
Bu koltuğun köşesinde oturup hiçbir şey yapmayacağım anın hayaliyle üstesinden geldiğim onca zorlu günün ardından, şimdi burada, olamadığım diğer her yerin yasını tutmaktan konuştum. Hayata yetişemeyince geç kalıştan keyif almaya çalışmak = yaşamak galiba. Hoş geldiniz.
Transkript
bazı günler olmaz. olmaz. çok güzel hazırlanır evden çıkarsınız ayakkabınızın tabanı kopar.
tam böyle erkenden varacak şekilde buluşmaya evden çıkarsınız. bir bakmışsınız o gün aslında derbi varmış ve her yer kapalı.
böyle tramvayda holiganların tezahüratlarıyla sallana sallana gitmek zorunda kalırsınız kanter içinde.
Ne bileyim tam kapıyı kapatırsınız, anahtarın kapının arkasında kaldığını fark edersiniz.
O risksiz her zaman üzerinizde harika duran kıyafeti giyersiniz.
O gün bok gibi durası gelir.
Saçınızda o mükemmel rutini yaparsınız.
O gün çok kötü gözükür.
Bazı günler gerçekten olmaz.
Ve benim için de bugün o günlerden bir tanesi.
Sanırım bu bölümü kaydetmeye bir 5-6 kere yeltendim.
Üstelik kaydettim. Bir tanesinde bir baktım kamera kaydını ortada kesmiş çünkü telefonumun hafızası dolmuş.
Sonra bir baktım tam böyle onu düzelttim kaldığım yerden devam edeceğim.
Bu sefer mikrofonun kayıt tuşuna basmamışım.
Sonra ikisini birden sıfırlayıp baştan başladım. Bir baktım yarı da kesildi.
Tamam neyse sadece 7-8 dakika kaçmış.
Burayı bir daha baştan alırım dedim.
Yine kayda basmamışım falan.
en son böyle beni eğer bu bölümü aynı zamanda videoya kaydetmeye becermiş ve YouTube'a atmışsam
gördüğünüz bu L koltuğun köşesinde en son ağlıyordum.
Bazı günler gerçekten olmaz ve galiba bugün benim için o günlerden bir tanesi.
Bu bölümü kaydetmeye yeltendiğimde kendimi gerçekten mental olarak çok dolu,
anlatacak çok şeyi var, çok bıkkın, çok sıkılmış hissediyordum ama diğer yandan kendimi güzel hissediyordum.
Yani güneşli bir güne uyanmıştım, salonun içine çok güzel güneş doluyor, sokaktan motor sesleri, insan sesleri geliyor, kendimi çok iyi hissettiğim bir kıyafetin içindeyim, yüzüm parlıyor falan.
Ama baktım gerçekten olmuyor.
Söylemek istediklerimi bir türlü ifade etmeye bir fırsat, bir olanak yakalayamıyorum.
Kendime biraz zaman verdim.
Çünkü tam olarak da bunu konuşuyordum.
Bir şeylere yetişmek, geri kalmak, bir şey yaparken sürekli bu bittikten sonra sırada ne yapacağımı düşünmekten anı asla yaşayamamak.
Konum tamamen buydu.
Ve gerçekten saatlerce bunu konuştum.
Ama günün sonunda elde var sıfır.
Ve belki de hayatın bana tam olarak da göstermeye çalıştığı şey budur.
