
Transkript
Herkese merhaba.
Sen o kız değil misin?''in yeni bölümünde.
uzun süredir böyle aslında
konuşabilecek kadar data biriktirdiğim
çok yakın zamanda da konuşmaya karar verdiğim
yeni bir şey konuşacağız.
Bölümün isminden de anladığınız gibi.
Erkeklerden öğrendiğim her şey.
Nereden başlayacağımı hiç bilmiyorum.
Aslında 3 ay önce kaydettiğim ve atacak olduğum
bunu da buradan söyleyeyim.
Çok yakın zamanda bu bölümden sonra
muhtemelen yeni haftada göreceksiniz.
Yarın Şafak'la kaydettiğimiz bölümü
tekrardan dinliyordum.
Ne yapabiliriz?
hani okey midir tamam mıdır diye bir daha bir dinleyeyim derken bir anda dur ya bu zaten hazırda bir bölüm.
Benim bunu konuşmam lazım deyip başına oturdum şu anda da konuşuyorum.
Siz bunu dinliyorsanız eğer içimi sinmiş ve paylaşa basmışım demektir.
26 olacağım Ocak'ta ve yani tabii ki de hayatımızın her yerinde ama baba figürü olarak belki ilk etapta
abi, kuzen, kardeş bilmem ne derken
bir şekilde hani en olmadık
işte okul hayatımızda, ilk sosyalleşme alanımızda
tabii ki de erkeklerle bir şekilde
karşı karşıya geldik.
Bu artık lütuf mudur, lanet midir?
Siz nasıl alırsanız alın.
Ama ben tabii neredeyse yani
hatırladığım kadarıyla herhalde
ilk aşkım böyle ben 6-7 yaşlarında falandım.
Hatta daha da küçüklüğümde böyle
babamın görevi nedeniyle böyle gittiğimiz, yaşadığımız bir yerde
bir öğretmen çocuğuna çok böyle tutulduğumu hatırlıyorum.
Ve o zaman için onun ilgisini çekmek, biraz daha şaklabanlık yapmak,
sempatik bir kız çocuğu olmak üzerine kuruluydu.
Sonra ilkokula başladım.
Bir ilkokul aşkım oldu, sonra ortaokul aşkım oldu,
lisede uzun süreli bir erkek arkadaşım oldu,
üniversitede tamam dedim artık bu küçük şehir travmasından çıkacağım
Ve benim bu randevu kültürünü, date kültürünü öğrenmem lazım falan diyerek böyle tanışma uygulamalarına girdiğim.
Ve sonrasında da aslında bugünlere kadar iyi kötü geldiğim bir hayat hikayesinden bahsedeceğim aslında size.
Yani 26 yaşındayım ama hani erkeklerle belki hani geçerli sayılabilecek romantik hayatım ya da onları ciddiye almaya başlamam
ve belki sonrasında da çok da ciddiye almasam mı diye düşünmem bir 10 yıllık bir geçmişe dayanıyor aslında.
Çok da uzun değil ama şu an bana baktığımda hayatımın yarısından biraz daha azı nereden baksanız.
Bu şekilde geçmiş. Hadi diyelim 3'te 1'i diyeyim. Hadi 30'muş gibi düşüneyim kendimi.
Yani matematik deseniz var işte.
Yani aslında neler öğrendim ve hani bazı bölümlerde şeyi söylüyorum ya size.
Kötü deneyim en iyisidir. Hem neyi istemediğini bilirsin hem de az çok şöyle olsa fena olmazdı dersin ne istediğini çizersin falan.
Galiba bu noktada benim erkeklerden öğrendiğim birçok şey aslında kötü deneyimler sonucunda karşıma çıktı.
Şimdi şunu da tabii ki de söylemekte yarar var.
Tabii ki de erkek düşmanı değilim.
Yaşadığım şeyler konusunda kendime yaptığım bazı çıkarımlar oldu.
Yakın çevremle konuştum. Onlardan aldığım dersler çok oldu. Olmaya da devam ediyor.
Dün arkadaşımın doğum gününde hep birlikte yani dört kız böyle masada oturmuş güzelce sohbetimizi ederken çok uzun bir aslında parçasını bu sohbetin.
Erkekleri konuştuk, onları anlamlandırmaya çalıştık.
Birbirimizin hikayelerini farklı perspektiflerden yorumlamaya çalıştık.
Ve sonrasında durup onlara dedim ki ya erkekler olmasaydı biz bu mesaiyi neye harcıyor olurduk acaba?
Yani neler yapıyor olurduk, neleri icat ediyor olurduk?
Ama sonrasında da gerçekten abartısız bir 15-20 dakika sonra ya ben erkekleri seviyorum ya hayatında tadı tuzu falan dediğim bir noktaya evrildi.
Biliyorsunuz ki ben date'lerimi sıklıkla burada anlatıyorum, bahsediyorum ve bazen de kendimi böyle bu küçük çemberimde, bu küçük hayat alanımda bir nevi Taylor Swift gibi hissediyorum.
Hani ayrıldığı erkeklerin arkasından onlara bir giderli şarkı yazmak ya da onlara söyleyeceği her şeyi bir albümde anlatmak bence çok büyük bir şey.
Yani çok büyüklük gerektiren bir şey.
Yani sen oturuyorsun ve gerçekten salağı anlatır gibi anlatıyorsun ve garip bir şekilde de dünyanın çok büyük bir kısmı seninle özdeşimi kuruyor.
Şimdi bu noktada Taylor Swift'i mi takdir etmek lazım yoksa bütün bu insanlığı bir şekilde aynı şeyden aslında muzdarip etmiş erkekleri mi tebrik etmek lazım?
Bu tabii ki tartışılır artık madalyonun hangi yüzünü görmek istiyorsanız.
Ben bardağın dolu tarafı boş tarafını geçip bardaktan bir yudum almayı tercih ederek hayatıma artık devam ediyorum.
Ve tabii ki de romantik ilişkilerde öğrendiğim şeyler.
Liste yapmadım ama aklıma gelenleri saymakla başlayacağım galiba.
Birincisi, kesinlikle yapmak istediklerinde yapıyorlar.
Bu arada bu yani aslında bütün herkese uyarlanabilir.
Yani kendini kadın, erkek her nasıl istiyorsa, non-binary nasıl tanımlıyorsa bütün insanlara tabii ki de pay biçilebilir.
Ama ben kendi perspektifimde straight bir kadın olarak erkeklerle yaşadığım, straight erkeklerle özellikle yaşadığım deneyimlere ve onların bakış açılarına dair az çok böyle kendimce bir potpourri yaptım.
Bunu da sizinle paylaşmak istiyorum.
Çünkü kadınların belki de en sevdiğim özelliği, kadın olmaya dair en sevdiğim şey, öyle bir paylaşma içgüdüsüyle bu dünyada var oluyoruz ki arkadaşlarımızın deneyimleri bizim deneyimimiz oluyor.
Bazen kendi yaşadığımız şeyleri arkadaşlarımıza bir ders niteliğinde onlarla paylaşıyoruz.
Mesela ben yakın zamanda da söylemiştim işte ev arkadaşım da böyle bir dating phase'den geçiyor falan.
Şimdi bazı anlarda çok kendimden bazı parçalar görüyorum onda.
