
arkadaşlık hakkında bildiğim her şeyi konuştuğum, görüntülerin ise ağustostan bir güne ait olduğu yeni bölümüme hoş geldiniz. kötü çırpılmış yumurtalar ve biten arkadaşlıklar vardır. neticesinde bazen olay, karnını doyurmaktır. evime ve kafamın içine hoş geldiniz.
Transkript
Bugün elimde hasta çıkan bir ses ve arkadaşlık üzerine bazı düşünceler var.
Ama bunları duymaya ne kadar hazırsınız ben de bilmiyorum.
Galiba bunu anlamanın tek yolu bu bölümü kaydetmek ve sizlerle paylaşmak.
Belki söylediğim şeylere çok katılırsınız.
Belki de benim düşündüklerimin tam karşısında yer alıyorsunuzdur.
Bilmiyorum.
Ama arkadaşlık benim için her zaman üzerine çok fazla düşündüğüm, çok fazla mesai harcadığım
ve aslında kendi başıma geçirdiğim, örneğin şu anki gibi kendimle olduğum bir anda bile üzerine konuşabilmemle
her zaman hayatımda benim yan koltuğumda, karşı koltuğumda yerini almış bir unsur olarak var olmaya devam ediyor.
Arkadaşlık konseptiyle ilk etapta yani artık annemin babamın gözetiminde olmadan geçirebileceğim günler ve saatler aralığında
ilkokulda tanıştım.
Anaokula gitmemiştim.
Ve hala o ilk duyguyu hatırlıyorum ki
ilkokulun birinci sınıfın ilk günü
öğretmenimiz tek tek herkese doğum gününü sorduğunda
dünyada nasıl bu kadar 98 yılında doğmuş çocuk olabileceğine
ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum.
Dünyayı sadece aydından ibaret sanmamı da geçin.
Belki de benimle aynı yaşta maksimum 3-4 kişi var zannediyordum.
Ve tabii ki ilk etapta bu ortaklaşma benim o kendi küçük dünyam için fazlasıyla yeterliydi.
Aynı yaştaydık, aynı çizgi filmleri izliyorduk, aynı sınıftaydık ve aynı anda hayatı adım atma noktasında büyük şeyler öğrenmeye başlıyorduk.
Fakat zaman içerisinde artık karakteriniz tıpkı bir oyun oynadıkça bazı kilitlerin bazı özelliklerin de seviye seviye açılması gibi şekillenmeye ve kendine yeni eklentiler katmaya başladıkça artık bir insanla arkadaş olmanız noktasındaki motivasyonunuz sadece aynı sınıfı, aynı sırayı ya da aynı yaşı paylaşmaktan ibaret olmuyor.
Bununla tanışıyorsunuz.
Belki de bu perspektiften baktığımızda yavaş yavaş kendim olmanın ve şekillenmenin beni böyle ortaokul yıllarında çok keskin bir şekilde bulduğunu hatırlıyorum.
Açlık oyunları, Harry Potter, Divergent gibi kitaplar okumaya başlamış.
Facebook'ta bunların fan gruplarına girmiş.
Oradan ilk defa farklı şehirlerden arkadaşlar edinmiş.
Her günümü online geçiren ve kendine böyle izlediği filmlerle, okuduğu kitaplarla yeni bir kültür kazandıran
ve belki de bunun bir kültür kazanmak, kültür edinmek olduğunu farkında bile olmayan
13-14 yaşlarında bir kızdan bahsediyorum aslında.
Ve o zamanlarda da arkadaşlık benim için aslında bir noktada kurtarıcı bir yerdeydi.
Hatta koruyuculuktan kurtarıcılığa geçmişti.
Çünkü ben görece balık etli tombul bir çocuktum ve akranlarım tabii ki de çok zorbaydı.
Haliyle benim için arkadaşlık bu insanlarla arkadaş olduğum yakın olduğum sürece bu zorbalıklara maruz kalmayacağım hissi üzerinden beni biraz da belli eziyetlerden kurtaran bir noktadaydı.
