
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
yarın üniversiteye giriş sınavı varmış, olur öyle. belki diğer hafta sonlarından biraz daha farklı olacak bu seferki. ama bunun bir de sınavsız Pazartesi'si var. duyduğunuz, duymadığınız belki zaman zaman duymaya çok ihtiyacınızın olduğu o cümleyi şimdi kendinize söyleme zamanı: benden önemli mi?
Transkript
Herkese merhaba. Sen o kız değil misin?'iz'in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bu bölümü yarınki üniversite sınavı için çekiyorum aslında.
Çok üzerine düşünmediğim ama mutlaka da konuşabileceğim bir şeylerin olduğu bir konu bu benim için.
Başta biraz düşündüm acaba yarın sınava girecek insanların hakikaten senden de bir şey duymasına ihtiyaç var mı diye.
Ama bu opsiyonel olduğu için belki hakikaten sınavdan önce böyle bir dinlemek bir şeyler, bir resetlenmek için bir bölüm açmaya ihtiyacı olan birileri de olabilir.
ya da belki bunu sınavdan sonra dinlemek, yarın ilk aşamadan sonra dinlemek
ve hatta belki bu tecrübeyi çoktan geride bırakmış birinin de
benzer streslerden geçmiş birini duyması da pekala o kişiye iyi gelebilir gibi hissettirdi bana.
O yüzden ben de mikrofonun karşısına geçtim.
Umarım iyisinizdir.
Bu bölümde tabii biraz sınava girecek olan dinleyicilerime sesleniyor olacağım ama
kendi deneyimlerimden her ne kadar benim için üniversite sınavı bir 8 yıl öncesinde kalmış olsa da
kendi yaşadıklarımdan da biraz hala hayatta çıkartıp kullandığım dersler oldu.
Yaşarken gördüğüm, hatta bana söylenen ama kendim yaşayana kadar da çok gerçekçiliğine inanmadığım durumlar oldu.
İşte üniversite her şey değildir gibi.
Çünkü şimdi şu bir gerçek, bizim içinde yetiştiğimiz toplumda her şeyi o kadar büyük bir yarış,
o kadar büyük bir mücadele ve bir rekabet içerisinde bize sunuyorlar ki
sonrasında böyle o stresli güne daha doğrusu uzun süre boyunca hazırlanmak üzere
aslında bir nevi yetiştirildiğimiz hatta işte boş kaldığımız anlarda belki zaman zaman
kendimizi kötü hissettiğimiz çok stresli bir sürece sokulup
sonrasında da o ana çok kısa bir zaman kalmışken
insanlardan işte ya senden önemli mi gibi bir destek cümlesini duymak insanın hakikaten biraz sinirlerini bozuyor.
Bu aslında bütün bu süreç boyunca kişiye çok sık hatırlatılması gereken bir şey.
Buradaki sadece mevzu üniversitede değil hiçbir şey zaten sizden önemli olmamalı.
Özellikle zaten sizin gideceğiniz, sizin katılacağınız, sizin orada öğrendiklerinizle kendinizi belki yetiştireceğiniz
ya da toplumda gelmek istediğiniz konuma sizi ulaştıracak bir aracın sizden önemli olması zaten benim lügatıma çok ters geliyor.
Ama tabii ki üzerinden 8 yıl geçti.
Çok kısa bir süre de değil, çok uzun bir süre de değil.
Hala da aslında bir üniversite ortamında olduğum için o öğrencinin yaşadığı stresi de çok kolaylıkla anlayabiliyorum.
Her ne kadar çok stresli bir ortamda olmasam da şu an.
O nedenle böyle sanki üzerinden yıllar geçmişti.
Ay sizinki de dert mi falan diyen bir yetişkine daha kimsenin ihtiyacı yok.
Bunu da umarım üzerinden 30 yıl geçtiği zamanda da asla söylemeyen birisi olurum.
Aslında her kişinin yolu çok biricik ve kendine özgü olduğu için ve bazı şeyleri kendimiz yaşamadan başkalarına ne kadar fazla deneyim aktardığının çok da bir önemi olmadığı için
size böyle üniversiteye geçtiğinizde bakın böyle olacak gibi motivasyon konuşması yapmak da istemiyorum.
Ya streslenmeyin o kadar da büyük bir şey değil de demek istemiyorum.
Çünkü birincisi bu büyük bir şey olabilir bazılarınız için.
