
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
*
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm “Odea” ve "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
yakın arkadaştan gelen uzun ses kaydı gibi düşünün bu bölümü. bu bizim padovada son kahvemizdi sevgili o kızlar. iyi ki yanımdaydınız. kalemim yazmaya devam ediyor ama bu defterin sonuna geldik. yazmayı bırakacak değiliz ya. iyi dinlemeler <3 arrivederci
Transkript
acaba bu padavadaki son bölümüm mü bilmiyorum.
Ama benimle birlikte 3 yıl içerisinde sayısız bölümü ben burada kaydederken bana eşlik ettiniz, benimleydiniz.
O yüzden bir kapanışı sadece benim değil sizin de hak ettiğinizi düşünüyorum.
Bugün buradaki son günüm.
Çok kısa süreliğine birkaç tane kalan işi halletmeye ve kalan eşyalarımı almaya geldim.
Son dakikada baya bir aksilik çıktı.
İşte benim oturduğum yeri tutacak kişi son dakika vazgeçti.
Valiz sipariş etmiştim eşyalarımı toplayıp götürebilmek için siparişim iptal oldu falan derken böyle çok stresli.
Hani içten içe hallolacağını çok iyi bildiğim kendime sürekli Yasin Ay sen neyi halletmedin ki bu da hallolur sabret dediğim.
Ama tabii işim bununla kalmadığı çok stresli, çok keyifsiz, uykusuz, böyle sürekli uykularımdan kaygılı bir şekilde uyandığım birkaç gün geçiriyorum.
Ama bütün bunların yanında hala bir şekilde duygusallaşmaya, işte hayatı romantize etmeye, ne bileyim bir şehirle vedalaşmaya vakit ayırabilmek garip hissettiriyor.
Yani hani insanların böyle bir kaos anında, bir savaşın ortasında bile bir şeyleri böyle kutlamaya değer hale getirdiği, ışıklandırdığı o hali kendi içimde anlıyor gibiyim.
Sanki böyle bir savaş veriyorum ama bir yandan da hala işte en sevdiğim kafeye oturup son bir kahve içmek, son bir sandviç yemek gibi küçük küçük vedalaşıyorum şehirle.
her şeyin başına böyle bir son eklemek tabii çok dramatik, oldukça dramatik.
Son kez buradan yürüyorum, son kez bu sandviç yiyorum, son kez burada kahve içiyorum gibi.
Belki de üzerimdeki yükü daha da ağırlaştırıyor muyum bilmiyorum ama
açıkçası burada geçirdiğim son zamanları düşününce artık bu şehirle gerçekten güzel ayrılabilmem için,
onu güzel hatırlayabilmem için bu bölümü kapatmam gerektiğini, bu kapıyı arkamdan kapatıp belki bu sayede yeni bir kapıyı açmaya dair adım atabileceğimi düşünüyorum.
Saat 12. Buraları da kesmem yani.
Çünkü benim derdim ne olursa olsun arkadan hayatın akmaya devam ettiğinin güzel bir örneği oldu bence.
Sandviçim ve kahvem de geldi.
Ve aslında çok da planladığım gibi gitmedi.
Birazcık geç saat, yani buradaki insanların öğle yemeği saatinde anca bir şeyler yiyecek olduğumdan
kendime bir kahve ve kuruvasan keyfi yapacaktım ama kuruvasanları kalmamış.
Ben de bir people pleaser olduğum için o zaman sadece kahve alayım diyemeyip
çok da iç içici olmayan bir sandviç söyledim.
Genelde böyle bir şeyi son kez yaptığınızda en güzeliyle yapmak ya da yeni bir yerde başka bir şehirde ülkede geziyorsanız en iyi kafeyi en iyi restoranı bulmak gibi.
Aslında belki de o tatili o süreci iyice böyle boynumuza yük eden zaruri şeyler aslında zaruri olmayan şeyler kendimize yükleniriz ya.
Onu da biraz kırmaya çalışıyorum.
Hem zaten şu birkaç gündür çok yoruldum hem de artık böyle ulan akor vasan yemişim, hasaneviç yemişim.
Karnına doyur sonra kalk git eve eşyalarını topla gibi bir psikolojide de olduğum için çok daha umursamıyorum.