Ve zaten karşınızdakinin elinde size karşı kullanabileceği bir koz olduğunu biliyorsanız o insanı eleştirmek o kadar da kolay olmuyor sanki.
O nedenle ilkokul, ortaokul hayatım belki normal şartlarda yüzüne bile bakmayacağım insanlara, çocuklara tahammül ederek, gülerek ne bileyim hatırlıyorum 10 yaşlarımda falan futbol oynayarak geçti.
Futbolu çok sevdiğim için değil, erkeklerin özellikle o korkutucu zorbalığından nasiplenmemek için onlarla bir ortaklık yakalamaya çalışmaktı.
Hatta belki aranızda bunu yaşayanlar vardır.
Eğer akranlarınız için yeterince albenili değilseniz, sizinle dalga geçebilecekleri fiziksel özellikleriniz varsa, yani onların gözünde,
bir noktada aslında onlardan olduğunuzu gösterme ihtiyacınız doğuyor.
Ve eğer özellikle bunu dinleyen bir kadın dinleyicimse çocukluğunun o dönemlerinde biraz da erkek çocuklarının erkek kankası gibi olduğunu hissettiği olmuştur belki.
Benim için biraz böyleydi.
Ve ancak böyle kara Fatma dedikleri erkek çocuğu gibi yaşayarak davranarak belki de biraz kendimi orada hani bir yer buldum diyemem ama en azından kapı dışarı edilmememin tek sebebi buydu.
Tabii ki bunlar benim oturup 10 yaşında yaptığım analizler olmadı.
Fakat yalnızlığı da deneyimledikçe ve hatta yalnızlığı deneyimlemeyi de geçin,
yaşadığım arkadaşlıklar, özellikle de sağlıklı arkadaşlıklar içerisinde kendimin o masaya, kendimin o arkadaşlığa getirdiği bazı takılmaları gördükçe bunları anlamaya çalışmak için kendi geçmişime bir dönüp bakmam gerekti.
ve açıkçası günün sonunda beni günlüklerimi bile okurken canımı yakan bazı nüanslar yakalasa da
bugün bunları burada konuşabilecek bir insan olmamın yegane sebebinin bütün bu arkadaşlık konsepti bir yana
bugün kendi kendinin arkadaşı olabilen daha doğrusu yarattığım insanın benim arkadaş olmak isteyeceğim birine dönüşmesinden kaynaklı olduğunu söylemekten de oldukça gurur duyuyorum.
Yavaş yavaş karakteriniz şekillendikçe artık yeni eklentiler, yeni hoşlantılar, hayatınızda sizin kendi zevkinizi tanımlayan şeyler girdikçe tabii ki de arkadaşlıklar artık gruplaşmaya, farklı ortaklıklar etrafında buluşmaya başlıyor.
Ve bence bu insanlık tarihinde en başından şu an geldiğimiz ana kadar belki de ortaklaştığımız nadir şeylerden bir tanesi.
Günün sonunda evet belki çok daha aşina olmak istemeyeceğimiz, söylemenin tat kaçırdığı, haset, kıskançlık, yalan, dolan gibi bir sürü kötü konsept de belki zaman içerisinde hayatımıza giriyor.
Ama bunların hayatınıza ne kadar yakın ya da uzak olabileceğine karar verecek tek kişinin siz olduğunuzu anladığınızda artık bu üzerine bence daha konuşulabilir bir hale geliyor.
Seneler içerisinde arkadaşlık konusunda eksper olduğumu düşünüyorum ve bu her zaman mükemmel arkadaşlıklar edindiğim için değil, kesinlikle ve kesinlikle aslında zannettiğinizden ya da çevremdeki insanların gördüğünden çok daha fazlasıyla hayal kırıklığına uğramamın, yalnız hissetmemin ve belki de bazı arkadaşlıkları berbat etmemin veya berbat edilen arkadaşlıkların içinde yer almamın bir sonucu.
Arkadaşlıklar benim için siz her ne düşünüyorsanız muhtemelen yıllar önce onun üzerine düşündüğüm bir şey oldu.
Bunu size burnu kalkık bir yerden söylemiyorum.
