
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
cevabını benden istediğiniz soruların sonucu ne kadar hayırlı olur bilemem. ama sen o kız değil misin?'de iki bölümlük bir serinin ilk partını oluşturduğu kesin. sizden gelenleri yanıtladığım ve yer yer daha derin sorulara boğulduğum "benim fikrimin ne önemi var?" şimdi huzurlarınızda.
Transkript
hani bazen böyle arkadaşlarınızla falan yatıya kaldığınızda
tam böyle uyuyacakken birinizin aklına bir şey gelir ve bir anda böyle dönüp
çok random ama çok da böyle saatler sürecek bir konu açarsınız ve o böyle akar gider ya.
Nedense bilgisayarı açıp bir anda ben bir konuşmaya başlayayım dediğimde tam olarak o hissi yakaladım.
Çok uzun süredir bölüm paylaşıyorum ve sizinle konuşuyorum ama
konuştuğum şeyler konfor alanımın içinde de dışında da olsa her zaman kendime böyle masamda
daha böyle bir düzen içerisinde bir düzen yaratmaya çalışıyordum.
İşte kahvemi yapacağım, öncesinde duşumu almış ya da güzelce giyinmiş olacağım.
Aklımı kurcalayan hiçbir şey olmayacak.
Bölümü kaydederim, sonrasında zaten dinlenirim gibi bir ilerleyiş oluyordu kafamda.
Ama bu sefer hakikaten de yatağımda oturdum, pijamalarımı giydim.
Saat 12'ye geliyor.
Kendime ıhlamur yaptım.
Şansıma da bugün oda arkadaşım random bir şekilde bir arkadaşıyla görüşmeye çıktı.
Öyle olunca dedim ki ben de sıkılıyorum, çok da çıkamıyorum evden.
Ayağımda küçük bir sakatlık yaşadım.
Öyle olunca dedim ki ben de o zaman arkadaşımla bir sohbet edeyim.
Geçenlerde de sizden ne konuşmamı istersiniz diye böyle birkaç fikir almıştım.
Çok fazla da yanıt geldi.
Göz gezdirdim ama hepsini hatırlamayınca bu böyle daha da bir hoşuma gitti.
Acaba ilk gördüğümde, ilk okuduğumda aklıma nasıl bir fikir gelecek, ne düşünüyor olacağım.
O yüzden tamamen böyle ne söyleyeceğimi bilmediğim ve sizin sorduğunuz şeylerle aslında düşünce akışımın şekilleneceği küçük bir bölüm atmak istedim.
Ki siz de böyle bunu cuma günü, haftanın kapanışında dinleyin.
başka insanlar dünyanın, ülkenin, aynı şehrin, belki aynı mahallenin farklı uçlarında ne kadar farklı ve bazen ne kadar aynı şeyler düşünebiliyor.
Ya da aynı soruların birbirinden farklı kaç farklı cevabı olabiliyor.
Böyle hep birlikte bir görelim istedim.
O yüzden eğer siz de hazırsanız, çayınızı kahvenizi demlediyseniz, pijamalarınızı giymiş, yatağınıza uzanmış
ya da her ne yapıyorsanız zihninizde gerçekten bu gecenin bir vakti böyle dönüp de
ya kanka şunu hatırlıyor musun dediğiniz o muhabbete hazırsanız Sen O Kız Değil Misiniz yeni bölümüne hoş geldiniz.
İlk sorudan başlayacağım. Daha doğrusu ilk konudan.
Ve her biriyle ilgili küçük küçük mutlaka bir şeyler söylemek istiyorum.
O yüzden bu bölüm sizin bölümünüz. Sizin konuştuğunuz.
Benim sadece sizin yazdıklarınızı sesli bir şekilde dile getirdiğim bir storytelling bölümü olacak.
Başarı isterken yaşanan stres hakkında konuşur musun demiş Bilge ve beni çok sevdiğini eklemiş.
Çok teşekkür ederim özellikle.
Ben de seni çok seviyorum. Hepinizi çok seviyorum.
Başarı isterken yaşanan stres bence şöyle.
Bu olumluluk ve olumsuzluğun iç içe geçmesiyle ilgili benim yakın zamanda fikrimi değiştiren şeylerden bir tanesi şuydu.
Bir gün böyle İdil bir soru cevap yaptığında ilişkisiyle ilgili bir şey sorulmuştu.
