
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
bazen içinde bulunduğum zamanda bir şeyler yapmaya dair o kadar motivasyonsuz oluyorum ki, gelecekteki simay'a gereğinden fazla şey yüklüyorum. zaman geçip o gün geldiğinde ise kendimle kavga ediyorum. muhtemelen benzer bi şey yaşadınız, dimi? tamam, hoş geldiniz o halde.
Transkript
Herkese merhaba.
Bu kadar alışık olduğunuzu düşünmüyorum benim peş peşe yeni bölümü atmama ama
ben de şaşkınım. Bakalım Simai bugün ne konuşmak istiyor?
Aslında yine birçok kez olduğu gibi yani ne konuşacağım acaba diye mikrofonun karşısına geçtiğim bir bölüm olacak gibi
ama karar da verdim aslında ne konuşmak istediğime.
Genelde böyle o an konuşmak istediğim şeyleri not alıyorum.
Sonra bir şekilde aslında onu kafamda proses etmiş, sindirmiş oluyorum
ve geri dönüp baktığımda üzerine konuşacak motivasyonum kalmamış oluyor.
Bu da aslında bir yandan üzücü çünkü belki o an üzerine konuşsam sadece benim değil
dinleyen birçok insanın da bir aydınlanma yaşayacağı
ya da farklı bir perspektif görebileceği bir ihtimali ortadan kaldırmış oluyorum.
O yüzden daha sık konuşmaya, bir şeyleri daha yaşandığı gibi aslında belki de söze dökmeye
daha fazla zaman ayırmam gerektiğini de düşünmüyor değilim.
Öncelikle siz nasılsınız? Sınava girenler nasıl? Onu da merak ediyorum.
Bu hafta sonu, yani geçtiğimiz hafta sonu üniversiteye giriş sınavına girdiniz.
Bazılarınız girdi.
Umarım istediğiniz gibi geçmiştir. Umarım istediğiniz gibi sonuçlanır.
Açıkçası uzun uzun bu belli bir sorumluluk bittikten sonra yaşanan boşluğu da belki konuşmak gerekiyor.
Ben şu an biraz sorumluluklar olmasına rağmen o hiçbir şey yapma arzusunu içinde bulamama durumunu galiba biraz konuşacağım bu bölüm.
Yine sokağın sesi bana eşlik ediyor tıpkı ilk baştaki bölümlerim gibi.
Çünkü artık yaz geldi camlar pencereler her zaman açık ve ben mikrofona konuşsam da o sesler bir şekilde eşlik ediyor.
Ama bunu da sevdiğinizi düşünüyorum.
Hazırsanız Sen O Kız Değil Misiniz'in Üşenenler İçin Özel Bölümü karşınızda.
Geçtiğimiz günlerde Instagram'da dolaşırken bir tane post çıktı karşıma ve beni inanılmaz derecede etkiledi.
Hemen kaydettim.
Dedim ki ben bunun üzerine hakikaten konuşmak istiyorum.
Bölümün ilk hakikatenini de kullandığıma göre güzel bir bölüm olacak gibi, içten samimi bir bölüm olacak gibi de hissediyorum.
Gördüğüm post şöyle söylüyor.
Büyümek aslında biraz da geçmişteki genç versiyonlarıma bakıp
ya ne kadar da gençmiş bu kız ve nasıl da bildiği kadarıyla durumları güzelce idare etmiş diye düşünmek biraz da.
Ve bir ileri versiyonumun da aynısını şu anki halim için düşündüğünü bilmek çok mutluluk verici tarzı bir paylaşımdı.
Hakikaten beni böyle belki de farkında olmadığım, çünkü gündelik hayatımın bir parçası haline geldiği için ekstra enerjimi tükettiğini fark etmediğim bu yorgun, yoğun periyodumda böyle bir durdurup sanki iyi gidiyorsun tamam.
Yani sakin ol. Şu anki halin bundan tatmin olmayabilir ama sen bir ileriki sima için aslında bu çabayı yapıyorsun ve bunun bir geri dönüşü olacak der gibiydi.
Bunun da aslında kaynağı, gerçekçiliği belki yarattığı güvenin dayandığı şey de aslında hakikaten biraz da geçmiş versiyonlarımızın şimdiye kadar geldiği bu nokta.
Çünkü şöyle bir durup düşünüp bir geriye bakın.
