
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
*
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm “Odea” ve "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
kendimi anlama serüveninde teoride öğrendiğim şeyleri artık pratiğe dökme vakti. hani birinden hoşlanınca elini kolunu nereye koyacağını bilememek vardır. işte bu bölüm o bölüm
Transkript
birileriyle tanışmak, buluşmak, tanışma uygulamalarını kullanmak,
Oradan absürt, komik, belki sonu gerçekten hiç iyi bitmeyen hikayeler de olsa bunları toplayıp arkadaşlarım için eğlenceli bir hale getirmek.
Günü sonunda kendime anlatacak bir hikayem var diye telkin etmek.
Ya da deneyim kazandım demek.
Yaşadığım o korkunç randevudan sonra bir süre benim kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım var deyip nihayet kendime zaman ayırabilmek.
İhtiyaçlarımı belki kendimi inanılmaz sıkıştırarak ya da çok zor durumlara sokarak fark etmek.
Benim hayatta hep çok sık yaptığım bir şey oldu.
Siz zaten bunu bence benden daha iyi bilebiliyorsunuz.
Bu 5 yıllık, 5 yıl aşkın süredir devam eden konuşma serüvenimin aslında çok büyük bir kısmını zaten yolumun öyle ya da böyle kesiştiği insanlarla yaşadığım deneyimler oluşturuyor.
O yüzden bu her ne kadar benim en sevdiğim konulardan bir tanesi olsa da son dönemde yaşadığım şeylere göz attığımda neden biraz mesafeli durduğum çok aşikardı.
Bunların da zamanı gelecek bunları da konuşacağız ama bugün bahsetmek istediğim çok önemli bir şey var.
Arkadaşlar ben birinden hoşlandığımda ben ben değilim.
O kadar fazla şey, üzerine çalıştığım, emek verdiğim, terapi odasına götürdüğüm, farkındalık kazandığımı düşündüğüm her şey öyle bir yerle bir oluyor ki
Ve bazı şeyleri o kadar net görüyorum ki galiba hayatımda belki de ilk kez bir şeyler olup bittikten ve kendimce bazı hatalar yaptıktan sonra çıkarım yapmak değil artık gerçekten bari en azından işin içindeyken bunları görebileyim istiyorum.
Hakikaten böyle önüme kartlarımı çok açık koyup bu şekilde oynadığım bir süreçteyim.
İnsanlarla tanışma noktasında ama kendimle ilgili her geçen gün yeni bir şey keşfediyorum.
Ve tabii ki de bunları sizinle paylaşmak için can atıyorum.
O yüzden hazırsanız, çayınız kahveniz hazırsa Haziran ayının ilk pazartesisi 2025 yazının ilk Sena Kuz değil misin bölümü.
Tam da yazın hakkını verircesine elbette yine aşk ve meşkle ilgili olacak.
Hoş geldiniz. Ben böyle konuşmayı çok özlemiştim.
Genelde böyle bölümler olduğunda ses tonumdan, tek nefeste konuşmamdan, bazen hiç edit gerektirmemesinden anlıyorum yani.
Evet bu o bölüm ve gerçekten çok sevecekler, gerçekten çok eğleneceğiz falan diyorum.
O yüzden umarım bu hislerimde yanılmam.
Ben kendime kahvemi yaptım, güzelce hazırlandım.
Bu bölümü kaydedip sonra arkadaşımla buluşmaya gideceğim.
öyle hani günümün ortasına benim bunu konuşmam gerekiyor diye takvimlendirdiğim bir konu gerçekten.
E tamam başlayalım o zaman.
Girizgahın bu kadarı makbul bence.
İnsanlarla tanışma hikayelerimde ve eğer bunlar belli bir noktadan sonra bir çeşit ilişkiye dönüşüyorsa
o ilişki içerisinde gerçekten çoğunlukla objektif olarak söylüyorum.
Karşımdaki insanlar beni şoke edecek şeyler yaptı genelde.
Bunu hep ben haklıyım.
Ben hiç hata yapmadım gibi bir yerden söylemiyorum.
Hatta bence benim bu tarz ilişkilenmelerdeki en büyük hatam bana gösterilen bu muameleye müsaade etmem.
Günü sonunda arkadaşlarımla, terapistimle ya da bazen kendi kendime yatağa başımı koyduğumda düşündüğüm şey, bana söylenen şey aslında çok ortaklaşıyor.
Simay tamam karşındaki böyle bir öküzlük yaptı da sen buna niye müsaade ettin?
Şimdi tabii bu mağduru suçlamak noktasında biraz ince bir çizgi var ve bunu çizgiye oldukça kalınlaştırmak isterim.
Özellikle böyle bir camiada kadınsanız, böyle bir tanışma uygulaması, bekar insanlar gibi bir ortamda eğer bir kadınsanız zaten her türlü başınıza gelebilecek şeyde suçlanmaya çok açık oluyorsunuz.
O yüzden orada çok net bir şekilde o çizgiyi çekelim.
Şimdi tabii ki burada ben karşınızdaki sizi manipüle etmeye çalışıyorsa bunu anlamak zorundasınız.
Karşınızdakinin niyetini hemen bilmek zorundasınız.
Her şeyi öngörmek zorundasınız gibi bir şey diyemem.
Bu zaten insan ilişkilerinin de doğasına aykırı.
Ama bazı şeyler kendileri gösteriyor.
Ve ben fark ettim ki bazı o görünen köy kılavuz istemiyor noktasında gözümü kapatmaya çok müsaitim.
Orada beni rahatsız eden, alttan alttan böyle sızıntı yapan bir şey var ve ben onu görmezden geliyorum.
Neden görmezden geliyorum noktasına kendimle ilgili çok düşünmeye başladım.
Ve özellikle bu İstanbul'a gelişimle birlikte burada kendime yaratmaya çalıştığım çevre, hayat, insan çemberi içerisinde daha seçici olmaya gerçekten söz verdim.
Bu konuda iyi ilerlediğimi düşünüyorum.
Hakikaten belki bu sefer size anlatabileceğim çok da absürt hikayelerim yok.
