
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
nazar, aşk ve yaş almalar üzerine hafta ortası bölümü. çarşamba beyaz yakanın cumasıymış, ne alakaysa artık. 27 yaşıma girdim. 22 yaşından beri de sizinle konuşuyorum. yani siz de yaşlandınız, haberiniz olsun. bi de iyi ki doğdunuz. zaten bölümün konusu bu. sizi seviyorum.
Transkript
yani bir 6 ay yazmalık hemen sevgili yapmışsın sen de.
diyen o insanlara dönüşeceğim.
O erkeklere.
Siz biraz boşladın mı ya?
Sizi birazcık
görüldü de mi bıraktım acaba diye düşünüyorum.
Ama bazen en iyilerimizin
bile biraz dinlenmeye
ihtiyacı vardır.
Sen o kız değilmişsin. Hoş geldiniz. Biz yine
Kürkçü dükkanına tabii ki
geri döndük.
Benim bu podcaster hayatında
galiba en sevdiğim şey
tabii ki biraz mesafelenince
biraz ara verince ben de kendimi
çok suçlu hissediyorum ama
günün sonunda kendimi
tamam da sen hayatı konuşuyorsun.
Biraz da yaşamak
seni aslında podcast'tan
uzaklaştıran değil, konuşacak
konuları topladığın bir
saha araştırmasına itiyor.
Bu kaynağını hayattan alan
bir şeyse bölüm kaydetmediğin
zamanlarda da aslında
sepetini dolduruyor oluyorsun
diyebiliyorum kendime.
Ve bu sadece bir teselli değil.
çok büyük bir oranda da aslında
realite. Anlatacak
şeylerim birikti.
Çünkü hissettiğim, düşündüğüm
şeyler çok katmanlaşmaya başladı.
Yine ne konuşacağımı
bilmeden mikrofonun karşısına geçtim.
Ve evet,
her zamanki gibi yine yazmadan
aklıma gelen şeyleri sizinle paylaşıyor
olacağım. İstisnasız
podcast'e başladığımdan beri
her yıl doğum günümde
doğum günümü en azından ele alan
Ama öncesinde ama sonrasında bir bölüm kaydediyorum.
Bu belki ilk başta biraz daha tabii bunu konuşmak, bir yaş almak üzerine mikrofonun, bilgisayarın karşısına geçtiğim bölümlerde ama 27 yaşıma girdim dün.
Bu sefer çok daha yeni bir yaş almanın ne hissettirdiği üzerine konuşmak için aslında karşınıza geçmemiştim.
Fakat yine de galiba konu buraya mutlaka gelecek.
Konuşmadığımız süreçte bence biraz da mikrofondan ve sizden uzak kalmamın sebebi kendimi saklaması çok zor bir sırla sınıyor olmamdı.
Kısa süreliğine böyle 2-3 günlüğüne bir kaçamak İstanbul'a gidecektim bir sürpriz için.
ve hayatındaki her şeyi burada hiç tanımadığı insanlarla paylaşan biri olduğumu düşününce
yakın arkadaşlarımla, çevremle ne kadar her şeyi en ufak detayına kadar paylaştığımı tahmin edebiliyorsunuzdur.
Ve böyle bir şeyi bir sır olarak tutabilmek ve son ana kadar bozmamak hakikaten yaptığım en zor şeylerden bir tanesiydi.
Ve galiba olur da bunun heyecanı ağzımdan kaçar diye her ne kadar sonunda editleyen ben olsam da
Biraz olsun konuşmaktan uzak durdum.
Ha tabii bir de bunları anlatıyorum ama yakın zamanda başıma gelen şeylerden bir tanesi bir de aşık oldum.
Buna aslında biraz konuşulacağı bir bölüm olacak bu anlıyorum.
Şimdi kendi iç sesime biraz kulak veriyorum.
Bu konularda çok da yüzü gülmemiş bir insansanız çevrenizde artık sizin için en iyisini daha umutsuz bir taraftan dilemeye başlıyor.
Ay Allah'ım şu kızın yüzünü de bir güldür artık ya.
Bu da hadi fos çıkmasın falanı.
Yakın çevrenizde gerçekten görmeye başlıyorsunuz.
Belki çok heveslisiniz ve bu heves geçirdiğiniz 200 farklı hevesten daha farklı hissettiriyor.
Ama yine de çevrenizden sen yine de dikkat et olur mu?
Yine de temkinli olu duyuyorsunuz.
Bu tabii sahip olduğunuz heyecanı bazen baltalayabiliyor.
Arkadaşlarınızın, yakın çevrenizin sizinle ilgili endişesini anlıyorsunuz ama gerçekten o anda ihtiyaç duyduğunuz şey birinin size olabilecekleri hatırlatması mı?
