
bazı insanlara insan gibi davranılmak ağır gelir
15 Kasım 2024 · 34 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Sen O Kız Değil Misin? 4 yaşında! 4 yıldır kulağınızda, evinizde, arabanızda, arkadaş ortamınızda veya yalnız akşamlarınızda sizinleyim. Konular, mekanlar, konuklar değişiyor ancak bazı şeyler değişmiyor. İyiliğimizin karşılığını kalp kırıklığı olarak geri alıyor veya "bir daha asla böyle yapmayacağım" diyecek kadar enayi hissediyoruz değil mi? Hah, işte onun seninle hiçbir ilgisi yok. Bazı insanlara insan gibi davranılmak da ağır gelir. Bırak bu kez, "sorun bende değil sende" diyelim. İyilik elbet kazanacak.
Heltia ile ulaşılabilir ve sürdürülebilir online terapi için @getheltia'ya göz atmayı unutmayın. "OKIZ20" kodu sizler için Heltia App'te aktif. Sevgiler
Transkript
Herkese merhaba. Sen o kız değil misin?''in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bunu son bölümlerimde sık sık söylüyorum. Söylemiyorsam da düşünüyorum ama bence yine bu bölüm Sen o kız değil misin?''in en iyi bölümlerinden bir tanesi olacak.
İçimde inanılmaz bir konuşma arzusu var. Hatta az önce böyle tuvaletten odama koşarak geldim adeta.
Çünkü konuşacaklarım içimden taşıyor.
Dün Sen o kız değil misin?? 4. yaşına girdi
Ve 4 yıldır bunu yapıyor olmak, sizin kulağınızdaki bir ses olmak
Bir yerlerde garip bir şekilde belki birbirini hiç tanımayan, beni de hiç tanımayan, benim hiç tanımadığım birçok insanın
Bir şekilde ablası olmak
Yani buradaki abla hem biraz güncel jargonla ilgili
Hem belki benden küçüklerin dinlemesiyle ilgili ama
birilerinin bir yerde ablası olmak, bunu da konuşur musun diyeceğiniz kadar sözüne güvendiğiniz birisi olmak benim için gerçekten çok kıymetli.
Ve her şeyin bir prime time'ı vardır.
Örneğin lisede çok popülersinizdir.
Üniversitede bir anda hiç karşınıza çıkmayan fırsatların önünüze geldiğini hissedersiniz.
Ya da belki de prime time'ınız daha gelmemiştir ama 4. yılında sen o kız değilmişsin de prime time'ının başladığını hissediyor gibiyim.
Bilmiyorum siz ne hissediyorsunuz.
Bu bölüm ismini doğrudan terapistimin bana kurduğu bir cümleden alıyor.
Kendisi çok konuşkan bir insan değildir.
Belki de ben çok fırsat vermiyorumdur ama konuştuğu zaman da gerçekten çok kısa ve öz konuşur.
Beni de söylediği cümlelerle her zaman oldukça düşündürür.
O nedenle bu sefer bölümün ortalarında değil, direkt konunun başında terapi güzellemesiyle geldim.
O nedenle size Heltia'dan bahsedeceğim.
Biliyorsunuz ki HALTI'ye benim sık sık bölümlerimde bahsettiğim bir online terapi uygulaması.
Uygulamayı indirdiğinizde size yöneltilen sorulara cevap vererek kendinize en uygun uzman psikologlarla eşleştirilme şansına sahip oluyorsunuz.
Ve bu uzman psikologlar listesinden kendinize en uygun bulduğunuzu seçerek 15 dakikalık bir ön görüşmeyle sürece kiminle devam edip etmek istemediğinize karar verebiliyorsunuz.
Aynı zamanda ben uygulamanın arayüzünü çok seviyorum.
Zaman zaman girip kendimi kurcalıyorum.
İçerisinde meditasyon, podcastler ya bunlardan bir tanesi de benim biliyorsunuz.
Ya da farklı konularda yazılara, makalelere ulaşabiliyorsunuz.
Eğer helteye bir göz atmak, terapi sürecinize helteyle başlamak ya da belki de kaldığınız yerden devam etmek isterseniz o kız 20 kodu sizi bekliyor.
Hepiniz bence aşinasınız ki ben her bölüm en az bir kere terapiye bir değiniyorum.
Hayatımın çok büyük bir parçası.
Tabii bunda psikolog olmamın, psikoloji okumamın da etkisi var.
Belki de ne kadar bahsedersem bahsedeyim değişen tek şey ne kadar süredir terapide oluşum ve 7. yılımdayım.
Sık sık inanılmaz farkındalıklar kazandığımı ama bu farkındalıklarla ne yapacağımı bilemediğimi düşünürdüm.
Bana kalırsa terapi insanın kendi içine yaptığı bir kazı çalışması.
kazdıkça belki de daha önce hiç ışık bulmayan, daha önce hiç ışık girmeyen yerlerinizin aydınlanmaya başladığını fark ediyorsunuz.
