
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm, sevgili konuğum part time içerik üreticisi, full time aşık ve öğrenci Deniz Özevin ile birlikte Deniz'in influencerlık kariyerini, hayatındaki hedefleri, zorlu süreçleri ve ilişkilerini uzuuun uzun konuştuk. Bol bol da ÇOK şükür dedik. Bilgisayar ekranından birbirimizin hayatına dokunduğumuz bu bölüm, dileriz sizde de bir yerlere dokunur. İyi dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba.
Sena Kız Değil Misiniz'in yeni bölümünde çok sevgili bir konuğum var.
Benden çok istediğiniz bir isim.
Hatta komiktir ki çağırmamı istediğiniz kişiler listesinde de ismi çizili ilk kişiydi kendisi buraya gelerek.
Sevgili Deniz yanımda, Deniz Özev'in.
Hoş geldin.
Hoş buldum. Teşekkür ederim.
Beni çağırdığın için tekrardan demin söyledim ama yine söyleyeyim.
Çok mutluyum burada olduğum için.
Ben çok teşekkür ederim.
Zaman ayırdın, buraya geldin.
Bu kadar gerçekten istenen bir konuk olmamıştı.
sürekli bir Deniz gelsin
Deniz'le bir konuşun. Hatta
birisi demiş ki ya işte onun yurt dışında
okumasıyla yaşamasıyla çok gurur
duyuyorum falan. Dedim ki ben de
yapıyorum aynısını.
Hani benim sırtım
Sıvaz'dan mı yok mu? Hiç.
Yani siz bana tokat atmak istediniz
de ben gerçekten
diğer yanağımıma dönmedim.
Ama olsun. Biraz bugün
Deniz Özevin kimdir?
Nedir? Neler yapar?
onu biraz konuşmak istiyorum
belki zaten seni biliyorlar ama
bir kendini tanıtmakla başlayabilirsin
tabii ki
çok flashback yaşadım geçen hafta iş görüşmesinde
bana aynı soru soruldu da
şimdi daha samimi bir şekilde
daha profesyonel olmayan bir şekilde
kendimi tanıtayım Deniz Özev'in kimdir
Deniz Özev'in
şu an bir öğrenci ve aynı zamanda
içerik üreticiliğiyle uğraşan
bir kızcağızdır
ben bana estetik gözüken videolar çekiyordum
eskiden Youtube'da Kapadokya tatilimdir
yok işte İstanbul'dur falan filan böyle
sadece güzel görüntülerden oluşan arkaya da böyle
copyright free şarkılar koyduğum
saçma sapan bir YouTube kanalım vardı
yani arada böyle bir iki saniye konuşuyorumdur
maksimum. Sonra bir gün işte
ablam burun ameliyatı oldu ve ben
tamamıyla eğlencesine yani
nasıl biz arkadaşlarımızdayken birbirimizi
kaydediyorsak ablamın burun ameliyatını
kaydettim ve sonra
böyle kuzenim çok bütün
yaz boyunca bana dedi ki ne olur hani o videoyu
editle izlemek istiyorum, ne olur o videoyu editle izlemek istiyorum
falan. Ben böyle şeydim yani. Abi yeter
tal beni yani editlemek istemiyorum.
Neyse kuzeyimi dinleyip editledim.
Sonra editlemişken videoyu da
koyayım dedim yani YouTube'a neden olmasın.
Ben videoyu koyduktan böyle
bir hafta sonra daha o zamanlar
30 abonem
falan vardı. Baya büyük
bir kitle. Mikro influencerların
baş tacı. Ama bir anda
30 kişinin sana doğru geldiğini
görsem bir korkarsın. Baya abartı.
Ben bazen mesela şu anki takipçi
sayımı visualize etmeye çalışınca
çok fazla geliyor. Sonra
koydum böyle bir hafta içinde bir anda
bin izlendi. Bin çok büyük.
Sonra on bin izlendi. Sonra gittikçe
böyle bir milyona doğru gitti bu
video. Ben de dedim ki hani
niye biraz daha konuştuğum
ekspresif
videolar çekmiyorum. Hani kendimden bahsettiğim
ben o dönemler zaten yabancı
YouTuber'ları çok izliyordum ve özeniyordum
da yani hepimizin öyle bir dönemi vardır o PR paketlerine
özenip de ay ben de keşke
YouTube'u açsam şöyle.
Ben de keşke bir açsam böyle konuşsam bir takipçi kitlem olsa falan diye hepimiz özendiğimiz zaman vardı.
Ben de öyle çok hoşuma gidiyordu.
Dedim ki ben niye bunu yapmaya başlamayayım.
Sonra kendi kendimi çektiğim videoları çeke çeke çeke çeke bir kitlem oluştu.
Ve gerçekten böyle bir dijital günlüğe dönüştü.
Ve benim de bir parçam olmaya başladı YouTube.
Yani ben karakter gelişimimde sosyal medyanın çok büyük bir yanı olduğunu düşünüyorum.
Ve sosyal medyasız nasıl büyürdüm hiç şu an tahmin edemiyorum yani.
neler farklı olurdu düşünemiyorum bile.
Çünkü çok büyük bir parçam
hayatımı paylaşmak. Şimdi
hani YouTube'a biraz ara verdim ama gerçi
bugün video koydum ve şimdi tekrar
video koymaya başlayacağım. Bu yazda
daha çok işte Instagram'a ve TikTok'a yoğunluk
verdim. Hani böyle kısa formatta videolara.
Çünkü hoşuma da gitti. Yoğun
bir içerik olduğu için böyle o bir dakikaya
o en komik şeyleri
en iyi anları böyle en
seni bağlayan içeriği
oluşturmaya çalışmak hoşuma gitti.
sonra ama şimdi YouTube'a tabii geri döndüm.
YouTube kadar güzeli yok yani.
Bana o rahatlığı veren, o samimiyeti
veren başka hiçbir yer yok. Benim bir parçam
gerçekten. Ben bununla büyüdüm.
Bu insanlarla büyüdüm bile diyebilirim yani.
Bugün şey diye yorum geldi. Ben
seni izledim. 9. sınıftaydım. Şimdi üniversitedeyim
diye yorum geldi. Ya dedim ki
ne kadar vakit
geçmiş. Ben de
9. sınıftaydım. Evet şimdi üniversitedeyim
yani. Böyle bir süreçti yani. Konudan
çok uzağa gitmişim gibi hissediyorum ama.
kronolojik olarak hayatının uzun bir dönemini anlatınca
sanki bir baştan sona bir zamanda yolculuk yaptın gibi oldu.
Bize de yaptırdın.
Senin içeriklerine baktığımda
genellikle takipçilerinle sağlıklı bir ilişki kurduğunu görüyorum.
Şimdi takipçilerle sağlıklı ilişkinin ben
işte atıyorum ya bunu nereden aldın?
Aşkım bu Zara'nın geçen sezonunun
bu yorumlaşmanın samimi olduğunu düşünerek söylemiyorum.
Senin genel olarak böyle kişisel bir ilişkin var gibi
Yani zaten o sana sokakta nasıl geldikleri, nasıl yaklaştıkları ya da bir polis çevirmesinin bile aslında polisin seni izlemesiyle ilgili olduğunu düşününce aslında insanların sana yaklaşmasına da müsaade eden bir yerdesin.
Buna müsaade diyorum çünkü normalde hiç tanımadığınız birine yol sorarken de biraz çekiniyoruz.
Ama sen aslında hiç insanlar seni gerçekte görmemesine rağmen bir buz kütlesini eritmiş oluyorsun yaptıklarında ama bu samimiyeti hissediyor musun sen de?
Yani sence takipçilerinle ilişkin nasıl?
Ay fazlasıyla hissediyorum ve benim hani sosyal medyaya herhangi bir şekilde devam etmemin sebebi zaten takipçilerimle olan ilişkim.
Hani ben hiçbir zaman böyle aşırı büyük bir ivme kazanıp iki aylık bir süreçte böyle yüz bin takipçi kazandığım bir şey olmadı.
Yani hep böyle yavaş yavaş büyüdü.
O yüzden hani beni motive eden şey hiçbir zaman sayılar olmadı.
Daha çok takipçilerimle olan ilişkim oldu.
Çünkü bir noktada lisedeyken de hani benim hayatımı benim kadar iyi bilen insanlara dönüştüler.
Çünkü ben her şeyi anlatıyordum.
Ve böyle Adeniz bak burada da böyle böyle yapmıştın.
Ya da Adeniz bunu yapmışsın ben de bunu bunu yapıyorum.
Yani bilmiyorum böyle benden bir parçalar alıyorlardı.
Ve o parçaları hayatlarına entegre ettiklerini gördüm.
Ve bu çok gurur verici bir şey.
Ben de yorumlaşarak kendimi çok iyi hissettim hep.
Kabul edilmiş çok belki ezikçe duyulacak ama.
Ben ortadayım ve koca bir halka, insan halkası böyle bana sarılıyor.
Ve böyle biz orada sıcacık, samimi bir şekilde birbirimize destek oluyoruz.
Yani böyle bir platform oluştuğunu hissettim hep.
Seviyorum yani insanlarla bir şey paylaşmayı.
