
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
Bugün duyumsadığım şeyleri aklımın bir kenarına not aldım. Gördüklerimi, duyduklarımı, hissettiklerimi ve hissetmediklerimi. Bugün yeni bir yaşa girmenin kutlamasından ziyade, eskisinden kazandığım öğretilere teşekkür etmek istedim karşınızda. Bu kez mumları üflemek, yolu aydınlatmanın bir yöntemi olsun. İyi ki doğmuşumdur bence. Şimdiye kadar olmadıysa da, bir gün bir şey için iyi ki doğmuş olacağım umuduyla. Pastadan bir dilim alın, hayatımda kapladığınız dilim kadar büyük olsun:)
Transkript
Merhaba o kızlar.
Ben Simay ve siz de benim podcast'ım olan Sen o kız değil misin?'iz 14. bölümündesiniz.
Bu Sen o kız değil misin?'iz 14. bölümü benim hayatımdaki 23. bölümün başlangıcı.
Hani böyle bölümlerdir size sürekli şey diyorum.
İşte 22-23 yaşındayım. 22 neredeyse 23 yaşındayım diye.
Artık onları bir stabiliteye oturtup da 23 yaşındayım diye hayatımdan referans verebileceğim bir döneme giriyoruz.
Hepimize hayırlı olsun.
Sizinle yeni yaşımın ilk bölümünde aslında 23'ü kucaklamadan ziyade 22'ye bir veda konuşması yapmak istedim.
Ve 22 yaşımın bana getirdiği birçok şeyin arasında en güzellerinde kesinlikle ilk sırayı siz alıyorsunuz.
Bu yüzden bunu sizinle paylaşmamak ve size bir teşekkür etmemek benim için eksiklik olurdu.
Bugün aslında bu bölümü kaydetmek çok istiyordum ama bunu birkaç gün önce de böyle aklımda bir fikirle birkaç kez bilgisayarın başına geçtim.
Ama bazı şeylerin hani böyle olmayacağını hissedersiniz ya yani bir şeyler kafanızdadır.
Ama bir türlü dışa vurumu hayalinizdeki gibi değildir.
Ve benim şimdiye kadarki 13 bölümümde bu olmadı.
O yüzden ben de 14.de de işimi şansa bırakmak istemedim.
Bugüne kısmetmiş.
Çünkü bugün aklımda birçok şey garip bir şekilde şekillendi.
Sanki gerçekten böyle hani o bir yaş alınca aslında 365 günün 364'ü bir büyüme ve o son bir günde size adanmış bir günde aslında bir yaş alıyorsunuz.
Ama sanki bu 364 günün öğretisi bana bugün bir anda yüklenmiş gibi konuşmak istediğim birçok şey birden aklıma çullandı.
Ben size her zaman beni dinlediğiniz ve dinleyerek beni, bana kendimi dinlenmiş hissettirdiğiniz için teşekkür ettim ilk bölümden beri.
Ama benim de bu süreçte dinleyerek yine aynı şekilde anlaşıldığımı hissettiğim çok fazla insan oldu, çok fazla sanatçı oldu.
Bugün de onlardan bir tanesine yer vereceğim yine en sonunda.
Bugün konuşmak istediğim şeylerden bir tanesi de aslında yine her zaman olduğu gibi sonunda çalacağım şarkıyla ilgili
Bugün kafamın içinde bir türlü bir sezon finali veremeyen ya da istediği reytinge ulaşamayan ama bir şeyler çekmekten de vazgeçmeyen bir film setinden bahsedeceğim
23 yaşıma giriyorum ve başlangıçta bunu 23'ü kutlamak, 23'e bir hoş geldin seremonisi yapmak olarak kafamda kodlamıştım
Ama aslında düşününce 23 eğer yeni bir sayfaysa bana o sayfaya bir şeyler yazmayı öğreten şey hep geçmiş yaşlarım oldu.
Ve 22 bana hem yazımı hem de anlatacaklarımı bir nevi dil bilgimi, paragraf bilgimi epey pekiştiren bir yaş olarak geldi.
Ben bugün 22. yaşıma girerken neler dilediğimi hatırladım.
Dileklerimden bir tanesi koronanın bitmesiydi. Daha yeni başlamıştı.
O azaldı diyebiliriz. Kısmen kabul oldu.
Kilo vermekti bir tanesi. O da kabul oldu.
Ama 22 yaşıma girerken dileklerimin kabul olacağını bilseydim kilo vermekten ziyade daha az hayal kırıklığı dilerdim.