Ne kadar tartışıyorsunuz sevgiline ya da tartışmalarınızı nasıl çözüyorsunuz gibi bir şey.
Ve İdil çok güzel bir cevap vermişti.
Biz tartışmıyoruz ve bu ilişkilerde kavga etmek çok normal, tartışmak çok normal.
Aslında o kadar da doğru olmadığını gördüm.
Minvalinde bir şey söylemişti.
Aslında üzerinden zaman geçti.
O yüzden kendisi bile hatırlıyor mudur net bir şekilde bilmiyorum ama
Bu böyle bize dayatılan bazı güzel şeyler o kadar da kolay gelmez ya da güzelliklerde mutlaka bunun bir tuzu biberi olur.
Başarının stresi, güzel bir ilişkinin kavgası, her gülün dikeni olur mantığı var.
Ama bu bence o kadar da olmak zorunda değil.
Bence başarı isterken yaşanan stres o kadar da olması gereken şart ve esans değil.
Özellikle de bu tarz şeylerin belki gerçekten elinde sonunda elde edilecek başarının tadını çok kaçırdığını düşünüyorum.
Hani böyle bir şey için çok fazla böyle birilerinin eteğini çekiştirdikten sonra iyi tamam tamam hadi denmiş ve hani istediğiniz olmuş ama hevesiniz kırılmış gibi hissettirdiğini düşünüyorum.
O yüzden bence başarı isterken, başarılı olmaya çalışırken yaşanan stres belki belli bir dozda normaldir.
Ama bunu nasılsa bir parçası diye bu kadar da içselleştirmek ve belki de stresi başarının bir parçasından ziyade başarının bu büyük stresin küçük bir parçası gibi görmemeye çalışmak belki de en önemlisidir.
Ama yine de güzel şeylerin bazen zorluklardan geçtiğine ben de inanmak istiyor muyum?
İstiyorum. Çünkü insan çektiği bütün acıların, zorlukların bir güzellikle mükafatlandırılacağına inanmak istiyor neticesinde.
Bir diğer soru.
Bütün olumsuzluklara rağmen hayatta tutunacak bir şey bulup rutine devam etmek.
Bu bence belki özellikle şu son dönemde hepimizin deneyimlediği, deneyimlemeye çalıştığı ve belki de gerçekten iyileştiriciliğini herkesin kendi zamanında, kendi hayatındaki o işleyişte gördüğü inanılmaz güzel şeylerden bir tanesi.
Ben böyle özellikle hani hala o ergenliğin artık bitişiyle, 25 yaşına gelmekle ve yaşadığım şeylerin belki düşündüğümden daha ağır olduğunu kabul etmekle şunu fark ettim ki insan olmak aslında harika bir şey.
Hani böyle zaman zaman insan olmaktan tiksiniyorum.
İnsanoğlu ne kadar kötü, ne kadar gamsız falan diye sitem ettiğim anlar çokça oldu.
Oluyor ve olacak da.
ama insan olmak mükemmel bir şey
böyle gerçekten
bazı acılardan böyle
bir şekilde sıyrılabilmek
bir umuda tutunmak
insanın bazen böyle sadece
yüzünü yıkadığında bile
inanılmaz iyi hissetmesi çok güzel bir şey
ve bence
bu ritimlerden bile bu kadar
hızlıca olumlu bir şekilde etkilenebilmek
çok umut verici
ve benim galiba insan olmak üzerine
en sevdiğim şeylerden bir tanesi de bu
Bir şeyleri geride bırakamama
Ben bu konuda yorum yapacak son insanım belki de
Ya da belki de ilk insanım bilmiyorum
Çünkü bir şeyleri geride bırakamamaktan zaten
İki senedir karşınızda sürekli bıdır bıdır konuşuyorum
Ve bence bu da çok güzel bir şey
Bir şeyleri geride bırakmak zorunda değiliz bence
Evet bazı şeyler gerçekten
sanki böyle bir yaz tatiline kayak takımı götürmek kadar gereksiz.
Asla işe yaramayacak.
Ve sadece böyle bazı bağlılıklardan dolayı yanımızda taşıdığımız ağırlıklar olabiliyor.
Ve onları bazen gerçekten geride bırakmak gerekebiliyor.
