
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
masada geçen bir cümlede göz göze gelmek, bir şarkının aynı yerinde hislenmek, bir sahneye, filme, anıya aynı tepkiyi vermek. insan günün sonunda kendi deliliğini onunla paylaşan ve anlamsızlıkları anlamlı kılan birileriyle bezenmek istemez mi? ister. e hoş geldiniz
Transkript
az önce Daft Punk'ın Georgia By Morad'ın şarkısını dinliyordum.
ve sonra bölüm kaydetmeye karar verdim.
Bir bölümüm de çok oluyor, birkaç sene oluyor.
Konuşacak çok şeyinizin olması bazen konuşacak hiçbir şeyiniz olmamasından çok farksız demiştim.
Ve bazen bu sözü keşke söylemeseydim de şimdi tam ifade edebileceği duygular bulunarken burada kullansaydım.
Sanki onu bir kere o an içinde bulunduğum duyguları çok iyi ifade etmek için kullanma hakkım varmış gibi.
Ama gerçekten konuşacak çok şeyinizin olması, bazen konuşacak hiçbir şeyiniz olmamasından gerçekten farklı değil.
Notlarıma baktığımda kendime yazdığım çok fazla konu başlığı var.
Ama hiçbirine daha hazır hissetmiyorum.
Sadece bir günü konuşmak isteyeceğime emin olarak oraya yazmışım.
Bugün ne konuşacağımı belki 5 dakika düşündüm ya da düşünmedim.
Sadece bir şarkının içinde ne anlatıyor olursa olsun ya da besteleyenler, sözlerini yazanlar ne hayal etmiş olursa olsun bende farklı anıları canlandırması, beni bambaşka bir yere götürmesi bana hala çok mucizevi geliyor ve taşlarla sopalarla yabani hayatta kalmak zorunda olmak yerine
Şu an gerçekten dış sesi engelleyen kulaklıkları takıp sonuna kadar Daft Punk dinlemek bence insanlığın gelebileceği en iyi noktalardan bir tanesi.
Bundan sonra herhangi bir şeyi benim bu kadar etkiler mi?
Çok da zannetmiyorum.
Uzaya falan çıkmak.
Bilmiyorum şimdi böyle 50 yaşında babanızın o üniversiteden arkadaşı saçları uzun.
Muhtemelen bir orta yaş krizinde hatta geç orta yaş krizinde ve Harley Davidson biniyor gibi birisi canlanacak gözünüzden.
Ama hani insan bazen gerçekten evinde tek başına oturup Pink Floyd'un Pompei konserini izlemek istiyormuş.
Yani inanamıyorum geldiğim noktaya.
Bazen böyle tek başınıza yaptığınızda ya da mesela arkadaşlarınızla çok kalabalık bir ortamda dışarı çıkıp çok dağıttığınızda sonrasında bir cringe olursunuz kendinizden.
Ya bazı şeyleri sadece tek başınıza kimseyi dahil etmeden yapmak biraz daha iç huzurunuzu sağlar.
ya da eğer başka insanların da şahit olduğu bir ortamda biraz olsun kontrolü kaybettiyseniz
orada böyle bir destekleyici ararsınız.
Ya ben dün çok dağıtmadım değil mi? Çok saçmalamadım değil mi diye.
Ve orada sırtınızı sıvazlayan saçmalama çok eğlendik diyen bir ses
sizin aslında bir nevi deliliğinizi paylaşır sizinle.
Bunu çok seviyorum ve müzik dinlerken bazen takılabiliyorum belli noktalara.
Genelde İstanbul'dayken arkadaşlarımla bir araya geldiğimizde
onlara bir şey dinlettiğimde tamamen böyle reaksiyonlarını izlerken
sanki orkestra şefiymiş gibi ellerimle kollarımla neye odaklanmalarını istediğimi
onlara ifade ederken buluyorum.
Çok role kaptırıyorum yani kendimi.
Arkadaşlarımla bir şeyler dinlerken, tek başıma bir şeyler dinlerken
bunu hep söylüyorum.
Şarkıların farklı sekanslarına farklı senaryolar yazan bir insanım.
Yani sürekli böyle kafamın içinde Metin Arolat gibi non-stop bir klip üretme kısmı var.
Orası harıl harıl çalışıyor.
Haliyle bazen böyle anlarda of acaba çok mu sıktım diyebiliyorum karşımda başka insanlar varsa.
Tek başımayken tabii böyle bir kaygım olmuyor.
Ama bazı anlarda kendimden daha fazla ama kalabalık demekten daha az bir sayıda.
Yani karşımda sadece bir insanla böyle bir aktivite yapıyorsam, birine bir şey dinletiyorsam
Sanki bütün karakterimi çırılçıplaklığıyla gözler önüne serecekmişim, 26 yılımı önüne dökecekmişim gibi geliyor.
Şarkının neresi beni duygulandırır, neresi daha çok hoşuma gidiyor, neden bu şarkıyı dinletiyorum gibi infolar aslında o kadar derinden geliyor ki.
Böyle bir aktiviteyi biriyle yapmak ve karşındakinin de en az senin kadar eğlendiğini, şarkılardan gerçekten etkilendiğini.
Yani biriyle sadece aynı kitabı okumak değil de aynı sayfada aynı anda olduğunu ve aynı şeylere reaksiyon verdiğini hissetmek insanı gerçekten daha az deli hissettiriyor.
Ve bence daha az deli hissetmeye çok ihtiyacımız var.
Her zaman aşktan, arkadaşlıklardan, ilişkilerden tabii ki konuşmayacağız.
Yani 100 bölümden 2 tanesine de fire verelim.
Ama hani bugün de belki bahsettiğim şeyi zorlasak içinden aşkı, sevgiyi, tutkuyu bir şekilde çıkartabiliriz.
