
ben kötüyken havanın güneşli olmasına dayanamıyorum
7 Şubat 2025 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
yakın arkadaştan gelen o uzun ses kaydının ikincisine hoş geldiniz. bazen biraz iyi hissetmek için, ya da biraz olsun bir şeyler hissetmek için o salak yürüyüşe çıkmak gerekir. bir de sanmak çok güçlü bir silah, bu kez namlunun ucunda ben varım gibi. kulağınıza sağlık. insan her gün iyi hissetmez.
Transkript
Selam. Yine yürüyorum ve yine yürürken sizle konuşuyorum.
Yakın arkadaştan gelen o uzun ses kaydı bölümünü çok sevmiştiniz.
Sonrasında aldığım yaka mikrofonu beni çok mutlu etmeyecek gibi hissettim.
Onu geri verdim.
Ama şimdilik yürümeye konuşmaya çok ihtiyacım varken telefona konuşmak da beni pekala kurtarır gibi hissettim.
Yine Allah kahretsin ki çok güneşli bir hava var
Ve aslında bugün biraz da güneşli havalarda depresif hissetmenin zorluğunu konuşmak istiyorum sizinle
Umarım her şey yolundadır umarım keyfiniz yerindedir
Böyle size ses kaydı gibi konuştuğumda acaba sen mi demeliyim daha iyi hissetmesi
Daha böyle hakikaten bir ses kaydı gibi hissettirmesi için falan gibi düşünüyorum ama neyse yani çok da yapacak bir şeyimiz yok.
Bir süredir kayıplardaydım.
Çok hastaydım.
Hala biraz hastayım belki sesimden de anlaşılıyordur.
Çok kötü bir kulak enfeksiyonu geçirdim.
Hala da şu an sol kulağım duymuyor ama en azından artık bir tanesi duyuyor yani.
Diğer yandan da çok iyi hissetmiyorum ve gerçekten hastayken bir de mental anlamda çok iyi bir noktada olmamak gerçekten insana böyle çok dipte hissettiriyor.
Aslında insan ne kadar da böyle hastayken ana kucağına geri dönmek
Böyle yeniden o her şeyin bir ağlamayla çözüldüğü
Karnın açsa doyurulduğun, uykun varsa uyutulduğun
O aşırı her şeyin basit ve tek düze olduğu zamana dönmek ne kadar da istiyor
Ne kadar da ihtiyaç duyuyor aslında
O yüzden galiba en çok da hastayken, kendimi iyi hissetmezken yetişkin olmaktan nefret ediyorum.
Çünkü ben şimdi kendime bakmak zorunda mıyım gerçekten oluyorum.
Yani kalkacaksın, o ilacı içeceksin.
Kimse seni hadi bakalım Simar kalk şimdi ilaç saatin geldi diye uyandırmayacak.
Ya da karnını doyuracaksın gece uykusuz kaldığında ya da uykunluğun uyandığında kendi başının çaresine bakmayı bileceksin falan.
Gerçekten zor ama bu yetişkinlikle mi ilgili yoksa yalnızlıkla mı?
İşte onu çok bilmiyorum.
Galiba bugün biraz bunu konuşmaya ihtiyacım var.
Neden Allah kahretsin ki hava çok güneşli yine dedim
Aslında bölümün ismini zaten bölüme başlamadan önce koymuştum kafamda
O yüzden oradan da anlıyorsunuzdur
Bence güneşli havalarda insanın kendini depresif hissetmesi
Güneşli havalarda depresyonda olduğunu hissetmesi
Gerçekten çok kötü ya
Hani hayat sadece senden bir şeyleri alıyor değil bir de senin yakalayamadıklarını gözüne sokuyormuş gibi.
İşte bir de depresifsin ha bak hava da nasıl güzel ama falan diyormuş gibi.
Aslında o kadar ihtiyacım var ki havanın kapalı olmasına, o döktüğüm gözyaşını, hissettiğim mutsuzluğu, yalnızlığı bir şekilde havayla aslında karşılamaya.