Ama tamam çok yoruldum şimdi tekrar yüzeye çıkayım dediğinizde belki de merdiveni yanınıza almadığınızı fark etmek terapi.
O nedenle kazdığınız yerin, indiğiniz derinliğin artık yeni yüzeyiniz olması için bu sefer yatay bir kazı sizi bekliyor ve
böyle böyle aslında belki de hiç bitmeyen hayat boyu insanın hayatında olması gereken süreçlerden bir tanesi.
İnsan da bence biraz bir arkeolojik kazı alanı gibidir.
Ne kadar derinlerde nelere rastlayabileceğiniz çok tahmine açık olmakla birlikte zaman zaman da sizi bulduklarınıza çok şaşırtabilir.
Ve ben insan olmanın en çok bu noktasını seviyorum.
ilişkilerimizle, yetiştirilişimizle, belki travmalarımızla
hiç tahmin etmediğimiz şeylerin bizi ne kadar etkilediğini fark edebiliyoruz ama
bir yandan da bu kadar nesillerden boyu aktarılan bazı şeylerin etkisini kendi üzerimde görmek
bana gerçekten kendimi böyle bu hayatın bir göbekli tepesini de kendi içimde barındırıyormuşum gibi hissettiriyor.
O yüzden terapiyi güzelleme hiçbir zaman bırakmayacağım.
dediğim gibi bu farkındalıklarla ben ne yapacağım noktasında 7. yılımda
garip bir şekilde bugün bu bölümü kaydederken
en büyük ilham kaynağımın bugünkü seansımda terapistimin bana söylediği
ve bu bölüme de ismini veren bu cümle olduğunu fark ettim.
Ve bugün bu cümleyi duyduğum andan itibaren, daha bugünden itibaren
bunu hayatımda uygulamaya sokmaya karar verdim.
Farkındalık sahibi olmak kolay bir şey değil.
Ama farkındalığı kazandıktan sonra artık onunla bir şey yapmamak ve aynı eylemleri tekrar tekrar yapıp farklı bir sonuç beklemek bence biraz insanın kendini kandırması demek oluyor.
Ve bunu artık yapmak istemediğime karar verdim.
Bu kadar farkındalığı bir yerde kullanmam gerekiyor.
Yoksa sadece isimler, olaylar değişiyor ama yaşadığım hayal kırıklıkları, kalp kırıklıkları, üzüntüler hep aynı kalıyor.
Terebinin de hayatımın bir tarafında olduğuna, orada beni destekleyen bir rolü olduğuna sürekli sırtımı dayayamam.
Bisiklet binmeyi öğrenirken mesela arkada iki tane yardımcı tekerleğiniz olabilir.
Ama belli bir yerden sonra onları çıkartıp atmanız ve artık iki teker üstüne gitmeyi bildiğiniz sürece daha keskin virajları alabilir oluyorsunuz.
O yüzden bu destek orada duruyor diye o konfor alanında kalmaya devam etmek de bazen insanın kendine yaptığı bir ihanet olabilir ve ben galiba artık kendime ihanet etmemeyi öğreniyorum sonunda ve çok mutluyum.
O yüzden bu bölüm biraz bunu konuşacağız.
Bazı insanların insan gibi davranılmakla bir problemi olduğunu konuşacağız sizinle.
Hazırsanız Sen O Kız Değil Misiniz'in en iyi bölümü başlıyor.
Ben sadece romantik değil aynı zamanda çok optimistik bir insanımdır, çok polyanacıyımdır.
Hayatımda bana insanlar ne yaşatmış olursa olsun ki etkiye de çok açığımdır ama
hayatıma yeni giren insanların bana yaşatılmış şeylerin bedelini ödememesi için çok büyük bir çaba sarf ederim.
Kötü randevulara çıkarım, kötü arkadaşlıklar yaşarım ama hayatıma yeni giren bir insanda, yeni giren bir arkadaşta
temkinli olmanın sadece o insana yapılabilecek bir haksızlık olduğunu düşünürüm.
Ben ne yaşamış olursam olayım, bu insanın ne suçu var ki?
Bu insan neden benim hayatımda olmak için bu kadar büyük bir çaba sarf etmek
ya da benim travmalarımı çözmek zorunda olsun ki derim.
Bütün açık yürekliliğimle, bütün açıklığımla gardımı indirerek
o insana da belki aynı misafirperverliği gösteririm.
Sonra o da hayal kırıklığına uğratır.
Sonra aynı döngü bir daha, bir daha, bir daha derken
kendimi böyle birden fazla şeyin yıkıldığı kocaman bir enkaz alanı gibi hissetmeye başladım.
Şuna da inanmıyorum yani en azından bunu yapmamaya çalışıyorum.
Belki aranızda böyle düşünenler vardır ki bu da aslında kıymetli bir savunma mekanizması.
Bunun da oluşumuna saygım sonsuz ama hani bilirsiniz bazen öyle bir şey yaşarsınız ki artık böyle kötü karakter olmayı seçersiniz.