Bu kesinlikle insanların kalitesi arttı ya da artık hayatlarımız çok değişti, standartlarımız çok değişti gibi bir yerden değil.
Ama ben gerçekten kriterlerim noktasında daha seçici olmaya ve eğer hoşuma gitmeyen bir şey varsa buna o kadar da sonsuz bir tolerans göstermemeye başladım.
Bence tolerans çok önemli bir şey.
Yani tabii ki de karşınızdakinin sadece işte nasıl giyindiği, ne düşündüğü, ne yaptığı, neyle meşgul olduğu, hayat görüşü gibi şeylere gelene kadar
belki hoşumuza giden ya da gitmeyen küçük nüanslara da belli bir kredi vermek çok anlaşılır bir şey.
Yani tamam ben sana tolerans göstereyim ama önce tolerans gösterip göstermeyeceğim bir insan olma noktasında da biraz bana bir şeyler vermelisin.
Bu benim için de geçerli.
Ben de karşımdakinin bana sonsuz bir anlayış ya da toleransı öyle bir anda vermesini istemem.
Hatta bana bu bir anda altın tepside sunuluyorsa bence şüpheci de yaklaşmam gerekiyor.
Yani insanın hayatı, keza kazandığı para, işinden, sorumluluklarından arta kalan zaman o kadar kıymetli olmalı ki sana bunu ayırıyorsa belli bir noktada senden, seninle güzel zaman geçireceğinden ya da en azından anlaşarak o masadan kalkabileceğinden emin olmalı bence.
O yüzden ben sadece kendi zamanımı, kendi paramı, kendi düşüncelerimi kiminle paylaşacağımı değil, kimin benimle ne derece bunu paylaşmak istediğini de gerçekten değerlendiriyorum.
Geçtiğimiz günlerde bununla ilgili bir konuşma yaparken tanışma uygulamalarından tanıştığım birisine zamanın ne kadar kıymetli olduğundan bahsettiğimde tamam da zamanı sadece kıymetli olan sen değilsin demişti bana.
çok da haklı ama aslında zaten ben kendi zamanımı ya da birlikte yapabileceğimiz şeyin ne kadar bize uyumlu olup olmadığını tartarken
aslında karşımdakinin de zamanına, sorumluluklarına, bana ayırdığı o vakte aslında saygımı gösteriyorum.
O yüzden bence bu noktada sadece bizim nasıl seçici olduğumuz değil,
karşı tarafın da o kriter ağlarından hangisine takıldık da bir şekilde denk geldiği ben düşünmeyi seviyorum.
Ama tabi bu böyle uzun uzun anlattığım kadar katman katman bir düşünce treni değil.
Bunların hepsi aslında paket halinde geliyor.
Anlattığım kadar uzun, derin, detaylı değil.
Çünkü bunlar benim beynimde otomatik gerçekleşiyor.
Ya da bazen arkadaşlarımla bir kahve eşliğinde konuşurken falan masaya dökülüyor.
Bazı insanlar da ben bunu anlattığımda bu kadar detaylı.
Ay ne kadar yorucu ya ne kadar detaylı düşünüyorsun gibi algılayabiliyor.
Hayır arkadaşlar ben bunun otomatik bir şekilde zihnimde ben büyüdükçe aslında nasıl geliştiğini biraz da anlatmaya çalışıyorum.
Yani benim bu 5 dakikada anlattığım karşı tarafın belki de sizi ne kadar önceliklendirdiği ya da zamanına hayatına ne kadar kıymet verip bunu sizinle paylaşıp paylaşmak istemediği
bazen akşam bir bira içelim mi sorusunda bile kendini hissettirebiliyor.
2-3 mesajda bile anlayabiliyorsunuz.
Bu biraz aslında deneyimle pişmekle ilgili bence.
Her neyse.
Hakikaten bu sefer biraz daha seçici olmak noktasında.
Hayatımı hiç tanımadığım yani yüzünü görmediğim adını bilmediğim.
Çünkü o uygulamada o telefonumun küçük ekranında gördüğüm ismin de gerçek olup olmadığına emin olamayacağım bir dünyada.
Sanal bir gerçeklikte.
Ya kendiyle ilgili hiçbir şey yazmamış ama neyse ya.
Eli yüzü çok düzgün demek.
ya da ya politik görüşü bana uymuyor ama müzik zevkimiz ne kadar benziyor demek
ya da ya iğrenç bir şaka yapmış ama instagramı da olay falan demek bana çok manasız geliyor.
Yani ben senin belli durumlarını belli davranışlarını o bayağı üzerine düşünerek
doldurabileceğim bir profilde yazdığın şeyleri neden tolere edeyim eğer bana ters geliyorsa.
Birincisi ne gerek var ikincisi hakikaten ben kimim yani.
Karşıdaki de bırak kendine göre birini bulsun
Ben onu niye lütfeder gibi
Hayatımı alıp
Yani sağa atıp tolere ediyorum
Bu da bana manasız geliyor
O yüzden hakikaten
Arkadaşlarım belki zaman zaman eleştirse de
Şöyle bir ikilem oldu benim arkadaş grubunda
Şöyle bir ayrılık oldu
Bir taraf aferin Simay böyle olacaksın
Hiçbir şeye taviz vermeyeceksin
Hoşuna gitmiyor mu sola atacaksın
Politik görüşü uymuyor mu sola atacaksın
Boyu mu kısa at sola ya
sen hayır kurumu musun falan derken
çok içten söyledim.
Diğer taraf ya bu kadar da
keskin olma Simay saçmalama
Simay fıstık gibi adamları sola atıyorsun
falan şeklinde ilerliyor.
Ben böyle biraz ikisinin de ortasında
olmaya çalışıyorum. Bazen
böyle hakikaten profiline karşımdaki
hiçbir şey yazmamış oluyor falan ama ben
ondan bir enerji alıyorum. Tamam diyorum
belki bir şey yazılabilir falan.
Her neyse. Esas
ana konumuza dönelim.
Tabi bu kadar böyle seçicilikler, kriterlerin şekillenmesi işin içine girince ben gerçekten düzgün diyebileceğim.
Bunu gerçekten böyle söylemek çok zor.
Düzgün.