O kadar ihtiyacım var ki.
Ama diğer yandan bakıyorum, bu sadece havayla duygumun ne kadar uyuştuğuyla ilgili değil.
Diğer yandan da başka insanların da evden çıkmadığını, sosyalleşmediğini, başka insanların da hava yüzünden evinden çıkamadığını bilmek istemekle ilgili.
Yani aslında ben günün sonunda o güzel güneşli havayı kaçıran tek insan olduğumu bilmek istemiyorum.
Bencilce ama ben de insanım yani.
Şimdi bir parka geldim.
salıncakta sallanırken sizinle konuşmaya devam edeceğim.
Yani çok zorlanıyorum arkadaşlar.
Bunun bir çözümü yok mu yani?
Muhtemelen var.
Ama çok yalnız hissediyorum.
Yani hakikaten terapi iyi ki var.
Ama yani insan bence son bir haftada dört kere terapiye gidiyorsa
olay sadece terapinin ne kadar iyi geldiğiyle ilgili değil.
Sanki biraz da o kişinin ne kadar yanlış hissettiğiyle mi ilgili acaba diye
bana kendime karşı bir eleştiri yapma ihtiyacı oluşturdu bu durum.
Bugün gerçekten zorunluluktan artık çok bir seçeneğim olmadığından ve
bir de bunu denemiş olmak istediğim için kendimi dışarı attım.
Zaten son bir haftadır hastalıktan çok dışarı çıkamıyorum.
Gerçekten beni her anlamda tüketen bir hastalıktı.
Diğer yandan buradaki sürem kısaldıkça insan sürekli ister istemez yapmadıklarını, ertelediklerini düşünüyor.
Yani böyle evde kalmak çok istediğim, evde kalıp dinlenmek istediğim, buna ihtiyaç duyduğum ama evde kaldığım sürece de kendimi çok suçlu hissettiğim
ve kendime karşı mahcup ve suçlu hissettiğim,
Simay bak şimdi bunu yapıyor olabilirdin dediğim,
yani yine kendimi düşündüğüm ama nedense kendi ihtiyaçlarımı göz ardı ettiğim
çok gerçekten boktan bir dilemmanın içindeyim.
Depresyon çok kötü bir şey, çok zor bir şey gerçekten.
İnsanların yanınızda olmasına ihtiyacınız oluyor kesinlikle.
Ama bence bunu eminim hissedenler olmuştur ama insanın bunu söylemesi biraz şımarıklık gibi geldiği için bazen bu düşünceyi bence kendine saklayabiliyor.
İnsanların yanınızda olduğunu, olmaya çalıştığını görmek ve bunu takdir etmek bir kenara.
Bazen insanların size hiç de anlamayan, size hiç de hakikaten iyi gelmeyeceğini bildiğiniz önerilerde bulunması da insanı bir o kadar yalnız hissettiriyor.
Yani bu kadar mı duyulmuyorum ben diyorsun.
Hani hadi şimdi bak ne güzel otur şöyle bir uzan dizini filmini izle kendine bir çay kahve yap hadi bak dışarıdan bir yemek söyle falan.
Ya aslında sen bunları benim bu kötü hissettiğim halime hakikaten derman olacağını düşündüğün için mi söylüyorsun?
Yoksa bunlar senin, senin de yataktan çıkmamak için geçerli bir sebebin olsa dinlenip yapmak isteyeceğin şeylerin bir listesi mi diye düşünüyor insan.
Tabii ki oradaki o iyi niyeti, yardım etme arzusunu, aslında ne kadar etrafımızdaki insanların da bazen elinin kolunun bağlandığını biliyorum ama
onları anlıyor olmam kendi ihtiyaçlarımı daha az anlayacağım anlamına gelmiyor tabii.
Yani günün sonunda bana neyin iyi gelip gelemeyeceğini maalesef ki yine en iyi bilen ben oluyorum ve bir şeyler yapmak zorundayım.
