
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
bazen binlerce seçenekle karşı karşıya olmak, insanı dükkandan eli boş döndürüyor. peki ya birden fazla hedefe sahip olmaktansa bir hedefe giden yolları arttırsak? bunu konuştum bugün.
konuyu yine aşka bağladım tabii, hiç şüpheniz olmasın.
Transkript
20 dakika sonra aslında İtalyanca dersim var.
ve biraz tekrar yapmam gerekiyordu ama
nedense içimden çok konuşmak geldi.
Bir süredir de yine bu yüzden aslında sessizlik içindeydim.
Çünkü görev haline gelmesini istemiyorum.
Konuşmak benim için çok terapötik bir şey
ve bana çok iyi geliyor.
Bazen böyle gerçekten çok patır patır dökülüyorum.
Bazen ben bile, ben bile diyorum çünkü çok konuşkan bir insanım
böyle iki kelimeyi bir araya getiremeyecek gibi hissediyorum.
Ama galiba bir süre böyle sessiz kalınca gerçekten kelimeler kendi kendine bir şekilde içimde cümle haline geliyor ve ben de ne hissettiğimi onar birikince belli bir noktadan sonra ele alıp böyle okumaya başlıyorum.
Ve sanırım bu bölümde biraz öyle bir katarsiz.
Bir süredir görüşemiyorduk ve ben de böyle konuklu bölümler hem hali hazırda podcast olarak yüklenmişken hem de bekleyen birkaç tane konuklu bölümüm varken
Sizinle şöyle bir baş başa konuşmak istedim 15-20 dakikada olsa.
İçimden geldiği zaman bence her zaman en güzel iş ortaya çıkıyor.
O yüzden bu motivasyonu benimle birlikte beklediğiniz için çok teşekkür ederim.
Çünkü ne zaman yeni bölüm atacaksın diye mesajlarınız geliyordu.
Hem motive oluyordum hem biraz da geriliyordum ne yalan söyleyeyim.
Çok yoğun bir tempon içindeyim gerçekten.
İtalya'ya döndüğümden beri çok büyük bir koşturmacadayım.
ve kendimi aslında suni bir yoğunluğa mecbur bıraktığımı fark ettim.
Hem okul, hem iş, hem kendi terapim, hem spora yazılmak, İtalyanca kursuna yazılmak,
bir yandan tez yazacak olmak, sosyal hayatı yakalamaya çalışmak ve hayatımı bir yandan sürdürmek,
ekonomik anlamda, ruhsal anlamda, kendi karnını doyurmak.
Gerçekten aslında ne kadar zormuş onu tekrardan fark ediyorum.
Çok kısa bir süre bile aile evinde kalmak insanın aslında biraz sırtını böyle bir rahat bir yere yaslamasına tekabül ediyor.
Tabii kendi içinde kaoslar getirse de biraz böyle artıları eksileri olan bir süreçti.
Yani Türkiye'de geçirdiğim süreç çok dolu doluydu her anlamda.
Özellikle duygusal anlamda.
O yüzden nihayet aslında evim dediğim bir yerde olmak ve biliyorsunuz bu süreçte sıklıkla da aslında kendimi çok bir yerlere ait hissetmediğimden
hatta ailiyetin insan içinde olduğundan bahsetmiştim.
Nihayet böyle bir yeri ucundan kıyısından ev olarak nitelendirmek bana da kendimi iyi hissettiriyor.
Ve aslında epey de bir yol kat ettiğimi görüyorum bu sayede.
Umarım siz de iyisinizdir ve Sen O Kız Değil Misiniz'in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bugün sizinle biraz bölümün isminden de anlayacağınız üzere çok seçenek hiç seçenektir mi?
Yani bunu konuşacağız. Benim tezim şu an bu yönde.
Ama bakalım ne düşünüyoruz ve bakalım bu konuşma sürecinde benim de fikirlerim değişecek mi?
Ben de sizinle birlikte merakla bekliyorum.
Hem biraz meşguliyet, hem biraz arkadaşlıklar, hem biraz date'e çıkmak, randevu hayatı, dating app'ler vs.