Hikayelerini görmeyi, bana olan mesajlarını görmeyi, hayatlarını anlatmalarını ya da bana dertlerini anlatmalarını.
Durup dururken ben mesela herhangi bir gün bana upuzun böyle paragraflar geliyor.
Hayatlarını anlattıkları, dertlerini anlattıkları.
Ben de samimiyetin bokunun çıktığı noktaları sevmem bu arada.
Bakarım yani kendime ben bu noktada sahte olduğum bir şey var mı diye bakarım.
Çünkü sahtelikle hiçbir zaman alakalandırılmak istemem.
Ama hep gerçekten içten geldi bu ilişki.
Ve devam ediyor da çok mutluyum ki devam ediyor.
Şükran duyduğum bir şey bu.
İnsanların bana olan bağlılığını görmek.
Bu yavaş yavaş büyümenin sağlıklılığını hatırlattın bana.
Biraz şey gibi sanki bir aile toplantısında her sene bir araya geliyorsun.
Aile aynı aslında ama yeni bireyler geliyor.
İşte kuzenin doğmuş, birisi evlenmiş falan birileri ekleniyor gibi.
Beni de mesela yani ben tabii Instagram üzerinde çok böyle senin kadar takipçiye sahip değilim.
Sağ olsunlar dinliyorlar Spotify'da.
Benim de hala çok anlamadığım bir konsept yani beni niye dinlesinler.
Ben aslında nerede susması gerektiğini bilmediği için bir gün kayıt tuşuna basmış ve son 4 yıldır kapatmayı beceremeyen birisi olarak bunu yapıyorum.
Ama şeyi fark ettim o yavaş büyüme belki de bu linç kültürünün çok içindeyiz.
O linçten benim bir türlü nasiplenmememinde sanki yegane sebeplerinden biri gibi.
Yani içeride böyle bir şey var.
Ya biz o kızı tanıyoruz ya.
Biz o bunu yapmaz ya gibi.
Bir türlü böyle gerçekten zaman zaman şey oldum.
Ben niye olumsuz eleştiri almıyorum falan gibi de oldum.
Ha tabii şey çok güzel bir şey.
Sevmeyenin dinlemediği bir dünya süper bir şey.
Ama sen daha da aktif şeyler yapıyorsun.
Podcast'in de aslında var.
Dönmek istediğini konuşmuştuk seninle.
belki bir müjde olur.
Youtube'un var, TikTok'un var, Instagram'ın
var ve diğer yandan da
okuyorsun, bir ilişki sürdürüyorsun.
Yaptığın içeriklerden
az çok ailenle olan
ilişkine dair çıkarımlar yapabiliyoruz.
Yani birçok şeyi aynı anda sürdürebiliyorsun.
Hani bu da biraz sağlıklı
gidiyor demek ki dedirtiyor ama şeyi çok
merak ediyorum. Linç yedin mi
hiç? Bugün bunu düşündüm
bu arada kendi kendime TikTok izlerken.
Büyük kapsamda yemedim.
Daha çok böyle DM'lerimden
birkaç kişi yani beş kişinin aynı şeyi
söylediği ve yanlış anladığı
şeyler oldu.
Linç yemek şöyle bir şey olmuştu da
çok saçma. Bugün aklıma bu geldi.
Bu konu hakkında konuştuğumu düşündüm
bugün ve şu an yaşanıyor benim
manifest şeklim. Bir tane
çocuk vardı TikTok'ta. TikTok'ta biliyorsun
çok garip insanlar var.
Çok garip ikilikler de var. Gerek canlı yayınlarda
gerek kendi normal TikTok'larında
acayip absürt şeyler yapılıyor.
Yine o kadar absürt değil ama
bir tane çocuk vardı. TikTok'larında
sadece kendini, biri onu çekiyor
ve sonra şarkı
bir anda yavaşlıyor, şey de yavaşlıyor
görüntü de yavaşlıyor ve çocuk sadece gülümsüyor.
Aşırı creepy bir şekilde gülüyor.
Creepy değil de 32 diş böyle
5 saniye bölünce gülüşüne bakıyorsun.
Ben de buna düet atmıştım
iki kere falan. Daha karantina dönemi oluyor bu.
Ben de aynı şekilde gülüyordum yani. Hiç komik değil
bu arada. Ben de çocuktum zaten o yüzden
bana da komik geliyordu yüksek ihtimalle.
Hiç böyle dalgaya geçme amaçlı değildi.
Sadece çocuğun yaptığı şeyi birebir
çekmiştim. Böyle bir yorum TikTokçusu
vardı. Ben bilmiyorum kim olduğunu.
O bu videomu almış. Bir de şey
diye videomu almış. İşte ben
internet üzerinden zorbalık yapmayın diye bir video çekmiştim.
TikTok'ta yine. Bu iki videoyu
almış. Diyor ki sen asıl
zorbasın. Kime ne diyorsun yani diye böyle
bana bayağı beni bayağı linçletmişti
tamam mı? Ben de çok korkmuştum
ve üzülmüştüm yani. Böyle koskoca bir adam
30 yaşında falan bir adamdım.
30 yaşında bir adam ben o dönem 17 yaşında falanım.
Bayağı beni böyle yerden yere
süre süre böyle linçletmeye çalışıyor
tamam mı? Ama ben de açıklıyorum diyorum ki ben
gerçekten burada kimsenin dalga geçmeye
çalışmıyorum. Çocuk gülüyor ben de gülüyorum. Ben de komik
geldiği için yaptım bunu falan diye böyle
açıklamıştım ama çok saçma bir linç. Hani
önemli bir linç olduğunu bile düşünmüyorum. Twitter'da
falan şortolon videosu için
bayağı laf edilmişti ama o da komik
zaten yani umurumda değil yani. Ben sadece
o an şortolonu temsil ediyordum
ama insanlar da şortolonu sevmedikleri için
linçliyorlardı ama büyük bir linç
çok şükür ki hiçbir zaman yemedim ben de
gerçekten bana da garip geliyor bazen ama
Umarım bu dediğin hikayede kalır aslında yani çünkü linç artık sanki bizim ne söylediğimiz ne düşündüğümüzden çıktı o gün kimin siniri bozulduysa ve siniri bozulanın ne kadar geniş bir kitlesi varsayla ölçülen bir şeye dönüştü biraz.
yani genellikle böyle influencerlıkla
biraz eşleştirildiği için
söylüyorum bunu ama şeyi de merak
ediyorum biraz Deniz hani
influencerlıkla ilgili de şöyle bir şey var
hani ülkenin çok büyük bir
kısmı diyor ki işte bu çok basit
bir şey yani bu kadar kazanılmaması
lazım ama diğer taraftan baktığımızda da
aslında her şey gibi kendi içinde
zorlukları olan bir şey
sen şimdi bunun içinde olarak gerçekten
merak ediyorum sence influencerlık zor
bir iş mi?
Valla şöyle
ne kadar içerik ürettiğine göre
değişen bir şey bu kesinlikle. Ben
şu an mesela kendi açımdan bakınca
Instagram'a atıyorum. Haftada
iki veya üç Reels koymaya çalışıyorum.
İçeriğin türüne göre de değişen
bir şey. Ben mesela editlerine çok uğraşıyorum.
Güzel olsun diye çok uğraşıyorum. Mesela şey
influencerlık kolay tabii yani biraz da hani ben
kendimi karşılaştırmaya çalışmıyorum da harcadığım
vakit olarak ben bahsediyorum.
Kamerayı koyup sabit bir şekilde
hiçbir edit yapmadan sadece montajlayarak
koyması tabii ki de daha kolay yani. Benim de
bazen kolaya kaçıp sadece montaj
yaptığım oluyor. Hani ne kadar çok şey
yapmaya çalışıyorsan o kadar zorlaşıyor.
Çünkü ne kadar çok şey yapmaya çalışıyorsan
o kadar çok mesai harcaman gerekiyor.
Ama genel anlamda kreatif bir süreç
bence. Ve o yüzden eğer seviyorsan
insana sevdiği iş çok zor gelmez.
Ama mesela hani herhangi bir işe
nazaran tabii ki de bence de daha kolay bir şey.
Bir de otonomisi de var. Kendi
istediğini kendi yapma özgürlüğü de
var. Herhangi bir normal bir işte
sonuçta belli saatlerin var, belli görevlerin
var, belli şeylerin var. Kreatif olamıyorsun
belki baskılanıyorsun falan filan derken
burada tek başına bir ofis ve o sensin.
Zorlandığım da oluyor çünkü öğrencilikle
birlikte yürütmeye çalışınca tabii çok fazla
mesai harcamam gerekiyor. Özellikle şu aralar
bayağı böyle beynim patlayacak derecede
sürekli içerik üretmeye ve bir anlamda
notlarımı yüksek tutmaya çalışıyorum.
Bir de aynı zamanda yabancı içerik de çekmeye
başlayacağım yakın bir zamanda.
Evet zorlanıyorum. Size biraz bunu da
duymak istiyor insanlar.
