yani aslında benim orada biraz inanmakta çektiğim bir güçlük var.
Spontane date'lere artık biraz kapılarımı kapattım.
Yani olursa yine olur tabii ki.
Özellikle iki tarafta o an böyle aynı enerji seviyesindeyse, müsaitlerse.
Hadi çıkalım bir kahve içelim, hadi gel tamam bir yürüyüş yapalım demek çok tatlı olabiliyor gerçekten.
Ama spontan date'lere bu kadar uzun bir süre tamah etmemin sebebi aslında çok planlı şeylere maruz kalmamamdı.
Bana planla gelinen şunu yapıyoruz seni buraya götürüyorum şöyle yapacağız gibi benim daha edilgen olduğum ve bir şeyleri kontrol etmek zorunda olmadığım olmayacağım randevu teklifleri çok gelmediği için karşıma
ben böyle tıpkı espresso almadığım için duble Türk kahvesine dönmem
ve sonrasında duble Türk kahvesinin bir zorunluluktan keyif aldığım bir şeye dönmesi gibi bir kronoloji yaşadım aslında.
Spontan date'lerden farklısı gelmiyordu karşıma.
Her date mutlaka Kadıköy'de bir iki bira içmekle sonlanıyordu ya da başlıyordu.
Böyle olunca sanki ben bunu seviyormuşum.
Zaten benim olayım böyle spontane takılmakmış gibi onu biraz kendime yedirmiştim.
Ama artık böyle değil gerçekten.
Çünkü spontan olacak bir vaktim yok ve eğer bir spontanlık yapacak vaktim varsa da bunu garanti şeylere harcamaktan daha fazla keyif alıyorum.
İşte sevdiğim bir diziyi izlemek, bir arkadaşımla bir şeyler yapmak, sevdiğim bir yemeği pişirmek gibi.
Yani beni günün sonunda hayal kırıklığına uğratmayacak bir şeye harcamak istiyorum spontan olabileceğim zaman aralığımı.
Çünkü çok yoğunum ve yorgunum.
Ama şimdi artık planlı date'lerin karşıma çıkmaya başladığı, seni şuraya götüreceğim, şunu yapalım, bunu edelim gibi karşı tarafın daha etken bir şekilde rol aldığı şeylere yavaş yavaş maruz kalmaya başlayınca tabii ki burada bir gerçeklik sarsılıyor ve bir güvence istiyorsunuz.
Yani en azından benim için böyle.
Ve Close Friends'da fan arkadaşlarıma soruyorum.
İşte sizce buluşayım mı?
Sizce ne yapayım?
Yani yazması gerekmez mi?
İşte arkadaşlarım diyor ki yani hani sen yaz.
Bugün buluşuyoruz değil mi diye.
Ama yazmak istemiyorum.
Kanka yazmak istemiyorsun.
Hazırlanma o zaman.
Boşuna bekleme yani.
Ya da hazırlanacaksın ama hani ruleto oynayacaksın yani.
Hazırlanacaksın ve ya zaten konuşmuştuk ya bugün.
O yüzden hazırım yani.
Geliyorum çıkıyorum şimdi diyeceksin.
Ve gerçekleşecek bu date.
Ya da karşındaki de aa ne bileyim ben sonrasında konuşmayınca iptal zannettim diyecek ve sen biraz sinirleneceksin.
Hangisi?
Hiç de sinirlenesim yok yani ve yazdım bugün biz buluşuyor muyuz?
Ben ona göre planımı yapayım.
Çocuk da bana dedi ki yani buluşuyoruz anlaştık sözleştik ya dedi.
Haklı olarak ama bilmiyor ki ben güvenceyi teyiti hissetmedikçe sanki sürekli ekileceğim planlar değişecek.
Ben bunu karşımdaki ne yapmam?
Ama karşımdaki bana bunu yapabilir.
Çünkü ben yıllarca maalesef böyle şeylere biraz müsaade ettimin yüzeye nasıl çıktığını gördüm.
O yüzden de biraz da adamı kuruldum.
Aslında yaptığı hiçbir şey yok.
Adam haklı.
Yani böyle kaygılı olmayan, reassurance istemeyen bir insan olmak ne güzeldir ya.
Valla erkekler sizi kıskanıyorum hakikaten.
Buluşuyoruz dedik ya oğlum.
Valla çok haklısın.
Çok haklısın birader.
Ama işte senin hemcinslerin bize neler yaşattı.
Sen aslında onun bedelini ödüyorsun.
O yüzden ben buluşuyor muyuz beni teyitlesene diye heyheyleniyorum.
O yüzden muhtemelen birkaç saate de bir date çıkacağım.