Hani şey var ya, I'm going for a stupid walk for my stupid mental health.
Tam olarak oyum yani.
Şu an bir parkta çocuk salıncağında oturmuş.
Hafif hafif sallanırken karşımda iki tane junkie amca.
Muhtemelen okulu ekmiş birkaç tane öğrenci.
Öyle duygularımdan bahsediyorum.
Şimdi mesela bu söylediklerimi binlerce insanın duyacak olması beni hakikaten yalnız olmayan bir insan mı yapar?
Yoksa bir cuma günü öğleden sonra bir parkta salıncakta tek başıma sallanıp bunu ses kaydına aldığım için çok yalnız bir insan mı yapar?
Bunu bilmiyorum galiba.
Bu aralar çok sık nedenlerin bir insan için ne kadar önemli olduğunu,
Aslında bazı şeyleri açıklamak için bir nedene ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum.
Buna çok zaman ayırıyorum.
Hayatımda böyle beklenmedik durumlar yaşandığında ve tamam ama neden sorusuna bir yanıt bulamadığımda kendimi çok çaresiz hissediyorum.
Ve ben de ister istemez her insan gibi bir neden ya da bir muhatap bulamadığımda sorunun kaynağını kendimde arıyorum.
hayatınızda bir şeyler
kötü gidebilir
ve ben biraz
hayatımda bir şeyler kötü gittiğinde
garip bir polyanacılıkla
tamam demek ki iyiye bir adım daha
yaklaştık düşüncesini
bir türlü kafasına atamayan bir insanım
benden umudu çok zor söküp
alırsınız
ben böyle
tamam okey çok zaman
kaybettik belki ama şıkları eleyerek
gidelim noktasında illa doğru sonuca
bir şeylerin beni götüreceğine inanıyorum.
nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Ya da başladığınız zaman podcast'inizi
Fikrinizden yayına, format,
podcast.bpt yanınızda.
Açıklamadaki linke tıklayın, kısa testi
çözün ve podcast'iniz için en uygun
paketi hemen keşfedin.
...bir insanım hakikaten.
Bundan çok gurur duymuyorum ama
Bundan şikayetçi olduğumda söylenemez.
Günün sonunda bu umut beni hala hayatta tutuyor.
Ama şey çok kötü biliyor musunuz?
Hani başınıza bir şey geldiğinde ve olmadığında yine faka bastığınızda
tamam ya zaten belliydi.
Zaten bu da çok bana göre değildi demek.
Aslında ne kadar rahatlatıcı bir şey.
Bir şeyin artık tam size göre olduğunu, onu tam bulduğunuzu,
Tam oh be dediğinizi hissettiğiniz anda o şeyin gitmesi çok kötü.
Yani çünkü şimdiye kadar bir şeyleri zaten bu bana göre değildi.
Zaten ben böyle mutlu değildim.
Zaten olmayacaktı.
Zaten bana göre dikilmemişti bu dediğiniz şeyler aslında ne kadar rahatlatıcı, ne kadar olmayışı kabul ettiren gerekçeler.
Ama galiba oldu zannetmek çok güçlü bir silah ya.
Yani çok kötü gerçekten.
Yani bir şeylerin artık olduğunu sanmak, çözüldüğünü sanmak ve aslında çözülmediğini görmek çok kötü.
Çünkü şey gibi savaş bitti artık diyorsun.
Yani artık kendimle savaşmak zorunda değilim.
Artık sürekli bunu aramak zorunda değilim.
Artık aradığınız neyse karşılıklı bir sevgi, çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir kariyer, bilmiyorum düzenli bir iyiye giden sağlık, bilmiyorum artık neyse mücadelesini verdiğiniz, neyse istediğiniz şey.
Savaş bitti ya oley diyorsun ve sadece savaş teçhizatlarını bir kenara koyuyor olmuyorsun.
Mental olarak da kendini artık bir daha savaşmak zorunda olmadığına tam inandırıyorsun ve sonra bir haber geliyor.