böyle bazen hayatın size
sanki bir aile büyüğü
başınızda bekleyip
sizin tökezlemenizi izler ve
böyle o en doğru zamanda
ben demiştim demeyi bekler ya
aynısını bana yaptığını düşünüyorum
çünkü bugün o
bölüm kaydetme
teşebbüslerimin arasında bir yerde
bir türlü anı yaşayamayışımı
sürekli
geçmişte ne yaşadığım
nasıl reaksiyon verdiğim
aslında ne yapabilirdi mi düşündüğümü
ya da bazen ileride ne olacak
bundan sonra ne olacak
şimdi nerede olacağım
Eylül'de Ekim'de ne yapıyor olacağımı düşünmekten
asla bugünü tam anlamıyla yaşayamadığımı
iki tane simayın
sanki beni iki kolumdan çekiştirdiğini hissettiğimi anlatırken
bir anda kayıt yerine kesildi
ve o an hissettiğim tek şey
gerçekten çığlık atma isteğiydi
ve belki de
orada ne hissettiğimi
ne anlatmak istediğimi
anlatmaya devam etmektense
sadece durup o anı yaşamam
gerekiyordu. O yüzden bugün
benim için
hakikaten ders oldu. Ben de
dedim ki tamam belki bir şans
daha verebilirsin. Belki de
konuşmak istediğini düşündüğün şeyin
daha zamanı gelmemiştir.
Belki de onun biraz pişmesi
mayalanması gerekiyordur.
Sonuçta her dışı kabaran keki
yemiyoruz değil mi? İçine bir bıçak batırıyoruz.
Bugün gerçekten
benim kaburgalarımın arasına bir bıçak
sapladı ama çıkarttığında
baktık ki henüz pişmemişti.
O yüzden ben şimdilik
o konuyu rafa kaldırdım.
Ve saat 12'ye
gelirken karşınızda
sizlerle konuşmak için
pijamalarımla daha doğrusu ev kıyafetlerimle
buradayım.
Kendime bir kahve yaptım.
Elime yüzüme böyle bir şeyler sürüp
bir çeki düzen vermeye çalıştım.
Bilmiyorum yapabildim mi.
Ama hakikaten çok yorgun, çok bıkkın hissediyorum.
Ve galiba bu da oldukça konuşmaya
değer bir duygu.
Aslında bugün beni uzun bir süre sonra mikrofonun karşısına geçiren şey
reglimin gecikmesi oldu.
Vulvası olan birçok bireyin deneyimlediği bir şey regli olmak.
Bunu özellikle söylüyorum.
Çünkü regli olan herkes kadın değildir.
Ya da her kadın regli olmayabilir.
O nedenle vulvası olan bireyler şeklinde bunu highlightlamak
benim için gerçekten kıymetli.
Ve ben de aslında yaklaşık bir 13-14 yıldır bu menstrual döngüyü deneyimleyen bir birey olarak aslında bunun her zaman çok böyle yenileyici, çok böyle kapsayıcı, böyle gerçekten zorlu ama günün sonunda beni kabuğumdan çıkartan, sanki böyle yenilendiğimi hissettiğim, derimi geride bıraktığım bir çember çizdiğimi hissediyordum bedenimle, fizyolojimle.
Ama bu süreçte bu ay biraz reglim gecikti ve genelde regliniz geciktiğinde herhangi bir riskiniz yoksa herhangi bir sağlık probleminiz de yoksa yani bu düzensizlik sizin kendi düzeniniz değilse işte stresli misin uyku düzenin mi bozuk beslenme düzenin mi bozuk seyahat mi ettin ya da hava değişikliği gibi böyle aslında ne kadar vücudun senin farkında bile olmadığın ya da elinde bile olmayan birçok şeyden ne kadar etkilenmiştir.
gösteren çok fazla neden sayarlar.
Ve tabii ki ben bunu düşündüğümde,
işte Google'a yazıp semptomlara baktığımda,
zaten karşıma çıkan şeyler benim belki de son bir yıldır falan normalim.
Yani ben son bir yıldır ne böyle, belki daha bile uzun süredir,
rahat bir uyku uyuduğumu tam anlamıyla,
dinlendiğimi ya da stressiz olduğumu tam olarak hatırlamıyorum.
Hatta öyle ki sanki strese hayatımdan çıkartsanız,
Belki de bünyem buna alışmakta daha bile zorlanacak.
Yani artık böyle orada yer etmiş belki iyi huylu bir kitle gibi stres.
Tamam yani artık biz buna alıştık.
Bunun etrafında bir yaşam formu oluşturduk.