Çünkü şöyle bir şey var. Ya ben
bu içeriği seviyorum, tüketiyorum da
yani aslında hepimiz deli
gibi içerik tüketiyoruz. Bir yandan
bağ kuruyoruz. Bir yandan
da kendi artık
sıkıştırılmış, kısıtlı
karşılığını tam alamadığımız bizi
tüketen işlerin içinde kalınca ister
istemez BPR kutusunu
notuyorum içinden çıkanın ne kadarına
bizim paramız
yeteri düşününce bazen bence o
öfkeyi doğru mercilere
değil influencerlara yöneltiyoruz. Çünkü
Doğru merdivelere yöneltirsen benim ters kelepçe yeme ihtimalim çok yüksek olunca ne yapıyorum?
Giriyorum senin fotoğrafının altına yazıyorum mesela.
Bu da ne kolay para kazanıyor falan gibi.
O yüzden biraz da sanki influencerlar toplumunda stres topu oldu.
Bu noktada şimdi bir sürü içeriği üretiyorsun.
Farklı alanlardasın ve hakikaten dediğin de gibi yüksek notlar tutmaya çalışan,
belli bir akademik başarıyı sağlamaya çalışan bir öğrencisin ve Avrupa'dasın.
Bu noktada da biraz bilmiyorum sen hissediyor musun ama,
çünkü sen yaşadığın yerin
diline de hakimsin.
Bazen ırkçılıkla da tabii baş başa kalıyoruz
bence. Bütün bunları yaşarken
bu dengeyi nasıl tutturuyorsun?
Yani nasıl sağlıklı kalabiliyorsun?
Ya da sağlıklı mısın?
Bence bu arada soruları çok iyi bağlıyorsun ve
bayıldım yani. Soru sorma şeklinde de ve o
yarattığın safe space enerjisi de çok
güzel. Çok ilgilendim yani.
Senden bir şeyler almak istedim.
Ben çünkü şu an hem heyecandan
ve 3 gündür odadan çıkmadığım
için o sosyallikten böyle biraz
kem küm konuştuğumu hissediyorum.
Harikasın. Buraya bir alkış efekti konur.
Onu da yeni öğrendim. 4 yıl sonra
bir alkış efekti konacağım
buraya. Teşekkür ederim.
Yani nasıl dengesini
kuruyorsun sanırım soruda. İyi misin
sorusuna da cevabım bu arada bence
geçen seneye göre çok daha iyiyim. Çünkü
daha fazla alıştım ve bu Alper'in vize
olaylarını hallettik. Tam olarak halletmedik
ama yani sonuçta Alper'i bu Paris'te
görebildim ve bu benim için çok büyük bir rahatlık.
Benim geçen sene paranoyam çok tetiklendi
ve çok kötü bir hale geldi. Yani
hala da etkilerini görüyorum. Sürekli
böyle bir ölüm düşüncesi ve şeyle Allah korusun da
hep bununla savaşıyorum yani. Beynim
gerçekten bununla dolup taşıyor. O yüzden
bu sene biraz daha iyiyim ama demin de
dedim zaten salı günü terapiye başlayacağım. Bunun
için başlayacağım. Alışmaya çalışıyorum daha da
çok. Şu an Alper İngiltere'de mesela.
Tabii ki de burada olsa daha iyi olur
benim paranoyam açısından da. Konuyu
çok ayrı bir yere çektim yani. Bu sene
daha çok arkadaşım var burada. Geçen sene
daha çok böyle lise arkadaşlarımla ya da beni
ziyaret etmeye gelen arkadaşlarımla sosyalleşiyordum.
Ama bu sene hani bana gelip de aa Deniz ben seni çok merak ediyordum.
Hep seninle arkadaş olmak istiyordum deyip bana arkadaşlık için gelmiş insanlar oldu.
Ve ben böyle çok şaşırdım ve çok mutlu oldum gerçekten senenin başında.
Güzel insanlar, beni de sevdiğim insanların benimle arkadaşlık kurmak istediğini bu kadar net bir şekilde belli edince.
Ama tabii Fransızlar böyle konularda çat çat düşüncelerini belli edebiliyor.
Gerek negatif gerek pozitif her şeyi suratına tokat gibi vuruyorlar.
Böyle arkadaşlıklar edindim.
Ama tabii bu sene daha da yoğunum geçen seneye göre.
Çünkü daha da büyük hedeflerim ve amaçlarım var şu an akademik açıdan da bir de sosyal medya açısından da.
Yani yabancı içerik fikri de işin içine girince denge kurulmuyor tabii yani.
Resim çizeyim diyorum, sonra şiir kitabıma odaklanayım diyorum, bir yandan projemi bitireyim diyorum.
Grup projelerinde iyice aktif olayım ki hani insanlar Deniz bunu yapmadın demesin diye böyle onun gerginliğini yaşıyorum.
Sonra dediğim ilişki sürdürme bir yandan FaceTime üzerinden.
Zor oluyor ama şikayetçi değilim aslında.
Bu Fransa'ya ikinci gelişimden beri her gün yani kendime şunu hatırlatıyorum.
Şükrediyorum.
Gerçekten çok şükür diyorum böyle.
Annemlere artık daha çok relate etmeye başladım.
Anneannem hep der çünkü hani çok şükür çok şükür.
Hatta ölen kuşuna çok şükür öğretmiştir kuş.
Ben eve gelince çok şükür çok şükür derdi.
Anneannem gibiyim yani artık hani her gün böyle uyandığında çok şükür diyorum.
Beni seven insanlar güzel bir eğitim işte güzel bir kitle mesela buna da aynı şekilde şükrediyorum.
Kameram olduğu için bile şükrediyorum.
Ya da sevdiğim yemeği alabildiğim için, sonra fırından gidip 3 euro değil de 4 euro olan şeyi alabildiğim için yine şükrediyorum.
Ya da bir yandan sosyal medyadan para kazandığım için şükrediyorum.
Bu şükretmek de, bunu hayatıma entegre etmek de bakış açımı çok değiştirdi yani her şeye.
Geçen sene daha depresiftim tabii.
Pozitif enerjinin çok aşamalı bir şekilde beni içinde bulunduğum anı daha fark ettirdiğini,
bu sefer yaptığım her şeyi daha layığıyla yapabildiğimi ve karşılığının da beni bulduğuna inanıyorum ben de.
Öyle bir hissiyatım var.
Ve yani şu da bir gerçek ki, şimdi benim manifestim de şuydu belki de doğru olan.
Ben de Erasmus'u yapmıştım İtalya'da.
Sonra Türkiye'ye döndüğümde ve buraya geri gelmek istediğimde kendimi böyle depresif bir anımda odamda hani sanki dışarıdan göz gibi gördüm.
Ve şey dediğimi hatırlıyorum.
Ben artık bu acıyı ya da bu üzüntüyü İtalya'da yaşamak istiyorum.
Ben artık kendi seçtiğim yerde üzülebilmek istiyorum.
ve belki de hani
evrene negatif bir enerji yollamadım ama
en azından evet İtalya'ya geldim
ben de 3. yılındayım ve
ister istemez her günüm çok güzel geçmiyor
ve burada kötü bir şey hissederken
ya da ağlarken kendimi bulduğumda
şey diyorum bir gün belki
çok güzel bir şey istediğinde ve o olduğunda
ne yapacaksın yani çünkü bu oldu
hep şeyi fark ediyorum
insanın kendi seçtiği yollarda yorulması
kadar güzel bir şey olabilir mi ya yani
hayatın seni yorması
zaten var ama
dediğin gibi yani mesela ekonomi kötü
tamam ama Fransa'da o ekmeği
yiyebilmek ya da
orada atıyorum Allah kahretsin
gece otobüsü kaçırdı mı
kendi istediğin seçtiğin yerde yaşamak
zaten hayatlarımız çok başka
şeylere bağlı iken bize biraz
kontrol gücü de veriyor ben seviyorum
yani ve çok
yoğunsun anlattığın şeyler çok yoğun
biraz şiir kitabını da sormak
istiyorum ben seni bir süredir
çok sessiz takip ediyorum
Alper'in vize süreçlerindeki paylaşımlarını hatırlıyorum. Ondan önce abla sen nereye gideceksin? Hangi üniversiteye gideceksin? Sorularına çok maruz kalıyordun. Onu hatırlıyorum. Alper'i iki hafta paylaşmıyorsun. Abi ayrıldılar mı Armut'un iyisini yerler falan? Sorunlarıyla karşılaşıyorsun falan. Ben artık uzaktan izliyordum. Ve bir yandan da bir şiir kitabın çıkıyor. Yani Deniz'im ne yapıyorsun yani?
hani. Edir bu
nereden geliyor bu? İlham. İlhamını
nereden alıyorsun? Merak ettiğim
çok soru var seninle ilgili.
Ya şiir kitabı için neyden ilham alıyorum?
Ben genel anlamda
herhangi bir sanatsal uğraşımla
hep acılarımdan ve üzüntümden esin
aldım. En üzüntülü olduğum dönemde
kendimden bir parça çıkarabildim.
Hatta en mutlu olduğum dönemlerden hiçbir
şekilde ne resim çizerim ne yazı yazarım.