Mutlaka hiç aşamayacağınızı düşündüğünüz şeyleri geride bıraktığınız olmuştur.
Bir ayrılık, bir sınav, bir kavga, tartışma, bir hastalık belki.
Değiştirmek istediğiniz bir durumun belki o an içerisindeyken hiçbir çıkış kapısı size açılmazken şu an onun çok geride kaldığını, belki de sizi o içine hapsetmiş olan şeyin artık yıkılıp parçalandığını bile görebilirsiniz.
Ya da bazen geriye baktığınızda bunları göremeyecek kadar artık o noktadan uzaklaşmışsınızdır.
Bu da bir başarıdır aslında. Bu da bir süreçtir hakikaten.
Şimdi suçu yazın gelmesine atmak istiyorum bazen.
İşte yaz geldi, havalar çok güzelleşti, artık bir şey yapasım gelmiyor falan.
Ama kış versiyonum da birçok şeyi yazın daha fazla boş zaman olacak, o zaman yaparsın diye ertelemişti.
Böyle bazen gerçekten ileriki halime, atıyorum kışın, yazın olabileceğim simaya çok fazla sorumluluk yüklüyorum.
Şu sınavı da geçersin, şunu da yaparsın, şu seviyeye de gelirsin.
O zamana kadar spora da şu kadar ay gitmiş olursun falan.
Sonra yaz geliyor.
Kimse yazdaki Sima'ya sormamış.
Peki sen bunları yapabilecek enerjiye, motivasyona sahip misin?
Ya da hiç hayatın sana yeni sorumluluklar da çıkartabileceğini göz önünde bulundurdun mu diye.
Haliyle aslında biraz sanki toplum, dış dünya bana yeterince sorumluluk yüklemiyormuşçasına
kendime de bazen gerçekleşmesi zor beklentilerle biraz işkence ettiğimi fark ettim.
Ama bir şeyleri ertelemenin sadece böyle üşengeçlikten, tembellikten değil ama
biraz da belki farkında olmadan, belki bilinç altımızda yatan,
bunu ben zaten halledeceğim gibi bir güvene de dayalı olduğunu düşünüyorum.
Bazı insanlar, mesela bunlardan bir tanesi benim,
yumurta kapıya dayanana kadar genellikle eyleme geçmezler.
Ben hayatımın bazı konularında bazı alanlarında çok daha aceleciyimdir.
Mesela bir problemin ortada öylece durmasına hiç katlanamam.
Bir tartışmanın sonlanması için en azından kendi açımdan yeterli açıklamayı yapmış olduğumu bilmek isterim.
Ama bazı konularda özellikle hakikaten sorumluluk sorumluluk diyebileceğim işte bir sınav olabilir.
Ne bileyim bir döküman, belge, iş bu tarz bir şey olabilir.
Bunları çok fazla ertelediğimi fark ettim.
Ama ertelediğim ve belki de başka bir şey yapmayı tercih ettiğim o sürede de o kadar keyif almıyorum ki kaygılanmaktan.
Ya bunun çözümü ne?
Bunu düşünmeye başladım.
Aslında çözüm çok basit.
Bir yerden başlamak.
Her başladığımda da aslında o kadar korkutucu olmadığını görüyorum.
Ama sonra bir daha yine ertelediğim bir şeye başlamam gerektiğinde.
Bak daha önce de ertelemiştin.
ama sonrasında başladığında o kadar korkutucu olmadığını gördün diyerek
kendimden hiç ders çıkartamıyorum.
Her ertelediğim ve yapmam gereken şey yaklaştığında
o korkuyu tekrardan yaşıyorum.
Halbuki çok benzer, belki bir ay önce çok benzer bir aşamadan geçmişim.
Hadi yaparsını diyemiyorum.
Bazen böyle hani hakikaten spor kıyafetlerinizi giyip
sonra onları geri çıkartmak gibi.
Çantanızı hazırlayıp bir yere gitmek için
Sonra yok ya vazgeçtim deyip çantayı boşaltmak gibi.
Bazen hakikaten, bakın bölümün daha kaçıncı dakikasındayız, dördüncü hakikaten diyeyim.
Böyle bir pes etme halinde oluyorum.
O gün yaptığım tek eylem pes etmek, vazgeçmek, fikir değiştirmek oluyor.
