
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
Sevgili konuğum Esin ile, İstanbul'u, hayatın ve şehirlerin bizi getirdiği noktayı, varış noktamıza ulaşsak da tam olamamaları konuştuk. Affetmeyi, boş özürleri ve tüm bu yaşadıklarımızla "biz olduk mu?"yu konuştuğumuz Sen O Kız Değil Misin?'in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Transkript
Altyazı M.K.
Seninle tanıdık geleceği Esin'le birlikteyim.
Hoş geldin Esin.
Hoş bulduk.
Nasılsın?
Teşekkür ederim İgit'im.
Biraz heyecanlıyım yine.
Sen nasılsın?
Ben de çok heyecanlıyım.
Yani seninle ilk birlikte böyle bir bölüm kaydetmeye karar verdiğimizde neredeyse bir yıl önceydi.
Ve cinsellik üzerine konuşmuştuk.
Ki bence konuşulması zor.
Benim açımdan da ki bence genel olarak bizim jenerasyonda da zorlanılan bir konu.
O yüzden o bölümde gelip bana bu noktada destek olduğun için zaten çok teşekkür ederim.
O bölümden çok ilham alarak aslında ya bence bu kızla konuşulacak çok şey var diyerek yine seni çağırdım.
O yüzden reddetmeyip yine geldiğin için çok teşekkür ederim.
Bir sene içerisinde neler yaptın seni görmeyeli, seni dinlemeyeli?
Neler değişti Esin tanımında, Lügat'ında?
Biraz zor bir soru çünkü bu bir yıl benim için biraz zor bir yıldı da bir yandan.
mesela artık şu anda
o sıralarda çalıştığım işte çalışmıyorum
o sıralar görüştüğüm bazı insanlarla
artık görüşmüyorum ve yaşadığım
yere de aynı baktığımı düşünmüyorum
mesela son bir yıl içinde
İstanbul mu? Evet İstanbul'da
biraz farklı hayallerim
var artık farklı şeyler yapmak istiyorum
ama yazmaya devam ediyorum
galiba o kaldı baki kaldı
bende bir de genel olarak da
zor bir yıldı bence herkes için
Orada da aslında su üstünde kalmaya çalıştım daha çok öyle zamanlarda.
Nasıl değişti bakış açın İstanbul'a?
Çünkü ben yani bir sene önce giderken çok böyle hani güzel bir şeyi ve belki de nihayet artık tam anlamıyla deneyimleyebileceğimi düşündüm.
Hani iş hayatı biraz daha artık yetişkin bir şekilde İstanbul'u deneyimliyorsun noktasından bir anda apar topar ülke değiştirdim.
O yüzden bu bir hafta benim için böyle çok kısa bir İstanbul fragmanı oldu ve çok özlediğim ve belki de bir hafta kalacağım bildiğim için de aksilikleri böyle çok problem etmediğim bir noktadaydı.
Ama son bir yılda sen de sonuçta mezun olduk ve dağıldık ve İstanbul'da yaşamını sürdürüyorsun. O bakış açındaki değişiklikler neydi?
Ya İstanbul'un ben sahiden biraz lanetli bir şehir olduğuna inananlardanım.
Çünkü hep İstanbul'da yaşadım hayatım boyunca. Burada ailem de buradaydı, ben de hep buradaydım.
İstanbul'un insana garip bir bağlılık katıyor gerçekten ve gittiğin başka çoğu yer daha küçük geliyor gözüne ya da daha güvensiz geliyor bazen.
Aslında pek öyle olmasa da muhtemelen.
Bir yandan da yani İstanbul'da hayatta kalmak biraz daha zor bence artık.
Özellikle belli sınıflara ait değilsen, kendini artık daha dezavantajlı bir yerde görüyorsan.
biraz bilmiyorum başkalarının öteki dediği biriysen belki de
bunlar biraz daha zor hissettirdiğini düşünüyorum.
Özellikle son birkaç yılda İstanbul'da kalırken.
Ama İstanbul buna rağmen de mücadele için bazen daha fazla da yer sunan bir yer.
Böyle çok ikisinin bir karmaşası gibi orada bir denge tutturmak gerekiyor.
Bence İstanbul böyle inanılmaz aslında hani çok tutkulu bir partner.
ama gerçekten hani öyle de bir partner ki
bazı şeyleri tolere etmek zorundasın
yoksa sanki bu toksik bir ilişkiye evrilmeye de böyle ramak kalmış gibi hissettiriyor.
Hani ben o yüzden böyle senede bir hafta gelmek, on gün gelmek çok keyifli yani.
Hani bir şeyler oluyor hala, problemler.
Hala böyle insanların sana bakışının değiştiğini
ya da semtten semte giyeceğin ya da davranacağın
her biçimin aslında şekillenmesi gerektiğini hissediyorsun iliklerine kadar.
Ama yine de hani gerçekten belki laneti ben de hissediyorum ama senin bahsettiğin lanet mi bilmiyorum ama benimki biraz daha hani ne olursa olsun ve ne yaşatırsa yaşatsın sana ki ben de müthiş anılarla ayrılmadım İstanbul'dan.
Sende bir garip bir yeri oluyor yani o hani şey dedin ya o aslında çok hoşuma gitti.
Çok büyük geliyor yani İstanbul'a diğer yerler küçük geliyor.
Ama sanki biraz da şey seni o kadar içine hapsediyor ve içinde küçük kalıyorsun ki belli bir yerden sonra da artık sen başka yerlere büyük gelmeye başlıyorsun.
Ve biz de aslında o büyüklenmeciliği hisseden çok insanlar değiliz.
Belki bir noktada da iyi yani aslında İstanbul'un seni eğitmesi.
Ama tabii çok böyle kapsayıcı ve anaç bir eğitim mi?
O tabii tartışılır.
Ama ben çok seviyorum ya İstanbul'u.
Bambaşka gerçekten.
Ya İstanbul kişiyi de büyütüyor.
Bence sahiden büyütüyor.
Burada bazen evet kendini çok küçük hissedebilirsin.
Bunu da anlıyorum.
Ben de böyle hissediyorum.
Ama bazen de değil yani gerçekten bazen de böyle o kadar çok şeyle doluyorsun ki ister istemez.
Yani istemesen bile etrafında çok fazla şey var sokağa çıktığında ya da başka insanlarla karşılaştığında.
Çok fazla da şey biriktirdiğin bir yer başka bir yere gittiğinde aynı şeyi bulamıyorsun yani.
Şey gibi yani böyle yanlış arkadaş grubunda bir şaka yapmak gibi yani.
Yani o şakayı anlayabilecek insanların yanında yapmadın ve artık hani o garip insan sensin.
Halbuki doğru yerlere doğru zamanda yaptığında bu da İstanbul'un bir laneti olabilir gerçekten.
Çünkü bana yabancı arkadaşlarım sorduğunda İstanbul nasıl bir yer diye.
Hep ilk tanımladığım şey şu oluyor.
Yani herkese bir yer var.
Yani muhafazakarsan da çok açık yaşamak istiyorsan da çok aykırıysan da tabii ki her sınıfın ve belki de her kategorizasyonun farklı zorlukları oluyor.
Ama yine de kendine göre bir yer bulabiliyorsun.
Hatta şey çok garibime geliyor benim.
Bir semtten bir semte sevgilinin elini tutabiliten bile değişiyor yani.
Yasaklar başlıyor ya da yasaklar kalkıyor falan.
