
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
*
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm “Odea” ve "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
kenan doğulu, hold my beer. ex aşkımın bana neler ettiğini ben sana anlatayım. ilişkiler başlar ilişkiler biter. geriye bazı öğretiler kalır. döne dolaşa kendini yine toksik ilişkisinin içinde bulanları orada bırakın. neticesinde aynılar aynı yere. iyi dinlemeler.
Transkript
Bugün üzerimde öyle bir ağırlık var ki aslında günlerdir böyle en zaman olarak boş olduğum sabahlardan bir tanesine uyandım.
Dün böyle biraz geç yattığım için kendime biraz daha uyuyabilmek adına zaman verdim ama mesela 10'da uyandım ve böyle akşam 7'ye kadar falan takvimlendirilmiş bir şeyim yok ve rahat rahat aslında işlerimi halledebilirim ve halletmem gereken çok fazla iş var.
Tezimle ilgilenmem lazım, ortalığı toplamam lazım.
Hani hiçbir şey yapamıyorsam akşam yemeğini hazırlayıp en azından üzerimden bir yükü kaldırmam.
Birkaç saat sonraki ya da akşamki simayın işini kolaylaştırabileceğim bir zamanım var aslında.
Ama yok hiçbir şey yapmadım.
Kahvaltı bile hazırlamadım.
Böyle bir şeyler atıştırıp sonra yataktan kalkıp bu sefer koltukta biraz uyuyakaldım.
Böyle her sıcak beni kantar içinde uyandırdığında ne bileyim ventilatörü açıp sonra tekrar uyudum ve böyle müthiş huzurlu bir uyku da yaşamadım ya da müthiş bir yorgunluğu üzerimden attığım bir dinlenme seansı da değildi bu.
Sadece aslında üzerimde inanılmaz bir ağırlık, keyifsizlik.
Böyle sanki hani o bankada hesabınızda bulunan son 200 lirayı da bir anda Apple Store çekmiştir ve hani neye gittiğini bile bilmezsiniz.
Ve böyle o artık tuzu biberi olmuştur yani.
Hani gerçekten artık gün daha kötü gidemez.
Bazen kendimi böyle hissediyorum.
Yani o sıkışıklığın, o ruhsal sıkışıklığımın ortasında hani böyle 200-300 liraya tekabül edecek kadar bir keyif, böyle elimde zor dönemde bir kullanabileceğim bir küçük mutluluk kırıntısı bile varsa şayet o böyle en beklenmedik zamanda şak diye hesabımdan çekilmiş gibi hissediyorum.
hissediyorum ve kendime de soruyorum
niye böylesin ne oldu ne sebep
var falan sonra şöyle
bir kafamı biraz olsun
olduğu yerden kaldırıp bir etrafa
çevirmem yetiyor bile yani dün
madımakın yıl dönümüydü
benim yaşım gereği çok şahit
olmadığım bilmediğim
hatırlamadığım ama bunun hikayesiyle
büyüdüğüm öğrendiğim zaman
bunun neyi olduğunu aslını
astarını içinde yaşadığım
ortamdan birlikte
bu toplumu paylaştığım bu toprakları
paylaştığım insanlardan korkmama neden
olan bir olay ve
bunun içinden birincil
seviyede etkilenmek çok gerekmiyor
aslında biz Türkiye'de yaşayan
insanlar olarak ikincil travmaların
insanıyız. Baktığımızda üstümde
bunun ağırlığı var. Ormanlar
benim memleketim
cayır cayır yanıyor yani Ege cayır
cayır yanıyor. Hatay cayır
cayır yanıyor. Buna inanılmaz
üzülüyorum. Yüz gün aşkın süredir
Cumhurbaşkanı adayımız, belediye
başkanımız içeride
hala 160 gündür daha fazladır içeride tutulan öğrenci arkadaşlarımız var.
Bunlar canımı sıkıyor.
Dışarı çıkıp bir şey yemek istiyorum, bir şey almak istiyorum.
Kendimi bugünü de hayatta geçirebildiğim, hayatta kalabildiğim, canlı bir şekilde bitirebildiğim için
bazen bir kahveyle, bir tatlı ile ödüllendirmek istiyorum.
Yolda gördüğüm dilenci, sokakta uyuyan bir insan, daha küçücük yaşta sana bir şey satmaya çalışan bir çocuğu görmek canımı sıkıyor.
Evde oturayım tamam hiçbir şey yapmayayım.
Kafamı buradan kaldırmayayım diyorum.
Sıcağın bile politik oluşu canımı sıkıyor.
O yüzden bugün gerçekten üzerimde böyle bir bıkkınlık var.
Diğer yandan da kızıyorum kendime.
Yani işte bir tarafım diyor ki önünde gerçekten kendini çok rahatlatabileceğin,
sorumluluklarını bayağı büyük ölçüde tamamlayabileceğin bir gün vardı.
Saatlerce bunu yapabilirdin ama yapmadın uyumayı seçtin.
Şimdi muhtemelen gece uyuyamayacaksın.
Hadi bakalım yarının da çöp oldu diye beni böyle otoriter bir yerden azarlayan bir ses var.
Diğer tarafım da işte size yıllardır belki bunu empoze etmeye çalışan, bunu size anlatarak kendince içselleştirmeye çalışan Simay da diyor ki yani şu içinde bulunduğun zamana bak.
Koşturmacısını sürdürdüğün hayata bak.
Duyduğun, maruz kaldığın haberlere bak.
İşlerin bu noktaya gelmesinde parmağının olmadığı birçok şeyde üzerinde hissettiğin sorumluluğa bak.
Sen bütün günü yatakta geçirmeyeceksin de kim geçirecek diyor bazen.
Ama hakikaten depresif hissetmek.
Keşke yaz günlerinde bari hiç karşımıza çıkmasa.
Çünkü bu sıcağın, bıkkınlığın, tatilsizliğin, tatilin de sınıfsal oluşunun ağırlığı yetmezmiş gibi.
bir de içinde bir karanlığı hissetmek insanı sanki böyle gerçekten dört duvarın arasında sıkıştırıyor.
Ama ben yine biraz konuşmanın, biraz böyle bu duyguları bir çatlaktan dışarıya yavaş yavaş da olsa akıtmanın bana iyi geleceğini hissederek mikrofonun karşısına geçtim.
Ama bugün bunları konuşmayacağım.
Bugün daha başka, benden konuşmamı daha beklediğiniz, size sözünü verdiğim hatta aslında kaydettiğim,
Sonra yok ya bu biraz ağır oldu.
Bana yakışmayacak galiba deyip bugün yeniden kaydetmeyi seçtiğim bir bölümle geldim.
Biraz eski sevgililerden konuşacağız.
Böyle de bir enayi imiş de.
Yani senin kalbini ne biçim kırmışlar, seni yok saymışlar.
Sanki böyle ortaokulda lisedeymiş gibi seni böyle sanki zorbalamışlar gibi hissettirmişler.
Ve sen bu insanlar için bile hala yok ya bu kadar ağır konuşmak bana yakışmaz diyebiliyorsun.
Sen de ne enayisin falan diyorum kendime.
Dün uzun süredir beklediğim bir konsere gittim.
Orada eski sevgilimle karşılaştım.
Ve bir anda refleks olarak karşılaşınca iyi eğlenceler diledim.
Sonra bütün gece canım sıkıldı.
Bu kadar canımı sıkan, bana kendimi kötü hissettiren, zor zamanlarımda yanımda olamamış bir partner.
Aslında belki de suratına tükürülmeyi hak ediyorken ben adama hala iyi eğlenceler diliyorum falan diye böyle.
kafamı böyle kendi mental duvarlarıma çarpa çarpa hakikaten geceyi sonlandırdım.