Kimi için çok büyük, kimi için çok önemsizdir.
Bunu da bir kenara tutuyorum ama neticesinde bu belli bir oranda gerçekten bir stresi üzerinde taşıyan bir şey.
özellikle böyle başka insanların da üzerimizde çok büyük bir sorumluluğunu hissediyoruz.
Yani başka insanlara da bir borcumuz varmış, bir şeyleri kanıtlamak zorundaymışız gibi.
Hocanızdan, ailenize, arkadaş çevrenize ve hatta belki de çok sık unuttuğumuz ama en önemlisi kendimize bir şeyleri borçlu hissediyoruz.
O harcadığımız zaman, feragat ettiğimiz şeyler ya da gerçekten bazen çok ihtiyacımız olup yaptığımız şeylerin, verdiğimiz molaların yarattığı suçluluğa karşı artık bir sorumlulukla son kez o sınava bir girip çıkıp her şeyi geride bırakmak istiyoruz hakikaten.
Ve açıkçası ben mezuna da kalmış birisi olarak söylüyorum ki iki sene üniversiteye hazırlandığım bu süreçte ilk senemde sanki hayatımda hiçbir şey bana bir daha aynı şansı vermeyecek.
Ya kazandım ya kazandım.
Hatta bunu kazanmak olarak söylemek de bana çok manasız geliyor.
Bazen böyle işte ben üniversiteyi kazandığımı doğrudan İngilizce'ye çevirdiğim ve bir arkadaşımla konuştuğum cümlelerde abi üniversite kazanılır mı?
Yani I won university mi diyeceğiz falan diye.
İşte when I got the university falan diyordu.
Got into.
Şimdi yanlış olmasın.
Yani aslında bu sizin bayağı hakikaten elinizi kolunuzu sallayarak girdiğiniz bir ortam yani bir durum.
Bir mekan.
Oraya gitmek aslında biraz zaten o gidilen yeri anlamlı kılıyor.
Yani öğrencinin anlamlı kıldığı bir kompleksten bahsediyoruz.
Biz onu böyle zaten otomatikman hangi liseyi kazandıdan başlayarak işte üniversitede nereyi kazandı, hangi bölüme girdi falan gibi doğrudan zaten bir rekabet ve bir yarışla kafada çok basitten kodluyoruz.
Bu hep böyleydi.
O yüzden de ben ilk senemde bu rekabeti o kadar iliklerime kadar hissediyordum ki artık mücadelem kendimle bir yarışa dönmüştü ve bunu da iyi görmüyordum.
Yani kişi kendiyle yarışıyor da hep şunu söylüyorum siz kendinizle savaştığınız kendinize karşı oynadığınız bir maçta galibiyeti tek başına tatmanız mümkün değil.
Mutlaka bir noktanız bir parçanız mağlup olacak ya da beraber bitireceksiniz ama efor da sarf etmiş olacaksınız.
O yüzden bir insanın kendi için yaptığı bir şeyde kendine karşı yarışması da bana çok manasız geliyordu.
Ama o dönem hakikaten kendimle çok büyük bir yarış içerisindeydim.
Yani belki de en çok ihtiyacım olan uykuda, bir sosyalleşmede, ailemle geçireceğim bir zamanda sadece hiçbir şey yapmadan geçireceğim birkaç saatte bile o kadar yoğun bir suçluluk hissediyordum ki.
Bu kadar fazla kendinizden verdiğiniz bir şeyden de çok büyük bir çıktı bekliyorsunuz.
Aslında ister istemez de belki de bir şeyi biz kendi gözümüzde bir tık daha kompleks hale getiriyoruz.
Nitekim ne oldu?
Ben ilk sene istediğim puanı alamadım.
Evet bir yere gidebilirdim ve gitseydim çok bambaşka bir insan mı olurdum?
Onu da bilmiyorum.
Zaten bu bilmemek ve denemek istemek de biraz birbirini doğuran şeyler.
Bir sene daha mezuna kalıp aslında üniversitesinden tekrardan denemeye karar verdim.
Verdiğim en doğru kararlardan bir tanesiydi.