Yani bunlar konuşulmuş yasaklar da değil aslında.
Tamamen hissettirilen ve artık kemikleşmiş yasaklar, kurallar.
Bu bile bana böyle çok romantize etmek mi yoksa hani harbiden güzellemezsen de yaşamanın tadı çıkmayacağını düşündüğümden mi bilmiyorum ama
hani farklı da bir ahenk veriyor açıkçası.
Ama şeyi çok merak ediyorum.
Bu benim birkaç belki aydır hep kafamda ve senin fikrini çok merak ediyorum.
Ben şehirlere çok cinsiyet atamaya başladım.
Sanki yeterince her şeyi atamıyormuşuz gibi.
Ama İstanbul bana hep bir kadın hissettiriyor.
Sen ne düşünüyorsun bu konuda?
Muhtemelen pek düşünmemişsindir ama
çok merak ediyorum.
Bu ilk düşünme anını buraya getirmeni çok istiyorum.
Ya bilmiyorum.
Olmayabilir.
Bence İstanbul'un non-binary bir şehir olabilir.
Bence kesinlikle erkek değil.
Bunu şeyden söyledim yani o tanımlaması da çünkü zor bir şehir.
Bazen çok erkek bir şehirde bence.
Yani garip bir şekilde üstünde baskısını hissediyorsun çünkü.
Bu aslında biraz da üzücü.
Gerçekten işin içine baskı ve belki kısıtlanmalar girdiğinde daha maskülen bir İstanbul olarak ona bir yakıştırmada bir kimlikte bulunuyorsun.
Ama böyle benim mesela İstanbul'u kadın nitelendirmem çok mücadeleci olması, çok mücadele etmek zorunda bırakılması belki de.
Ve bütün buna rağmen güzel olması yani hani aslında tam bizim ya sadece ki bizim de değil üst jenerasyonların ve belki bundan sonralarının da hissedeceği
O hani bir nokta yani ne kadar aslında terminolojiyi genişletirsek genişletelim.
Ne kadar kalıplardan sıyrılırsak sıyrılalım.
Bazı atanmışlıklar var gerçekten ve hani kadın güzel olmalı ya da bir kadın alımlılığı dediğimiz şey çok sıyrılması zor.
Ve İstanbul belki de o güzelliği, o alımlılığı, flört özlüğü ya da her ne olursa ve ne kadar şey onu tutmaya çalışırsa çalışsın hep İstanbul olarak kalmasıyla bana çok güçlü bir kadın olarak hissettiriyor.
Hani aynı hissi de hep Napoli için yaşamıştım ki ikisi de çok yıkık dökük şehirler.
O da belki çok altı kazılabilecek bir şey ama benim için çok güçlü ve çok idol olarak görülebilecek bir kadın İstanbul.
Yani İstanbul biraz şöyle de bir şehir.
Yani aslında her sokağı bence farklı.
Semti bırak.
Bir de insanlar yani çok fazla insan var.
Bu tek başına her zaman iyi bir şey değil.
Çok kalabalık bir şehir mesela İstanbul.
Kendi başına kalmak zorlaşıyor.
İşte sokaklarda öylesine bile yürümek zorlaşıyor.
O yüzden de bu bazen daha şey hissettirebiliyor insana.
İyi bir şey de olabiliyor.
Yani tüm o sokaklarda yürürken yani burada yürüyoruz mesela.
Hani burada 8 Mart'ı kutlamanın, burada Onur Yürüyüş'ünü kutlamanın etkisi çok başka.
Çünkü evet kalabalık da aynı zamanda ya da biz de daha kalabalığız hissini de veren bir şehir İstanbul.
Ama bazen de o kadar tekinsiz hissediyorsun ki kendini.
Yalnız gibi biraz.
Ya evet yani o yüzden biraz işte insanın kendisiyle de ilgili bence.
Yani senin belki bir şehre nasıl baktığın, kendine nasıl baktığın vesaire İstanbul bunlardan da çok etkilenen bir şehir yani.
Doğru.
O yüzden çok değişiyor çok garip böyle herkesi farklı aynalıyor gibi.
İstanbul bile aslında akışkan diyebiliriz yani.
O yüzden çok da etiketlemeye gerek yok belki de.
Aslında bugün benim ki biz biliyorsun yani konuyu çok yakın zamanda karar verdik.
Çok sen daha buraya gelirken.
Benim aslında seninle bugün konuşmak istediğim daha doğrusu sana sormak ve seninle istişare etmek istediğim bir şey var.
Biz seninle lisanslan arkadaşız.
Ve yani çok da sürekli bir şeyler yapan çok görüşen insanlar da değildik.
Ama bir noktada elektriğimiz tuttu ve bir şekilde aslında iletişimi hep sürdürdük.
Yani genellikle bir şeyleri tartışarak hatta birilerini eleştirerek belki de o iletişimi hep sıcak tuttuk bence.
Ki bugün buradasın.
Ben yani sonuçta biz psikolojiden çıkmış ve çok da aslında sanki kariyerini o noktada ilerletmeyen insanlar olarak aslında şu an bu masadayız.
Benim sana sorum şu çünkü ben cevabı bilmiyorum.
Biz olduk mu?
Yok ben olmadım.
Ben olmadığımı düşünüyorum ama neyi olmadım?
Yani ben biraz bilerek bir şeyleri hani parçaları bir araya getirmedim.
Onu getirmeyince de olmuyor yani.
Ben sana biz olduk mu dediğimde olmuş bütün ne olarak geldi aklına?
İşte ne parçası varsa aslında bir yapboz gibi bir araya getirdiğinde işte bir şekil şükür oluyor mu olmuşluğunu düşündüm yani.
Dolayısıyla da kendimi biraz daha dağınık gördüğüm için o şey neyse işte psikolojiyi yapmanın kendisi neyse orada görmediğim için aslında olmadım yani.
Yani ben de çok olduğumu düşünmüyorum ne yalan söyleyeyim ve hatta böyle olmaktan yani oldum ben piştim demekten de sanki biraz kaçınıyorum gibi hissediyorum.
Çünkü düşününce aslında yani oldum dedikten sonrası nedir bu yolun hani o noktaya ulaşınca insanlar ne yapar çok tahayyül edebildiğim bir şey değil çünkü oldum olası hep bir pişme sekansı içerisindeyim yani bir de insan kendisi bir pişme sürecinde bile olsa hayat içerisinde sürekli başka malzemelerden aslında sürekli bir şeylerin dahil olması içerisinde aslında yani gerçekten aslında belki de bir tencere yemek yapmak gibi.
sen belki o yemeğin hani ana unsuru olarak bir başrol olarak orada pişiyorsun.
O yemeğe sen ismini veriyorsun yani.
Ama işte seninle birlikte başka garnitürler, belli bir seviye su, belli bir seviye sıcaklık hep sürece dahil oluyor.
O yüzden aslında ister istemez çok da başkalarıyla ve başka şeylerle etkileşim halinde olduğun bir süreç.
Ve her sebzenin, her işte ne bileyim her ürünün aslında kendi pişme kaynama süresi olduğu gibi
Bazı şeyler de sürece çok sonradan dahil oluyor.
Ya da çok sonradan eklemen gereken bir şeyi onun pişme süresi çok farklı diye farklı proseslerden geçiriyorsun falan.
Ve bunun sonunda bir yemek yiyorsun belki de bir ürünü ortaya çıkartıyorsun.