Ya da gaddar olmayı ya da daha duygusuz olmayı seçersiniz.
artık bu kadar insanlara iyi davranmayacağım dersiniz.
Ben de bu yok.
Bununla mutlu muyum yoksa bunu eleştiriyor muyum hala çok kararında değilim ama
sanırım o kadar da artık bu özelliğimle barışık değilim
ya da en azından bunu biraz daha güçlendirmem gerektiğini düşünüyorum.
Kibar bir insan olmakla kerizliği çok da karıştırmamak lazım ama birbirlerine çok benziyorlar.
Şimdi kendim hakkımda söyleyeceğim şeyler kendimi beğenmişliğimden gelmiyor.
Aksine aslında bunlara sahip olduğum için çoğunlukla da zarar gördüm ama gerçekten çok misafirperver bir insanımdır.
Bu sadece evime ortamıma giren insanlar nezdinde söylediğim bir şey değil.
Hayatıma giren herkes için gerekirse kendi oturduğum koltuktan kalkar onların yumuşak bir zemine oturmasına alan açmaya çalışırım.
Bunun maalesef ki bir önceki bölümde de söylediğim gibi bazı eylemlerimin bazı mutluluklarımın hep belli kırgınlıkları telafi etme ihtiyacımdan kaynaklı olduğunu düşünmem gibi zamanında istenmemeyi, hoşgörüyle karşılanmamayı maalesef tattığım için bu hayatta bunu kimse yaşamasın istiyorum.
Tabii ki bazı duygularda benim de yalnız kalmak istemediğim, keşke bunu yaşayan tek ben olmasam dediğim anlar elbette oluyor ama en azından bir insanın benim tarafımdan istenmediğini hissetmesi bu hayatta isteyeceğim en son şey bile değil.
Bu böyle söyleyince kulağa çok güzel gelse de uzun vadede hayatımda gerçekten çok yıkıcı etkileri oldu.
hayatıma giren insanları daha ilk etapta sadece evimde, odamda, yurdumda değil
hayatımda da ağırlayış şeklimde çok fazla vereceğim.
Yani bu hadi bu sefer de içtiklerimiz yediklerimiz benden olsun gibi
ya da bunu çok mu beğendin al bu senin olsun gibi daha somut ve nesneler üzerine bir şey değil sadece.
Bu da var evet ama birine evde hissettirmek, istendiğini hissettirmek noktasında
çok ekstrem bir çaba sarf ediyorum ve bu çabayı daha ilk etapta gösteriyorum.
Yani o insan gerçekten buna layık mı?
Gerçekten bu insan benim hayatımın bunca yıldır inşa ettiğim,
inceleyip sık dokuduğum noktalarını görmeyi hak ediyor muyu daha düşünmeden
her şeyi önlerine seriyorum.
Ve bu aslında her şeyden önce karşımdakine gösterdiğim belki bir misafirperverlik de olsa
kendi emeğime bir saygısızlık onu hafife almakmış gibi geliyor.
Bu son dönemde değişen bir özellik oldu bende.
Normalde birisi benim yaşadığım şehre geldiğinde bile evimi, odamı açardım onlara.
Ama sonra baktım dedim ki ben artık bir evde yaşamıyorum tek başıma.
Bana ait sadece bir odam var.
Yatağımın üstünü örttüğüm battaniyenin bile bir hikayesi var.
duvara astığım fotoğrafların bile bir hikayesi var.
Hepsi aslında yıllar içerisinde inşa edildi.
Ve bunu gerçekten birisi bu kadar eforzsuzca görmeyi hak ediyor mu?
Bu değerlendirmeyi yapmak sizi gaddar, kapalı ya da soğuk bir insan yapmaz.
Temkinli bir insan yapar ve bu kadar temkinliliğin aslında çizdiğimiz sağlıklı sınırlar olduğunu düşünüyorum.
Son bölümde söylemiştim.
Randevuya çıkış şeklimi değiştirdim.
Artık insanlara daha fazla zaman ayırıp önce gerçekten bu insanı hayatıma almalı mıyım, bazı infoları ona vermeli miyim noktasında karar vermeye biraz daha zaman ayırıyorum.
Çok impasif davranmamaya çalışıyorum.
Ama yine de birisine güvenmekte çok da zorlanmıyorum ne yalan söyleyeyim.
ve sonrasında da aslında bana beni çok üzecek bir davranış gösterildiğinde
sadece bana gösterilen davranışa değil bir de çok kısa sürede o insana geliştirdiğim güvene,
o güvenin kırılışına yas tutmaya başlıyorum.
Bana bunu nasıl yapar, bu öyle bir insan değildi diye.
Ve birisine bu kadar hızlı güvendiğimde ve sonrasında o insan tarafından incitildiğimde
kötü olan her şeyin sorumluluğunu üstlenmeye alışmış olan tarafımdan şöyle bir ses yükseliyor.
Ben bunu hak edecek bir şey yapmış olmalıyım.