Ama gerçekten de arada galiba gerçekten işin anahtarı umursamamak.
Umursamayınca da bir şekilde işler sandığım kadar da kötü gitmiyor.
yorgunum
çünkü buraya gelmek o kadar
gözümde büyümüştü ki ben İstanbul'dayken
of ya şimdi kim gidecek
gelecek Allah'ın bir sürü eşya
falan gibi
bir de gerçekten maalesef
böyle bir şehirde
kötü anılarla orayı kafanızda
eşlediyseniz oraya tekrar
gittiğinizde
biraz korkuyorsunuz
sanki böyle o kapıyı açtığınızda
içinizde
Ve rutubetten küflenmiş bütün duygular üstünüze atlayacak ve nefesiniz kesilecek gibi hissediyorsunuz.
Hatta o yüzden biletimi Padova'ya değil Bolonya'ya aldım.
Zaten çok yakın bu iki şehir diye.
Ve ilk gün çok sevdiğim bir arkadaşımda kaldım.
Gittiğim bir yerde sevdiğim bir insanın, beni bekleyen birinin olduğunu belki de bilmeye ihtiyacım vardı.
Onun enerjisiyle buraya geldim ama işte son dakika aksilikleri biraz canımı sıksa da
belki de geri dönmeyi iple çekmeme ve buradaki bu çeptörü de kapatmama daha kolaylık sağlaması açısından
belki bu karşıma çıkan aksiliklerin bile faydalı olduğu bir yer vardır.
Bilmiyorum açıkçası.
Üç yıl geçirdim burada.
Eminim ara ara yine gelirim.
Hani çok böyle uğrak bir noktam olmaz ama sevdiğim insanların mezuniyetine, kutlamalarına gelirim.
Ya da belki arada böyle burası bizim için bir kesişim, bir buluşma noktası olur.
Açıkçası çok mutsuz değilim gerçekten bu bölümü kapattığım için.
Çünkü gerçekten yeni bir şeylere başlamak için bazen açık diğer sekmeleri kapatmak gerekiyor.
Yoksa gerçekten hani iki tane açık kapının arasında ne bileyim ceryem falan yiyorsunuz, boynunuz falan tutuluyor yani.
O yüzden yarın İstanbul'a döneceğim için mutluyum.
Bir yandan da kendime sürekli şunu hatırlatıyorum.
Her şeyin başına son ekleyerek işte bir kıtlık bilinciyle bütün İtalya'yı valizine koymak.
Ama şunu da alayım bunu da denemedim demek.
Ya da 3 yıldır her gün gittiğin markette reyonda duran ve hiç denemediğin çikolatayı şimdi denemek gibi bir zorunluluğun yok.
Hani sakin ol falan diye kendimi çok dizginlemem gerekiyor.
Bence burada tabii ki Türkiye'de olmanın da çok etkisi var.
Çünkü bir daha ne zaman çıkacağım, çıkabilecek miyim gibi böyle bulunduğumuz yeri bir kafes gibi hissettiren çok fazla parametre var tabii ama kendime sürekli hayatta ben bir şeyi çok istediğim sürece gerçekleşmesinin elimden kaçamayacağını ve bunun çok net örneklerinin hayatımda da hep olduğunu hatırlatma ihtiyacı duyuyorum ve bunu yapıyorum da.
Bence artık hayatta biraz da benim böbürlenme sıram geldi.
Hatta geçiyor bile.
Biliyorum ki tekrar gelmek istersem, tekrar yeniden bir yerde bir şeylere başlamak
ya da sadece ziyaret etmek istersem önümde çok bir engel durmayacak.
Çünkü ben zaten istediklerimi kendime verebilecek bir hayatın peşinden gitmek için bu yola çıkmıştım.
Neredeyse dört yıl önce.
O yüzden de bugün bu alışkanlığı kırmak için marketten sadece çok sevdiğim ve Türkiye'de çok bulamadığım kahveden aldım.
Yok şarapmış, yok alkormuş, yok peynirmiş, yok etmiş, yok magnetmiş, yok dedim yani.