Yoksa bir kere de bu roller coaster'da ellerinizi havaya kaldırıp sadece o düşüşü, o heyecanı hissetmek mi istiyorsunuz?
Yoksa ama sıkı tutun tamam mı?
Düğünü de duymak hakikaten o kadar hayat kurtarıcı mı?
Böyle bir sürü soru var.
ben nazara çok inanmam
ya da biraz inanırım
düşüneyim
evet biraz inanıyorum
ama şöyle
tabii ki de sizin mutluluğunuzla
herkes mutlu olmayacak
ya da bazı insanlar
kıskançlıkla gıpta etmeyi
imrenmeyi karıştıracak
belki de bazı insanlar hakikaten sizin hiç de mutlu
olmanızı istemeyecek
sizinle ilgili kötü dileklerde bulunacaklar
bilemiyoruz ama günün sonunda
bu her neyse
benim tamam da ben paylaşmak konuşmak istediğim şeylerden kendimi alıkoymalı mıyım soruma
evet Zimai birazcık geri durmalısın dememe neden olmadı.
Tabii ki ilişkilerimizden bazen başarılarımızdan kabul aldığımız bir işten okuldan beklediğimiz bir haberden
tam anlamıyla emin olmadan insanlarla paylaşmak istemiyoruz.
Ben burada nazardan ziyade sonuç her ne olursa olsun eğer hayal kırıklığı olacaksa bir de başkalarına açıklama yapma sancısıyla uğraşmak istemediğimiz için bir şeyleri son dakikaya kadar kendimize saklamayı öğüt edindiğimizi düşünüyorum.
Buna da hak veriyorum.
Hakikaten insan bazen bir şeyler tam olarak netleşmeden söylemek istemiyor, cings etmek istemiyor.
Ya da şimdi olmazsa insanlara da açıklama yapmak, ya o olmadı biliyor musun demek.
Aslında orada belki de telkin edilmesi ya da sırtının sıvazlanması gereken kendisiyken karşısındakine işlerin o kadar da kötü olmadığını inandırmaya çalışmak hakikaten çok zor bir şey.
ve bunu da yapmak istemeyişi nazar değmesin diye kısaltıp açıklayabiliyorsak ben buna çok okeyim.
Ama nazar benim galiba hayatımda çok öncelikli bir konsept hiçbir zaman olmadı.
Hatta insanları hayatımda olan her şeyi, bu yakın bir arkadaş, belki yeni bir flört, yeni bir haber, yeni bir başlangıç
bunları da çok hızlı bir şekilde hemen paylaşmaya çok meyilli bir insanım.
Ve bunun aslında o birileri duyarsa bu işler yolunda gitmeyebilirden ziyade tam tersi bir motivasyonla belki başkalarını da bu gerçekliğe şahit edersem o zaman hayatımdaki bu şey beni hayal kırıklığına uğratmaktan biraz daha çekinir düşüncesi.
örneğin biriyle yeni bir ilişkinin başındaysam
bu önceleri yaptığım bir şeydi farkında olmadan
yine tabii biraz terapiyle kendi üzerime düşünmelerimle
biraz karalamalarımla burada sizinle konuşmamla anlamlandırdığım bir şeydi ama
aslında insanları biraz da hayatımdaki o yeni insana yeni ilişkiye şahit durumuna getiriyordum
ve bu da aslında ister istemez hayatımdaki insana bir gözdağı veriyordu
artık sen sadece benim değil bu kadar insanın da gözünün önündesin.
Eğer beni üzersen, yarı yolda bırakırsan,
bu insanlara sadece ben değil sen de hesap vereceksin gibi.
Bu kadar tabii üzerine düşünülmüş, bu kadar planlanmış bir şey değil ama
hani içinde biraz da nasıl böyle gece vakti tenha bir sokaktan yürümektense
daha kalabalık bir yerde yürümeye daha aşina hissederiz.
En azından özellikle kadınlar orada aslında etrafımızdaki insanların tanıkların başımıza kötü bir şey geleceğinden bizi yüzde yüz korumayacağını bilsek de en azından birilerinin müdahale edebileceği ya da tanıklık edebileceği gerçeği maalesef ki biraz su serpiyor insanın içine.
Ben gerçek hayatta yani o dış dünyada yaşadığımız şeylerin birçoğunun birebir aynısının zaten kendi iç dünyamızda da olduğuna çok inandığım için böyle bir benzetme bana çok eşdeğer geldi.
Ve fark ettim ki aslında bırakın nazar değmesini ben biraz da çevremdekiler bilsin ki ben bir kere daha yarı yolda bırakılmayayım ya gibi bir inanç vardı aslında.
Tabii bu zamanla yıkıldı çünkü hayal kırıklıkları arttı. Ben belki artık hayatımı birisiyle paylaşmak ve birinin hayatımda olduğunda başkalarıyla paylaşmak konusunda daha çekimser bir insan olmaya başladım.