Bazen gerçekten enayi hissediyorum.
Ama belki de konuşabilecek bir alanımın olması ve beni dinleyeceğine emin olduğum bir kalabalığın olması
biraz olsun bu enayi hissiyatını üzerimden atmamı da sağlıyor.
O yüzden size geldim.
Yani tipimi görseniz şu an biraz bundan da bahsetmek istiyorum konuya girmeden önce.
Baya karışık bir bölüm olacak aslında.
oradan oraya atladığım ama
şu an beni bir görseniz böyle üstümde bir pijama
saçlarıma dün biraz fön çekmiştim ama
artık böyle uykuda terlemekten yine bukle bukle olmuş.
Kendimi böyle biraz dışarıda hissetmek için
plastik bardağa, plastik pipete bir ice latte yapmıştım.
Artık hani dünyaya baktım ki benim
sürdürülebilir olarak kullandığım şeyler kurtarmaya yetmiyor.
Bari biraz kendi yüzümü güldüreyim yani dedim.
Sonra kahvem olurken böyle dolabı açtım.
Dolapta bir şey yok. Zaten haftaya İtalya'ya gidiyorum.
Bir şeyler alsam bozulacak diye.
Biraz karpuz yedim, biraz patlıcan salatası yedim.
Ve aynen midemdeki karmaşayı ne kadar içimde de hissettiğimi fark ettim.
Gerçekten de sanki bir boşluğu doldurmak için bir şey yiyorum.
Bir şeyler bitsin diye onları yiyorum.
Bozulmasınlar diye yiyorum.
Ama benim canım ne istiyor?
Ya da canımın istediği şeye bile ulaşırken kendimi daha az suçlu hissettiğim bir dünya mümkün mü?
Hep bu sorular var kafamda.
Şimdi böyle koltuğumun yine o bildiğiniz köşesine geçtim ve sizinle konuşmaya geldim.
80'li City'yi tekrar tekrar izliyorum ve 80'li City ile ilgili bir bölüm daha kesinlikle kaydedeceğim.
İnanılmaz istiyorum.
Hatta belki bu bölümü kaydeder, bunu size sunar.
Hemen arkasından 80'li City ile ilgili de konuştuğum bir bölüm kaydederim.
O yüzden orada söylemek istediklerimi burada çok bitirmek istemiyorum ama
bazen böyle keriye falan sinirleniyorum ve o bile günümü mahvetmeye yetiyor yani.
Ulan insan arkadaşına böyle mi davranır falan diyorum ve tadım kaçıyor yani.
Sonra bir anda yoğunluklarımdan, buluşamadığım, söz verdiğim, denkleşemediğim,
ekmek zorunda kaldığım ya da tarafınca ekildiğim arkadaşlarım aklıma geliyor.
Bu sefer onun sorumluluğunu hissediyorum üstümde.
Bak diyorum bütün günü bomboş geçirdin, bari arkadaşlarını aradan çıkartsaydın.
Sonra diğer ses diyor ki arkadaşlar aradan çıkartılacak bir şey mi?
Artık bir şeylerine sana sadece keyif vermesini beklemeyi de kendine yakıştır ve sima ediyorum.
Ay böyle duygusal bir menopozun sanki ortasındayım.
Ne zaman bunun içerisinden çıkacağım?
İnanın ben de hiç bilmiyorum.
10 dakikalık tatlı bir girizgahın, iç açıcı bir girizgahın ardından daha da iç açıcı.
En azından konsept olarak çok iç açıcı olmasa da sizler adına eski sevgililerinize gönderme yapabileceğiniz gururla ben demedim ki Simay dedi şeklinde storylerinizde paylaşabileceğiniz hiçbir yerde paylaşmasınız da ağzına sağlık be oh içimin yağları eridi diyebileceğiniz bir bölüm olsun istiyorum.
O yüzden Sen O Kız Değil Misiniz'in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bir yandan konuşurken kendimi evin her yeri her yerden görülebildiği için vestiyerin aynasından izliyorum.
Gerçekten sadece 10 dakika bile size konuşmak ve şu hissettiğim karmaşayı anlatmak bir anda beni rahatlattı.
O yüzden son dönemde bunu kimse size söylemediyse ya da siz de benim arada yapmanızı hatırlattığım gibi kendinize iyi ki varsın demiyorsanız, unutuyorsanız, diyeniniz yoksa iyi ki varsınız.
Gerçekten bunu bütün kalbimle söylüyorum.
Tamam tamam artık bu duygusallığı kenara bırakalım.
Çayınız, kahveniz, mümkün olsa suratına tüküreceğiniz eski sevgiliniz hazırsa kurulun karşıma.
Ben başlıyorum storytime'a.
Bu böyle oturup da işte o bana böyle dedi ben ona böyle dedim ya sen muskayla mı böyle oldun falan tarzı bir bölüm olmayacak kesinlikle.
Ama olay örgüsünden ziyade hissettiklerimden yaptığım çıkarımların ve özellikle son ilişkimin bana ne kadar büyük bir hayat dersi olduğunun biraz üzerinden geçeceğim sizlerle.
Ki siz böyle bir şey yaşamak zorunda kalmayın.
Kimsenin boktan lise dramasında kendinizi bir anda bir figüran gibi bulmayın istiyorum.
Bana çok sık sorulan bir şey bu hayatınla ilgili şeyleri böyle anlatmak açıkça konuşmak hassas noktalarını yaralarını açmak hani seni korkutmuyor mu ya da ne bileyim cringe olmuyor musun bazen düşünüyorum açıkçası ben çok cringe olmuyorum ama ne bileyim sanki arada ben de insanların belki çoktan hayatımdan geçip gitmiş insanların hani bizzat bir eski partnerim bir flörtüm sevgilim vesaire olmadan da belki onların arkadaşlarının belki de
Belki ortak tanıdıklarımızın böyle bana bakıp ay bu da hiç aşamadı ya falan demesi ihtimali.
Tabii ki de böyle bir anda dişinize böyle bir soğuğun değmesiyle sızlamak gibi bir tatsızlık hakikaten hissettiriyor.
Ama günün sonunda ben neden aşamayan kadın olarak nitelendirildiğimi ama benim önüme aşmak zorunda olduğum bir engeli çıkaranları bir türlü o yargı sehpasına oturtmadığımızı her zaman konuşacağım.
Ben dünyada bir şeyleri aşmaya geldiğimi düşünmüyorum zaten.
Ben aşmam.
Ben yaşarım.
Onu bir devenin hörgücü gibi sırtımda zaman zaman taşırım.
Ve orayı doldurur.
En zor zamanlarımda da o hörgücün içinden beslenirim.
Ben aşamıyorum kardeşim.
Ben aşamamalarımla meşhurum.
Çünkü ben insanların ayağının takılacağı bir engel olmamak için hakikaten çaba sarf ediyorsam
onlar da benim hayatım sanki yeterince zor değilmiş gibi
önüme bir de aşılmak üzere yeni engeller çıkartmasalarmış.
İnsan bazen sen neden aşamadın?
Hadi bir boş ver kanka.
Ya bak şöyle yap.
Hadi terapistinle bunu konuş diye.
Üzülen, hor görülen, belki kalbi kırılan, üstüne basılan insana
ne yapması gerektiğinin aklını vereceğinize
o engeli oraya çıkartana
sen de ne şerefsizsin diyebilseydiniz
şöyle dolu dolu okkalı bir tükürü suratlarına yapıştırabilseydiniz
belki dünyamızda aşılması gereken daha az engel
ve daha da önemlisi bu kadar kırık kalp olmazdı belki de.
Neyse, öfkeliyim belli ki.