Karanlık dönemlerimden kalma bir
şiir kitabı olacak bu arada. Sonuna
kadar kalbimi doyduğum bir kitap
olacak. O dönem yaşadığım her şeyi
tam anlamıyla yansıttım. Belki de
bir noktada çok karamsar bir şekilde yansıttım.
Ama hani insanların da
öyle şeyler yaşadığını biliyorum. İnsanın
yorumlarından da görüyorum çünkü.
Hani aynı şeyi o dönem mesela
benimle aynı şeyi hisseden birini görmek
beni çok güçlendirirdi. Çünkü kendimi çok yalnız
ve kapalı bir kutunun içinde simsiyah
kapalı bir kutunun içinde gibi hissediyorum. Yani çok kötü bir
dönemdi benim için gerçekten. Bir insanına
bile iyi gelebilmek istiyorum bu şiir
kitabıyla. Ah bu beni yansıtıyor
desinler istiyorum o kitabı okurken.
Karamsar başlayıp sonradan hani biraz daha böyle
açılan bir şiir kitabı olacak.
Öze dönüş gibi. Spoiler
vereyim mi? Kitabın ismi Sobe. Bunu
Discord'unda söylemiştim. Sobe olmasının sebebi de
şu kitap böyle kendimi kaybetmeden
ve kendimden uzaklaşmayla
başlıyor. Ve sonrasında da yavaş yavaş
kendimi bulmaya başladığım bir döneme
doğru geçiyor. Sonunda seni
buldum ve Sobe
niteliğinde devam eden bir
kitap olacak. Ve insanların da hani bu
şeyi görmesini istiyorum. Yani bu süreci
görmesini istiyorum. Kitapta da hissetmesini
istiyorum. Bakalım ne zaman çıkacağı henüz
belli değil. Çünkü hala daha
yayın evine şey göndermedim.
PDF'i göndermedim. Overtink yaptığım
için teker teker hepsini tekrar editliyorum.
Bazılarını tekrar yazıyorum. Bazılarına
farklı kelimeler ekliyorum. İşte resimlerimi falan
düzenliyorum derken. İnşallah göndereceğim
yakın bir zaman. Onlar da bekliyor çünkü benden.
Ya tabii ben çok
bu konuda belki tavsiye verebilecek bir yerde
değilim ama
şey gibi düşünüyorum. Senin de çok dövmen var.
Ve belki
sevmediğinde vardır. Yani benim de
bazen böyle bir hevesle yaptırıp
sonra patlayınca çok iyi çıkmayınca
kahrolduğum dövmelerim çok vardı
yani. Bir gün
Napoli'de birisiyle tanıştım.
İspanyol bir çocuk ve
dövmelerle ilgili konuşuyoruz ve şey demişti
bana. Bence dövmeleri
cover up yaptırmak çok korkakların işi.
Yani o neticesinde iyi ya da
kötü, güzel olmayan bir dövme
belki de. O senin bir dönemini ve
o gün, o an neler hissettiğini
bir şekilde temsil ediyor.
O yüzden sen aslında bir anı kitabı gibisin.
Çok da düzeltmek, değiştirmek bunun fıtratına aykırı demişti ve çok kafama da işledi.
O yüzden böyle bir dövmem kötü olunca şey derim yani.
Ama o bir dönemi temsil ediyor diye.
O yüzden bu açıdan bakınca da eminim ki belki bazı kelimeleri değiştirmek, bazı şiirleri baştan yazmak çok daha güzel ya da çok daha yeterli hissettirebilir ama
bence o zamanki Deniz'e de biraz güvenmek lazım.
O kız o cümleyi o kelimeyle yazdıysa muhtemelen bir bildiği vardır.
Ama sen ne yazsan biz okuyacağız gibi duruyor zaten.
Teşekkür ederim.
Yok okar büyük şeyler değil yani.
Çünkü o dönem yazdığım yazıların bazıları direkt duygu akışı şeklinde oldu.
Böyle notlarımdan biriktirdiğim şeyler.
Caps lock şeklinde.
Gerçekten böyle canımın yandığı ağlayı ağlayı yazdığım kelimeler onlar.
Onları böyle formüle etmem ve biraz daha şiir şeyine getirmem gerekiyordu bazı yazılarımı.
daha şiire dönüştürmem gerekiyordu yani.
O yüzden üstüne şey yaptım ama ben de hani o ruhun
ve o denizin sesinin hala duyulduğuna emin oldum yani
yazarken o şiirleri tekrardan.
Hani zaten amacım şeydi o insana geri dönmek.
Hatta eski playlistimi açtım.
Böyle ağladığım bir playlist vardı.
Herkesin vardır bir depresyon playlisti.
Eski beni hissetmek uğruna açıp yazdım.
O kızın sesini bir zamanlar susturulmuş sesini
duyurabilmek adına.
Garip bir konsept zaten.
Sen geçmişlerinizle ilgili her şeyi hatırlıyorsun biliyorsun ama onların seni tanımaması ve bir yandan da senin bir parçanın olması bana çok garip gelen bir konsept.
Ve genelde de sadece kızların anlayabileceği bir şeymiş gibi de düşünüyorum yani bu kadar.
Kendinle ve o kızla hep bir connection içinde olmak garip bir duygu.
Ve bir yandan da galiba şiir kitabının da hani tasarımlarını falan da sen yapıyorsun diye hatırlıyorum.
Sanki öyle bir şey paylaşmıştın.
Kendi ilüstrasyonlarımla dolu olur.
Yani ilk çocuğun gibi bir şey olacak galiba.
Kesinlikle kesinlikle ve çok hem gergin hem de çok güzel bir süreç ve onu böyle elimde görünce ağlayacağıma eminim yani.
İlk toplantı yapıldığında yayın eviyle böyle kadın bir şeyler anlatıyor benim gözüm doluyor bir şeyler hayal ederken.
Bir yandan da böyle çaktırmamaya çalışıyorum hani profesyonel gözükmeye çalışıyorum ama hani böyle şey kemkim edip böyle ay çok teşekkür ederim hani beni iyi ki beni kabul ettiniz falan diye.
Gariban bir şekilde teşekkür etmek istedim ama yok.
Yani böyle omuzlarımı gerdim ve profesyonel bir şekilde konuştum.
Sağ ol sana.
Yani eminim çok güzeldir.
Ve tabii ben sanatı çok böyle hem akademik anlamda hem şiir kitabında ama
Ayfer'le ilişkine baktığımızda ben ilişkileri sürdürebilmenin de sanat gibi bir şey olduğunu düşünüyorum.
Herkes yapamıyor ya da herkes anlayamıyor.
Yani bu contemporary art gibi.
Bu ne lan diyorsun.
Ama o birilerine hitap ediyor.
Ve baktığımızda da tahminim tabii doğrudur değildir bilemem ama arkadaşlık üzerine kurulmuş bir ilişki gibi duruyor.
Yani birlikte anlaştığınız hissediliyor gerçekten.
Nasıldır yani bu şimdi bu benim şahsi sorum bu nasıl bulunuyor?
Çünkü ben hani hakikaten benim erkeklerle bir ilişki sürdüremememin en büyük bana katkısı 4 yıldır konuşmak oldu.
ben unuttum
nasıl bulunuyor sağlıklı bir ilişki
nasıl tanıştınız tabi çok sorulan
bir soru biraz isterim
dinlemek sağlıklı bir ilişkinin bu podcast
konuşulmadığı çok oldu
senden duysunlar
isterim
bunu temsil etmek gerçekten 2 yıl önce
bir zaman tahmin edemeyeceği bir şey
nasıl olduğunu
ben de bilmiyorum
Alper o kadar güzel ve kadın tarafına
yazılmış bir erkek ki gerçekten
o kadar anlayışlı, o kadar iyi öğrenmiş
o kadar iyi öğretilmiş, o kadar
güzel bir çocuk ki gerçekten
o biliyor yani bir kadının nasıl davranması
gerektiğini, değer vermeyi
onu düşünmeyi
bu formülün büyük bir parçası
gerçekten Alper'dir bence
ve bizi bağlayan şey de sevgidir
diye düşünüyorum
arkadaşlığımızdır, evet arkadaşlık üstüne
kurulu bir ilişki
arkadaş olup da sevgili olmadık da
arkadaşlığımız üstüne kurulu bir ilişki
ortak bir vücut gibiyiz artık.
Yani aynı insan gibi hissediyorum. O benim
bir parçam. Ve iyi ki
iyi ki var. Ve nasıl tanıştık
ona geleyim.
Nasıl tanıştık? Alper beni zaten
biliyormuş 9. sınıftan beri.
Youtube'dan falan. O da Youtube videosu çekiyor.
İnternet filmi kıvamında. O da sanatsal
bir kardeşimiz. Baya öyle.
O da kendini ekspres etmeyi
çok seven bir çocuk gerçekten.
Gerek yazılarıyla gerek videolarıyla.
9. sınıftan beri biliyormuş.
merak ediyormuş hani nasıl bir insanım.
Hep diyormuş ki kafasında biz bu kızla
çok yanlışız. Biz bu kızla çok yanlışız.
Sonra tene'ler geçiyor. Bu bana işte
bir ara mesaj falan atmış. Ben görmemişim falan.
