
26 yaşımın ilk gününde, 25'imin faturasını kesiyorum. hayatı ders çıkarmalardan ibaret görmeyi bırakıp, artık öğrendiklerimi uygulamam gerektiğini bana gösteren eski yaşıma teşekkürler. teoriyi bırakıp pratiğe geçtiğimiz nice yaşa. siz de iyi ki doğdunuz.
Hiwell ile terapi sürecinize başlamak isterseniz: "okız10" kodunu kullanmayı unutmayın. detaylar için instagramıma koşabilirsiniz!
Transkript
Herkese merhaba. Sen o kız değil misin?''e hoş geldiniz.
Ben bugün 26 yaşıma girdim.
Bugün benim 26. yaşımın ilk günü.
Ve sizin eşlik ettiğiniz, sizin şahit olduğunuz 4. yaşıma giriyoruz.
Sizinle 22'nin sonlarında tanışmıştım.
Ki aslında oldukça da duygusal anlamda inişli çıkışlı bir yaştı.
O nedenle belki de 20'li yaşlarda bir yaş daha büyümenin belki ilerleyen yaşlarda, 40'larda, 50'lerde 5-6 yaş kadar fazla bir aslında deneyime tekabül ettiğini hissettiğimden bahsediyorum.
Gerçekten 22'den 23'e neler yaşadım zaman zaman sırf hatırlamak için eski bölümlerime göz atıyorum.
Hakikaten 4 tane yaşıma değil 4 farklı hayata şahit olmuşsunuz gibi.
ve bazı duyguları da bu yolculukta tekrar tekrar deneyimliyor olmak, aynı noktada tökezlemek,
hatta üzerine konuşmuşken, belki başkalarını da tökezlememeleri adını uyarmışken,
hep aynı noktada tökezlemek de aslında bu yaşlar içerisinde sık sık yaptığım, edindiğim bir tecrübe haline geldi.
Bugün aslında 26 yaşımla ilgili bir bölüm kaydetmekten ziyade,
25'i değerlendirmek istediğim bir nevi bir hesap kesimi yapmak istiyorum.
Sizi de muhasebecim olarak davet ediyorum bu bölüme.
Çayınızı kahvenizi hazırlayın.
Eğer kenarda bekleyen bir bulaşık, asılmayı bekleyen bir çamaşır varsa bence onları tamamlamanın da tam zamanı.
Kulaklığınızı takın ve gelin benim bu eski defterleri bir birlikte deşelim.
Ama 25 yaşımın hesap kesimini yapmadan önce aslında bu noktaya nasıl geldiğimi ve bu kararı nasıl verebildiğimi biraz daha düşündüm
Hani böyle yeni bir yere gittiğinizde yeni bir yere taşındığınızda ya da çok kısa bir yolculuk bile olsa yanınızdan ayırmadığınız bazı nesneler vardır
Ya da ne kadar parçalanmış olursa olsun hala yer bezi yapmaya kıyamadığınız bir tişört
Bebeklik battaniyeniz, belki sarılarak çok daha iyi hissettiğiniz bir peluş oyuncak, cüzdanınızda partnerinizin, arkadaşınızın vesikalığı ya da ne bileyim küçük bir hurma çekirdeği.
Ama sadece oradaki varlıklarıyla bize bazı şeyleri daha katlanılabilir kılan, sanki böyle çok kalabalık bir partide tanıdık bir çift gözle böyle göz göze gelmişiz gibi hissettiren bazı nesneleri yanımıza taşınmayı seviyoruz bence.
Çünkü bilinmezliğin getireceği kaygıyla mücadele etmek için bazı böyle tanıdık, ait hissettiğimiz, yakın hissettiğimiz nesneleri yanımızda taşıyoruz.
Ve bu bana böyle insanın yaptığı en naif, en tatlı, bilinç dışı hareketmiş gibi geliyor.
Çok da hoşuma gidiyor.
İşte ben de şimdi yeni bir yaşa girerken neyi yanımda götüreceğim neyi götürmeyeceğim ne bana yararı düşünmekten ziyade faydacılığı ikinci sıraya attım.
Ben yanımda neyi götürürsem bu yeni yaşa kendimi daha ait hissederimi biraz daha düşündüm.
Şüphesiz bazı insanlar tabii ki benimle kesinlikle gelecek bu yolda.
Bilmiyorum ama ne kadar sürecek.
26'nın ortaları da yeni bir yaşa gitmeden yeni bir başlangıç açıp bu insanlar ya da bu şeyler artık geride kaldı diyebilir.
Bazı şeylerin bitmesi için bir yılın geçmesi, 365 günün tamamlanması gerekmiyor.
Bazı şeyler yarıda bitiyor ya da bazı şeylerin böyle sözleşmesini uzatıyoruz tamam senine devam edelim diye.
Bazı insanlar dediğim gibi şüphesiz benimle olacak.