Sanki sürekli biri bana kızım sen kimsin ya falan diyecek gibi hissediyorum ama based on my experiences.
Yani çok uzun yıllar gerçekten periyotlar halinde bu tanışma uygulamalarında yer aldım.
Ve bu aslında benim bu uygulamayı nasıl kullandığımın değiştiğiyle ilgili.
Çünkü inanın 8 yıl önce de gördüğüm, 4 yıl önce de gördüğüm, 3-5 yıl önce de gördüğüm insanları ya da 6 ay önce gördüğüm bilmiyorum.
Hala bu insanları bazen bu tanışma uygulamalarında görüyorum.
Saçını kestirmiş oluyor, işi değişmiş oluyor, aradığı ilişki türü değişmiş oluyor vs.
Ama hakikaten günün sonunda sanki aynı insanlar bir şekilde büyüyüp, değişip, gelişip,
belki bir ilişkiyi yaşayıp onu bitirip
bazen bitirmeyip geri geliyorlar
bu uygulamalara. Haliyle
aslında biz sürekli sanki
aynı suyun içerisinde yıkanıyoruz.
O böyle arada hani bir
filtrelenip geliyor ama sürekli aynı su
sürekli aynı sirkülasyon. E şimdi ben
aynı suyun içinde farklı bir şey deneyimlemek
bulmak istiyorsam karşımdakini
değiştiremeyeceğime göre kendi
arayışlarımı değiştiriyorum. Bunu da
böyle bir clarify edelim.
Böyle kendimce seçicilikleri ortaya koyunca
gerçekten çok keyifli. Hani
günün sonunda bir yere varsın varmasın
çok eğlenceli sohbetler ettim
çok böyle belki normal şartlarda herhangi bir random bir günde yaşayamayacağım
güzel bir deneyim yaşadım bir kahve içtim
hiç gitmediğim hep ertelediğim bir mekana gittim vs.
hakikaten eğlendim
fakat bu nadir buluşmalar içerisinde kendimde de bir şey fark ettim
bunu daha önceki bölümlerimde de mutlaka konuştuk ama
insan böyle yeni biriyle tanışma ortamında, bu nereden tanıştığınızdan bağımsız,
bir randevu ya da belki bu arkadaşınızdır, hoşlandığınız biridir,
ilk defa yüz yüze geleceğiniz biridir bilmiyorum.
O masaya oturduğunda aslında eline çok büyük bir fırsat da geçiyor.
Kendini duyma, kendini kendinden bir dinleme, tanıma.
Çünkü karşındaki sana öyle ya da böyle günün sonunda peki sen kimsine varacak sorular soruyor oluyor.
Sen de bunlara cevap verirken aslında günün sonunda sürekli o olmakla meşgul olduğundan kim olduğunu belki zaman zaman kaçırdığın kendinle yeniden bir bağ kuruyorsun.
Yani aslında bağ kurmak değil de olan biteni hatırlıyorsun.
Hakikaten ya ben bu işi yapıyorum, şurada çalışıyorum, hobilerim şu, bu mekanlara gitmeyi seviyorum falan.
Ben işin bu kısmını çok seviyorum.
Ama fark ettim ki son dönemde gerçekten çıktığım randevularda çok özgüvenliyim.
Böyle yani yapacağım şakaları da az çok kestirebiliyorum.
Karşımdaki ile nasıl bir iletişim kuracağımı da kestiriyorum.
Hem biraz büyümenin hem yıllarımı bu uygulamaya bir şekilde harcamış olmanın
hem bence ilişkileri iyi tahlil edebilmenin.
Podcast'in, mesleğimin, cartroot o kadar fazla elementin üstümde etkisi var ki
hakikaten böyle tam teçhizatlıyım yani.
Çok iyi gidiyorum.
İşte çok şükür kendimi de çok sevdiğim, beğendiğim, helal lan sana falan dediğim bir dönemdeyim.
O yüzden çok seviyorum yani böyle bir ortamda.
Hele karşımdakiyle beni o buluşmaya çıkmaya dair heyecanlandıracak bir muhabbet geçmişse tadından yenmiyor.
Ama işler nerede değişiyor?
Birinden hoşlandığımı yani onu beğendiğimi hissettiğimde davranışlarım değişmiyor aslında.
Ya da daha cool olmalıyım, daha havalı olmalıyım, daha kaçan kovalanır olmalıyım, taktik uygulamalıyım gibi şeylere de girmiyorum.
Kendim olmaya devam ediyorum.
Mevzu da burada kopuyor zaten.
O kendim oluşta bir anda sanki bir shifting oluyor.
Bir anda kaygı kilidim.
Benim karşımdaki insan tarafından nasıl algılandığıma dair endişelerim, merakım inanılmaz derecede ön plana çıkıyor.
Ve ben bunların altında ezildiğimi fark ettim.
Önceden gerçekten hani eğer aranızda varsa ya terapi ne işe yarıyor abi?
Ya da işte tamam ben bu kadar farkındalığa eriştim de şimdi ne olacak diyen varsa gerçekten birinci elden ve bütün samimiyetimle 7 seneyi tamamlamış birisi olarak terapide ve hala devam eden birisi olarak aynı zamanda psikolog olarak.
Ay bunu söylemek çok garip geliyor hala.
Şunu söyleyebilirim ki önceden terapi sürecimde bir şeyleri yakaladığımda iş işten geçmiş oluyordu.
Yani ben bir davranış sergiliyordum, bir durum yaşanıyordu.
O durum üzerine konuşurken aslında benim neden öyle bir davranış gösterdiğim,
aslında yaparken ya da öyle hissederken çok da farkında olmadığım,
kaynağını nereden aldığını bilmediğim şeyler gün yüzüne çıkıyordu.
Ve biz bir nevi aslında olay yerinden topladığımız ipuçlarıyla beni tahlil ediyorduk.
Ve ben kendimi anlamaya çalışıyordum.
Ve tabii ki de terapi sürecimde inanılmaz uzun bir süre şöyle bir psikolojiye de girdim.
Ya ben bu kadar farkındalıkla ne yapacağım?
Yani her farkındalığı sepetime atıyorum, sepetime atıyorum artık kucağımda taşıyamaz hale geldim.