Ama tabii ki bu saate kadar saat 3.30'a geliyor.
Bu saate kadar böyle çok bir şey yapmadığımdan muhtemelen bu date benim saç yıkama tarihimi değiştirebilecek şiddette, önemde olamayacak.
Çünkü geç kaldım biraz.
Muhtemelen bu bölümü paylaşırım.
Bir şeyler atıştırırım.
Saçıma bir fön çekerim.
Bu aralar yeni personam.
Giyinir çıkarım.
Bakalım bir sonraki bölümde de belki bu date'i konuşuruz sizlerle.
Keyfim yerinde.
Ama bu bölüm, bugün yani mikrofonun karşısına geçmemin sebebi böyle bir date cartrude falan değil.
Bir süredir kafamın içinde neden olduğunu da tam olarak bilmediğim.
Çünkü böyle bir şey deneyimlemediğim.
Belki dolaylı yoldan hani üçüncü parti kişiler tarafından bana yaşatılmış.
Başkalarının draması içerisinde kendimi bulduğum durumlardan mı bilinmez.
Zihnimde neon harflerle yazılmış çok büyük, çok bold bir konu var.
Eski sevgiliyle arkadaş olunur mu?
Çocuk mesaj atmış, 6'ya yetişemeyeceğim sanırım.
7'de damanın önü ideal midir sayın podcaster?
Yani işime gelir ve belki de saçlarımızı yıkayabiliriz kızlar.
Olur diyorum. Tamam, sizdeyim.
Bu bizim Beyoğlu'ndaki canlımıza geldiğiniz mi Tulu'yla olan bilmiyorum ama orada benim Tulu'ya sorduğum birlikte konuştuğumuz bir konuydu.
Çok kısa da olsa böyle seyircilerimiz dinleyicilerimiz arasından eski sevgilisiyle arkadaş olan bazılarına böyle laf attığımız onların fikirlerini de böyle kısa da olsa aldığımız bir konuydu.
Neden gerçekten tekrardan highlightlandı benim zihnimde bilmiyorum ama üzerine çok düşünüyorum.
Ve açıkçası eski sevgiliyle arkadaş olma konusuna nasıl baktığım, hayatımın hangi döneminde olduğum, bir eski sevgilimle hala iletişimde olmak isteyip istemediğime göre çok değişiyor.
Ve bu evet iki yüzlüce bir şey. Bunu kabul ediyorum.
İnsan olmanın çok temel özelliklerinden, bizi diğer canlılardan çok ayıran bir özellik olduğunu da düşünüyorum.
İki yüzlüyüm. Hakikaten iki yüzlülük yapıyorum.
Bir çoğunuzun da bence eski sevgili arkadaş olmak konusunda kendisini kendi şartları içerisinde değerlendirerek bu kavrama, bu dilemmaya diyeyim, verdiği cevabın kendi faydacılığı noktasında değiştiğini düşünüyorum.
O yüzden hepimiz ikiyüzlüyüz arkadaşlar.
Lütfen herkes elini taşın altına koysun.
Şimdi benim 2018'de bir ilişkim oldu üniversite 1'in bittiği yaz çok severim gerçekten o partnerim benim için çok özeldir yani ismini de söyleyebilirim diye düşünüyorum podcast'imi de bilir birbirimizi severiz insan olarak benim hayatımın hani o üniversite döneminde olan herkes de Berkcan'ı çok iyi bilir aynı çünkü okuldaydık farklı bölümlerde okuyorduk ama
Mesela biz Berkcan'la bir buçuk sene kadar birlikteydik ve gerçekten müthiş iyi bir insandır Berkcan.
Benim ilk böyle ciddi, kendimi artık genç bir yetişkin olduğumu kabul ettiğim noktada hayatıma giren bir partner olarak gerçekten benim için çok kendimi şanslı hissettiğim,
Hani bana çok zarara açık olduğum, çok belki yeni bir dünyanın içinde olduğum, aydınlanan İstanbul'a geldiğim ve çok kolaylıkla kaybolabileceğim bir yerde hakikaten pusula olmuş.
Çok şey öğrendiğim, bazı noktalarını tabii ki eleştirdiğim bir ilişkiydi ve bir buçuk sene içerisinde de bitti.
Ve gerçekten yavaş yavaş kendi içerisinde, kendi ısısında pişti, yumuşadı, bizi besledi ve sonrasında da bitti, tükendi.
Böyle büyük bir kavganın, büyük bir kopuşun, nasıl desem bir entrikanın olduğu bir ayrılık değildi.
Ve şimdi baktığımda tabii ki üzerinden yani bir 7 sene falan geçmiş bu ilişki biteli.