Podcast'im olacak ben sanırım yaşadığım ve deneyimlediğim sürece.
bazı hayaller hala benimle gerçekleştiremediğim ya da 25 gerçekleştirmek için yeterli olmadığından değil
ama bir yaştan daha fazlasını gerektirdiği için belki de henüz tamamlamadığım, erişmediğim hayallerim var.
Onlar benimle gelecek ve tabii ki terapi gelecek.
Çünkü 25 yaşı ya da herhangi bir deneyimi, herhangi bir yakın geçmişi
hadi gel bakalım şimdi bunu biraz inceleyelim neler yapmışız diyebilmek
bence insanın en azından iç hesaplaşmadan korkmadığı anlamına geliyor.
Ya da korksa da yine de üstüne gittiği anlamına.
Şimdi terapi benim 6 farklı yaşıma şahitlik etti.
Ve neler getirdim, neler konuştum artık ben de bilmiyorum.
Ama hissettiğim bir şey hep o böyle buzdağının görünen kısımları artık yüzeyden silinmeye başladığında
sizin derinden ne getirdiğiniz terapinin konusu oluyor.
Ve bir anda böyle sanki bütün sahne sizinmiş gibi istediğiniz her şeyi getirebildiğiniz ve bayağı şovu sizin yaptığınız bir ortam aslında.
Hani bir noktadan da böyle insanın ne kadar ilgi çekici, ne kadar farklı bir hayatı olduğunu böyle sanki gösteren bir fragman gibi.
Ben çok keyif alıyorum yani terapiden ama terapiden keyif alabilir seviyeye gelmek tabii ki bunun sürekliliğiyle, bunun hayatımda artık bir olmazsa olmaz haline gelmesiyle başladı.
O yüzden yeni bölüme geçmeden önce tekrardan burada size tabii ki terapi güzellemesi yapacağım ve bunu yaparken de Hayval'den bahsedeceğim.
Hayval aslında dinleyenlerin de hatırlayacağı üzere kendime yaptığım en büyük yatırım bölümünde de bahsettiğim bir online terapi uygulaması.
Bünyesinde binden fazla klinik psikolog bulunduruyor ve bu klinik psikologlardan uyumlandığınızla online terapi seanslarınızı nerede olursanız olduğunu gerçekleştirebiliyorsunuz.
Özellikle böyle insanın gerçekten çok büyük bir adım atması gerektiğinde bu adımı kiminle atacağına karar vermek biraz da uyum ihtiyacını beraberinde getiriyor.
Ve özellikle doğru terapisti, size uygun terapisti bulabilmek gerçekten efor ve zaman gerektiren bir şey.
Belki de bu noktada Hayval gerçekten çok büyük bir kolaylaştırıcılık sağlıyor.
Sizin tercihlerinize, sizin ilerlemek istediğiniz yola göre size uygun olabileceğini düşündüğünüz terapistlerle 15 dakikalık ücretsiz bir ön görüşme yapabiliyorsunuz.
Bu ön görüşme sonrasında eğer bu terapiste uyumlandığınızı hissederseniz sürecinize başlayabilir.
ya da kendi uyumlandığınız, bu süreci sürdürmek istediğiniz terapisti bulana kadar da bu ücretsiz öngörüşmelerden faydalanabilirsiniz.
Aynı zamanda sürekliliğini sağlayabilmek için de kendinize en uygun paketlerle terapi sürecinize başlayabilirsiniz.
Eğer Hayvel'e bir göz atar ve sonrasında kendinizi keşfetme sürecinize başlamak isterseniz,
size uygun paketi seçtikten sonra OKIZ10 kodunu kullanmayı unutmayın.
Herkese harika bir terapi süreci diliyorum.
Şimdi gelelim benim 25'in hesabını bir görmeye.
Ben böyle çoğunluğun anlam yüklediği bazı yaşlardan çok da verim alamayınca
sanki ben böyle ara yaşlarda esas hayatımı yakalıyormuşum.
Gerçekten hayatımın en iyi yılını o zamana kadar yaşıyor oluyormuşum gibi düşünüyorum.
Mesela 18 çok büyük bir yaş gibi geliyordu.
İşte üniversiteye gideceğim artık lise bitmiş olacak.
Evet bu belki kronolojik olarak böyle ama ben mezuna kaldım.
Mesela kimse böyle bir ihtimalden bahsetmiyordu 18'i güzellerken.
Benim için mesela 19 daha unutulmazdı.
Ya da 20 böyle artık o hanenin ikiye dönüştüğü, onlar basamağının ikiye dönüştüğü daha farklı bir kapıyı açıyor.
Yine mesela 20 yaşımda ne yaptığımı bile hatırlamıyorum.
22'yi böyle belki de çok unutmak istediğim şeylerle dolu olduğu için çok hatırlamamakla birlikte.
23 yaşımda hayatımın en güzel yaşıydı mesela.
Şimdi 25 de tabii insan ömrü 100 yıl mıdır bilemiyorum artık ama
hani bir çeyrek asıra tekabül etmesinden dolayı çok büyük bir şeymiş gibi hissettiriyor.
Ama nedense ben 25 böyle o kadar ne olduğum keskin olmayan bir yaşmış gibi hissettirdi ki bana yaşarken de aynı şekilde.