E bu kötü mü?
Ya da gerçekten şimdiye kadar kaç kez belki vazgeçmelerin eşiğinden döndüm ya da hakikaten vazgeçtim.
Çok mu kötü sonuçlandı her şey?
Yok biraz aslında daha önce yaptığım şu an hatta düşündüğümde ulan nasıl yapmışım dediğim dediğimiz şeyleri masaya döküp şöyle bir kendimizle yüzleşelim.
Ne olduğumuzu şöyle akgöt karagöt hakikaten bir belli olsun istiyorum bu bölüm.
Şimdi sizin de benzer şeyler yaşadığınızı düşünüyorum.
Mesela en basitinden üniversitedeki işte ya da ne bileyim artık lisenin bittiğini düşünelim.
Şunu söylediğiniz olmuştur ya da bu konuşma dönmüştür.
Hadi hala deneyimlemediyseniz belki duymuşsunuzdur.
Ya abi biz nasıl gerçekten sabah 8'den akşama kadar okulda kalıyormuşuz.
8-9 saat ders görüp üstüne dershaneye gidiyormuşuz.
Ben şimdi sınavlara nasıl hazırlanıyorum gibi bir farkındalık yaşamıştım üniversitede.
Sonra yüksek lisansa başladım.
Daha az ders, daha az sınav.
Daha kolay aslında geçiyor.
Buna rağmen ben böyle inanılmaz bir erteleme içerisindeyim.
Sürekli erteliyorum.
Sürekli o sınavı almak için 5 hakkım varsa ben 5.yi direkt kullanıyorum yani.
Direkt kafada erteliyorum.
Kendime şans falan da vermiyorum.
Ve şey diyorum yani bu sefer artık liseyi de geçtim.
abi ben nasıl yani üniversitede peş peşe bütlere gir yok işte finallere çalış aynı gün 2-3 sınava gir bunu geçen gün kızlarla da konuştuk.
Nasıl yapıyorduk?
Şimdi çünkü bir tane sınavı vermeye bir türlü başlayamıyorum.
Başlayamadığım bir şey olunca da kendimi ben yapamıyorumla da sınıflandırmak, etiketlemek istemiyorum.
Ama şimdi sonuçta yapmadığım bir şey var.
Ama yapmamakla yapamamak aynı şey mi?
Oradaki ağ da belki birçok şeyi değiştiriyor.
Yani gerçekten geriye dönüp baktığımda o simayın nasıl başardığını bir türlü anlamadığım,
haliyle büyümenin, yetişmenin bir şeylere, bazı eylemleri tamamlamanın,
ekstrem belki bir güç ve efor sarf etmenin aldığınız yaşla,
geçirdiğiniz deneyimle çok da ilgisi olmadığını,
hatta bazen o deli cesaretinin o daha az bilgiye, daha az deneyime sahip olmanın da
verdiği cesaretin çok daha zorlu süreçlerden bizi geçirdiğini yani onu selametle aslında geride bırakmamızı sağladığını düşünüyorum.
Geriye dönüp baktığımda gerçekten o simayı nasıl atlattığını hiç anlayamadım.
Çünkü şu an yaşasam belki iki gün içerisinde sağ kalamayacağım durumları öncelerinde 4-5 yıl önce belki aylarca üzerimde taşıdığımı gördüğümde
gerçekten hafiften de bir şöyle gururlanıp o simayın hatırına bir şeyler yapmaya başlayasım, adım atasım, en kötü ihtimalle planlayasım geliyor cidden.
Güncel halinizi görüp onu takdir etmek, onunla konuşmak, onunla hasbihal etmek hakikaten o kadar da kolay bir şey değil.
Çünkü çok fazla şeyle mücadele ediyoruz gerçekten ve bütün bu olurken insanın bir de kendini alıp da böyle karşısına ona realiteyi, kendisini, kim olduğunu, neler yaptığını hatırlatmak çok kolay değil.
Maalesef ki biraz bir şeyler yaşandıktan, geçtikten sonra ve belki zorlu süreçlerin içine tekrardan girdiğimizde ulan ben bunu da nasıl halletmişim diyoruz.