Ama geride bırakmakla o an için bırakmak ve yeri geldiğinde kullanabilecek olduğumuzu
o anlardan da pay çıkartabileceğimizi ya da oradan bir şey alıp başka bir yere taşıyabileceğimizi
yaşayabileceğimizi insanın her zaman bence
aklında bulundurması lazım.
Evet yaz tatiline bir kayak takımı götürmek
çok manasız olabilir ama
kış geldiğinde de belki ona
ihtiyacımız olacak. O yüzden bir şeyleri
geride bırakmayı belki
bir şeyleri
yerine göre yanımızda taşımak
olarak değiştirmek belki bir
perspektif katacaktır. Bu benim için de
uygulamak istediğim şeylerden
bir tanesi.
Kendi kendini
sabote etme, elalem ve
özgüven demiş Gökçe.
Kendi kendini sabote etme ve elalemi
aynı soru içerisinde sorması bence
inanılmaz güzel. Çünkü
insan kendi kendini sabote ettiğinde
kendinin elalemi oluyor zaten.
Bu da insanın özgüvenini çok
zedeliyor.
Galiba bununla ilgili yapabileceğim yorum bu.
İnsan kendi kendini
sabote ettiğinde eğer kendine
yabancı oluyorsa belki de
bir noktada elalemi de
siktir etmenin en güzel yolu
İnsanın önce kendine dönüp biraz kendini tanıması.
Belki o zaman hem el alemi takmamayı hem de kendi kendine sabote etmeyip kendine de yabancılaşmamayı bir noktada öğrenir.
Ama özgüven konusuna gelince benim de sizden öğrenecek çok şeyim var.
Eskiyi özlemek ama bir daha eskisi gibi olamayacağını bilmek demiş Elisa.
Şimdi size şey diyormuşum hani.
Hayatının altı üstü olacağından korkuyorsun ama ya altı üstünden güzelse falan.
Hayır öyle bir şey demeyeceğim.
Ya bu eskiyi özlemek, nostaljik bir insan olmak ve eskisi gibi olamayacağını bilmek gerçekten çok insanı zorlayan bir dilem var.
Çok çok zorlayan bir dilem var.
Ama gerçekten şu noktada da maalesef o klişenin biraz kapısını çalacağım.
Eskisi gibi olmaması o kadar kötü mü gerçekten?
Ya da sen bu kadar değişirken, her gün yeni bir şey öğrenirken ya da her gün bir şey öğrenmek zorunda da değiliz.
Hali hazırda öğrendiklerimizi farklı bir günde, hiç yaşamadığımız yeni bir günde proses ederken eskisi gibi olmak gerçekten hayatta kalmanı sağlayacak mıydı?
Mesela hani 20'lik dişlerin modern insanın bir işine yaramaması gibi.
Bazı şeylerin zaten eskisi gibi olmaması gerekiyor.
Çünkü belki evet ilk insandan şu zamana kadar radikal bir evrimleşme geçirmiyoruz ki bu radikal evrimleşme de yani hani milyonlarca yıldan bahsettiğimiz bir şey.
O kadar da radikal değil yani ama sonuçta hayat bir şeye ayak uydurma süreci aslında.
Ayak uydururken çok da sendelememek, sendeliyorsan dengeni bulabilmek, düştüysen kalkabilmek ya da yerde yuvarlanmanın tadına varabilmek gibi aslında çok böyle farklı varyasyonlardan oluşuyor.
O yüzden eskisi gibi olmaması o kadar da kötü olmayabilir.
Ve bence eskiyi özlemek çok güzel bir şey.
Çünkü insanın yaşadığı bazı şeylerden o kadar da pişman olmadığının böyle tatlı bir göstergesi gibi.
Ben kötü deneyimler yaşasam da eskiyi sıklıkla özleyen bir insanım.
Ve bu benim o kötü anları keriz gibi bir unutmak değil ama bir noktada gerçekten affetmek ya da hafifletmek yükümü ya da rafa kaldırıp artık yenilerine yer açabilmem için bir kolaylık sağladı.
O yüzden bence eskiyi özlemek yine çok insani ve çok tatlı özelliklerimizden bir tanesi.
insanın böyle derya deniz bir hafızası olduğunu bilmek çok güzel bence ya.
Hani ben bugün mesela yabancı damatla ilgili bir şey gördüğümde, bir caps gördüğümde
oradaki Nazlı'nın yani aktristin gerçek adının Nehir Erdoğan olduğunu
böyle zihnimin derinliklerinden böyle gerçekten çekip çıkarttığımı hissettim.