Hani böyle oğlum çeyrek asırı doldurduk da yani mevzu ne şimdi ne yapıyoruz burada böyle beni çok saçma bir proje grubuna atamışlar gibi.
Yani ne yapıyoruz biz falan yardımcı olmaya çalışacağım ama ne yaptığımızı da bilmiyorum ki gibi bir yaştı.
Ve fark ettim ki hani daha önce de aslında bir bölümümde bahsetmiştim.
Bu böyle bir şeylerden ders çıkartmak bana çok banal geliyor.
Yani yapmak zorunda değiliz. Her şeyden bir ders çıkartmak zorunda değiliz.
Ve 25'den de ders falan çıkarttığımı düşünmüyorum.
Ama sanki bazı dersleri alttan aldığım bir yaştı.
Böyle bazı bilgileri öğreniyoruz.
Sonra da bunu ben gerçek hayatta nerede kullanacağım diyoruz ya.
Mesela trigonometri.
İşte sanki 25 yaşım bana sürekli yeni bir şeyler öğretmek ve böyle sürekli bir bilgi pompalamaktansa.
Çünkü o kadar bilgiyle ne yapacağımı da bilemeyebilirim ve hiçbir şey yapmayabilirim.
yapmayabilirim. Sanki 25
böyle bana
bir yaz okulu gibi anlamadığım
her şeyi tane tane
anlattı. Bunu burada kullanabilirsin
dedi. Hala kullanıp kullanmamayı benim
tercihime bırakarak. Sanki
böyle şimdiye kadar öğrendiğim şeylerin
hangilerinin işe yarar
olduğunu biraz da deneyimlediğim bir yaştı.
O yüzden böyle bendeki yeri kıymetli
bir yaş olarak kalacak. Hürmet
duyduğunuz bir yaşlı gibi yani bir
büyüğünüz gibi. Çok bir şey
paylaşabildiğim bir yaş değildi.
belki hani tıpkı yaşlı bir insan
gibi ama hani saygımdan
onun öğretilerinden
işte ona böyle farklı bir yer açmışım
gibi hayatımda hatırlayacağım bir yaş
olarak kalacak çünkü bir kez
daha söylediğim şeyi aslında bana doğruladı
ve dedi ki evet her şeyden ders
çıkartmak zorunda değilsin bu kadar
edindiğim bilgiyi önce bir süzgecinden
geçir şimdi biz
bir de böyle çok şeyiz ya hani bilmiyorum
belki de ben öyleyim ve herkesin de böyle
olduğuna inanıyorum rahatlatmak için
kendimi mesela artık
ben çok az kitap okuyorum, çok az
film izliyorum. Bir şey okuyacaksam,
izleyeceksem hep daha öncesinde
çoktan zaten okuduğum, izlediğim
şeyleri başa dönüyorum. Çünkü
hiçbir farklılığa, beklentimin
dışındaki hiçbir şeye tahammülümün kalmadığı
anlar hissediyorum.
Bazen bunu fark ettiğinizde
böyle bir geride kalmışlık hissiyle
bir sürü kitap okumaya başladığınız,
kitap listesi yaptığınız,
aa işte Oscar adayları açıklanmış,
dur ben de bütün filmleri izleyeyim de
millet twitter'da ne konuşuyor bir anlayayım
dediğiniz o böyle
bir şey kaçırma korkusundan bir anda
bütün bu aktivitelere dört elden
sarıldığınız anlar geliyor
geliyor değil mi yani ben yalnız değilim
bu anları yaşadığınızda bazen
böyle bir durup insana bir şey
geliyor oğlum ben bunu kim için
yapıyorum ki yani keyif almıyorum resmen
mesai yapar gibi
dizi film izliyorum böyle
mubiye falan dönüştüm gerek var mı
gerçekten o zamanlarda böyle
şeyi fark ediyorum kendimde.
Ne kadar materyalist olduğumuzu
yani ne kadar böyle aa ben de en son şu
filmi izledim. Abi ben en son
Harry ile Sally tanışıncayı izledim
ocağın başında. Sonra film
falan izlemedim yani. İzlediğim
bir filmle başladım yeni yıla. Sonrasında
bilgisayarın kapağını açmadım bir film
açıp izleyeyim diye. Hani böyle
o izlediğimiz filmler, okuduğumuz
kitaplar, bildiğimiz şeyler listesini
o kadar doldurmaya çalışıyoruz ki
o liste belki daha
az olsa ama hepsine daha
hakim olsak bambaşka bir seviyede
olacağız belki. Onu değil de
o sayfayı doldurmayı
daha böyle hedef haline getiriyoruz.
O yüzden sürekli böyle
hayattaki her şeyden bir ders çıkartmak
gibi bir yönümüz var. Yani tamam bundan ben
şimdi ne öğreneceğim? Belki de bir şey
öğrenmene gerek yok. Belki de şimdiye kadar
edindiğin şeyler bu problemi
çözmeni sağlayacak. Hakikaten belki de
tıpkı trigonometri gibi.