Ne yapacağım bunu diyordum ki?
Meyvelerini çok farklı noktalarda şimdi de bu noktada ilişki kuran simay noktasında gerçekten yemeye toplamaya başladım.
Bu kez ilk defa bir şeyler olup bittikten sonra değil içindeyken bir dakika bir dakika bende bir şeyler yine değişmeye başladı.
Ben hani şu an duygularımın, bedenimin, bu değişimin biraz farkındayım.
Buna bir erken müdahalede bulunabiliriz noktasına geldim.
Bu yüzden inanılmaz mutluyum.
Hakikaten işte terapinin işe yaradığı yer buymuş.
Artık kendini iyice gösteriyor.
Yani önceden kendimi anlamam noktasında çok kıymetli bana katkıları vardı.
Artık ben bu öğrendiklerimi uygulayabiliyorum noktasındayım.
Hemen terapistime taşıdım bu konuyu.
Abi koş yani ben birini beğendim ve hemen şarteller attı.
Hani ne yapacağız?
Şimdi şöyle bir şey var ki, benim başıma gelenler ilişki anlamında her zaman daha iyisi ve daha kötüsü vardır ama pişmiş tavuğun başına gelmez.
Ben size son ilişkimin nasıl bittiğini anlatsam ağzınız açık kalır.
Bazen böyle ben mi ya da çevremdekiler mi çok büyük tepki veriyor dediğimde ve alakasız bir insanla bu durumu paylaştığımda karşımdakinin suratındaki o şoku görebiliyorum.
Ve bazen ne kadar zorlayıcı bir şey yaşadığımı kendi duygularımdan, kendi üzüntümden ya da çektiğim o acıdan, zorluktan değil karşımdakinin o şok ifadesinden anlıyorum ve diyorum ki oha biz gerçekten kolay bir şey yaşamadık.
Neyse bu bölüm onun bölümü değil. Spotlight'ları kendi üstüme geri çekeceğim. Başka bir şey konuşuyoruz şimdi.
Bu kadar başına böyle hakikaten trajikomik şeyler gelmiş bir insanın hala bir şeyleri netleştirmek, bir ilişki kurmak, biriyle belki tırnak içinde bir şey olmak noktasında heyecanı, acelesi ya da o netleştirme arzusu bence gerçekten absürt.
Yani bu kadar başına boktan şey gelmiş bir insanın hakikaten biraz korkması gerekiyor.
Böyle bir titreyip köşeye saklanması.
Hani böyle wetbed'de falan olurdu ya mutlaka böyle bir zamanında çok kötü bir şey yaşamış bir erkek karakter olurdu.
O böyle villain, kötü adam böyle, kötü çocuk.
Onu böyle zamanında çok üzmüşler, çok yıpratmışlar.
İşte bir kadın da böyle, genç bir kız ona böyle sevmeyi öğretiyor falan.
Ben başıma gelenlerden sonra kesinlikle bir villain karakter olmalıydım yani köşeye sinip birinin bana ben onu ne kadar cırmalarsam cırmalıyım hayır Simay sen sevilmeye değersin hayır babanın mafya olması senin suçun değil falan gibi bir yerden hakikaten beni böyle kollarına alması falan ancak bu durumu paklardı.
Lan ben hala yavru bir köpek gibiyim, yavru bir kedi gibiyim.
Hani beni böyle korkutmuşlar, sindirmişler, ben sokaklarda yaşamışım, çöpleri karıştırmışım.
Hala birisi yapınca kuyruğumu sallaya sallaya gidiyorum falan gibi hissediyorum.
O kadar sinirim bozuluyor ki bu duruma.
Neyse.
Haliyle bazen ben de, oğlum ben gerçekten bir insandan hoşlanıyor muyum?
Yoksa benim sadece hoşlanma konseptine mi ihtiyacım var gibi dilemmalar da doğmaya başladı.
Kendimle ilgili sorular ne kadar zor olursa olsun günün sonunda kendimle ilgili sorular sorabilmekten çok mutluyum bu arada.
Bence birçoğumuz bunun eksikliğini yaşıyoruz hayatta.
Zamanımız yok, belki gücümüz yok, belki bazen sadece götümüz yemiyor alabileceğimiz cevaplardan ama ben kendimle ilgili sorular sormayı çok seviyorum.
Bir dakika burada ne oluyor demeyi çok seviyorum.
Ve kendimi birazcık tahlil ettiğimde, analiz ettiğimde fark ettim ki aslında flört dönemi nedir?
İki insan birbirini tanır, birbirini görmeye, birlikte zaman geçirmeye, konuşmaya dair bir arzusu olur, ortaklaştığı bir nokta olur.
Orada aslında süreci güzel kılan biraz da bilinmezliktir.
Buradaki bilinmezlikten kastım karşınızdakinin sizinle boktan oyunlar oynaması, kediyle fare muhabbetine bunu çevirmesi, sürekli bir olup bir olmaması, ortadan kaybolup sizi bir nevi aslında yoksunlukla sınaması gibi toksik roller değil.
Bahsettiğim şey ya acaba bu nereye gidiyor?
Yani biz şu an arabadayız bir yere gidiyor bu.
Manzara da çok güzel ama bakalım nereye gidiyor demek.
Tam olarak destinasyonu, varış noktasını bilmesek de rotadan keyif almak ya da istediğin yerde kenara çekebileceğini bilmek.
Belki gideceğin yeri sevmesen de o yolculukta abi ne güzel bir döner yemiştik ya falan diyebilmek belki de bilmiyorum.
Ama aslında günün sonunda bu tanışma, flörtleşme hatta bence günümüzde çok olumsuz deneyimlerle biraz lekelenen ama buna tam da böyle denk gelen o situationship tabiri
tam da bu durumu aslında karşılıyor.
Ve ben de iple çektiğim en böyle ay benim böyle biriyle bir görüşmem, flörtleşmem bana ne kadar iyi gelirdi falan dediğim anlarda
tam onun içindeyken bu sefer bedenim, zihnim, mentalitem netlik ihtiyacıyla yanıp kalıyor.
format, kayıt, kurgu ve büyüme
süreçlerinde Podcast BPT
yanınızda. Açıklamadaki linke tıklayın,
Kavruluyor. Peki ne olacak?