Ve bu beni bir yere kadar da korudu. Çünkü bir insanın hayatımda olduğunu ne kadar hızlı paylaşırsam yeri o kadar keskinleşir inancının aslında içten içe şimdiye kadar edindiğim, tırnaklarımla kazıdığım, kendi kendime inşa ettiğim birçok şeyi de çok azımsadığını fark ettim.
Ve baktığımda bu 27 yıllık hayatta en azından kendimi bildiğim ve hareketlerimle, tavırlarımla, evet bu simay dedirttiğim, kendimle demeye başladığım belki de son 20 yılda birçok şeyi inşa ettim.
Tabii ki bir noktaya kadar tıpkı bisikletin arkasındaki o dördüncü tekerler gibi ailem, çevrem, öğretmenlerim, okul hayatım yani hayatı onlar tarafından da öğrendiğim insanlar vardı ama bir yerden sonra artık pedalı siz çeviriyorsunuz, vitesi siz yükseltiyorsunuz ve yönünüzü de biraz siz çiziyorsunuz.
Ve kimsenin yolu kolay değil. Kimsenin çevirdiği pedal kaymak gibi akıp gitmiyor. Kimse öyle boşa düşüp de tamam buradan sonrası yokuş aşağı frenlere tutulsam yeter diyemiyor öyle kolay kolay.
ve soru artık hadi biri olsun da ben onu hemen paylaşayımdan ziyade
ya biri olur da bu hayat hakikaten bu insanla bu kadar hızlı paylaşılacak kadar
savunmasız korumaya ihtiyaç duymayan bir şey olabilir mi?
Yani insan bazen kendine de kepenk indirmek ister.
İnsan bazen çıkarken kendinin de kapılarını kilitleyip
en azından ertesi sabah geri döndüğünde oranın vandallığa uğramadığında
camının çerçevesinin indirilmediğini görmek, en azından huzurla uyumak ister.
Biz bence içinde yaşadığımız hayatı çok normalleştirdiğimiz, onu çok monoton bulduğumuz her köşesinde artık
neyin nasıl olduğunu bildiğimizden ötürü bazen ne kadar kıymetli ya da ne kadar efor gerektiren bir şey yaşadığımızı,
yarattığımızı unutuyoruz ve kitlemeye gerek duymuyoruz.
Ama kıymet değer sadece görünürde, pahada olacak şeyler değil.
Bazen insanın sadece gözünü açabildiği günlerin toplamı bile bir hayat demeye pekala yeterli olabiliyor.
Ve gerçekten bu hayat biriyle bu kadar hızlıca, bütün çıplaklığıyla paylaşmak için bu kadar aceleye getirilecek bir şey mi?
diye sormaya başlamıştım.
O yüzden de belki de istemeyerek de olsa ya da aynı motivasyonlu olmasa da
annemin o nazar değer biraz işleri ağırdan al mottosuna gelmiş bulundum.
ve bana iyi geldi.
Bir şeyleri kendime saklamanın
ona nazar değebileceği korkusundan değil de
onun tadını doya doya çıkartmak istememden kaynaklı olduğunu
hani böyle tıpkı çok hızlı bir şekilde yemek yerken bir anda
ay dur biraz yavaşlayayım ya hani atlı koşturmuyor
demek gibi
öyle bir farkındalık yaşamak gibi
yavaşlatarak, sindirerek
belki birilerine anlatarak anlamlandırmaktansa
önce kendi içimde konuşarak, kendi duygularımı biraz daha tahayyül etmeye çalışarak yaşamanın iyi olduğunu keşfettim.
Tabii bu aradan almaların sonucunda hakikaten nazar denilen şey varsa ve ondan da korunuyorsam ne mutlu ama
bir şeyleri ne kadar geç ya da erken paylaşmamızın onun ne kadar süreceğini, bu denli etkilediğini çok düşünmüyorum.
Ha tabii bazen işin içine terimleşmiş bazı şeyler girebiliyor. Bir anda böyle love bombingin içinde bulabiliyoruz kendimizi ya da yapıyoruz. Hemen böyle partnerimizi her yerde paylaşıyoruz ya da ne bileyim bilmiyorum yani insanları çok dahil ediyoruz falan.
oradaki motivasyon artık biraz bizim de kendi kendimize kalıp da düşünüp
ben acaba bunu neden yapıyorum sorusunu sormakla anlayabileceğimiz bir şey ama
günün sonunda bir şeyin ömrü eğer böyle dış faktörlerle ya da
daha sizin kendi içinizde olan mental süreçlerle ilgili değilse
siz onu erken paylaşmışsınız, geç paylaşmışsınız.
Ben bunlarla çok ilgili olduğunu düşünmüyorum.