Ama halbuki ben yine
hoşlandığım bir çocuk vardı. Hoşlandığım çocuk da
storiesine Alper'i koymuştu.
Böyle komik komik hareketler yapıyordu. Alper çok
hiperaktif bir çocuk. Öyle bir videosunu
koymuştu. Ben de gelip Instagram'ına bakmıştım.
Beni takip etmiyordu ama takip etseydi
ben o dönem Alper'i takip
ederdim. Yüzde yüz yani. Beğenmiştim
gerçekten onu.
tabi bu baya böyle 3-4 yıl öncesine
dayanan bir şey neyse benim o dönem
çok yakın bir arkadaşım vardı ve
o arkadaşım da Alper'i
tanıyordu Alper de hep o arkadaşıma şey diye
mesaj atıyordu işte hani Deniz'le
ne olur bizi tanıştır Deniz artık bizi tanıştır
ve kız da bana hep gösteriyor hani bak ben de hep
diyordum ki tamam abi tanışalım yani bu kadar tanışmak istiyordun
tanışalım 2-3 ay böyle
o mesajları bana
nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz
ya da başladığınız zaman podcast'inizi
Fikrinizden yayına, format,
Podcast BPT yanınızda.
Açıklamadaki linke tıklayın, kısa testi
çözün ve podcast'iniz için en uygun
paketi hemen keşfedin.
Göstermeyle geçti.
Hep böyle bir Alper konuşması
geçiyor. Ben dedim ki tanışalım o zaman falan.
Alper Antalyalı bu arada. İşte Antalyalı'na
İstanbul'a gidip geliyor habire.
En son benim için İstanbul'a
gelmiş. Benimle tanışabilmek için İstanbul'a
gelmiş. Ve ben
bir konsere davet edilmiştim
böyle ve ben kimsem artık bana
12 tane bilet verdi biri tamam mı?
Ay ne ürün, nasıl VIP
biriysem artık yani çok saçma gelmiş.
12 tane bilet verirdim ona bir anda.
Bursa'nın İlferpes'te.
Bursa'da da benim çok yakın bir basketçi arkadaşım
var Mustafa diye. O orada
yaşıyor. Dedim ki oraya gitmişken
biletlerimi de kullanayım, Mustafa'yı da görmüş olayım
deyip o kıza yazdım. Dedim ki sen de
gelmek ister misin? O da çünkü Mustafa'yla çok yakında.
O da dedi ki tamam dedi işte
şu arkadaşım şu arkadaşım ve Alper de.
gelsin o zaman dedi. Tamam dedim
gelsin. Biz Alper'le
ben arabayla onları Kadıköy'den aldım.
Alper'le ben arabanın içinde tanıştım.
Benim arabamın içinde tanıştım. Arka koltuğa oturdum.
Hiçbir şekilde konuşamadım.
Aşırı utangaçtı. Bana sorduğu
ilk soru şeydi. Bir dondurma
olsam ne olurdu? Yani böyle tam böyle
çocuk gibi böyle utangaç
aşırı komik böyle
nördi bir tipti yani. Hani bu konuşamıyordu
çünkü gerçekten o gün benimle.
Sonra Bursa'ya geldik. İşte süt helvası yedik.
böyle açılıyor falan.
Sonra konsere gittik.
Sonra işte hoşlandık birbirimizden falan filan.
Birinci, üçüncü buluşmada
Love at First Sight demem
bu arada asla. Değildi yani
benim için. Ben Alper'e de bunu söylüyorum.
Love at First Sight'ı biraz daha
bir insanı çok beğendiysen
Love at First Sight'tır yani.
Alper'i beğenmemişim gibi konuştum da öyle değil de.
Yani genelde sadece
sanki yüzeysel bir şeyde kalıp
kıvılcımlanınca bence de.
Sonra ikinci, üçüncü buluşmamızda böyle
ben tabii o dönem çok böyle sürekli
toksik ve bana kötü davranılan
ilişkiler içerisindeydim. Yani benim
arka plana atıldığım ilişkiler
içerisindeydim. Ve Alper'le
geçirdiğimiz vakitte
gerçekten benim düşüncelerimi
merak eden, YouTube'uma ilgisi
olan, işte çizdiğim resimlere ilgisi olan,
yazdığım yazılara ilgisi olan ve bunun
hakkında bana sorular soran bir çocuktu.
Ve bu bana çok
değerli geldi. Çok garip geldi. Böyle düz duvara
çarpmış gibi oldum. Nasıl böyle bir insan?
nasıl böyle bir erkek
bana sadece hani işte suratım
veya fiziğim veya takipçim için
gelmiyor da benim için burada
yani hani bunu hissettim ve
kalbim böyle o kadar yumuşadı ki işte aşık
olmanın şeylerinden biri de yani böyle evimde gibi
hissettim gerçekten o kadar huzurlu
bir yerde ki o daha ikinci veya üçüncü buluşmada
bunu hissetmeye başladım yani böyle kendimi
çok rahat bir yere bırakmış gibi
hissettim yani omuzundaki o yük tamamıyla
kalktı ve Alper
yani beni oradan çekip çıkardı
gerçekten o karanlık noktadan çekip çıkardı.
Ve öyle de devam etti ilişkimiz.
Tabii biz ilişkimizin başından beri long distance
yapıyoruz maalesef ki.
Biz tanıştığımızın birinci haftası Alper
Macaristan'a okumaya gitti. Biz o
şekilde ilk başta long distance yürüttük.
Sonra arada işte
geldi gitti geldi gitti falan filan.
Macaristan'daki okulunu bıraktı.
Ben dedim ki
biz birlikte bir yerde okumaya
gidelim. Benim de o dönem
yurt dışında okuma planlarım askıya
alınmıştı. Ama Alper'le tanışınca
tekrar böyle bir gelecek isteği
da oldu yani. Gerçekten yaşam isteğini, yaşama
isteğini bana geri bağlayan insan.
Hani bunu bir erkek dolayısıyla yaşıyormuş
gibi yansımak istemiyorum ama
bana tekrar ümit veren ve
kendime ve hayatına dair
tekrar mutlu hissettiren böyle bir hasbıharak
bir ışık oldu yani Alper. Çünkü ben çok
kötüydüm gerçekten onun öncesine.
Yani kötü de şeyler yaşattırdım
bence kendime. Yani tabii ben de suçluyumdur
bu noktada. O yüzden hani tekrar
böyle gelecek planlarıma odaklanabildim.
Ulan dedim benim bir hayalim vardı ya.
Ben yurt dışına okumak istiyordum.
Niye bunu devam ettirmiyorum ki dedin.
Alper'e de bunu söyledim.
Birlikte yapalım dedim.
Ben long tesis yapmak istemiyorum.
Sen de istemiyorsun.
Birlikte bir gelecek kuralım yani.
Tamam buna karar verdik.
İkimiz de Fransa'da okullara başvurduk.
İnanılmaz bir süreçti.
Gerçekten benim ilk kabulüm geldi.
Sonra böyle Alper bir gün bir kitap almış bana.
İşte Keith Haring'in kitabı.
Hala burada duruyor.
Arasına da böyle bir mektup koymuş.
Keith Haring altına bu hediye diye Keith Haring kitabını verdi bana.
Mektupta işte böyle bir şeyler yazıyor.
Seni çok seviyorum falan filan.
Döndürdüm mektubu.
Arkasında kabul mektubu tamam mı?
Ben harıl harıl bak şimdi Allah'ım o dönemleri düşünce duygulanıyorum.
Ben harıl harıl ağladım yani dedim ki başardık yani yapacağız.
Gidiyoruz birlikte Fransa'ya gidiyoruz.
Neyse koca bir yaz geçti.
Bütün bir yaz birlikte olacağımızı düşünerek geçirdik tabii.
O rahatlıkla yaşadık.
Sonra ben vizeye başvurdum.
Geldi kabulüm.
O vizeye başvurdu reddedildi.
ve tabi
babamı aradım böyle hıçkıra hıçkıra yapın
baba ne yapacağız dedim yani
ne yapabilirim dedim yani
babam da kızdı bana bir daha beni böyle ağlayarak arama kızım çok korktun
falan diye hallederiz falan
tabii halledilemedi yani konsolosluğun karşısında
kim ne yapabilir yani
ikinciye başvurdu
üçüncüye başvurdu dördüncüye başvurdu
hepsi red oldu yani
ve çok zor çok kötü bir süreçti gerçekten
yavaş yavaş hayallerim
sökülerek içimden alındı ve benim bir parçam
Alper parçam da benden
alındı yani bir konsolosluk
sayesinde. Gerçekten bir noktadan konsolosluğun
kapısına gidip ağlamak istiyordum.
Ne olur yapmayın ya ne olur.
Ya da bize sebebini söyleyin düzeltelim diye
yalvarmak istiyordum çünkü
o kadar düz duvar ki yani
redini veriyorlar onunla kalıyorsun.
Ve bir anda hayatına devam edemiyorsun.
Bari sebebini söyle. Bari
bir açıklama yap.
Yani onu dedim. Çok kötü.
Kötüydü yani. Sonra
biz bir yıl daha o şekilde
long distance yaptık. Yine ben olabildiğince
gidip gelmeye çalıştım. O yüzden
buradaki hayatımda da alışamadım yani. Hiçbir şekilde
arkadaşlık kurmaya da çalışmadım.