Ben yürüyememiş ilişkilerimde yakaladığım ortak noktalar noktasında
tabii ki kendime okları çokça yöneltiyorum.
Bu adamların ortak noktası ne?
Ne benim onlara çekilmeme neden oluyor
ve hangi noktada biz bunu sürdürülebilir bir ilişkiye döndüremiyoruz?
Nerede bizim aslında çarklarımız dönmemeye başlıyor çok sorguluyorum.
Terapinin tabii ki buradaki etkisi, buradaki desteği kesinlikle yatsınamaz bir şey.
O nedenle özellikle son dönemde birilerinden hoşlanmak, tekrardan bir date'e çıkmak, belki normalde daha onunla tanışayım, onunla da bir kahve içeyim.
Tamam bu çok sarmadı bir daha konuşmayayımdan ziyade belki de uzun bir süre sonra ilk kez düzenli birini tanımaya çalıştığım bir döneme girmişken falan.
Terapiye de bu konuyu çok sık getirmeye başladım.
Yani ben bir şeylerin üzerinden zaman geçtikten sonra ben nerede hata yapmışım noktasında onları masaya yatırmak değil artık içindeyken bir şeyleri daha hızlı tespit edebilmek.
Hatayı orada yapıyorsam da hani o sınav kağıdını teslim etmeden önce bir yanlışlarımı düzeltebilmek istiyorum noktasındayım şu an terapide.
Ve tabii ki güncelinizi konuşurken geçmişte yaşadığınız özellikle de travmadan hallice bazı durumların masaya yatırılmaması, gündeme gelmemesi söz konusu bile değil.
Ve benim de geçmiş ilişkilerim, ilişkilenmelerim çokça terapide bizim konumuz haline geliyor.
Ve terapistim bana çok güzel bir şey söyledi.
Eğer ilişki durumu karışıkta da terapiden öğrendiklerim bölümünü dinlerseniz orada da bundan bahsediyorum ama şimdi benim hayatıma giren adamlarda seçtiğim bazı şeyler onlara çekildiğim bazı şeyler gerçekten bir örüntü oluşturuyordu.
Onların tırnak içinde ıssız adamlığı, onların ilişkiden kaçınması,
örneğin aldatıldığı için güvensiz olması, çok travmatik bir ilişki yaşaması,
ben ilişki insana değilim demesi, bağlanma stilleri yok anne babasıyla ilişkisi osu busu derken
aslında biraz da zaten beni sevmemeyi ya da beni hayatına tam anlamıyla almamayı,
baştan kendine bir ilke edinmiş ve aramıza bir duvar örmüş adamlar tarafından sevilmek
bana daha bir challenge hissi yaratıyordu ve sanki o duvar yıkılırsa
işte bak zorlu bir şeyin üstesinden geldim haliyle ben bu sevgiyi yüzde yüzüyle hak ediyorum gibi
bir mücadeleci ruh ortaya koyuyordum.
Ama benim bunlar olmadan da ortada bir mücadele olmadan da sevilebileceğimi hak etmem.
bu simayın da pekala sevgiye, ilgiye, alakaya, saygıya layık olduğunu kabul etmek elbette zaman aldı.
Ha bu şu demek değil.
Evet günün sonunda layığıyla sevilmek için çok büyük başarılara imza atmanız,
karşınızdakini sizi sevmeye, ikna etmeye çalışmanız gibi şeyler söz konusu bile değil.
Bunlar olmamalı.
Çünkü birini sizi sevmeye dair ikna etmeye çalıştığınızda ikna olmazsa kendinizi başarısız hissediyorsunuz.
ikna olursa bundan sonra bir ilişkinin içerisinde istediğiniz her şey ancak siz onun için inat ederseniz mümkünmüş gibi hissettiriyor.
Bu da hiçbir zaman o ilişkinin içinde şöyle bir rahatlayıp kendiniz olabileceğiniz bir anı yakalayamayacağınız anlamına geliyor bence.
Ve bu resmen bir yere mahkum olmak, bir yere sıkışmak bence.
Ama benim son erkek arkadaşım benden ayrıldıktan sonra eski sevgilisine dönünce ondan bir önceki erkek arkadaşım ben yapamıyorum sana iyi gelemiyorum sen bana çok fazlasın ben buna yetemiyorum dedikten sonra belki aramızdaki mesafeyi iletişimsizliği bana bir sebep olarak sunduktan sonra İtalya'dan kendine başka bir kız arkadaş bulunca.
ondan önceki erkek arkadaşım bana ben bir ilişki yürütemiyorum, yürütebilecek gibi hissetmiyorum dedikten sonra benim en yakın arkadaşımla sevgili olunca
ben tabii ki de acaba problem bende mi? Çünkü bu insanlar pekala ilişki yapabiliyor.
Hem de en belki de olmayacak şekillerde diye sorguladım.
Bu noktada terapistim bana şöyle bir şey söyledi.
Ya tamam belki senin de kimlerde inatçı olduğun seninle ilgilidir ve bunun üzerine konuşuruz ama bu adamların da seninle bir ilişki yapamayışı kendileriyle ilgili.
Yani hayatta kendini gerçekleştirememiş bir adam seninle yapamaz.
Eski sevgilinin neden seninle yapamazken İtalya'da bir başkasıyla olabildiğini sorguluyorsun.
Çünkü kaçıngan ve sorumluluk almak istemeyen bir insan uzak mesafe ilişkisinin içine balıkla mı atlar?
Ama senin gibi iletişim kurmak isteyen, iletişimi seven, iletişim becerisi olan bir insanla uzak mesafe ilişkisini sürdürmek her ne kadar daha kolay olsa da onun kaçabileceği bir alan yaratmıyor.
Ve haliyle kaçmak isteyen bir insan bunu yapabilir.
Bir başkasıyla yapabilmesi, seninle bunu yapamaması belki de günün sonunda senin ilişki yürütelemeyecek bir insan olduğun anlamına da gelmiyordur.
Belki de bu gerçekten de bu insanın seninle olmaması gerektiğinin bir işaretidir.
Bu kısmı benim yorumlamam bu arada.
Derebistim böyle bir pasaj atmadı.
Bu çıkarım, evet günün sonunda o çektiğiniz hüznü ya da yalnız başınıza yattığınız yatağı çok güzel bir anda kafanızı çevirdiğinizde paylaşacak birinin orada yanı başınızda olmayışını belki tek başına aklamıyor.
Ama günün sonunda gerçekten defalarca birçok bölümde tekrar ettiğim gibi sizi kimin sevemeyişi de sizinle ilgili çok şey söylüyor.
Ben bir uzak mesafe ilişkisini pekala sürdürebilirdim aslında ama bu uzak mesafe ilişkisinin uzak mesafe gibi hissettirmemesi için iletişimimle, dinlememle, dinlenmeye olan ihtiyacımla, belki yapacağım sürprizlerle, ortaklaşmaya çalıştığım bir hayat kurmakla, belki de bu ilişkiyi kolaylaştırdığını düşündüğüm bir yerdeyken, belki de karşımdakini aslında ona en çok korktuğu şeyi yaşatacağım.
iletişim kurmayı göstereceğim.
İletişim bekleyeceğim.
Kendini geliştirmesini isteyeceğim.
Ben gerçekten buna kendini beğenmişlik, böbürlenmek, egoizm falan diyebilirsiniz.
Çok okey.
Deyin.
Hiç önemli değil.
Günün sonunda benim böyle insanlarla daha fazla zaman kaybetmemin önüne geçiyorsa
siz buna ne derseniz deyin.
Ben bunu tutmaya devam edeceğim hayatımda.