Bu da bana ders olsun.
Üçüncüsü aşık olmayı dilemiştim.
Ama sonra şunu fark ettim ki bazen gerçekten neyi dilediğinize dikkat etmek gerekiyor.
Çünkü ben hep aşık olmayı diledim.
Ve gerçekten her yaşımda da aşık oldum.
21'de de aşıktım, 22'de de aşıktım.
Ama galiba bulduğun aşkı kaybetmemeyi dilemek gerekiyormuş.
O yüzden bu sene hayatıma kaybetmek istemediğim ama aynı şekilde de kaybetmeyeceğim bir şeylerin girmesini dileyerek başlayacağım yeni yaşıma.
Ve bugün 22 yaşında öğrendiğim bazı şeyleri sizinle paylaşacağım.
Belki yine birbirimizden feyz alırız.
Çünkü ben burada anlattığım birçok şeyde hep hayatımda bana dokunan ve onlardan feyiz aldığım insanlardan aslında bir şeyler kapıp size getirdim.
Ve bunları size yansıttığımda da bana sizden gelen geri dönütle yeni bir şeyler ürettim.
Ve bu bir nevi bir matruşka hikayesine dönüştü.
Böyle çoktan aza, bazen de azdan çoka iç içe girerek bir kümülatif bir şey yarattık birlikte.
ve 22 yaşında
başlangıcında hayatımda olup
şu an hayatımda olmayan
ama çok sevdiğim ve bende çok iz bırakan
eski bir arkadaşım var.
Hayatıma kısa süre bulundu.
Böyle olmasını istemezdim.
Ama bana öğrettiği şeyler oldu.
Onun
yaptığı bir şey vardı.
Bu bir ödeviydi zannedersem.
O zaman ben hayatımda yoktum.
Böyle kokladığı,
gördüğü,
Yani duyumsadığı her şeyi o gün içinde not alıp paylaştığı bir hesabı vardı.
O bilmese de bazen o hesaba girip ne hissettiğini, en azından ben hayatımda yokken, o eski kendisiyken neler duyumsadığını o şekilde anlamaya çalışırdım.
Bugün bir arkadaşımla buluştum ve dönüşte böyle yürüyen merdivenden yukarı çıkarken önümdeki kadının çantasında Free as a Bird yazıyordu.
Bir kuş kadar özgür.
Ben ilk onu gördüğümü fark ettim
Sonra o böyle bir anda hafızama kazınınca
Ben bugün neler duyumsadım diye bir düşündüm
Neler kokladım
Neler hissettim, neler duyumsadım
Sonra böyle tek tek duyularımı kontrol ettim
Bugün biraz aç kalmıştım
Çokça kahve içmiştim
Ellerimin titremesini hissettim
Otobüste yanımdaki kadının böyle yarı uyuklar bir şekilde her durakta acaba kendi durağını kaçırdı mı diye heyecanla sıçrayışını gördüm.
Yüzümde saatlerce aynı maskenin durmasından kendi nefesimi kokladım.
Ve böyle bir tünelde, bir metro merdiveninde aslında olabildiğince basık bir alanda
Free as a Bird yazılı bir çanta takan ve muhtemelen evine gitmekte acele eden
bir kadın gördüm.
Yorgun yüzler gördüm.
Kendilerine hiç muhtemelen
günaydın ya da iyi akşamlar denmemiş
güvenlik görevlileri gördüm.
Otobüste bacaklarını
açı açı oturan adamlar,
kenarlara sıkıştırdıkları kadınlar,
kucağındaki çantasının
tek hazinesiymiş gibi tutan insanlar gördüm.
Ve her bir insanın yetişmeye
çalıştığı bir şey olduğunu fark edince durup
sorguladım ben neye yetişmeye çalışıyorum diye.
Ve bunu demagoji yapmıyorum.
Gerçekten buraya yetişmeye çalışıyordum.
Ne hissettiğimi, ne gördüğümü ve bütün bu insanları size anlatmak için hevesle eve geliyordum.
Çünkü mesela bugün gördüğüm güvenlik ya da evine yetişmeye çalışan kadın bu hayatta kendince ne ifade ediyor bilmiyorum.
Ve benim için yanımdan gelip geçen bir insandan farksızdı.
Bir semboldü aslında, bir nesneydi sadece.
Yani benim Simay'ın bir günündeki bir figürandı belki de.