Boşver stres de orada durmaya devam etsin gibi bir noktada hissediyorum bazen kendimi.
Ama yine de tabii ki bu gecikmenin vücudumda başka etkileri de oldu.
Çok gerginim, çok şişkinim, hormonal olarak da vücudumdaki değişiklikleri hissediyorum.
Her şeyi çok fazla yaşıyorum.
Yalnız kalmak istemiyorum ama yanımda kim varsa onu boğazlamak istiyorum falan.
Hakikaten zorlu bir süreçte hissediyorum kendimi.
Diğer yandan böyle hafta sonu Samsun'daydım.
Çok yakın arkadaşlarımın düğününe teşrif ettim.
Orada apayrı bir duygusal böyle bir roller coaster'ın içerisindeyim derken
Bir anda böyle dönüş uçağımı beklerken ve 30 dakikalık bir röter yemişken yavaş yavaş gözlerimin dolmaya başladığını, bir şeylerin böyle patlamak üzere olduğunu hissettim.
Sonra durdum dedim ki ben galiba duygularımdan kanıyorum.
Benim galiba şu an duygularım kanıyor.
Sonra fark ettim ki yani daha doğrusu böyle bir çıkarımda bulundum ki bu vulvası olan olmayan herkesin belki de yaşadığı, ortaklaştığı nadir döngülerden bir tanesi.
Biz aslında duygularımızda da menstrual döngüye çok benzer bir şey yaşıyoruz.
Orada bambaşka belki bir saykıl var ama var.
Ve benim orada kendince gelişen ve belki de bir sonuca varmayan, döllenmeyen duygularım kırılıp artık bir şekilde kendini dışarı atma ihtiyacı duyuyordu.
Çünkü kendimi gerçekten çok uzun süredir tuttuğumu fark ettim.
Ve tuttuğum şeylere göz attığımda hani böyle yine regl olanların bildiği bir şeydir.
Bazen böyle hazırlıksız yakalanırsınız.
Böyle etrafınızda bir pedi olan birini ararsınız.
artık orada arkadaş tanıdık fark etmez yani herhangi birinden o yardımı istersiniz öyle bir noktadaydım gerçekten o duyguları akıtmak istiyordum ama diğer yandan kimseden kimseden asla bir teselli bir telkin bir tavsiye de beklemiyordum hala da beklemiyorum çünkü bazen öyledir bazen sadece konuşmak sadece o içinizdekileri boşaltmak istersiniz belki de bu bencilliğin en ihtiyaç duyduğumuz formlarından bir tanesidir
Duygusal olarak tam böyle bir yerdeyim.
Keşke bu patlama anına kadar beklemeseydim ama bu benim elimde olan bir şey de değil belki de günün sonunda.
Bu da benim duygularımın kendi döngüsü.
Ama bir anda duygularımın kanamaya, kendini dışarı atmaya başladığını fark ettim.
Kendimi gerçekten zar zor eve attım ve dün gece gelmiş olmama rağmen mikrofonun karşısına hemen geçtim.
dediğim gibi aslında sabahtan da başka teşebbüslerim olmuştu.
Kıssadan ise artık sen o kız değil misin yeni bölümüne hoş geldiniz demem icabet ederse
söyleyeceğim odur ki ben hayata çok geç kaldığımı hissediyorum arkadaşlar.
Oldukça geç kaldığımı hissediyorum.
Ve bu bir şeylere yaş olarak geç kalmak, bir şeyleri yapmamış olmak, yetememek
ya da ne bileyim artık buna enerjimin işte yaşımın olduğum yerin boyumun kilomun saçımın yetmemesi gibi bir şey değil
ya dövmeler olmasaydı memuriyet kovalardım gibi bir geç kalmışlık değil
ya da keşke lisede şu hatayı yapmasaydım gibi geçmişe dair bir keşke de değil
ben anı yaşama becerimi kaybettiğimi hatta belki de hiç sahip olmadığımı düşünmeye başladım
Çünkü baktığımda bile geçmişe çocukken hep o tırnak içinde özgür olduğum, büyük abla olduğum, kendime bir Betüş kafe açabilecek yaşlarda olduğum zamanları hayal ediyordum.