Biliyorsunuz ben aslında kronik bir dating app kullanıcısıyım son 5-6 yıldır.
Ve uzun ilişkilerim, ciddi ilişkilerim, hatta çok yakın arkadaşlarım hep aslında dating app'lerden tanıştığım insanlardan oluştu gerçekten.
ve hatırlarsınız aslında iyi de bir dating app güzelleyicisiyimdir.
Bana neden hala reklam vermediklerini anlamıyorum yani.
Bence vermeleri lazım.
Çünkü ben gerçekten bunu daha önce bir bölümde de söylediğimi hatırlıyorum.
Birkaç bölümde belki de.
Artık bu benim kendi içimde bir şeyleri justify etme yöntemimi bilmiyorum ama
aslında dating app'ler çok da böyle gerçek hayatta dışarıda birisini görüp beğenmekten çok da farklı şekilde işlemiyor.
Çünkü ister istemez.
insanların ilk etapta dış görünüşüne ya da onlarla karşılaştığımız mekana, giyinişlerine,
bazen derslikte denk geldiğimiz insanlara, okudukları bölümlere.
Yani aslında ilk etapta tabii ki de o dış dünyanın bize paket halinde sunduğu şeye biraz tutuluyoruz
ve sonrasında o insandan hoşlanıp hoşlanmayacağımızı ya bizim kafamızdaki kriterler,
kafamızda çizdiğimiz bir imge ve o insanın o imgeye ne kadar oturduğu
ya da o insanla birlikte çizilen bir imge aslında karar veriyor.
Ben bu insandan hoşlanmaya devam edecek miyim, etmeyecek miyim?
Ben genellikle böyle kötü deneyimler diyemem belki ama çok böyle özellikle randevu dünyasında hata yapmaya çok müsait bir insanım.
Daha doğrusu hata görmeye ve bunları sineye çekmeye ve bunları da böyle arkadaş çevresinde işte durun size ne anlatacağım şeklinde artık bir eğlence haline getirmiş bir insanım.
Ama son dönemde belki şansım mı yaver gitti bilmiyorum.
Gerçekten de iyi insanlarla tanıştım.
Beni appreciate eden, kendimi böyle valide edilmiş hissettiğim insanlar karşıma çıktı.
Ve böyle tabii geldim.
Yoğunda bir bahsettiğim suni, yani zaten bu suni olanı da çıkarsak yoğun bir tempodayım ama
bir de benim böyle eklediğim şeylerle yarattığım suni bir yoğunluğun içinde
ben böyle kavrulup giderken bir yandan da tabii o bir şeyleri kaçırma korkusuyla
tamam şimdi bugüne bir randevu ayarlayayım işte ama 2 saat sonra kaçmam gerekecek arkadaşlarla buluşacağım.
Spora da para verdim oraya da gideceğim falan.
Kendimi bir anda böyle gerçekten burnout olmaya çok yakın hissettim.
Ve dedim ki biraz durmak lazım galiba.
Bu kadarı da iyi değil.
Ve bir anda kendimi hiç olmadığım kadar hiçbir şey yapmak istemiyorken
sadece yatakta yatmak, bir şey izlemek, bir şey okumak bile istemiyorum.
Hiçbir şey yapmama eylemini bütün böyle layığıyla yerine getirmek isterken buldum.
Ve o zaman işte aklıma yavaş yavaş bu fikir ve bunun üzerine bir bölüm kaydetmek geldi.
O yüzden bir gün telefonumu elime aldım çok yakın zamanda ve not aldım.
Çok seçenek hiç seçenektir diye.
Çünkü gerçekten aslında özellikle aşkı aradığımız ya da kapılacağımız,
bağlanacağımız bir insanı aradığımız bir süreçte
bazen seçenekler o kadar da işi kolaylaştırmıyor.
Çünkü maalesef ben buna da aslında partner seçimlerimde
ya da potansiyel partner seçimlerimde
aslında buna kurban gittiğimi düşünüyorum.