Çünkü toplamayı çarpmayı öğretmeselerdi
zaten trigonometri seviyesine gelemeyecektin.
Belki artık şimdiye kadar öğrendiklerin bir problemi çözmene yardımcı olacak.
Hayatta bu yüzden her şey öğrenmekle değil bazen uygulamakla ilgili olabilir diye düşündüm.
Güzel düşünmüşüm bence.
Belki de bu benim kendi içimi rahatlatma şeklim ama 25 yaşımla böyle el sıkışarak
çok teşekkürler beni gerçekten önümüzdeki yaşa dair heyecanlandırdın diyebilmek de bence büyük bir başarı.
Şimdi bazı eşiklerden geçiyoruz. Bu yeni bir öğretim hayatı, liseden üniversite, üniversiteden iş hayatı, yeni bir ilişki, yeni bir arkadaş grubu.
Hayatımızın her noktasında sürekli böyle bir eşiğin üzerinden geçiyoruz, bir kapıdan içeriye giriyoruz ve bazı şeyleri yanımızda götürmek, bazı şeyleri kapıda bırakmak gibi de durumlar yaşıyoruz.
Mesela bazı evlere ayakkabıyla girebiliyorsun, bazılarını dışarıda bırakıyorsun ama montunu içeri bırakıyorsun gibi.
Hayatımızdaki birçok şey de böyle.
Ama bu eşikler bu kadar keskin olmayabiliyor.
Mesela hayatımda dünden bugüne bir şey değişmedi.
Ama sadece böyle dün, doğum günleri çok da mühim değil ama ne bileyim kimin kutladığının ne önemi var ki ben de hep tarihleri unutuyorum derken
bu sabah uyandığımda gerçekten acaba kimler kutlamış merakıyla telefonu elime aldım.
Hatta bazı noktalarda belki hayal kırıklığına uğradım.
Ama daha günün başındayız diye kendimi teselli ettim.
Yani gerçekten hafiften böyle bir kapıdan geçtiğimi ve dünkü Simay'ın önemsemediğini düşündüğü şeyleri 26 yaşıma girerken hala önemsediğimi fark ettim.
Sadece neyi yanınızda götürüp götürmeyeceğiniz konusunda bazen bir şeyler bu kadar keskin olmuyor.
Yani hayat gerçekten sizi bir mahkeme sandalyesine oturtup tamam şimdi sen bu dünyada bir 365 günü daha tamamladın ve yeni yaşına giriyorsun.
Neleri getirmek istiyorsun yanında? Böyle keskin bir soruyu sormuyor. O yüzden böyle bazen sürecin içindeyken fark ediyorsunuz. Şimdi ben bu dünyada iyi kötü bir 25 yılı devirdim ve şu an için en yakın arkadaşım diyebileceğim insanlar 5 ay önce hayatıma girdi.
Yani şimdi baktığımız zaman abi 25 yıldır bu hayattasın ve böyle ortalama bir 3 ya da 5 yaşından beri de arkadaş edinme deneyimini yaşıyorsun aşama aşama.
Gerçekten en yakın arkadaşını son 5 ayda mı buldun dendiğinde aklıma yine şu hikaye geliyor bunu bir bölümde daha söylemiştim.
Bir gün Picasso bir restorana gidiyor ve işte restoran sahibi onun adisyona bir şey çizmesini istiyor ki böylelikle hani yemeğinde parasını almayacak ve elinde bir Picasso eseri olacak.
Picasso'da çok küçük bir şey karalıyor ve böyle restoran sahibi biraz bozuluyor.
Yani koskoca Picasso'sunuz bunu mu yaptınız iki dakikada?
O da diyor ki hayır bu 30 yıl artı iki dakika.
Hikaye böyle bir şey yani bilmiyorum belki de sallıyorum.
ama demek istediğim bu aslında 25 yıl artı 5 aya tekabül ediyor
ya da arkadaş deneyimim ne kadarsa bu dünyada artı 5 aya tekabül ediyor.
O yüzden yolun ortasında bir şey bulduğunuzda
aslında çok çok geriden zaten o patikayı çoktan aldığınız
o kadar yolu katettiğiniz anlamına geliyor.
O yüzden belki de bu bana bugünkü bölümün isminde de olduğu gibi
benim olan beni bulur mentalitesini aşıladı.
Şimdi mesela ben bu insanlarla burada tanıştım. Abi bu kadar kısa sürede yakınlık nasıl kurulur diyorsun ama aslında doğduğun, insanlarla etkileşime geçtiğin, arkadaşlık kurabildiğin yaştan bu ana kadar sürekli aslında bir destinasyon üzerindesin.
Sürekli aslında ilerliyorsun. İlerledikçe kazandıkların, kaybettiklerin, kavgaların, sevişlerin hepsi aslında yavaş yavaş böyle senin yönünü belirliyor ve karşına çıkan bu insanlarla işte hayatını sürdürüyorsun.