Şimdi o yaşlardayım.
Hayal ettiğim şeyler bambaşka.
Ama bir türlü sanki olduğum yerden, konumdan memnuniyetsizlik demiyorum burada.
Memnun olmaktan bahsetmiyorum.
Nerede olduğumdan haberdar olamıyormuş gibi hissediyorum.
Sanki ben sürekli içinde olduğum anı ki burada hani bir konserde olmak, çok kıymetli bir şey paylaşmak, böyle bütün sevdiklerimle bir arada bir bayram kahvaltısı yapmak falan böyle spesifik anlardan bahsetmiyorum.
Şu an burada bir pazartesi günü hayalini kurduğum bir le koltuğun ucunda oturmak gibi basit ötesi bir eylemi yaptığımda bile bunu şu an anlamak, tadını çıkartmak, bunu sadece oturma eylemi olarak şu an bu eylemi yapmaktansa her neyse o, onu asla yaşamayıp, deneyimlemeyip, içselleştirmeyip hep ben ne yaptım geçmişte ya da ben gelecekte ne yapıyor olacağımı o kadar çok düşünüyorum.
O kadar düşünüyorum ki bazen günün sonunda benim bu hayattaki tek misyonum ileride sürekli geçmişe bakıp bugünleri özlemekmiş gibi hissediyorum.
Genelde böyle tek solukta sarf ettiğim cümleler bittiğinde beni hakikaten yoruyor.
O yüzden izninizle kahvemden bir yudum alacağım.
ben gerçekten çok uzun bir zamandır çok çok uzun bir süredir tam olarak bu koltuğun bu köşesinde oturmayı hayal ediyorum
hiçbir şey yapmamayı İstanbul'da olmayı yakın arkadaşlarıma yakın oturmayı kendime ait bir yerde olmayı tek başıma yeniden yaşamayı
Sadece bunu hayal ediyordum hatta çok zor günleri, çok uzun günleri, çok sıcak günleri, çok soğuk günleri, sınavlarla, sorumluluklarla dolu günleri hep tam olarak bu günü hayal ederek, böyle anları hayal ederek atlattığımı hatırlıyorum ve şimdi bu anların içindeyim.
Ve Simay ne istiyor bir türlü anlamıyorum.
sanki böyle kendimle iletişim kurmayı
kendimle konuşmayı kendimin
neyi sevdiğini ne isteyebileceğini
unutmuş gibiyim
bugün mesela bezelye yemeği yaptım
dolapta bezelye
olduğu için alalı 10 gün oldu
ayıklanıp buzlukta durduğu için
mi bezelye yaptım yoksa gerçekten canım
bezelye yemek mi istiyordu
artık bunu bilmiyorum
en son ne zaman canım tam olarak
o şeyi istediği için
o meyveyi o dondurmayı
o sebzeyi, o içeceği aldım ve tükettim.
Bunu da hatırlamıyorum.
Sanki hep geçmişteki Simay'ın verdiği, bu geçmiş 10 gün önce olabilir,
geçen hafta Perşembe pazarındaki Simay olabilir.
Onun verdiği kararlarla, hani böyle bir tweet, bir meme,
aslında hepimizin hayatlarından bir kesit vardır ya,
böyle sürekli evdeki o bayat ekmeği bitirme döngüsüne girmekten
belki de önümüzdeki 5 yıl hiç taze ekmek yiyememek.
sanki böyle bir yerdeyim
geçen haftaki simay pazar da canı ne çektiyse
onu aldı ve bu haftaki simay da bunları yemeye mahkum gibi
tamam yemezsin en kötü çöpe gider
ama sanki bir şeyler israfı olmasın
bir şeyler boşa gitmesin heba olmasın diye diye
giderek kendimden uzaklaşmış gibi hissediyorum
hepimizin tabi ki hayatta çok fazla sorumluluğu var
seçtiği seçmediği mecbur olduğu ya da
İstediği şeyleri yapmak için o kısma da katlanmak zorunda oldu.