Ben böyle genellikle her şeyin belli bir nedensellikten doğduğunu, her etkinin bir tepki doğurduğunu düşünen bir insan olduğum için
birisi bana kötü bir davranışta bulunduğumda bunu hak edecek bir şey yapmış olmam gerektiğini düşünüyorum hala.
Benim biraz yetiştirilişimde de vardı bu.
Ben böyle ağlayarak eve gelirsem annemin bana sorduğu ilk soru şöyleydi.
Yani ne oldu ne yaptın da seni ağlattılar?
Daha benim yetiştirilişimde ağlatılmış olmanın belli bir gerekçesi olmalı şeklinde bir bilgi vardı, bir öğreti vardı.
Ben o yüzden insanların siz onlara ne kadar iyi davranırsanız davranın sizi kapı dışarı edebileceğine, sizi bin parçaya bölebileceğine, sizi darma duman edebileceğine çok geç inandım.
Çok geç fark ettim bunu, bunu çok geç öğrendim.
Ve bu sefer sadece ha tamam yani benim iyiliğimle güzelliğimle değil bazen sadece bazı şeyler karşı tarafın kötü bir insan olmasıyla ya da iyiliği deneyimleyememesiyle ilgili dememle birlikte sadece bir rahatlığa ulaşmadım.
Bir de bunca yıldır inandığım öğreti de üzerime yıkılmış oldu.
Demek ki ben her döktüğüm gözyaşında o döktüğüm gözyaşını hak etmiş olmadım.
Yaşadığım o üzüntü bana reva değildi belki de.
Ve bu sefer ne oldu?
Sadece önümde yaşanabilecek potansiyel üzüntüleri değil,
bir de geçmişte ben bir şey yapmış olmalıyım diye gecelerce uykusuz kaldığım üzüntülerin de yasını tutmak
ve o dönem incinen Sima'yı da teselli etmek zorunda kaldım.
Ve şu an baktığımda sadece hayatın bana getirdiği zorluklarla değil,
bir zamanlar yaşadığım haksızlıklarla da mücadele etmek zorundayım.
Ve o yüzden kendi sırtımı sıvazlamakla yükümlüyüm gibi hissediyorum.
Tıpkı böyle bir insanın 40 yıl haksız yere hapis yatması ve 40 yıl sonra
ya aslında sen haklıymışsın, senin bir suçun yokmuş, seni salıyoruz denmesi gibi.
Özgürlük o noktadan sonra da güzel olsa da artık acı verici ve giden o insanın 40 yılını oldu.
Bazen gerçekten böyle düşünüyorum.
Yani o farkındalıklarla artık geleceğimi ne kadar sağlıklı kurabilirimi değil, ben bu farkındalığa sahip değilken kendime yaşattığım haksızlıklar ne olacak diye üzerinden yıllar geçmiş bir adaletin arayışına giriyorum.
Ben tanıştığım insanlarda şunu çok sık duyarım.
Sen çok vericisin, çok misafirperversin.
Hatta geçenlerde tanıştığım birisi bana dedi ki benden bu hayatta herkes, her şey, işim, okulum, sınıf arkadaşlarım, arkadaşlarım o kadar fazla bir çıkar amacıyla bir ilişki kurdular ki
yani her zaman orada bir karşılıklı kazanç olmasını önceliklendirdiler ki şu an sen bana bu kadar iyi davrandığında senden şüphe ediyorum.
Bu kız benden ne istiyor, ne alacak diye düşünüyorum dedi.
Ve ben dönüp belki de kulağa enayi gelebilir ama o insana şunu söyledim.
Yani senin bana kattığın sohbet, bugün geçirdiğimiz gün benim zaten aslında çıkarım olan şey.
Sen bana sohbetini veriyorsun, ben karşılığında sana misafirperverliğimi gösteriyorum diye.
Geçen yıllar içerisinde özellikle de randevu hayatında fark ettim ki ilişkiler noktasında insanlar hatta belki biraz kendi deneyimlerime sırtımı yaslayarak spesifik olacağım ki erkekler maalesef ne istedikleri konusunda oldukça ikiyüzlüler.
Eğer karşılarındaki kişi ben burada biraz daha heteroseksüel taraftan konuşuyorum tabii yani kadınlardan hoşlanan erkekler ve benim hoşlandığım erkekler nezdinde konuşuyorum ama
karşılarına çıkan kadın onlarla çok bir şey paylaşmıyorsa
hatta belki de kendi alanını korumak istiyorsa
çok sığ olmakla, çok yüzeysel olmakla,
hiç kendiyle ilgili bir bilgi vermemekle suçlanıyor.
Ama aynı doğrultuda bir kadın eğer karşısındakine güvendiyse
ve ona açıldıysa da çok konuşmakla, çok fazla şey paylaşmakla,
çok verici olmakla hakikaten suçlanıyor.
Ve ben bu ikiyüzlülüğün çoğu akşam bana uykusuz geceler yaşattığını ve kendime şu soruyu sordurduğunu fark ettim.
Ya benim istenmem ve layık olduğum sevgiyi bulmam için kötü bir karakter mi olmam lazım?