Çünkü evet senin çok seçeneğin var.
Onların yok mu?
Yani galiba sizin dating app fanı podcast'ınız yavaş yavaş
Ya abi dışarıda tanışmak başka ya.
Doğal hayatta tanışmak başka.
Şöyle kampüsün kenarında bir kitaplarımız böyle bir düşmesin mi?
Bir çarpışmasak mı?
Falan demeye başladı galiba.
O yüzden hazır olun.
Fikirler değişiyor gerçekten.
Ama tabii ki de ben yani yaptıklarımın arkasındayım.
Söylediklerimin arkasındayım.
Ama yani gerçekten şunu da fark ettim.
Ben son dönemde kendi kredimi vermeye başladım.
Yani kendimi böyle iyisin ya tamam falan diye motive ediyorum.
Çünkü öyle olduğumu düşünüyorum gerçekten.
Kendime has bir güzelliğim olduğunu, kendine has bir karakterim olduğunu, etkilenmeye ve etkilemeye açık bir insan olduğumu
ve gerçekten günün sonunda herkes kadar biricik ve herkes kadar da farksız bir insan olarak aslında birçok günü sonlandırıyorum.
Ve bir sonraki güne uyanıyorum.
Ve bence bu çok artık gündelik hayatın bir parçası olduğu için belki takdir edilmiyor ama bence gerçekten takdire şayan bir şey.
Yani burada oturup şunu yapıyorum, bunu yapıyorum, şöyle de böyle de diye saymanın çok bir manası yok.
Çünkü birileri her zaman benden daha fazlasını mutlaka yapıyor olacak.
Benden daha azını yapanlar ama çok daha dolu hissedenler olacak.
Bu çok bireysel bir şey o yüzden.
O noktada aslında bu böyle saymakla, not almakla, dile getirmekle değil kişinin kendi iç tatminiyle alakalı.
Ve böyle yavaş yavaş dediğim gibi arkadaşlıklarda da aslında kendimi soyutlamaya başladım.
Bu galiba gerçekten büyümek.
Gerçekten herkes tarafından da sevilmemenin aslında senin biricikliğinle ilgili olduğunu fark ettiğinde bir şeyleri daha az kişisel algılamaya başlıyorsun.
Gibi'nin bir bölümünde yetişkin bir insanın, sağlıklı yetişkin bir insanın biraz da sevilmemesi lazım gibi bir replik var.
Bu gerçekten benim böyle hayatımda çok motolaştırmak istediğim repliklerden bir tanesi.
Çok da arkasındayım.
Herkes tarafından sevilen insanları ben böyle biraz şüpheyle izlerim aslında.
Çünkü herkesi seven ve herkes tarafından sevilen kişi biraz fazla apolitiktir yani.
Kendinden bir şeyleri saklıyordur ya da ortama göre hareket ediyordur.
Tabii ki biz de ortama göre hareket eden insanlarız.
Nerede ne söyleyeceğimizi az çok biliyoruz.
Ya da hatalar yapa yapa öğreniyoruz.
Potlar kırarak öğreniyoruz bu süreçte.
Çünkü hala da çok genciz.
Ve bu da aslında şu an aklıma gelen bir şey.
Her insan kendi yaş grubunun genci aslında.
Çünkü 50'lere ilk adım attığında 50'lerin başında oluyorsun.
İşte 20'lerin başında 20'lerin en genç kategorisine yer alıyorsun.
Yani mutlaka sen bir şeye yeni adım attığında birileri onu bitirmek üzere oluyor.
Ve evet sen aslında içinde bulunduğun sürecin belli bir noktada hem çok böyle üstte, çok böyle bilgili, çok yetişmiş, gelişmiş, görmüş, geçirmiş noktasına yer alıyorsun.
Mesela 40'lara göre 50'ler gibi.
Ama 50'lerin sonundaki, 60'larındaki birisine göre de 50 yaşındaki birisi belki yolun daha çok başında gibi gibi.