Günün sonunda her şey bitebilir.
ama bence bazen bir şeylerin ne kadar süreceğine ya da bitip bitmeyeceğine olan odağımız o kadar keskinleşiyor ki
etraftaki hiçbir şeyi görmüyoruz.
Ne yaşadığımızı, neyin içinde olduğumuzu, ne hissettiğimizi görmüyoruz.
Sürekli bir güvence arıyoruz.
Mesela belki de partnerimizin bizi bırakmayacağına, terk etmeyeceğine emin olana kadar onu paylaşmayarak
kendi kendimize ilişkiyi sigortalıyoruz belki de.
şimdi ben bunu paylaşacağım ama buna değer olması lazım
beni öyle ortada bırakmaması lazım
bu fotoğrafı atmanın bir de silmesi var falan
bu mantığı çok iyi anlıyorum
çevremde de görüyorum
hakikaten anlıyorum
ama sen onu silsen de silmesen de
ya da hakikaten günün sonunda insanlar
ulan bu da bir aşkı bulamadı
ulan bu da onuncuya aynı teraneyi bize oynatıyor
bu da onuncuya başka bir insanı kendi hayatının aşkı zannediyor
ya da bu da işte şunu yapacağım edeceğim diyor
5. startup'ı
3. iş girişimi
Ulan bu da podcast yaptı, bu da influencer oldu, bu da vlog çekiyor.
Devamı gel.
Eee?
Günün sonunda hakikaten dış dünyadaki bir insanı biz ne kadar sohbetlerimize meze ediyoruz,
ne kadar onun neyi, ne kadar istikrarlı yapıp yapmadığını konuşuyoruz.
Kısacası ne kadar umrumuzda.
Ve biz bu insanların günün sonunda ne kadar umrunda olacağız.
Haliyle bu kadar geçici ve bu kadar silik bir hayatta
insanların ne düşüneceğinden bağımsız kendi içinizdeki bazı acelecilikler ve belki de geciktirmeler
aslında kendi başına çok kıymetli geliyor bana.
Ben de şimdi yeni bir ilişkinin içindeyim.
Onu sürekli paylaşmak, sürekli onunla ilgili konuşmak tabii ki istiyorum.
Çünkü kalp kırıklığını konuşmak, bunu paylaşmak, 20'li yaşların kaygılarını konuşmak,
bazı duyguları anlatmak şimdiye kadar bana sayısız ben de böyle hissediyorum mesajını getirdi.
Sizinle çok fazla şey konuştuk.
Belki bunu dinleyenler spesifik bir sohbetimizi birebir de hatırlayacak bile.
Şimdi ben kalp kırıklığımı anlattığımda bir nazardan korkmuyordum da
şimdi aşkı, sevgiyi, yeniden sevilmeyi, yeni bir heyecanı anlatırken mi nazardan korkacağım?
Bu bana iki yüzlüce geliyor.
Kalp kırıklıklarımı ya da üzüntülerimi anlattığımda paylaşmanın bu duyguyu biraz daha katlanılabilir kalacağına inandığım bir güruh varken karşımda neden bir mutluluğu da aynı şekilde onlarla paylaştığımda arttırmayayım ve bu kolektif bir şeye dönüşmesin ki?
Neden birileri ben de böyle hissediyorum demesin ya da neden birileri de evet Simay ben de buldum ama ben de çok korkuyorum kaybetmekten ya da hep sevmeyi aradım ama sevdikten sonra ne yapacağımı bilemiyorum demesin ki ya da neden birileri şimdiye kadar benim belki bu arayışlarımla kendinde bir şeylerin özdeşimini kurmuşken.
Sima'yı tamam artık galiba yuvadan uçtu.
Neden sıra bana da gelmiş olmasın ki demesin mesela.
O yüzden sizinle konuşuyorum.
O yüzden belki de girizgah diyebileceğim bu 10-15 dakika artık ne kadar oldu hiçbir fikrim yok.
Nazar diye bir şey yok diye kendi içimde aslında meşrulaştırmaya çalışıyorum ama
günün sonunda evet güzel bir duygu yaşıyorum ve bunu paylaşmak istiyorum.
27 hakikaten yaşlı geliyor bana.
27'den daha büyük dinleyicilerim olduğunu biliyorum ve burada bir ageism yapmıyorum ama benim hayatıma şimdiye kadar geldiğim en yaşlı yaş bu ve gerçekten 27'de kulağa biraz büyük geliyor hatta garip bir şekilde bana 30'dan daha büyük geliyor niye bilmiyorum.
Garip bir şekilde çok iyi duygularımın olduğu, sanki benim hayatımın böyle turning pointlerinden bir tanesi olacağına inandığım bir yaş.
Ve duyguların, düşüncelerin olan bir yılda bir insanın hayatı ne kadar değişebilirinde çok fazla sorgusunu bana daha ilk günden yaptırmış bir yaş.