Ben bir insanın sevgisini, ilgisini ona soğuk yaparak, içimden geldiği gibi davranmayarak,
ona belki içimden sarılmak, iltifatlar etmek gelirken, kendimi durdurarak,
telefon elimdeyken bana geldiğini gördüğüm mesaja 5 saat sonra cevap vererek mi gerçekten kıymete bineceğim?
Ya da böyle bir kıymete binmek, bir insanın ilgisini, sevgisini böyle kazanmak mümkünse
ve ben bu insanı böyle bir role bürünerek hayatıma aldıysam ne zaman kendim olabileceğim?
Ben yaş aldıkça ilişkilerin daha kolay bir hale aldığını düşünmüştüm.
Burada her türlü ilişkiden bahsediyorum.
Hatta yaş aldıkça işler daha da kolaylaşacak diye düşünerek genç yaşlarımı teselli bile etmiştim ama gelin görün ki işler bence daha da kompleks bir hal alıyor.
Hatta kompleksleştiren tarafı belki de aslında çok daha basitleşmeye başlamaları ama hayat size sürekli çok çetrefilli cevaplar aramaya ittiği için basit şeyleri çözmekte daha da zorlanıyoruz belki de.
Çok iyi davranıyorsunuz, iyiliğiniz sorgulanıyor, mesafe koyuyorsunuz, mesafeliliğiniz eleştiriliyor.
Ne yapsanız yaranamıyorsunuz ve bu bence arkadaşlıklarda da böyle.
Hatta arkadaşlıkları romantik ilişkilerden çok da bir farkı yok.
İlk etapta böyle inanılmaz bir yakınlık görüyorsunuz, inanılmaz böyle etle tırnak gibi oluyorsunuz, hiçbir şeyi ayrı ayrı yapamıyorsunuz.
Sonra bir bakıyorsunuz, terk edilmişsiniz.
Ve aslında insanın arkadaşlıklarında bile love bombing'e uğraması ne kadar kolaymış aslında.
Yani olay gerçekten erkekler bile değil ya da romantik ilişkiler bile değil.
Siz bir gün arkadaşınız tarafından bile ortada göt gibi bırakılabiliyormuşsunuz meğersem.
E şimdi ben romantik ilişkilerimde göt gibi bırakılıyorsam,
arkadaşlıklarımda bunun tesellisini aramaya gideceğim.
Bir bakıyorum arkadaşlıklarımda da böyle.
Ben günün sonunda ne yapacağım sorusu artık benim aklıma taş gibi, kaya gibi otururken buluyorum kendimi.
Tek bir soru var. Ben bunu nasıl çözeceğim?
Ki kendine sev, kendinle olmayı öğren, kendine yet konusunda neler düşündüğümü bir önceki bölümümde konuşmuştum.
Eğer dinlemediyseniz hemen bir koşu onu da dinleyin bu bölümden sonra.
Bugünkü seansta terapistime yana yakıla ağlarken düşündüğüm şey aslında şuydu.
Şimdiye kadar beni hayal kırıklığına uğratan, kalbimi kıran ilişkilerde bir şekilde iki tarafı da düşündüğümde elbette hatalarım vardır.
Elbette her zaman bir olayın en az iki tane perspektifi vardır ama bana gerçekten çok fazla haksızlık yapıldığını düşündüğüm anı olayı yaşadım.
Özellikle konu romantik ilişkilere geldiğinde karşımdaki insanların da duygusal olgunluk noktasında benden daha aşağıda olduklarını düşündüğümde neyse ya hani erkekleri zaten deyip geçiştirmek çok da zor değildi.
Ama burada insanlar değişmesine rağmen kırgınlıklar, kırıklıklar değişmemeye başlayınca kendimi şu soruyu sorarken buldum.
Bu kadar insan yanılıyor olabilir mi?
Acaba bende bir problem olabilir mi?
Nitekim olabilir de bu arada.
Yani vardır da mutlaka belli noktalarda yaptığım hatalar.
Ben çoğunlukla aceleciliğimin kurban olduğunu düşünüyorum.
Ama ne olursa olsun ekstrem bir kabalık söz konusu.
Yani birinin bana bir anda ben artık seni görmek istemiyorum demesi
ve gerekçe olarak çok olgunsun demesi.
Ne istediğinin çok farkındasın demesi.
E hani kendini bilmeyen kadınlardan hoşlanmıyordunuz?
Şimdi benim farkındalığım mı problem olmaya başladı?
Ya da son ilişkim, yani ilişki denebilir mi bilmiyorum.
Biterken ben şu cümleyi duydum.
Sevgini, ilgini çok belli ediyorsun.
Karşındakine sevgini çok veriyorsun.
Ve ben hayatımda ilk defa bunu sanki böyle kötü bir şey yapıyormuşum gibi.
Yani sanki birisi bana Simay insanlara çok kaba davranıyorsun, çok yüksek bir tondan konuşuyorsun dercesine kötü bir şey yaparmışım gibi bana insanlara sevgini, değerini çok belli ediyorsun dendi.