Dışarıda çıkmadım. Hani insanlar bana soruyordu
mesela Paris'te en sevdiğin yer ne? Diyordum ki
bilmiyorum ki. Ben çıkmıyorum ki dışarı yani.
Hiçbir yer bilmiyorum. Arkadaşlarım beni ziyarete
geliyordu. Şimdi nereye götürsem
bilmiyorum yani. TikTok'a bakıyordum.
Hani en güzel gidilecek yerler diye. Hani
arkadaşlarım buradaki İstanbul'dan
arkadaşlarım da beni hep dışarı çıkarmaya, deniz arttı
dışarı çıktı diye hep zorluyorlardı.
Ama istemiyordum yani. Çünkü dışarı
çıkınca ağlıyordum. Gizli saklı böyle ağlıyordum.
Halam gelince falan da hani. İçim
acıyordu çünkü. O kadar güzel bir yer ki burası.
Çok şükür tekrardan. Burası o kadar güzel
gözüküyor ki gerçekten.
Böyle o güzelliğe alpersiz
bakma fikri çok canımı yakıyor.
Sevgilin olunca böyle şey istersin ya
onunla paylaşmak.
Arkadaşlarımla da aynı şeydeyim bu arada. Ben o yüzden
yalnızlığı sevmem. Hani hiçbir zaman böyle
solo trip kızı olamayacağım ya. Ben
anları paylaşarak yaşamayı
seviyorum. Yemeğimi bile paylaşarak yaşamayı seviyorum
anladın mı? O yüzden
Alper'in olmayışı bu şehri
bana şeye çevirdi. Yani dört duvar
da çevirdi. Yani ben görmek istemiyordum
çünkü bu şehir onsuz. Benim hayalim
de Alper vardı. Alper'le
görmek vardı. Böyle her metro çıkışında
Alper'i hayal ediyordum. Böyle yurdumun önünde
şeyin önünde falan. Kötü bir
süreçti yani.
Sonra geçti. Çok şükür.
Daha kötüsü olmasın. Sonra
avukat tuttuk. Bayağı
bir para gitti. Her şeye çok para gitti. Bir öğrencinin
vermemesi gerekecek noktada
para gitti her şeye. Fransız avukat
tutuk işte Fransız avukatlarla konuş falan
filan. Ben böyle derslerde
Fransız hukukunu falan okuyorum. Böyle göçmen
hukukunu okuyorum. Hiçbir şey anlamıyorum ama böyle
satır arasında belki bir şey bulurum da
hani bir şey çözerim diye
kendimi böyle süründürdüm gerçekten
aylarca.
Sonra avukat dedik işte hallederiz
şey yaparız falan filan. Ama tabii
Fransız şeyleri bilmiyorum İtalya'da
da öyle sanırım. Çok yavaş çalışıyorlar.
Biz bütün yaz böyle dava
Sonuçlansın, sonuçlansın, sonuçlansın diye böyle bekliyoruz.
İçinde bir paranoya var yani.
Geçmemiş bir paranoya var.
Ya gelemezsen.
Ya ben bir sene daha oraya yalnız giderim.
İstemiyorum çünkü anladın mı?
İstemiyorum.
Böyle burada şeyim var.
Not defterim var.
Yazıyorum yani.
Bu benim hayalim değil yani.
Bizim hayalimiz.
Bunu derken de kötü hissediyorum.
Hani böyle şey vardır ya.
Don't follow your boyfriend, follow your dreams diye.
Böyle değil yani bizim ilişkimiz gerçekten.
O yüzden bunu açıklığa kavuşturmak istedim.
Bizim hayalimizdi ya.
ben beynimde bu şekilde kurdum çünkü.
Ve çok masum
bir hayaldi yani. Yani o çocukluk
arkadaşım benimle gelsin istiyordum sadece.
Bütün yaz çözümlenmedi.
En son avukatı aradık işte. Dedik ki
daha hala cevap alamıyoruz dedi. Hani alırız
alacağız bir noktada ama alamıyoruz dedi.
B ve C planı yapmıştık. İşte hem Hollanda
hem İngiltere'ye başvurmuştu.
Dedik İngiltere'den o zaman devam ediyoruz diye. Böyle
bir gün bir anda o kararı aldık. Yani
tabii dedim bu kararı alıyoruz gerçekten.
Vazgeçiyoruz şu an Fransa'dan diye. Bir tur
orada ağladık böyle arabamda yine.
canım arabam yani neler gördü
gerçekten.
Neyse bir türlü arabamda ağladık ama sonra
dedim ki yeter ki
Alper okusun daydım artık.
Yeter ki en yakın arkadaşım
buna artık bir geleceği olsun artık.
Yaşayabilsin yani o da hayatını diye.
Ona sevindim. Şimdi o İngiltere'de
Londra'da okuyor. Ne güzel ki.
Bu şekilde yürütüyoruz.
Ben de haftaya Londra'ya gideceğim.
Kocaman bir isteyince oluyorunun
isteyince yapıyonun
bir örneği gibisiniz gerçekten.
Yani aslında bir erkek isteyince yapar, bir kadın isteyince olurdan ziyade iki kişi birbirini isteyince neler yapabileceğinin çok güzel bir örneği.
Çünkü hani dediğin gibi çok masum bir hayal ve bürokrasi dediğin iğrenç ve yüzyıllardır süren bir şeye tosluyor ve sen ona rağmen onu böyle ışındırmaya devam ediyorsun.
Yani bir duvar var onu tırnaklarınla kazımaya çalışıyorsun.
Orada ne kadar gerçekçi olduğu değil denemeye devam etmek istemeniz beni çok duygulandırdı.
Ve günün sonunda kendinize farklı planlar bulabilmeniz.
Ve bunun zaten bir follow your dreams not your partner ya da girlfriend boyfriend olmadığının kanıtı da bu.
B ve C planlarınız da hala birbirinizi o kadar destekleyen ve kendi yolunu da çizmeye odaklı ki.
Yani sizin zaten yollarınızı ayrı çizmeye dair bir korkunuzun olmaması zaten şöyle de olsa hani bir kesişimin olacağı yani ortada bir göbek de olsa kesişeceğinin bir nevi birbirinize garantisini vermiş olmanız gibi geldi bana.
Böyle bir hikaye beklemiyordum yani long distance'ın zor bir ilişki türü olduğunu tahmin edebiliyorum, görüyorum falan ama bu gerçekten iki kişinin de başardığı bir şey yani bu keşke günümüz dünyasının CV'ye yazılacak bir şey olsa ben işe alırdım yani.
müthiş bir hikaye
bu yani Alper de gelsin
abi
Alper de gelsin yani
olmaz bir şey yani
benim çok mutlu oldum
sizin adınıza yani birbirinizi bu kadar
destekleyen ve
yorucu şeyler beraber
yorulduğun birisiyle gerçekten çok
daha değiyor ne mutlu birbirinizi
bulmuşsunuz bu hayatta yani daha ne
olabilir sen Alper'le
ilişkini ve ona hissettiklerini anlattıkça
neden bu kadar fazla şeyi
aynı anda yaptığım ve yapabildiğim bir açıklığa
kavuştu aslında yani.
Ne mutlu ki hedeflerinizi, hayallerinizi
destekliyorsunuz ilişkinizde.
Valla çok mutlu oldum ya. Çok güzel.
Benim ilişkilere umudumu
çok yükselten bir
hikaye oldu. Müthişti
yani. Valla ben de
bu ilişki konusunda senin gibi
biraz daha bunu derken kötü bir anında
demiyorum da biraz daha karamsardım gerçekten
Alper'e. Ben öyleyim hakikaten artık.
Şey diye geziyordum. Erkeklere güvenilmez.
Erkeklere güvenmeyin.
Onlar kötüdür falan diye herkese nasihat çekerek yaşıyordum hayatımı.
Alper gibi erkekler kalmış sanırım.
Çünkü onun haricinde kimseyle böyle bir ilişki yaşayamam sanırım.
Büyük de konuşmayın tabii de.
Bilmiyorum çok ayrı bir insan ya Alper.
Çok özel bir insan yani.
Gerçekten bunu iliklerime kadar hissediyorum.
Her gün hissediyorum.
O da beni her gün özel hissettiriyor.
Müthiş müthiş yani.
Gerçekten böyle bir şeyi nasıl ne oldu da bu kadar şanslı olduğunda bu insanı tanıdım.
Hiç bilmiyorum.
Yarın evlensek evleniriz.
Seviyorum ulan seviyorum yani.
Ben 12 kişilik bir davetiye istiyorum.
Ben ve 11 kişiyle evlenmek istiyorum.
Düğününüze eğer mümkünse gerçekten.
Harika bir hikaye.
Peki Fransa'da ne okuyorsun?
Neler yapıyorsun?
Fransa'da ben iletişim medya okuyorum şu an.