Ama sanki ben koşarak onu size anlattığımda ve onun yorgunluğunu tasvir ettiğimde sanki onun yorgunluğu daha anlam kazanacakmış gibi hissettim.
Ve ben böyle şeylerin dönüp dolaşıp bana geleceği umuduyla galiba böyle davranıyorum.
Yani bir gün birileri de beni fark eder ve belki birileri de beni konu alır.
Belki birileri de bana bakıp acaba bu kız nereye yetişmeye çalışıyor diye düşünür diye bir umut ediyorum.
Çünkü benim zaten fark edildiğim zaman var olacağım inancımı şu son 2-2,5 ayda anlamışsınızdır.
13-14 bölümde yaptığım çok da farksız bir şey değildi.
Böyle hissettiğim şeyleri sıralarken sonra neler hissetmediğimi düşündüm.
Bugün mesela çok güzel bir koku hissetmedim.
Çok güzel bir dokunuş hissetmedim.
Uzun süredir çok sıkı ve bana kendimi güvende hissettiren sarılış hissetmedim.
Bugün kendimi çok sevilesi hissetmedim.
Ve bu sevilesi hissetmemeyi düşünürken her ne yaşarsam yaşayayım günün sonunda bir şekilde kendime tahammül geliştirebildiğimi fark ettim.
O yüzden bir şeyleri hissetmemek de başka şeyler hissetmeye tekabül ediyor galiba.
Ve bugün çok farklı bir şey fark ettim insanları izlerken.
Bilmiyorum siz de fark ettiniz mi?
böyle özellikle İstanbul'da benim denk geldiğim göçmenler
yani işte yurt dışından gelmiş insanlar, Türkiye'de yaşayan insanlar
siyahiler olsun, kırgızlar olsun vs. Araplar olsun
hep böyle birileriyle FaceTime yapıyorlar.
Otobüste, ha tamam mesela İstiklal'de göstereceği bir şeyler var, Galata'da göstereceği bir şeyler var
ama adam otobüste bile telefonunda birisiyle FaceTime yapıyor.
O karşıdaki belki onu görmüyor.
Çünkü suratında maske var otobüsteki kişinin.
Ama onunla inatla facetime yapıyor.
Ve bugün oturup şey dedim.
Bu insanlar neden sürekli facetime yapıyor?
Ve sonra şey farkındalığına vardım.
Çünkü kendi vatanlarında değiller bir noktada.
Kaç yıldır burada yaşıyor olurlarsa olsunlar.
Buranın kendi vatanları olmadığının bilincindeler.
Ve aşina oldukları bir şeye sığınıyorlar.
Ve ben doğma büyüme buralı olsam da, Türkiye'li olsam da
Ve uzun bir süredir kendimi İstanbullu gibi tanımlasam da benim de çokça geçtiğim sokaklarda kendimi ait hissetmediğim ve sevdiklerime sığındığım anlar oldu.
Ve bugün her ne kadar belki farklı bir ülkede yaşamanın farklı zorluklarını deneyimleyen bir göçmenle karşılaşsam bile kendimi ondan daha yalnız hissettim.
Ve bu sefer kimseyi aramadım.
Dedim ki 22 yaşımın sonunda bu hissettiğim yalnızlıkla kendi başıma baş edeceğim.
Ve kendi başıma bununla başa çıkacağım.
Ve inanın 4 senede belki defalarca ağlaya ağlaya geçtiğim bir sokaktı o yol.
Yani o otobüs güzergahı.
Ağlamadan ve o yalnızlık hissini, birine ait olma, birine aidiyetlik hissetme hissini içimde buram buram hissederek,
bir şeyin yokluğunu hissederek, yani bir şey hissetmemeyi hissederek o yolu teptim.
Ve belki ilk defa gözyaşı dökmedim.
ve dedim ki tamam bu benim
22 yaşımı
bitirirken
birçok zaferimden sonuncusu olacak
ve ben bu yaşı çok güzel noktalayacağım
o yüzden
başlangıçta bu podcast'ın işte bu bölümünü
kaydederken 23'ü kucaklama olarak
oturdum yani oturmayı planladım
ama
dedim ki hayır
23'ü 23 yapacak olan
22'de edindiğim deneyimler
ve gerçekten benim için unutulmaz
bir yaştı
Yani garip bir şekilde mesela 17'ye yazılmış şarkılar var.
19'a yazılmış MFÖ'nün bir şarkısı var.
22'ye Taylor Swift'in bir şarkısı var.
24'e Adan'ın bir şarkısı var.