Ve ben nasıl yani, bunun alt metni neyi sorgularken şunu duydum.
Sen bu kadar sevince, ilgi gösterince bana yapacak çok bir şey düşmedi.
Çünkü ben gerçekten bazen ilişkilerimde iki taraf yerine de severken buluyordum kendimi.
Bir yerde bir hata olmalı.
Yani ben acaba artık bu kadar reddedilişin üstüne karşıma çıkan her yeni insana belki de budur diyerek
onun böyle didik didik sevilecek, beğenilecek, benim devam etmemi sağlayacak bir tarafını mı arıyorum?
Ya da artık içimde o kadar taşan bir sevgi var ki bunu birine akıtsam yeter diyerek önüme çıkan herkese mi tutuluyorum?
Yoksa gerçekten salağın önde gideni miyim bilmiyorum ama neden sorusu bu kadar artık içimi tırmalarken terapistimin bana bazı insanlara insan gibi davranılmak da ağır gelir lafı belki de söylenebilecek en doğru sözdü.
Bunu beni teselli etmek için söylediğini düşünmüyorum.
Nitekim 7 yılda teselliye ihtiyaç duyduğum çok fazla anda beni gerçeklikle yüzleştirdi ve aslında mesleğini icra etti.
O nedenle bugün de söylediği şeyin bir teselli değil, benim belki de görmeye hazır olmadığım bir gerçeklik olduğunu fark ettim.
Bazı insanlara insan gibi davranılmak ağır geliyor arkadaşlar.
Bazı insanlar siz onları sevdiğinizde saydığınızda hatalarıyla kusurlarıyla kabul ettiğinizde onlar size her seferinde ama ben böyleyim dediğinde siz tamam sen de insansın dediğinizde ya da ama ben kötü biriyim.
Hayır herkes zaman zaman hata yapar ama ben sevmeyi bilmiyorum olsun öğrenirsin ama ya kalbini kırarsam olsun kalp kırılır özür dilersin telafi edersin dediğinizde aslında gösterdiğiniz nezaketle onların daha önce hayatlarında hiç karşılaşmadıkları bir şeyle yüzleşmelerine neden oluyorsunuz.
Değişim korkutur, değişiklik insanın ödünü kopartır.
Nasıl ki bazen bunu bazı bölümlerde de söylediğim gibi toksik ilişkilerin içinden çıkamayışımızın sebebi orada hissettiğimiz huzur ya da güven değil,
aksine aşinalık, işlerin nasıl çözüleceğini bilmek, nasıl kavga edeceğimizi bilmek olduğu gibi,
bazı insanlar da siz onlara çok iyi davrandığınızda ve onlar bu iyilikle daha önce hiç karşılaşmadıklarında kötü olanı seçmeye daha meyilli oluyorlar.
Bazı insanlara insan gibi davranılmak da ağır geliyor gerçekten.
Şimdi bölümün başında bu cümleyi duyar duymaz bunu bir şekilde hayata geçirdim dedim ve bunun aslında sumut bir örneğini de vereceğim size bugün.
benim bundan iki yıl önce Padova'ya ilk geldiğimde tanıştığım bir çocuk vardı.
Kendisiyle çok güzel bir randevu geçirdim.
Akabinde bana sanki o bütün görüşme sürecimiz boyunca çok kendimi kıymetli, değerli, tanınmaya değer hissettirmemiş gibi
sen benim eski sevgilime çok benziyorsun deyip beni hayatından çıkartmaya karar verdi.
Aradan galiba böyle 8-9 ay geçti.
İtalya'daki ilk yazımdı yüksek lisans süresinde.
benimle tekrar görüşmek istedi ve benim orada istemsiz bir sanki o terk edilişin,
o ortada bırakılışın sebebi benim kendi yetersizliğimmiş gibi
ona kaybettiği kızın kim olduğunu göstereceğim, onun karşısına çok güzel çıkacağım,
bu bir fırsat diyerek o buluşmaya gittim ve değişmeyen tek şey hayal kırıklığıydı.
Daha bile büyük bir öfkeyle döndüğümü hatırlıyorum eve.
Sonra böyle davranışlarıyla, tavrıyla ilgili çok yüzeysel bir özür diledi ama
benim böyle öfkem daha da perçinlendi yani.
Aradan bugün neredeyse bir buçuk yıl geçti.
Tekrar ulaştı bana.
İşte ne yapıyorsun? İtalya'da mısın?
Ben de dönüyorum. İstersen bir şeyler içelim falan.
Sonra ayarladık.
Dedik tamam hani bugün çıkalım.
Biraz dolaşalım bir şeyler içelim falan.
Bugünkü terapinin de etkisiyle
yolda yürürken
dedim ki kendi kendime
neden?
Yani ben bu insanın karşısına çıkıp da
kaybettiği kızı ona göstereceğim tribüne bile girdim.
Halbuki konunun benimle alakası bile yoktu.
O kişinin çözemediği problemlerin bir ilgisi vardı.
Ne oldu?
Elde var sıfır.