Yani gerçekten hem başında hem sonunda bazen ortasında olduğumuz ve bunun birçok perspektiften de çok göreceli olduğu bir şey aslında hayatta olmak.
20'lerde zaten bence bunu, tabii ki ileriki yaşları yaşamadığım için belki çok büyük bir genelleme yapamayacağım ama ben bu konuda birçok insana mutabık olduğunu düşünüyorum.
20'ler bence bu duyguyu en derinden hissedeceğimiz şeylerden bir tanesi.
Yaşlardan bir tanesi.
Ben de insanlar tarafından ve insanların benimle ilgili düşündükleri üzerinden kendi değerimi ölçmeyi biliyorsunuz ki kendime bir adet haline getirmiştim.
Bu tabii ki çok köklenmiş ve böyle artık gerçekten çok derinlere işlemiş bir şey olduğu için belki değiştirmek çok kolay olmayacak ama hani böyle tıpkı artık bir ağacın meyvesini de yemek istediğinizde onu aşılamanız gerektiği gibi ya da onun zehirlenmemesi için bazı maddeler bazı ilaçlar kullanmanız gerektiği gibi.
Ben de artık tamam okey böyle bir ağaç var içimde köklendi artık ama bari bundan faydalanayım.
En kötü bunun ben gölgesinde oturup biraz soluklanayım dediğim için yavaş yavaş artık bir şeyleri kökten değiştirmektense ondan ne şekilde faydalanabileceğimin yollarını arıyorum.
Bu da bence yetişkin olmanın çok böyle ortasından bir yerden olaya dalmışım gibi hissettiriyor ve bence harbiden yetişkin olma sanatını da yapıyoruz bir yerde diye düşünüyorum.
Herkes tarafından sevilmeyeceğinizi kabul etmek kadar,
herkesi sevmek zorunda olmadığınızı da kabul etmek insana çok büyük bir iç huzur getiriyormuş.
Belki de son iki haftada, çünkü iki hafta, yirmi gün falan oluyor yani ben tekrardan İtalya'ya döneli.
Bunu çok yoğun bir şekilde hissediyorum.
Arkadaşlarım böyle hadi gel şunu yapalım, hadi gel seni şununla tanıştırayım diyor.
Ve gerçekten artık hayır demenin, belki de hem o arkadaşla hem kendime,
o esnada verilebilecek en doğru cevap olduğunu, en saygılı ve en gerçekten o arkadaşlığı, o ilişkiyi gerçekten sayan bir noktada bir yanıt olduğunu kabul etmeye başladım.
Hayırı kabul etmek, konsantin sadece böyle bireysel ikili...
İlişkilerde değil de hayatın her anlamında olduğunu kabul etmek ve bazı şeylere hayır demenin,
beraberinde çok büyük bir negatiflik getirmediğini kabul etmek de çok büyük bir iç rahatlığı.
Çünkü gerçekten insanları memnun etmek ve kimsenin aklı gönlü kalmasın diye böyle bir people pleaser'a dönüşmek gerçekten insanı çok yoruyor.
Bütün enerjisini gerçekten sömürüyor.
Ve ben de yoğun bir dönemden ve belki biraz da duygusal anlamda da çok yorulduğum bir süreçten çıkıp hatta hala çıkmaya çalışırken tekrar buraya gelince kendimi artık bir set çizmeye başladım.
Ama bu set ya da bu çerçeve kendimizi sınırlandırmak gibi değil de yani gerçekten bazen bir çerçeve çizmek sizi o şeyin dışına çıkmaktan alıkoyabilir.
Ama bazen gerçekten nihayetinde korumak ama bir o kadar da duvara asmak istediğiniz bir şey gördüğünüzde bir şey bulduğunuzda hayatınızda ki bu kendiniz bile olabilirsiniz.
Onu artık uygun bir çerçeveye oturtmak ve duvara asmak, onu yalın haliyle duvara yapıştırmak ve yarın bir gün taşınırken, oradan ayrılırken, onu duvardan sökerken zedeleme ihtimalinden çok daha aslında karlı ve mantıklı geliyor insanın aklına.