Hani diyorum bak şunu şöyle yapma ya da bak böyle olursa şöyle yap.
Ama bir noktada da diyorum ki hani it's a canon event.
I can interfere.
Yani ben bunun önüne geçemem.
Bu TikTok referansının çok güzel bir karşılığı var aslında bizim güzide dilimiz Türkçemizde.
Olanla ölene çare yok.
Olanın önüne geçemiyoruz maalesef.
Bazen ben böyle bu acıları yaşarken bu randevu hayatının içinde kavrulurken o da arkadaşım benim böyle sırtımızı vazlıyordu.
Ama gel gör ki kendi hayatında da aynı yollardan geçiyor.
Çünkü bazen her ne kadar o dersten böyle bir şeyler çıkartsak da onu kendimize alsak da yaşamadan, görmeden, aynı yoldan yürümeden yani tabiri caizse aynı boku yemeden maalesef bazı şeyleri anlayamıyoruz.
Ama bunun böyle bizim çok saf, çok naif olmamızdan değil biraz da aslında risk almayı seven bir tarafımız olduğundan kaynaklandığını düşünüyorum.
O nedenle de hem ben hem çevremdeki insanlar çok yakın bir arkadaşımın yakın zamanda erkek arkadaşıyla ayrılması, çok yakın bir arkadaşımın tekrardan böyle dating hayatına geri dönmesi.
Benim zaten sürekli inişli çıkışlı ben artık kendime odaklanacağımdan ya hayatta aşksız çekilmiyor arasında sürekli böyle depar atmalarım aslında bu bölümü oluşturuyor.
Şimdi dediğim gibi tekrardan dönelim.
Bir kere kesinlikle bir insan bir şey istiyorsa yapıyor.
Şimdi ben bazen benden sonra özellikle hayatımın o döneminde olmuş erkeklerin benden sonraki partnerlerine dünyaları verdiğini gördüm.
Tabii ki görmekle anlamak, yaşamak ne kadar farklıdır onu da bilemem.
Kimsenin de ilişkisinde kendi sınırlarımı aşmak istemem.
Ama şu bir gerçek ki örneğin benim bu kişilerin hayatındayken en basitinden bir instagramda paylaşırsın bir şeye etiketlersin.
Hadi bunu geçtim ya benim bir şeyimi beğen bir yorum yap.
Hoşlandığın birisinden bahsediyoruz değil mi burada?
Hani flörtleşiyorsun.
Ne bileyim ben Türkiye'ye dönmüşüm.
Bir storylerime yorum yaparsın.
Bir yazarsın.
Hani bir konuşacak bir şey ararsın.
Ben çünkü bir süre Türkiye'deyim ve
hani eğer o aradaki bağın o tanışma evresinin de
baltalanmasını istemiyorsan bir şeyleri sıcak tutmalısın değil mi?
Ne kadar basit geliyor kulağa.
Sonra işte diyorum ki ya şunu da yaparsın.
Bunu da yaparsın.
ne kadar basit bu kadar salak mısın
hayır bu kadar salak falan
değil aslında gayet aklı
selim gayet olgun bir insan
sana yapmıyor
oturdun bunu kabul ettin
arkadaşlarımın böyle bazen
şunu da yaparsın değil mi hastayken
bir sorarsın ya neye ihtiyacın var
çok haklı bir sorarsın
ama o bunu çok zor olduğu için yapmıyor değil ki
yapmak istemiyor
hayatımda bir şeyler
isteseydi yapardı cümlesi girince
o kadar kolaylaştı ki
Yani böyle resmen zen oldum.
Böyle göğe yükseldim yani.
Hani şey oldum ya.
Gandhi falanım ben artık.
Dünyanın ben.
Şifresini çözdüm.
Simyacı benim.
Ben Ferrarisini satan adamım ya.
Biliyorum çünkü ben.
Hani isteseydi yapardı.
Bütünü üzerine yaptığım, kurduğum komplo teorileri şöyle mi böyle mi ben burada mı hata yaptım?
Hayır.
İsteseydi yapardı.
Bitti.
İkincisi.
Bence erkekler zannettiğimiz kadar da, bu arada erkek dinleyicilerim lütfen herhangi bir yerde hatam varsa da beni düzeltin.
Çok da isterim.
İletişimi bilmiyor falan değiller.
İletişim kuramıyor falan değiller.
İletişim onlar için kaçındıkları bir şey olabilir.
Kelimelerle araları, duyguları açıklamakla araları bizim kadar iyi olmayabilir.
Ama ben şunu gördüm kendi hayatımda.
Ben iletişim kurmak için hani bir gerçekten bir gece öncesinde oturup manifest yapmadığım böyle tarot açılımı falan izlemediğim kalmış.
Lütfen iletişim kuralım falan.
Artık böyle TikTok for you page'im tamamen şey sakın sakın bu TikTok'u geçme.
Burada sana göre bir şey var.
Eğer baş harfi şuysa falan gibi şeylerle dolmuş.
Artık medeti bunlardan uman noktaya gelmişim.
Bakıyorum iletişim kurulmuyor.
Ben ne zaman diyorum ki tamam ben bırakıyorum ya ben uğraşmayacağım.
Bir anda ben dünyanın en kıymetli insanı oluyorum.
Bunu kesinlikle lütfen kaçan kovalanır tavsiyesi olarak algılamayın.
Bunu ben bir tavsiye olarak söylemiyorum.
Bunu bu sayını gördüğünüzde buradan kaçıp uzaklaşın diye söylüyorum.
Çünkü bu hayatta tabii ki bu erkeklere genellenilebilen bir şey değil.
Ama genel olarak bunu yapan insanlar da benim hayatıma giren de erkekler de.
Gerçekten ben elimi eteğimi emek vermekten ve bu kişiye yatırım yapmaktan çektiğimde sürekli olarak nerede olduğumun, nasıl olduğumun, duygularımın hala geçerli olup olmadığının sorgulandığını öğrendim.
Gördüm, fark ettim.
Neden?
Çünkü biz her ne kadar böyle aslında kadınların yaşadıkları şeyleri sıklıkla konuşsak da konuşmamız gerektiğini de düşünüyorum.
Gerçekten patriarkinin zarar verdiği şeylerden bir tanesi, erkek egemen toplumun zarar verdiği şeylerden bir tanesi de
erkekler aslında o kadar kompetitif, o kadar rekabetçi bir hayatın içerisinde yaşamaya çalışıyorlar ki
hem rekabetin içerisindeler ve kendi aralarında rekabet ediyorlar.
Hem de bir yandan aslında tuzları da kuru belki.
kadınlarla, azınlıklarla, azınlık demeyeyim de azınlık olarak görülen, göz ardı edilmiş bireylere kıyasla.
O kadar da aslında ayrıcalıklı ve rahatlar ki.
Şimdi bu competition nereden geliyor peki?
Yine erkeğin kendiyle competition'ından, kendiyle rekabetinden.
Yakın zamanda bir tane arkadaşımın bir deneyimini anlatmak istiyorum size.
Yani lovebombing ise lovebombing.
Lovebombing harbiden var yani.
Sürekli onunla görüşmek isteyen, ona zaman, efor harcamak isteyen, bundan kaçınmayan
ve benim de çok yakın olduğumu bilerek beni de böyle hep etkinliklerine davet eden,
hep birlikte bir şeyler yaptığımız.