Ama sonra da onu yemek, onu hazmetmek, onu yıkamak, toparlamak ve belki de mutfağı bir sonraki güne hazırlamak kalıyor.
Hani o yüzden benim kafamda olmak ne pişmek ne yemek ne bulaşıkları kaldırmak.
Yani aslında bütün bu konseptmiş gibi.
Oluş gibi yani.
Ve oldum dediğimde bir sonraki adımda yapacak hiçbir şeyim kalmayacakmış gibi hissediyorum.
O yüzden olmamış olmak bana daha olumlu çağrışımlar yaratıyor ne yalan söyleyeyim.
Ya bir de yani bu benim sık referans verdiğim bir şey aslında.
Yine olmak biraz sanki insanlara genelde büyümek gibi geliyor.
Bana da tam tersi yani büyük bir şey yapmakla hiçbir zaman bir merakım yok.
Küçük kalmak iyidir bence daha çabuk değişirsin yani.
Sonra o büyük şeyi değiştirmek, o katı şeyi artık şekil almış şeyi değiştirmek daha zor oluyor bence.
Biraz gerçekten aslında bu da benim son dönemde fark ettiğim bir şey.
Atö sözleri o kadar da kötü olmayabilir gibi.
Ve gerçekten belki bu ağaç yaşken eğilir çok da yanlış bir söylem olmayabilir.
Gerçekten bir şey artık katılaştığında, çok büyüdüğünde.
Senin de dediğin gibi onu değiştirmek çok daha fazla aslında emek ve efor gerektiriyor.
Ve ben bu küçük parçaların daha anlamlı olabilitesinin de yani bunun daha negatif algılanmasının da biraz eski jenerasyonların bize yüklediği bir düşünce olduğunu düşünüyorum.
Hani mesela ev almanın, araba almanın ya da devlet dairesinde çalışmanın çok böyle altın bilezik gibi görüldüğü.
Yani ben dövme yaptırırken ama yaptırma bak sen psikolog olacaksın.
Kimse sormuyor bile yani ama sen psikolog olacaksın ama ya hastaneye atanırsanların falan.
sürekli böyle benim o anki Simay'ın hissettiği, yaptırmak istediği bir dövmeyi, dinlemek istediği bir şarkıyı, gitmek istediği bir eventi etkilediği süreçlerden geçtim.
Ve bütün aslında bu olanlar hani gerçekten senin de dediğin o büyük bir bütün, tek bir bütünü aslında oluşturmaya tekabül ediyordu.
Ama günün sonunda sana kimse sormuyor tamam da bu büyüklük senin istediğin bir şey mi?
Yani belki gerçekten o küçük şeyler daha keyif verici.
ve yani mesela ben olmamış bir insanım bence sen de öyle olduğunu düşünüyorsun
ve biz burada ikimiz başka bir olmamışlıktan olur bir şey yaratmaya çalışıyoruz.
Bu bence aşırı keyifli ve yani belki şu an içinde bulunduğumuz ekonomi bir ev bir ara bağlıdırmaz ama
bizim yaptığımızı da bizden önceki jenerasyonların kolay kolay yapabileceğini düşünüyorum ben.
Evet ben de öyle biraz çünkü şey yanı da var bunun.
yani aslında gün sonunda sen
kendini iyi hissetmek için bir şeyler deniyorsun
bunun o yüzden çok doğrusu yanlışı da yok
yani başka biri de kendini çok olmuş hissediyorsa
yani eyvallah falan diyorum genelde
ama şöyle de bir şey var
yani daha çok eğleniyorum ben mesela
artık farklı şeyler denerken
yani olmuyor tekrar deniyorsun
baştan başlıyorsun işte başka bir şey yapıyorsun
O da eline yüzüne bulaşıyor.
Alışıyorsun çünkü.
Ve orada eğlenmenin bir yolunu buluyorsun.
Öbür türlü biraz sıkıcılaşıyorsun bence.
Ben önceden mesela 2-3 yıl önce çok daha sıkıcı bir insan olduğumu düşünüyorum.
Şu an öyle değilim bence.
Şu an daha iyiyim yani.
Bir yandan da aklımdan şey getirdim.
Benim de dövmem var.
Çalışamıyorum Rizvi Devlet Dairesi'nde.
Geçtik yani onu öyle mi?
Fondöten falan çıktı yani.
Kapatırsın onda bir sıkıntı olacağını zannediliyorum ben.
Bence hiç kimseye kapanmadıysa bana kapanmıştır yani elime de yaptırdım çünkü.
Ben kapalı yerlerime yaptırdım.
O zaman sıkıntı olduğunu hiç gözükmüyor yani.
Yani bu da aslında yani şey hani bir de bence biz artık sadece suratına bakılınca çok da normal olmadığı belli olan insanlarız.
Yani benim alnımda ezel gibi şurada böyle bir Ankara dövmesi olsa ne fark eder olmasa ne fark eder ki ben hani terapi gözünden de şunu düşünüyorum açıkçası.
Hani terapide veriyorum ki bence bu çok komik bir şey yani benim terapi vermem.
Hala hani belki büyümeye dair yaptığım en yakın eylem.
Ve hani bir yandan da aslında düşünüyorum.
Bazen çünkü bir seans bir açıyorlar kamerayı.
Benim kaşlarım bleachli artık yani.
Ya da bir açıyorlar saçlarımı çok kısa kestirmişim.
Bir açıyorlar piercing yaptırmışım falan.
Bence bu da aslında hatırlıyor musun?
Bize lisansta hep şeyi öğretirlerdi işte.
Çok da üzerinizde onların sizinle ilgili çıkarım yapabileceği bir sembol taşımayın.
Yani bence ben birçok sembolle geziyorum yani hani bu sembol bir haç takmak ya da belki başka bir şey değil ama aslında sadece düşünce yapın bile konuşmadan dış görünüşten yansıyan insanlara dönüşüyoruz ister istemez ve bence bu çok okey bir şey.
Gerçek hayatta dating app kullanmak gibi dating app'te gerçek hayatı bulmak değil de hani küçük nüanslardan o insanın karakterini analiz etmeye çalışıyorsun.
bence bu mesela psikolojide
kesinlikle artık yerle bir edilmeli
yeniden inşa edilmeli yani ben
mesela kendi terapistimin
bir gün piercingle gelmesini
bir gün saçını kestirmesi beni rahatsız etmez
aksine bana çok daha alan açar yani
dinlenilebilir ve anlaşılabilir olmaya
dair daha umut verici olduğunu
düşünüyorum bence bu farklı
olmak falan yani devlet dairesine
girip girmemek ya da iyi bir terapist
olup olmamak gerçekten benim nasıl
göründüğümle ya da neremde ne olduğuyla
ölçülecekse
Ben mi o işe layığım yoksa o iş bana mı layık?
Hani artık tersine sormamız gerektiğini düşünüyorum ben bu soruları biraz.
Evet senin aslında daha farklı bir deneyimin var sahiden.
Ben çünkü hiç terapi vermedim ya da bir terapist kimliğimle hiç herhangi birinin karşısında olmadım.
Genelde bunu yıkmak üzerine bir kariyerim oldu tam tersine.
Etrafıma yargı dağıtıp aslında çok da psikolog olmadığımı söylemeye çalıştığım anlar yaşadım hatta.
Çünkü insanlar bazen gerçekten psikoloji okuduğunu ve biraz da o sıralar alanına ilgiliysen ben aslında alana ilgiliyim de bir de öyle bir tarafı var.