Başka bir zaman sadece gezmek ve sadece güzellikleri hatırlamak ya da sıfırdan yaşamak için geldiğinde çantanı da bunlarla doldurursun.
Ama şu an sen buraya sadece bir görev için geldin ve bunu tamamlayıp gideceksin diye hatırlatmaya çalışıyorum.
Ama tabii bu sürecin bana öğrettiği çok güzel şeylerden bir tanesi de şu oldu ki,
gerçekten eğer birini özlüyorsanız ya da kafanızda sürekli düşündüğünüz,
bana bunu niye yaptı, acaba yazacak mı, özür dileyecek mi, pişman olacak mı gibi soru işaretleri
ya da biriyle yapmak istediğiniz bir konuşma vs. varsa,
Tabii ki burada duyguları küçümseyecek değilim ama belli ki kendinizi yeterince meşgul etmiyorsunuz.
Yani şu üç gündür o kadar sıkışığım ki hani böyle resmen tuvalete gireceğim saati ya da arada böyle breakdown yaşayacağım saati bile resmen schedule'lamam gerekiyor.
Aklıma incindiğim şeyler ya da beklediğim bir özür gelmiyor değil.
İnsanın zihni sıkışıklıkların arasında bile ona bazı duyguları çok içtenlikle hala hatırlatıp hissettirebiliyor ama şöyle bir tarafı oldu galiba bende.
Bu sefer aklıma işte beni yarı yolda bırakan bir insan ya da bitmiş bir ilişki geldiğinde durup şuna bakıyorum.
Evet ama ben şu an bütün her şeyi tek başıma yapıyorum.
Yani kalkıp zaten benim önüme bakmam lazım.
Bundan başka yolum yok.
Bir de karşımdaki insanın belki de hayatımda olması, elimden tutması, sırtımı sıvazlaması ya da sadece uzaktan destek vermesi bile birçok şeyi kolaylaştırabilecekken bunu yapmıyor.
Bunu yapmamayı, burada olmamayı seçmiş ve benim hala hazırlamam gereken bir valiz, kapatmam gereken bir ev var.
Bunu gözyaşları içinde mi yapacağım yoksa isteyerek, önüme bakarak ve zorlanmadan mı yapacağım?
böyle bir karar kalıyor geriye
ve böyle bir ikilemde tabii ki de çok da
şeyi seçmiyorsunuz yani
tamam ya ben
gözyaşlarıyla bu valizi kapatacağım ya da
işimin arasında sürekli telefonumu
kontrol edeceğim bana yazmış mı
story mi izlemiş mi diye
artık gerçekten
bir dakika ya ben niye bunu düşünüyorum
benim buna vaktim yok ya falan gibi
bir yerde oluyorsunuz o yüzden
kendimi yeterince meşgul edince
bazı duygulardan
da azade olduğumu,
onlardan kaçabildiğimi fark ettim.
Ki beni biliyorsunuz yani ben öyle kolay kolay
duygulardan, kaçmaktan bahsedecek bir insan
değilim. İşte bazen
en iyimiz bile insanlar
tarafından bu noktaya getirilebiliyor.
Şimdi biraz
bu Avrupa güzellemesi
hakkında işte
özellikle İtalya söz konusu olduğunda
işte Vitalenta, Yavaş Hayat
işte
Slow Mornings olayını
biraz konuşmak istiyorum galiba.
Aslında hayat bence her yerde
hızlı
ya da her yerde yavaş. Yani her yerde
çok göreceli.
Sizin onu nasıl yaşadığınız
sadece size de
bağlı değil aslında. Çevreye de çok bağlı.
Burada baktığımda mesela
şu an etrafımdaki herkes
yani işte 20 yaşında gençler de
ya da karşıda
kilisenin önünde oturan ortaokullu
çocuklar da ya da 70'ine merdiven
dayamış. Yaşlı çifte.
Bugünü bence oldukça şu an
yavaş bir şekilde geçiyor. En azından
şu birkaç saati. Çünkü
birlikteler, sohbet ediyorlar,
bir şeyler içiyorlar. Bunun için zaman
ayırıyorlar. Yani aslında zamanın
göreceliliği biraz
etrafınızdaki
insanlara da bağlı gibi geliyor bana.