23'e yok.
23 arada bir yaş.
İnsanlar bu yaşı dolu dolu yaşadıklarından mı ona bir şey yazmakta zaman bulamadılar?
Yoksa bir şey yazmaya değmeyecek kadar boş bir yaş mıydı bilmiyorum.
Ama kendime bir söz verdim. Bu şey gibi hani sen en üstte hedefle bir altı gelirse üzülmezsin mantığıyla böyle üniversite sınavına hazırlanırsınız ya.
23'ü uğruna şarkı yazılabilecek kadar güzel bir yaş olarak yaşamaya dair kendime bir söz verdim.
Çok yükseğe hedeflediğimin farkındayım ama bunun bir altı olursa bile yaşadığım en iyi yaş olmaya aday olacağına inanıyorum.
O yüzden ben beklentileri yüksek tutmalı mıyız, beklentiler üzer mi üzerine çokça konuşmuş biri olarak kendime dair beklentilerimi yüksek tutacağım.
Çünkü şimdiye kadar beklentilerimi hep insanlara dair yüksek tuttum ve sonucunda hep hayal kırıklığına uğradım.
Bunu hayatta denemediğim tek bir insan vardı o da kendimdim.
O yüzden bundan sonra kendime dair beklentilerimi yüksek tutacağım.
Ve sonucunda eğer biri beni hayal kırıklığına uğratacaksa o kişi de ben olmak istiyorum.
Bir noktada 23 sene sonra hayatımın egemendiğini ve iplerini kendi elime almak istiyorum.
İpleri ele almak ne kadar bir egemenlik, ne kadar bir özgürlük olarak tanımlanır bilmiyorum ama...
Ben o kadının çantasındaki free as a bird sözünü özümsemek istiyorum.
Ben bir kuş kadar özgür olmak istiyorum.
Sonuçta kuşun da erişemediği noktalar var.
Ya da çok yüksekte bir elektrik direğine tutunmuşken çarpılıp ölme ihtimali var.
Ne bileyim yerde böyle bulgurları yemeye çalışırken bir kediye köpeğe yem olma ihtimali var.
Ama kendi çapında bir kuş kadar özgür.
Yani öyle bir özgürlük ki kendi türü içerisindeki özgürlüğü tanımlıyor.
Ben bir insan kadar özgür olacağım bu yaşımda.
Bir insan ne kadar özgür olabilirse.
Çünkü başkalarının haklarını ihlal etmeyeceğim diye kendimden o kadar feragat etmişim ki.
Sonuçta neredeyse çeyrek asırlık bir hayat yaşamışım bence.
Ve bir noktada özgürleşmeye değer bir yaşa geldiğimi düşünüyorum.
bugün bu arada hissettiğim
gördüğüm şeylerden bir tanesi de şuydu
eve doğru yürürken
etrafımdaki şeylere baktığımda
hep böyle kafamdan bir klip çekiyordum
ben hep yaparım bunu kafamda bir klip çekerim
uyumadan önce
bir şeyler hayal ederim ne bileyim biri
beni çok üzdüyse onunla
karşılaşmamı hayal ederim ona çok ağır
laflar sıraladığımı ya da
biri beni çok üzdüyse benden özür dileyeceği
anı hayal ederim hep bu şekilde
kendimi uyuturum. Hep bu şekilde yolculukları
geçiririm. Bazen sırf hayal kurmak için
yola çıkarım. Uzun yürüyüşler yaparım.
Vesaire.
Bugün de böyle yolda
yürürken bir tane böyle
baba kızını omzuna almış.
Kızı da böyle etrafa
işte şu baloncu çıkartan
çamaşır suyumusu bir şey var ya. Onu
üflüyordu. Bugün gördüğüm en
bir klibe yakışır şeydi.
Çok hoşuma gitti. Sonra kız
gerçekten sanki kafamda bir senaryo
heyecanlanıyormuş gibi kız elindeki şey
düşürdü yere. Sonra ben
koşarak aşağı indim.
Yani aşağı indim.
Onu aldım kıza verdim ve bir noktada
kendimi o iki kişinin mutluluğuna dahil ettim.
Ve bu beni inanılmaz mutlu etti.
Ve kafamda şimdiye kadar
kurduğum ve maalesef gerçekleşmemiş
olan birçok klipten daha güzeldi.
O yüzden ben galiba kafamda
senaryo kurmayı bırakmayacağım. Çünkü
hayat bir şekilde karşıma ona kıyasla
daha güzellerini ya da daha hayal
etmeyeceğim şeyleri bir şekilde getiriyor.