Yani çok okuyorum hala alanla ilgili.
Bununla ilgili bir şeyler konuşuluyorsa ve bende dahil oluyorsam beni böyle biraz bir yere koyuyorlar gibi oluyor.
Onu anlıyorum.
Sonra hemen ondan çıkmak için hem de aslında benim de yani biraz farklı bir tarafımın da olduğunu yani gerçekten artık daha eğlenceli ya da böyle daha kendim gibi biri olmaya çalıştığımı anlatmak için.
böyle etrafa yargı dağıtmaya
başlıyorum. Çok da eğleniyorum bunu yaparken.
Kendime de ya da aynı
şekilde. Bence bunlar
çok önemli şeyler ya. Bunu
tabii ki ciddi bir yerden söylemiyorum ama
yani başkaları hakkında dedikodu yapmak
mesela dedikodu yapmak dünyanın en keyifli
şeyidir yani. Terapatiktir bence.
Evet yani bu şey gibi zannediliyor.
Yok biz sadece hiçbir şey konuşmuyoruz.
Kendimizle de aslında dolayısıyla
hiç de dışarıya bir done vermiyoruz
gibi. Yani bu çok insanı
yine kapatan bir şey. Evet.
Ve aslında çoğu terapistin de ben en azından benim yine takip ettiğim ve alana yeni eleştirel bir şey katmaya çalışan terapistlerin de böyle olmadığını görüyorum.
Yani o da bence baya iyi.
Ya bence de zaten yani aslında biraz da bu terapi ortamını ayaklarını yere basan bir noktaya getirmemiz gerekiyor.
Yani karşındaki bir insan zaman zaman o da bir şeyler hissedebilir.
Bazen ben böyle arkadaşlarımdan ya da internetten falan bazı böyle terapi deneyimleri duyuyorum.
Duyuyorum işte bir şey yaptım ve terapistim çok güldü ya da söylediğim bir şeye terapistim çok duygulandı veya terapistim bana işte saçımı nerede kestirdiğimi sordu.
Böyle bu İstanbul Üniversitesi psikoloji kimliğime bir tokat gibi çarpıyor.
Hayır yapamazsın falan oluyorum.
Ama psikolojiyi okumuş ve kendince yorumlamış Simay bunu duyduğunda aslında bir noktada çok da mutlu oluyor.
Yani sanki şey gibi muhafazakar ailenin baskılanmış çocuğu nihayet onun için birilerinin sesini yükselttiğini fark ediyormuş gibi.
Çıkamıyorum o ses yükseltmeleri o sloganlara ama benim için orada birileri sesini yükseltiyor gibi hissediyorum.
Yani bence bunları normalize etmemiz lazım.
Yani terapistin ağlayabilir aslında çünkü hani ağlamamalı belki ağlamasa daha iyi olur belki.
Evet bu belki etkiler bir şeyleri ama ağladığında da o insanı sonuçta meslekten men edemezsin.
Sonuçta bazı insanilikler girecek işin içine ya da bir doktor bir ameliyat masasındaki hastası için bazı duygulanımlar hissedebiliyorsa
bu neden bizim mesleğimize gelince bu kadar sarsılmaz bir şeymiş gibi görülüyor anlamıyorum.
Bir de beni rahatsız eden şey bence sende de vardır bu.
Bu insanların seni şu an geldiğin konumu ve sahip olduğun karakteri psikoloji okuduğun için böyle olmuşsun gibi yorumlamaları beni en rahatsız eden şey bu.
Yani ben böyle olduğum için psikoloji okudum.
Psikoloji okuduğum için böyle olmadı mı yani?
Ya evet o da ayrı bir tarafı gerçekten civcikli tarafı bu işin.
Yani psikoloji okuyunca bir şeylerin değiştiğini düşünüyorum.
En azından benim tarafımda öyle oldu.
Çünkü çok insana beslenebildiğin ve fazlaca alan açan da bir tarafı var psikolojinin.
Özellikle ben lisansta sadece alan içinde kalmamaya da gayret etmiştim.
Ve dolayısıyla alanın gittiği başka yerlerde de ne varı biraz kovalamaya çalıştığımı düşünüyorum yani.
Bunu yaptığında keyifli bir şeye dönüşüyor.
Seni bayağı da değiştiriyor.
Belki şu anki esinin üstünde de etkisi vardır bunun.
ama yani bir yandan da
gerçekten psikoloji okudun diye
her zaman iyi bir dinleyici bile olmak
zorunda değilsin. Kesinlikle. Ben bazen
bazı insanları dinlerken de
sahiden sıkılıyorum. Çünkü şöyle
bir şey oluyor. Aslında kendimi
de diyorum ya yine sıkıcı bir insan
olduğumu bana fark ettiren anlar
kendi geçmişimden dolayısıyla
böyle bir tarafı da var
mesela ve şu an bunu inkar edecek halim yok
yani. Şeyi sormak
istemedin ya ben birkaç sene önce bence biraz
sıkıcıydım falan diye. Birkaç
sene önce öyle düşünüyor muydun? Bu beni çünkü
korkutan bir şey. Yani ben
şu anki Simo'yu çok seviyorum mesela.
Ama iki üç
sene önceki Simo'yu da çok seviyordum. Hani şu an
ikinizi aynı odaya sokamazsın.
Yani hani şey hani
böyle bazen
Instagram'da falan içerik görüyorum. İşte
şu an çok iyi giyindiğimi düşünüyorum ama
10 yıl önce de bunu düşünüyordum ve çok kötü
giyiniyordum yani. Hani bu
bir ilüzyon mu gerçekten? Yoksa insanın
gerçekten kendini sevdiği ve
önümüzdeki yıllarda da o versiyonunu
hala sevmeye devam edebileceği
yani kişi kendi
Pink Floyd'a olur mu? Ben bunu çok merak
ediyorum. Ya da işte Metallica'sı falan
Beatles'ı böyle dönüp dönüp dinlediği
böyle kült bir isim gibi
kendinin yıllar geçse de
seveceği bir divası haline gelir mi? Bunu çok
merak ediyorum yani.
İnsanın zaten çok fazla tarafı
var. Biraz
o fazla taraflarınla
ne kadar işte farkına varıp
yüzleşiyorsun. Benim eserim bu oldu
mesela. Ben bunu çok farklı şey
değildim yani bilmiyordum.
Muhtemelen 2-3 yıl önce de
kendimi sıkıcı görüyordum bence
ama bunu çok itiraf edecek ya da
bununla böyle
baş etmeye çalışacak bir şeyim
olmadığını düşünüyorum yani o sıralar.
Kendimde bir mekanizmanın ya da
etrafımda da belki beni
daha farklı noktaya taşıyabilecek
birilerinin olmadığını düşünüyorum
mesela. Şu an
kendimle daha iyi baş edebiliyorum ama
bunun nedeni kendi çevrimi de biraz artık
kendi yer artmış olman.
Bu aşırı doğru bence.
Yani bu konuda benim...
nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Ya da başladığınız zaman podcast'inizi
Fikrinizden yayına, format,
podcast.bpt yanınızda.
Açıklamadaki linke tıklayın, kısa testi
çözün ve podcast'iniz için en
uygun paketi hemen keşfedin.
de söyleyecek şeylerim var.