Bazı insanların benimle olabilmek için fazla yetersiz olduğunu
ama kendilerini gerçekleştirmek ya da geliştirmek için de fazla tembel olduklarını fark ettim.
Bu insanlar zamanında da hayatıma girdi ve benim olduğum noktaya eğer çıkabilmek gibi bir arzuları yoksa
ya da kendilerini tırnak içinde bir kadının seviyesine yükseltmek onlar için kulağa fazla aşağılayıcı geliyorsa
beni aşağıya çekmeye çalıştılar.
Ben bu tongaya da düştüm.
Ama son dönemdeki ilişkilenmelerime baktığımda
sağ olsunlar beni aşağıya çekemedikleri için belki çekmeyi denemediler sağ olsunlar ya da belki de ben gerçekten artık aşağıya çekilemeyecek kadar da ağırlaşmıştım bir şeyleri daha oturaklı daha böyle güvenli sağlam bir zemine oturtabilmiştim ve yapamadılar ama onlar da gerçekten benden ne öğrenebilirler benimle belki daha farklı bir noktaya gelebilirler
Hani bunu sadece ben onlara bir şey katarım gibi bir yerden söylemiyorum.
Birbirimizi geliştirebiliriz noktasında bir şeyleri görmekten gerçekten acizdiler.
Kaçıyorlardı.
Böyle olunca ben eski sevgililerime duyduğum öfkenin yerini yavaş yavaş acımaya bıraktığını fark ettim.
Ve acımak biraz yaranın kabuk bağlaması gibi.
Tatlı tatlı kaşınıyor ve eğer o acımayı hiç fazlaca kaşır ve kabuğu kopartırsanız
artırsanız üzüntü yine kanamayla kendini dışarıya vuruyor ve siz yine ulan bu adamla
bile olmadı diye o yalnızlığı tek başınıza deneyimlerken buluyorsunuz iliklerinize kadar
ama artık o acıma siz onu ignorladığınızda kaşımadığınızda nihayet kendi kendine düştüğünde
altından tertemiz bir doku çıkıyor.
Başta hala biraz pembe biraz taze oluyor ama artık sadece ona belki baktığınızda
ne kadar acıttı, o yaranın nasıl oluştuğu kendini hatırlatıyor.
Ama en azından artık hakikaten fiilen acımamaya başlıyor ve bir şekilde iyileşiyorsunuz.
Daha da önemlisi belki yeni korkularınız oluyor.
Takılıp düşmek gibi, bir bıçağın size saplanması gibi.
Ama daha temkinli de oluyor musunuz?
Oluyorsunuz.
Benim özellikle son ilişkim temkinlilik ve güven konusunda beni omuzlarımdan tutup öyle bir sarstı ki
sanki sadece bu sarsıntıda bile
ben birkaç tane kemiğimin
kırıldığını hissettim. Sanki
kalbimin bu kadar kırılması yetmezmiş gibi.
Son ilişkim benim
hani böyle elimdeki son parayla
artık böyle açlıktan nefesim
kokmuş. Hiçbir şeyim yok.
Ne başımı sokabileceğim bir yer
ne karnımı doyurabileceğim bir şey.
Haliyle elimdeki son o parayla
ne başımı sokacak bir yer
bulabilirim ne karnımı doyurabilirim.
Gidip böyle iddia oynamak gibiydi.
Son şatımı attım
yani. Gittim, ona da bir iddia
oynadım. Dedim ki tamam
all in, alın bütün bu
birikimimi. Ya kazanacağım
ya da kazanacağım. Başka çare yok.
Böyle bir yerden içine girdiğim
bir ilişkiydi. Haliyle
bitmesine, hele ki böyle bitmesine
hiç hazır olduğum bir yerde
değildim. Hala daha
ne kadar artık acıtmasa da
ve hatta düşündüğümde bazı
noktalarında kendimi çok
cringe olurken, abi ben nasıl
boktan bir şeyin içine düşmüşüm diye
düşünürken bulsam da
yalan değil ki hala
o ayrılma anını
ayrılma demek de yani yumuşatmak
oluyor. O terk ediliş anını
o telefonu aldığım anı düşündüğümde
gerçekten canım yanıyor.
Yani kendimi o padovadaki
yatağımda başımı ellerimin
arasına alıp hayır bu olamaz, bu
oluyor olamaz, bu oluyor olamaz diye
defalarca kendi kendime
tekrar edip sanki bu bir rüya ve
ben gerçekten uyanacakmışım gibi
hadi bu bitsin artık diye
yalvardığım o anı gerçekten
unutamıyorum. Hayatımda en
vulnerable hissettiğim
anlardan bir tanesiydi. Ki kolay
şeyler yaşadığımı söylenemez.
Ben kendime bazı soruları
sormakta çok geç kaldığımı fark ettim. O yüzden
aynı hatayı sizin de yapmanızı gerçekten
hiç istemem. Son ilişkim
bittikten sonra terapistim bana şöyle bir soru
sordu. Siz de aslında çok
büyük bir duygusal boşlukta, birinin
desteğine, varlığına çok ihtiyaç
duyduğunuz bir yerdeydiniz. Ve
böyle olmasaydınız, sizce
bu insanla birlikte olur muydunuz?
Bu soruyu gerçekten kendime hiç sormadığımı fark ettim.
Hiçbir ilişkimde.
Yani tabii ki hayatta her zaman duygusal bir boşlukta olmak zorunluluğumuz yok.
Benim de olmadığım anlar da oldu elbette.
Ama yine de o an kendinizi kötü hissettiğiniz bir dönemde olun ya da olmayın.
Birini hayatınıza alma noktasında
ben bu insanı neden hayatıma almak istiyorum sorusu
gerçekten çoğumuzun bence özellikle
dünya giderek sirke dönmüş
düzgün bir bağ kurabileceğimiz
insan sayısının bu kadar azaldığı
bir noktaya gelmişken bu
sorguyu yapmaktan bence kaçıyoruz.
Bu sorguyu yapamayacak bir seviyede
değiliz aslında. Bundan sadece
kaçıyoruz. Belki de
vereceğimiz cevaptan, kendimizden
duyacağımız o şeyden korkuyoruz.
Zaten bulmuşum. Bunu
reddetmek de olmaz diyoruz belki de ki
benim gerçekten baktığımda
son ilişkim biraz da böyleydi.
Şimdi bu ilişki bittikten sonra ya kanka ben de aslında hiç zaten sevmemişim falan diyen o inkarcı insan olmak istemiyorum.
Nitekim bizim ilişkimizde o inkar zaten karşı taraf tarafından gösterildiği için bana çok da başka bir seçenek düşmüyor ama ben zaten bunu yapmazdım.
Ben gerçekten eski partnerime de aşık oldum yani.
Çok sevdim böyle çok heyecanlandım ve yalan değil bana o dönem için çok da iyi geldi.
Yeniden hayal kurabilmek.
Ha siktir lan ben sevilebiliyormuşum ve en önemlisi sevebiliyormuşum korkmadan diyebilmek.
Çok kısa süreliğine de olsa bana gerçekten iyi geldi.
Bu konuda da yalan söylemeyeceğim.
Ama bunun kabulü eski partnerime bir teşekkür değil.
Kendi sabrıma yine çokça büyük bir minnet.
Kendimden vazgeçmediğim için.
Bu soruyu sormamış olmanın faturası bana gerçekten çok ağır oldu.
Az çok eski bölümlerimi dinlediğinizde, bir kulak verdiğinizde, hatırladığınızda ya da özellikle İstanbul'a gelmeden önceki dönemde Padova'da ne kadar zorlandığımı bence siz de hatırlayacaksınız.
Hatta bana sizden çok fazla mesaj geliyor.
