
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
Radikal kararlarını balkonda almış, ilk sigarasını gizlice balkonda içmiş, balkona mutlaka birkaç üzüntü ve "komşular duyucak sus!" uyarılı kahkahalar sığdırmış biri olarak size bu kez balkondan seslendim. Rüzgarı bol ama güneşi tepede bi bölümdü. Hırkanızı alın, kahvenizi demleyin. Huzurlarınızda balkon konuşması.
Transkript
Herkese yeniden merhaba. Ben Simay ve Sen o kız değil misin?''de yedinci kez birlikteyiz.
Aslında iki gün sonra sizinle böyle konuklu bir bölümde buluşmayı planlıyordum.
Hala da bu planım geçerli.
Ama hani böyle sanki misafir gelmeden önce böyle bir evde son kez yayılırsınız.
Ne bileyim temizliğe ya da hazırlığa başlamadan önce birazcık daha ne bileyim koltukta pineklersiniz ya.
Galiba bugün öyle yapmak istedim ve kendi o kızlarımla bir baş başa konuşmak.
Böyle misafir gelmeden önce belki o misafirin yoğunluğuyla çok sohbet edemeyiz diye böyle arayı kapatmak istiyormuşum gibi.
Bugün oldukça keyifliyim.
Bu hem benim hem de bence sizin çok sık karşılaşabileceğiniz bir durum değil.
Ama bu aralar böyle o geçen bölümde bahsettiğim yolculuk, o böyle çok kısa bir mesafe de sürmüş olsa o böyle ruhsal jet lagımdan çıkmış gibi hissediyorum.
Balkondayım. Arkadan rüzgar sesleri, annemin balkona astığı çan sesleri ya da ne bileyim belki inşaat sesleri falan gelebilir.
Ama böyle bir şeyler hayatın içinde gerçekleşirken ve böyle her şey akışta olurken konuşmak bana her zaman daha iyi geliyor.
İstanbul'da bölümleri kaydederken hep böyle sokağın sesi, ne bileyim yoldan geçen arabalar, son ses arabeskı hep dinleyen arabalar falan duyuluyordu arkadan.
Arkadan bir ses gelmesi bana iyi hissettiriyor. Dilerim dinlerken de sizi rahatsız etmiyordur.
Hava çok güzel.
Yani o Ege'nin güzel havası, güneşliliği ve her şey yolundaymış gibi hissettiren havası hakim burada.
Üstümde böyle bir anne ceketi.
O anne yeleği kavramı var.
Hani böyle anne yeleği giyersiniz ya aile evine dönünce.
İşte tam olarak öyle annemin ördüğü bir hırkayla oturuyorum biraz üşüyerek.
Kembe bir yeşil çay demledim.
Bugün benim için bayağı keyifli.
Yarın sınavlarım bitiyor.
Galiba onun da biraz rahatlığı var.
Şimdiye kadar sınavlar açısından her şey yolundaydı ve günbegün ruhsal anlamda da iyileştiğimi hissediyorum.
Bunu şeyden bile çıkartabiliriz.
Normalde böyle ben ne zaman işte balkona çıksam sigara içmek için.
Ya sanki o sigarayı hiçbir şey yapmadan içersen boşa gidecekmiş gibi hep arkadan bir müzik açarım.
Ama galiba sigara içmenin özellikle tek başımaysam, kederli bir yanı olduğunu kendime böyle benimsettiğimden,
Sürekli böyle arkada işte beni üzen, kısmen duygusal şarkılar.
Son dönemde de oldukça Sezen Aksu eşlik ediyordu.
Bu aralar iyi olduğumu şeyden fark ettim.
Sezen Aksu'nun çok tatlı, hareketli şarkıları olduğunu keşfettiğim bir zaman dilimi içindeyim.
Böyle sabahları kalkıyorum, kahvaltımı ediyorum, balkona çıkıyorum
Ve Stasya Zenaksu'nun eski hareketli şarkılarını açıp o şekilde hafif de üşüyerek çayımı kahvemi içiyorum.
Yanına bir sigara yakıyorum.
Ve galiba böyle kederli olmakla ya da üzgün olmakla kodladığım bazı nesnelerin anlamını bu şekilde değiştirmek
gerçekten çok tatlı bir iyileşme yöntemi.
En azından kendi adıma bunu söyleyebilirim.
Yani sadece sigara içmenin bile üstündeki o olumsuz anlamı kaldırırsam
Geriye sadece sigara içmek için içiyor olacağım.