Ben doğum günlerine önem veririm.
Çünkü ben genel olarak sevgiyi, sevilmeyi, bir insanın hayatta oluşunu, hayatınızda oluşunu takdir etmenin, bundan mutluluk duymanın her türlü ifadesine çok büyük bir özlem, çok büyük bir gıpta, çok büyük bir böyle heyecan duyarım.
Süreçlerinde Podcast BPT yanınızda.
Ve bunu da sürekli yaparım.
Sürekli insanlara onları ne kadar sevdiğimi, beni ne kadar mutlu ettiklerini ya da onlarla ne kadar gurur duyduğumu bir şekilde söylemeye çalışıyorum.
Çünkü çok iyi hissettiriyor.
Bu sadece ben bunu çok seviyorum, yaparsam benim de böyle bir muamele görmek istediğimi anlarlar gibi bir ters psikoloji değil.
Bana insanlara kıymetli hissettirmek de çok iyi hissettiriyor.
Ama özellikle doğum günlerini çok sevmemin bir sebebi de bazen hayatın koşturmacasında, telaşında hayatımızı, hayatta oluşumuzu, etrafımızdaki insanları bir durup takdir etmeyi tabii ki unutabiliyoruz.
Ve doğum günü bana böyle bir günlük bir tatil gibi geliyor.
Bir günlük, evet şimdi o bütün koşturmacanın yanında bence bir iyi ki doğdun mesajını da atmaya zamanın olabilir hatırlatması gibi geliyor.
O yüzden doğum günlerini çok seviyorum.
Çünkü hepimizin çok farklı hayatlar yaşasak da, çok farklı beklentilerimiz, çok farklı arka planlarımız ve çok farklı gidecek noktalarımız olsa da
hepimizin istisnasız ortaklaştığı tek bir şey var.
hiçbirimize bu dünyaya gelirken
gelmek istiyor musun diye sorulmadı
ve eğer bu noktaya kadar geldiysek
ve şu an bunu dinliyorsanız
ortaklaştığımız başka bir nokta daha var ki
şu an hepimiz hayattayız
ve istemeden
sorulmadan belki sorulsa cevap
evet çok istiyorum lütfen beni hemen dünyaya getirin olacak
ya da bilmiyorum ya kanka şimdi
ilke tapokeyde sonra vergiler falan giriyor işin içine
içine diyeceğiz belki bilmiyorum ama günün sonunda bir şu geldiğimiz noktada hayatta olmak bir de başta bunu tamamen irademiz dışı bir şekilde gerçekleştiriyor olmak ortaklaştığımız ve hayatta olduğumuz sürece ortaklaşacağımız yegane iki şey ve bu bana çok özel geliyor.
O yüzden evet belki de iyi ki doğdun ya hakikaten gerçekten iyi ki doğdun demek için spesifik bir güne ihtiyaç olmasa da
bunun doğan kişiden ziyade diğer insanlara söylemek için kaçınılmaz bir bahane olması benim daha çok hoşuma gidiyor.
Yine güzel Türkçemizin çok büyük kolaylaştırıcılarından bir tanesi, çok büyük romantizmlerinden bir tanesi de iyi ki doğdun kelimesi.
Bunun İngilizce'de bir karşılığı yok.
Happy birthday deyip geçiyorsun.
Mutlu yıllar kanka.
Doğum günün kutlu olsun.
Tamam.
İyi ki doğdun nerede?
Yani senin bu hayata gelişinden ötürü gerçekten mutluyum ya.
İyi ki doğdun.
Bir fark senin bu hayatta olman deme anlamına gelen bu iki kelimenin bir karşılığı yok İngilizce'de bildiğim kadarıyla varsa.
Lütfen söyleyin.
Bunu böyle çok kez açıkladım yabancı arkadaşlarıma işte.
I'm glad that you born demek.
İyi ki doğdun.
Vav falan diyorlar.
Baya romantik ya falan.
Evet ya da mesela birisi hapşurunca bilmiyorum fark ettiniz mi?
Çok yaşa dediğinizde aslında verebileceğiniz iki temel cevap vardır bu insanla olan yakınlığımıza göre.
Ya sen de gör dersin.
Evet ben tamam çok yaşayayım sen de gör.
Yani senin de uzun bir hayatın olsun temennisi.
Bir de hep birlikte vardır mesela.
Bana çok romantik gelir.
Ben çok yaşayayım ama hep birlikte.
Sen bunun içinde ol.
Sadece çok yaşama.
Benim o çok yaşamam dileğinde birlikte olalım demek gibi geliyor bana.
Ve o yüzden iyi ki doğdunun bende çok farklı bir yeri var.
Her ne kadar kendime artık doğum günü mesajı almak o kadar da elzem bir şey değil.