Burada tabii çok metaforik bir konuştum bilmiyorum ama aslında bahsettiğim şey şu.
İnsanlar değişir, insanın hayatındaki ilişki dinamikleri değişir.
İnsanlar taşınır, evlerden atılır, evler yıkılır hatta.
Ve bazen o enkazın altında debelenir dururuz.
Ama bir yeri ev yapabilmek için onu böyle kişiselleştirir, bir köşeye bir şey koyar, bir duvara bir şey asarsınız mesela.
aslında şeye de duvarı incitmekten korktuğunuz kadar değer vermeye başladığınızda
onu bir çerçeveye koymak istiyorsunuz.
Ve bu sınırlandırmak değil, aslında o çerçeveye koyduğunuz resmin, fotoğrafın sınırlarına saygı duymak oluyor.
O yüzden ben artık yavaş yavaş özellikle çok radikal bir şekilde 20'lerimde verdiğim bazı kararların
belki tersininin o kadar da kötü olmadığını
ya da tersinin de gerçekten farklı kazançlar getirebileceğini fark ettiğim bir döneme girdim.
Bundan da çok mutluyum.
Kendimi çok wise hissediyorum.
Bilmiyorum sesim falan da öyle geliyor bence.
Çok wise'ım böyle.
Çok hani sanki 5 dakika önce meditasyondan kalkmış gibi falanım.
Böyle toprak anayla falan buluştum sanki az önce.
Topraklanıp gelmiş gibiyim.
Yani demem o ki
tabii bunu dating eve nasıl bağlayacağım?
Bakın şöyle bağlayacağım.
Şimdi giriyorsunuz, binlerce insan, binlerce insan sağa atıyorsun, sola atıyorsun, süper like atıyorsun, konuşuyorsun vs.
İnsanın içinde ister istemez şu aşlıyor.
Ya iyi güzel de diğerlerine de bir baksam.
Ya da birisinde mesela tamam diyorsunuz ben buna zaman ayıracağım.
Ya acaba yine de kapatmayayım hesap dursun şimdi belki biriyle tanışırım falan.
ama bu mantığın aslında
zaman ve emek harcayacağınız kişiye
ve belki de kendinize de
yaptığınız bir haksızlık olabileceğini
düşünmeye başladım. Ben en azından
bu çıkarımı yaptım ve bir anda
o kadar seçenek
aslında bir dating app
kullanmadan önce, kendi arkadaş
çevremi oluşturmadan önce
ne kadar böyle yalnız ya da
tek düzey yaşıyorsam
ondan daha da yalnız ve ondan daha
opsiyonsuz bıraktı beni. O kadar
fazla seçenek vardı ki hani
böyle bir pastaneye gidersiniz binlerce
seçenek vardır ve artık ne yiyeceğinize
karar verememekten ve
pişman olma endişesinden
ya şimdi buna paramı acaba
heba mı edeceğim demekten ya hep bildiğinizi
denersiniz ya da hiçbir şey denemeden çıkar
gidersiniz olan o pastanede
geçirdiğiniz süreye olur gibi bir şeye
dönüştü. O yüzden
bu bölümün aslında çıkış noktası da bu.
Çok seçenek hiç seçenektir. Çünkü
bazen gerçekten insanın elini kolunu bağlar.
O yüzden biraz daha böyle
Bu tabii dating app'te olur, dışarısı da olur, okulda olur, ne bileyim bir bar olur, bir şey olur.
Daha önceden tanıştığım ama tekrar karşıma çıkan bir insan olur.
Ne olursa olsun biraz artık galiba bir şeyleri hayatın akışına bırakmak istiyorum.
Yani dating app'te de tabii ki tanışabilirim ama hani hayat onu karşıma çıkarsın, ben aramayayım.
Çünkü hatırlarsanız bir bölümde şeyden bahsetmiştim.
Abi bu doğru insanın, hani doğru insan dediğimiz kavram.
hakikaten varsa ki ben bunun çok büyük bir destekçisiyim buna çok inanıyorum.
Bu da benim batıl inancım belki de.