Etrafınızda birilerinin olmasına
da çokça bağlı.
Aslında bu yine birazcık böyle benim
neden İtalya'dan döndün ya sorusuna
belki bir şeyleri
açıklama ihtiyacı duymamdan da kaynaklı.
Çünkü gerçekten bu soruyu duymak çok
sinir bozucu.
Hani insanlar hiç mi kendilerine senin şu an
neye ihtiyacın var diye sormuyor diye
çok düşündürtmüştü beni.
Mesela ben şu an İstanbul'a gitmeyi
iple neden çekiyorum?
Çünkü ne bileyim
mahallede zekide bir bira içebilirim
ya da kapıdan geçerken
bile işte idille
ayaküstü konuşmam bir anda yarım saat
bir saatlik bir tam hadi geç içeri
bir kahve içelim'e dönüşebilir.
ve aslında şu an burada işte bir kilisenin önünde bir masanın etrafında oturup aperol içen dostlardan çok da farklı bir şey değil.
Yani gerçekten bir yeri güzelleştiren şeyin kesinlikle oradaki bağlar ve insanlar olduğunun çok net bir göstergesi bu benim için.
Ve benim buradaki birçok arkadaşım artık ya Türkiye'ye döndü ya farklı fırsatlar çıktı karşılarına farklı ülkelere ya da İtalya'da farklı şehirlere gittiler.
İster istemez biraz bir yere gidişin gerçekten sizi orada kimin beklediğiyle de çok ilgili bir tarafı var.
Yani of şimdi kim gidecek mi diyorsun yoksa gitmek için gün mü sayıyorsun arasındaki farkı biraz başkaları da belirliyor.
O yüzden sorumluluğu çok da üstüme almamaya çalışıyorum.
Tabii yine de kafamın içine çok fazla soru var.
Yani bu üç yılı verimli geçirebildim mi?
Doğru yerlerde bulunabildim mi?
Ne bileyim bana edilen bir hadi gel dışarı çıkalım teklifini kabul etseydim hayatımın bütün yönü, rotası değişir miydi?
Acaba biriyle karşılaşsaydım, birini sevseydim burada ya da...
Burada bir ilişkim olsaydı İstanbul'daki hayatımı deneyimlememiş mi olurdum?
Hayatım, podcast'im, kariyerim nerede olurdu?
Kendime burada mı bir hayat inşa ediyor olurdum?
Aslında o kadar fazla opsiyon, o kadar fazla ihtimal var ki.
Bir yandan bu da çok garip.
Yani bu üç yılı bir anda gözden geçiriyorsun ve doğru yaşadım mı diyorsun?
Sanki bir doğruluğu varmış gibi.
Doğru yerlerde bulundum mu?
Yeterince sosyalleştim mi?
Acaba daha fazla mı gitmeliydim derslere?
Ya da ne bileyim daha fazla mı yabancı arkadaş edinmeliydim?
Bir tane işte atıyorum bir çocuk bana date teklif etmişti ama kabul etmedim.
Çıksaydım hayatım nasıl olurdu gibi şeyleri düşünüyorum.
Şimdi bu olduğum noktadan memnun olmadığımdan değil kesinlikle.
Hayatım beni getirdiği yerden çok mutluyum ama
Acaba her şeyi yerli yerinde doğru zamanında yaptım mı sorusunu da çokça soruyorum ama hani bu şey gibi.
Artık şatıla, havaşa, metroya her neyse binmişsiniz ve sürekli çantada pasaportu kontrol ediyorsun.
Zaten evden çıktın artık. Kontrolü yapman tabii ki kıymetli.
Belki bir noktaya kadar bir şeyleri unuttuysan geri de dönebilirsin ama o son dakika kontrolünün
insanın içini rahatlatmaktan başka hiçbir amaca hizmet ettiğini zannetmiyorum yani.
Biraz da içimizdeki bazı sesleri susturmak için bir şeyleri gözden geçirmeye ihtiyacı duyuyoruz.
Ve benim için de aslında şu an böyle geriye bakıp bu üç yılı doğru geçirdim mi diye düşünmek.
Ama kendime şunu da çok hatırlatıyorum.