Ya da çok yakın bir arkadaşımın bile unuttuğu oldu.
Olabilir çünkü ben de baktığınızda herkesin doğum gününü net bir şekilde hatırladığım, hiç düşünmeden çat diye söyleyebileceğim çok insan yok.
En yakın arkadaşımın doğum gününü bazen teyit etmem gerekiyor.
Tarihin yaklaştığını hissedip böyle bir telefonumu falan kontrol ediyorum.
Unutulabiliyor o yüzden.
O yüzden hiç bunlara hakikaten gönül kırgınlığı yaşamıyorum.
Ama bugün Zeki bana çok güzel bir şey söyledi.
Simay bu sürekli hatırlaması zor bir şeydir muhtemelen ama en azından doğum günlerinde tanıması ve arkadaş olması ne kadar güzel biri olduğunu hatırla.
İşte doğum günlerinin bize sunduğu fırsat tam olarak bu.
Çünkü bu her gün hatırlaması çok zor bir şey.
Hayatın bize her Allah'ın günü, Allah kahretsin şu dünyaya geldiğim güne dedirtebileceği o kadar fazla şey yaşıyoruz ki.
İşte arada bir bindiğimiz vapurda ya da radyoda Spotify'da denk gelen uzun süredir dinlemediğimiz bir şarkıda bir arkadaşla atılan kahkahada ya da şöyle uzun bir günün sonrası yatağa ayaklarımızı uzattığımızda belki hayat yaşamaya değer diyoruz ya da bazen demeye bile enerjimiz olmuyor şöyle hissedip geçiyoruz ama
bunun dışında hayat ona lanet edeceğimiz çok fazla şey yaşatıyor maalesef.
Sürekli kötü şeylere maruz kalıyoruz ve artık iyi ya şükür benim başıma gelmedi bile diyebilecek bir noktada olamıyoruz artık.
Hep şeydeyiz peki benim sıram ne zaman gelecek?
Bu rezalet döngüde ben ne zaman yara alacağım sorusu daha büyük bir yer kaplamaya başlıyor hayatımızda.
O yüzden yaş aldıkça doğum günü kutlamalarının önemi bende azalsa da iyi ki doğdun iyi ki varsın cümlesine duyduğum ihtiyaç da bir o kadar arttı.
Ve bunu da aslında bugün fark etmiş oldum.
Ve tabii ki de her farkındalığımda olduğu gibi bunu da burada konuşmak istedim.
27 yaşıma girerken daha doğrusu yeni bir yaşa girerken herhalde abartısız son 6 yılda ilk defa aşk dilemedim.
Ve bu çok garip bir duygu.
Resmen dileğimden tasarruf etmek istedim.
Bir dakika aşk dilememe gerek yok.
Onu buldum.
Bulduğumu hissediyorum.
Mutluluk dileyeceğim.
Ama baya da mutluyum.
hani mutluluk her zaman
dilenmesi her zaman böyle
stokta tutulması gereken insanın
mümkünse kilerine birazcık böyle
depolamak isteyeceği bir şey olsa da
sağlık
stabil bir hayat, sevdiklerimle bir arada
olmak gibi o mutluluğu
daha uzun süre tutacak, o aşkı
daha uzun ömürlü kılacak
daha uzun bir ömre yayılabilecek
bir dileği dilemek bana galiba
uzun bir süre sonra ilk defa nasip oldu ve
çok mutlu oldum. Yeni yaşıma
girdiğimde çok sarhoştum hakikaten
ama böyle bir anda arkadaşlarım elinde pastayla karşıma çıkınca hiç tereddüt bile etmeden bir anda üfleyiverdim bunları.
Çünkü neyi dileyeceğimi çok iyi bilmesem de neyi dilememe artık gerek kalmadığını bilmenin dayanılmaz bir hafifliğini yaşadım ilk defa ve
bu benim için gerçekten hayatta olduğumun bilincine vardığımdan bu yana geçirdiğim en zor yaşlardan biri olan 26'ya çok yakışır bir sondu.
Tamam of yani yine gönül koymadan, küsmeden, kavga etmeden bir yaşı bitirebildin.
Burnundan getirdi ama sana bitmesine ramak kala peçete de uzattı dediğim bir yaştı 26.
Ve şimdi 27 ve çok heyecanlıyım, çok keyifliyim, çok daha ahesteyim.