Peki ne olacak? Peki ne olacak? Peki karşımdaki
benden hoşlanıyor mu? Ya da
ben ondan hoşlanıyor muyum? Ben ondan
hoşlanıyorsam gerçekten ondan hoşlandığım
için mi yoksa benim sevgiyle
olan ilişkimle mi ilgili?
Sakin ol. Girl, chill.
Sakin.
Bir yere yetişmiyoruz.
Tamam.
Bir diğer durum da şöyle.
Netlik istiyorsun ya da karşındakinin senden hoşlanıp hoşlanmadığına emin olmak çok istiyorsun da
sen ne kadar eminsin ki hoşlandığından?
Sen kendi duygularını ne kadar tahlil ediyorsun?
İşte bu noktada şunu fark ettim.
Ben bir ilişkide söz hakkım olduğunu en az benim kadar karşındaki insanın da
beni etkilemek, benim ilgimi sabit tutmak,
benim başkalarıyla görüşmemi istemiyorsa aslında başkalarıyla görüşmemi ihtiyaç haline getirmeyecek şekilde orada olmak,
benimle güzel bir aura yakalayabilmek, bana ihtiyaç duyduğum ilgiyi, alakayı gösterebilmek gibi challenge'ları var.
Çünkü ben de aynı challenge'ları kendime yaşatıyorum.
Hatta buna challenge demek bile yanlış.
Çünkü bu günün sonunda zorlayıcı bir şey olmak zorunda da değil.
Bu aslında kendi doğasında zaten isteklilikle gerçekleşmeli.
ben nasıl ki karşımdaki için bir randevuya giderken çok şık olmak istiyorsam,
o gün ne yapacağımızı planlıyorsam ya da onu güldürmekten,
onunla bir şeyler paylaşmaktan keyif alıyorsam,
bir şarkı dinlediğimde bunu sever mi acaba deyip atıyorsam,
karşımdakinin de aslında benzer bir merakta, benzer bir isteklilikte zaten olması gerekiyor.
Ama ben bu noktada aslında belki de geçmiş deneyimlerimle,
Şimdi şimdi anlıyorum ki bu şirazeyi kaçırmışım.
O date'e çıkana kadar, oraya gidene kadar, o insanla iyi bir enerji yakalayana kadar çok iyiyim, çok özgüvenliyim.
Ama onu beğenmeye başladıktan sonra bir anda sanki etken pozisyondan edilgen pozisyona geçiyorum.
Sanki benim üzerime bir karar verilecek ve ben böyle orada jürinin beni seçip seçmeyeceğinden emin olmasını bekliyor gibi hissediyorum.
O yüzden birinden hoşlandığımda sanki ben ben olmaktan çıkıyorum.
Bu yüzden de kendime son dönemde sürekli şunu hatırlatıyorum.
Bir saniye sen karşındaki insanla bu iletişime aynı noktada başladın.
İkiniz de birbirinizi bir ekrandan gördünüz.
Farklı noktalar ya da benzer noktalar bilinmez bir şeylerinizi beğendiniz.
Bunu bir iletişime döktünüz ve görüşmeye başladınız.
Ve bunu sürdürüyorsunuz.
Yani bu iki tane takımın karşılıklı yaptığı bir maç değil.
Bir taraf kazanacak diğer taraf kaybedecek gibi bir şey değil.
Aslında siz ikiniz de aynı tarafta yer alıyorsunuz.
Bu olursa birlikte kazanacak olmazsa birlikte kaybedeceksiniz.
Ya da belki olmaması ikiniz için de bir kayıptan ziyade kazanç olacak.
O kadar anlaşamayacaksınız belki.
Haliyle aynı noktadasınız aynı takımdasınız.
En az o da senin kadar bu işin içinde, senin ilginden, merakından belki de bir haber hatta belki de o da benzer kaygılara ya da soru işaretlerine sahip.
Kendime sürekli yani sık sık bunu hatırlatıyorum ki böyle bir ayaklarım yere bassın, bir sakinleşeyim, bir nefes alabileyim.
Bir de bazen netlik istiyoruz.
Biz şimdi neyiz ya da ne olacak, bu nereye gidiyor?
Ama aslında orada baştan mesela bir netlik verilecekse bu sefer devamında şöyle bir durum doğuyor.
böyle bir tat kaçıyor
bir dakika ya biz daha birbirimizi tanımadan
neden ilişki için konuşuyoruz ya da
daha belki de çok güzel bir ilişki
olacak neden şimdiden yok ya
ilişki değil de friends with benefits olsun da
karar kılıyoruz neden akışa bırakmıyoruz
gibi sorular doyuyor yani bazen o netliğin
çok çabuk ortada olması da
biraz şüphelendirici
oluyor kaldı ki netlik
diyelim ki hemen doğdu sen bunu
ne ara tadını çıkartacaksın
ne ara nelerden hoşlanıp hoşlanmadığını
keşfedeceksin fark edeceksin
Yani günün sonunda hani hep şey derler ya işte sonsuza kadar yaşayacağını bilsen her şeyi zaten sonsuza kadar ertelersin.
Çünkü bir şeye geç kalmışlık yok.
Bazen bilinmezlik ne kadar zamanımız ne kadar vaktimiz olmaması zaten bir şeyleri sürdürülebilir kılıyor.
Ben sadece bu bir şeylerin belirsiz olması noktasında kendimdeki aceleciliği şurada yakaladım.
Benim son ilişkim o kadar aslında kendi standartlarımda ağır ağır ve emin olarak bir arkadaşlıktan doğarak başladı ve o kadar böyle ortada bırakılmak gibi bir yerden aniden ve beklenmedik bir şekilde bitti ki ben fark ettim ki biriyle güzel bir uyum yakaladığımda onu hemen yaşamak istememin ya da netleştirme arzumun sebebi her an ortada kalabilirim.
Bu her an bitebilir.
O yüzden yaşanabilecek güzel ne varsa ya da o insanı görebilecek ne kadar fırsatım varsa hepsini şu anda tüketeyim.