Yani böyle insan hafızası bu kadar her şeyi hatırlayabiliyorken
eskiyi özlemek çok çok boktan bir örnek verdim ama bence güzel bir şey ya.
Eskiyi özleyen insanın yenisi de ileride o da eskidiğinde özlenebilecek çok güzel anılarla dolu olabileceğini gösteren bir şey bence.
O yüzden devam.
Kendini her durumda açıklamak zorunda hissetmek demiş Eylül.
Bu benim inanılmaz derecede yaşadığım bir şey.
Bölüm paylaşacağım diyorum.
Ertesi gün keyfim olmuyor, paylaşamıyorum.
Kendimi çok korkunç hissediyorum.
Ya da asla yapmam dediğim bir şey yapıyorum.
Asla dönmem dediğim insana dönüyorum.
Arkadaşlarıma bunu nasıl açıklayacağım?
Arkadaşlarıma bunu ben nasıl söyleyeceğim?
Ya da ya insanlar hakkımda şöyle düşünürse falan.
Daha dün terapist seansımda bundan bahsederken terapistim çok güzel bir şey söyledi bana.
Hayatımda verdiğim kararların başkalarının hayatında da en az bendeki kadar büyük bir etkisi olacağını düşünüyorum.
Ama terapistim bana dedi ki senin mesela eski sevgine dönmek istemem ya da asla yapmam dediğim bir şey yapmam.
Simay saçını kestirmiş, Simay İtalya'ya taşınmış, Simay da podcast yapıyor, bu aralar vegan besleniyor, Simay da eski sevgilisiyle tekrardan görüşüyormuş gibi aslında tek bir cümlede.
Ve saçını kestirmen, kilo vermen, kilo alman, bronzlaşman gibi aslında genel geçer ve insanların sadece belki böyle çok anlık fark edip ya da çok anlık bahsedebileceği bir şey.
Aslında biz bizim hayatımızda olayların kapladığı boyutun başkalarında da aynı boyuta tekabül ettiğini düşündüğümüz için kendimize her durumda açıklamak istiyoruz.
Ama aslında o kadar da büyük bir yer kaplamıyoruz bence.
O yüzden belki bu biraz yardımcı olur.
İlişkide alma verme dengesini kuramama.
Bu yüzden ilişkiden korkma ya da karşıdakini korkutma diye sormuş Bora.
Ben ilişkiler konusunda her zaman böyle sanki bir deftere yazı yazarken ya da yeni bir döneme başlarken en ufak bir hata yapsam o defteri yırtıp atmak.
Ya da o sayfayı yırtıp atma şansım yoksa komple pes etmek.
İşte bu dönem okula hiç fre vermeden gideceğim dediğimde, bir şey çıktığında gidemediğimde, canım isteyip de canım istemediği için gitmediğimde falan.
Böyle her şeyi yakıp hani o sıfırdan başlayamıyorsam o zaman her şeyi yakarım gibi bir mantığa bürünüyordum.
Ve bu böyle bir şey yolunda gitmiyorsa o zaman hiç olmasın, bir şey yolunda gitmiyorsa komple hayatımdan çıkarayım mantığı benim bireysel ilişkilerimde çok etkiliyordu.
Ama şunu fark ettim ki bizim bir ilişkiye hazır olmamız için bu hangi türde bir ilişki olursa olsun yüzde yüzümüzde olmamız asla gerekmiyor.
Tabii ki kimse bizim rehabilitasyon merkezimiz değil.
Kimse bizim öğretmenimiz, psikologumuz, terapistimiz değil.
Ama yine de insanın her zaman insandan öğrenecek bir şey var.
Öğrenecek hiçbir şey yoksa geliştirecek bir şeyleri mutlaka var bence.
Alma verme dengesi bozuk olabilir.
Senin verdiğin karşı tarafın azı, çoku o dengede çok bağdaşmıyor olabilir.
Ama bunun için zaten bizi diğer canlardan ayıran bir şeye, bu kadar sözlerleşmiş, bu kadar düşünceye bağlı bir iletişim kanalına sahibiz.
O yüzden bu tarz bozukluklar zaten ilişki kelimesini kullandığın anda bence ortadan kalkmaya çok meyilli oluyor.
Hani mesela bizim terapide benim hep şöyle bir düşüncem var.