Evimizin hayatta istediği en çok istediği bu olursa çok düzlüğe çıkacağım dediği şeyler var ve o düzlüğe çıkana kadar diğer her şeyi siktir ettiği bokun püsürün içinde boğulmaya devam ettiği anlar zamanlar ortamlar var.
mesela en basitinden bazen içinde bulunduğumuz evi yuvayı bile temizlemek için iyice pislenmesini bekliyoruz
çünkü efor sarf edeceksin ve çok da yorulmak istemiyorsun
tek seferde her şeyi yapmak istiyorsun
ya da belki de iyice pislendikten sonra onu tertemiz görmenin
bambaşka bir hazlı var ve onu yaşamak istiyorsun
bazen işte saçın iyice yağlanana kadar duş almıyorsun
bazen pijamalarını değiştirmek için
dur ya iki gün daha bunları giyeyim
zaten nevresimleri de değiştireceğim
diye bir kendince
pis bir ertelemenin içine giriyorsun
nasılsa kimse görmüyor diyorsun
ojelerini çıkartmak için
kalan dokuz tanesinin de
soyulup böyle
heba olmasını artık sefil olmasını
bekliyorsun hepimiz yapıyoruz bunu
çöp bazen kokana kadar çıkartmıyorsun
o kadar fazla örneği var ki hayatımızda
bazen o belki
ben onu çıkartmadan gider. Belki
o beni kurtarır diye. Bazı ilişkileri bitirmiyorsun.
Hepimiz yapmıyor muyuz bunu?
O yüzden hepimizin hayatta
ulan şu bir olsun da
kalan her şey zaten yoluna girecek dediği
şeyler var. Şimdi ben tabii
yirmilerimin ikinci yarısındayım.
Ve otuzlarıma çok daha yakınım.
Ve çevremdeki birçok insan
çok benzer hayat kaygıları
içinde. İşte iş bulabilecek miyim?
Okul bitti ne yapacağım? Ya da okul bitmek
üzere ne yapacağım? Falan.
ve herkes bir şey arıyor.
İlişki arıyor, ev arıyor, iş arıyor, staj arıyor,
ah hediye tarıyor ama bir şey arıyor
ve aradığımız şeyler hakikaten çok kolay bulunabilen şeyler değil.
O yüzden yoruyor, bir şey arıyorsun ama kalan her şey ona bağlı.
Tamam aşkı da arıyorum, iş de arıyorum
ama işi bulmadan, iki para kazanmadan çıkıp nasıl sosyalleşeceğim,
aşkı bulsam nasıl sürdüreceğim gibi kaygılar doğuyor.
Hayatımız aslında hepimizin o ilk taşta farklı bir şeyin yazdığı bir dominoya benziyor.
Ve o ilk taş sizde hangi renk, hangi sayı, hangi şekil olursa olsun o bulunduğunda kalan her şey
sanki tık tık tık böyle birbiri ardına çorap söküğü gibi dökülecek.
O ilk kurşunu atan şeyi bulmak evet çok kolay değil.
ama bence onu biraz minimalize etmek
ulan
hakikaten bir tanesini çözdüğümde de
hepsi de çorap söküğü gibi gelecek
ne var ki lan
bir tane şey hayatımda şimdiye kadar
birden fazla üstelik
benim istemediğim sorumluluğu
bir şekilde hallettim ya
şimdi kendi istediğim ve arkasından
daha çok istediğim şeylerin
gelişini müjdeleyecek o şeyi bulmam
bir tane ya
bir an bulursun
ve arkası gelir bulmazsın ve aramaya devam edersin şeklinde onu güzellemek küçümsemek hatta bana iyi geliyor bütün yapmam gereken şeyleri kendime sıralayıp da daha büyük bir işkence haline getirmektense sırasıyla gitmeyi bilmek
kendime bugün yapmam gereken şeyler listesi kurduğumda üstünü çizemediklerimin yasını tutup kendime yüklenmektense
ulan 10 tane şeyin 5'ini yapmışsın sana helal olsun demeyi becermek çok zordu.
Ama gerçekten çok iyileştirici.
O yüzden bunu söylemesem sizden çok kolaylaştırıcı bir hayat sırrını saklıyormuş gibi hissedecektim.
Tabii bu iyimsarlık aşık olunca ve çok büyük bir şükür sebebidir ki aynı insan da bana aşık olunca elbette kolaylaştı ama kimse de çıkıp bana diyemez ki tabii Simah sevince sevilince bunları söylemek çok kolay.
Hayır işte bunu kimseye dedirtmem ama biliyorum ki siz de demezsiniz.
Çünkü burada anlattığım, yaşadığım, hissettiğim, hayal kırıklığına uğradığım her şeyi düşününce baktığımızda ben de aslında yıllardır kendimi sağlıklı bir ilişkinin içerisinde severken ve sevilirken hayal ediyorum.