Keşke öyle bir yerden söylesem.
İnsan bazı deneyimleri edindiğine belki biraz seviniyor.
Ama bazı deneyimler de insana gerçekten şunu söylettiriyor.
Ya buna gerek var mıydı?
Yani ne olurdu mesela ben böyle bir kalp kırıklığı yaşamasaydım?
Şimdi mesela bu bana ne kattı diye bir düşündüğünüz oluyor gerçekten.
Ben bugün oturup size burada arkadaşlıklarda yediğim kazıkları ne kadar incindiğimi falan anlatmayacağım.
Hatta belki de bana katılırsınız katılmazsınız.
Belki bu çok da popüler olmayan bir düşüncedir.
Bunu duymaya ne kadar hazırsınız bilmiyorum ama canınız arkadaşlıklarda çok yanmış çok bitmiş.
Bu arkadaşlığın bitmesinin sorumlusunun sadece karşı taraf olduğunu düşündüğünüz arkadaşlıklar illaki vardır.
Ama gelin bakalım ve lütfen bunu açıklıkla konuşalım.
Hakikaten hiç hatanın olmaması mümkün mü?
Şunu da yapmayalım lütfen.
Tabii ki benim de hatam oldu.
Ben insanlara çok güvendim falan.
O bizim genel kültürümüzde vardır ya, kendindeki hatayı en aslında toplum tarafından onaylanan ve takdir gören bir özellik üzerinden açıklamak.
Benim tek bir hatam var o da çok iyi kalpli olmak falan.
Arkadaşlar hadi bunları geçelim.
Kendinizden sakladığınız düşünceler de olmasın.
Hayat zaten bizi sürekli bir yerlerde bir şeyleri saklamaya, gizlemeye, öyle değilmiş gibi yapmaya itiyorken bari şöyle baş başa birkaç bin kişi şurada beni dinliyorken açıklıkla konuşalım.
Hata yapmak o kadar da korkunç değil.
Eğer ortada bir hata varsa sırf ona bakmadığın o yöne kafanı çevirmediğin için o hatanın giderek bir leke gibi yayılması ve çıkmasının daha zor bir hal aldığı bir noktaya gelmesi daha kötü.
Ben arkadaşlıklarımla yaptığım hataları çok fark ediyorum.
Arkadaşlıklarımla genellikle çok hızlı bağlanan, çok simbiyotik bir şekilde bağlanan, onlardan kopmak, ayrılmak istemeyen, terk edilmekten belki de çok korkan,
arkadaşımın o gün canı sıkkınsa, suratı asıksa, günaydını 3N yerine tek N ile yazdıysa
bütün her şeyin sorumlusunun ben olduğumu hisseden bir tarafım var benim.
Bunların okumasını yapmak da yetmiyor.
Çünkü bunları karşınızdakine de yaşattığınızda aslında o arkadaşın ömrünü kısaltıyorsunuz.
Tabii ki de sağlıklı arkadaşlıklarda, sağlıklı ilişkilerde bazı sivri yönlerinizin,
belki bazı zamanında hasar görmüş duygularınızın
arkadaşınız tarafından da iyileştirilmesi, tamir edilmesi çok mümkün.
Ama bu her zaman karşınızdakinin de çok farkında olarak yaptığı bir tamir süreci olmuyor.
Bazen attığınız bir kahkaha, bazen birlikte içtiğiniz bir kahve
ya da böyle hiç karşınızdakine bile söylememişken
ama çok ihtiyacınız varken size gelen bir
hadi ne yapıyorsun gel takılalım mesajı.
Arkadaşlıklar pekala iyileştirici.
Bunu kesinlikle kabul ediyorum.
Ama karşınızdakinin de her zaman size iyi geleceği, sizi iyileştireceği ya da sizin sahip olduğunuz insanlık değerleriyle size yaklaşacağını düşünmemek gerekiyor.
Arkadaşlar birbirlerinin yanında tabii ki olur, birbirlerine tabii ki destek olur.
Ama bazen arkadaşlarınıza da sizin yaşadığınız şeylerin sadece dinlenmesinin bile fazla gelebileceğine bence yeterince alan açmıyoruz.