Terapi değil, terapiye başlamak aslında zorlu kısımdır.
Ve bence terapiye başlayabildiğin anda problemin çok büyük bir çoğunluğu ortadan zaten kalkmış olur.
O yüzden bence bir ilişkide belli bir problem varsa onu zaten ilişkide bir problem olarak...
Zorak adlandırmak zaten karşıdakiyle bir noktada seni aynı sayfada buluşturuyor.
Aslında o saatten sonra bütün o iyi olma hali o ilişkinin iyi haline hizmet eder bir noktaya geliyor.
O yüzden evet bazı dengeler bozuk olabilir.
Ama bu aslında tam olarak bazı şeylerin ne kadar çözümlenebilir olduğuna, ne kadar geliştirilebilir olduğuna bence tekabül ediyor.
O yüzden ilişkiden korkulabilir, karşı tarafta korkutulabilir ama bazı şeyler gerçekten emek istiyor.
O da galiba en baştaki o başarı isterken yaşanan stres sorusuna biraz dokunuyor gibi.
Umarım güzel bir cevap olmuştur Bora.
Herkes neden bu kadar huzursuz?
huzursuz. Eskiye göre daha iyi imkanlar
olmasına rağmen demiş bir dinleyicim.
Eskiye göre daha iyi
imkanlar olup olmadığı bence çok tartışılır
ve çok subjektif bir şey.
Eskiye göre
bahsettiğimiz bu iyi imkanlar
teknolojinin gelişmesi vs. ise
belki bu tartışılabilir
ama her gelişmenin
insanın hayatına getirdiği
birçok
dezavantaj oluyor. Ama
bunun yanında ben her şeyin
daha iyiye gittiğine ya da daha iyi imkanlarda olduğumuza da çok inanmadığım için
insanların neden bu kadar huzursuz olduğunu anlayabiliyorum.
Bu sorunun cevabı sanırım bende değil.
Çünkü bende o huzursuz herkesten bir tanesiyim galiba.
Kesinlikle 2023 seçimiyle ilgili konuşman lazım demiş bir dinleyicim.
Açıkçası düşünmüyor değilim.
Buna ayrı bir bölüm ayırmak lazım.
Seni planlarına dahil etmeyen arkadaşlar.
Bu yine benim de böyle çok kafaya taktığım bir şey.
bunun üzerinden kendi değerimi çok sorguladığım, yanlış bir şey mi yaptım, sevilmiyor muyum gibi düşündüğüm,
çok fazla kafayı taktığım konulardan bir tanesi.
Böyle şeylerde ben genellikle yer değiştirme çok yapıyorum.
Kendimi o insanın yerine koyup.
Hani ben de bazen bazı şeyleri sadece belli insanlarla yapmak istiyorum.
Bazen sadece yalnız kalmak istiyorum.
Bazen bazı planları sadece bir kişiyle yapmak istiyorum.
Ya da bazen bir aktiviteyi birçok insanla ama farklı anlarda yapmak istiyorum.
diye düşünüyorum ve bu
yaşanan bu durumu
o kadar da şahsileştirmemin önüne
geçiyor biraz. Tabii ki
bazı şeylerden böyle sinyalleri
almak çok daha başka bir şey.
Eğer burada aldığın bazı sinyaller
varsa belki tamam
deyip ilerlemek daha iyisidir. Çünkü
insanların eğer hayatında
kazanacağımız yer, edineceğimiz
yer, onların sürekli omuzlarından
tutup bak ben buradayım, bak ben buradayım
diye sarsmamız da olacaksa
olmamamız belki de çok daha iyisidir.
Ama bazı şeyleri çok da şahsiye almamak, bazı şeylerin bireyselliğini kabul etmek
ve dahil olmadığımız planlardan ziyade dahil edildiğimiz planların tadını çıkartmak
ve eğer buradaysam şu anda bu noktada bu insanlarla isem demek ki burada olmam isteniyor diye odaklanmak
Belki daha pozitif ve daha stressiz bir hayatın kapısını birazcık aralar diye düşünüyorum.
Hislerden, insanlardan vazgeçmeyi olumlama demiş Büşra.
Katılıyorum ya.
Vazgeçmekten kaçmamak lazım.
Vazgeçmeyi olumlamak lazım.
Vazgeçmek bence kesinlikle kaybetmekle, başarısızlıkla da karşılaştırılmamalı, eşleştirilmemeli daha doğrusu.