Çünkü hani arkadaşları artık dahil olmak da bir noktada aradaki ilişkinin bir basamak ileriye taşındığının aslında göstergesi.
Bunu da yani herkes bilir.
Bir anda biz bu arkadaşın hala dating app kullandığını, profilini güncellediğini, benim arkadaşıma hayatının kadınıymış gibi davranırken hala bir yerlerde aslında belki potansiyel eşleşmeler aradığını fark ettik şans eseri.
Ve bunun üzerine günlerce bir debate yaptık.
Neden böyle olabilir? Niye böyle yapıyor olabilir?
Yani neden sana açıklıkla söylemiyorsun?
Ben seninle geçirdiğim zamandan mutluyum ama istemiyorum yani aynı zamanda bir şeye şu an tamamen komit etmek.
O yüzden de başka insanlarla da şansımı denemek istiyorum, görmek istiyorum, ne istediğimi süreçte bulmak istiyorum falan.
Böylelikle aslında karşısındaki kadın da kendi önüne bakacak, kendi seçeneklerini değerlendirecek.
Şimdi özellikle eğer tanışma uygulamalarını kullandıysanız, aşinaysanız genellikle kadına yönelik daha böyle fazla fırsatın diyeyim.
Fırsat mı? Tabii bu da tartışılır. Bu da belki başka bir bölümün konusu olur.
Ki bununla ilgili şeyler söylediğimde çok net hatırlıyorum hangi bölüm şu an anımsayamasam da.
Yani dating app'lerde kadınların aslında çok seçeneğinin olmasının hiç seçenek olduğundan bahsetmiştim.
Şimdi evet böyle bir dünyada yaşıyoruz.
kadınların daha fazla özellikle tanışma uygulamalarının
opsiyonunun olduğu, daha fazla insanın karşısına çıktığının
kadınların eşleşmelerinin daha fazla olduğunu
çok gerçek olduğunun farkındayım.
Bu çok objektif bir şey.
Ama bunun yanında şimdi şu da bir gerçek.
Bu kişi de neticesinde kendi opsiyonlarını arıyor.
Haliyle bunu açıklıkla söylemekte ben bir beis görmüyorum.
Peki neden yapmıyor?
Biz bunu böyle kadın arkadaşlarımla uzun uzun konuşsak da
Ben bir gün bir tane erkek arkadaşıma bu konuyu açtım ve bana belki de brokodu kırar mı bu bilmiyorum, erkekliğe yapılmış bir ihanet midir bilmiyorum.
Bana içeriden çok güzel bilgiler verdi ve dedi ki bazen erkekler sadece skor yapmak ister.
Ben böyle bir kadına birlikte olabiliyorum, ben böyle bir kadını hayatıma alabiliyorum.
Ve o kadın bana ne kadar fazla olursa olsun bu oturup da ben o insanın seviyesine çıkmalıyım ya da bu insanın hayatını tutmalıyımdan ziyade aslında ya ben bunu kaldırdıysam kimleri kimleri aslında bulurum gibi bir ego boost'una dönüşüyor.
ve eğer herhangi bir erkek gelip de açık yüreklikle elbette diğerine de vardır
ve belki de o da üst insan falandır artık ama
ya ben seninle geçtiğim zamandan çok keyif aldım ama
bir yandan da seçeneklerimi, diğer insanlarla iletişimimi
merak ediyorum, başka insanlarla tanışmak istiyorum dediğinde
karşı tarafta da aslında kapıyı aralıyor.
Sen de istiyorsan bunu yapabilirsin.
Ve böyle olduğunda görüştüğü kişi de, kadın da
Tekrar tamam o zaman deyip kendi opsiyonlarına baktığında yeni randevulara çıktığında bu sefer ne oluyor?
O ilişkinin içine yani o güvenli alana bir anda rekabet dahil olmuş oluyor.
Bu sefer bu kişi böyle hani resmen böyle küçük çocuğuyla markete gitmiş bir sürü eşyayı sırtlamaya çalışan bir kadın gibi aslında bir ebeveyn gibi.
Bir yandan böyle o kişiyi elinde tutmaya çalışırken o bir yere kaçmasın kaybolmasın diye diğer taraftan rafları inceliyor.
gerçekten neye ihtiyacın olduğunu, ne istediğini, hangisinin sana daha uygun olduğunu o keşmekeşte nasıl bulabilirsin?
Haliyle o açıklık o kişinin senden uzaklaşmasına yol açabilir.
Ve bu sefer günün sonunda, günün başında hayatında olan insanın başka seçenekleri aradığı için,
çünkü sen bu kapıyı araladığı için senden uzaklaştığını, yani elinde olanı da kaybettiğini görebilirsin.
Haliyle sana lağbombing yapacağım ve seni olabildiğince hayatımda stabil tutacağım.
Ama bu esnada senden daha iyi olduğunu düşündüğüm, bana daha uygun olduğunu düşündüğüm birini bulduğumda işte o zaman o kapıyı aralayacağım.
Hatta aralar mıyım o zaman da?
O da şaibeli.
Ben bu infoyu aldıktan sonra benim gerçekten yine böyle o ilahi bir ses arkada duyuldu.
Kafamda böyle bir tane hare belirdi ve tamam dedim.
Ben bir seviye daha yükseldim bu.
Erkekleri anlamak oyununda.
Şimdi bazen böyle eski filmleri tekrar tekrar izliyorum.
İşte bir erkek 10 günde nasıl kaybedilir falan.
Çok güzel bir film.
Çok izlemesi keyifli bir film.
Ama ne kadar gerçekçi.
Yani gerçekten işte bir anda bir kadının hoppa evine gelip böyle çarşaflarını değiştirmesi, kendi eşyalarını koyması, oraya diş fırçasını bırakması,
hadi bu bizim aşkımızın meyvesi deyip sana bir tane bitki hediye etmesi, birlikte bir köpek sahiplenmesi falan.
Ne kadar harbiden bu kadar uç muyuz yani?
Hani biraz da belki de işte o romantik filmlerde erken 2000'ler 90'larda böyle biraz daha işte kozmopolitan tadında işte erkekler ne ister kadınlar ne anlar falan.
Bu tarz mantalite de belki o zaman için çok da yadırganılacak bir senaryo değildi o film.
Ama şu an baktığımda bizim de belki de bağımsızlığımızı sonuçta 90'lardan bu zamana 2000'lerin başından şu an 2020'lere giden yolda bağımsızlığımızı daha da güçlü kazanmamız ve bize ait olanı daha fazla elimizde tutmayı öğrenmemizle birlikte bu tarz böyle kadından erkeğe yönelik, kadından partnerine yönelik love bombing'in önünün biraz kesildiğini bizim de ayaklarımızın daha fazla yere bastığını düşünüyorum.
Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz.
Ve kadınların bu bağımsızlaşması aynı zamanda duygusal hayatta da beraberinde bir bağımsızlık getiriyor.