Hani şey vardır ben eski fotoğraflarıma baktığımda mesela lisede falan inanılmaz derecede kendi kendime body şeyimlediğim işte kilo vermem lazım şöyleyim böyleyim dediğim tabii akran zorbalığının sosyal medyanın böyle artık sıfır bedenin hala çok popüler olduğu bir dönemde lisedeydim yani.
kendime o kadar fazla baskı uygulamışım ki
şu an dönüp bakıyorum
neredeyse yani hani zorlasanız
şu anki kilomun yarısında falanım yani.
Çok zayıfım.
Şu anki güzellik, sağlık standartıma uygun da değil de
şimdi spora gidiyorum mesela
istediğim şeyi yiyorum falan
kendimle böyle yemekle ilişkim
kendi bedenimle ilişkim
gerçekten sağlıklı bir yere ulaşmaya başladı falan ama
geçmişe bakıp
ya ben gerçekten bu insanı mı bu kadar zorbaladım
demek biraz da acı verici.
Yani şöyle bence insan hiç kendini zorbalamamalı zaten.
Hele ki hani bir fiziksel durum, toplumun güzellik standartlarına uymamak üzerine
insanın kendini zorbalaması da hakikaten çok acımasızca çok üzücü yani.
Hayal kırıklığına uğratan bir şey.
İnsan şey diyor yani bari sen yapma demek istiyor kendisine.
Sonra dönüp bir bakıyorum 7 yıl önce, 8 yıl önce ya da 10 yıl önce kendime işkence çektirirken
Ne kadar diyorum güzelmişsin aslında, ne kadar genç, ne kadar sağlıklıymışsın ama gülüşünü söndürmüşsün yani.
10 yıl önceki güzelliği, 10 yıl önceki gençliği artık 26'ımda appreciate etmenin de böyle insana hafiften verdiği bir hüzün, bir geç kalmışlık oluyor.
O yüzden maalesef biraz bu konularda geç kalmaya da meyilliyiz, nankörüz yani.
O sağlık, o güzellik geçip gittiğinde belki şu anda hakikaten çok daha mutluyum kendimle, çok daha seviyorum ve belki de önemli olan buydu zaten.
Ama o zamanki Simay'ın burnundan getirmeye, onu zorbalamaya zaten...
Bu an olduğun ve rahatsızlık duyduğun bazı pozisyonlardan da 10 yıl sonraki versiyonun
ulan ne de güzelmişsin ne de şanslıymışsın diye hafiften bir hüzün duyacak.
Tabi bunun kısır döngüsü bu mudur?
Asla bilemeyeceğiz yaşamadan.
Gelmek istediğim mevzu şu.
Geçmişe bakıp pişmanlıktan ya da daha farklı olabilirdiden ziyade
aferin lan sana neler de yapmışsın dediğin şeyleri bulduğunda
ki belki zaman alacak ama bulacağınıza çok eminim.
Bu biraz neyi takdire şayan gördüğünüzle de alakalı.
Ben artık çok küçük şeylerin de takdirle taçlandırılabileceğini gerçekten kendime öğrettiğimi düşünüyorum.
Herkesin o şeyi yapıyor olması, herkesin o feyizden geçiyor olması, bunun daha az zor olduğu, sizin için de çok yapılabilir olduğu,
herkes yapıyorsa ben de yaparım gibi çok düz mantık bir motivasyona yol açtığı
bence genel geçer bir doğru değil.
Böyle olmak zorunda değil.
Herkes okula gidiyor.
Herkes için aynı geçmiyor.
Çünkü herkes o okula, o sıraya otururken
aynı sınıf da olsa, aynı okul, aynı öğretmen, aynı ders, her neyse
aynı aileden çıkıp gelmiyorsunuz.
Aynı yolu kullanmıyorsunuz.
Aynı servise gitmiyorsunuz.
Aynı dersi sevmiyorsunuz.
aynı şeyi anlamanız her zaman mümkün olmuyor.
O yüzden bütün bu bireysel özellikleri,
bütün bu bireysel faktörleri de işin içine kattığınızda
bana kalırsa bir güne uyanmak bile
ulan ne de güzel başardım bunu demek için
oldukça yeterli.
Tabii yaşım arttıkça hayat deneyimim elbette artıyor.
En basitinden hiçbir şey yapmadıysam
haneme bir gün daha ekliyorum.
Ama bütün bunlar bir yana
belki de bütün bu bölümü anlatmak istediğim
ve beni etkileyen o Instagram paylaşımının da vermek istediğim mesaj hakikaten şu.