O yüzden bu bölümde konuşmak istediğim temel şeye yavaştan giriyorum ve muhtemelen bu konuyla sonlandıracağım.
Ben kafamda dediğim gibi her zaman klipler çeken bir insandım.
Bu bölümleri de zaten bazı şarkılardan esinlenerek kaydettim hep.
Bir şarkı dinliyordum, beni konuşturuyordu.
Bir şarkı dinliyordum, beni kendimle bir kavgaya sürüklüyordu.
Ya da bana neler yaşadığımı hatırlatıyordu.
Lise aşkımı hatırlatıyordu.
Ailemle çok büyük bir kavgamı hatırlatıyordu.
Önceden en yakın arkadaşım olduğunu düşündüm ama şu an yüzünü bile görmediğim bir insanı hatırlatıyordu.
Zihnimden sürekli bir şeyler getiriyordu.
Ve ben hep o şarkılarla yola çıkıyordum.
Eğer bu şarkılar zihnimden bir şeyleri getirebilecek kadar güçlüyse,
zihnimden bir şeyler yaratabileceğim kadar da güçlü olduklarını düşünüyorum.
O yüzden sürekli bir şeyler dinlerken kafamın içine bir şeyler çeviriyorum.
Ve kafamda çok fazla senaryo kuruyorum.
Ve bu senaryolar bazen bazı oyuncuları kafamdaki role aşırı derecede sokup onları kendi benliklerinden uzaklaştırmama ve onlar kendileri olduklarında sanki değiştiklerini düşünmekle beni biraz zorluyordu.
Yani ben bazen gerçekten bazı insanlara değil de onları kafamda oturttuğum rollere aşık oluyormuşum ya da o rollerle en yakın arkadaş oluyormuşum ya da o rollerle kavga ediyormuşum gibi hissediyordum.
ve eğer bunu hayatımdaki insanlara yapıyorsam bir noktada kendime de yapıyorum
ve belki de kendime bu kadar yüklenmemin sebebi, kendimi bu kadar mükemmel yapmaya çalışmamın sebebi,
tırnak içinde mükemmel.
Kendimi kafamdaki mükemmel rolüne inanılmaz derecede adapte ettiğim için artık rolden çıkamayan başarısız bir aktöre dönüşmemdendir.
Bu benim için çok büyük bir deneyim oldu.
Ama beni ne tabii ki şarkı dinlemekten ne de bu şarkılara klip çekmekten alıkoyacak bir şey değil.
Ama bundan sonra başta kendim olmak üzere insanları kafamdaki belli kriterlere oturtup o hallerine hayranlık beslememeyi bir ilke olarak edinmeye çalışacağım.
En azından yeni yaşımda kendime verebileceğim sözlerden bir tanesi de bu.
Ve kendime bir sözüm daha, hayatıma giren insanları onlardan başka bir şansım yokmuş gibi
onların hatalarını ya da bana yaptıkları haksızlıkları göz ardı edecek kadar idealize etmeyeceğim.
Çünkü gerçekten iyi şeyler hak ediyorum.
Ve gerçekten çok fazla şey atlattım.
Birçok şey başardım ve daha önemlisi birçok şeyde başarısız oldum.
Çünkü ben her zaman kötü deneyimin iyi deneyimden daha kazançlı olduğunu düşünen bir insanım.
Çünkü hem de yapmaman gerektiğini hem de neyi istediğini sana aynı anda öğreten nadir şeylerden bir tanesi kötü deneyimler.
O yüzden şunu söyleyebilirim ki ben bana hak ettiğimden daha azını veren insanlara yeni yaşında ve bundan sonrasında artık daha fazla tevazu göstermemeye karar verdim.
Çünkü çok fazla başarısızlığım oldu ama bu sayede artık ne istediğimi ve ne istemediğimi biliyorum.
Ve sırf bana istediklerimin %5'ini sağlıyor diye istemediklerimin %70'ini gösteren insanlara onlardan daha iyisini bulamam ihtimaliyle boyun eğmeyeceğim.
Çünkü o zaman gerçekten o insanlara hem ederinden daha fazlasını vererek onlara çok yanlış bir ilüzyon çiziyorum ve muhtemelen onları da yanlış yönlendiriyorum.
Hem de kendi değerimi inanılmaz derecede düşürüp aslında insanlara bir noktada bana zarar vermeleri için ellerine bir koz veriyorum.