Mesela 2023 yılı benim için katlanılmaz derecede zor bir yıldı.
Çok fazla kayıp verdiğim ve hayatımda hiç deneyimlemeyeceğimi düşündüğüm tarzda kayıplar verdiğim bir yıldı.
Ve bir noktada benim çok yakın bir arkadaşlığım bitti.
Evet destek görmemek, belki bu kadarına ihtiyacım olabileceğini ilk kez kabul ettiğim bir anda
karşımdakinin bana problemlerimin ona ağır geldiğini söylediği bir noktada olmak elbette çok can yakıcı.
Bunu inkar etmiyorum.
Ama günün sonunda bunun bende yarattığı kırgınlık bambaşka.
Ama karşı tarafa da gerçekten bazen yaşadığımız sıkıntılar, duygular fazla gelebilir.
Bu noktada bu kadar incindiğinizde oturup kendinizi ben bu dünyaya çok fazlayım diye depresif bir yerden ırgalıyor musunuz?
Yoksa tamam yaşadıklarım evet duyması dinlemesi kolay şeyler değil de
sence yaşaması çok mu kolay diye düşünüp
bu hayal kırıklığını belki bir noktada cebinize alıp
artık o kabul edilmediğiniz
ya da yüklerinizi daha fazla kaldıramayacağını hisseden
o dumanın üstünde durmayı bırakmanız gerekiyor.
Yoksa tabii ki batarsınız.
Tabii ki boğulursunuz.
Bence bir arkadaşlık bittiğinde
bazen fazlaca mağduru oynamaya meyil ediyoruz.
Hayatta her şeyde ve her zaman biz mağdur olamayız ya.
Ben şunu söylemiyorum.
Hakikaten biten arkadaşlıklarınızda kendinize daha hak verdiğiniz ya da ya ben de belki şu noktada hata yaptım eleştirisini sunduğunuz ama yine de objektif bir şekilde bir türlü yaşanan şeyi hazmedemediğiniz, anlayamadığınız noktada da olabilirsiniz.
Ya da insanların karakteri yaptığına şahit olduğunuz belki bazı ikiyüzlülükler sizi çok rahatsız ediyor olabilir.
Çok böyle öfkeden deliriyor olabilirsiniz.
Bana da oluyor.
Burada iki tane ayrım yapıyorum.
Bir, her zaman siz mağdur olamazsınız.
Bazen siz de birini mağdur etmişsinizdir.
İki, birini mağdur etmemiş olabilirsin ama yine de her zaman mağdur olamazsın.
Belki de bazen bazı durumlardan mağduriyeti sen çıkartıyorsundur.
Ve mağduriyeti sürekli suyunu sıka sıka çıkartmanın ilerleyen dönemlerde hayatınıza girecek arkadaşlıklara da zararlı olduğunu düşünüyorum.
Düşünün ki birisi sürekli geçmişte biten arkadaşlıklarına hiç kredi vermeden sadece o arkadaşlıkla ilgili korkunç şeyler söylüyor.
Hadi bunun eminim aksinin gerçekleşemeyeceği arkadaşlıklar, ihanetler yaşanmıştır.
Ama hepsi mi?
Çünkü eğer hepsi böyleyse benim aklıma ilk şu soru geliyor.
E tamam da madem bu kadar kötülerdi sen bu arkadaşlığı bu zamana kadar neden sürdürdün ki?
O nedenle bence biten arkadaşlıklarda da zaman zaman karşımızdakine kredi vermeyi
ya da en azından işler bu noktaya gelene kadar ki süreçte geçirdiğiniz zamanın
bu arkadaşlığın bir noktaya kadar da olsa sürmesinin bir sebebi olduğunu hatırlamak lazım.
Üniversitedeki arkadaşlarıma da, yüksek lisansla tanıştığım arkadaşlarıma da
şu an hayatımda olmamalarına rağmen ve olmama sebepleri çok geçerli olmasına rağmen
kesinlikle hayatıma bir daha alamayacağım insanlar olmalarına rağmen
geçirdiğimiz süre için bir noktada müteşekkirim.