2019-2020'ye girerken bitmişti çünkü bu ilişki.
Baktığımda evet yani bu kadar geçen zaman bir de üzerine çok kötü bir şekilde ayrılmamak bizi arkadaş yapabilirdi.
Biz hala birbirimizi takip ediyoruz.
Keza benim İtalya'da olduğum dönemde de, senede bir de olsa bir FaceTime yaptığımız, bir telefonda konuştuğumuz, bir mesajlaştığımız oldu.
Ama bu hakikaten herhalde bir son iki senedir, üç senedir belki de.
Hiç yok hayatımızda, hiç birbirimizle konuşmuyoruz.
Birbirimizin storylerini görüyoruz, birbirimizin arada fotoğraflarını ana sayfada görüyorsak like'lıyoruz.
Bu kadar, hiç konuşmuyoruz ve düşman da değiliz bence.
Ama konuşmuyoruz.
Birbirimizin hayatında çok farklı şeylerin yeni update'lerin olduğunu muhtemelen Instagram'dan gördükçe yakalıyoruz.
Hani ben işte onun storylerini gördüğümde işiyle ilgili, hayatıyla ilgili çıkarımlar yapabiliyorum.
Aa kilo almış kilo vermiş diyoruz belki birbirimizle ilgili hani maksimum.
Ama birbirimizle aktif bir iletişimimiz yok.
Ve bu bana hani benim ne kadar ilişkiler içerisinde struggle yaşadığımı çok iyi biliyorsunuz.
Ne kadar tutunmaya çalıştığımı, karşı tarafın tutunamadığını, bazen benim tutunamadığımı falan bunları hep konuşuyorum sizinle.
Ama benim gerçekten böyle her şeyine tik atarak yani ilişkinin başlanması, yaşayışı, bitişi ve sonrası noktasında çok böyle organize, çok düzenli ve böyle hakikaten sanki olması gereken buymuş gibi bana gelen bir ilişkiydi.
O yüzden de Berkcan'la olan ilişkinin üzerinden baktığımda ya biz kötü ayrılmadık, birbirimize güzel şeyler yaşattık, birbirimizi üzdük de tabii ki bu ilişki biterken ama arkadaş olmamıza hakikaten gerek var mı?
Yani daha doğrusu iki insanın birbirinin gırtlağına yapışmaması, birbirinden nefret etmemesi, birbirini bloklamaması, yolda gördüğünde birbirinin suratına tükürecek noktada olmaması
İlla bu iki insanın dost, arkadaş, iletişimde birbirinin doğum gününü kutlayan, mesaj atan iki insan olmasına gerek doğuruyor mu sorusunu yarattı bende.
Ve bence doğurmuyor.
Maalesef böyle bir yanılgı olduğunu düşünüyorum.
Yani bir ilişki bittikten sonra taraflar birbirinden nefret etmiyorsa ya da o dönem zaman içerisinde yaşanmış ve sönümlenmişse
o ayrılığın alevliği, ateşi bitmiş ve artık taraflar birbirine kötü duygular beslemiyorsa
işin içine üzüntü, kalp kırıklığı, intikam yoksa ya da kalmadıysa dost olunabileceği düşünülüyor.
Hayır dostum bu bir spektrum.
Bunu böyle bir çizgi gibi düşün.
İşte bir hayal edin karşınızda.
En sola o en böyle hostile duyguların işte kinin, öfkenin, pişmanlığın ya da pişman olmasını istemenin,
kalp kırıklığının, hayal kırıklığının hakikaten üzücü, tüketici, negatif bütün duyguların olduğu yer en solda olsun.
En sağda dostluğu, arkadaşlığı hani biz birbirimizin düğününe bile gittik falan hani Toby McGurry olduğunuz bir tarafı koyalım spektrumun en sağına da.
E abicim sizin bu en soldan en sağa giderken o aradaki koca yolda hiç mi durak noktanız yok?
Var ben size söyleyeyim.
Nötr olmak da bir duruştur bitmiş bir ilişkiden sonra.
Bu insana artık kötü bir duygu beslemiyorsundur belki hiç beslememişsindir belki hiç yolculuğun o noktasından başlamamışsındır ama bu illa aynı yönde ilerliyorsun diye bu ilişkinin sonraki versiyonunun dostluk arkadaşlık aha ben eski sevgilimle çok iyiyimdir biz var ya kuzen gibiyiz falan bence gerek yok diye düşünüyorum.
Ve o ortada da bir durak noktası olduğu gerçeğini, olabileceğini insanlar ya düşünmüyor ya bir durak yok zannediyor ama bazen hakikaten bir sağa çekip dinlenmek için durak olmasına da gerek yoktur yani.