Küçük bir çocuğu bir paket cipsle, abur cuburla baş başa bırakmak gibi.
Hiç izlediniz mi bilmiyorum.
Youtube'a yazabilirsiniz.
Psikoloji okuyanlar kesinlikle bilir.
Çok ünlü bir deney vardır.
Marshmallow deneyi.
Çocukların önüne böyle marshmallow koyarlar.
Ben gelene kadar buna sakın dokunma tamam mı derler.
Kendimi bazen böyle hissediyorum.
Lan ben çocuğum yemek istiyorum o marshmallow'u bir de gözümün önünde.
Şimdi ben gelene kadar yeme dedin ama ya sen geldiğinde o marshmallow'u önümden alırsan ve ben yemediğim için pişman olursam.
Fark ettim ki geçirdiğim son ilişkiler beni bu hale getirmiş.
Bir şey karşıma geçtiğinde ya bu ne güzelmiş ya dur ama şimdi çok da doydum ağzını kapatayım kenara koyayım sonra yine yerim diyemiyorum.
Ya bozulursa, ya bayatlarsa, ya biri benden önce bitirse hemen onu tüketmem lazım.
Simay, sakin ol lütfen.
Yani bunu da elini yüzüne bulaştırma falan gibi konuşmalar yaparken buluyorum kendimi bazen.
Yine de tabii farkına vardığım şeyler ne kadar zorlayıcı olsa da bunların farkına varabilmek noktasında ben kendimle çok gurur duyuyorum.
Bu söylediklerimden siz de kendinizde bir şeyler buluyorsanız lütfen kendinizde ah be demeden önce
evet lan tamam çözdük ya okey aferin sana tamam şimdi neyin üstüne çalışacağımızı bulduk diye bilin lütfen.
Maksadım da bu zaten bu bölümü kaydederken.
Yani aslında o netlik benim tamamen hani ya ben artık kaç yaşıma geldim ya evlilik çağımdayım bana net bir şey verin kardeşim falan değil.
Yo flörtse sonsuza kadar flört bunda da bir sıkıntı yok.
Ben sadece ortada bırakılmak noktasında inanılmaz derecede güveni kırılmış bir insana dönüşmüşüm.
Hep şey diyordum, bu kadar kötü şey yaşadım ama benim herhalde güvenim hiç kırılmayacak.
Ya da bu kadar kötü şey yaşadım ama herhalde ben bu arayışın umudundan hiç kopamayacağım.
Hep bir umut var içimde, hep neşeliyim, hep birini tanımaya hevesliyim.
Arada çok yoruluyorum ama çok kısa sürüyor.
Bunu sadece romantik ya da randevusal bir anlamda da söylemiyorum.
Bir arkadaşta da, bir iş görüşmesinde de ya da bazen gerçekten durakta karşılaştığım bir teyzeyle de bu iletişim noktasında garip bir heyecan oluyor içimde.
O konuşmayı, o çit çeti çok seviyorum.
Ama sanki mutluluğun bana bir türlü reva görülmediğine o kadar emin olmuşum ki bu beni öyle ya da böyle bulduğunda
sanki bu şans eseri olmuş ve o benden bana yanlışlıkla verildiği fark edilmeden ve alınmadan onu hemen tüketmeliymişim gibi hissediyorum.
O yüzden şimdi tabii ki de bunun üzerine oldukça çalışıyorum.
Ben galiba diğer yandan da hoşlandığım birinin benden hoşlandığına inanamıyorum.
Ya da biri bana çok bodoslama ilgi gösterdiğinde tadım kaçıyor.
Bu biraz tabii benim sevgiyi bir challenge olarak görmem.
Sanki emek, çaba, gözyaşı, kan, ter dökülmedikçe bana verilecek o sevgi bana ait değilmiş gibi hissetmemden kaynaklı.
Yine problematik ilişkilerin üstümde bıraktığı bir izin de sonucu olduğunu biliyorum zaten.
Hani siz lütfen şey gibi yani.
Siz lütfen terapistinizle danışın.
Benimki böyleydi ama siz yine lütfen kendi heczacınıza sorup alın falan gibi bir yerden bunu da söylüyorum ama.
Bende biraz işler böyleydi.
Haliyle hoşlandığım biri ben ne kadar kendimi çok sevsem de beğensem de helallensana falan desem de.
Benim hoşlandığım biri herhalde bu büyüklendiğim aferin bak Simay da şöyle bir kadın oldu dediğim Simay birinden hoşlanıyorsa o da böyle boş bir adam değildir gibi düşündüğümden yani kendi beğenimin kurbanı olarak hoşlandığım insanın benden hoşlanabildiğine dair sürekli valide edilmek istiyorum.
İnanıyorum benden hoşlandığına.
Hani orada böyle ya benim neyimi beğeniyor ki?
Ben hiç sevilecek biri değilim demiyorum.
Bence kesinlikle çok sevilecek bir insanım.
Kesinlikle yani.
Seven çok sever.
Sevmeyen de hakikaten çok zorlanabilir benimle.
Okey.
Ama demek istediğim benden hoşlanabileceğine inanıyorum.
Ama bu hoşlantı gerçek mi?
Sürekli mi?
Yoksa böyle uçucu kalemle yazılmış bir şey gibi mi?
Böyle bir anda ortadan kaybolacak noktasını sürekli bir ona ihtiyacı hissediyorum.
Çok güzel bir gün geçiriyorum mesela o insanla.
Çok eğleniyorum ve yani benden hoşlanıp hoşlanmadığını anlamak için ipuçlarına bile ihtiyacım yok.
Hani böyle kılı kırk yarmama, samanlıkta iğne aramama bile gerek yok.
Adam her şeyi önüme koyuyor zaten.
Beni özlediğini söyleyerek, beni güzel bulduğunu söyleyerek, beni çok güzel bir randevuya çıkartarak ya da beni önceliklendirerek, bana kendimi çok iyi hissettirerek.
Yani ben ipuçlarına bile bakmadan böyle bir bakıp aa ne güzel lan baya ilgileniyor benimle diyebilecekken bu sefer bu samanlıkta iğne aramayı benden hoşlanmıyor olabileceği ipuçlarını bulmakta kullanıyorum.