Çünkü ben bağımsızlaştıkça ve yetişkin hayatına adım attıkça benim meşgalelerim o kadar arttı ki podcast'im, terapiler, bir yandan kendi terapim, part time işim, okulum, yurt dışında yaşamak, ekonomik kaygılar, her şey, sosyal hayat o kadar fazla büyük bir hızla üzerime yüklendi ki
Benim için artık date'e çıkabilmek, yeni biriyle tanışabilmek hayatımda çok fazla yer bulmamaya başladı.
Haliyle eğer ben o küçük bir boşluğu yakaladığımda, o gün evde oturup bir film izlemek, erken uyumak, kitap okumak,
arkadaşlarıma çıkmak değil de yeni birisiyle tanışmak, flörtleşmek, bir kahve, bir bira içmek istiyorsam artık seçimlerimi bir tık daha doğru yapmam gerektiğini,
biraz daha seçici olmam gerektiğini fark ettim.
Bu da ne oluyor?
Zaten seçenekleri özellikle tanışma uygulamalarına kısıtlı olan erkek spektrumunun daha da az kadına ulaşabilmesine neden oluyor.
Örneğin bir buluşma ayarlamak istiyorsun ya da tanışıyorsun.
Genellikle dating applerde şu çok karşımıza çıkıyor.
Benim çıkıyor yani.
Birisiyle eşleşiyorum.
O benim o güneşleştiğim 10. kişi belki.
Ama atıyorum o kişi belki günlerdir böyle bir eşleşme yaşamamış.
Ve bunun o kişinin çirkin olmasıyla, yetersiz olmasıyla falan bir alakası yok.
Kadınların seçici olmasıyla, tanışma uygulamalarındaki kadın popülasyonunun erkeklere göre daha az olmasıyla, girenlerin de çok kullanmaması ile falan alakalı yani istatistiksel şeyler de işin içine tabii ki giriyor.
Haliyle o kişi bu eşleşmeyi nihayet yakaladığında ilk genellikle mesaj şu oluyor.
Ya işte ne haber ne yapıyorsun, neredensin, müsait misin akşam bir şeyler içelim.
Ya da bazen ilk mesaj bu oluyor.
Müsait misin, akşam ne yapıyorsun?
Neden? Çünkü kartları açık ve o kadar hızlı, o kadar böyle hani sanki gerçekten böyle post ofise gitmişsiniz ya da ne bileyim bir böyle devlet dairesindesiniz.
Adamların mesaisi bitecek ve hadi yani hallet de senden sonraki gelsin gibi çok böyle lafı uzatmadan her şeyi bir kenara bırakıp bodoslama müsait misin bu akşam?
Hani gerçekten böyle bir kumarda böyle bütün kartları oynamak yani kaybedeceksem de kaybedeyim ama kazanırsam en azından bu eli riske ettiğime değsin tadında böyle her şeyleriyle oyuna giriyorlar.
Zaten orada biraz olsun anonim olmanın ya da tanışma uygulamalarında reddedilmenin gerçek hayatta reddedilmekle çok da böyle kıyaslanamayacak hafiflikte olduğunu da bilmek tabii ki de insanı biraz daha cesaretlendiriyor.
Bu benim için de böyle.
Yani dışarıda atıyorum arkadaşlarıma dışarı çıktığımda gerçekten birisine gidip çakmağını istemek bile benim böyle 20 dakika kendi içimde bir öncelikli bir konuşma yapmamıştı.
Hazırlanmamı falan gerektirirken neden bu da tanışma uygulamalarının bodoslama girme rahatlığını bana vermesi ve bunun da beni çok rahat böyle gerçekten çok yaymışım yani götümü falan.
bilmiyorum yani dışarıda bir insana nasıl yaklaşılır, nasıl konuşulur.
Hani bırakın tanışmak istediğim birini gözüme kestirip yanına gitmeyi
bir çakma, gerçekten ihtiyacım olan bir şey istemek bile zaman oluyor.
Bu benim için böyleyken erkekler için de zor olduğunu kestirebiliyorum.
O yüzden de bonuslama bir şekilde tanışma uygulamalarında konuya giriliyor.
Dediğim gibi benim için de böyle.
Çünkü en kötü ihtimalle eşleşmemizi kaldırabilir.
Cevap vermeyebilir.
Geç cevap verebilir.
Kötü bir konuşma olabilir ya da uyuşmayabiliriz.
Günün sonunda o kişi o gün daha karşıma düştü.
Hop beni eşleşmemi mi kaldırdı?
Silindi gitti.
Kimse görmedi.
Tanıklar yok ve o kadar fazla opsiyon var ki sayfayı bir kaydırdığında tak tak tak yüzlerce insan önüne düşüyor.
Kimle konuştuğunu unutabiliyorsun.
Kimdi ya benim az önce kafaya taktığım kişi diyebiliyorsun.
Haliyle reddedilmenin de ağırlığının azaldığı bir uygulamanın alışkanlığı insanı çok rahatlatıyor.
Şimdi bu yoğunluktan bu noktaya geldim.
Haliyle bazen birisiyle tanışıyorsun.
Sohbette güzel gidiyor.
Tamam ne zaman buluşuruz?
Perşembe müsait misin?
Ya perşembe benim dersim var.
Akşam da oradan arkadaşıma yemeğe gideceğim.
Cuma ben kendi ailemin yanına dönüyorum.
Hafta sonu orada kalacağım.
Pazartesi?
Ya pazartesi şu an emin değilim.
Bir pazar konuşsak falan.
ooo zaten yani
gitti o tren. Kaçtı.
Mümkünatı yok.
Bazen böyle birileriyle eşleşirsin ve yazmazsın.
O da yazmaz öylece kalır.
Kalır öyle. Sonra sen
neyse dursun orada zaten yazmadın.
Belki bir gün yazasım gelir dersin. O kişiye
asla yazılmaz. O kişi de sana yazmaz.
Üç ay önce eşleştiğin adama
yazmazsın. Yazmazsın.
Böyledir bu.
Acayip sıkılmışsındır. Öylesine
yazarsın belki. Aylar sonra şöyle bir
uygulamayı bir aktive edeyim dediğinde
yazmazsın. O da yazmaz.
Kalır öyle. O yüzden
sürekli böyle yakalaman gereken
tıpkı borsa gibi bir şeylerin değerinin
sürekli yükseldiği, azaldığı ve insanı
da aslında kaygılandıran
harbiden böyle kripto para
işleri gibi gecenin üçüne alarm
kurduğun gerekirse mecazi anlamda
bir sitemiz.
İzlediğiniz için teşekkürler.
efor harcamışım ki diyorsun.
Ben yakın zamanda şunu fark ettim.
Benim terapistim bir gün bana
çok güzel bir söz söyledi.
Bu son günlerde özellikle
yaşadığım ve arkadaşlarımın yaşadığı şeylerle
tekrardan hafızama gelen
o nedenle de son iki gündür
neredeyse 4-5 kere tekrar tekrar
hatırladığım bir alıntı aslında.
Terapistimin bana söylediği.
Burada muhtemelen kendim eklemeler falan
yapıyorum çünkü çok da net hatırlamıyorum ama
yani kısacası aslında
konunun özeti şu.
Ben duygusal anlamda belli bir açlık yaşıyor olabilirim.
Tıpkı karnımın acıkması gibi.
Ve o esnada birisi bana bir dilim ekmek uzatıyor olabilir.
Bu belki de o insanın elinde kalan son şey ve bunu bana ikram ediyor.