Hani desire pet diye bir şey vardır, duymuşsunuzdur belki, arzu yolu, arzu kestirmesi.
Böyle önünüzden bir yol vardır, dümdüz gider ama insanlar o çimden geçeye geçe bir shortcut, bir kestirme yapmışlardır ve orası zaman içerisinde insanlar üzerinden yürüdüğü için artık orada çim kalmaz ve orası bir yola dönüşür.
Bunu aslında arzu kestirmesi, desire pet deniyor.
İnsanlar bunu oluşturabiliyorken ve oluşturabildikleri için buna desire petlenmişken
kendi hayatlarımızda ve başka ilişkilerde de burada bir durak yok ama benim burada durasım var.
Niye demiyoruz?
Buna biraz şaşırıyorum.
Bence bunu başaran çok az insan var.
Ya belki bu spektrumun bir en sağı bir en solu var ama ben ortada kalacağım.
Ya da ben tam şuraya bir durak yapacağım.
Ben burada duracağım diyebilen bence çok az insan var.
Şimdi baktığımız zaman bana burada bir genelleme yapacağım ve bu genelleme birilerinin çok evet abi çok haklı bu kız demesine sebep olurken birilerinin de canını sıkacak.
Çünkü ya kendinizden bir şey görecektiniz ya belki bazı şeyleri ben yüzünüze vuracağım ya belki partnerinizde gördüğünüz ama söylemeye çekindiğiniz bazı şeyleri duyacaksınız.
O yüzden birileri için çok hoş olmayabilir burada yapacağım genelleme ama benim için eski sevgiliyle arkadaş kalmam bir şeyleri aşana kadar tam olarak oradan kopmakta zorlanan insanların hani böyle sigarayı bırakmak için Icos içen ve Icos'a bağımlı olup sürekli Icos yakmazsa o tereyağı oraya takmazsa eli ayağı titreyen insanlardan oluşuyor ya etrafımız bana biraz bunun gibi geliyor.
Bu zararlı bir şeyi bırakmak için onun hafifletilmiş bir versiyonuna daha da bağımlı hale gelmek bana bu günümüzde çok sık duyduğumuz
ben eski sevgilimle arkadaş gibiyim'in bir tercümesi gibi geliyor.
Tabii ki de bir ilişkiye çok uzun bir süre yatırım yaptıktan sonra, o insanla büyüdükten sonra, o insan hayatınızda artık bir alışkanlığa
Yani yerini hiç sorgulamadığınız çok temel bir şeye dönüştükten sonra bir anda onsuzluğa maruz kalmak hakikaten çok zor bir şey.
Ve belki de şunu kabul etmeliyiz.
Biz şu an arkadaşız.
Biz arkadaş kaldık denilen dönemin de aslında ayrılığa dahil olduğunu, ayrılık sürecinin bir parçası olduğunu aslında bunun bir arkadaşlık değil.
O ayrılığı atlatırken hala yavaş yavaş böyle hani kollukları çıkarmadan kulaç atmaya biraz benzediğini belki de kabul etmek gerekiyor.
Ya bakın arkadaş kalmayı beceren vardır.
Eminim vardır.
Yani benim çevremde zaten var arkadaşlarım.
Mesela bu bölümü muhtemelen Deniz'e Alper'e atarsınız.
Ben de atarım bu arada.
Bunu gerçekten becerebileceğini düşündüğüm insanlar onlarda.
Çünkü onlar her şeyden önce arkadaştı zaten.
Arkadaşlığın üzerine kurulmuş.
Belki zaman zaman arkadaşlığın sevgililikten daha ağır bastığı bir dinamiktir.
Bilmiyorum kimsenin ilişkisiyle ne kadar yakın ve sevdiğim arkadaşlarım olsa da
yorum yapmak bana düşmez.
Bunu becerebilen insanlar var bence de evet ya da beceriyormuş gibi yapan bilemiyorum işte o içeride nelerin hissedildiğini ama genel olarak gözlemlediğim bir şey şu ki genelde eski sevgiliyle arkadaş olma durumu taraflardan biri ya da ikisi de bilmiyorum yeni bir ilişki yapana kadar sürüyor.
Yeni bir ilişki yapıldıktan sonra artık o iletişim, o arkadaşlık ne hikmetse zedeleniyor.
Şimdi burada şundan bahsetmiyorum.
Her insan hayatına yeni biri girdiğinde bu hele ki romantik bir partnerse biraz olsun hayatındaki diğer şeyleri ihmal etmeyi bence hak eder.
Bu kadar molayı herkes hak eder arkadaşlar.