Mesajıma niye geç cevap verdi?
Ya buluşalım demiştik ama bunun üzerine bir daha konuşmadık aslında benimle görüşmek mi istemiyor?
Her zaman 3 neyle günaydın derdi şimdi neden tekneye indi?
E bugün iyi geceler demedi 3 saattir yal...
Ya sakin ol anladın mı?
Yani o kadar gözle görülür şey var seni beğendiğine dair.
Tutturmuşsun şu noktada bence başka bir şey var.
Burada bir şey var.
Orada durup dedim ki bir dakika Simay bu senin karşındakiyle ilgili değil.
Sen neden bir türlü beğenilebileceğine sevilebileceğine dair inanmıyorsun?
Sürekli bir şüphecilikle yaklaşıyorsun.
Evet tamam eski ilişkin hakikaten son ilişkin seni çok yıprattı.
Kandırılmış hissettirdi.
Ondan öncekilerde sürekli bir emin olamayan, sürdüremeyen, ay ben sana yetemiyorum diyen, kendini geliştirmekten aciz adamlarla karşı karşıya kaldın.
Tamam da ne yapacağız, bununla yaşayacağız mı?
Senin bu noktada farklı bir şey yapman lazım.
Demek ki önceden yaptığın şeyler, yöntemler bir işe yaramadı, şimdi farklı bir şey yapman lazım.
O yüzden kendime zaman vermek, kendimi sakinlemek, bir dur.
atıyorum daha 10 gün oldu bu insanla tanışalı
ya da 2 hafta oldu ya dur
bir görmeyebilirsin görüşmeyebilirsin
sakin ol demeyi
bir nevi aslında bir hatırlatıcı
bir günlük görev haline getirdim
bana bir tık daha
iyi geldi yalan yok
yani burada şunu yapmıyorum
anlatma nazar değer
paylaşma gibi bir yerde değilim
anlat paylaş
ama her anlattığında her paylaştığında
her o güzelliği
karşındakine aktardığında
o giderek büyüyor, büyüyor,
büyüyor. Sen onu daha da beyaz
bir Prince Charming gibi görüyorsan
orada bir sıkıntı var.
Evet arkadaşlarına paylaşacaksın.
Onlar seni hype'layacak ya da
biraz böyle bir dizginleyecek.
Konuşacaksın, heyecanlanacaksın.
Üzerine istişare edeceksin.
Bunlar süper şeyler.
Ama arada bir frene basmak
çok faydalı. Bana geçen bir arkadaşım
dedi ki anlattığın şeyler kulağa çok güzel
geliyor. Ama Simay bu senin
enerjin. Bunu sen yayıyorsun.
Karşındaki de buna eşlik
ediyor. Eğer bu insanla
olursa ne güzel.
Olmazsa olmaz. Sende bu enerji
olmaya devam edecek. Araya
zaman da girse ya da kötü de sonuçlansa
bu enerjiye sen
sahip olduğun sürece böyle insanları
tabii ki de çekeceksin hayatına.
Ve benim böyle bir dizginleyiciye
o kadar ihtiyacım varmış ki
kendimi arkadaşımın bu mesajını
hatırlatıyorum mesela. Bu enerji
zaten bende var. Yani
biriyle randevulaştığınızda çok
etkilendiğinizde o etkinin
büyüsüne kapılıp of yani
beni beğenecek mi gibi düşündüğünüz
anlarda şunu kendinize
hatırlatın. O insanı beğenen
sensin. O insanda o belki de
başkalarının görmediği ya da
başkaları görse de onun seninle
paylaşmaya layık gördüğü o enerjiyi
o güzelliği paylaşan gören
sensin. O insan orada var oluyor
Ama senin onu görüyor olman da onu biraz var ediyor.
Kendi gücünün farkına var.
Kendini çok büyüklendir demiyorum.
Sen kraliçesin zaten de.
Hani sen beğendiysen seni beğenmez mi lan?
Beğenecek tabii falan demiyorum.
Beğenme edebilir okey.
Demek istediğim şu.
Karşındakine verdiğin gücün birazını da kendine al sadece.
Bu illa bir hiyerarşi olmak zorunda değil.
Biri diğerinden daha yüksek bir basamakta olmak zorunda değil.
Karşındakinin acaba seni beğenip beğenmediği, hoşlanıp hoşlanmadığı, bir daha görüşüp görüşmeyeceği gibi şeyleri düşündüğün kadar
Aynı sorgulamaları karşı tarafında senin için yapabileceğini hatta yapması gerektiğini bil
Yapmıyorsa, özlemiyorsa, buluşmak için çaba sarf etmiyorsa zaten senin kalemin değildir
Zaten seninle olmak noktasında yollarınız kesişmiyordur
Sen önceliklendirilmeyi, merak edilmeyi, özlenmeyi, tanımak için arzulanmayı ve heyecanlanılmayı hak ediyorsun.
Tıpkı karşındaki insana gösterdiğin gibi.
Ben sana kendini çok yüksek bir yere koy demiyorum.
Onun da zamanı var.
Ama şu an sadece eğer bir şeyler hissediyorsan ve hissettikçe kendini çok daha edilgen, çok daha böyle ne bileyim çok eziyim, beni beğenmeyecek gibi bir yerde hissediyorsan dur, nefes al.
O insan senin karşında duruyor çünkü sen tam olarak onun karşısındasın.
Gerçekliğini bir fark et.
Bu kendime de söylediğim bir şey.
Biliyorum ki aranızda benim gibi of yani bu da mı olmadı?
Yani bir tane düzgün iletişim ilişki de sürdürülemez mi be kardeşim diyenlerin olduğunu biliyorum.
Ama eğer bugünün sonunda çok güzel ya da çok istediğimiz uzun süredir hasretini çektiğimiz bir yere varmayacaksa bile
Bu süreci gerçekten ayrı bir karın ağrısına çevirmeye ihtiyacımız var mı?
Biraz zaman geçtiğinde karşındakiyle görüşemiyorsan, araya zaman giriyorsa bir türlü buluşma ayarlayamadıysanız ve sırf bu yüzden birbirinizden kopup gittiyseniz o bağ zaten bağ değildir ki.