Belki bu da sonrasında zaten çok uzun süreli bir içici değilim.
Belki bırakmama kadar bile gider.
Ama artık bunu buraya gelirken de söylemiştim.
Yani geçen bölümde de bahsetmiştim.
Bir şeylerin varoluşunu değiştiremiyorsam en azından sahip oldukları anlamı değiştirebilirim.
Onları algılayış tarzımı değiştirebilirim diye.
biraz daha içten dışa yönelik bir değişim yoluna gitmeye karar verdiğimden bahsetmiştim size.
Hatta çayımı size kaldırmıştım.
Aslında ilk bu ikinci denemem.
İlkinde hırkasız ve çaysız çıkmıştım balkona.
Ama bu hazırlıksızlık oldu benim için.
Biraz üşüyünce ve dil sürçmelerim de başlayınca durdurup hemen içeriden hırkamı aldım.
Yani bu bölümün ortalarında tekrardan size çayımı kaldırabilirim.
Çünkü bence her gün kutlanması gereken minik zaferlere imza atıyoruz.
O yüzden siz de eğer şu an bu noktada dinliyorsanız ve hali hazırda hazırladığınız bir çayınız kahveniz yoksa ben size onu demlemeniz için biraz zaman vereceğim.
Ben o sırada konuşurken çayınızı kahvenizi demleyin bir noktada birbirimize kadeh kaldıralım.
Bu bölümü böyle kaydetme isteğim şöyle geldi.
Hatta annem dedi sen arkadaşına böyle bir kaydetmeyecek miydin?
ya işte hayırdır, nereden çıktı falan.
Konuşasım geldi.
Yani böyle bir arkadaşınızı ararsınız, böyle havadan sudan bir sohbet edesiniz gelir.
Aynen öyle oldu.
Çünkü hepiniz şu bir buçuk aylık süreçte benim arkadaşım haline geldiniz.
O yüzden sohbet etmek bana çok iyi geliyor.
Şu an mesela bir şeyleri konuşurken bile ekrandan kendi yansımamı görüyorum.
Gülümsüyorum bir yandan.
Çünkü gerçekten uzun süredir olmadığım kadar keyifliyim.
Ve uzun süredir yemediğiniz bir yemeği yediğinizde o bütün tadını, bütün baharatlarını tane tane dilinizin üstüne hissedermiş gibi.
Uzun süredir böyle mutlu olmadığım için de ya da çok neşeli olmadığım için de şu an neşeli olmanın böyle bütün kademelerini yaşıyormuşum gibi aslında içimde.
Bugün kalktım.
Bir şeyler atıştırdım.
Sınavıma girdim.
Sonra cilt doktoruna gittim.
daha öncesinde böyle cildimde yaralar
çıktığından falan bahsetmiştim sanıyorum
bir bölümde. O da şöyle
işte
streslendiğim bir dönemle
birlikte başladığı için ben şey
hani doğrudan onunla bağdaştırdım.
Çünkü çok daha belirti
olarak işte stresin
bu tarz yaralara vesaire
sebebiyet verebileceği yazıyordu internette.
Ki Google'a yazdığınızda biliyorsunuz ki
nereniz ağrıyorsa oranızda
kanser oluyor ama
şaşırtıcıydı ki cildimdeki yaralar stresle gayet uyumlu.
Orada yazan belirtilerin gösterdiği şekilde ilerliyordu.
Bugün cildiyeye gittim ve geçici olarak baktığım kediden mantar kaptığım anlaşıldı.
Bir noktada rahatladım bir noktada da şöyle oldum.
Ha siktir ya ben ayrılıktan ötürü böyle olduğumu düşünüyordum.
Allah Allah falan sanki yeterince üzülmemişim ya da ne bileyim hani
vücudum öyle sinyaller verince ben şey olmuştum.
Oha o kadar üzüldüm ki cildim bile alarm yürüyor falan olmuştum.
Halbuki bademden mantar kapmışım.
Bir noktada rahatlatıcı aslında.
En azından çabuk geçeceğini öğrenmiş olduk.
Tabii bu bana ayrılıktan kalan bir cilt yarası gibi falan geldiği için
ben böyle doktora giderken şey kafasından,
of geçmeyecek ya kötü bir şeyse falan.
Kedi mantarı ve geçecek deyince doktor bir yerden şey oldum.
Keşke ayrılık içinde bunu söyleyebiliyor olsam be doktor hanım falan oldum.
ama en azından doğru teşhisin
hayat kurtardığını bir kere daha
görmüş olduk.