O yüzden böyle hiçbir şey de o kadar tesadüf değil. Aslında birikimlerimiz bizim nerelere gideceğimizi belirliyor ve bu insanlarla bizi karşılaştırıyor demeye başladım.
Bu da gerçekten sanki çok daha ihtiyacım varmış gibi zaten her şeyi romantize etmeye çok hazır duran karakterime bir romantizm kilidinin daha açılmasına neden oldu.
Bu sefer şuna başladım.
Benim olan beni bulur.
Yani bir şeye inanmıyorum.
Evet karma evren yani karma keşke olsa.
Evren diyorum duyuyordur belki ama duyduğunu bana cevaplayacak mı bunun da tabii ki bir garantisi yok.
Ama böyle içimi rahatlatmanın bir yolunu buldum.
Bu belki de tam 25'imin sonlarında bundan gerçekten 1,5-2 ay önce tanıştığım bir insanla da çok aklıma kazınan ya da belki de inanmak istediğim bir düşünce haline geldi.
Benim olan beni bulur'dan bahsediyorum.
Çok böyle random bir şekilde tanıştığım birisinden inanılmaz bir şekilde etkilendim ve çok uzun süredir etkilenmemiştim kimseden bu kadar.
Böyle bir şey hissetmemiştim.
Hatta böyle başarısız ilişki girişimlerimde de her zaman ya sen çok gerçekçi olmayan bir şey arıyorsun Simay.
Biraz hani artık gardını indir ve buna settle down ol demeye başlamıştım neredeyse.
Tam bu noktada böyle bir insanla tanışınca da aa bende bu hisler hala varmış sadece herkes uyandıramıyormuş diyebildim.
Bu da tabii böyle sarsıcı bir deneyim oldu çünkü çok alışmıştım o arama, tanışma, sonra tekrardan bu da olmadı deyip ilerlemeye devam etme kısır döngüsüne.
Buna alıştığım için bu parkur bana çok kolay geliyordu ama parkurun olayı seni bir sonrakine hazırlamasıdır.
Arıyorsun bir şeyi ama bulduktan sonra ne yapacaksın işte o kısmı düşünmemiştim.
O yüzden böyle biri hayatıma girip sanki sürekli oynadığım seviyenin nihayet bir üstüne çıkmışım gibi beni bir afallattı.
Çünkü ben bir önceki parkura alışığım.
Yani ben arama sürecini çok iyi biliyorum.
Ama nihayet etkilendiğim birini bulunca ne yapacağımı unuttum.
Yıllar oldu.
Ne yapacağım?
Ve panikledim.
Sonra hayatlarımızı konuşmaya başladıkça, ortaklıkları, farklılıkları konuşmaya başladıkça bizim gündemimize şak diye bir şey düştü.
Bu insanın çok yakın bir zamanda dünyanın öbür ucuna gidecek olması 6-7 aylığına ve bizim aramızda böyle 8 saatlik bir zaman farkından bahsediyorum.
Hatta gidecek diyorum ama gitti bile yani çoktan oldu bu defter kapandı mesela.
ve nihayet çok istediğiniz bir şeyi bulduğunuzda ve onun getirdiği o anksiyeteyi de artık soyutlamayı öğrendiğinizde
geriye sadece tamam şimdi artık ne yaşayacağız gibi çok büyük bir soru kalıyor ve o kadar fazla şeyle doldurabilirsin ki
hani iki insan bir araya gelmiş ve ortada resmen böyle aralarında bir akış var
Hani buna dahil olmayı kim istemez ki bunu izlemeyi? Zaten bu akışı görebildiğimiz filmleri izliyoruz, kitapları okuyoruz ya.
Şimdi böyle bir akış var. Hayatımızdaki hiçbir şeyi henüz birlikte yapmadık.
Yaptığımız birçok şeyi ya başkalarıyla ya kendi başımıza yaptık.
Ama mesela biz birlikte bir dondurma yemedik daha seninle.
Birlikte kitap almaya çıkmadık. Ben seni ekmek almaya göndermedim sabah.
Ya da hiç belki daha birbirimizin yemeklerini tatmadık.
Hani o kadar fazla şey var ki birlikte olarak yapmadığımız.
Bir an önce gerçekten hayatının geri kalanı başlasın istiyorsun.
Bakın bir ay önce film izledim en son ama işte hazmettiğim için aklımda kaldı.
Birkaç kere izlediğim için de olabilir.
Harry ile Sally tanışınca burada spoiler.
Sonunda şöyle bir cümleyle bitiyor.
Hayatının geri kalanını geçirmek istediğin insanı bulduğunda hayatının geri kalanı bir an önce başlasın istersin.
Hatta size böyle çok komik magazinsel bir bilgi de vereyim.
Beynimde neden olduğunu hala anlayamadığım bir şekilde.
Mesela bunu hala bırakamamışım.
Bakın 26'ıma giriyorum.
Kadir Doğulu evlenirken Neslihan Atagül ile sanırım bunu bir Instagram fotoğrafının altına yazmıştı.
Bu repliği.
Bu da benim magazin bilgimden küçük bir kesit size.