Karşındakinin o kadar da gününü neler yaptığını duymak istemiyorsun.
Ona zaman ayırma o zaman.
Bırak.
Onu da sal.
O da kendi insanına, kendi onu dinlemek için can atan kişisine gidebilsin, onu bulabilsin.
Köstekte olma, kendine dengel olma.
O yüzden böyle gerçekten hem bir şeyin içindeyken kendimi fark edişimle,
hem terapi sürecimle, hem de arkadaşlarımla açıkça bunu konuşmamla ve bugün bu bölümü kaydetmemle fark ettiğim bir şey var ki,
sakin olmak ve bir şeyleri
zamana bırakmak
eğer olacak olan günün sonunda
zaten senin içinse
onu ne senden alıp kopartır
ne de geciktirir
bir şeylerin kendi pişme zamanı var
senin onu çok istemen
karnının çok aç olması
canının onu çok çekmesi ayrı
ama senin onu ne kadar çok istediğin
havucun soğanın
nasıl ki pişme süresinden
bir şeyi eksiltmiyor ya da o gün havuç sana gelip de
Tamam Simacım sen çok acıktın ben hemen soteleniyorum demiyor.
Hatta sen onun altını çok açarsan nasıl ki o yanıyor.
Orada biraz durup her şeyin kendi pişme zamanı olduğunu hatırlatmakta çok büyük bir fayda var.
Sen bu kadar açsan kendini neden o ana kadar bu denli aç bıraktığın hiçbir şey atıştırmadığın noktasını bence tartışmak gerekiyor.
İki insanın oyun oynamadan konuşabildiği, birbirini anlamaya çalıştığı bir düzleme o kadar aç ve hasret bırakıyoruz ki nihayet buna benzer bir şey yakaladığımızda o hemen hemen her şeyiyle hayatımızın her yerine sinsin istiyoruz.
İşte o zamanda o olmak istemediğimiz korkunç karaktere dönüşüyoruz.
Bir anda Mr. Big'den sonra çok güzel böyle çok tatlı bir date'e çıkıp ilk date'lerinden sonra adamın evini talan edip her şeyi incelerken kesin bir sırrı var kesin benden bir şey saklıyor bu kutunun içinde ne var diye orayı burayı dağıtırken yakalanan Carrie'ye dönüşürken buluyoruz.
İşte o Carrie olmamak için odayı aramamak değil benim neden bu odayı arama ihtiyacım var sorusunu bence sormak gerekiyor.
birinden hoşlanıyorum, onu beğeniyorum, bunu söylemekten de gocunmuyorum,
güzel zaman geçiriyorum ama zaman geçirmediğimiz bir anda hemen silinecek gibi hissediyorum.
Karşımdaki ile çok da ilgili değil aslında, biraz benimle ilgili.
Ben niye bu kadar silinecek gibi hissediyorum ki, niye kendimin arkasında durmuyorum?
Evet karşımdaki günün sonunda beni silebilir ama bu bazen benim ne kadar kolay silinebilir bir insan olduğumla alakalı değildir.
Bu karşımdakinin benimle kurduğu bağ, bir insana verdiği değer ya da onun o oluşuyla ilgilidir.
Hatta benim aslında belki de günün sonunda böyle bir insanla daha fazla zaman kaybetmediğime şükretmem bile gerekir.
Yani bilmiyorum bu biraz yaş aldıkça gelen bir bilgelik mi ama ben hayatında, geçen zamanında benim aleyhime değil lehime olduğunu düşünmeye başladım.
O yüzden benim artık yapmak istediğim şey o çok açlığını hissettiğim ama çok da tadını özlediğim şeyi pişirmek için altını yakmak değil.
Gerekirse biraz daha beklemek ama onu böyle tadını çıkararak yemek.
Hala günün sonunda nasıl ki her yiğidin bir yoğurt yiyişi var, her aşçının da onu bir pişirişi var.
Belki karşıma gelen şeyi çok da beğenmeyeceğim ama en azından en kötü ihtimalle bile olsa sabretmeyi biraz daha öğrenmiş olacağım.
Sabretmek şu yüzden güzel bence ve şu yüzden önemli.
Karşınızdaki için sabretmek ayrı, olabilecek bir ilişki için sabretmek ayrı.
Ama her şeyden önce bence sizin de uğruna sabır edilecek bir insan olduğunuzu hatırlamak çok önemli.
Ben biraz bundan yoksun bırakıldım.
Duygularımla, kaygılarımla, hayatla olan bazı anlardaki kavgalarımla çok da sabır görmedim açıkçası.
Ve sanki tahammül edilemez biri olduğuma çok da inandırıldım geçen yıllar boyunca.
Ama benim bugün verdiğim bu çaba karşımdakilerin çok sabredilmeye değer insanlar olduğuyla da ilgili değil.
O ayrı bir aspekt.
Eminim öyleleri de vardır ama günün sonunda ben sabrı hak ediyorum.
Ve bunun kimden geldiğini tartışmıyorum.
Ben kendime, kendi duygularıma saygı göstermeyi öğreniyorum.
Ve ben bu hayatı o kadar kolay kurmadım.
Duvara astığım bir resmin bile bir hikayesi var.
Terliğimi koyduğum köşenin bile bende bir anlamı var.
Haliyle bu hayatı birine anlatacak ve onunla paylaşacaksam
bunda da biraz sabırlı, yavaş ve kendimden emin olmak
benim sadece karşımdakine değil en çok da kendi hayatıma duyduğum saygının bence bir göstergesi.
Ben de bunu yapmaya çalışıyorum.
O yüzden umarım ilerleyen bölümlerde
hoşlanırken ben tam da benim diyebileceğim zamanlarda gelir.
Bu böyle bir bölümdü. İçimdekileri çok güzel döktüm. Umarım sizle de bir yerlere dokunmuştur.
Uzun bir bölüm oldu. Haftanız umarım bu bölüm gibi berrak ve bazı şeyleri biraz açıklığa kavuşturmuş bir şekilde geçer ve biter.
Sizi seviyorum. Her zaman olduğu gibi umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