Artık bunu yapmayacağım.
Bunu geçen bölümde söylemiştik İdil'le.
İnsan kendini sevmeye başladığında başkalarına da kendisini sevmek için bir sebep veriyor diye.
O yüzden ben kendime hak ettiğimi vermeye çalışacağım ki bundan sonraki günlerimde, bundan sonraki yaşlarımda.
En azından çalışacağım ki, en azından yolda olacağım ki insanlar da bana hak ettiğim bir şeyler olduğu bilinciyle yaklaşabilsin.
çünkü bugün çıkarttığım derslerden bir tanesi de
kendimi çok boş verilmiş hissetmekti
ve bu boş verilmişlik hissinde kafamın içinde bir kişiye
küçük bir şans tanıdım
böyle kafamın içine kendimle bir oyun oynadım
ve o kişi o şansı tepti böyle kafamın içinde
ve dedim ki ben yapabileceğim her şeyi yaptım
size daha önce de söylediğim gibi
benim zeytin dalım bu kadar
O yüzden artık elimdeki zeytin dalını daha fazla uzatmaya ve karşıdakini dürtmeye çalışmayacağım.
Çünkü kendi hasadıma zarar veriyorum.
Ve artık kendi toprağıma ve kendi yapıma, kendi mahsulüme ihanet etmeyeceğim.
Ben böyleyim.
Ya çok uzungür bir ağacım gölgesinde dinlenebilecek ya da çok kısa bodur bir ağacım ve kimsenin işine yaramayacağım.
Belki köpeğini gezdiren birisinin köpeği üstüme işeyecek.
Ama bir noktada orada varım.
Orada olmamın bir sebebi var.
Ve ben sırf insanların amacına uyması için kendi şeklime ihanet etmeyeceğim.
O yüzden 22 benim için çok sancılı bir yaştı.
Ama artık bazı sancılar geldiğinde onların sebebini, ne olduğunu ve onlarla baş etme yöntemlerini az da olsa öğrendim.
O yüzden 23'e yeni savaşlara bir tık daha hazır ve cephanem bir tık daha güçlü bir şekilde giriyorum.
Şimdi ne kadar arkamı hep insanlara yasladım.
Ama insanlara yaslanan sırtın kendime ait olduğunu unuttum.
O yüzden yeni yaşımda kendime gerçekten hak vereceğim.
Ve bir sırtım varsa, iki elimde varsa kendi sırtımı kendim sıvazlayacağım.
O yüzden siz lütfen umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Ve belki yeni yaşınıza siz de girerken neler dileyeceğinize benim sözlerimle biraz daha dikkat edersiniz.
çünkü ben bu yaşım için her ne dileyeceksem
aynı şekilde onu kaybetmemeyi de dileyeceğim
umarım gerçek olur
ve yeni yaşımda sizi de unutmayacağım
sizin için de bir şeyler dileyeceğim
çünkü 22 bana çok şey kazandırdı
benden çok şey aldı
ama bana sesimin
böyle sanki ekolu bir ortamda konuşuyormuşum
akustik bir ortamda konuşuyormuşum gibi
kendi kulağıma tekrar erişmesini sağladı
ve bunu siz yaptınız
5000 dinlemem falan olmuş
size 5000 kere teşekkürler
çok teşekkür ederim beni duyduğunuz için
çok teşekkür ederim yeni yaşıma
benimle birlikte gireceğiniz için
yeni bir yolculuk bizi bekliyor
Sen o kız değil misin? 14.
dediğim gibi benim 23. bölümüm
14 biterken 23. başlıyor
umarım
keyifli bir bölüm olmuştur
sizi çok seviyorum
ve sözümü şununla bitireceğim
benim çok sevdiğim bir sanatçı arkadaşım var
ve hani siz beni dinliyorsunuz ve bana diyorsunuz ya bazen işte anlaşıldığımı hissediyorum
benim de dinleyince çok anlaşılır hissettiğim biri var Deniz
ve sadece onun bir şarkısını dinleyerek içimde böyle beni 20-30 dakika konuşturacak bir sürü şey ortaya çıktı
böyle sanki bir sivilceye dokunmak ve onu bir anda patlatmak gibi
Sadece bir sözüyle bir şarkısıyla benim içimden bir sürü irinin bir sürü böyle hem kötü çıkması gereken hem de akabinde o noktayı yenileyecek bir sürü dokunun çıkmasını sağladı.
Sizi onun şarkısıyla baş başa bırakıyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