Bir de bu sorumlulukların dışında bunları yerine getirebilmek için enerji topladığımız,
daha istekli bir şekilde yaptığımız başka şeyler var.
Arkadaşlarımızla buluşmak, oturup bir kitap okumak, bir film izlemek, sinemaya gitmek, vapura binmek falan.
Benim için sanki artık bunlar da bir görev haline geldi.
Yani her şey o kadar planlı o kadar saatli o kadar bazı başka görevlerin arasında sıkıştırılmış şekilde yapıyorum ki bazen o gün neler yaptığıma ya da yapmam gerekenlere böyle elimi alıp baktığımda işte tik atıyorum şu vardı fatura ödendi şunu gönder bunu yap okey.
oraya şey yazmışım mesela
dizi izle
yani
ama o dünkü Simay'ın
öyle yaparsın ya
dediğim şeydi ben dizi izlemek
istemiyorum tamam ne
yapmak istiyorsun ben boş boş oturmak
istiyorum tamam boş boş otur o zaman işte
o boş boş oturmak bu sefer dün bana
yarın dizi izle
yarın kitap oku çık bir yürüyüş
yap diyen Simay'ı bu sefer
hayal kırıklığına uğratıyor ve ben sanki sürekli
kendimle kendim arasında
bir hayal kırıklığı savaşı içerisindeyim.
Ne zaman tatmin edeceğim?
Bu simaylar ne zaman mutlu olup, el sıkışıp
tamam okey sen elinden geleni yapıyorsun diyecek.
Gerçekten bilmiyorum.
Ve burada bir parantez açmak istiyorum.
Bu 20'leri güzelleyen,
20'ler hayatınızın en güzel yaşları gençler
işte gezin, tozun, coşun diyen kim varsa
moruksuz.
Gerçekten.
Yani benim annem benim yaşlarım derken abim zaten herhalde 6-7 yaşındaydı.
Yani 3 yıl sonra ikinci çocuğunu kucağına alacaktı benim annem.
Kendime bakıyorum.
Yani tamam daha fazla bir yaş yaşamadım.
Zaten hayatta şu an geldiğim maks noktadayım 27 olarak ama ben ömrümde hakikaten 20'ler kadar sancılı bir yaş olabileceğini düşünmüyorum.
Sanki buradan sonrası düzlük ama yokuşla çık çık bitmiyormuş gibi hissediyorum ve gerçekten çok yoruldum.
Artık neresinden tutsam gerçekten elimde kalıyor.
Bir şeylere yetişemiyorum.
İstanbul'a geri geleli nasıl iki aydan da fazla oldu.
İnanamıyorum şok oluyorum yani.
Nasıl 70 gün olmuş olabilir ben İstanbul'a geleli?
Mesela geçtiğimiz haftalarda Aydın'daydım.
Kedimle zaman geçirdim, annemle zaman geçirdim.
Hiçbir şey yapmamanın tadına vardım.
Bir ses sürekli kulağımda ama sen İstanbul'u çok özlemiştin.
İstanbul'da çok zaman geçiremedin.
Bak git tek başına yaşamayı özledin.
İstanbul'da ol diyor.
İstanbul'a geliyorum.
Bu sefer annemi, kedimi geride bırakmak.
Acaba bana ihtiyaçları var mı?
Aydın'da da şöyle ne güzel yediğim önümde yemediğim arkamdaydı.
Bu sefer İstanbul'u kendime dar ediyorum.
Sonra fark ettim ki mevzu ne Berlin'de ne İtalya'da ne Napoli'de ne bir sevgilinin kollarında ne arkadaşlarınla bir partide ne kendi evinde olmakla ilgili değil.
Benim içinde bulunduğum hayatla kendimle beklentilerimle bir derdim var.