Şimdi kendimi çok yetersiz hissediyorum.
Hatta yetersizden ziyade tembel, hiçbir şey yapmayan, gününü boş geçiren
ve biraz da ulan bugün de bir şey yapmadım bari bir bölüm kaydedeyim diye
kendini konuşturan bir pozisyonda görüyorum.
Bugün aslında gayet erken başladım güne.
Oturup bir ders çalışabilirdim, birkaç işi daha halledebilirdim, çıkıp spora gidebilirdim.
Hiçbirini yapmak istemedim ama hiçbir şey yapmamak da o boşluğun böyle tadını çıkartmamın önünde bir engel gibiydi.
Tamam dedim ben o zaman bunu konuşacağım.
Bu da biraz gerçekten böyle o yokluk zamanlarında unu suyu karıştırıp kendine katık yapmak gibi.
Abi elde bu var bununla ne yapacaksın gibi bir üretime yol açıyor bende.
Bu her zaman böyle olmak zorunda değil ya da belki de her zaman böyledir sadece neyi ürettiğimiz değişiyordur.
Uyumakla dinlenmeyi de üretebilir, ortaya çıkartabilirsiniz.
Sonuçta bu bir çıktıdır.
Hiçbir şey yoktur, oturur yemek yaparsınız bu da bir çıktıdır.
Benim gibi bir podcast kaydetmek, hiçbir şey yapmamak da biraz bir şey yapmaktır.
Eylemsizlik de bir eylemdir diye çok sık söylüyorum ama
bu tabi bardağın hangi tarafından baktığınızla da biraz ilgili.
Ben de çok polyanlıcı bir insan değilim açıkçası.
Ama galiba podcast yapmamın da sebebi bu.
bir şeyler bende her zaman konuşmaya çok değer ve konuştuğumda da bir şey üretmiş oluyorum.
Ortaya çıkartıyorum.
Aslında bu biraz böyle benim sanki böyle bir kenarda acil durumda bu butona basınız gibi bir çıkış noktam.
Hiçbir şey yapmamak üzerine kendimi kötü hissettiğim bir süreçte hiçbir şey yapmamak üzerine konuştuğumda
ortaya bir şey çıkartmış oluyorum ve aslında kendi çemberimi, kendi kısır döngümü kırmış oluyorum.
Geriye dönüp baktığımda ya sen o sınavlara nasıl girdin?
Nasıl bir sene daha üniversiteye hazırlandın?
Zorlu şeyler yaşadın ailende nasıl içerisinden çıktın bir ayrılık atlattın İtalya'ya gittin döndün İtalya tekrardan böyle hazırlanmak inanılmaz zorluydu.
Yani şu an sanki şu an mesela söyleseler harbiden tekrar yapar mıyım bunu bilmiyorum ama işte o bahsettiğim bilmemek cehalet ve onun getirdiği deli cesareti var ya tam olarak böyle bir şey.
Yüksek lisansa başvuracağım nasıl olduğunu bilmiyorum ama baş koydum bir yerden başladım ilk etaplar bir tık daha kolaydı zorlaştıkça bu sefer ya şimdi bu noktaya kadar geldik buradan da geri dönülmez diye yapmaya devam ettim sonra buraya geldim ama sonra durup baktığımda ne kadar yorulduğumu şöyle bir fark etmiş oldum.
saatlerce yürüdükten sonra dinlenmek için oturursunuz ve oturmak ne kadar yorulduğunuzu size hissettirir ya öyle bir şeydi gerçekten.
O biraz abi ben bunun bu kadar zor olduğunu bilseydim acaba yapar mıydım gibi biraz da cehaletin fişeklediği bir atılımdı belki de.
Ama yaptım. Şimdi şaşırıyorum. Nasıl yaptın diyorum.
Ama bu da tıpkı size okuduğum instagram postumdaki gibi bir 10 yıl sonraki bir 5 yıl sonraki hatta belki bir 1 ay sonraki Simay'ın bile geri dönüp ya bu kız sadece bildiği kadarıyla ne de güzel idare etti demesi için pekala yeterli olabilir.