Güzel gidiyor yani.
hoşuma da gidiyor bu bölümü okumak. Zaten
yaptığım, uğraştığım şeyle de
paralel gidenmiş. Hatta direkt içinde olan
bir şey yani. Okulda böyle influencer marketing
gördüğümüz falan oluyor. Ben böyle
sessiz bir şekilde
saçımı geriye atıp ben de onlardanım falan
diye böyle misteriyos bir şekilde takılıyorum.
Tabii arkadaşlarım biliyor da hani hocalar
hiçbir zaman yansıtmadım bunu. Cringe bulduğum
bir şey yani bir anda tahtada evet hocam
biliyorum. Bana da marka bir işbirlikleri
geliyor zaten falan diye hiç öyle bir persona
yaratmak istemedim. Çok misteriyos takılıyorum
o yüzden. Hani böyle şeyi anlı bekliyorum
hocalardan birinin şok olup
aa Deniz niye hiç söylemedi
dediği anı bekliyorum. Beynimde öyle bir şey
kurdum yani. Şu anda da
yoğun bir şekilde giden yoğun bir okul
disiplinli bir okul. 15 saat
devamsızlık izninin olduğu bir okul.
O yüzden de long distance çok zorluyor zaten.
Zorlamıyor zorlamıyor. Zorluyor demeyeyim de
kötü demeyeyim yani daha
az görüşebiliyoruz yani. Devamsızlığım olmasa
ben zırt pırt gideceğim
ya da daha uzun gideceğim. Hani bir saat
geç gideceğim o trenle belki.
Ama bir saatimin bile önemi olduğu için
şey yapamıyorum.
Ama yapacak bir şey yok.
5 senelik bir okul aslında.
Ben 3. senemde transfer
yapmayı düşünüyorum.
Çok iyi bir okul umarım ki.
Onun üstüne çalışıyorum.
O yüzden şu an yazın falan böyle stajla devam et.
Şimdi yine Ocak'ta bir staj dönemimiz var.
Okulun zorunlu stajları var.
Onun haricinde ben yine Türkiye döneminde
yazın staj yapacağım.
Bir de kurslara falan başlayacağım.
Bir sürü sürekli olarak kendimi yoğun tutmam
gerekiyor yani bunu hissediyorum.
Kendim en iyi versiyon olarak başka bir okula
transfer olacağım çünkü en iyi okula
hedefliyorum.
Çok kişisel bir soru benim merakım yani.
Bu hala özelin
kimdir? Çok sevdiğimiz
bir karakter oldu kendisi hayatımda.
Sana gerekse haberi
olmadan verdiği takıları tokalarıyla
gerekse arka planda
inanılmaz bir eviyle
bir karakter aslında
bir ikon yani. Bu
O kadar iyi bir ilişki halasıyla sürdüren Türkiye standartlarında ben seni gördüm.
Çünkü benim ailemde aynı halan gibisin bir şeydir yani.
Tabii.
Bunun sırrı nereden geliyor?
Yok ben de bu yorumu alıyorum bu arada.
Böyle halalar var mıydı ya falan diye böyle garipsen insanlar.
Herkesin ailesinde bir tane akraba zorttur.
Benim ailemde o halam değil.
falan bir çocuk. Bizden beri böyle
bizle aynı evde
ikinci anne gibi bizle aynı evde yaşamış
bir insan yani. Kendi evde vardı da
hani evini bize yakın tutmuş.
Çünkü onun hiçbir zaman çocuğu olmadı ve
hep olsun istedi. Ama
hiç böyle karşısına iyi bir insan çıkmadı onun.
Halamın meşhurdur bu arada
24 saatte boşanmış bir insan.
O da böyle bir kraliçe.
Hande Ateizi.
Tekil. Bak kim geliyor.
O kadar yanlış insanlar
çıktı karşısına. O yüzden
hep üzülür yani böyle konular.
Çocuğu olmadığı için. Hep böyle hayatını paylaşacak
bir insan olsun istedi o.
Ve onun için çocukları biz olduk.
Ben ve ablam olduk. Bir de Öykü oldu
benim kuzenim. Bizi hep o büyüttü.
Yani annem, babam da tabii ki hani
onların üstündeki emeğini şey yapmıyorum
da hani halam hep bizim evimizde
olan bir figürdü. Yani ben hep halamı böyle darlardım.
Hala bu akşam gelmeyeceksen, kalmayacaksan
seninle küsüyorum diye böyle çocuk aklımda
her gün böyle gerçekten
mobbing gibi halama şey yapıyordum
rahatsız ediyordum. Hala bugün kalacaksın
falan diye böyle küserim.
Seninle aylarca konuşmam. Halam böyle
bir karakter. Hayatımdaki evet önemli bir
karakter ve arkadaşlarımla da
tanıştırdığım yani her
arkadaşıma tanıştırmam da böyle bana
en değerli olan arkadaşlarımla tanıştırmış olduğum
ve onlarla sohbet etmeyi de
seven bir insan. Çok genç bir kadın. 60 yaşında
ama inanılmaz genç bir ruhu var.
Gezmeyi de çok sever.
Takı takmayı, kıyafetler
almayı, renkli giyinmeyi, posurlu giyinmeyi
kahkahalar atmayı
müthiş bir karakter. Kitap gibi bir kadın
gerçekten o. Alper de çok
sever böyle karşısında sohbet ederler.
Hindi falan yapıyor
halam Alper'e sürekli böyle
bir arkadaşlık ilişkileri var çok tatlı.
Harika. Müthiş bir kadın
yani gerçekten o. İnsanın
hayatında özellikle böyle aile dinamiği
çok problemli ya Türkiye'de genel
anlamda. İnsanın böyle
varoluş mücadelesinde birine
rağmen değil de biri sayesinde
bir şeyler yapabilmesi çok kıymetli geliyor bana.
Harika biriymiş anladığım kadarıyla harika biri.
Arkadaşlıklarla ilgili konuşmak ister misin?
Nasıl mesela şimdi Fransa'dasın ama Türkiye'ye çok sık geliyorsun.
Arkadaşlarınla burada da orada da bir iletişimin var.
Arkadaşlarını ağırlıyorsun falan ama
Deniz ve arkadaşları nasıl bir dinamik?
Onu da biraz görmek isteriz, duymak isteriz senden.
Ya ben arkadaşlarım hayatımın odak noktası gerçekten
Hatta ailemden çok trip yediğim oluyor bu konuda hani.
Türkiye'ye geliyorsun bizden çok arkadaşlarını görüyorsun diye trip yediğim bir konu gerçekten.
Ama ben hep hayatım boyunca arkadaşlarım çok hayatımın odak noktası olmuştu.
Onların desteğiyle, onların varlığıyla mutluluğumu yaşamışımdır hep.
Üzüntümde de mutluluğumda da hep sırt sırta böyle yan yanayızdır.
Çok da şanslıyım bu konuda yani.
İlkokuldan beridir ya da anaokulundan beridir arkadaşlarım var.
ve özellikle lise
arkadaşlarım konusunda da gerçekten çok şanslı
olduğumu hissediyorum. Onların varlığı
benim hayatımdaki en
değerli şeylerden biri yani güzel bir
arkadaş grubu ve müthiş insanlar
çok akıllı, çok danımlı
müthiş insanlar. Gerçekten
onlarla oturduğumda böyle gurur duyuyorum
o masada oturduğum için. Öyle insanlar yani.
Alper'in bile böyle aşık
olduğu bir arkadaş grubu. Hani bana sürekli diyor ki keşke
şu an arkadaşlarımla gitsek bir ay issek
çok özledim arkadaşlarını. Hani çok
iyi geliyorlar bana falan diye.
çok güzel insanlar biriktirdim
hayatımda. Onları da özlüyorum.
Kimisi burada. Farklı
farklılıklarda yaşıyoruz ama hani yine
liseden böyle arkadaşım
benim iki yan odamda kalıyor bu yurtta.
Ama tabii ikimiz de böyle ders çalışıyoruz
falan filan hayatımız farklı derken
onunla bile çok görüşemiyoruz.
Bazı arkadaşlarım Paris'in biraz daha dışında kalıyor.
Bazı arkadaşım işte git gel yapıyor
falan filan derken
birileri gelince böyle daha çok
toplanıyoruz burada mesela işte İstanbul'dan
Barkın diye bir arkadaşım var. Barkın geliyor.
Hani o Barkın geldi. Hep birlikte toplanıyoruz.
O zaman ona dönüşüyor. Onlar için onların da mesela okulu
işleri şeyleri falan olduğu için
İstanbul'daki gibi ya da
lisedeki gibi sık görüşemiyoruz. Çünkü
aynı çatı altında değiliz yani
bakarsan. Hani okul çıkışı
modada kahve içelim
modada şunu yapalım. Eskisi
gibi yok yani. Çok da özlüyorum yani. Gerçekten
böyle yüreğim
sızlarcasını özlüyorum yani. Geçen
böyle okula, üniversiteye şimdi
giderken hep aklıma geliyor.
Oğlum şu an hani keşke bu okuldan çıkınca moda
da olsam ve sevdiğimiz
kafede böyle saatlerce ders
çalsak ya da saatlerce
bomboş otursak diye hep hayalini kuruyorum ya o günlerin.
Özlediğim günler.
Aynen arkadaşlarım hayatımın en büyük
en değerli parçalarından biri.
Ailedir yani onlar.