Genel anlamda bu sadece işte mezuna kaldım çok da güzel bir yer kazandım tırnak içinde.
olarak değil en azından
hayatta bir şeylerde kendime
bir kere daha olsa en azından
bir deneme şansı vermeyi
18 yaşımda öğrenmiş oldum
kendimden ve bu öğretiyi de
olabildiğince paylaşmak istiyorum
aslında. Duymamız gereken
tesellileri, duymamız gereken destek
cümlelerini çok geç duymaya
müsait bir toplumda yetişiyoruz.
Senden değerli mi? Bir daha denersin.
Dünyanın sonu değil gibi şeyleri
siz o bütün kaunter
gözyaşını katıp, burada zaten
şundan da bahsetmiyorum. Bunu da altına çizmek
istiyorum. Yani bu bölümü de böyle çok
çalışıp sonuna kadar artık
tırnaklarıyla kazıyan kişileri
rahatlatma bölümü olarak da sunmak
istemiyorum. Çalışmamış da olabilirsiniz.
Zaten genel olarak bence
başına oturup yapıp ya da işte
şansınız yaver gittiği için ya da
o sizin ilginizi çektiği için
yapıp girdiğiniz sonra da bir yere
yerleştirildiğiniz bir sınav dinamiğinin
sizi tanımlaması o kadar
mümkün değil ki. O yüzden de
Bu aslında belki bu bahsettiğim gözle görülür kan ter, gözyaşını dökmeyen ama yine de içinde bir noktada bu stresi yaşadığını tahmin ettiğim insanlara da adadığım bir bölüm olsun istiyorum.
Üniversite bence kesinlikle çok önemli bir yer.
gerçekten belli bir noktada bu ailenizle yaşadığınız şehirde gittiğiniz bir üniversite bile olsa belli bir oranda özgürleştiğiniz
belki normal şartlarda hani herkesin kendi yakınındaki okula gittiği benzer insanlarla görüştüğü mahallesinden insanlarla okuduğu
ya da ekonomik statüsüne göre bir okula gidip benzer insanlarla kaynaştığı bir düzlemden artık çıkıp
Biraz daha bu yine belki bir ekonomik statünün de içerisinde bulunan ama çok farklı yerlerden, çok farklı şehirlerden, ülkelerden, aile yapılarından gelen insanlarla ister istemez bir arada olduğumuz çok çeşitli bir ortamdan bahsediyoruz.
Üniversitenin müthiş bir öğretici yanı olduğunu düşünüyorum.
Ama bu ne dersi hangi hocadan aldığınızda, ne hangi kitaptan çalıştığınızda, ne de hangi bölümü okuduğunuzda ölçülebilecek bir şey değil bence.
Üniversitenin bir konsept olarak çok yararlı ve çok büyütücü olduğunu düşünüyorum.
Ben ilk defa okulun içinde çevik kuvvet gördüğümde üniversitenin, öğrencilerin ne kadar büyük bir politik güce sahip olduğunu fark ettim.
Bazı kararları protesto ettiğimizde ya da sesimizi yükselttiğimizde ve karşı taraftan bir geri adım atıldığında
aslında ne kadar büyük bir kalabalığı temsil ettiğimizi ve nasıl aslında değişikliğe yol açabileceğimizi gördüm.
Hiçbir şeyi anlamadığım ama çok hayal ederek gittiğim bir bölümde yetersizlikle tabii ki yüzleştim.
Ve hatta hiç daha önce deneyimlemediğim tarzda bir yetersizlikle.
Çünkü şimdiye kadar mahkum edildiğim matematiği, edebiyatı, işte coğrafyayı çalışmam gerekirken artık kendi seçtiğim bir yerde tam belki de parlamam gerektiğini,
böyle artık çok kendimi göstermem gerektiğini düşündüğüm, yapabileceğime de çok körü körüne inandığım bir ortamda belki geri plana düşmeyi deneyimledim ilk defa.
Çünkü aslında bir amfide oturmak, bir dersi almak, herkes sizinle aynı hayale sahip olmak zorunda değil ama belli bir noktada çok farklı yollardan da olsa
o sınıfta toplanmış ve farklı amaçlara hizmet edecek olsa da o kesişim kümesinde bir şeyleri öğrenip kendini beslemeye çalışan bir insan topluluğunu oluşturuyor.
Bu bana çok kıymetli geliyor.
Şimdi böyle söyleyip eğitim öğretimi çok romantize de etmek istemiyorum.
Çünkü şu an kalitesi tartışılır.