Ya da bir sürü opsiyonu var ve bana sadece bir dilim ekmek vermeyi tercih ediyor.
Bilemem.
Her halükarda evet benim açlığımı bastırabileceğim bir şey
ve neticesinde onu bana ikram etmesi takdir edilecek bir şey mi?
Bu su getirmez bir gerçek.
Ama bunun yanında bu benim bir ziyafeti hak ettiğim gerçeğini değiştirmiyor.
Bu benim ilk hayatıma böyle uzun bir süreden sonra sağlıklı bir insan diyebileceğim birisinin girmesi ve benim ona çok da beklediğim, kendime hazırladığım duygusal yatırımı hissetmemem ve yapamamamla başladı.
Kendimi çok yargıladım. Acaba şu sunumu beğenmiyorum, bu sunumu beğenmiyorum.
Sonra baktım yok her şeyini beğeniyorum ama bir şey içimde oturmuyor.
Hı tamam demek ki ben sağlıklı erkeklerle yapamıyorum.
Benim ayarlarım bozulmuş.
Yoo bu kadar sorunun kaynağını kendimde aramama da gerek yok aslında.
Bazen gerçekten her şey çok kolaydır.
Olmuyorsa olmuyordur.
Bunu öğrendim ama sonrasında da fark ettim ki.
Şimdi kabullendim ben bir ziyafeti hak ediyorum.
Benim o taraflara gitmem lazım.
Tamam.
Peki ben o ziyafet için yola çıkıyor muyum?
Yani bir yerde bana bir ziyafet hazırlandı mesela mecazen.
en azından o masaya oturabilmen için
kendi konfor alanından evinden bir çıkman lazım
hazırlanman lazım
o rüzgarı o soğuğu bir suratına yemen lazım
ben fark ettim ki
böyle bir şeyi fark etmek bana yetmiş gibi
yani böyle ders çalışmadan önce
sadece ders programı yapmak
en az çalıştığımı hissettirmiş gibi
aa tamam ya ben bunu fark ettim dedim
ve sonrasında bununla ilgili hiçbir şey yapmadım
sonrasında baktım ki
hayatıma giren insanlara
en azından bana o bir dilim ekmeği uzatacak noktaya getirmeye çalışırken buldum kendimi.
En azından bana o bir dilim ekmeği uzatsın.
Sonra da ben reddedeyim.
Ne bu?
Alıştığım paterni tekrarlamak.
Bir kere başıma geldi.
Yapabildiğimi gösterdim.
Sürekli aynı seviyede sudoku çözmek gibi.
Neremi geliştiriyorum?
Karşı tarafında zamanını alıyorum.
Sonra fark ettim ki aslında erkeklerle yaşadığım şeylerden kendimden aldığım,
kendimde görüp öğrendiğim bir şey bu.
Ben de konfor alanımdan çıkmıyorum.
Konfor alanımı bana çok da tatmin ve mutluluk getirmeyen erkeklerden oluşturup sonra da erkekler şöyle böyle diyorum.
Bu da haksızlık. Bunu da yapmamam lazım. Kalkmam lazım. O konfor alanımdan çıkmam lazım.
Bir diğer konu da aslında bence bu bütün insanlar için geçerli cinsiyetten bağımsız bir ilişki söz konusu olduğunda kişinin kendini bir ilişkiye hazır hissetmesi bambaşka bir şey.
Bazı şeyler içimizde belli bir noktaya ulaşır, karşımıza çıkarsa da ne güzel.
Bazen biz içimizde o noktada olduğumuzu bile fark etmeyiz.
Örneğin izleriz ki ben şu an bir ilişkiye açık değilim ama öyle birisiyle tanışırız ki bütün düşünce, inanç sistemimiz alt üst olur.
Bunlar böyle bir gerçekken kişinin kendini bir ilişkiye hazır hissetmesi de çok olası bir şey.
Ama gerçekten bu ilişki sizin üzerinize mi inşa ediliyor?
Yani burada bir simay kişisi var ve bu insanın şu şu özellikleri benim onunla bir ilişki içinde olmak istememe neden oluyor mu?
Yoksa ya ben bir ilişki yaşamak istiyorum kafamda da bir kutu var yani bir kriter boşluğu var.
Kriterlerden oluşmuş bir boşluk var.
O kişi de oraya tam oturuyor.
Bu ne oluyor biliyor musunuz?
Üzerinize tam oturan bir palyaço kostümü giymek gibi.
Size tam oturuyor ama palyaço oluyorsunuz o ilişkide.
Sirkte gibi yaşıyorsunuz o ilişkiyi.
Böyle senaryo gibi bir ilişki yaşamaya başlıyorsunuz.
Çünkü ilişki sizin üzerinize inşa edilmiyor.
Siz bir ilişkinin kalıbına şak diye oturuyorsunuz.
Orada öyle kalıyorsunuz.
O kişi o kutuyu ne kadar genişletirse o kadar alanınız oluyor.
Ne kadar daraltırsa o kadar içeride sıkışmış hissediyorsunuz.
Çünkü girdiniz o kutuya bir kere.
Artık bazen o kutu böyle artık tabuta dönüşüyor, sıkıyor sizi.
Bazen o kadar geniş oluyor ki içeride kendinizi bile bulamıyorsunuz.
Kayboluyorsunuz.
O yüzden kişinin kendi üzerine yakışanı giymesi gibi kendi üzerine inşa edilmiş ilişkileri yaşaması da bence kişinin en doğal hakkı cinsiyetlerden bağımsız.
Ben bazı erkeklerde şunu gördüm. Hayatları belli bir noktaya geldiğinde iş, işte aile, kariyer, okul bir şekilde yoluna soktuklarında eksik kalan tek şey o hayatı düzenleyecek, o hayata aroma katacak, sanki böyle vazoda bir çiçekmiş gibi gerçekten obje gibi duracak, güzel, alımlı, kendi kriterlerini karşılayan bir kadın bulmak.
Buldukları zaman love bombing başlıyor.
Neden?
Çünkü her şey tamam, iş tamam, araba tamam, okul tamam, aile tamam.
Bir tane kadın eksik ya.
Hani bulduğunda da kaçırmamak için bütün kozları oynuyor.
Bir yolda yürüdüğünüzü hissediyorsun sen ama o seni böyle bir yere götürüyor çekeleye çekeleye.
Sen böyle tezgahları gezmek istiyorsun, parklarda dolaşmak istiyorsun.
Acele de etmiyorsunuz ama bir yere bir yere seni yönlendiriyor gibi hissediyorsun.
Buna insanın üzerine hiç kendi sorumluluğu olmayan bir yük bindiriyor.
O yüzden benim tavsiyem ve yine bir çıkarttığım ders.
Kendinizi bir ilişkinin eşiğinde gördüğünüzde o ilişki sizin üzerinize mi inşa edildi, sizin için özelleştirildi mi, yoksa siz bir kalıba mı giriyorsunuz bunu bence bir tartın.
Tartmakta hiçbir sakınca yok.
Bir diğer öğrendiğim şey.
bazen böyle resti çektiğinizde, artık bıktığınızda ve tamam lan ben bunun bu bilinmezlikleriyle, anlaşılmazlıklarıyla uğraşmayacağım dediğinizde
karşı tarafın böyle tatlı hareketlerini sizi bir daha düşündüren, ya acaba çok da erken mi karar veriyorum bitirmekte dedirtecek bazı hareketlerini görebilirsiniz.