Benim Everything I Know About Love kitabında çok sevdiğim, kitabı çok sevmem ama orada böyle çok sevdiğim bir phrase vardı.
En yakın arkadaşınıza, yeni birisiyle birlikteyken sizi biraz olsun sallaması, unutması için biraz müsaade edin.
Gerçek bir dosta zaten geri gelecektir diyor.
Hakikaten yani biraz müsaade etmek lazım.
O yüzden hayatında yeni birisi varsa bir kimsenin,
onun sizi biraz ihmal etmesi, ilgilenmemesi, daha az müsait olması çok anlaşılır bir şey.
Ama bu durum zaman içerisinde düzelecektir.
Ya da siz de o yeni gelen insanla bir noktada bir tanışıklığa sahip olacaksınızdır.
Ama burada bahsettiğimiz arkadaşlık iki eski sevgilinin arkadaşlığıysa yeni bir partnerin ortama dahil oluşu o arkadaşlığı geri dönülmez bir şekilde azaltıyor ya da bitiriyor.
Ve bu da bende şöyle bir soru oluşturuyor.
Buradaki arkadaşlık taraflardan birisinin romantik bir partnerinin olmasıyla sürdürülmesi imkansızlaşan ya da burada noktalanan bir arkadaşlık ise bu hakikaten arkadaşlık mıdır?
Çünkü genellikle bu romantik ilişkilerin bittikten sonra dönüştüğü arkadaşlık taraflar yeni ilişkilere yelken açınca bitiyor.
Ve ne hikmetse taraflar tekrardan single olduğunda tekrardan o arkadaşlık yaşanacaksa yaşanıyor.
Yani burada ekslerin sahip olduğu arkadaşlık bu ekslerin mevcut hayatlarındaki medeni durumlarından şekilleniyor.
Ve baktığımda benim çevremdeki en yakın arkadaşlarıma şöyle bir göz attığımda benim onlarla geçireceğim zaman onlarla ne konuşmak istediğim, onların hayatımdaki yeri medeni durumlarına göre şekillenmiyorken neden eski sevgilimle sahip olduğum arkadaşlık onun hayatında birinin olup olmadığına göre şekilleniyor.
Demek ki ben eski sevgilimi hayatında biri olmadığı noktada hayatımda tutabiliyorum ve bu bana bir yerde içten içe belki subconscious bir şekilde ama bilemem yani herkesin burada oturup böyle bir inceleyip sık dokuyup taktik yaptığını düşünmüyorum ama bence burada bilinç dışında çok da farkında olmadan işleyen bir mekanizma ayrılığı ve o ayrılıktan sonra kalınan arkadaşlığı
ilişkinin bitmesine neden olan sebeplerden azade bir şekilde yaşamak gibi yeni bir versiyona tekabül ediyor.
Bu iki insan artık sevgili değil.
O yüzden belki de onların ayrılmasına sebep olacak bazı sebepler, bazı problemler bu ikili arasında tekrardan yüzeye çıkmayacak.
Çünkü ne münasebet onlar artık sevgili değil.
Ama diğer yandan hayatlarında bir başkasının olması, başka bir romantik dinaminin içerisinde olmaları bu arkadaşlığı da engel oluyor.
Ve bu bana şöyle geliyor.
İlişkilerinin bitmesine neden olan ya da sorun yaşayıp durdukları noktaların ortamda olmadığı
ama hala tarafların bir şekilde birbirlerinin varlıklarından destek aldıkları,
belki yakın oldukları, belki farklı bir anlamda farklı bir şekilde tatmin ettikleri birbirlerine yeni bir ilişki doğuyor.
Sanki bir üvey ilişki gibi, bilmiyorum.
Yani yine bu iki insan tarafından büyütülmüş, sahiplenilmiş ama onlar dünyaya getirmemiş gibi.
O ilişkinin farklı bir versiyonunu sahiplenmeye benziyor bana.
Bana biraz böyle geliyor.
Bir de diğer yandan sanki taraflardan birinin ya da en az birinin diyeyim
tekrardan bir şeylerin olabileceğine dair bir umudunun olduğunu
ya da tekrardan o single dünyasına girmek çok zor olduğu için
hala bir yerlerde sevildiğini, eski partneri tarafından da olsa arzulandığını, beğenildiğini
ya da birisi için önemli olduğunu bilme, hatırlama ihtiyacından doğduğunu düşünüyorum.
Bir de genellikle taraflardan bir tanesi manita yaptığında
eski sevgilinin biraz bozulduğunu, sitemkarlaştığını belki görmüşsünüzdür.
Mesela ben bunu yaşamıştım.