Ben de birçok dersten ya bitse de artık bir kahve içmeye gitsek, bir eve gidip yatsam dediğim derslerimi ekleyeyim de tabii ki çok oldu.
Çok parlak bir öğrenci değildim üniversitede de.
ama hakikaten bir hayat deneyimi olarak bana çok şey kattığını
hatta zaman zaman kendimi o dönemki sınıf arkada...
Şu anki meslektaşlarımla kıyasladığımda derslere vermeyi reddettiğim o yoğun ilginin, yoğun eforun dağıttığım başka noktalardan bana çok daha hızlı geri döndüğünü fark ettim.
Ben üniversiteyi hakikaten hayatımda bir basamak olarak kullanabildiğimi düşünüyorum.
Eğitim öğretim aşkıyla yanıp tutuşarak da aslında yüksek lisansa gelmedim.
Benim hayalim İtalya'da olmak ve bunu kendi başıma yapabilmekti.
Yüksek lisans bunun önünde çok kolaylaştırıcı bir faktördü ve ben bunu yapmayı seçtim.
Birçok sınavımı mesela üniversitede ertelediğim, girmediğim, bütlere kaldım.
Çünkü o sırada gidebileceğim bir proje olduğundan yeni bir ülke görme deneyiminin tekrarını alabileceğim bir sınavdan daha önemli olduğunu bilmemle.
Belki ortalamam çok düşecek olmasına rağmen ya hiçbir şey benim yurt dışında 6 ay kendi başıma kalmamdan daha kıymetli olamaz deyip Erasmus'a gitmemle bütün bunlar bir araya geldi ve ben bugün gerçekten geriye dönüp baktığımda ki bunun için çok da kafamı geriye çevirmeme gerek yok.
Üniversiteyi bir basamak olarak kullandığımı görüyorum.
Ve bazen keşke bu farkındalığa 20 yaşımda o üniversiteye ilk girdiğim anda 19-20 yaşımda farkında olsaydım bunu kazanmış olsaydım da bu kadar stres olup bu kadar rekabetin içerisinde kendimi hırpalamasaydım dediğim de oluyor.
Çünkü benim şu an hayatımda basamak haline gelmiş bir şey bir zamanlar sanki böyle büyük büyük bir mimari yapı inşa ediyormuşumcasına çokça stres olduğum, gözyaşı döktüğüm, uykusuz kaldığım, anlamadığım noktalarda kendi zekamı çok sorguladığım bir basamaktan ziyade büyük bir yapıyı oluşturuyordu.
Ama siz ona giriyorsunuz sonra oradan çıkıyorsunuz.
Orada bir fark yaratmak gibi bir sorumluluğunuz da olmuyor aslında.
Yaratırsanız ne âlâ.
Ama aslında sizin ne kadar beslendiğiniz ve ne kadar oradan bir şeyleri aldığınızla
hatta bazen size verileni reddedip neyi tercih ettiğinizle ilgili bir şey üniversite.
O yüzden yarın bu sınava girip üniversiteye girecek, belki tekrar deneyecek,
belki şimdiden tekrar denemeye karar vermiş, belki okuyup
Ben burada mutlu değilim bir daha denemek istiyorum diyen herkese söylüyorum.
Öyle ya da böyle sonuç istediğiniz gibi olsa da olmasa da belki biraz ertelemeniz, bir süre daha beklemeniz, bir daha denemeniz gerekse de bunu tercih etseniz de
sizi karşısına alan ve sizi inanılmaz derecede yıpratan bir şeyden yarar sağlamasını beklemeyi çok faydalı bulmuyorum.
O yüzden belki bunu bugün söylemek sınavdan bir gün önce söylemek çok faydalı olmayabilir ya bu kadar da kendinize yüklenmeyin gibisinden ama öyle ya da böyle bu süreç bir şekilde tamamlandı ve yarın o sınava giriliyor.
Bence şu noktada yapılabilecek en büyük şey elinden geleni yaptığını, elinden geleni yapmadığını düşünüyorsan da artık bu noktada kızmanın, sinirlenmenin ya da kendini suçlamanın bir anlamı olmadığını.
Çünkü öyle ya da böyle önümüzdeki 48 saatinde biteceğini ve sonra aslında yeni bir sürecin başlayacağını kabul etmek.
Ben o kadar büyütmüştüm ki üniversite sınavını gözümde.