Geçmişe şimdinin gözüyle bakmak her zaman o kadar da objektif bir perspektif sunmuyor.
Biraz yanıltıcı da olabiliyor.
Şimdi mesela ben bugün burada biraz hüzünlü, biraz kaygılı, ben İstanbul'a bir an önce artık dönmek ve şu sorumluluklardan azade olmak istiyorum diyen tarafımla bu son 3 yıla bakarsam sanki böyle 4 sene önce buraya taşıma kararı veren Simay'la çatışırım.
Ama baktığımda 24 yaşındaki Simay'ın, 23 yaşında aslında tekrar İtalya'ya gelmeye karar veren Simay'ın en büyük talebiydi, en büyük isteğiydi bu ve bu gerçekleşti.
Şimdi burada o kadar da mutlu olmayan bir Simay'ın gözüyle 24 yaşındaki Simay'a ya bize neler ettin, beni buralara getirdin bak hiç de mutlu değilsin gibi bir yargılamada bulunmak çok insafsız olur.
bunu geçen düşünürken aklıma şey bir örnek geldi
yani mesela
diyelim ki şu an mağazada markette
5-6 yaşlarında bir çocukla
denkleşeyim ve
şey kafasında olsun
Barbie almak istiyor
kendini yerlere atıyor Barbie'ye sahip olmak istiyor
ailesini ikna etmeye çalışıyor
çünkü benim 6 yaşlarım inanılmaz bir
Barbie obsesyonuyla geçmişti o yüzden aklıma bu geldi
ama diyelim ki ben o sırada
işte kiramı ödemeye yerime birini
bulmaya, valiz hakkımın geçmemesine
falan çalışıyorum. Kafam içi çok
dolu. Şimdi bu o çocuğun
Barbie'deki ısrarını ya da
Barbie'ye sahip olma hayalini
ne kadar gereksiz ve ne kadar
aptalca bir istek
falan yapar mı? Yapmaz.
Çünkü hepimiz biraz içinde
bulunduğumuz durumların, o an
yaşadığımız yaşın, çağın
istekleri ve ihtiyaçları ile biraz donatılmış
haldeyiz. Ben de
6 yaşında hayatın
Barbie evinden ibaret olduğunu düşünüyordum.
Şimdi
ya işte çatı da akıtıyorum
bunu nasıl hallederiz gibi dertlerim var.
24 yaşındaki
Simay da buraya gelmek
ve hatta çok spesifik bir sözümdür.
Evrenin de bana bunu
sen bunu istemiştin al bakalım
şeklinde yaşatması çok benden
yanalık mı yoksa manidar mı bilmiyorum ama
hep şey derdim ya ben artık İtalya'da
ağlamak üzülmek istiyorum diye ve
bunu hakikaten layığıyla yaşadım.
Yani dibine kadar yaşadım.
Artık gözyaşımın bittiği günler de yaşadım ama kahkahalardan katıldığım ya da kahkaha atmaktan, gülmekten ağladığım anlar da yaşadım.
23-24 yaşındaki Simay'ın bir hayalini gerçekleştirmiş olmanın üstümde garip bir hüznü ve nasıl desem gururu da var.
ama hani böyle bazen
ne bileyim küçük kardeşinizin
ya da annenizin falan bir istediğini
yaparsınız sonra sıra artık
sizin istediğinizi yapmaktadır ya
öyle bir yerden de
gerçekten kendime ablalık etmiş gibi hissediyorum
böyle
4-5 yıl önceki halime dönüp
bak tamam senin istediğin oldu yaptık
şimdi sıra benim istediğimde
şimdi birazcık da dinlenelim
bu kadar oyun oynadık şimdi de biraz
oturalım kitap okuyalım tamam mı falan gibi bir yerdeyim
Ve işte 28 yaşındaki Simay artık bir süre İstanbul'da olmak, hayatını orada kurmak ve kendi sınırlarını zorlamak istiyor.
Ve bence ben daha genç hallerimi buna tamam diyebilecek kadar tatmin edici bir hayat yaşadım.
Çevremdeki insanların, annemin, arkadaşlarımın hatta sizin aslında benimle gurur duyduğunuzu biliyorum.