Son dinamiğimde, nitekim Tulu'yla olan bu kızlar sadece podcast yapmıyor podcastimizde
bahsettiğim bir Mecidiyeköy Viyadük vardı, bilen bilir.
O Mecidiyeköy Viyadüt'le biz ilişkimizin ismini koyduktan sonra eski sevgilisi ona çok uzun bir mesaj atmıştı.
Sitem dolu bir mesaj.
Hani biz arkadaş kalacaktık, bana hiç yazmıyorsun, naber, nasılsın demiyorsun, biz bu şekilde konuşmamıştık,
beni hayatından tamamen çıkartmak istiyorsan seni anlıyorum ama bunu baştan söylemeliydin,
biz arkadaş kalacağız dedik ve sen benden tamamen kaçınıyorsun gibi çok uzun, çok uzun sitemkar bir mesaj.
Ve bir noktadan baktığınızda bir arkadaşı edilen sitem gibi duyuluyor.
Başta böyle çok da zihninizi kurcalamıyor ama baktığınızda size oradan böyle bir insight vermek isterim.
Bu kız yani benim o zamanki partnerimin eski sevgilisi bu çocuğun hayatında Mecidiyeköy Viyadüğü'nün hayatında benim olduğumu biliyor.
Benim kim olduğumdan haberdar, tipimden haberdar, ne kadar süredir görüştüğümüzden, ne gibi zorluklar çektiğimizden haberdar.
Çünkü biz ilişkimizin adını koymadan evvel arkadaşlardı.
Aynı masada oturup birbirlerinin yeni ilişkilerini konuşacak kadar bir yakınlığa, tanışıklığa sahiplerdi.
Sonrasında arkadaş kalmaya, aralarındaki o konfliklerin çözüldüğü ya da artık bir şekilde sonuca bağlandığında el sıkışarak ayrılıyorlar.
Yani masadan ayrılıyorlar.
Ve ben Mecidiyeköy'ün yeni sevgilisi oluyorum aslında.
Çok gün böyle çene iki günlük bir neden yalancı bahar.
Oralara girmiyorum.
Ve böyle bu geçen bir ay sonrasında bu kadar sitemli bir mesaj atarken karşı taraf ben şunu düşündüm.
Şimdi ben de az stalker değilim.
Mecidiyeköy Viyadük benimle Instagram'a fotoğraf attı.
Beğenmeyen tek kişi eski sevgilisi.
Aradan bir ay geçmiş, bir buçuk ay geçmiş.
Naber nasılsın, niye yazmıyorsun diye sitem eden bu eski sevgili
Mecidiyeköy Viyadük'e bir kere bile naber nasılsın, nasıl gidiyor, simayla nasıl dememiş.
Bu nasıl bir arkadaşlık diye sorgulattı bana.
Çünkü ben bir arkadaşımın hayatına biri girince biraz ortadan kaybolmasına, beni biraz ekmesine, benimle ilgilenmemesine bir müsaitlik tanıyorum.
O müsaitliğin biraz aşıldığını hissediyorsam da kanka ne yapıyorsun iyi misin sesin çıkmıyor diye yokluyorum.
Cevap almadım mı? Bir daha yokluyorum. Bir daha yokluyorum.
Bu insan benim arkadaşım çünkü. En sonunda baktım hiçbir şekilde ulaşamıyorum sitemimi o zaman yapıyorum.
Ama karşıdan bu bahsettiğim denemelerin, arkadaşlığın getirdiği, toleransların hiçbirinin olmadığı doğrudan bir sitem var.
Ve ne hikmetse bu sitem ben bu insanın hayatında ofisyal bir yere sahip olduğumda geliyor.
Çünkü burada aslında ne kadar taraflar belki de birbirlerine artık romantik bir şey hissetmese de,
belki de gerçekten arkadaş kalmakta el sıkışsalardı.
Çünkü ben bu insanlara yalancı diyemem.
Hem Ece diye köyü veya diye derim orası ayrı.
Ama gerçekten duygusal bir şey artık kalmamış olabilir.
Hayır hissediyorsun diye kimsenin kafasına silah dayayamam tabii ki.
Ama şunu da reddetmemek lazım.
Bu eski sevgili eski partnerinin hayatında yeni birinin varlığı olduğunu duyunca bundan aslında rahatsızlık duyuyor.
Oradaki yeri, önemi, değeri, bakimi.
Tamam hayatında biri var ama ben hala önemli miyim?
Ben hala o 5 senelik eski sevgili miyim?
Ben hala senin her şeyi birlikte yaptığın o insan mıyımdan emin olmak istiyor.
Ve buradan baktığımızda böyle bir güvence istemek çok anlaşılır bir insani tepki, arzu.