Abla İstanbul sana çok yaradı, abla çok mutlu görünüyorsun, parlıyorsun falan.
Ben de öyle hissediyorum biliyor musunuz?
Gerçekten çok zorlandım ben İtalya'da.
Ve o dönemde bu insanın bir anda hayatıma bir girişi ve bunun ilk etapta çok flörtöz bir yerden olmayışı.
Hani bir dating app ya da bir tanıştırılma, bir çöp çatanlık gibi içinde bir noktada romantizmi, flörtü barındırmayan daha iki insanın hakikaten birbirini tanımayan...
da yine kendi beklentilerim acaba fazla
mı diye kendimi düşünürken
bulmak hiç istemediğim bir yerdeydim.
Kaldı ki gerçekten yeni bir kalp kırıklığına
da hiç yerim yoktu doğrusu.
Galiba benimki biraz Never
Meet Your Hero'dan ziyade Never Date
With A Fan durumuydu. Çünkü benim
bir dinleyicimdi bu insan. Bu da
belki de verebileceğim hani
tek bilgi falan. Çünkü
sevmiyorum insanları afişe etmeyi.
Onların dinlerken ya da dinlerlerse
şayet ya da tanıdığımız biri dinlerse
Kanka Simay son bölümde senden bahsediyor deme ihtimali zaten benim için başlı başına bir haz.
Çünkü burada duyacakları şeylerin çok hoşa gitmeyeceğini biliyorum.
Ve bu da bana her zaman şunu düşündürtüyor.
O zaman yapmasaydın ya da bazen insanlar ne kadar kötü hissettirdiklerini dinlediğinde bunu inkar da edebiliyorlar.
Edebilirler ama bu benim günün sonunda düşündüklerimi hislerimi değiştirmeyecek.
O yüzden devam ediyorum.
Ben hem çevremdekilerin, annemin, Eylül'ün bana çok sık söylediği gibi evet heyecanlı bir insanım, evet çok çabuk bağlanabiliyorum, biraz aceleciyim.
Ama bu acelecilik de gerçekten nedenini sorguladığımda çok kalbimi kıran bir yerde biliyor musunuz?
Yani o kadar sevilmeyeceğimi artık belki de sevginin herkes için olmadığını, belki de bazılarının bu dünyaya arkadaşları tarafından çok sevilmek, dinleyicileri tarafından çok sevilmek,
hayata çok sevmek gibi bir becerisi olduğunu kabul etmek gibi bir yandan da kalbimi çok kıran
ama ben aşkı da çok tatmak istiyorum ya falan diye böyle içini çeke çeke hani çok sesli de olmadan
ama böyle gözleri dola dola ağlayan bir çocuk gibi hissediyordum bazen kendimi.
Ve bu acelecilik aslında biraz da sevgiye çok yakın bir şey bulduğumda onu kaybedeceğime neredeyse o kadar eminim ki
onun da fos çıkacağına, bunun da kalbimi kıracağına, bu insanın da günün sonunda bir şekilde benden vazgeçeceğine o kadar emin oluyorum ki
bari şimdi buradayken yaşayabildiğim kadarını yaşayayım, yapabildiğim kadar sürpriz yapayım, söyleyebildiğim kadar ona sevdiğimi söyleyeyim, hissettireyim.
Yani aceleciliğim üç günlük dünyaya ya da ben de böyle seviyorumdan falan gelmiyor.
Aslında içten içe sanki karşımdaki bir gün benim ne kadar terk edilebilecek bir insan olduğumu fark eder de gider
her o zamana kadar ben hör gücümü biraz olsun sevilmiş olmak hissiyle doldurayımdan geliyor.
Bunu söylemenin bile ne kadar ağır olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?
O yüzden belki günün sonunda kimilerine böyle bir şey hissettiğim
ve bunu sesli söyleyebildiğim için acınan bir yerde bile geleceğim.
Yazık bu kızada diye.
Ama ben bunu açıkça konuşabildiğim için bu bana hissettirilmesine rağmen
Bir dakika ya benim kendi kendimin ve duygularımın arkasında durmam da en az bir başkasının benim için sesini çıkartması kadar kıymetli diyebilmem.
Bana her zaman bu insanlardan daha üstün hissettiriyor.
Belki şimdi baktığımızda hepsinin bir partneri var ama partner zaten bir onay aracı değil ki.
Hele insanın ne çeşit kaygılarla, endişelerle ya da belki de neyi bırakıp neye gittiğiyle de biraz ölçüldüğü bir dünyada
Bence zaten ben bu insanlardan bırakın önde olmayı zaten çok farklı kulvarlardayım.
Kimin önde ya da geride olduğunun pek de bir öneminin olmadığı kadar uzak hayatlardayız.
Birbirimizle kesişemeyiz, kesişmiyoruz da.
Ben mesela eski partilerimle hiçbir yerde karşılaşmıyorum, karşılaşmadım da.
Burada en biraz bu kaderci bir yaklaşımın da zaman zaman esiri oluyorum.
Hani biri hayat çizginizden çıktığında aynı mahallede bile olsanız karşılaşmazsınız düşüncesi bana çok mantıklı geliyor.
Diğer yandan da bu insan benim olabildiğim yerleri zaten afford edebilecek birisi değil.
Bu böyle maddi anlamda kurduğum bir üstünlük ya da bir küçümseme değil.
Nitekim ben de çok pahalı, fancy yerlere giden birisi değilim.
Burada bahsettiğim benim olduğum yerleri karşılayamaz düşüncesi,
benim hayatı kimlerle nerelerde paylaştığımdan biraz kaynağını alıyor.
Bu insan benim gittiğim ortamlardaki mutluluğu, kahkayı,
benim hadi buraya gidelim diyebileceğim o insanları
ya da bir şeyleri tek başına yapabilme yetimi kendinde bulabilecek bir insan değil.
O yüzden hayat bizi de karşılaştırmıyor.
İyi ki de karşılaştırmıyor.
Ben yaklaşık bir ay süren bir ilişkinin çok da uzun sürmese de birkaç ayda işte sancısını çektim
Ve çıkarttığım ders her ne kadar böyle çok somut şeylere çok inanmasam da hani abi ikizler burcu ile olmaz falan gibi şeyler benim çok sevdiğim kaynaklar değil.
Ama bu ilişkide benim çıkarttığım ders şu ki bir insanın hayatında bir türlü aşamadığı, sürekli dön dolaş ona gittiği, on off bir ilişki olarak sürdürdüğü eski bir ilişki varsa, orada böyle bir eski sevgili varsa oradan uzaklaşmanız gerekiyor bence.
ben bunu öyle bir deneyimledim ki
hani sütten ağzı
yananını geçin
sütten ben komple yandım yani o kadar
sıcaktı ki ağzım yandı o panikle
üstüme döktüm her yerim yandı
falan yani ben
insanların hayatında kötü bir ilişki yaşamış
olması kötü bir ilişki
yaşatılması ona ya da onun bir başkasına
yaşatması gibi şeylerle doğrudan
değerlendirilmesi gerektiğini düşünmüyorum
herkes hata yapar
mesela benim Roberto ile ilişkim
çocuğun da nasılsa anlamıyor dinlemiyordur
dediği her yerde adını söylenen de ayrı
bir komedi ama ilişkimiz
çok toksikti mesela ve ben de
o ilişkinin içerisinde hiç
kendimle uyumlanmayan kendime yakıştıramadığım
bazı obsesif
davranışlar sergilediğimi gördüm ama
bu beni tanımlamıyor ki ya da ben
bir tane toksik ilişki yaşadım
birinin kalbini kırdım o da beni incitti
falan diye mutlu olmayı hiç hak etmiyor
muyum yani orada değilim
ama biraz da ders
çıkart be kanka.