Ama insanın kendiyle gurur duyması hele ki mütevazı topraklardan sonra çok kıymetliymiş onu fark ediyorum.
Ya aferin sana demek.
Normalde mesela sıkıla sıkıla mızmızlanarak taşıdığım poşetlerin belki 3-5 katı ağırlıktaki valizleri 3-5 kat indirip çıkartırken
artırken
içimden kendime sürekli
tamam bir tane iş daha bitti, bir tane iş daha
kendi başına hallettin diyorum.
Yine de tabii bu kadar bağımsız olmak
evet belki beni
bazı insanları özlemekten, bazı
insanlara ihtiyaç duymaktan
uzaklaştırsa da
bu kadar bağımsız olmanın da bir taraftan
insana kendini
yalnız hissettiren bir yanı var gibi.
Hani gerçekten
işte annemin az önce telefonda konuştum
Ama şey dedi hani keşke yanında olsaydım da ben sana yardımcı olabilseydim diye.
Ama hani vizesi yok şu an, süresi de oldu, gelemiyor falan.
Ki benim de artık bir yerde bir şeyleri kendi başıma yapabilmeyi de öğrenmem gerekiyor zaten.
Ama böyle keşke yanında olsaydım.
Evet annem gerçekten dünya üzerindeki en iş bitirici insan ama
öyle olmasaydı da birinin sadece yanında nefes alıp vermesi, sırtını sıvazlaması
ya da sen unutmuşken sana bir su içmeyi hatırlatması ne kadar kıymetliymiş onu fark ediyorum.
Hem kendim olmak hem de kendime destek olan dışarıdaki bir ikinci kişi olmak
tamam çok güçlü hissettiriyor da yani bu kadar güçlü olmaya ne gerek var?
Savaşa mı hazırlanıyoruz?
Ya da insan bu kadar kaslandıktan sonra bir yerle dövüşmedikçe,
mücadele etmedikçe bunun bir anlamı olur mu diye düşünüyorum.
Ve sanki psikolojimi sürekli ortada bırakılmaya, bir şeyleri tek başıma halledecek hale gelecek olduğuma inandırıyor gibi bir yerdeyim.
Ama bunun kendini gerçekleştiren bir kehanette olmamasına uğraşıyorum.
Yine de bütün bu sıkışıklığın arasında ve yarın yani neredeyse 24 saatten çok az bir süre kalmışken İstanbul'a dönecek olmama ve yapmam gereken çok iş varken
şöyle bir kafede oturup kahvemi içip etrafı izleyip bu İtalyan güneşinin ki kuzeyde de çok öyle kolay kolay çıkmaz
üzerimden akıp gitmesine müsaade etmek, etrafımdaki insanların İtalyanca konuşmalarına kulak misafiri olmak, hareketlerini izlemek,
ait hissetmemek ama insanların aidiyetinden mutlu olmak gibi iyi geldi ne yalan söyleyeyim.
Benim de konuşacak birim varmış açtım mikrofonu sizinle konuşuyorum.
Ve belki birileri, çünkü ben biliyorsunuz dışarıdan nasıl algılandım ve göründüğümle çok ilgilenirim ama belki birileri telefonda konuştuğumu zannediyor, belki birileri gerçekten yalnız olduğumun ve yalnız hissettiğimin farkını da bilmiyorum ama kimsenin bilmediği bir şey var ki yarın beni arkadaşlarım bekliyor.
Yarın canım sıkılırsa kafam eserse gidebileceğim çok fazla opsiyon var.
Ya da burada yalnız olduğum için değil, İstanbul'da yalnız kalmak istediğim için yalnız olabileceğim, tek başıma olabileceğim anlar ve seçenekler var.
Kimse bilmiyor ve bilmelerine de ihtiyaç yok aslında.
Çünkü ben biliyorum ve çünkü ben bunu kendime sağladım.
Yani bir şehre veda etmek çok zor ama günün sonunda kendimi bir şekilde istediğim zaman İtalya'ya gelebileceğim, istediğim zaman konfor alanımdan çıkabileceğim ve istediğim zaman başka bir yeri kendime ev yapabileceğimi kanıtladığım için aslında çok da vedalaşıyorum sayılmaz.
kendime hep şunu hatırlatıyorum.