Çünkü ben çok radikal
bazı değişiklikler yaşayarak böyle
son iki sene çok
gerçekten hani karamboliden
aşağı yuvarlanmakla geçti ama belki de
hani iyi de oldu
çünkü zaten varış noktam aşağıda bir yerdeydi
belki de. Yani bu sürekli
zirveye çıkmayı da aslında güzellememek lazım.
İnsan sahile değinmek isteyebilir
kendi hayatında. Yani böyle
çok radikal hayatımdan çıkan insanlar
farklı beklentiler
farklı hayaller işin içine girdi.
Ve aslında şu an etrafımı
çevreleyen insanlar ve arkadaş
olarak kendime seçtiğim insanlar
çok inceleyerek ve sık dokuyarak
seçtiğim denemez.
Çok kısa sürede hayatıma giren
ama belki de böyle de olmasının çok da
kötü olmayacağı yani
hayatın böyle bir
belli işte
bunu takip etmelisin gibi sana verilen
instructionları takip etmekten ziyade
bazen ya ben
random bir kafeye bir restorana oturun ve inanılmaz güzel hani
başkalarının deneyimini dinleyen değil de deneyim veren taraf olmak gibi
yani şuraya gittim ve buraya kesinlikle gitmeyin ya da çok güzeldi diyebilecek bir
insana dönüştüğümü düşündüğümü, insana dönüştüğümü düşünüyorum.
Yani arkadaşlarımı çok buna göre şekillendirdim.
Çok kısa sürede böyle edindiğim arkadaşlarımdan hani böyle bir
yıldız bir kadro kurmuş gibi hissediyorum.
Ve belki de dediğin gibi kendime olan düşüncelerim illaki değişecektir ama
o çevrenin faktörü ve çevrene
bakınca onları sevmek ve o
insanların değişimine şahitlik
ederken onları sevmeye de devam etmek
asla umut verici. Yani bunu
seçtiğim insanlara yapabiliyorsam
demek ki hani o kadar da kötü tercihleri
olan bir insan değilim gibi.
Hissettiriyor bana. Şu da var
bence yani insanın kendiyle
ilişkisini romantize etmenin bazen
ucunu kaçırıyoruz. Yani
senin ben kendimi birkaç sene
önceki versiyonu şu an çok sıkıcı buluyorum
ya da belki o dönem bile buluyordum demem bence
daha gerçekçi. Çünkü
şu an hem romantik anlamda hem
arkadaşlık anlamında
arkadaşlıkların, ilişkilerin
ilizyonuna çok kapılıp ben niye
bu konumda değilim diye soruyoruz kendimize.
Halbuki insanın kendi ilişkisine
bile kendini çok sıkıcı bulduğu anlar oluyor.
Biraz bunları konuşmamız gerekiyor.
Bir de kesinlikle öyle
arkadaş edinmek de yani
şöyle de yine keyifli bir şey.
Yeni biriyle karşılaştığında çok
daha rahat artık
yani okey diyorum ben mesela. Bir 5-10'daki
Hakika veriyorum ve normalde yani belki de çok yüzüne bakmayacağım insanlar.
Bunun nedeni aslında benim zaten o kişiyle anlaşamayacağımı düşünmem.
Yani bana döndürmek istiyorum yine.
Şu an mesela konuşuyorum ne yaşına nasıl bir nene nasıl bir insan olduğuna ne yaptığına.
Benden çok farklı kariyeri olabilir çok başka bir yerde olabilir.
Durumu çok başka ekonomik durumu olabilir.
Yani konuşuyorum sadece yine ortak bir yerde buluşacak mıyım?
Bir şey beni çekecek mi mesela?
ya da o yaptığı herhangi bir şeye dair bir heyecan duyuyor mu?
Bunlara bakıyorum mesela.
Oluyorsa o insanla tekrar görüşebilirim.
Ya da tam tersi artık benim hayatımda çok uzun süre olsa da
bazen yani yaşama dair ya da yaptığı şeyler gerçekten heyecanını çok kaybetmiş birine
biraz destek olmaya çalışıyorum ama bir süre sonra o şeye dönüyor.
Yani böyle kendisi orada bir yerde ve sen yetmiyorsan
yani bence yoluna bakmanın da iyi bir şey olduğunu düşünüyorum.
Kesinlikle. Böyle bir tarafı var bu işin işte. O yüzden de bunları yaptıkça çevren değişiyor. Kendine bazı şeyleri hak görmelisin bir yerden sonra.
Çok katılıyorum. Yani ben yakın zamanda bunu da dinlemeyeceklerini bilerek söylüyorum aslında. Bu bile çok şey söylüyor bence.
Geçtiğimiz günlerde böyle çok uzun süredir belki gerçekten 10 yıldan fazladır tanıştığımız arkadaşlarımla böyle bir buluşma gerçekleştirdik.
Ve yani ben çok konuşan bir insanım yani bunu yapmasam bunu yapamıyorduk yani.
Hani çok konuşuyorum kendi özel hayatımda da insanlarla da kendi kendime de ve ben o masada çok belki de ilk defa kalabalık da olmamıza rağmen konuşabileceğim kimseyi bulamadım.
Ve gerçekten yani tabii ki keyif aldım belki de hani işte bir şeyler yiyoruz sohbet ediyoruz ama hani bir iş yemeğinden çok da farklı gelmedi bana.
Yani böyle şey oldum hani evet tamam çok da kötü değil ama gerçekten başka bir seçeneğim olsa hala zamanımı buna harcamayı tercih eder miydim noktasındaydım.
Ve oradan çıktığında kendime şunu söyledim ve belki de bunu sessiz söylemek de her yedin ağacı değildir.
Çünkü bunun duyulabilitesi de var ama bunu ben herkesin hissettiğine ve hissetmenin de çok da yadırganmaması gerektiğini düşünüyorum.
Bir insan hayatınızda 10 senedir var diye bir 10 seneden olmak zorunda değil.
Yani bir kıyafet dolabınızda işte 5 yıldır duruyor diye bir 10 yıl daha durmasın yani.
Giyiyor musun? Kullanıyor musun? O insan sana iyi geliyor mu?
Ya da çok iyi geldi mesela.
Ben çok yakın bir arkadaşımla bundan iki sene önce falan çok büyük bir tartışma yaşadım.
Ve o tartışma çok belki de döndürülebilirdi.
Hani gerçekten bir şeyler hallolabilirdi.
Ama o anki geldiğimiz konum hallolmaya değer de gelmedi bana.
Yani aslında tıpkı bir futbolcunun, bir oyuncunun artık kariyerinin tamamlanmış olması gibi.
Evet ondan farklı şeyler yapabilirsin.
Ama gerçekten değer mi?
Hani bazen gerçekten bırakıp güzel hatırlayıp aldığın kadarına kar görüp tamam artık yani bundan sonrası bitti ve ben 10 yılımı harcadım diye bir 10 yıl daha harcamayacağım diyebilmek çok kıymetli.
Belki o geçirdiğim geçmiş 10 yıl bana artık yenileri için bir alan açacak.
Yani aslında belki ben o 10 yıl boyunca o arkadaşlığımızda bir birikim yaptım kişisel bir birikim.
Şimdi o birikimimle kendime işte ev arsa almak gibi daha farklı arkadaşlıklar daha farklı ortamlar seçiyorum.
Bu çok gelenekçi geliyor bana yani her şey düzeltilebilir, her şey sürdürülebilir, her şey affedilebilir.
Ben buna katılmıyorum açıkçası.
Bence de yani ben de pek katılmıyorum.
Bir de şöyle de bir tarafı var.