Şimdi tam olarak böyle oldu.
Yani tabii ki 20'li yaşlarda hayatımın geri kalanını geçirmek istiyorum demek ne kadar realistik.
Bunu bir kenara bırakıyorum ama en azından bir şeyler yapmak istiyorum yani bu insanla ve bu insan gidiyor.
Ve ben ona gitme diyemem.
Neden diyemem?
Çünkü eğer bu insana buraya gelmeden önce, İtalya'ya gelmeden önce, çünkü kendisi İtalyan da değil.
İtalya'ya gelmeden önceki bir partneri, hayatındaki birisi deseydi ki İtalya'ya gitme.
Ve bu da onu dinleseydi bizim hayatlarımız kesişmeyecekti.
Ben şu an bir noktada ona gitme demeyen bir kadına bir teşekkür borçluyum mesela.
Şimdi bu insanın hayattaki deneyimleri dünyanın başka bir ucunda tanıştığı bir kadından dolayı gideceği başka bir yönü değiştirmemiş bir adam benim karşıma çıkıyor.
Ben bu oyunu bozmamalıyım.
Çünkü zaten yaşadığı şeylerle bu noktaya geldi.
O yüzden buna duyduğum saygıyla bir şeyler yaşama ihtimalinden onu alıkoymamalıyım.
İşte o noktada sonunda böyle tam da buldum dediğiniz bir şeyi geri bırakmak zorunda kaldığınızda
hani tıpkı böyle mağazada gördüğünüz bir şeyi o an alamamak gibi para çekmeye gidebilirsin.
Ama o bekleme sürecinde ya geri geldiğimde çoktan birisi almış olursa gibi bir korku da yaşıyorsunuz.
Ben biraz bunu yaşadım.
Tam buldum dedim bana göre bedenime göre aldım onu ve geri bırakmak zorunda kaldım.
Ama şimdi ben onu alabilecek noktaya gelene kadar ya birisi çoktan onu götürürse korkusuyla baş başayım.
Çünkü çok uzun bir süreden bahsetmiyoruz belki ama 6-7 ay az da değil.
Ve böyle birini gerçekten çok sevdiğinizde onu böyle kabul ettiğinizde onun ışıldadığını görürsünüz.
Nasıl başka insanlar da benim ona baktığım gibi bakmıyor dersiniz.
Hatta belki bazen bundan korkarsınız.
Ya biri onu benim onu gördüğüm gibi görüyorsa diye.
Çünkü sevdiğiniz bir insan ışıldar biraz sizin önünüzde.
Mesela bu da benim aslında hakikaten 25 yaşımda nihayet öğrendiğim.
Aa bu bu demekmiş dediğim duygulardan bir tanesi oldu.
Sevilmenin konseptini çok yanlış deneyimlemişiz.
hakikaten birini çok sevdiğinizde
belki de bu ilişkiye dahil
olabilecek kabul edilebilecek
tek kıskançlık şu olmalı
abi benim partnerim ne kadar
harika ya yani
herkes bu ışığı görüyor ya hani bana
özgü değil max bu kıskançlık
yaşanmalı bence
ama ben seni benim gibi
kabul edecek kimseyi bulamazsın
seni benim gibi seveni bulamazsın
sen beni hak etmiyorsun
seni ben var ettime kadar
girebilecek manipülatif sözlerle sevildiğimin bana hissettirildiği bir ilişkiden çıkmıştım.
Hatta bu ilişki mesela ben 23 yaşımdayken hayatıma girdi.
Ben 25'imin ortalarında nihayet onu bırakabildim.
Yani hani dedim ya bu eşikten geçerken bazen o kadar da belirgin olmuyor.
Hadi bakalım Simay'cığım şimdi sen yeni yaşına giriyorsun.
Bu toksik ilişkiyi de bir geride mi bıraksak demiyor.
Bazen onun içerisindeyken bırakıyorsun.
Ay bu da bana yük oldu diyorsun.
Hani böyle partidesin montunu çıkartmadığını 2 saat sonra fark ediyorsun gibi.
Benim de artı 3 yılımı aldı.
Ama bu noktaya geldiğimde en azından bırakabildiğimi görüyorum.
Bu büyük bir başarı bence.
Yani bütün büyük olaylar bir şeyin ya başında ya sonunda başımıza gelmek zorunda değil.
Bu yüzden bir şeylerin ortasında da çok farklı şeyler hissedebiliyoruz bence.
Şimdi ben başka yaşlardan da yük gibi beraberimde taşıdığım bana zarar veren bir şeyi 25'imde bitirmeyi becermişim.
Sonra tekrardan hissedebildiğimi fark ettiğim fazlaca böyle yoğun büyük hisle mücadele etmeye başlamışım.
Ve tam böyle dediğim gibi buldum bırakmak zorundayım gibi bir an yaşıyorum.
Tabii ki biraz isyan ettim.
Tabii ki böyle ikinci sırada bitirmek çok kötü bir şey değil.
Çünkü birinciyi de anlamlı kılıyor ama birinciliğe çok yakın olmak insanı harbiden biraz böyle demotive ediyor.