Yeniden cepheye gitmen gerekiyor.
İnsan orada tekrar cepheye gidip savaşacağına değil de her şeyin artık bittiğine inanarak kenara koyduğu şeyleri yeniden üstüne giymeye çok alınıyor.
Yani ben galiba ilk defa hayata biraz isyan ettiğim bir dönemdeyim.
Bana bunu neden yapıyorsun? Bana neden bir şeylerin eğer onu doya doya yeme hakkını bana vermeyeceksen tadına baktırıyorsun?
Böyle bir yerdeyim.
Bu bölümü biraz da depresif hisseden, belki depresyon tanısı olan,
hava güzelken üzülmeyi kendine hak göremeyen,
hep bir şeyler kaçırdığını hisseden ama bir türlü bir şeyler tarafından kovalanmadığını düşünen
birileri varsa diye kaydediyorum.
bilmiyorum böyle ağlamaklı bir sesle
hakikaten dipten bir yerden
konuşmak
nasıl geliyor kulağa
acaba kendimi mi küçük düşürüyorum
falan diye düşünüyorum bazen ama bu düşünce
çok çabuk kendini yalanlıyor
çünkü bakınca
yani ben şimdiye
kadar burada
öfkelendiğim şeyleri konuştuğum
umutlandığım şeyleri konuştuğum
başıma gelen komik, gülünç
Kötü, iyi her şeyi konuştum.
Ki yalnız olmadığını bazı insanlar anlasın diye.
E haliyle şimdi kendimi dipte hissediyorken ya da size çok böyle dipten seslendiğimi hissediyorken
böyle bir gerçekliğin de olduğunu söylememek, saklamak sahtekarlık olur gibi geldi.
Belki zamanla biraz zaman geçince ben de bir şeyleri biraz sindirdiğimde
bu üzüntünün katmanlarını, bu depresif duygunun dağıldığı yerleri yine birlikte konuşuyor oluruz ama
şimdi galiba buna da gücüm yok.
Gücüm yok demek de bazen çok okeydir.
Bazen gücün yoktur abi yani bazen.
Kaldıramazsın yani bazen.
Evet konuşacağım şeyler var ama şu an konuşacak halim yok demek de yeterlidir.
Sana neyin iyi geleceğini bilmek onu hemen uygulamaya sokabileceğin anlamına gelmiyor bazen.
Bu hem bunu duymaya ihtiyacı olanlara hem de kendime böyle çıtırdan bir öğüt olsun, teselli olsun.
Çöp atmam gerekiyordu.
Tuvalet kağıdı ve bulaşık deterjanı almam gerekiyordu.
Yani günün sonunda sadece kendim için ve kendime biraz iyi gelmek için bile çıkmış olmadım dışarı.
Aslında biraz da hakikaten yapmak zorunda olduğum şeyler ve o ağzına sıçtığımın yetişkin hayatı yüzünden de biraz dışarı çıktım.
Ama iyi ki de çıktım, iyi ki de konuştum.
Yani valla güçlüyüm biliyor musunuz?
Yani bu güçlülük gerektiren bir şey bence.
Bu kadar kötü hissedip bunun üzerine konuşmak ve bunu paylaşmak, paylaşa basmak bence kolay bir şey değil.
O yüzden sizi bilmiyorum ama ben bundan ötürü kendimle gurur duyuyorum.
Umarım siz de benimle gurur duyuyorsunuzdur.
Şimdi oturduğum tarafa bir çift geldi de onları biraz rahat bırakmak için banka oturdum güneşin karşısına
Mesela karşımda da boş bir bank var böyle iki tane bank karşılıklı
Yani aslında buraya sanki çoğunlukla kalabalık bir arkadaş grubunun geldiği yan yana oturduğu
belki birlikte konuştukları
bir ambiyansın
daha sık yaşandığını
anlıyorsun aslında ve ben
tek başıma oturuyorum yani.
O da biraz garip
bir
durum oldu.
Böyle tek başıma
oturmak ve boş bir banka bakmak.