Ve birkaç ayda yıllardır mücadelesini verdiğim ve zorluğunu hissettiğim belki de hatta yara izlerini üstümde taşıdığım savaşın, bütün o bulutunun, yarattığı o sisin, tozun, toprağın bir anda yok olması, bir anda her şeyin daha berraklaşması bana çok büyük bir aydınlanma verdi.
istediğin şey olduğunda
ulan bunu elde edene kadar da ne kadar yoruldum demiyorsun
bulduğun anda artık o akış seni
ve o zamana kadar da üzerinde taşıdığın bütün kiri pası
sanki üstünden gerçekten yıkayıp götürüyor
ve felsefe çok bilmesem de
belki de en içselleştirebildiğim şey devreye gidiyor
çok şükür ki aynı nehirde iki kere yıkanmıyoruz
haliyle bir kere üstümüzden geçip de o bütün tozu toprağı savaşın izlerine alıp götüren su bir daha üstümüzden geçmiyor oluyor ve artık buradan sonrası hep temiz bir su kaynağı akmaya devam ettikçe.
tabii ki burada hayatımdaki insanın çok büyük bir etkisi var ama bir yandan da o sağlıklılığın
o lan ben deli değilmişim ya sadece aynı dili konuştuğum bir insan yokmuş
halbuki anlattığım şeyler zaten anlaşılırmış sadece doğru yerde ve bu lisanın konuşulduğu kimselerce
anlaşılabilecek bir şeymiş demek o yıllardır mücadelesini verdiğim şeyin bütün ağırlığını alıp götürdü
ve bu çok çok güzel bir şey.
O yüzden galiba 27'ye girerken
beni nelerin beklediğini de hiç bilmezken
bu ana kadar bana öğretilen
belki kafama böyle vura vura
hayatın öğrettiği şeylerden bir tanesi
iyi ki de bu.
O yüzden ben de bugün yeni yaşıma hürmeten
sizlerle paylaşmak istedim ki
aradığınız şey her neyse
elbette kendi zorluklarıyla
kendi içindeki tümseklerle ve mücadelelerle gelecek.
Çok istediğiniz bir işte siz de offlayacaksınız.
Çok istediğiniz bir ilişkide siz de tartışacaksınız.
Çok istediğiniz bir kıyafeti alacaksınız ve lekelenecek.
Belki giymeyi unutacaksınız.
Çok iyi temizlediğiniz eviniz, odanız yine kirlenecek.
Yine temizleyeceksiniz.
Ama o geldiğinde, sizi bulduğunda ya da siz onu bulduğunuzda
bir şekilde elde ettiğinizde
onu ne kadar uzun süredir aradığınız
Sadece bir cümleye indirgelecek.
Ben bunu çok bekledim.
Ve onu elde ettikten sonra geriye sadece yaşaması kalacak.
Ve bence bu hiçbirimizin bilmediği bir şey.
Sen o kız değil misin bu bölümü, benim de 27'min ilk bölümü böylece bitti.
Bundan sonrasında beni nelerin beklediğini çok merak ediyorum.
Sağlıklı bir ilişki nedir?
sağlıksız ilişkiler yaşayarak
deneyimlediğim bir noktada hayatımın
yeni bir bölümüne yeni bir yaşına
aşık olarak girmek
benim için çok güzel bir hediyeydi
ilk kez kim kutlar
kim hatırlar kim unuturdan
ziyade sadece
sevdiğim bir insanla
ve belki de iyi ki doğduğumu
başkalarından duymaktan ziyade
kendime söyleyebilecek bir anda
kendimi bulmak bana çok iyi hissettirdi
iyi ki doğdum gerçekten
ve bunu sadece aşkı
bulduğumu hissedişimle değil, şimdiye kadar bulduğumu sandığım, bulamadığım, başarısız olduğum birçok ilişki içinde, birçok arkadaşlıkta da,
reddedildiğim birçok iş, birçok başvuru, olmak isteyip olamadığım birçok yer dahil olmak üzere söylüyorum.
İyi ki doğdum, iyi ki bana hiç sorulmamış bir şekilde geldiğim bu hayatta kendi tercihlerimin beni getirdiği yerlerde bulundum.
Bunu daha önce de söylemiştim ama tekrar etmek için bence güzel bir bitiriş olacak.
İnsan gerçekten kendi seçtiği yollarda yorulmaktan o kadar da gocunmuyor.
Her zaman umuyorum ki ama yorulacağınız ama dinleneceğiniz günün sonunda sizi ne bekliyorsa beklesin.
Gideceğiniz her yolda kendi hür iradeniz her zaman en büyük motivasyonunuz olur.
Siz de iyi ki doğdunuz.
Hatırlaması zor ama eğer bunu duymaya ihtiyacınız varsa bu bölümün son dakikalarını her zaman dinleyebilirsiniz.
Ben bunu sizin için söylüyor olacağım.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
22 yaşında tanıdığınız o kızın 27 olması da sadece benim değil sizin de aslında ne kadar yaşlandığınızı gösteriyor bence.
Hangi gün olursa olsun doğum gününüz kutlu olsun be.
Vallahi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