Ben de kendimi bir nebze daha güçlü hissettim açıkçası.
O kadar da dibe
vurmuş olamam herhalde falan gibi düşünüyordum.
Çünkü hiç daha önce böyle bu kadar kötü hissedip
cildimde yaralar çıktı falan
noktasına gelmemiştim.
Hala da gelmemişim. Süper.
Yani daha hala üzülebileceğim
tolerans var
vücudumda.
O yüzden seve seve üzebilir beni.
sıradaki insanlar.
Her neyse.
Dün bir tane, işte dün biraz
böyle mutsuz hissediyordum.
Bir nebze. Bir tane arkadaşımla
böyle dertleşiyorum.
O da bana böyle işte
o da psikoloji okuyor. İşte okuduğu,
takip ettiği psikologların
falan böyle tatlı sözlerini
bana atıyor. Daha rahatlatıcı, daha teoriden
arındırılmış,
daha anlaşılabilir şekilde falan.
Çok hoşuma gitti.
ve sonra bana bir tane yazı attı.
Yazının ismi de şuydu.
Benim zeytin dalım bu kadar.
O kadar hoşuma gitti ki
bugün işte sabah bir sınavım olmasaydı aslında
dün bilgisayarı açıp taze taze o duygularla
bir bölüm kaydetmek istiyordum.
Ama şu an kaydettiğime de çok mutluyum.
Çünkü sanki o okuduğum şeyi
bir nebzede olsa
daha fazla sindirebildiğimi düşünüyorum.
Şimdi çerimden bir yudum alacağım. Siz de artık demleyin.
Çünkü kader tokuşturacağız.
Yazı bana o kadar iyi geldi ki
Yani
Şöyle diyor
Aslında o yazıyı da paylaşırım sizinle
Yazıyı okumayacağım
Telefonum da yanımda değil
Tam böyle inanılmaz hatlarıyla
Hatırladığım bir yazı da değil zaten
Sadece beni çok etkiledi ve beni çok
Anlaşılmış hissetti
Hissettirdi
Çok dokundu bana
Sadece o cümle bile o kadar yeterli geldi ki
Yani benim zeytin dalım bu kadar.
Ve gerçekten bunu söyleyebilmem gerektiği inancıyla da oldum.
Yani o kadar gerçekten şu son dönemde işte podcast'a başlamam zaten bir şeylerle paralel olduğu için
podcast'a başlamamla bile aslında duyulma ihtiyacımın, anlaşılma ihtiyacımın ne kadar perçinlendiğini,
ne kadar aslında doyurulmayı bekleyen belli bir takım ruhsal ihtiyaçlarım olduğunu
ve bu süreçte gerçekten ghostlanmama rağmen yani hayaletlenmeme rağmen
aslında ne kadar bütün iletişim kanallarıyla erişmek ve tarafınca anlaşılmak istediğim insanlara ne kadar ulaşmaya çalıştığımı
dün böyle resmen sanki gözümün önünden bir flashback geçer gibi görme fırsatım oldu.
Ve cümleyi okuduktan sonra bu sefer gerçekten sanki ben o cümleyi ilk defa kuruyormuşum gibi dedim ki
benim zeytin dalım bu kadar.
Çünkü kapasiteyi aşmak, kendi sınırlarını zorlamak
ya da karşındaki insana senden istediğinden daha fazlasını vermek.
Her ne kadar bize böyle işte belki biraz içinde yaşadığımız kültürün de bunda payı vardır.
Hani verici ol, paylaşımcı ol, elindekini ver, elinden geleni yap.
Minvalinde hep ilerlediği için hep böyle bir şeyin fazlasını vermeyi
sanki bir lütuf gibi aslında ele aldık.
Hatta ben bunu 3. bölümde dondurma kutusunda Havanur'la da karşılıklı konuşmuştum.
Yani böyle bir şeylerden fazla fazla vermeyi biz hep bir lütufmuş gibi öğretildi bize.
Bu şekilde öğrendik.
Ama bakınca karşıdaki bir şeyleri talep etmiyorsa ona vermek ve verirken de kendinden eksiltmek aslında iki tarafının zararına.
Çünkü birisine bu kadar şey verdikten sonra gidip de ben sana bu kadar değer verdim, sevgi verdim ya da ilgi alaka verdim ve sen bana bunların karşılığını vermedin demek o insana şu cevap hakkını doğuruyor.