Çünkü hayat hanemde 4-5 yılın eksik olduğu, daha bu noktada olmadığım zamanlarda bile yaptığım şeylere baktığımda, hiçbir şey yapmadığım zamanlar geçirdiğimde bile en basitinden bir günü idare etmek, belli başlı rutinleşmiş sorumlulukları yerine getirmek gibi aslında hiçbir şey yapmamanın çok da hayatımızın kıyısından geçmediği belli yoğunlukta hayatlar yaşıyoruz.
Böyle olunca da aslında her gün gerçekten çok daha farklı bir tık daha bir tık daha böyle küçük böyle değişikliklerle hani taşı yontan suyun şiddeti değil sürekliliğidir derler ya.
Belki çok hızlı ve ani bir değişimi yaşamıyoruz, bir büyüme yaşamıyoruz ama o böyle günler bir pirinç tanesi gibi hanemize eklendikçe eklendikçe aslında o 24 saat içinde mutlaka insan bir şey daha öğreniyor.
Bir gün daha doğuyor.
Aynı gün doğuyor, aynı şekilde güneş doğup batıyor, dünya aynı şekilde dönüyor ama bir şeyler mutlaka değişiyor.
Farklı bir yüz görüyoruz, o gördüğümüz yüz belki gece rüyamıza giriyor.
Sonra biz o rüyanın etkisiyle bir sonraki güne başlıyoruz.
O kadar da bir şeylerden etkilenmeye ve belki de polyanlacı olacağım bu sefer o etkinin pozitif olabileceği şeylere aslında uyanıyoruz.
Haliyle 4-5 yıl önce yaptığım bazı şeyleri aklım almazken bir de bunun 4-5 yıl eklenmiş halinin bir sonraki versiyonumu ilerideki simayı da aynı şekilde gururlandıracağını düşünmek bana biraz motivasyon veriyor.
O yüzden aslında bunu sizinle paylaşmak istedim.
Ya bir yerlerde 36 yaşındaki Simay da ya ben o 20'lerindeki Simay'ın bildiği kadarıyla hayatta geldiği şeye o kadar müteşekkirim ki diyorsa.
Şimdi böyle hayatta yaptığımız her şeyi gelecekteki versiyonumuza bir yatırım olarak gördüğümüzde bunun kaygı veren bir tarafı da var.
Ya hiçbir şey yapmıyorsam.
Ya 10 yıl sonra uyandığımda hayatta kendimi hiç de istemediğim bir yerde bulursam.
bulursam. Bu da aslında çok potansiyel
ihtimaller içerisinden bir tanesi.
Ama bazen galiba
dillere pelesenk olmuş sözlere
atasözlerine, çok
klişelere de yaslanmakta
ben bir beis görmüyorum.
Bazen gerçekten su akar ve yolunu
bulur. Çünkü öyle ya da
böyle bize yüklenen
sorumlulukları, kendimize yüklediğimiz bazı
görevleri yerine getiriyoruz.
Ben böyle her sınav zamanı çok streslendim
de Ece bana şey der. Hakikaten bir şey
yapmak zorunda kaldığında yapamadığın oldu mu?
Gerçekten olmadı.
Belki tekrar denemem gerekti. Belki
birkaç kere böyle bir fail olmam gerekti.
Belki çok uykusuz kalmam gerekti.
Çok streslendiğim dönemler oldu ama
gerçekten geçmediğim olmadı.
O sorumluluğu geride bırakmadığım
halletmediğim olmadı. Belki
çok utandım. Ay yani
bu böyle yapılır mı? Rezil olduk falan
dedim ama bir şekilde geçti. Gerçekten
en kötü gün bile geçiyor.
24 saat sürüyor.
Evet belki 24 saat gibi hissettirmiyor, yıllar gibi hissettiriyor, geçmek bilmiyor ama geçiyor yani.
Hakikaten geçiyor. Yeni bir 24 saat başlıyor.
Sonra belki bazı durumların sonucu birkaç tane 24 saatin toplamıyla ancak geçebilecek gibi oluyor.
Ama olsun bu sefer her 24 saatte bitişe bir tık daha yaklaşıyoruz.
Bir şekilde de bitiriyoruz.
Zaten ertelemenin de kaynağı biraz aslında o farkında olmadığımız kendimize de güvenden geliyor dediğim gibi.
Yani bunu zaten bu simay halledecek.
Ertele.
Halledecek yani.