Sınav bittikten sonra müthiş bir boşluğa düştüm.
Çünkü ne yapacağım? O kadar kendimi kaybetmiştim ki ilk senemde kitap okumadığım, hiçbir şey izlemediğim, sosyalleşmediğim bir dönemden sonra bir de mezuna kaldığımı artık kabul edince, bunu tercih edince Simay'dan geriye ne kaldı da ben kendimi rahatlatacak eylemler yapabilirim diye düşünmeye başladım.
Mezun senem mesela çalışma anlamında dersler çıkartıp buna daha çok yüklenmeliyim dediğim değil.
Kendimden ders çıkartıp kendime nasıl iyi davranabilirim dediğim bir seneydi.
Ve ben kendime iyi davrandıkça hakikaten yaptığım her şey belki bir önceki seneye göre çok daha azını yapmış.
Kendimi uykusuzluğa mahkum etmek yerine bazı günler günde birkaç saat belki bir şeylere bakmış bir simayın.
Çok daha verim almasını sağladı.
O yüzden şayet bu noktaya kadar kendinizi yıprattıysanız bile insanın kendiyle barışması, kendinden özür dilemesi ya da kendine tamam sen bunu hallettin demesi başka insanlara bunu söylemekten ya da bunu başkalarından duymaya göre çok daha kolay ve yapılabilir.
En azından erişilebilir.
Umarım bunu yaparsınız.
Günün sonunda sonuç ne olursa olsun nereye giderseniz gidin.
Siz o gittiğiniz yeri zaten anlamlı kılan, üniversite yapan bir öğrenci olacaksınız.
Bir bütünün parçası olmaya gidiyorsunuz.
Gittiğiniz noktada da hatta bunu bence başka bir bölümde de konuşalım.
Kişinin tercih ettiği bölümde mutlu olmaması, yeniden denemek istemesi, kendini uygun bulmaması, bırakmak istemesi de bence çok normalleştirilebilir şeyler.
Çok küçük yaşta bize atıyorum daha birçok şeyin ehliyeti verilmezken, kendi kararlarımızı veremezken bir anda hayat boyu belki yapmamız beklenilen bir mesleği seçmemizi bizden 18 yaşımızda istemeleri hatta hazırlığı düşünürsek böyle bunun gerisinde daha bile önceden çocukluğumuzda da sürekli büyüyünce ne olmak istiyorsun sorularıyla yetiştiğimiz bir toplumda
tabii ki de bazen bu tarz böyle sınav gibi, tercih gibi çok yalnızlaştıran bazı dönüm noktalarıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Sanki bu olmazsa artık hayatım kayacak gibi.
Hayat bence şimdi başlıyor.
Çünkü belki verdiğiniz kararda, yapacağınız tercihlerde de ailenizin, çevrenizin baskısına maruz kalmış da olabilirsiniz.
Belki aramızda vardır bunu yaşayanlar.
Ama belki de üniversitenin en iyileştirici, en tolere edilebilir ve belki de size katkısı olan noktası
o kadar fazla seçenek sunuyor ki size, siz oraya kendi isteğinize gitmediğiniz bir senaryoda bile
eğer çıkıp gitmeniz, yeni bir şey yapmanız, tercih değiştirmeniz mümkün değilse bile
içeriden her zaman beslenebiliyorsunuz.
Bir başka derse girip, bir başka seminere katılıp, başka insanlarla tanışıp bir hayat deneyimi kazanıyorsunuz.
O yüzden aslında her şey yeni başlıyor.
Yeni başlıyor olacak.
Bunu birkaç sene ertelemenin, tekrar denemenin de acaba denesem ne olurdu sorusundan çok daha az kaygılı geçeceğine inanıyorum.
Ya ben bir kere daha denedim, birkaç kere daha denedim.
Galiba oluru da buymuş demek de günü sonunda çok yatıştırıcı bir düşünce.
Ben 26'umun ortalarındayım.
O bir sene mezuna kalma sürecinde hayatta bir şeyleri kaçıracak mıyım korkusunu da çok fazla yaşadım.
Ama şimdi bana deselerdi ki Sima 25'inde mezun olsaydın hayatında çok bir şeyler değişir miydi?
Muhtemelen evet.
Çünkü o insanlarla okumuyor olacaktım.
Covid patlamamış olacaktı.