Ve bu size, aa demek ki bu insanın içinde bunu yapabilecek kapasite var, acaba bunun uğruna savaşmalı mıyım dedirtebilir.
Cevap hayır.
çünkü orada varmış
ve sen gidene kadar
sana bunu göstermemeyi tercih etmiş
tıpkı bir çocuk ağlayıp zırlayıp
kendini yerden yere atana kadar
parka götürmemek ağlayınca da
sussun diye tamam tamam hadi gidiyoruz demek gibi
çocuk kendi hıçkırığını
o böyle hıh hıh diye ağlamasını
durduramadığı için
kaydıraktan kayamayacak parkın tadını
çıkartamayacak çocuk dediğim parka gitmek
tabi ki ister dondurma yemek tabi ki
ister gördüğü çocuklarla
kediyle köpekle oynamak tabi ki ister
Sen o istediği ve ona uygun olan şeyi o ağlayıp zırlayana kadar ona vermedikten sonra ve sen bu ilişkideki bu ağlayan çocuk olduktan sonra ileride ebeveynlerinle, sana bakım verenlerle kötü bir ilişki geliştiriyorsun.
Romantik ilişkilerde de, erkeklerle olan ilişkilerimizde de bazen böyle bir şeyi artık iyice diretip sonunda kendimizi yerden yere attığımızda,
bazen fiziken, bazen mental olarak o noktaya geldiğimizde karşı taraftan çok güzel sinyaller görüyoruz.
Uğruna zaten yerlere yattığın sinyali görüyorsun.
Bu bir umut sinyali değil.
Bu senin oradan gitmen gerektiğiniz sinyali.
Çünkü sen oradayken ve her şeyi güzelliğiyle ve zamanında yaşamaya hazırken sana verilmemiş ve bu ister istemez maalesef beraberinde şunu getiriyor.
Bu kişi bunları içtenlikle mi yapıyor yoksa ben söylediğim için mi?
Çünkü eğer cevap ikincisi ise bundan sonra bu ilişkide istediğin ya da senin ihtiyacın olan her şey sadece senin karşı tarafa verdiğin ultimatomlarla ya da ricalarla yaşanıyor olacak.
Ve gerçekten bu kadar astüst ilişkisi yaşanan bir şey istiyorsan neden alese falan hazırlanmıyorsun?
Neden devlet memuru olmuyorsun ya da neden beyaz yaka değilsin?
Ya da zaten böyleysen bunu gerçekten özel hayatında o the one dediğin insanla da yaşamak mı istiyorsun?
O kadar mı işine, hayatına bağımlısın?
Cevabın hayır olduğunu bence ikimiz de biliyoruz.
Bazen bu dediğim yapmak isteseydi yapardı ya da senden sonra başka birine yaptığını görmek
Bu tarz şeyler insanın tabii ki kendi değerini de oldukça etkiliyor.
Ya ben mi hak etmedim acaba?
Bende ne eksikti diye düşünebiliyorsunuz.
Düşünüyoruz, ben de düşünüyorum.
Ama sonra şunu fark ediyorum.
Özellikle hayatıma gerçekten nadir de olsa,
sağlıklı ve gerçekten belki de bana bir şeyleri vermeye hazır hisseden erkekleri reddettiğim noktaya geldiğimde
ya da istemediğimi fark ettiğinde şunu görüyorum.
Bu insan yanlış hiçbir şey yapmadı.
Benimle olması için bazı şeylerin değişmesi gerekebilir
Ama bunlar zorunlu değişiklikler değil.
Yani kişi seksist değil mesela.
Ya da homofobik değil.
Yani bu tarz, abi böyleyse ben bu insanla olamam diyeceğim şeyler değil.
Örneğin sessiz bir insan olması, introvert olması.
Bana uygun değil introvert insanlar.
Ama ben bunu değiştirmekle yükümlü değilim.
Çünkü bu karşındaki insana da saygısızlık.
O nedenle bazı şeyler sen hak etmediğin için sana verilmiyor değil.
Bazı şeyler sana uygun değil.
Yani aslında olayların ben hak etmiyordum.
O yüzden vermediğinden ziyade onun sana uzattığı şeyin sana ne kadar hitap etmediği ile alakalı.
Hani ben bazen benden sonraki ilişkilerini gördüğümde partnerlerimin şöyle diyorum tamam tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.
Ben de iyi ki bu tencereyle kapak arasına sıkışmamışım.
O tencerede kaynayan yemek olmamışım.
Çünkü ben de kendi tenceremi ya da kendi kapağımı aramaya devam edeceğim.
Kimsenin içinde kaybolmayacağım ya da kimseye büyük gelmeyeceğim.
Çünkü bu da aslında benim egomu fazlaca büyüterek zedeleyen bir şeye dönüşebilir.
Bir diğer aslında söylemek istediğim şey de bare minimum dediğimiz şeyin bence biraz anlamını kaybetmeye başlaması.
Yani anlamında bazı sapmalar yaşadığımızı fark ediyorum.
Kızlar kendinize gelin.
Anlamları yeniden oluşturuyoruz.
Hatırlamaya çalışıyoruz.
Bare minimum bence bir insanın işte zaten anlamı gibi temelde sahip olması gereken minimum özellikler.
Yani nedir bu?
seksist olmasın, homofobik olmasın, insanlara saygı duysun, hayvanlara zarar vermesin, yaşlılara, çocuklara saygılı olsun falan gibi.
Ya da ne bileyim nasılsın desin mesela, günaydın desin, mesajına cevap versin.
Bir plan yapıyorsanız buna sadık olsun. Bunlar bare minimum.
Ama bir insanın bir tane çiçek de olsa ya da bir tane şeker de olsa ya da yolda gelirken gördüğü bir broşürü seni düşünerek alması da olsa
küçüklüğü hiçbir öneme ifade etmiyor.
Sırf küçük olduğu için bazı jestleri bare minimum gibi algılayıp
aslında anlamını da yitirmeye neden olduğumuzu düşünüyorum.
Bunlar bare minimum değil, bunlar küçük jestler.
Ve bunlar yeterince anlamlılar ve bare minimumun üstünde şeyler.
Bu skalayı yeniden oluşturmamız gerektiğini düşünüyorum.
Kişinin sana bir şeyler vermek istemesi, bu bütün sevgisi de olabilir.
Bir tane sweatshirt'ı da olabilir.
Ya da ne güzelmiş dediğin çakmağı al senin olsun demesi de olabilir.
Hatta hepsinden daha önemlisi ve belki de bunun verilen bir şey olduğunu fark etmeyi zaman zaman bir kenara bıraktığımız zamanı olabilir.
Bunlar bare minimum değil.
Bunlar bare minimum'un üstündeki şeyler.
Bunlar sizin kendi waffle'ınızı oluştururken, kendi frozen yoğurdunuzu oluştururken üstüne eklediğiniz toppingler.
Sizin aslında ne kadar sevdiğinizle, sizin duygusal damak zevkinize ne kadar hitap ettiğiyle ilgili.