Bazen vazgeçmek aslında belki de yanlış kapıyı zorluyordum.
Ya da belki de bunu o kadar istemiyordum.
Ya da aman tamam açıklamam bile yok oldu bitti demek.
Belki de en iyisidir.
Olumlanabilecek bir şey bu.
Çok böyle bir kapı kapanır bir kapı açılır gibi demiyorum ama
bazen ya yanlış kapıyı zorluyoruz ya biz yanlış anahtarı sokuyoruz.
Ya da o kapıdan içeri girmek bile istemiyoruz aslında.
Sadece orada olmak için oluyoruz.
Bazı şeylerin neden vazgeçildiği çok şahsidir ama
eğer vazgeçme noktasındaysak da bir sebebi vardır.
O yüzden olumluyorum sonuna kadar.
Teşekkür ederim Şura.
İnsanlarla sohbet edeceğin konuyu bulamamak demiş Zehra.
İnsanlarla sohbet edecek konuyu benim de bulamadığım oluyor.
Ben özellikle İtalya'ya geldiğimden beri buradaki çevremi çok küçük tuttum.
Ve bazı böyle sosyalleşme ortamlarında da çok socially awkward bir pozisyona soktum kendimi.
O yüzden belli bir noktadan sonra ben de çok çağrılmamaya ya da işte dersten dersten günaydından ileriye gidilmemeye başladı benimle.
Kabul ediyorum bunu.
Hani ben de biraz bunun yolunu açtım ama bazen gerçekten konu bulamıyorsun.
Bazen aslında o insan çok da konuşacağın biri olmuyor.
Yani eğer bu hani çok konuşmak istiyorum ama konuşacak bir sohbet konusu bulamıyorum noktasından bir serzenizse
hani o noktada benden bir fikir istiyorsan eğer Zehra
belki podcastımdan örnek verebilirim.
Çünkü bu bölüm benim için gerçekten bilgisayarı açıp ses kaydına basıp bir yerden böyle konuşmaya başlamakla oldu.
Yine de birkaç kere denemem gerekti mesela.
Bu bölüm bittikten sonra da editlemem gerekecek.
Hani o yüzden demek istediğim bazen böyle gerçekten insanın o an içinden gelen şeyi şak diye söylemesi,
bir bilgisayarın kapağını benim kaldırdığım gibi iki dudağını aralaması belki yeterlidir.
Ama bence insanlarla edeceğimiz sohbette inanılmaz derecede pratiğe dayalı bir şey.
Bence yeterince emek ve zaman harcandığında sen de çok iyi bir konu masterı olabilirsin.
Umudunu kaybetme.
Üniversite ve arkadaşlıklar üzerine bir bölüm daha lütfen demiş.
Yine Zehra sormuş bunu.
Ben orada yokum arkadaşlar.
Ben üniversitede okudum, bitirdim.
Üniversitedeki arkadaşlıklarımdan bambaşka bir ders aldım.
O yüzden kendimi çift diplomalı sayıyorum.
Bu konuyu da açmıyorum.
Sevgiler.
Küçük bir yer değişikliği yaptım ve şimdi mutfaktayım.
Devam ediyorum.
Baya bir soru var bu arada.
O yüzden muhtemelen bunu böyle iki bölüm falan yapacağım.
Çünkü şimdiden 25 dakika olmuş.
Sevebilme becerisi üzerine konuşmamı istemiş bir dinleyicim.
Bence sadece soru bile çok güzel bu arada.
Sevebilmek gerçekten beceri gerektiren bir şey yani sevmek.
ama bir o kadar da çok kendiliğinden gelişen bir tarafı da var.
O yüzden hani yetenek değil ama bir beceri.
Yani doğuştan gelen bir eylem bence sevmek, sevilmek.
Ama onu ne kadar geliştirdiğin, ne kadar sevmek ve sevilmek üzerine
becerini, kabiliyetini arttırabildiğin aslında tamamen seninle ilgili.
belki bu noktada
hem çok becerili olma yetisi
olan insanlarız bence.
Kültürel
arka planımıza bakıldığında.
Ama bir o kadar da bence
bizim sevme ve sevilme
şeklimiz müthiş sağlıklı
da değil.