Ben de o insan için doğruyum.
Peki ya ben böyle fellik fellik onu her yerde ararken
ya o da beni arıyorsa ya benim aslında tek yapmam gereken şu an içinde olduğum anın tadını çıkartmak
oturmak soluklanmaksa ve oturduğum banka doğru insan oturacaksa
ya ben bu böyle telaşla o kişiyi bulma paniğindeyken
ya 5 dakika önce bulunduğum sokaktan geçiyorsa o da beni bulmak için.
Bu böyle çok romantik ve aslında çok da klişe bir düşünce belki ama
beni gerçekten biraz durmaya, hayatın tadını çıkartmaya ve her şeye yetişmemin o kadar da gerek olmadığına inandırdı.
O yüzden bu duyguya da aslında biraz müteşekkirim.
İnsanın biraz seçeneksiz kalması ve o anına neyin iyi geleceğini belki de zor yoldan öğrenmesi o kadar da kötü bir şey değil.
Böyle biraz oturduğunuzda ve kendinizle baş başa kaldığınızda insanın aslında ne kadar söyleyecek şey olduğunu fark ettiği böyle çok nadide anlar oluyor.
Ben de galiba biraz bunu yaşıyorum.
Sessizlik anında böyle ne istediğimi aslında Simay bana çok güzel söylüyor.
Mesela böyle birisiyle bir bira içiyordum böyle oturduk bira içiyoruz, sohbet ediyoruz.
Yoğun bir gün hani bir bira içip günü kapatalım sonra dağılalım dedik.
ve ben o insanla zaman geçirirken
gayet keyif de alırken
arkadaşımla
kesinlikle arkadaşımı sevmediğimden değil
geçirdiğim zamandan böyle şikayetçi olduğumdan
da değil ama o an
içinde bulunsam çok daha
keyif alacağım yanında olsam çok daha
iyi hissedeceğim bir insan geldi aklıma ve
tamam ya hani
ben bunu yapacağım galiba dedim ve
kalktım oraya gittim
çünkü
fazlaca seçeneğim yoktu
böyle hayatımda bir sessizlik hakimdi.
Ve o noktada içimden bir şey bana zaten neyi istediğimi söyledi.
Yani aslında özellikle seçenekten kastımız insanlar olduğunda
yani vitrinde gördüğümüz pastalardan, böreklerden ibaret olmayınca
insanlar da haliyle konuşuyor, paylaşıyor, hissediyor, sana bir şeyleri yansıtıyor.
Ve o gürültüde, gerçekten sanki çok kalabalık bir ortamdaymışsınız gibi
insanın kendi düşüncelerini bile duyması bazen çok mümkün olmuyor.
O yüzden kendinizi bazen seçeneksiz bırakmak, daha doğrusu seçeneksiz bırakmak değil de seçmek eyleminden biraz olsun alıkoymak ve başka eylemlere yönelmek, sessiz kalmak, düşünmek, dinlemek, duygularına yönelmek vs. vs.
O zaman aslında ne istediğine karar veriyorsun.
Belki yine ne yemek istediğine, ne içmek istediğine karar vermiyorsun ama hangi semtte olmak istediğine, kimle olmak istediğine, akşam mı sabah mı olmak istediğine,
vapurla mı metro ile mi gitmek istediğine karar vermeye başlıyorsun.
Ve zaten aslında yine hem kendimde hem de bunu dinleyen ve bu düşünceye sahip olan insanlarla değiştirmek istediğim bir düşünce de
her şeye tek bir oturuşta karar vermek zorunluluğumuz yok aslında.
Bazı şeyler yolda da karar verilir.
Sen ne giyeceğine ve hangi semtte olmak istediğine karar verirsin.
Yola çıktığında ne yemek istediğine.
vardıktan sonra şu an acaba kimi arasam noktasında, kiminle olmak istediğine,
günü bir birayla mı bir kahveyle mi kapatmak istediğine ve eve hangi araçla döneceğine yolda da karar verebilirsin.