Bunu yaptığınızda da aslında duyduğunuz hikayelerle, yaşadığınız deneyimlerle oldukça artık bıktığınız romantik ilişkilerde
aslında ben değer görmüyor değildim.
Sadece gördüğüm şeylerin bazı bana gösterilen davranışların kendi içinde bir değeri olduğunu bir anlamı olduğunu görmeyi unutmuşum.
Görmeyi bırakmışıma tekabül ediyor.
O zaman işte ilişkiniz bir tık daha sağlıklaşmaya başlıyor.
Tanışma uygulamalarıyla, karşı cinsle, ilgilendiğiniz kişiyle.
Yine erkeklerle olan ilişkimden öğrendiğim çok güzel bir şey.
Bazen hatta sıklıkla kendimi uzun uzun açıklamalar yaparken buluyorum.
Bir gün TikTok'ta mı izledim, Instagram Reels'ta mı karşıma çıktı bilmiyorum.
Benim gerçekten referanslarımın %80'ini bu uygulamalar oluşturuyor.
Çünkü gerçekten çok kafamı açan, çok böyle oha dedirten şeylerle karşılaşıyorum.
Bir gün birisi çok basit bir şey yazmış.
Birisine açıklama yapmadan önce ben bu insana neden kendimi uzun uzun açıklamak zorunda bırakılıyorum diye bir düşünün.
Bunu düşünmeye başladıktan sonra uzun açıklamalar yapmak yerine okey tamamdır öyledir demeye başladım.
Ve bundan arta kalan zaman o kadar fazla ki bir sürü şey yapabilirsiniz.
Yeni bir yeri fethedebilirsiniz.
Ne bileyim Amerika'yı falan keşfedebilirsiniz.
Öyle bir zaman öyle bir zihin açıklığından bahsediyorum.
Uzun uzun açıklama yapmaya başladığınızda arkası kesilmez bir girdabın içinde buluyorsunuz kendinizi.
Çünkü açıklıyorsunuz anlaşılmıyorsunuz.
Bu sefer düzgün mü açıklamadım?
Beraberinde daha uzun, daha çetrefilli bir açıklamaya getiriyor.
En sonunda bir anda kendinizi ya tatminsiz bir özür almış ya da artık konuyu uzattığınız için özür dileyen pozisyonda buluyorsunuz.
Halbuki sizi anlamak isteyen bir insan zaten anlamak için çabalar ve uzun paragrafların yerini
belki de karşılıklı ve çok daha kıymetli kısa cümlelerin ama efektif cümlelerin yer aldığı bir iletişim alabilir.
O yüzden bir ilişkide uzun uzun açıklamalar yapmak karşı tarafın sizi anlamamasından, anlama kabiliyetinin gelişmemesinden değil bazen anlamaya o kadar da önem vermemesinden kaynaklı.
Kaldı ki karşı tarafın algılama kabiliyeti sizin anlattıklarınızı benimseyebilecek yeterlikte değilse gerçekten böyle bir ilişki içerisinde olmak istiyor musunuz?
Bir diğer öğrendiğim şey.
I can fix'im.
No canım.
Değiştiremezsin, düzeltemezsin.
Çünkü her şeyden önce sen rehabilitasyon merkezi değilsin.
Tabii ki de hayatımıza giren insanların travmaları bizden kaynaklı olmasa da belli bir noktada bizi de etkileyebilir.
Ama ben kimsenin rehabilitasyon merkezi değilim.
Kimsenin travmalarını düzeltip, şöyle sanki oturacağım koltuğa oturmadan önce şöyle bir minderini böyle havalandırmak gibi
hayatına gireceğim adamın bana açılan yerini ben şöyle bir temizleyip tozunu almak, koltuğunu şöyle bir havalandırmak zorunda değilim.
Yardımcı olmak bambaşka bir şey ama oturup bir insanın senin için bir şeyleri yapmasını beklemek bambaşka bir şey.
O yüzden bir kere kendinize o rehabilitasyon merkezi pozisyonunu oturttuğunuzda size gelen başvurularla mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz.
Ve bütün bunları karşılıksız en azından para bile kazanmadan yapmaya başlıyorsunuz.
Yapmayın.
Belki de son dönemde çok yakın zamanda hissettiğim, tabii ki de gidişatının ne olduğunu bilmediğim ama güzel deneyimler edindiğim bir ilişkinin içerisinde gibiyim.
Yani ilişki denir mi bilmiyorum ama bir tanışma sürecindeyim.
Ve böyle bu süreçte şunu fark ettim.
Şimdi peş peşe böyle bazı çok da içime sinmeyen tanışma deneyimlerim oldu.
Ama artık şey diyorum yani bu arayış ne kadar sürecek?
Ben ne kadar daha böyle yeni birini ararken kendimi bulacağım?
Hani artık şey oluyorsun sıkılıyorsun ve tamam diyorsun.
Yani böyle şey gibi gerçekten sınav doldurmak gibi.
Başta böyle ipek gibi yazıyorsun ama artık sonlara doğru zamanın daralıyor ve böyle karalayarak yazıyorsun.
Koca koca harflerle yazıyorsun falan.
Yazdığın okunmuyor.
Kendi özel hayatımı böyle bir acelenin içinde buldum kendimi.
Yasima'yı diyorum neredeyse iki yıldır sürekli bir arayışın içerisindesin.
Hani artık hızlanman lazım.
Ya nereye hızlanıyoruz?
Hani ne bileyim artık yumurtlamam durdu çocuk mu yapmam gerekiyor?
Ne bileyim biyolojik saatin mi çalıyor?
Nereye yetişiyoruz kaptan?
Bekle yani.
Hani kendimle böyle bir yarışın içerisindeyim.
Bir taraf diyor ki tamam sakin ol yetiştin zamanı var.
Diğer taraf diyor ki hayır hayır işte hızlı olmamız lazım.
Ya sakin ol yani hızlı olmak zorunda değilsin falan diyorum kendime.
İşte bu arada şunu fark ettim.
Abi yok yani bana uymuyor.
Bir şeyler içime sinmiyor.
Çok sevdiğim bir arkadaşım.
Canımın içi yani böyle.
Hani söylediği şeyleri zaten böyle gözlerim böyle hani bir damlasını bile kaçırmamalıyım.
böyle o ağzından bal akıyor
ben böyle dinliyorum şeklinde ve çok da
yerinde açıklamalar yapıyor bana.
Bu kadar basit böyle benim sorunuma
hop bir çözüm oluşturuyor.
Bana sadece şunu söyledi.
Böyle hissediyorsan böyledir.
Hissettiğin zaman anlayacaksın.
Hissene güven. Eğer bu insanla
olmadığını olmayacağını hissediyorsan
ya ben bir kafadan bir ay daha vereyim.
Gerek yok. Çünkü hissetmiyorsun.
Hissetmemek de bir şey. Hissetmek
aslında. Bazı şeylerin eksikliği.
Eksikliği hissetmek ya da. Bunu ben
fark ettikten sonra hayatıma
bir sonraki giren insanda bir şey oldum.
Gerçekten her şey yolunda gidiyor.
Sonra gerçekten şeye dönüştüm.
Hiç ummadığım bir zamanda oluyor.
Falan'a dönüştüm. Ama hakikaten öyle.