İyi de ben bunları senden istemedim ki.
Ve aslında haklı da bir yerde karşıdaki insan.
Benim de bu süreçte böyle gözümün önündeki sis bulutları dağıldığı için artık farklı perspektiflerden bakabildiğimi düşünüyorum.
Belki bu da bir ilizyondur ama en azından içimi rahatlatıyor.
Yani nitekim hepimiz de kendi iç ruhsal rahatlığını arayarak yaşıyoruz.
Yani onu bulma inancıyla yaşıyoruz.
Bir şekilde günleri dolduruyoruz.
O yüzden dün artık benim ipimle bu işin devam etmeyeceğini, benim tek başıma böyle ilmek ilmek hiçbir şekilde hiçbir yere varamayacağımı,
o yüzden zeytin dalımın bu kadar olduğunu kabul ettim.
Belki bir noktada o dalın ne kadar uzun, ne kadar güçlü, köklü ya da nereye kadar uzanabileceği değil de onun kendi anlamı önemlidir.
Çünkü gerçekten zeytin dalı bir barış yani bir şeyleri düzeltmeye dair bir sembol orada.
Ve ben sürekli o dalı uzatarak hatta zaman zaman belki karşımdakinin dikkatini çeksin fark etsin diye fırlatarak bazen o elimdeki zeytin dalıyla sanki bir solucanı dürter gibi dürterek sürekli bir atraksiyon içine girdim.
Halbuki zeytin dalının kendisi bile sembolik olarak benim ne yapmak istediğimi gayet ifade etmeye yeterliydi.
Yani bazen gerçekten olmayınca olmuyor.
Karşıdaki anlamayınca ya da dinlemek istemeyince ya da hazır olmayınca siz kendinizi ne kadar hazır hissederseniz hissedin.
Ya da elinizdeki zeytin dalı ya da bir mücevher ya da dünyanın en kıymetli şeyi ne bileyim evrenin bütün sırrına sahip bir küre bile olsa
karşıdaki onu almak istemedikten sonra almayacak.
O yüzden bunun aslında boşluğu anlamı atıf etmekle hiçbir farkı yok.
O yüzden dün o yazıyı okudum ve sonra kendime dedim ki,
Simay senin zeytin dalın bu kadar.
Yani elinden gelen her şeyi yaptın.
Artık o zeytin dalını sürekli uzatarak belki bir noktada kırılmasına sebebiyet vermektense,
onu sadece büyüdüğünü görmek, ihtiyacı olduğu kadar sulamak, güneşe çıkartmak
ve sonunda da verdiğin emeğin karşılığında bir hasat elde etmek.
en azından ne bileyim
verdiğin emeğin
somut bir şekilde
sana geri döndüğünü görmen için iyi olacak.
Ama artık sürekli birilerine
zeytin dalı uzatmaktan vazgeç ve bunu türlü türlü
şekillerde yapmaktan vazgeç.
Ve çok uzun süredir
yaptığım bir işi nihayet teslim
etmişim ya da bir şeyin deadline'ı
gelmiş gibi o kadar rahatladım ki
ha bu demek değil ki birkaç gün sonra
tekrardan aynı hislerle dolup da
yine böyle içim kararmayacak. Evet olabilir.
Ama en azından artık sürekli olarak aktif bir şekilde elimde böyle bir zeytin dalı taşımak ve karşıdakini dürtmektense artık o zeytin dalını bir yere dikerek onu sabit bir yere koyarak belki kendi sınırlarımı da belirlememe imkan sağlayacak bilmiyorum.
O yüzden bu sanki biraz benim böyle kendi farkındalıklarımı size anlatıp içimi döküp belki sizin de bir noktada çıkarım yapmanızı ne bileyim.
Yani şunu denesem iyi olur ya da hayır bu çok salakça bunu denemeyeceğim falan demenizi sağlar ama en azından farklı perspektifler çıkartmak istiyorum karşınıza.
Bunu bir ders verme gibi düşünmeyin.
Çünkü gerçekten söz konusu buysa, benim ders vermemse akademik olarak çok başarısız bir dönem bizi bekliyor demektir.
Ben biraz böyle anneme falan da hep onu derim.
Sen bana bu akılları veriyorsun ama ben bunları denemeden öğrenemeyeceğim.
Hatta bazı şeylerde anneme sen haklısın dediğimde bana şey der, bak geldin mi sözüme falan.
İşte bak beni dinleseydin bu kadar üzülmezdin falan.