Hatta bazen yola çıktıktan sonra çok daha et hissetmeyip geri dönmek de bir o kadar da normaldir.
Ve yine kendince bir seçenektir.
O yüzden yavaş yavaş böyle özellikle böyle competition çağında olduğumuz için, ya Türkçesini unuttum anla işte, yarış falan, mücadele aynı şey, neyse siz anladınız.
Öyle bir dönemin içinde de olduğumuzdan böyle to do listlerde bir sürü teskin olması, bir sürü şey yapmak, bir sürü şeyi başarmak.
Bugün işte sabah kalktım akşama kadar bin tane iş hallettimler falan.
Ya da işte yakalamak ya.
Yani o kadar yorucu ki.
Yani şimdi ev arkadaşımla Tinder kullanıyoruz.
Bazen de aynı insanlarla falan eşleşiyoruz tamam mı?
Ve şey yani.
Hani abi orada bile fark ediyorsun yani.
Fıstık gibi kız tamam mı?
Kendimi de beğeniyorum şimdi.
Adamın seçeneklere bak.
Bir ben bir de benim ev arkadaşım.
Yani benim seçeneklere bakıyoruz.
onlar da çok, arkadaşımın da öyle falan.
Hani seçenekler çok bilmem ne.
E şimdi biz bunların hepsini
yakalamaya mı çalışacağız yani?
Hepsinin beğenisini kazanmaya ya da
gerçekten işte hepsince
böyle onaylanıp sonra içlerinden bir tanesini
seçmeye mi çalışacağız? Yani buna hayat yetmez.
Gerçekten mümkün değil. O yüzden
galiba biraz yaşamak,
yaşarken seçmek ve böyle
belki de hasbelkader o sırada
seninle aynı pastaneye giren,
aynı yoldan yürüyen birisi tarafından
seçilmektir belki de olan.
Ya belki de günün sonunda gerçekten aşk dediğimiz şey
o kadar şarkıyla anlatılıyor ama
Bülent Ortaçgil'in 1 Eylül akşamıyla
özetlenebilecek bir şeydir bilmiyorum.
Yine bir şekilde aşka bağladım.
Ama ben ihtimalleri çok seven bir insanım.
Kafamda her şeyi planladığımda
bence gerçekten kimsenin kağıt parası
dönüp dolaşıp benim cebime girmez.
Ben kredi kartı kullanan bir insanım.
Nakitte taşımam.
Ama bazen spontane olmak
ve neyin nerede lazım olacağını bilmediğinden
cebinde şöyle bir 15-20 euro olarak söylüyorum.
Taşımak lazım.
Çünkü ne olacağı belli olmuyor.
Hayat sana seçenekler sunuyor.
Bir şeyi çok beğeniyorsun.
Adam diyor ki burada kart geçmiyor.
O yüzden kendine bir şeyleri beğenebilmek için alan açmak
ve nihayet bir şeyler hoşuna gittiğinde
ona erişebilmek için erişebileceğin yolları çeşitlendirmek
belki de en güzel seçenek.
Yani kart da taşırsın, nakit de taşırsın.
yanında borç alabileceğin bir arkadaşınla da dolaşırsın
ve hayat bir gün karşına beğendiğin bir şey çıkarttığında
of keşke onu alsaydım demezsin.
Keşkeleri elimine edersin.
Bu tarz seçenekler ben bunlara okeyim.
Ama onun dışında binlerce beğenebileceğim şey var ne yapacağım?
O zaman cebinde binlerce lira da olsa, binlerce kart da olsa
herkes sana dur dur ben hediye edeyim para ödeme de dese
bazen dükkandan elim boş çıkıyorsun.
İşte bu da çok seçenek hiç seçenektir falan.
Bunlara geliyor.
Bilmiyorum çok tatlı küçük bir sohbet etmek istedim sizinle.
Ve iptalence dersim de başladı bile.
Ben kaçıyorum.
Sizi çok seviyorum.
Siz umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Bu gecede bu bölümü dinleyip uyuduktan sonra bir seçeneklerinizi değerlendirin bakalım.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