Benim için onlar da bunu hisseder.
Bana da hissettirirler yani. Çok mutluyum.
Onlar hayatımda olduğu için.
Arkadaşlarımı sonuna kadar savunurum ben.
Her şeyde, her yerde savunurum.
bana kulağa çok güzel bir hayat dengesi gibi geliyor.
Ve böyle çok hani pozitiflikle romantize edilmiş bir hayattan ziyade
negatifliğin üstesinden gelmeye sebepleri, nedenleri olan bir hayat gibi geliyor.
Belki de kıymetli olan bu.
Senin bana bir sorun var mı?
Senin merak ettiğin ya da şunu konuşmak istiyorum dediğin bir şey var mı?
Öncelikle yani bunun üstüne şu an konuşmana gerek yok da
ben gerçekten çok güzel konuşuyorsun.
Kendini çok iyi ifade ediyorsun.
kendinden çok iyi bahsediyorsun
cümleleri inanılmaz iyi bağlıyorsun
öncelikle hani bunu bir hani
kayda geçsin istedim
şuna itendim yani gerçekten aşık oldum
falan çok
senden dediğim gibi bir parça almak istiyorum
kendime
bu donanımının nereden geldiğini
daha sonrasında bana anlatabiliriz yani şimdi eğer
uzun uzun
ayna okuduğum kitaplara
kadar bilmek istiyorum kızım falan
böyle darlayacağım
seni artık. Önceki ne zaman
Paris'e geliyorsun falan der.
Ben geleceğim. Zaten
seninle bu yani
Zoom üzerinden bu kadar kaliteli
bir sohbet şeyi düşündük de biz yan yana
kopartırız. Evet ya.
Buraya gelmen lazım. Bizim bir
Venedik'te şöyle bir oturup
senin şöyle gondolda bir
Kerimcan bir Samet gibi
sana da bir
kontent artık bir çıkartalım.
YouTube'da istiyor insanlar. Zaten var ama
şey çok heyecan verici
benim için. Evet dünyanın farklı yerlerindeyiz.
Keza Türkiye'de de olabilirdik ama
mevzunun yakınlıktan ziyade
böyle bir sohbeti
sürdürebilecek insanlar bulabilmek
bana hala çok şaşırtıcı
geliyor. İyi ki ben de
bu işi yapıyorum ki normal
şartlarda belki sana
yazsam bir karşılığı çünkü
yolunsun DM'inde göremeyeceksin belki
çok farklı bir yerde olacakken
dinleyenler sağ olsun. Ben
aslında onlara bir içerik
çıkartayım derken böyle güzel bir sohbeti
yapmış oldum yani. Bana da çok garip
geliyor. Ya siz benden bunu istiyorsun da
ben çok eğleniyorum. İyi ki
bana ısrar ettiler. İyi ki
ben de gözümü
kararttım. Deniz seni çok istiyorlar
bu arada falan diye.
Onları öne sürdüm.
Ne mutlu yani böyle bir insanla tanışmak.
Bu kadar güzel bir sohbet edebilmek.
Yani müthiş bir keyif.
Ben geleceğim yani Paris'e.
Kesin geleceğim.
Teşekkür ederim bu arada. Ben de baya keyif
alarak konuştum yani.
Umarım kendimi güzel ifade edebilmişimdir.
İşte.
Heyecanlanıyorum yani böyle şeylerde.
Soru mu buldun bu arada?
Belki çok değindik de sadece kendim hakkında konuşmuşum gibi oldu.
Ama senin de bu konuda konuşmak istediğinin farkındayım yani biraz daha.
Böyle multitasking hakkında konuşmak istediğim yani denge kurmak hakkında daha çok sanırım şu an bunlar günlük hayatında düşündüğün şeyler yani.
mesela sen şu an dengeyi nasıl kuruyorsun
ya da kurabiliyor musun veya
bu kuramamak veya kurabilmek
psikolojini nasıl etkiliyor günden güne
bunu sormak istiyorum
her şeyi aynı anda
düşünmek bana günün sonunda
hiçbir şey yapmamak şeklinde
geri dönüyor sadece düşünmüş
oluyorum ve etrafındaki
negatifliklerden çok etkileniyordum
yani sürekli bana şöyle yorumlar
geliyor işte dışarıdaki çevremdeki
hayatta ithalede kalmak çok
zor, iş bulmak çok zor, bu çok
zor, şu çok zor ve ben artık şey
oluyordum yani. Bu sefer
e peki ben dil öğreneceğim
yine de olmayacak. Şunu yapacağım yine
de olmayacak. Sonra bir gün dedim ki
ben şu an podcast'ime
odaklanmak istiyorum, tezimi yazmak
istiyorum. Sonra dilimi de öğreneceğim.
Sonra bunu da yapacağım ama bunların
hepsini aynı anda düşünmenin bana hiçbir
faydası olmadı. Ve ben
hep şunu düşünüyorum. Podcast'e ne kadar
yoğunluk verirsem o kadar güzel bir karşılık
alıyorum. O aldığım karşılık beni
motive ediyor ve tamam şimdi
tezimi yazabilirim diyorum. Tezimi yazdığımda
zaten bir gün mezun olacağım.
Sonra oturup iş arayacağım falan.
Beni galiba biraz daha şey
bu multitasking
kaygısını çözmemde yardımcı oldu.
Kendimin farkına varıyorum artık. Yani
kendimle gurur duymayı
öğreniyorum. Bu bence senin de
relate edebileceğim bir şey.
Bir odada hayatını geçiriyorsun.
Tek başınasın ve bazen kendinle
gurur duyma işi de sana düşüyor.
ona bir gün böyle gözü karartıp
yaptığında artık
geriye dönüşü çok zor artık kendinin
ne olduğunu neye karşılık geldiğini
biliyorsun ve şey oluyorum
biri bana dediğinde çok zor
içimden bir şey sadece şunu diyor
sana çok zor
ben zaten kolay olan bir şey istemedim ki
yani o yüzden
galiba böyle mücadele ediyorum
hep şunu düşünüyorum
bence bunun da sen çok büyük örneklerinden bir tanesin
buraya gelme Alper'in
keza gelme süreci vs. düşününce
bir şey sen beceremediğin
için olmaz diye bir şey yok.
Sen istemeyi bırakmışsındır.
İsteyince olmayan bir şey bana çok imkansız
geliyor. Galiba öyle çözdüm. Hani hep şey dedim
30 yaşında öğrenirim İtalyancayı
ama öğrenirim.
Bu hayatta her şeyime yazdı. Aşkı da bulurum
falan diye.
Böyle bir çıldır yalnızım ama.
Onun da zamanı.
Bence yalnızlığın bu arada ayrı bir
tadı var.
Şu anda da çok mutluyum da hani
ben yalnız olduğum süreçte de böyle
toksik ilişki sonrası
güçlenme şeyi müthiş bir duygu
yani evet ben
o kadar değerliyim ve o kadar müthiş bir kadınım ki
neymiş bu denilen nokta
müthiş bir nokta
şeydir böyle biraz
bir farkındalık seviyesi var
ben bu yalnızlığı
bozacaksam buna değecek bir
adam olmalı farkındalığı
çok müthiş bir şey yani hani
onu fark etmek ben kendi kıymetimi
biliyorum abi. Buna değen biri varsa
bu konfor alanından çıkarım
demek. Çok şükür
senin de dediğin gibi. Gerçekten
günün sonunda çok şükür. Hatta ben
sen konuşurken not aldım. Bu bölümün adını
Deniz Özevi'nde çok şükür koymak
istiyorum. Şöyle hafif bir
sahur programı gibi.
Çok şükürlük
bir bölüm de hakikaten ya.
Yani iyi ki geldin.
Ben bunun son olacağını
da düşünmüyorum. Bence mutlaka daha çok
sohbetimiz olacak.
bana da bir arkadaş kazandırdığını
düşünüyorum
izninle artık arkadaş
olduk yavaş yavaş
birbirimizi keşfederiz diye düşünüyorum
bakalım bizi nereye götürecek
bu iyi ki geldin
iyi ki geldim ben de
seni biliyordum ve tanıyordum ama
bu şekilde daha samimi bir şekilde tanımak
bana da iyi geldi yani dediğim gibi
salı günkü terapim öncesi
ön terapi gibi yani bu konuşma
benim için o paranın hakkını
vereceksin yani
Aynen aynen gerçekten.
İnsanın kendini tanımadığı birine ifade etmesi
başka bir şey.
Yani tanıyan bir insandansa.
O yüzden bana bu ayrıcalığı sunun için
ve bu safe space'i yarattığın için
teşekkür ederim ben de.
Ben teşekkür ederim.
Benim her bölüm fix bir bitirişim vardır.
Onunla kapatıyorum izninle.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin ve
çok şükür tabii ki de.
Görüşmek üzere.
Deniz Özevin'leydik.
Çok teşekkürler Deniz.
İyi ki geldin.
Yine bekliyoruz seni.
Geleceğim, geleceğim.
Alper'le de gelirim.
Aynen öyle.
Bir sonraki videoda sizi sağlıklı bir erkekle tanıştıracağım.
Kapıl ve düşman.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