Ama bunu kabul ediyorsak bunun arkadaşlık olmadığını da kabul edelim dostlar.
Ben bunu bizzat kendi eski bir ilişkimde de yaşıyorum.
Mesela İtalya'daki eski sevgilimle Roberto ile artık ismini hepiniz biliyorsunuz.
Tekrardan ne zaman bir iletişimim olsa kendisinin bir ilişkisi var.
Ben single'ım. Birbirimize karşı romantik bir şey hissetmediğimize çok eminim. Yani kendi duygularımdan çok eminim. Onun da bir ilişkisi var. Ondan da eminim.
Ama duygusal bir şey hissetmekten bağımsız olarak karşımdaki insandan sürekli şunun güvencesini görmek istediğini görüyorum.
Ama Napoli hala benimle ilgili değil mi? Ama hala Napoli deyince aklına ben geliyorum değil mi? Ama hala Napoli'den bir başkası benim yerimi alamaz değil mi? Gibi bir panikte.
Mesela ben Napoli'den biriyle tanışayım ya da Napoli'deki birisiyle çok daha güzel bir anım olsun.
Kafa yiyecek.
Çünkü kendisinin öz değeri belli bir noktada bizim ilişkimize, bizim eski ilişkimize de bağlı ve oradaki yerini kaybetmek istemiyor.
Yani aslında istediği şey ben değilim.
Bendeki yerini, bir insanın hayatında belli bir dönem başrol olduğu gerçeğini kaybetmek istemiyor.
Bunu tekrar tekrar güvence altına almak istiyor.
Bu tarz arzuların işin içine girdiği noktada aradaki dinamiğe arkadaşlık demek bence çok zor.
Bir de belki son olarak şunu da söylemem gerekiyor.
Bazen gerçekten insan kendini çok durumlara göre ikna edebiliyor.
Hele karşısındakiyle aynı pencereden bakıyorsa aynı noktadaysa körler sağlar birbirini ağırlar durumu oluyor.
İki tarafta diyor ki ya biz arkadaşız öyle şey mi olur biz birimiz için çok değerliyiz şöyleyiz böyleyiz hakikaten öyledir.
Buna bir şey demiyorum.
Ama diyelim ki sonra bu tarafların yeni partnerleri oldu.
Hala da arkadaşlıkları devam etsin.
Soralım bakalım o yeni partnere onlar bu arkadaşlıktan ne kadar mutlu.
Yani bu dinamiğin bir başkasını insecure hissettirdiği, endişelendirdiği, tedirgin ettiği bir noktada bu arkadaşlık gerçekten ne kadar zaruri.
Bir de bazı ilişkiler o kadar kötü bitiyor ki o kötü biten ilişkilerin arkadaşlığa dönüşmesi beni çok şaşırtıyor.
Yani sen sana bunları yapan birinin her şeyden önce iyi bir insan, iyi bir arkadaş olabileceği nereden düşündün?
Zaten iyi anlaşabilen insanlar olsaydınız, iyi arkadaş olsaydınız partnerliğinizi de bir şekilde yedirirdiniz.
Ben şeye inanmıyorum mesela.
Ya evet sevgililiği çok kötü olabilir ama çok iyi bir arkadaş.
Hayır abi have some dignity.
Biraz omurganız olsun.
Bunu genel anlamda da söylüyorum.
Mesela benim bir arkadaşıma sevgilisi çok büyük bir kötülük yaptı diyelim ve ayrıldılar.
Ama arkadaşlığı çok iyi ya.
Tamam yani benim arkadaşım çok burnundan getirdi ama hakikaten çok tatlı bir insan diyemem.
Diyemem yani.
Çünkü günün sonunda bu insan bir insanı kırdı, bir insanı incitti.
Burada şundan bahsetmiyorum işte duyguları biter, üzülürler, ayrılırlar.
Benim arkadaşım yine gözyaşı döker.
Sen benim arkadaşım ağlattın diye parmak sallayacak değilim.
Burada hakikaten birini intentionally incitmekten, kötülük yapmaktan, manipüle etmekten, toksik olmaktan, zarar vermekten bahsediyorum.
Bunları yaşatmış birisinin ama arkadaşlığı iyi demek nasıl ki üçüncü parti bir insandan duyunca kulağa tırmalıyorsa siz de yani sizi dünyayı burnunuzdan getirmiş adama bakıp da ama arkadaşlığı çok iyi demeyin arkadaşlığı çok iyiydi de sana niye bunları yaşattı diye bir düşünmek lazım.