Bir şeyleri İtalya'dan depolamak zorunda değilsin.
Sen kendine zaten bunları Türkiye'den alabilecek
geçimi
sağladın diyorum. Sonra bir taraftan
diyorum ki diyelim ki bu Türkiye'de yok.
Tamam alırsın biletini. Gidersin İtalya'yı
alırsın. Sakin ol falan diye
hatırlatmam gerekiyor.
Tabii ki benim de hayatta yetemeyeceğim
çok şey var yani. Buna eminim.
Vardır.
Ama kendi istediğim şeylere
yetebilmek hatta belki de zaten
yetebileceğimden fazlasını istemeyecek
kadar da mütevazi olmak
bir yerden de kendimle
barış içinde yaşamak istediğimi gösteriyor.
Gerçekten
yıllardır çok fazla alanda
kendimle savaştım. Beden algım,
sevilme arzum, yetersizlik
hissim, kaygılarım,
depresyonum gibi gibi
ve şu an bir süreliğine
bana zaman zaman cennet,
zaman zaman cehennem olan bir şehirde
sevdiğim bir kafede
güneşin altında
bir süreliğine son kez
oturmak ve geçen bu
3 yılı değerlendirmek
her yiğidin harcı değilmiş.
Normalde burası çok yağmurlu
hele bu dönemlerde hiç bu kadar parlak
değil ama artık şehir
bana bir jest mi yapıyor
yoksa senin arkandan
ağlayacak kadar da seni sallamıyorum mu
diyor bilmiyorum ama
ben sadece bunun tadını çıkartacağım.
Şimdi yavaş yavaş
Farklı yollardan eve gideceğim ve eminim sürekli şu sandviçi de mi yeseydim ya acaba şurada bir dondurma da mı alsaydım acaba şu rujdan stoklasam mı Türkiye'de yok gibi düşünceler zihnimden geçecek ve ben onları dizginleye dizginleye eve gideceğim.
Eşyalarımı toplayacağım.
Sonra halletmem gereken birkaç işi halledip akşam kendimi güzel bir yemeğe çıkartacağım.
Ama kendimi sadece yemeğe çıkartıyor olacağım.
Son kez Padova'da bir akşam kendime burada şunu ısmarladım demeden bazı şeyleri yüklediğimiz anlamın bizim söylediğimiz kadar olduğunu bilerek ve onları belki biraz minimalize etmeye çalışarak yarın evime döneceğim.
Ve bir zamanlar İstanbul'dan buraya gelmek eve dönmekti.
Şimdi buradan İstanbul'a dönecek olmak benim için ev ve ne kadar çok havada kalırsam kalayım.
Konduğum yeri bir şekilde eve çevirebildiğim için kendimle çok gurur duyuyorum.
Bu defterin artık kapanması gerekiyordu çünkü hala yazacak çok şeyim var.
Ama defter bittiği için ya eski yazılarımın üstüne bir şeyler karalamam gerekiyor ya da söylemek istediklerimi küçültmem gerekiyordu.
O yüzden bu defteri kenara kaldırıp kendime tertemiz, bol sayfalı yeni bir defter alıyorum artık.
Onu doldururken de burada olacağınız için çok mutluyum.
6 yıldır birlikte çok fazla yer gezdik.
Burada 3 yılımızı geçirdik.
Bence artık eve dönüş vakti.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Bu yolculukta benimle olduğunuz için çok teşekkür ederim.
Artık valizlerimizi de aldığımıza göre el sıkışıp dağılabiliriz.
Hani böyle uzun bir tatilden sonra artık eve dönerken arkadaşınızla bir süre görüşmek istemezsiniz ya.
işler kötü gittiğinden değil de biraz soluklanmak için.
Şimdi çok kısa bir molaya ihtiyacım var.
Sonra hayatın önüme getirdiklerini ayıklayıp
onlardan size zaten birkaç bölüm çıkartacağım.
Çok teşekkür ederim. Size gerçekten çok müteşekkirim.
Şimdi ağlamadan bu bölümü burada bitiriyorum.
Çünkü bu bölümün bitmesi yeni bir bölüm gelmesi için
gerekli olan tek şey.
Öptüm sizi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