Daha büyük bir öfkeyle, daha büyük bir yenilgiyle eve dönmedin mi sen geçtiğimiz yaz?
Peki şimdi görüşmenin sebebi ne?
Bu insan sana çok güzel bir sohbet veriyor muydu?
Yani elinde bununla ilgili bir veri var mıydı?
Hayır.
Bu insan sana senin kırgınlığını, seni hayal kırıklığına uğratmanın karşılığında gerçekten kıymetli bir özür, bir telafi gösterdi mi?
Hayır.
Muhtemelen hayatın aşkı mı?
Yani kesinlikle hayır.
Neden ben bu insana iki saatimi ayırıyorum?
Ortada ne eğlenebileceğime dair bir veri var, ne beni tekrardan ortada bırakmayacağına dair bir veri var.
Ben bu insana neden bu iki saatimi veriyorum?
ve bu insan nasıl utanmadan üçüncü kez bana ulaşabiliyor.
Çünkü bazen insanlar yeni birisine efor harcamanın zorluğundan
ellerinin altındaki en kolay şeye giderler.
Ve ben birinin elinin altındaki en kolay şey olmak istemediğimi fark ettim.
Bunu istemediğimi hep biliyordum ama harekete geçemiyordum.
Özüre, telafiye o kadar açtım ve bu noktada çıtamı o kadar aşağı çekmiştim ki
hadi gel bugün buluşalım dediğinde sanki bu bana yaşattığı kırgınlığın karşılığında verilebilecek en güzel özürmüş gibi hissedip tamam olur diyordum.
Halbuki bu insan benimle geçireceği birkaç saati hak etmiyor bile.
Yaşasa bile karşılığına gerçekten değdiği değeri vermeyecek.
O yüzden belki de ilk kez eyleme geçip o bahsettiğim farkındalıkları artık yoğurup bir harekete dönüştürdüm.
ve nihayet o mesajı attım.
Ben seninle bugün görüşmek istemiyorum.
Karşında şöyle bir cevap aldım.
Okey, hiç problem değil.
Başka zaman görüşürüz.
O noktada şunu söyleyebildim nihayet.
Yok yok, konu o değil.
Ben seninle iki kere görüştüm.
İkisinde de hayal kırıklığına uğradım.
Bana çok kötü davrandın
ve bunun karşılığında
ne bu durumu açıklayan
ne de beni rahatlatan bir özür,
bir açıklama, bir telafi göstermedin.
Ben seninle konuşmaktan müthiş bir keyif almıyorum.
Bana hiçbir şey katmıyorsun.
Neden ben iki saatimi sana harcayayım ki?
Seninle buluşmak kendime yapabileceğim bir saygısızlık değil belki.
Ama seninle buluşarak da kendime hiçbir şey katmayacağım.
Ve sana bu zamanı ayırmak istemiyorum.
Bu söylediğim karşımdakinin bir kulağından girip bir kulağından çıkmış olabilir ki
anlattığım tarzda bir insanda muhtemelen böyle bir etki yaratacaktır.
Ama benim için bunu söyleyebilmenin çok büyük bir anlamı var.
Ben sonunda kendi arkamda durabildim.
Ve bu...
Arkadaşlar 7 yıl sonunda yaptım bunu.
Hani böyle bazı Instagram hesapları var ya 5. kez mezuna kalıyor tıp için.
Ben oyum ve sonunda istediğim şeyi okuyorum.
Tabi buna rağmen hayır demenin öyle dayanılmaz bir hafifliği var ki bir gün gerçekten oturup hayır demek üzerine gerçekten bir bölümü kaydedeceğim.
Tabi günün sonunda ben bu insanlara bu kadar değeri verdiğimle kalıyorum ama bunu da biraz sosyal medyada öğrendim ki yani bu gözümü açtı ki o gecenin bir vakti izlediğim tiktoklar, reallar.
O insanlara verdiğim sevgiden pişmanlık duymuyorum çünkü muhtemelen buna ihtiyaçları vardı.
Çünkü muhtemelen hiç benim için çok normal gelen bir insana evimde kaldığında verdiğim pijama, sıcak bir çay ya da beni ziyarete geldiğinde onları isteklilikle gezdirmem ya da onlara rehberlik etmem benim için normal bir günken onların muhtemelen hiç deneyimlemedikleri bir şeydi.
Çünkü onların benim tarafımdan sevilmeye ihtiyaçları vardı.
Bunu kaldıramamış olmaları benimle ilgili değil ve belki de bunu kaldıramayarak hayatımdan çıkmaları bana yapabilecekleri en büyük iyilik.
Çok sevgi dolu, çok verici bir insan olabilirsiniz ama bizim de kaynaklarımız sınırlı ve bunu doğru insanlara akıtmak konusunda biz de seçici olmayı bence hak ediyoruz.
Çünkü bu insanların karması zaten kendileri.
Kalbinizi kıran insanların üzüldüğünü, pişman olduğunu, size bir mesaj attığını görmek isteyebilirsiniz.