Biraz da ders çıkart yani.
Benim hatta belki de günün sonunda
bu insana çekilmemin sebeplerinden biri de
ben kendimi o kadar hayatta
sanki bir erkek yetiştirme
enstitüsüymüşüm gibi hissediyordum ki
bir erkek rehabilitasyon merkezi.
Benim hayatıma giriyorlar.
Issız adamlıklarını, o
80'li city'deki o big triplerini
falan benim hayatımda bir şekilde
lance ediyorlar bana.
Ben onların üzerine çalışıyorum, yatırım yapıyorum.
hakikaten haklısın ha ama
şimdi senin de ağzına sıçtık senin de tadın çıkmaz şimdi
ben bu öğrendiklerimi başkasında şöyle
ambalajı yeni açılan bir ilişkide kullanayım deyip
hakikaten de içini bilemem ama dışarıdan baya güzel görünen
uzun soluklu ilişkiler yapabiliyorlar
ben kendimi sanki böyle kadınlığa kız kardeşliğe bir armağan gibi
erkek yetiştirirken bulduğum bir yerde olunca
bu insanla da tanıştığımda
onun background'unu, onun o toksik ilişkisini, ne kadar yıprandığını, yıpratıldığını ondan dinleyince dedim ki
belki de o da bana bir kadının armağanıdır.
Belki de o ilişki de onu değiştirmiş, ona bir şeyler öğretmiştir.
Maalesef belki bir başka kız kardeş orada harcanmış, üzülmüş, yıpratılmıştır.
Ama belki de gerçekten bu kez ben mutlu olacağımdır falan diye düşünüp
ben kendi içimde bu insanın eski sevgilisine bir minnet bile duydum.
Kerizlik deyince bana gelin arkadaşlar.
O kadar o kadar iyiyim ki bu kerizlik mevzusunda.
O kadar iyiyim ki.
Şimdi tabii arkadaşlıkla başlayan bir ilişki, birbirinize travmalarınızı, eski ilişkilerinizi anlattığınız bir dostluk.
İster istemez sürecin içerisinde o edindiğiniz bilgileri de ilişkinin içerisinde aklınıza tutmanıza neden oluyor.
Ve ben de o duyduğum toksik ilişkinin o birbirine senelerce bir şekilde hem birçok şeyi öğretmiş hem de belki de geri dönülemez şekilde.
Bu da işin sarkazmı geri dönülemez demem benim kelime seçimleri.
Belli ki geri dönülebilir bir şekilde.
Açılan yaralar falan benim de kafamda tabii ki yer etmişti.
Yani bir yandan da karşımdaki insanın belki de o aldığı yaralara tekrardan bir tuz basmamak ya da onun sırtını sıvazlarken bir şekilde o bıçak yaralarının çok da tekrardan sızlamasına ortam yaratmamak gibi bir çabanın da içindeydim.
Hatta bazı şeyleri belki ona sağlayabileceğim sağlıklı bir ilişkiyle iyileştirebileceğimi bile düşündüm.
Bende de biraz kurtarıcı kompleksi var gerçekten.
Bu da içten içe sanki biri beni sevecekse onun da anca böyle ağzına iyi bir sıçılmışsa beni sevebilir.
Haliyle böyle her tarafı yara bere ben ona böyle güzel bir pansuman çeker onu bir güzel iyileştirirsem ancak o sevgiye yine karşılık gelebilirim gibi.
Bakın burada da yine bambaşka bir challenge doğurmuşum aslında.
Haliyle sürekli böyle bir şekilde içinden çıkmak istediği ama kendini tekrar o ilişkinin içinde bulduğunu söylediği.
Hani böyle lisede başlamış ve işte neredeyse 7 yıl on off bir şekilde sürmüş.
Kendi tabiriyle aslında bir ilişkinin nasıl olmaması gerektiğine çok büyük bir örnek teşkil ettiklerini söylediği bu ilişkinin bazı yansımaları bizim ilişkimize de düşüyordu.
Mesela çok küçük bir şeyden bir anda partilerimin çok büyük bir tepki vermesi.
Ya da ama bu benimle ilgili değil ki dediğimde of siktir evet ya ben gerçekten tetiklendiğim şeyleri buraya taşıyorum falan demesi gibi anlara da yol açıyordu ve her seferinde biz bütün günü şöyle sonuçlandırıyorduk.
Bütün o küçük tartışmaları.
Evet gerçekten bu ilişki beni iyileştiriyor.
Belli ki öyle değilmiş.
Ben tekrardan sevilebilirim. Ben sevilmeye değer bir insanım. Belki de bu kadar üzüntüyü günün sonunda böyle bir mutluluk için yaşadım diye biraz da o içinde bulunduğum ilişkinin tadını çıkartmaya.
Bak Simay hani hemen terk edilmek zorunda değilsin bazı aşklar başlar ve sürere kendimi inandırmaya çalışırken bir yandan uzak mesafe ilişkisini sürdürmeye çalışırken diğer yandan hep içimde ukde olan o bir anda sevgiline sürpriz yapmak gibi şeyleri gerçekleştirmeye çalışırken hakikaten de yaptığım bir sürpriz İtalya'dan İstanbul'a böyle bir anda eski sevgilimin doğum günü için geldiğim bir sürpriz sonrası.
İtalya'ya döndükten iki gün sonra terk edildim.
Hatta her ne kadar çok olay örgüsü anlatmayı sevmesem de bu spesifik pasaj arkadaşlarımın, bu hikayeyi bilenlerin her zaman yüzünde bir şok yaratmıştır.
Ben de bunu görmeyi çok seviyorum.
Sizinkini göremeyeceğim ama siz bana mesajlarınızla anlatır hissettirirsiniz diye umuyorum.
İtalya'ya döndüm.
İki gün sonra partnerim zaten bir iki hafta sonra İtalya'ya gelecekti.
biletlerini erkene çekti ve bir hafta sonra İtalya'ya yanıma gelmeye karar verdi.
Birbirimizi daha fazla görelim diye.
Biletlerini değiştirdiği günün ertesi akşamı da beni aradı ve
beni hiç hatırlayamadığını, yaşadığımız şeylerin ona bir rüya gibi geldiğini,
mesajlara, fotoğraflara baktığında
evet bu benim ama hiç böyle hissetmiyorum gibi bir yerden kendini dışarıdan izlediğini
ve benimle artık olamayacağını söyledi.
Ve tabii ki benim için bu korkunç bir şeydi.
Yani nihayet elde ettiğiniz bir sevginin elinizden alınması ne kadar korkutucu.
Ama diğer yandan da beni sadece ruh hastaları mı sevebilir ya gibi tatsız bir realite doğurdu bir anda.
Bir sorgu ortaya çıktı.
Buradaki ruh hastalığını hele ki psikolog kimliğimle asla birini aşağılamak için söylemiyorum ama küçük bir not geçmek gerekirse
bu bahsedilen, seni hatırlamıyorum, ben değilmişim gibi geliyor, gerçek değilmiş gibi geliyor dediğimiz şeylerin literatürde bir ismi de var.
Burada bir derealizasyon, depersonalizasyon, kişinin kendinden, gerçeklikten kopması gibi bir durum da var ve bu evet,
sadece terk edilen bir kız arkadaş olarak değil, aynı zamanda bir profesyonel olarak da bence endişe verici bir noktası olan bir durumdu.
Haliyle ben karşımdakini anlamaya onu çözümlemeye belki de bu benimle ilgili değildir belki de gerçekten orada psikolojik bir sıkıntı vardır.