Yani bir yerden sonra aslında hayata dair belli konularda bir arkadaşınla biraz ortaklaşman gerektiğini düşünüyorum.
Yani ben hayatın içinde bir şeyle mücadele ediyorsam işte bir kadın olarak olabilir bir queer olarak olabilir ve gerçekten hayatım çok zorlaşıyorsa ve mesela sen onu çok da umurumsamıyorsan o sırada ve bu bile aslında o arkadaşlığa dair çok fazla şey söylemeye başlıyor bir yerden sonra.
Yani konuşulmayan şeyler mesela senin biraz artık çekindiğin şeyler yani bunun nedeni de aslında seni karşındaki insan kabul etse bile senin mücadeleine dair hiçbir şey yapmıyorsa mesela bence yine bırakılması gereken bir arkadaşlığa dönüşebiliyor yani.
Belki bu noktada yine bir psikolojinin kapısını çalmak gerekebilir ama benim çok aklımda zaten öğretiler kalmaz ama kalanları da dedim yani derim hani demek ki bu kalmaya değermiş.
Şu bir gerçek hani gerçekten hani bize demişlerdi ya biz danışanın sadece getirdiklerine değil getirmediklerine de bakarız.
Neden bakmayı kaçındığı noktalar var neden o tarafa hiç yönelmiyor diye.
bence o dediğin çok haklı yani
aynı acıları yaşamak zorunda değilsin
kimseyle ya da aynı mücadeleleri
vermek ama sen yanında bir şeyin mücadelesini
veriyorken bir şeyin
ucundan tutabilir miyi bile
sorgulamayan insanlar neden hayatımıza yer
kaplasın çünkü zaten sen bir sürü
şeyi yerli yerine oturtma mücadelesi
içindesin hani bir de ortalarda doluşan
yani gerçekten aslında ayak bağı olmak yine
karşımıza çıkıyor yani
hani bence o noktada gerçekten
çok doğru bir şey söyledin yani
senin mücadelene kulak vermeyen adam
yani ki zaten mücadelemize
kulak vermeyen binlerce insanla mücadele
ediyoruz. Git tamam oraya
katıl yani ama burada kalabalık yapma
en azından. Katılıyorum ben de.
O yüzden
böyle ben hep şeyleri de
söylerim. Yani birini anlıyorum
seni vesaire gibi şeyler söylemek
her zaman çok
bir işe yaramıyor bence. Ben mesela tam tersini
söylüyorum artık daha çok.
Ya ben şu an hiç anlamadım ne dediğini biliyor musun
diyorum ama hani okey
yani hani senin için böyle hissettiriyorsa
senin için böyleyse
okey diyorum yani
devam ki buradan mesela
sen dedin ya ben olmadım falan
sen bana göre olmuşsun biraz yani bu çok wise bir şey
bence yani ben anlamıyorum şu an
ama çok wise bir şey yani ben
şu an sen bunu söyleyince fark ettim
ben hep anlıyormuş gibi yapıyorum bazen
yani bu çok yanlış
yani buzdolabı sırtlıyorsun gerçekten
günün sonunda ve nereye koyacağını kimse
söylemiyor da sana yani
Dolanıp duruyorsun onunla.
Çok katılıyorum.
Şimdi tam böyle hani aslında konumuz biraz ben oldum muydu?
Ve aslında belki de sadece bunda stabil kalmayarak bile çok da olmadığımızı fark ettirdik dinleyenlere.
Çünkü bence ben oldum diyebilmek biraz da gerçekten insanın kendine çeyiz ya da bir ev düzmesi gibi.
Yani bir şeyleri artık stabilize etmeye başlıyorsun.
Ve belki de biz sen de ben de hayatın bu noktasında çok kendimize yer bulmak istemediğimiz için de belki de olmamayı tercih ediyoruz.
Ve benim kafamda yetişkinlerin olmakla, tamamlanmakla böyle ilişkilendirdiği bazı özellikler var.
Ve benim bu son belki de gerçekten 5-6 aydır çok da kafamı dönem dönem kurcalayan bir şey.
Bunu da seninle konuşmak istiyorum.
Affetmekle ilgili ne düşünüyorsun?
Yani affetmenin bir büyüklük olması.
İşte affedelim alttan alalım.
İşte ne bileyim barışalım.
Hani bu şey vardır ya bayramda küsler barışır falan.
Ama günün sonunda belki de annenin çektiklerini gördüğün için ben niye baba tarafının elini öpüyorum dediğin bir noktaya gelirsin ve sen isyankar olursun falan.
Affetmekle ilgili ne düşünüyorsun Esin?
Affetmek bir sürü duyguyla bağlantılı ama bence biraz şeyle yani öfkeyle bağlantısını ortaya çıkarmak gerekiyor.
Öfkelenmek aslında sanıldığı kadar kötü bir şey değil bence.
Çok daha fazla öfkelenebiliriz etrafımızdaki şeylere.
Bize bir şekilde yaşam alanı vermeyenlere, dünyamızı dar edenlere.
Öyle olunca da zaten o insanları affetmek zorunda da değiliz.
Yani ama bazen affetmemek kişiye çok iyi gelmeyebilir.
Biraz senin neye ihtiyacın var onunla ilgili de olabilir.
Bazen birini affetmek sana devam ederken seni rahatlatan bir şey olabilir.
bazen de tam tersi aslında
affetmemek o öfkeni diri tutmak
kendini daha
mücadeleci bir yerde görmek artık
daha güçlü görmek ve yani
sen şu anda sana çok üfke
duruyorum hiçbir şekilde affetmeyeceğim
yüzüne de bakmayacağım diyebilmek
o kişiye iyi gelebilir
yani bence biraz bunu fark etmek
falan gerekiyor diye düşünüyorum yani
insanları affetmek zorunda değiliz
kesinlikle ve
yani o öfke iyi gelebilir
yani insana onu bazen
Düşünmüyoruz gibi düşünmüyorum.
Ben bir arkadaşım söylediğinde fark ettim bunu.
Bizim jenerasyon kötü duyguları yaşamakta o kadar da iyi değil demişti.
Ve çok da katıldım aslında.
Yani çok böyle hani bu da belki de biraz geleneksel bir şey.
Yani affetmek Allah'a mahsus.
Hani biz kimiz ki yani özür dilenirse affedilir falan ama.
Belki de bizim jenerasyonun dilemması biz çok özür dilemeyi de bilmiyoruz.
Ama affetmek noktasında çok fazla baskılanıyoruz.
Ortada özür olmuyorken affetmek insanı daha da aslında zorlaştırıyor.
Çünkü hani o dediğin öfke insanın kendisine de kötü gelebilir noktasında ben de bazı aslında tökezlemeler yaşadım kendi hayatımda.
Artık hayatımda olmayan insanlara öfkelenmek, öfkeleneceğim şey yerliyse ya da yersizse bile karşı taraftan bir özür duymamak
ve her Allah'ın günü o öfkeyi, o üzüntüyü, o kırıklığı içimde taşımak ve belki de başka ilişkilerimi etkilemesine müsaade etmek
beni oldukça sıkıntılı kısır döngülere falan soktu.
Ama yani başıma gelen bazı olaylara baktığımda üzerinden birkaç sene geçmiş
hala içimde bir noktanın çok da o anlamda böyle iyileşmediğini
çok da belki de böyle hani şey artık taburcu olmuşum hastaneden
ama diyorlar ki hani çok onu yormayın yani ya da işte çok yürüyüş falan yapmasın falan noktası.