Mesela ben üçüncü olmayı tercih ederim ikinci olmaktansa yani.
Çünkü üç böyle tam sınırdadır.
Ucuz atlattık dersini yani.
İlk üçteyiz en azından.
Ama ikinciliğin biraz can sıkıcı bir tarafı var bence.
hani bir de bu bahsettiğim kişiyle olsaydım
artık benim 25 yaşım tam birinci olacaktı yani
en iyi yaşlar sıralamasında
ucundan kaçınca
bir böyle tuttuğun takım kaybedince bir sinirlenirsin
sayarsın söversin ama sonra
yok ya iyi mücadele ettiler dersin ve desteklemeye devam edersin
aramdaki ilişki böyle oldu 25'imde
çok iyi olabilirdin ama olsun iyi mücadele ettin
diyebildim belki de o yüzden 26'ıma karşı
heyecanlıyım. Çünkü gerçekten
çok sevdiğiniz bir arkadaşınızla
buluştuğunuzda ya da çok güzel bir gün
geçirdiğinizde harbiden hafiflediğinizi
hissedersiniz. Her şey böyle çok
tıkırında ve çok yavaş
akmıştır. Yani acelesiz
hayatın koşuşturmasından bir nebze
de olsa uzaklaşabilmişsinizdir.
O böyle sizin o akşamki uykunuzu
bile etkiler. Ertesi gün daha
enerjik kalkarsınız. Böyle
resmen beni yeni bir yaşa biraz daha
enerjik girmeye ittirdi, motive
etti 25. O yüzden mutluyum.
Ama işte bu
hayatıma girer gibi olup
girmeyenler, beni beklemeye
mahkum edenler ya da
yeni bir dil öğrenmeye çalışmak
mesela bunların hepsi bana
benim olan beni bulacak ama bazı şeyler
zaman alacak öğretisini
belki de kazandırdı. Hani belki de
nihayet
hayatta kalma sınavında
öğrendiğim her şeyi bir
soruyu yanıtlamak için bile olsa
kullanabildim ve ben bundan çok mutluyum.
Bir şeylerin zaman aldığını kabul etmek noktasında çok başarısızım.
Zaman gerektirdiğini biliyorum yine de kabul edemiyorum ve sürekli bunun doğurduğu bir sinirle mücadele ediyorum.
Şu an İtalyanca öğrenmeye çalıştığım için mesela bir dil öğrenmenin ne kadar zor bir süreç olduğunu unutmuşum.
Çünkü İngilizceyi 10 yaşımızda öğrenmeye başlıyoruz ve o kadar senede öğreniyorsun bir şekilde ama
artık öğrenirken ne sana yardımcı oldu, neleri çalıştın çok böyle bilinçli bir şekilde yapmadığın için
yöntemini keşfedemiyorsun.
Sonra böyle 20'lerine geldiğinde yeni bir dil öğrenmeye başladığında her şeyin farkında olarak
bir an önce konuşmak istiyorsun ama renkleri sayıları ezberlemekten başlıyorsun.
Böyle çocuk muyum diyorsun ama yapmaya çalıştığın şey bir dili öğrenmek falan.
Zaman gerektiriyor.
Ama ben bunu kabul edemiyorum.
mesela dün aslında bir bölüm kaydettim
sonra içime sinmedi
bugün oturdum başına
ama dünkü bölümü kaydetmem editlemem
benim böyle 7 saatimi falan almıştı
ama içime sinmeyince dedim ki
yani sen bu işi 3 senedir yapıyorsun
bir tane içine sinmeyen bölüm paylaşmadın
bırak giden 7 saatin olsun
3 yıllık bir birikimden bahsediyoruz
bir bağdan bahsediyoruz diye
kendimi bugün mikrofonun başına oturttum mesela
yani bu bölüm aslında
8-9 saatlik bir sürece tekabül ediyor.
Ama etsin bazı şeyler zaman alacak.
Ben bunu çok kabul ettirememişim kendime.
O yüzden dil öğrenmek, birini sevmek, birini tanımaya başlamak, birinin belki geri dönmesini beklemek bunların hepsi çok zaman gerektiriyor.
Ben de bu zaman konseptiyle çok mücadele ediyorum.
Mesela aynanın karşısına geçip saçlarının uzamasını beklediğinde yakalayamayacaksın bir şeyleri.
Bir gün bir fark ediyorsun oha saçlarım ne kadar uzamış.
Bu fark etmek bir anını alıyor ama her gün o saç milim milim uzamaya devam ediyor.
Sen onu bir anda fark ediyorsun.
Sonra çok hızlı gerçekleştiğini düşünüyorsun ama bu aslında bir haksızlık.
Bütün sürece hakaret etmiş oluyorsun.
O yüzden bu küçük farkındalıklar yerini daha aktif beklemelere bırakınca
Mesela en basitinden şu an bahsettiğim insanın 7-8 ay sonra geri dönmesini ve döndüğünde de hala belki aynı duygulara ya da biraz olsun bir kırıntısına sahip olmasını ummak.