Benim hala beklediğim bazı özürler var.
Bu özrü 10 yıl sonra da alabilirim, yarın da alabilirim, hiç almaya da bilirim.
Ama belki de hiç almayabilecek olmamla barışmamın tek sebebi bu insanların zaten kendi kendilerinin karmaları olduğuna inanmam.
İnsan kendinin karmasıdır.
Bu insan benim verdiğim sevgiyi değerlendirememiş, çok fazla olduğunu düşünmüş, beni verdiğim sevgiyle suçlamışsa
bana birisi bu kadar sevgi veriyor diye düşünmek ve belki de kendi değerini yükseltmek yerine
o zaten muhtemelen hiçbir zaman böyle saf bir sevgiyi göremeyecek ya da gördüğünde eline yüzüne bulaştıracak.
Birisi sizi incittiğinde yana yakıla size gelip sizden özür dilemesini beklemenize gerek yok.
O zaten muhtemelen kendi kendine yaşattığının bir şekilde acısını çekecek.
Şunu da söyleyebilirim ki siz de kimseyi affetmek zorunda değilsiniz.
Annem bana hep şey der yani affet boşver Allah'a havale et.
Daha bugün telefonda konuşuyorduk ve biraz sinirlenerek ona da şey dedim.
Ya ben niye onlara Allah'a havale ediyorum? Ben niye bu insanları affediyorum?
Affetmiyorum ve affetmek zorunda da değilim.
Onlar bunu yaparken bana sordular mı da ben üst insanmışım gibi affedeceğim?
Şimdiye kadar gösterdiğim iyiliğin, sevginin, misafirperverliğin karşılığı olarak ben bu ortada bırakılmışlığı yaşamışken bir de daha fazla büyük gönüllülük, yüce gönüllülük yapıp aff mı edeceğim yani?
Affetmek zorunda değilsiniz.
Ve bununla ilgili de başka bir bölüm çekeceğim.
Bu bölümü bitirmeden önce bir tane dinleyicimin bana sorduğu bir soruyu yanıtlayarak bitirmek istiyorum.
Çünkü çok bağlantılı buluyorum.
Bugün bir mesaj aldım.
Bugün gerçekten her şey dünya üzerindeki en iyi podcast bölümünü kaydetmem için yapılmış gibi ama
bir dinleyicim bana ya benim biriyle bağlarımın kopmaması her zaman bir sign mı diye sordu.
Bir sinyal mi? Hayır değil.
Biz günün sonunda bir insanız ve bir zihnimiz var.
Günün sonunda dönüp dolaşıp aynı insanı düşünüyorsanız,
aynı insan üzerinde hayal kuruyorsanız,
Aynı insanın Spotify playlistlerine bakıyorsanız, Instagram'ınızı stalkluyorsanız, bir türlü ondan kopamıyorsanız, aylar geçiyor yine kendinizi onun kapısında buluyorsanız, birbirinizi arıyorsanız falan filan.
Bu sizin birbirinize ait olduğunuza dair bir sinyal değil.
Birbirinize ait olabilirsiniz.
Belki de öyledir.
Ama ben birbirine ait olan insanların bunu anlaması için bu kadar fazla kopuşun da ihtiyaç olduğunu çok düşünmüyorum.
Yani birbirinize ait olsaydınız bunu muhtemelen bu kadar kırgınlık yaşamadan da çoktan anlayabilirdiniz ve bunun kıymetini bilebilirdiniz.
Eğer bu kadar kopuşa rağmen birinin hala aklınızda olmasını, hala dönüp dolaşıp yollarınızın birbirine çıkmasını bu bir sinyal.
bu insan galiba benim hayatımın aşıkı gibi değerlendiriyorsanız
belki siz de benim terapi seanslarımın bu ilk 6 yılında olduğu gibi
sürekli aynı şeyi yapıp farklı bir sonuç bekliyorsunuzdur.
Ve belki de sırada sadece farklı olan şeyi yapmak vardır.
Biz aklımızdaki en yakın şeyi, düşünmeye, üzerine hayal kurmaya en alışık olduğumuz şeyi tabii ki seçeceğiz.
Tabii ki canımız sıkıldığında eski sevgilimizi stoklayacağız.
tabii ki canımız sıkıldığında bize ithaf edilmiş bir playlisti
tekrardan kontrol edeceğiz yeni bir şarkı var mı diye.
Bundan hiçbiri bir sinyal değil.
Çünkü gerçekten bu insan bizim için olsaydı
ben onu muhtemelen stokluyor değil
onunla birlikte bu hayatın tadını çıkartıyor olurdum.
Yani günün sonunda ve bu bölümün sonunda
belki de söylenebilecek tek şey var.
Bazı insanlara insan gibi davranılmak da ağır gelir.
Her zaman dediğim gibi
Hatta şöyle söyleyeyim daha güzel olacak
4 yıldır dediğim gibi
Umutsuzluğa alışmayın
Yatağa küs girmeyin
5. yılın içindeyiz
Ve iyi ki de birlikteyiz
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