O nedenle eski sevgiliyle arkadaş kalmanın bir mit olduğunu, hayatta hala birinin hayatında belli bir önemimiz, değerimiz var mı diye check etme ihtiyacımızdan dolduğunu düşünüyorum.
Bende de var bu.
Arada Roberto ile konuştuğumuzda hala bana işte ne kadar beni hatırladığını, düşündüğünü, İstanbul'u hep dilinden düşürmediğini, herkese benden bahsettiğini söyleyince içim rahatlıyor.
Oh, keyfim yerine geliyor.
Bizimle ilgili hayal kurmuyorum.
Ona geri dönmek istemiyorum.
Onunla bir ilişki planlamıyorum.
Sadece güvenceyi alıyorum, ağzıma bir parmak bal çalınıyor, yoluma devam ediyorum.
Ve bu öz eleştiri yapabiliyorum.
O nedenle sevgili kızlar, sevgili o kızlar, eski sevgiliyle arkadaş olmanın
orada sürekli bir nabız gibi atan yaraya biraz olsun pansuman olsun diye bir ara basamak olduğunu düşünüyorum.
Bence bu bir mit.
80'li City'de
Carrie'nin Mr. Big'le
bence biz seninle arkadaşça bir yemek yiyebiliriz
ya o kadar da hukukumuz var
be dostum dediği o bölümü
bir hatırlamanızı çok isterim. Ne oluyor?
Ay kahkahalar, gülüşler
bütün şakalar da ilişkilerin olduğu
dönemdeki şeylere alıntı ne hikmet.
Ay evet sen de hep jazz dinlerdin.
Ay sen de şöyleydin. Ay bilmem ne.
Sonra ee anlat bakalım yeni kız nasıl
dediğinde ve Mr. Big ona
yani ciddi bir ilişki
bu biz hani nişanlandık dediğinde
Carrie ne yapıyor? Kalkıyor masaları terk ediyor.
Valla ben o çok yakın bir arkadaşım, çok sevdiğim bir arkadaşım nişanlandım dese ben masayı terk etmem.
Ama Carrie terk ediyor çünkü gerçekten ona kızmıyorum.
Bu yutması çok zor bir hap, çok zor bir gerçek.
Ama zaten sen niye o masaya o hapı yutmak için oturdun ki diye sorarlar adama.
Eski sevgiliyle arkadaş olmak bence bir mit.
Ha bir flörtünüzle ilk bir denersiniz.
Baktığınız olmadı.
Ya da flörtleştiniz ama buluştunuz kimyanız arkadaşlıkmış aslında.
Ya da siz arkadaş olmanın çevresinde dönen bir flörtün içindeymişsiniz anlarım.
Ama birisiyle sevgili olup bir ilişki yaşayıp o ilişkiyi sürdürüp o ilişki ya doğal yollarla ya da bir müdahaleyle bittikten sonra onu alıp da ondan bir arkadaşlık yaratmak.
Bu böyle Halaskar Gazi'nin orada Ergenekon Caddesi'nde çok güzel eski tarihi evlerin üzerine sonradan böyle betondan, derme çatma, iki tane fazladan kat çıkıyorlar ya ona benziyor.
Sırf oradan bir şey oluşturmak ve eski oluşturduğunuz şeyi kaybetmemek için belki de çok güzel, tarihi, önünden her geçtiğinizde şöyle derin bir oh çekeceğiniz, ne güzelmiş ya diyeceğiniz bir şeyi sırf kullanabilmek, sırf güncelleyebilmek için mahvetmeye benziyor.
Yapmayın.
Kendi hayatınızda kend suçu işlemeyin dostlar.
Diyorum belki gelenekselleştim, belki yaşlandım,
belki de daha arkadaş kalsak da öyle ya da böyle hayatını tutmak istiyorum diyeceğim bir adamla karşılaşmadım.
Ama nasipse bundan sonraki ilişkimizle de gelecek de artık kimse.
Nasipse bununla biz bununla geldik, bununla gideceğiz diyeceğiz.
Ve inşallah bu ayrılıkları ve belki de sonrasında arkadaş olmayı inşallah hiç konuşmayacağız.
Ama benim şimdilik düşüncelerim bunlardır.
Eski sevgiliyle ben arkadaş kalmanın bir mit olduğuna inanıyorum.
İstisnalar vardır ama istisnaların bir önemli özelliği de kaideleri bozamayışlarıdır.
Hepinize harika bir hafta, mükemmel bir Kasım ayı diliyorum.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Ha bir de genelde de eski sevgilisiyle arkadaş kalanların o yatağa hep bir sonradan tekrardan birlikte girişleri vardır.
Siz bence bir de mümkünse bir süre yatağa tek girin.
Öpüyorum.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