Ne kadar uzun bir süre aslında.
Tabii aktif bir şekilde beklemiyorsun.
Hayatta belli bir yerde akmaya devam ediyor.
Sadece bir nabız gibi kafanda kalbinde bir yerde o insanın varlığı yanıp sönüyor.
Yani sana bir şekilde kendini hatırlatıyor.
Sen sadece o çarpıntıyla yaşamayı öğreniyorsun.
Sonra ya o çarpıntı gidiyor ya da o çarpıntıya neden olan şey hayatına gelerek o çarpıntıyı ortadan kaldırıyor bilmiyorum.
Ama bir şekilde biraz ona alışma süreci var ve ben de şu an bunun içindeyim.
Ve tam böyle son dakika hayatıma girmişken sadece aklımdaki düşüncesiyle, hayaliyle benimle 26'ya geliyor mesela.
Çok garip geliyor.
Belki çok büyük hayat değiştirecek öğretileri tırnak içinde geride bırakmışken bir aylık bir insanın varlığını beraberimde götürmek çok komik geliyor.
Mesela masamda ona aldığım çiçeğin kurutulmuş halinin durması gibi.
Yani niye duruyor?
Çünkü onun bir zamanlar orada olduğunu geri gelmese bile geçip gittiğini hayatından hatırlamak istiyorsun.
Bu benim için mesela çok kıymetli.
Yani nihayet bir insana böyle bir şey hissedebildiğimi fark etmek problem bende değilmiş ben hala hissedebiliyorum dedirtti mesela.
Bana kendimle küçük bir noktada yaşadığım bir çatışmada barışma imkanı sundu.
Ben bu insanı zaten unutmak istemem.
Çok isterim hayatımda olsun ve birbirimizi deneyimleyelim.
Ama bu mümkün değilse de bazen gerçekten sırf geceleri daha rahat uyumak için bittiğine üzülme de yaşanmış olduğuna sevin diye kendini teselli ediyorsun.
Galiba tesellilerimle barışmayı, teselli etmenin benden bir şey götürmediğini, bazen kendimi kandırmanın ya da hayaller kurmanın en azından içinde bulunduğum anı aşmayı bana kolaylaştırdığını,
hayatıma kimin girip çıkacağını
her zaman kapı eşiğinde kararlaştırmak zorunda olmadığımı
istediğim şeylerin zaman alabildiğini
ve sırf ben büyüdükçe hayallerim basitleşiyor diye
onlara ulaşmanın çok da kolay olmayabileceğini fark ettim.
Benim için bir dersi alttan almak
ama nihayet çok iyi bir hocaya denk geldiğim için
söylenen her şeyi anlamaya başlamak gibi hissettirdi.
O yüzden aslında sanırım bugünün faturası çok da yüklü değil ya da belki de biz artık hayattan çok kazanmaya başladığımız için geçmişimizin faturasını ne kadar olursa olsun korkusuzca ödeyebiliyoruz.
Umarım bu ikinci seçenektir.
Öyle ya da böyle bir şekilde bir yıl daha geride kaldı benim için.
Yaşlılıktan hiç korkmuyorum.
Ama bu kadar yakınımda olan, hala içinde olduğum 20'lerden,
sanki arabaya binip bir manzarayı geride bırakmak ve o koca dağların küçülüp gittiğini izlemek gibi,
bu kadar yakınımda olan bir geçmişin, tıpkı ensemde yani.
Ben 26'nın o kadar başındayım ki 25 hala ensemde.
Kafamı çevirsem göreceğim yani.
Artık geçmiş olmaya başlaması, mesela 25 bana çok yakın hala.
Ama 22-23 biraz uzakta ve hayatımın en güzel yaşından biraz daha uzaklaşıyorum.
Mesela 24'den bir tık daha uzaklaşıyorum ama ne mutlu bana çok kötü bir yaştı.
Ya da üniversitede bıraktığım arkadaşlıklarımdan daha da uzaklaşıyorum.
İlkokuldakilerden daha daha çok.
Hani bu çok garip geliyor.
Hala yakınındaki geçmişin giderek küçülmeye başlaması ve bu sefer ulaşmaya çalıştığın noktanın yani güzergahın netleşmeye başlaması çok garip.
Bakalım 30'ları kutladığımız zaman da gelecek bence.
O zaman 25'imi hatırlıyor olacak mıyım?
Ama yine de hatırlamazsak bunu burada kaydetmek ve kendime size bir anı bırakmak çok keyifliydi.
Bence iyi ki doğduk yani aslında sözün özü.
Hayat gerçekten yaşamaya değer şeyler sunuyor.
İşte ben o zaman çok keyif alıyorum.
O zaman geçen bölümde de söylediğim gibi hayat karşımda değil de benden yanaymış gibi hissediyorum.
Umarım hepiniz için böyle hissettiğiniz bir gündür.
Çok teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.
Umutsuzluğa alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Sizin olan sizi bulacak.
Bulmazsa da kendi kaybı ya.
A a.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