Hayatımızda özellikle
ya acaba
hep böyle başarısız ilişkiler
yaşıyorum. Acaba benim erkeklerden
beklentim çok mu fazla dediğinizde
ya da bütün dinleyicilerim için söylüyorum
bunu işte kadınlardan, erkeklerden
insanlardan beklediğim şey
acaba çok mu fazla ben mi abartı kriterlere sahibim o yüzden mi böyle oluyor dediğiniz noktada
lütfen durun ve şu sözü hatırlayın.
Olduğu zaman hissedeceksiniz.
İçinize sinliğinde hissedeceksiniz.
Hala içinizde bir şeyler sizi başka insanlara bakmaya, başka ortamlara girmeye, başka bir mesaja cevap vermeye itiyorsa
bu yanlış değil.
Bunu yapmamak ve içinizden geleni takip etmemek kendinize yaptığınız en büyük yanlış olabilir.
Öğrendiğim bir başka şey.
ne kadar uzun bir bölüm oldu.
Ne kadar çok şey öğretmişsiniz bana.
Tatlım. Bu kadar öğretilir mi
bir insana ya? Bula kafa.
Bazen görmek istediğiniz muameleyi
göstermeye başlamak her zaman
aslında en basit matematik.
Çiçek alınmasını mı istiyorsunuz ilişkide?
O çiçeği alın. Böyle
bir anda ansızın hadi gel bakalım
seni şuraya götürüyorum denmesi çok mu
hoşunuza gidiyor? Siz de yapın.
Bu onar bilmediği için falan değil.
Ama gerçekten bazı noktada
görsele önlerindeki
bir örneğe bazı davranışları
hatta belki de kendi içlerindeki o
hassas, o kırılgan noktaya, o böyle
bir çiçek alınmasından,
bir kahve ısmarlanmasından,
bunu aldım aklıma sen geldin denmesinden
çok hoşlanabilecek taraflarını
maalesef sırtları dönük olmadığı için
görüyorlar. Yarenle olan bölümümüzü
dinlediğinizde göreceksiniz. Yaren şey demişti
ben şu an sırtımın arkasını göremiyorum.
Aynen öyle. Sırtımı
onun arkasındakileri göremiyorum.
Ama orada onların olduğu gerçeği
yatsınamaz bir şey.
Bazen orada bir şey olmadığını düşünmek ya da orayı görememek çok küçük bir hareketle kafanızı arkaya çevirmenin bile önüne geçebilir.
O yüzden bazen maalesef bazı şeyleri hatta maalesef değil iyi ki çünkü sen de yapmayı öğreniyorsun ve belki de o demek ki çiçek almak çok güzel hissettiriyor noktasını deneyimlerken sen de bir insan için çiçek seçmenin güzelliğini keşfediyor oluyorsun.
O yüzden bazen benim yine öğrendiğim şeylerden bir tanesi görmek istediğiniz muameleyi bazen tane tane anlatmakla çünkü o zaman ders verme niteliğine giriyor ve kimse ders dinlemek istemez yani özel hayatında.
Önlerine bir örnekle sunmak ve belki de aradaki ilişki dinamini daha da güçlendirmek bence çok daha keyifli.
Yine ve belki de son olarak çünkü dünyanın en uzun bölümü falan olacak yani tek başıma kaydettiğim.
O yüzden sonrasında belki devam ederiz bunu beğenirseniz.
Ben de o sırada bir şeyler öğrenmeye devam ederim diye umuyorum.
Eylemlerin altında çok fazla çetrefilli anlamlar aramak çok manasız.
Biz geçen hafta yakın arkadaşlarımla böyle şehirde bir escape room oyunu oynadık.
Şehrin belli yerlerine şifreler var.
Onu çözmeye çalışıyoruz.
İki gruba ayrıldık.
Yani iki grupta da çok böyle dişli insanlar var.
Ben kesinlikle onlardan biri değilim yani.
Hafif sarhoşum.
Hiç de bir şey yapasım yok.
Ben sadece ekip arkadaşlarıma peşinden gidiyorum.
Diğer ekibin de ama çok dişli olduğunu biliyorum yani.
Onlar da bizi her an yakalayabilir diye düşünüyorum.
Biz oyunu bitirdik, bir bara oturduk, içkimizi söyledik.
Bayağı sonra geldi diğer ekip.
Oyunu böyle bayağı bir geç bitirdiler falan.
Sonra neden böyle olduğunu konuştuğumuzda aslında ne kadar kompleks, yapamadıkça, çözemedikçe
''Aa bu çok zor yani demek ki çok daha bizim düşündüğümüzün ötesinde bir anlam var, bir şifre var burada.''
burada diyerek aslında gözlerin önündeki şeyi görmedikleri için bu kadar zaman kaybettiklerini fark ettik.
İşte bu benim aşk hayatım.
Bu kadar derin anlamlar aramaya bazen gerek yok.
Bazen işte dediğim gibi baştaki.
İnsan bir Instagram'daki fotoğrafımı da beğenmez mi?
E beğenir tabii ki de beğenmiyor işte.
Ya insan hasta olmuşum bir şeye ihtiyacım var demez mi?
Der tabii ki de.
Bunu anadan babadan öğrenmeye gerek yok ki.
bu düzgün herhangi bir insanın
akıl edebileceği bir şeyi hastayken
ne yaparsın? Çok da dışarı çıkmaya enerjin
olmaz. Yemek pişiremezsin ve belki de
ilgiye, alakaya, ilaca
bir portakala, bir tas çorbaya
ihtiyacın olur. Bu
basit bir beklentidir.
Basit bir ihtiyaçtır.
İhtiyaçlar hiyerarşisinde
herhalde böyle en altlarda bir yerde
kıvrılıyordur yani otun, böceğin
kenarında. O kadar basit bir şey.
Bunu niye yapmıyor?
Niye yapmıyor? İşte acaba şöyle mi?
Acaba ona hiç ailesi bakım vermedi?
Ya bırak bunları.
Bu kadar senaryo kurma ya.
Basit anlamlar.
Çok basit.
Sana verilmedi.
Tamam.
Sana verilmemesi sende nasıl bir anlam uyandırıyor?
İşte bunu saatlerce düşünebilirsin.
Saatlerce terapide konuşabilirsin.
Arkadaşlarının üzerine kahveler içebilirsin.
Ama o insan bunu konuşup çözümleyeceğin muhatap değil.
Galiba bu bölümün sonuna burada gelelim.
Çünkü ben artık detone bile olmaya başladım yani ama çok keyifli bir konuşmaydı.
Böyle görseniz elim kolum oynuyor.
Ses tonum bile çok değişmiş.
Çok böyle güzin abla olmuş falan gibi hissediyorum.
Yani ben son 10 yılda az çok bunları toparladım.
Daha da detayları var.
Hatta bunları bence kategorize edelim.
Simay'ın romantik ilişkilerde öğrendiği, Simay'ın sadece flörtte öğrendiği,
Simay'ın arkadaşlarından öğrendiği şeklinde belki yeni bir seri bile yaparız.
Her neyse siz umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Ya bir de video datingi hep kaydırmayı bırakın akşamları.
Hiç doğru kararlar verilmiyor.
Kendinize çok iyi bakın.
Bir sonraki bölümde mutlaka görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