Böyle bir sevgiden de bu kadar çabuk vazgeçmemeliyim bizden vazgeçmemeliyim gibi bir konumda o kadar uğraştım ki yaklaşık bir hafta kadar çok sancılı bir süreç geçirdim.
Kulak enfeksiyonu oldum bir haftada 7 kilo verdim nasıl mümkün olabiliyor bu bilmiyorum.
En son kulaklarım falan kanadı ve sonra dedim ki tamam biz gerçekten galiba bir yerden sonra ayağa kalkmak zorundayız.
Ve sonra bir şeyleri yüz yüze konuşmakta el sıkışmış ve anlaşmışken ve ben zar zor kalkıp istasyona onu almaya gitmek üzereyken ben uçağa binmedim mesajıyla karşılaşınca bu insan benim hayatımdan tamamen çıktı.
Bence ayrılıklar kaçınılmazsa ki hayatımızda çok farklı konseptlerde çok fazlaca ayrılık yaşıyoruz.
Bazen bir okul, bazen bir insan, bir arkadaş, sevgili, bir ev, bir şehir, bir kıyafet.
Eski bir düşünce bile oluyor.
İnsan bir sürü şeyden ayrılır ama nasıl ayrıldığı çok şeyi söyler ve insanın hak ettiği bir ayrılık da vardır.
Ve ben hiçbir şey yapmayışımla karşımdakinin geçirdiği bir mental durum sonucu beni sevmediğini fark etmesi ve bırakmasıyla gerçekten bir şey de yapmamıştım aslında ki kaldı ki bir şey yapsaydım bile böyle bir ayrılığı hak ediyor muydum?
İtalya'da odamda bir hafta sonra sevgilim gelecek ve tatile çıkacağız diye beklerken
pek başıma son birkaç aydır hayatımdaki her şeyi konuştuğum insan o iken
bütün kalp kırıklıklarımı onunla paylaşmışken
yaşadığım bazı şeyleri benden dinlerken o karşımda ağlamışken
hatta bana eski sevgilim ve eski en yakın arkadaşımla ilgili yaptığımı affetmiyorum bölümünü atmak noktasında en büyük cesareti
O göstermişken nasıl böyle kalbimi kırabilir ben anlamlandıramadım.
İnsanlar sizden nasıl ayrıldığıyla da skorlanır.
Ve karşımda kesinlikle ve kesinlikle bırakın sınıfta kalmayı okuldan atılması gereken bir performans vardı.
Ben bu süreçte bana gösterilen o sırt sıvazlamanın belki de şimdiye kadar aldığım yaralara bir okşayış olduğunu düşünmüştüm.
Buna inanmıştım.
ama belli ki belki de yara alınmayan tek yeri bulmaya çalışıyordu kendi bıçağını sokmak için
ve gerçekten iyileşmesi çok zor ve çokça kan kaybettiğim bir ayrılıktı.
Çok sevdiğim, çok aşık olduğum için falan değil.
Olmadım da demiyorum.
Ben hayatta hiçbir zaman duygularını inkar eden bir insan olmadım.
Ama bu üzüntü bir aşkın, bir sevginin, bir ilişkinin bitişiyle ilgili değildi.
Bununla bile açıklanamaz.
Ben sanki biri ölmüş gibi hissettim.
bir gün önceye kadar planlar yaptığım, seni seviyorum diye telefonu kapattığım,
bana hayatının aşkı olduğumu söyleyen, bana bir ilişkinin nasıl olması gerektiğini ona hissettirdiğimi söyleyen,
bana şimdiye kadar olmak istediği insanı ancak benimleyken olabileceğini hissettiğini söyleyen bir adamın
pardon ya, it was a misinformation, I don't like you anymore gibi
Hani sanki Starbucks'ta kahvesini iptal edermişcesine hayatımdan çıkışı tabii ki çok korkunçtu.
Çok brutaldi, çok caniceydi bence.
Ama sonra ne oldu biliyor musunuz?
Başımıza ne geldiyse köklü liselilerden geldi diye çok sevdiğim bir meme vardır.
Bir VJ Bülent tweetinin üzerine yapılmış bir memedir.
Aha bana ondan oldu.
Tabii ki de eski sevgilim kendi eski sevgilisine geri döndü.
Buranın bence çok daha dramatik çok daha nasıl desem dedikodusal tarafı da bence çok komik ve çok yoğun aslında yani bu kızım benim dinleyicim olması bilmiyorum dinliyor mu bence dinlese böyle davranan bir insan olmaz da hani kanka azıcık bir şey öğrenirsin yani anladın mı?
Ama hani benim uzun süredir podcastimi takip eden bir insan olduğunu fark etmem.
Bizim bir ilişkimiz olduğunu fark etmesi, beni aylarca stalklaması ki çok normal hepimiz eski sevgilimizin yeni sevgilisini stalklarız burada bile anlıyorum onu.
Beni belki Ocak ayından beri stalklamasına rağmen şimdi bir şekilde denk geldiğimiz yerlerde beni sanki hiç tanımıyormuş gibi davranması.
Biz sevgiliyken bile bunu bir yerlerde okuyorsan seni hala çok seviyorum şeklinde paylaşımlar yapması bence çok saygısızcaydı.
Bazı insanlara kız kardeşliği siz öğretemezsiniz o içinde yoktur.
Yoktur.
Bazı insanlar için biriyle olmak, biri tarafından kabul edilmek hatta belki de o insanı bir başkasının elinden almak çünkü günün sonunda bak biz birbirimize aittik işte ben de hayatımda böyle significant biricik bir hikayeye bir aşk hikayesine sahibim diyebilmek.
bir başkasının heba olmasından daha önemlidir.
O yüzden kendini başardığı ve belki de inat ettiği şeyi bir şekilde gerçekleştirdiği için
onu da takdir etmek lazım bilmiyorum.
Ama bunun en mide bulandırıcı tarafı neydi biliyor musunuz?
Ben hayatımda ilk kez sanki böyle bir dizi izliyormuşum gibi
böyle hani bilmemesi gereken ya da görmemesi gereken bir şey gören biri
bir anda kusar böyle tuvalete koşar.
Bu bana hiç anlam yani çok anlamsız gelirdi.
Benim çok böyle durumlar mideme vurmaz yani.
Ama ben bir gece bir anda eski sevgilimin bir Instagram profiline girmek istediğimde ve beni paylaştığı açıklamaya da bu sene aşık oldum yazdığı fotoğrafı silmek yerine ki bu çok normal silersin arşivlersin.
Kendinle çelişmek istemezsin.
açıklamayı aşık olduğumu zannettim diye çevirdiğini
ve sonra her yerden eski sevgilisiyle takipleştiklerini fark ettiğimde
hayatımda ilk kez bir durum karşısında kustum.
Ve belki de bu benim gerçekten sadece metaforik olarak değil
hakikaten fiziksel olarak da bu insan artık kendi sistemimden atışımdı.
Ve o günden sonra hiçbir şey beni artık ırgalamamaya başladı.
Ama bununla ilgili söyleyecek çok fazla şeyim var.
Siz böyle bir insansanız lütfen biraz aynanın karşısına geçin ve eleştiri oklarını kendinize çevirin.
Değilseniz de seni anladığımı bilmen için özellikle bu kısmı sana söylüyorum sevgili dinleyen.
Günün sonunda hepimizde kiminde daha büyük, kiminde çok küçük vicdan denilen bir şey var arkadaşlar.
Biz bu vicdanla bir şekilde uyumlanmazsak hayat gerçekten yaşaması imkansız bir hal alıyor.
İnsan yatağa başını koyduğunda yaptıklarıyla çelişmemek istiyor.
O yüzden bazen bazı insanlar yaptıkları şeylerle yüzleşmenin ne kadar ağır bir sonuç doğuracağını bildiklerinden hikayeyi değiştirmek isterler.