Ve bunu çözmek için artık kendimle bir masaya oturmam lazım.
Sürekli bir şeylere geç kaldığımı hissediyorum. Yani ilkokulda ortaokulda o yakartop, voleybol, beden eğitimi derslerinde uzun teneffüslerde oynadığımız oyunlarda ben hiçbir takım tarafından tercih edilmezdim.
Hani kimle aramı ise o beni grubuna almak isterdi.
O da arkadaşlığın namına.
Yoksa çok atletik bir çocuk değildim kesinlikle.
O attım yuttum yapardı ya iki takım.
Orada her zaman ben sona kalırdım.
Şu an ilk defa hayatımda sanki geçmişe ve geleceğe odaklı iki tane simay tarafından
o attım yuttum da bir türlü paylaşılamayan o kız oldum.
Ve bu histen nefret ettim.
Yani nefret ettim etimle kemiğimle.
Bir tarafım hadi vapura bin İstanbul'u romantize et bak yıllarca buralarda oturmak istedin çık dolaş mahalleyi keşfet diyor.
Hep aynı kafeye gitme diyor beni azarlıyor.
Diğer tarafım hayır sen bak sakin de bir hayat istedin bir kafenin sadece müdavimi olmak istedin.
Bazen hiç evden çıkmak istemedin bunun tadına var diyor.
Ve ben hangi simaya dönsem diğer tarafın bana gönül koyacağını düşünüyorum.
Ve günün sonunda ne oluyor biliyor musunuz? O çok istediğim oyunda oynamıyorum.
Kimsenin gönlü kalmasın diye hiçbir şey yapmazken ve bu sefer de hiçbir şey yapmamaktan mutsuzken buluyorum kendimi.
Ve bundan çok sıkıldım.
Artık böyle planlara sadece söz verdiğim ya da artık bir kere daha reddetmeye çok daha hakkım olmadığını hissettiğim için icabet ettiğimi düşünmeye, hissetmeye başladım.
Arkadaşlarımın böyle bir şey yapmayacağını biliyorum.
Ama sanki bir kere daha gitmezsem, bir kere daha ekersem, benim hiçbir şey yapmaya gücüm yok dersem kredimi kaybederim artık tercih edilmem falan zannediyorum.
Böyle olmayacağını da biliyorum.
En fazla gönül koyacaklar, belki kızacaklar, kırılacaklar.
Bu da beni görmek istedikleri için, beni özledikleri için olacak.
Bunu da biliyorum.
Ben olsam böyle yapardım.
Bunu da biliyorum.
Ama yine de söz konusu ben olduğumda artık kanıma nasıl işlemişse bu people pleaser'lık yok yani.
Hayır demek de bir planı ertelemek de yapamıyorum yani.
Ya da yaptığımda asiman yok ama yokluğunu hiç de fark etmedik ha deyip.
Böyle artık bensiz de devam edeceklerini sanki ben giderek görünmez olacağım.
Unutulup gideceğim gibi falan hissediyorum.
Ama böyle bir korkuyla böyle bir endişeyle de motive olmuyorsun ki.
Böyle bir endişe içindeyken de tamam hadi çıkalım artık bir hava alalım demiyorsun ki.
Her şeyi görev için yapıyorsun.
Bu sefer gittiğinde arkadaşlarının gözünün içine bakıyorsun.
Her şeyi yakalamaya çalışıyorsun.
Bir anda her şey çok performatif bir hal alıyor.
Ve kendimi sürekli soruyu sorarken buluyorum.
Ben ne zaman kendim olacağım?
Ve daha da önemlisi ben en son ne zaman kendim oldum?
Bir şeylerle yetinmemek, daha fazlasını hayal etmek, istemek, elindekileri geliştirmek tabii ki güzel şeyler.
Ama bence bunu toksik, zarar veren, insanı andan, yaşamaktan, keyif almaktan kopartan bir taraf çok yakın.
Yani aradaki çizgi çok ince.
İnanılmaz ince.