Evet iyiyim gayet hayatıma devam ediyorum ama sanki bazı fonksiyonlarımı
yaşadığım bazı öfkelenmeler, bazı kırgınlıklar benden almış gibi hissediyorum.
Ve son dönemde belki bu büyümenin çok tersi bir şey ama hiç problem değil benim için.
Bazı şeyleri affetmemeyi ben normalize ettim artık.
Yani affetmeyebilirim, kindar olabilirim mesela.
Yani insanlar yaptıkları eylemlerle bu kadar okeyse
ben de o eylemlerin sonucunda affetmemekle okey olabilmeliyim bence.
Yani bu bize baskılanan böyle boş var işte Allah'ın mutluluk versin de geç.
Niye versin yani ben burada kafaları yemişim yani hani hastanelik olmuşum.
Niye yani Allah mutluluk versin falan noktasına geliyorum.
Bu kadar böyle polyan olmak gerekiyor mu gerçekten?
Bu büyümek mi? Bu beni biraz böyle düşündürmüyor değil.
Yani şöyle de bir şey var aslında.
Biraz da belki karşı taraf için düşünüyorum.
Yani herkes de özür dilemek zorunda mı mesela?
Yani o kişi hala yaptığı şeyin o kadar da kendi tarafında yanlış olmadığını düşünüyor olabilir.
Bazen o özür öyle havaya saçılan bir şeye dönüşüyor mesela yani.
Özür diledin yani ee hani o kişi değişecek mi?
Ya da senin yaptığın şey söylediğin şeye dair artık farklı bir şey düşünüyor mu?
Mesela düşünmüyorsan zaten o özürün ne anlamı kalıyor yani.
Ya da o kişi onu niye söylesin ki zaten.
Bu arada Yes I Tülerimi diken diken etti.
Yani herkes özür dilemek zorunda bu noktasında.
Çok haklısın.
Hiç yani yanlış bir cümle kesinlikle değil.
Çok doğru.
Ben belki düşünmedim.
Belki de yine bizi beni en azından olmamış yapan şeylerden biri.
İnsanların belki beni kıran ya da benim için özür dilenmesi gereken eylemleri.
Aslında onların nezdinde çok da özür dilenecek şeyler olmadığı.
Yani hatalı eylemler olmadığı düşüncesi hiç yoktu mesela kafamda.
Şu an bana bunu verdin.
Belki bu da benim olmamış.
Daha bu olgunlaşmamış noktasında
İhtiyar şeylerden bir tanesi
Bilmiyorum
Yani tabii ki de her eylemde yani özür
Dilenir mi bir de şey de var ya
Biliyorsun hani özür dilenir ama
İçi dolu değildir
Özür diledi ama öylesine diledi
Ya da özür diledi ama telafi etmedi
Bu noktada katılıyorum yani gerçekten
Telafisi olmayan özürlerin pek de bir anlamı olmuyor
Ama galiba insan özellikle
Kalbi kırıldığında
Bir telafi görmek çok istiyor
Yani çünkü şey çok üzücü bir şey.
Benim neredeyse 26 yaşında olacağım.
Hala da çok gencim ama yaşadığım birçok duygu deneyiminde belki de en gerçekçi hissettiğim şey şu yani kırgınlıklardı.
Çünkü senin elinde olmayan bir şey yani dış etmen seni geliyor ve kırıyor.
Sonra sen düzeltmek ve toparlamak zorunda kalıyorsun.
Yani gerçekten bir doğal afet aslında.
Ve bu beni çok zorluyor.
Çok çok yoruyor beni.
Başka insanların kırgınlıklarını, patlamalarının arkasına bıraktığı enkazı toplamak zorunda kalmak çok çok yoruyor beni.
Evet bunu aslında anlıyorum diyebilirim gerçekten.
Bazen sadece olan bitinin o insandan kaynaklı da değil.
Yani belki de iki insanın birbirine hiç uymadığını kabul etmek gerekiyor.
Yani bazen suçlamaya başlıyorsun mesela karşı tarafı.
Dolayısıyla işte o telafiyi bekliyor oluyorsun.
Ama bazen iki insan hiçbirbirine uymuyor.
Yani onu kabul etmek gerekiyor aslında.
O uyumsuzluğu.
O yüzden de artık o sana yardım etmeyebilir yani.
Evet sen kendi kendini toplamak zorundasın.
Evet bizim bu kültürde şey var ya hani emek verdiğinde onun hep bir çıktısını beklemek.
Yani ki beni belki de birçok aslında falsolu ilişkiye, falsolu arkadaşlar belki de uzun bir süre bağımlı tutan şey de bu oldu.
Hani bu kadar emek sarf ettim ve bunun bir çıktısı olmalı beklentisiyle belki de çok zaman kaybettim, efor sarf ettim falan.
Ama dediğinde çok haklısın yani.
Bazen gerçekten oturup çok net bir şekilde bir yılın sonunda ciro'yu bir değerlendirmen gerekiyor.
Ben ne kadar verdim ve ne kadar aldım falan.
Ama bu Türk insanına mı has bir şeydir, Akdeniz insanına mı hastır, kadın olmaya mı hastır bilmiyorum ama hani bu...
Ya bu kadar emek sarf ettim.
Hani bir ufaktan da bir çıkıntısı olmaz mı bunun?
Bir ufaktan kazanım olmaz mı noktasında hep böyle bir karşındakinin böyle bir gırtlağına sarılıyorsun.
Yani ne olur hani bir şey söyle, bir şey yap falan.
O noktalar beni işte çok olmamış hissettiren noktalar.
Ben olmadım diyorum.
Ya kazanım o sırada olmuyor bence sadece.
Yani başka bir zamanda, başka bir şeyde aslında o kazanım geri dönüyor sana.
Sadece sen onu görmüyor oluyorsun muhtemelen.
Yani o sırada o insandan görmediğin için yok sanıyorsun ama öyle bir şey olduğunu düşünmüyorum yani genel olarak bir hayatın dolayısıyla çok lineal bir şey de yok yani.
Bundan bunu aldım buna onu verdim falan gibi bir şey değil yani.
O sırada sürekli dolup boşalıyorsun kimin ne yaptığı çok da o kişiye has olmuyor yani.
Arada kaynıyor biraz.
Evet biraz öyle sanıyoruz sanki.
O ilişkiye çok özgü falan bu bizimle onun ilişkisi öyle bir şey ki falan.
İşte oraya o kadar çok şey atfettiğinde bu sefer gerçekten daha çok özür bekliyorsun.
Ya da işte belki de affetmek istiyorsun ama.
Karşı taraf bir şey yapmıyor.
Hiç umurunda değil yani.
Benim bölüm olarak konuşmak istediğim ve notlarıma yazdığım bir şey vardı.
Yani kalp affetmeye hazır ama özür dileyeni yok diye.
Ve sonra belki yavaş zamanla yani yavaşça ben de şunu fark ettim.
Yani kalp affetmeye hazır özür dileyeni yok falan bunu geç de yani.
Belki de karşındaki insan özür dilenecek bir şey olduğunu düşünmüyor hakikaten.
Ama yani bütün bu düşünce prosesi eğer olmamak hani daha pişmemiş olmaksa.
Ben galiba hazırlama sürecini daha çok seviyorum.
Yani olmamış olmayı ben daha çok tercih ediyorum.
Bilmiyorum sen ne düşünüyorsun ama.