Neyse yani
bu bölümden
bir şey çıkarttınız mı bilmiyorum valla.
Bu bölüm size dinleyenlere iyi geldi mi
bilmiyorum. Bana iyi geldi.
Her şeyi
devletten beklemeyin yani.
Falan diyormuşum.
Yani
siz her dinlediğinizde ben belki size
iyi gelemeyeceğim. Biraz da dinlediğinizde
sizin
bana iyi geldiğinizi
bilmeniz lazım.
Öyle yani.
İşte bu da
bazen güneşli
havaların bile
ne kadar ağır geldiğinin
bir bölümüydü.
Bazen
etrafımdaki insanlar, arkadaşlarım
falan iyi bir durumda olmadığımı
anlamak için
ne kadar zaman geçecek, neye ihtiyaçları var
diye merak ediyorum. Mesela
Close Friends'e hiçbir şey atmıyorum. Daha doğrusu
Instagram'a hiçbir şey atmıyorum.
Hiçbir şey paylaşmıyorum falan. Story falan.
Close Friends çok sık
kullanan bir insanım normalde. Sürekli
overshare yaparım. Bu ara onu yapmaya
da enerjim yok falan. Acaba
diyorum bu farklılığı fark ediyorlar mı?
Yani aslında o çok
tehlikeli soruyu soruyorum.
Benim yokluğum fark ediliyor mu?
falan.
Ne zaman fark edecekler story atmadığımı?
Ne zaman fark etmek
değil de kendiliğinden
bana ulaşmak, beni duymak
benimle sohbet etmek isteyecekler diye
bekliyorum galiba. Ama bu bekleyiş biraz
tehlikeli biliyor musunuz? Yani
siz siz olun eğer yardıma
dinlenmeye, duyulmaya ihtiyacınız varsa
Başkalarının fark etmesini çok da beklemeyin.
Çünkü o insanların da bir hayat meşguliyeti var.
Yani orada acaba daha ne kadar kendimi tutarsam,
beni fark edecekler sessizliğimle bir şekilde duyulacağımı.
Bazen beklediğinizi biliyorum, bana da oluyor.
Ama bunu yapmayın yani.
İhtiyacınız olan şey duyulmaksa konuşmaya başlamak belki de kıymetlisi.
Yine her şeyi devletten beklememek üzerine güzel bir anekdot oldu.
Öyle yani. Tabii ki bazen beklentiye giriyorum arkadaşlarım anlayacak mı yazacak mı ya da beni bir kontrol edecekler mi diye ama diğer yandan da işte konuşmaya dair ihtiyacımın da üstünü örtmemeye çalışıyorum.
Aldım mikrofonu aldım telefonu size konuşuyorum. Öyle yakın arkadaştan gelen uzun ses kaydı ikinci versiyonunda böyleydi.
Depresyon hakikaten adamı güneşli havadan illallah ettirirmiş
Yine de Umut biraz güneş görünce kolları sıvayıp bileklerden D vitamini almak istemekte galiba
Ya da hakikaten biraz yürümenin yılların travmasını silebileceğine biraz olsun inanmaktan geçiyor
Ve umut ne kadar saf bir şey aslında.
Ve buna sahip olanlar olarak çok şanslıyız.
Öyle yani.
Bu podcast hangi duygularla kaydediliyor olursa olsun hep aynı cümleyle bitmesi.
Bazen bir el benim omzumu sıvazlıyormuş gibi hissettiriyor gerçekten.
Çok kötü, çok...
Ya of burası da çok keyifsiz be abi dediğim bir noktada.
Yine mikrofonu açtım.
kapatırken de mecbur
aynı şeyi söyleyeceğim ve
o da aslında
belki de duymam gereken tek şey olacak.
Umutsuzluğa alışmayın. Yatağa küs girmeyin.
Gerekiyorsa da
mental sağlığınız için o salak yürüyüşe
çıkın.
Öpüyorum sizi. Teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.
İyi ki varsınız.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