Biraz aslında kendimize de sen halledersin diyoruz aslında.
İçten içe güvenmesek bu kadar da ertelemezdik gibi geliyor.
Bunun verdiği güvenle de biraz şunu söyleyebiliyorum.
Ben en basitinden işte Mart'ta mezun olacağım.
Öyle ya da böyle.
Ki öyle ya da böyle de çok realistik bir şey yani.
Öyle ya da böyle.
Gerçekten hayatınızda birçok şeye bunu söyleyin.
End of the story.
Bitmiştir.
Kapanış yani.
Öyle ya da böyle.
Bitecek.
Yapacağım.
Sonra ne olacak?
Yeni bir dönem başlayacak.
İş arayacağım.
Belki o zamana kadar bir iş bulmuş olacağım.
Dili geliştirmiş olacağım vs.
Ne olacak?
O kendi içinde zorluklarla gelecek.
Öyle ya da böyle.
O da geçecek.
Sonra bir gün geriye bir bakacağım işte.
Ben artık şu an bunları söyleyen Sima'yı 10 yıl geride bırakmışım.
Ve belki o zamanki Sima'yı az siktir ya ben şimdi çocuğun okul taksitlerini nasıl ödeyeceğim ya da of toplantı vardı falanların içerisine boğulurken ya o 10 yıl önceki Sima'ya o tezi nasıl yazdı diyeceğim.
Şu an daha içerisine bile girmediğim bir şeyin bir yerlerde bir sima için bitmiş tamamlanmış ve geriye dönülüp bakıldığında helal lan sana dediği bir senaryoyu görmek, hayal etmek bile bugünü çıkartmam için çok yeterli geliyor bana.
Aslında biraz da böyleydi gerçekten.
Biz maalesef belki bir yerlerde bizimle gurur duyan birinin olmasına çok da alışık değiliz.
O yüzden de bilmiyorum en azından benim case'imde seninle çok gurur duyuyorum cümlesinin beni ağlatmadığı bir senaryo hiç olmadı galiba hayatımda.
Ne mutlu ki biri benim kendim için yaptığım bir şeyi bu denli içselleştirip gurur duyabiliyor benimle diye hissettiren bir tarafı var.
Ama bazen o her zaman ihtiyaç duyduğumuz andı duyabildiğimiz bir cümle olmuyor belki de.
Birçok bölümde aslında işte kendinizle deyte çıkın, bir kendinizi sevin, verdiğiniz kadarını biraz bir kendinize vermeye çalışın gibi hep o kaynağı çıktığı yere yöneltmeye çalışan konuşmalar yaptım.
Aslında bunları kendime biraz söylemeye çalıştım belki de sizin vasıtanıza.
Ama günün sonunda yine bunlardan bir tanesiyle bu bölümü de tamamlamış oluyorum.
Kendinle gurur şu an duymuyorsan bile geçmişteki versiyonunda mutlaka gurur duyduğun bir şeyler bulduğunda bir gelecek halinin de senin şu an o içinden çıkamadığın versiyonunla pekala gurur duyacağını, ona gıttayla bakacağını ve hatta o çok bir şey bilmeyen ama bildiği kadarıyla çok da fazlasını yapmış olan halinden ders çıkartacağını bilmek,
gelecekteki halinin bile bir inspiration'ı, ilhamı olabileceğini bilmek
insanı bir gün sonrayı daha görmeye çok motive ediyor bence.
Mesela bu bölümün başında hissettiğim şeyle şu an sonunda hissettiğim şey birbirinden çok farklı.
Yani ben 20 dakika öncemin bile bir tık daha zorlandığı şeyleri
şu an helal lan sana bunu da konuştun diye bir şekilde kendi haneme artı olarak yazabiliyorum.
Öyle yani.
bugün bunu duymaya kimin ihtiyacı varsa
seninle çok gurur duyuyorum
bir yerlerde de sen de
kendine gurur duyuyor oluyorsun muhtemelen
bunu fark et birkaç adım geri at
gerekirse öyle yani
umutsuzluğa alışmayın yatağa küs girmeyin
bence çok yakında görüşürüz
çünkü benim çenem açıldı bir kere
kendinize çok iyi bakın
ertelediğiniz şeyler varsa da erteleyin
ilerideki siz zaten onları
halledecektir kafasına koymuştur
yani
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