Evet yani belki o olmak işte dolmak gibi.
aynı zamanda. Böyle
kendinde daha fazla şeyle dolarsan
daha çok olacaksın gibi düşünüyorsun.
Ama öyle değil yani.
Aslında hayatına giren bir sürü
insan ya da bir sürü şey birçok şeyde senden
alıyor götürüyor. Onu kabul etmek zor oluyor.
Böyle tam yeni şey
yaptım gibi zannediyorsun mesela. Yeni bir
şeyleri aldım marketten
gibi. Sonra bir bakıyorsun
altı patlıyor. Aldığın şeylerin
yarısı çöpe gidiyor o ilişkide. Çok mantıklı.
Çok mantıklı. Ama yapacak bir şey yok yani.
Bir kısmını yerden topluyorsun bir kısmı döküldü artık devam yani.
Çok çok çok iyi bir şey çünkü şeyi hissettirdi bana yani gerçekten hani belki senin bir gün ben oldum dediğin bir an gelecek ama dediğin gibi ya poşet patlayacak ya birisi beklenmedik bir misafir kapına çalacak ve ona ikram edeceksin ve yine eksiğe düşeceksin.
Yani bu hayat %100 olmanın imkansız olduğu ve seni sürekli tamamlanma mücadelesi içine iten bir şeymiş gibi.
Sen her ilerlediğinde yeni bir bölüm çıkıyor.
Yani biz kendi kendi crush'ında savrulan oradan oraya patlayan şeyleriz herhalde yani aslında düşününce.
Benim için öyle en azından.
Bunu böyle düşünmeyen insanlar da var bence.
Evet.
Hayatı çok daha kolay yaşadığını düşündüğüm.
Dolayısıyla da aslında
Belki çok daha
Kolay da
Tatmin olduğunu düşündüğüm
Bazen çok daha kolay da neredeyse mutlu olduğunu
Düşündüğüm bu bir şey değil yani
Bence bu bazen insana mutsuzluk da getiriyor
Çünkü tersi gibi düşünmek
O da çok iyi olduğunu düşünmüyorum mesela
Bazen bazı insanlara özeniyorum
Mesela çünkü çok içinde
Kalmak da iyi bir şey değil yani bazı duyguların
Ama bir kere
İçinde kalmaya başlayınca çıkamıyorsun
Evet bir kere kalmaya başlayınca da biraz işte yine ne tarafından zevk alıyorsun?
Benim için galiba zevk aldığım şey bu.
Bunu seviyorum yani.
Etrafımda da böyle insanları tutmaya çalışıyorum.
İşte gerçekten daha eğlenceli de oluyor.
Biri düşünce ona gülüyorsun mesela.
O da sana gülüyor falan.
Artık o küçük şeyleri aranızda çok büyük şeylere dönüşüyor.
Çok keyifli.
Yani sadece bu sohbet bile benim kafama açtı.
Mesela en basitinden affetmek üzerine gerçekten aylarca kafa patlatıyorum ve hiç özür dilenmek zorunda mıyım düşünmemiştim ve bana bunu düşündürttün.
Ve ben olmamış bir insan olarak hala olmadığını düşünen bir insandan bunu aldım.
Yani olan kendine oluyor gerçekten.
Hani biz belki daha henüz pişmemiş ama hani bazen böyle bazı yemekler vardır ya sırf onu yemek için kendini bütün gün aç bırakırsın.
Onu daha da tadına varmak için.
Ben kendi hayatımda biraz da belki de o yemeğin kendisi olmaya çalışıyorum.
Ve bu süreci daha çok seviyorum aslında çıktısından.
Bence sen de biraz öylesin.
Yani süreçte olmayı bir sonuca varmaktan daha çok seven insanlardansın.
Ya galiba olduğum yerden memnunum ben şu anda.
Öyle bir şey var.
Yani memnun olduktan sonra zaten gerisinin çok önemli olduğunu düşünmüyorum.
Bu şey demek değil.
Bazen insanlara böyle yorulduğum taraflarımı gösterdiğimde sanki bıkmışım sanıyorlar.
Öyle değil aslında yani.
Sadece yorulduğun taraflarını biliyorsun.
Sadece ya da azıcık yorgun oluyorum o kadar.
Ama yarın yani daha dinçte uyanabilirim yani o şeye karşı.
Genel olarak hissettiğim şey burada.
Bu olmuşlukla memnunum şu anda.
Onun iyi gelen bir tarafı var bana da sahiden.
Belki ihtimallerin heyecanı sadece üzmüyor.
Arada insanı bir umutlandırıyor da yani.
Şu açıdan düşünmemiştim.
Haklısın aslında.
Bir sonraki gün daha az yorgun uyanma ihtimali.
şu anki yorgunluğuna uyanmaktan
daha aslında olumlu. Belki de
biraz böyle düşünmek gerekiyor.
Biz bence bardağın dolu ya da boş tarafından
bakan değil bardağı elinde tutan taraflarıyız.
Kendi böyle
kokteylini mekanda elinden
bırakmayan insanlar gibi.
Ben buna çok okeyim.
Ben de öyle.
Ve yani daha fazlasını
ciddiye alamıyorum yani.
Ciddiye alanlara da
biraz gülmeye başlıyorum galiba bir süre sonra.
Ciddiye almamak da ciddiye almanın
bir parçasıdır ve okeydir bence.
Evet. O zaman
tekrardan hoş geldin. Bence
çok iyi bir bölüm oldu. Hoş bulduk.
Bence de. Bayağı
attım heyecanımı. Evet. Bence de yani
bayağı. Bu koltuğa oturdum.
Ben sanki bir rakip doğurdum gibi kendime.
Ama hoş geldin.
Biz yeni
gelmedik yani. Geri geldik. Biz hep buradaydık.
Evet doğru. Açıp
bir yıl önceki kaydını
dindirip karşılaştırmak
isteyenler için bir arayı bu kadar
açmamak gerekiyor. Açmıyoruz yok.
Bir sonraki belki İtalya'da belli
olmaz. Aynen. O zaman tekrardan
hoş geldin. Bu bir son değil tabii.
Biz çünkü muhtemelen birkaç
sene sonra yine olmamış olmaya devam edeceğiz
ve o zamanki olmamış
Esin ve Simay olarak konuşacağız ve belki de bu
bir noktaya varmaktan
daha keyifli yapan bir şey yolculuğu. İyi ki
geldin ben. Çok mutluyum burada olduğun için.
Sormak istediğin bir şey var mı
dinleyicilere? Kendi de bana.
Teşekkür ederim ben de.
bu konukluk için aslında.
Benim için de iyi oluyor bazen.
Konuşmanın hala zor olduğunu düşünenlerdenim
bu arada. Geçen podcast'ta da söylemiştim
bunu muhtemelen. Ağzından çıkan her şeyin
bazen bana ait. Hoplamadığından
emin olamıyorum mesela.
Ama bugün
söylediklerim bir kısmı bana ait gibi.
Teşekkürler herkese. Ben bütün
kısmından çok memnundum.
İyi ki geldin. O zaman klasik
bir şekilde bitireceğim. Umutsuz
dağılışmayın. Yatağa küs girmeyin.
Bakalım bir sonraki bölümde
nerede ve nasıl ve hala olmamış
olarak yolumuza devam edeceğiz.
O zaman teşekkür ederiz dinlediğiniz için.
Görüşmek üzere.
nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Ya da başladığınız zaman podcast'inizi
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