Bağlanma stillerimiz genellikle bizim çok
kaygılı bence. O yüzden
özellikle bu noktada
kendini bir tık daha zorlaması
bir tık daha belki de
özellikle kendini
sevme şeklinin karşılığını
bir yerlerde bulabilmesi için bizim gibi
insanların ekstra çaba sarf etmesi
gerekebiliyor. Ama
bence bu bir beceri
ama
herkesin böyle hani her yiğidim mi yoğurt
yiğitçi var. Herkesin de bir
kendi sevme ve sevilme şekli
var. O yüzden
böyle birçok sanatla da olması
gibi birçok sevme sevilme şekli
de vardır. Bence
insanın kendine yakışanı
sevmesi en önemlisi.
Sınırlarını bilmek, başkalarına mesafe koyabilmek demiş bir başka dinleyicim.
Benim son dönemde inanılmaz derecede üzerine düşündüğüm bir konu bu.
Sınırlarımın aşılmasından çok korktuğum bir dönemden geçtim.
Hala da içindeyim aslında.
Bu konuda çok kısa bir yanıtım olacak.
Bence sınırlarınızı çizmek gerçekten çok önemli.
Çünkü o sınırlar başta çizilmediğinde ve bazen ferakat edildiğinde aslında sadece kendinize değil karşınızdakine de haksızlık yapmış oluyorsunuz.
Çünkü sizin çizmediğiniz sınırlar dahilinde bazen o insanlar da hayaller kurabiliyor, bazı şeylerin temelini atabiliyor.
Bu böyle bir ev dikip sonra yalnız bu benim arsamı işgal ediyor diye bütün böyle sarf edilen o emeğin, zamanın, harcamanın hiç edilmesi, yıkılıp kalması gibi bir şey sanki.
O yüzden o sınırları baştan çizmek.
Tabi ki burada bahsettiğim sınır böyle kap katı şeyler çizin.
İşte bak kızım ben böyleyim, benim psikolojik sorunlarım var falan şekli bir personadan bahsetmiyorum ama kendi kişisel sınırlarınızın böyle çizgisini çekmek karşındakine de aslında hareket alanı bırakıyor.
En azından nasıl hareket edeceğine kendisinin karar verme özgürlüğünü veriyorsunuz.
Böyle bu sınırları çizmek genellikle sanki birini sınırlandırmak gibi bence olumsuz bir çağrışım yapıyor.
Ama bence kesinlikle öyle değil.
Sadece istediğin hareketi yap ama kendi alanında yap ya da benim alanım bu, buradan sonrası farklı olabilir.
Bu bilgiyi vermek bence yaşanabilecek potansiyel kazaların da önüne geçmeyi çok sağlıyor.
Bir de yani insanlar genellikle aşina aldıkları şeylerdeki ufak değişikliklerde karşı tarafı değişmekle ve sanki bu kötü bir şeymiş gibi nitelendirmekle meşhur.
O yüzden o sınırı baştan çekmek insanın ilerleyen süreçlerde kendi kendine avukatlık yapmaması için çok kıymetli.
Bunu yapalım bence.
İhanete uğramak diye sormuş bir dinleyicim.
yani ihanetin
ben sadece çok farklı boyutlarda
olabileceğini düşünüyorum. Kişi kendine de
ihanet edebilir. İhanet
sadece romantik bir ilişkide
bir aldatmak
olmayabilir.
Bu konuyla ilgili çok fazla söyleyebileceğim
bir şey yok galiba. Belki hani ilerleyen
süreçlerde zaman zaman
kendi hayallerime ya da
işte bundan daha önceki
halime
karşı yaptığım bazı şeyleri
zaman zaman sanki bir doğruya ihanet
etmiş gibi hissetmem üzerinden böyle
bir bölümde ele alabilirim ama
çok açıkçası
aklıma gelen bir tarafı yok.
Her şeyin farkında olmanın verdiği ağırlık
demiş bir dinleyicim.
Galiba bu soruyla bu bölümü
tamamlayacağım. Her şeyin
farkında olmak bana
direkt terapiyi çağrıştırdı.
Terapinin
nasıl bir şey olduğu ile ilgili konuşuyordum
galiba böyle bir arkadaşımla. Hatırlamıyorum.
Ya da belki kendi kendime düşünüyordum
ve birkaç kere bunu dillendirdim.
Terapi böyle insanın bir anda bir toprağa kazması gibi
ve o zamana kadar üzerinde bulunduğu katmanın aslında çok daha derinlerinde,
çok daha fazlası olduğunu keşfetme anı.