Yani keyif almayı bile bir task haline getirmiş gibi hissediyorum.
İnanılmaz yordu bu beni.
Tamam şimdi dur ve hiçbir şey yapma diyorum.
Kafamın içinde bir şey hiçbir şey yapmanın üstünü çiziyor.
Sakin olmayı hatırlatmaya çalışıyorum kendime.
Sakin ol tamam çizik attık.
Bu görev adamlığı mükemmel zor bir şey.
Yani çok iyi bir şekilde ülke yönetirdim de kendi hayatımı gene idame ettiremezdim.
Şu simayı yine memnun edemezdim gibi hissediyorum.
Ben gerçekten hayatı yakalayamadığımı hissediyorum.
Hani hayatta tam olarak böyle bir şey olsa gerek.
Bazen sen onu geçersin.
Bazen o seni geçer.
Bazen sen böyle başka bir şeritte kalırsın.
Önündeki araba çok yavaş gider.
Bazen yeşil ışıklara böyle yakalanırsın.
Yeşil dalga pat pat pat geçersin hiç durmadan.
Hayat biraz trafiktir aslında.
Biraz yolda olmaktır hakikaten.
Ve günün sonunda hep kendime şunu hatırlatıyorum.
hatırlatıyorum. Okey. Varacağın yere
yine varırsın ama mevzu biraz da
o yolculuğun kendisi.
Bunu da çok hatırlatmaya çalışıyorum.
Hakikaten hatırlatmaya çalışıyorum.
Günün sonunda mesela en çok
istediğin şekilde bir ev dizayn etmek.
Ne kadar zor olabilir ki?
Daha iyi bir iş bulursun.
Paranı biriktirirsin.
Çok güzel bir evin şak diye olur.
Of abi ya ben ne zaman
acaba şu konsere gidebileceğim?
Şu adamı canlı dinleyebileceğim dersin.
Adamın konser takviminin yayınlamasına bakar.
Yani bazı şeyleri çok beklersin ama gerçekleştiğinde de bir anda olur.
Evet ama o anın ne zaman geleceğini bilmemek insanı sürekli kanka biz 5 dakikaya geliyoruz hazırlan bekle telefonu almış gibi hissettiriyor.
Böyle ayakkabılarınla montunla köşede oturuyorsun.
5 dakikaya geçiyor 10 dakika oluyor 15 dakika oluyor.
Bakıyorsun biraz çişin geldi.
Ulan ama geleceğiz diyeli 15 dakika oldu.
Şimdi tam tuvaletteyken gelirse diyorsun bunu düşünürken bir 5 dakika daha gidiyor ve bakmışsın 20 dakikadır montunla ayakkabınla öyle vestiyerin yanında duruyorsun ve çişin geldikçe geliyor.
Ve bu sadece bir 20 dakika.
Bazen böyle gözümü açıp kapattığımda bahsettiğim şeyin galiba bir 20 yıl olmasından çok korkuyorum.
öyle ama en azından
20 yıl sonra belki de
bu duygularımın kanamasında
en azından menopoza girerim de
belki o zaman şöyle bir rahatlarım
bir rahat nefes alırım bilmiyorum
öyle
insan bazen hakikaten
duygularından da kanıyor
tam son cümlemi söylemiştim ki
yine böyle telefonun
o
hafıza dolu sesini duydum
Bu sefer derin bir nefes aldım. Olsun en azından cümlemi tamamlayabildim dedim. Kalktım bir soluklandım. Videoyu aktardım ve tekrardan kapatmak için en azından karşınızdayım.
Öyle. Bazen gerçekten dünyanın en emici pedine şöyle uzansanız da arkadaşlarınıza, sevdiğinizin omuzuna ya da o çok üstünde olmayı oturmayı hayal ettiğiniz le koltuğun ucunda da bazen duygular sızıntı yapıyor.
Ama siz ne yapmanız gerektiğini daha doğrusu ne yapmamanız gerektiğini biliyorsunuz.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Sevgiler.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