Ama üzülmeseydim de asla annemi dinlemem gerektiğini bilmeyecektim.
Yani o yüzden siz de beni dinliyorsunuz ama bunu nasihat olarak almayın.
Çünkü bazı şeyleri yaşadığınızda kendi özbenliğinizle deneyimlediğinizde sizin için belki çok farklı anlamlara çıkacak.
O anlamları da siz benimle paylaşın ben çok isterim.
Sadece galiba bir durup kendi zeytin dalınızı ölçmek ve galiba benim zeytin dalım bu kadar demek için size de tatlı bir fırsat olur.
Belki elinizdeki zeytin dalı bile değildir.
Belki sizin çok güzel bir portakal ağacınız olacaktır.
Belki gölgesinde dinleneceğiniz ne bileyim.
ne ağacı, ağaçlar konusunda da çok bilgili değilim.
Ya da ne bileyim, belki yanlış anlaşılan bir ağaçsınızdır.
Mesela bizim buralarda hep turunç ağaçları var.
İnsanlar diyor ki, ay ne güzel sokaklarda mandalina var.
Halbuki mandalina ve benzeri o turuncu siz oturup çiçeği yiyemezsiniz.
Çok acıdır.
Onu biz böyle ekşi olması için sıkarız.
Belki çok yanlış anlaşılan bir ağaçsınız.
Ama artık birisini farklı bir amaçla, pardon bir ağacı, elinizdeki dalı, kökü,
farklı bir amaçla bir başkasını dürtmek ya da ne bileyim,
o dala atfettiğiniz anlamlarla onu uzatmak yerine
belki önce oturup bir elinizdeki dalın ne olduğunu,
nasıl bir bakıma ihtiyacı olduğunu,
belki sabit bir yer aradığını ya da ne bileyim
belki kuruduğunu ve öldüğünü görmek için
biraz bir durup elimizdekilere bakmak gerekiyordur.
Çünkü ben dün onu yaptım.
Elimdeki zeytin dalına baktım ve dedim ki benim zeytin dalım bu kadar.
Karşıdakine erişebilecek uzunlukta değil.
Karşıdakine erişebilecek uzunlukta bile olsa
artık karşındaki bana o kadar uzak ki ben o zeytin dalını uzatsam bile
ucu gerçekten karşıdakine dokunuyor mu ve değiyor mu, onu dürtüyor mu bilemeyeceğim bile.
O yüzden artık göremediğim şeylere erişmektense
gördüklerimle kendime küçük, naçizane böyle daha tatlı,
içine kendim sığabileceğim kadar bir dünya inşa etmek istiyorum.
Çünkü bazı insanların çok büyük,
gerçekten evren kadar büyük hayatları olabiliyor.
Ama o evrende size yer olmayabiliyor.
Ben de mütevazi ama içine en azından kendimi sığabileceğim, daha minimal bir dünya inşa etmekle meşgulüm.
Yarın bir gün bu dünyanın arsasında bir sıkıntı çıkar mı?
Çapını genişletmem gerekir mi?
Ya da bazı insanlarla yaşadığım tartışmalar bana çit çekme gereksinimi doğurur mu bilmiyorum.
Ama hep birlikte göreceğiz.
Sadece bir egeli olarak şunu söyleyebilirim ki eğer elinizde bir zeytin dalı varsa bunu boşa harcamayın.
Çünkü çok güzel bir hasat sizi bekliyor olabilir.
O yüzden herkesin zeytin dalı kendine diyelim.
Önemli olan boyu değil işlevi diyelim.
Ve bu bölümü de böyle bitirelim.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Bitkilerin de kendince sulanma ihtiyaçları olduğunu unutmayın.
Çok fazla su verdiğinizde öldüredebilirsiniz.
O yüzden sizin için her lütuf başkası için de aynı anlama gelmiyor.
Bazen bir lütuf lanet doğuruyor.
Onu unutmadan kendinizi susuz, sevgisiz bırakmayın.
Çünkü siz de bu dünyaya gelmiş ve bu dünyadan geçecek bir ara açsınız neticesinde.
Teşekkürler beni dinlediğiniz için.
Çayınızdan bir yudum alın bu arada.
Ben sıradaki yudumumu almadan önce kupamı size kaldırıyorum.
Zeytin dalımı size uzatıyorum.
Yani beni duyan dinleyen herkese.
Barışı önce kendi içinize sağlayın.
Sizi seviyorum.
Altyazı M.K.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
İzlediğiniz için teşekkürler.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