Çünkü Daft Punk'tan bir tane şarkı zaman zaman açıp dinlediğim hepimizin mutlaka bir açıp dinlediği bir albüm zaten.
Oradan bir tane şarkı seçip dinlemek ve kendini gerçekten böyle çok farklı bir seviyede, çok farklı bir yerde belki çoktan terk ettiğin yerlerde bulmak ya da hiç gitmediğin yerlerde bulmak çok garip bir duygu.
Dediğim gibi gerçekten insanlığın gelebileceği en uç noktaymış gibi geliyor bana ve bunu bir de biriyle paylaştığında bu onaylanmaktan daha farklı bir duyguya karşılık geliyor sanki.
Görünür olduğunu öğreniyorsun, görünür hissediyorsun.
Ve şeyi fark ettim. Aslında ne kadar kolay insanlara güvenmemiz.
Yani hepimizin aşağı yukarı bir güven problemi vardır.
Belki çok hızlı güvenmek de bir güven problemidir.
Ama ben insanın insana inanılmaz bir güvenme ihtiyacı geliştirdiğini fark ettim.
Biz birilerine güvenmek çok istiyoruz bence.
Yani tabii ki demiyorum güven kırıcı olaylar yaşamanız bir palavra mı yani?
Bunun sonucunda temkinli olmanız, korkmanız, travmatiz olmanız yalan mı?
Değil tabii ki ama gönül yine bir güvenmek istiyor sanki.
Gönle alınsın istiyor yani.
Güven böyle bir insan gibi oturmuş.
Gönlüm alınsın ben zaten güveneceğim yine diyormuş gibi hissediyorum.
Neden güvene geldim?
Yani bir şarkıyı paylaştığınızda bile bir güven geliştiriyorsunuz bence.
Çünkü sevebileceğini düşünüyorsunuz.
Onu ya tanıdığınızı düşünerek bir çıkarımda bulunup bir şey öneriyorsunuz.
ya da kendinizden bir şey tanıtmak için bir şey paylaşıyorsunuz.
Bu bence çok temelde yaratılmaya çalışılan bir güvenin iziymiş gibi geliyor bana.
Böyle küçük anlarda güven bulmak çok iyi hissettiriyor.
O yüzden bu bölümde ne konuşacağımı bilmiyordum, ne kadar süreceğini bilmiyordum ama
kendime şöyle bir not aldım.
Sizin tekil manasızlığınızı çoklu anlamlara çevirecek biriyle olun.
çok edebiyat kazmışım belki ama yani
tek başınıza çok manasız anlamsızmış gibi yaptığınız şeyleri
öyle bir insanla yapın ki
tek başınızdayken anlamsız olan şey o insanla çifte anlama kavuşsun
tek başınıza yapmakta sadece konforu bulduğunuz
çünkü yansıtmaya çekindiğiniz şeyleri
onunla çıplaklığıyla paylaşabileceğiniz insanlar olsun
bunu öğüt olarak değil
iyi bir dilek olarak söylüyorum.
Az önce mesela mikrofonu bilgisayara bağlarken
bluetooth kısmında artık görüşmediğim arkadaşımın kulaklıklarını gördüm.
Ne kadar yakınmışız ki birbirimizin bilgisayarında, telefonunda
bir diğerinin kulaklığı takılı.
Çünkü bazen benden müzik dinliyordu belki,
belki ben bazen onun kulaklığını ödünç alıyordum
ya da belki benim müzik zevkimden bir şeyler kapıyordu
ya da belki bana bir şeyler dinletiyordu.
Öyle bir yakınlıktan artık hiç konuşmadığımız noktalara gelmişiz mesela.
Bir zamanlar birbirimizin deliliğine eşlik etmişiz.
Birbirimizin tekil manasızlıklarını belki çoklu anlamlara çevirmişiz ama
demek ki geldiğimiz noktada biz iki kişi de olsak bir cümleye tekabül etmiyormuşuz ve yollarımız ayrıldı.
Belki yine tekil manasızlıklarımıza geri döndük.
Yani demem o ki ne kadar uzun süreceği tabi ki bilinmez.
Sizin deliliğinize, sizin tek başınıza yapmak zorunda hissettiğiniz şeylere eşlik edecek birini diyelim ki buldunuz.
Ne kadar süreceğini tabii ki bilemeyiz ama bir şeylerin en azından gittiği yere kadar bize güzel bir serüven sağlaması bence o kadar da zor bir şey değil.
Ya da zorsa bile istenmeyecek, dilenmeyecek bir şey değilmiş gibi geliyor bana.
Bölüme başlarken yani şimdi ne alaka Daft Punk, Simay Allah aşkına hiç yapmadığım, konuşmadığım konularda başka biri gibi konuşuyorsun falan diye bir kendimi hafiften eleştirdim.
Sonra dedim ki zaten bölümde bunu anlatmayacak mısın?
Yani aslında nereye gideceğini bilmesen de söylemek istediğin şey bu değil mi?
Senin kulağa saçma gelen şeylerini anlamlı bulan insanlarla yollarının kesişmesini istiyorsun ve paylaş.
dinleyenler saçma bulacaksa bile
bir tane anlayan ya da gülen çıkarsa
ya da aynen öyle diyen çıkarsa
bu da bir kazanç değil midir
düşüncesi belki de beni mikrofonun karşısına
geçirtti
öyle bir bölümdü yani bu bölümden sonra
aynı albümü dinlemeye devam edeceğim
size de güzel bir
hafta sonu önerisi olsun
benim için gidin
Daft Punk'ın Random Access Memories'i
bir dinleyin eminim siz de
geldiğiniz ya da belki de
Hiç gitmediğiniz yerlere götürecek.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Yakında görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