Bizim case'imizde benim eski sevgilimin yaptığı şey buydu.
Ben eski sevgilim derken utanıyorum onların şu an bir ilişkisi olduğu için.
Ama belli ki bazı insanlara karşı bir utanç bile onlar için bence oldukça fazla.
Bazen hiçbir şey yapmamak gerekiyor.
Bazen insanları gerçekten oldukları yerde bırakmak gerekiyor.
o ait olduğu yerin artık boka bulanmış bir ilişki olduğunu düşünüyorsa
bırak orada kalsın.
Sen ona neyin daha iyi olduğunu açıklayamazsın.
Ve orada kalmaya devam ettikçe belki de o bokun içine sen de çekileceksin.
Ama diğer yandan bu hikayeyi değiştirmek bir yana
bazen bazı insanların hikayesinde siz kötü karakter bile olacaksınız.
Hiç önemli olmasın.
Benim eski erkek arkadaşım yani bana bunları yaşatan kişi
önce fotoğrafın açıklamasını değiştirdi.
Sonra işte eski sevgisini her yerden takip etti.
Sonra fotoğrafın altındaki yorumları sildi.
Sonra bir tek benim yorumum kaldı orada.
Sonra onu da sildi.
Sonra fotoğrafı komple sildi.
Sonra bir baktım bana kaydettiği podcast'i sildi.
Kapağında bile böyle üzerinde benim fotoğrafımın olduğu bir tişörtü giydiği.
Sonra yetmedi bir baktım bir gün.
Ben her yerden engellendim.
Bir gün bir baktım sen o kız değil misin engellendi.
En son Spotify'dan bile engellenmişim.
Şimdi bana diyebilirsiniz kanka sen de niye bakıyorsun?
Bakacağım tabii ki hiçbir şey yapmadan nasıl bir insana bu kadar rahatsızlık verebilirimi düşündüğümde fark ettim ki rahatsızlığın kendisi bu insan tarafından kendine yaşatılıyor.
Aslında ortaya koyduğu bu birkaç aylık bile olsa ilişkideki tavırla son dönemde sergilediği davranışların o kadar çelişkili olduğunu farkında ki hikayeyi değiştirmek bile yetmedi.
Beni tamamen sanki ben hiç bu dünyada yokmuşum, hayatlarımız hiç kesişmemiş gibi yaparcasına kopartıp attı.
Ben yokmuşum gibi.
Onun dünyasında şu an Simay diye biri yok.
Çünkü beni görebileceği her şeyden kendini tamamen engellemiş durumda.
Bazı insanlar sizin hiçbir şey yapmadan orada durmanızdan bile rahatsız olacak.
Çünkü acaba bir gün bir şey yapar mı?
Bir gün hakkını arar mı korkusuyla?
Ve arıyorum da tabii ki de.
Yaptığı şeyi her yerde anlatıyorum.
Bu podcastı kaydedeceğimi bir yerlerde çok iyi bildiğini de biliyorum.
Ben üzerinden 3-4 yıl geçmiş olmasına rağmen ne kadar geç olsa da eski sevgilim ve eski en yakın arkadaşımın birlikte oluşuyla ilgili affetmiyorum diye bir bölüm çektiğimde sen oradaydın.
Bütün bölümü hep dinleyicilerime seslenerek söyledim, konuştum, anlattım ama bu kısım sana.
Sen dinlemesen de senin kulağına gelecek olduğunu bilmeme.
O yüzden sana konuşuyorum. Benim bu bölümü çekeceğimi çok iyi biliyordun zaten.
Ve belki de bunun bir gün olacağını çok iyi bilmek ama hangi gün olacağını bilmemenin verdiği korkuyla beni göremeyecek kadar saklanmak,
saklanmak mümkün olmayınca beni silebileceğin her yere kadar hayatından, görüş alanından çıkartmaya çalıştın.
Farkındayım. İyi ki de yaptın.
Ama zaten senin karşına çıkmaya çalışan, senin karşına dikilip de sana yaşattıklarını anlatmaya çalışan bir simay bulamayacaksın.
Çünkü sen de biliyorsun.
Aynaya baktığında beni ne kadar silersen sil, orada olduğumu, o odada bulunduğumu, paylaştığımız şeyleri, tanıştığımız insanları, ortaklaştığımız noktaları,
hatta şu an geri döndüğün o ilişkinle ilgili bile bana anlattıklarını sen çok iyi biliyorsun.
Ben hiçbir zaman gidip senin sevgiline senin hakkında böyle böyle diyordu demeyeceğim.
Çünkü muhtemelen o gün bana onunla ilgili o ilişkiyle ilgili bütün çektiği acıları anlatan sen bugün o ilişkiye geri dönebiliyorsan benimle yaşadığın ilişkiyi de yalanlamanın bir yolunu bulmuşsundur.
O yüzden benden korkmana gerek yok.
Ama kendinden korksan çok iyi olur.
Şimdi tekrardan sizlere dönüyorum.
Sizinle paylaşımı yapacağım bu küçük aradan sonra.
Bazen birine özellikle çok güzel bir ilişki verdiğinizde terk edilirsiniz.
Bu sizin sevgiyi hiç hak etme işinizle.
Ulan bunları yaptım hala olmadı.
Demek ki ben hakikaten değersiz bir insanımla asla açıklanabilecek gibi değil.
Bazı insanlar sizin ona verdiklerinizin altında ezilir.
Ben bu insana gerçekten tertemiz, steril bir ilişki sundum.
Travmatize olmuş, bir ilişkinin içinde sürekli kaçacak yer arayan,
acaba buradan nasıl çıkabilirim diye gözü hep kapı pencere arayan bir adama
ben sınırlandırılmamış bir bahçe vaat ettim.
Ama o sadece kapıdan ve pencereden kaçılabileceğine inandığı için
o bahçenin içinde bile kapana kısılmış hissetti.
Ben ona tertemiz bir ilişki verdim ama adam o kadar çamura bulanmıştı ki
benim hayatımda bir koltuğun bile köşesine oturamazdı.
Çünkü bir parmağından damlayacak bir çamurun bile
o tertemiz ilişkide nasıl bir leke yapacağını kendi de çok iyi biliyordu.
ne yaptı peki? Bataklığına geri döndü.
O yüzden belki de bazı insanların size yapabileceği en büyük iyilik
sizi bırakmaktır ve ait oldukları bataklığa geri dönmeleridir.
Çünkü günün sonunda bildiğim bir şey var ki bu iki insan birlikte oldukları sürece
en azından başka iki insanın hayatını mahvetmekten kendilerini biraz olsun alıkoymuş olacaklar.
O yüzden onlara mutluluklar dilerken kendime bu kadar enayi olmamak,
zaman zaman ağır konuştuğumda neden ağır konuştuğumun ağır konuşmamdan daha çok sorgulandığı bir ortamda olmak.
Söz konusu ayrılıksa ayrılığın bile en iyisini en saygılısını hak ettiğimi söylemekten de geri durmayacağım.
Ve nereden silinirseniz silinin ne kadar yok sayılırsanız sayılın o insanlar birbirlerinin yüzüne baktıklarında sizin hayaletinizden kaçamayacaklar.
Bu da onlara dert olsun. Umutsuz dağılışmayın, yatağa küs girmeyin.
Ayrıl barış yıllarca sürmüş ilişkisi olan adamlardan, kadınlardan da hakikaten biraz uzak durun.
Günün sonunda illa bir lise draması istiyorsanız gerçekten bununla ilgili bir sürü dizi, film falan bulursunuz.
Bir tanesinde yaşamaya bence hiç gerek yok.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