Ve bu keşif tabii ki insanı çok heyecanlandırıyor.
Kazıyorsunuz, kazıyorsunuz, kazıyorsunuz ve siz kazdıkça
daha önce hiç yer küreyle buluşmamış ya da sizin ayağınızın değdiği yerle buluşmamış,
güneş ışığıyla buluşmamış noktalarınız gerçekten aydınlanmaya başlıyor.
Ama insanın her şeyin farkında olması ve kendi evreninde, kendi katmanında bu kadar fazla çukur açmasında bir noktada şöyle bir şey oluyor.
Bazen tamam artık yoruldum ve tekrar yüzeye çıkayım diyorsun ama bir bakıyorsun yanına merdiven almamışsın.
Hani bu kadar karanlık noktalarına ışık değdiğine mi sevinsin insan yoksa ilk etapta ki o hani hiçbir şey bilmemek en güzelidir, cehalet erdemdir noktasını özlediğine mi yansın?
Orada böyle bir muallakta kalıyor.
Her şeyin farkında olmak çok zor bence.
özellikle de maalesef bizim yaşadığımız bu dönemde farkında olduğumuz şeylerin müthiş de kendiliğinden ağırlığı olduğu için
sadece farkındalığı yüksek insanlar olmanın değil, aynı zamanda farkında olduğumuz şeylerin somut ağırlığı altında da biraz fazlaca yoruluyoruz.
O yüzden çok zor bir şey.
Umarım farkında olduğumuz şeylerin içeriği güzelleşir ve böylelikle daha fazla ağırlık hissetmeyiz diye düşünüyorum.
Kesinlikle bir ikinci bölüm yapacağım.
Çok güzel sorular var.
Böyle birkaç tane de yanıtlamak istiyorum.
Sanırım bir soruyla bitireceğim ve kalanını da bir ikinci bölümde paylaşacağım.
Çünkü bu şekilde sizinle konuşmak çok hoşuma gitti.
Hangi soruyla tamamlayacağımı buldum.
Eda sormuş.
Hayatı ilerletmek için insan neye ihtiyaç duyar?
Bence insan hayatı ilerletmek için ben bunlara sonra devam edeceğim diyeceği ve yanıtlamayı beklediği başka soruların varlığına ihtiyaç duyar.
Aslında bu bölüm benim için tam olarak bu soruyla sonlanacak bir bölüm.
Daha bir sürü soru var. Hepsini yanıtlamak istiyorum.
Ve muhtemelen ben bunları yanıtlayana kadar sizin merak ettiğiniz birçok şey birikti.
Bazılarını belki benden merak ediyorsunuz.
Bazılarını başkalarından.
Bazılarının cevabını belki duymak bile istemiyorsunuz.
Ama bence insan böyle tamam yanıtlayacağım başka sorular var, cevabını arayacağım başka sorular var dediğinde o hayatı ilerletmek için bir motivasyon buluyor.
Mesela bana bu bilgisayarı açtıran şey ve tekrardan bir bölüm kaydedeyim dedirten şey sizin sorularınızdı.
Ama tabii bunu daha metaforik bir anlamda söylüyorum ama bu aslında kendi hayatıma da entegre ettiğin bir şey.
En basitinden yarın ne olacak? Sabah kahvaltıda ne yapacağım? Bugün nereye gideceğim? Bugün ne yapacağım? Bugün artık bir ders mi çalışsam? Şu sınavdan yoksa kaç alacağım?
Ve bunun gibi iyi kötü içi sıkan ya da ferahlatan birçok soruyla bence insan hayatını ilerletiyor.
Bir de böyle az önceki soruda tamam bununla bitireceğim dedim ama sonra başka bir tanesine bakayım dedim ya.
Hani böyle insanın böyle çok farklı şey önünde olunca doyunca bile biraz da şunun tadına bakayım demesi gibi.
Bence insanın hayatı ilerletmek için bilinmezliğe ihtiyacı var diyorum.
Bir sonraki bölümde ne zaman paylaşacağımın bilinmezliğiyle sizi baş başa bırakıyorum.
Umutsuz alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Sorularınız için çok teşekkür ederim.
Beni de bunlara cevap vermeye layık gördüğünüz için ayrıca teşekkür ederim.
Sizi öpüyorum.
Müthiş bir hafta sonu diliyorum hepinize.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