Son senemde Napoli'ye gitmemiş ve belki de İtalya'yı bu kadar sevme şansım olmadığı için şu an burada olmuyor olacaktım.
Bazen bir şeyleri ertelemek, geç kalmak, tekrar denemek ya da erken başlamak bile başlı başına bir sürü opsiyon doğurabilir.
En ufak bir şey bile çok büyük bir kelebek etkisi yaratıyor.
Maalesef bize bir yanlış yaparsan şu kadar netin düşüyor, şu kadar sırada geriye gidiyorsun gibi sayısal verilerle anlatan bir eğitim sistemine karşı
ben ya altı üstünden daha güzelse mantığıyla size biraz vermek istiyorum.
Burada sizi sayılar belirlemiyor, sizi ne kadar soru çözdüğünüz belirlemiyor gibi zaten bildiğiniz,
zaten belki de mücadele ettiğiniz teselli cümleleriyle de uğurlamak istemiyorum.
Sadece bana birazcık güveniyorsanız bu geçirdiğimiz 3 yıl içerisinde her zaman ve her zaman bir eşikten geçmenin esas mevzu olduğunu lütfen kendinize hatırlatın.
Artık o kapının ağzına kadar geldiniz ve o eşikten öyle ya da böyle geçeceksiniz.
Ayağa takılanlar, çok kaymak gibi geçenler, kapıyı açmakta zorlananlar da olabilir ama orada bir kapı varsa bir çıkış var demektir.
Bazen insanın böyle hızlı bir çıkış yapması için birkaç adım geri gidip tekrardan o yolu alması da gerekebilir.
Aslında kısacası hiçbir şey dünyanın sonu değil ve sizden de önemli değil.
Umarım ne istiyorsanız o sizi bulur.
Umarım yarın stressiz ve sizden hiç ama hiç daha önemli olmayan bir sınavla birkaç saat mücadele edip sonra evinize döneceğinizi kendinize hatırlatırsınız.
Stresli bir süreç olduğunu inanın biliyorum.
Hayatta daha büyük streslerin olduğunu hatta bazı çok büyük olacağını düşündüğümüz streslerin üniversite sınavının yanında böyle çocuk oyuncağı gibi kaldığını da tahmin edebiliyorum.
O iki kere üniversite sınavına girmek bende iki farklı simayla tanışmak gibiydi.
Çok kaygılı olan ve fazlaca rahat olan.
İkisinin de biraz biraz bana öğrettiği kattığı şeyler olduğu için aslında iki perspektiften de konuşuyorum.
İnsana hakikaten üniversite sınavının bile öğreteceği şeyler var.
Ama bu hiçbir zaman trigonometri ya da bu kitabı kim yazdı ya da şu tarihte ne oldu olmayacak.
Hayatınızı kurtaracak dersleri bence insan her zaman kendinden çıkartmakla mükellef.
Yarın da bir tane sınava giriyorsunuz.
Şimdiye kadar o sınav için bir şeyler öğrendiniz.
Şimdi bu sınav size ne öğretecek ve kendinize sizi ne kadar yakınlaştıracak bir de bunu sorun istiyorum.
Her ne yaptıysanız kendiniz için yaptınız.
Hayatınızda şöyle bir bakın.
Birinin verdiği bir karar sizi ne kadar etkiledi?
Sizinle alakalı olmayan bir karar sizi en fazla üzerine ne kadar konuşturdu?
O yüzden günün sonunda ne olursa olsun yaptığınız tercihler, girdiğiniz üniversite ya da bekleme tercihiniz insanların hayatında belki maksimum 5-10 dakika konuşulacak.
Hatta o kadar bile değil.
O yüzden bir kere daha bu hayatı kendiniz için yaşadığınızı, üniversite sınavının da sadece kendiniz için yapabileceğiniz şeylerden çok küçük bir parçayı oluşturduğunu lütfen hatırlatın.
Yani böyle.
Benim söyleyeceklerim bunlar.
Sınavdan sonra bir de bir post sınav boşluğunu konuşalım.
Üniversiteye gidip orada neler yapacağız, neler yapamayacağız, nasıl bir üniversite hayatı hakikaten yaşadım ben.
Biraz da bunları konuşalım.
Ama öyle ya da böyle pazartesiden sonra görüşeceğiz galiba.
Umutsuz da alışmayın, yatağa küs girmeyin.
Her ne istiyorsanız o sizi bulsun.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