Çünkü günün sonunda bende açtıkları yara hala hayatta olduğum gerçeğini değiştirmedikçe
belki de bir noktada hayatta kaldığıma ve yaşadığıma şükrediyordum.
Birileri olmadan belki de altından kalkamayacağınız zamanları
üstesinden gelebilecek noktada size yardım eden birileri varsa
sonra aynı kişiler sizi bir şekilde yarı yolda bıraktığında
ben galiba bitti diye üzülme, yaşandı diye sevin.
Hatta bir el daha arttıralım, bitti diye sevin.
Çünkü böyle bir ilişkinin senin için sonsuza kadar sürmemesi gerekiyordu övdüğünü kendime veriyorum.
Fakat tabii ki bütün bu yaşadıklarımdan size gelip de herkeste her şeyi paylaşmayın.
Arkadaşlarınıza bile temkinli olun.
Kendinize sakladığınız sırlarınız olsun.
Üzüldüğünüzde, başarısız olduğunuzda kötü şeylerinizi insanlara söylemeyin.
Güzelliklere de söylemeyin ama çünkü sonra nazar değer, göz vardır üstünüzde falan gibi öğütler vermeyeceğim.
Hayat bu kadar temkinli yaşanmıyor.
Ama size kurduğum birçok sağlıksız ve bunun birkaç katı mesleği sağlıklı ilişkinin sonucunda kalpten söyleyebilirim ki sağlıklı bir ilişkinin galiba ben nasıl kurulacağını özellikle arkadaşlıklar noktasında artık öğreniyorum.
Çünkü bazı şeyleri artık kabul ediyorum.
Arkadaşlarınıza gıcık olursunuz.
Arkadaşınıza çok kurulursunuz.
Arkadaşlar birbirlerinin arkasından konuşurlar.
Biraz olsun dedikodu yaparlar.
Bunları duymaya ne kadar hazırsınız bilmiyorum.
Ama bence hayatımızın çok hatırı sayılır bir kısmını en yakın arkadaş diyeceğimiz kişiyi bulmak deliliyle harcıyoruz.
Ve belki de bazılarımızın en yakın arkadaşı olmayacak.
Gerçekten bir en yakın arkadaşa mı ihtiyacın var?
Yoksa sadece birinin ilk tercihi olduğunu bilmek sana iyi mi geliyor?
Ben gerçekten hayatımın birçok kısmında tabii ki bir en yakın arkadaşın eksikliğini hissettim.
İnsan birinin her koşulda onu dinleyeceğini, ona destek olacağını bilmek istiyor.
Ya da en basitinden Twitter'da okuduğunuz bacımla biz falan içerikli bazı şeyleri anlamak istiyorsunuz ya, relate etmek istiyorsunuz.
Benim hayatımda birden fazla insana en yakın arkadaşım diye hitap etmemin sonucunda aslında en yakın arkadaş konseptinin her zaman o kadar da elzem, olmazsa olmaz bir şey olmamasını anlamamla bir şeyler şekillendi.
Yani hayatın farklı kulvarları var ve bazen bir konuyu tıpkı bir favori yemeğinizin olması gibi tıpkı ya hava çok güzel tam da çıkıp bir bira içmelik dediğiniz gibi zaman zaman ya hava çok kapalı tam böyle çıkıp bir yerde sıcak bir kahve içmelik diyebilmeye çok benziyor.
Bazı konularda bir arkadaşınız sizi en iyi anlayabilecek, en bu konuda yararlı şeyleri söyleyebilecek kişiyken tamamen bambaşka bir konuda bu konuyu konuşmak, masaya yatırmak isteyeceğiniz kişi baştan aşağı değişebilir.
İnsanlar en yakın arkadaş konseptini her şeyi konuşabilmek, her konuda uyumlanabilmek zannediyorlar bence.
Ben de öyle zannettim.
Ama günün sonunda bana bu kadar benzeyen belki birçok düşüncemin aynı olduğu her konuda birbirimizi onayladığımız bir ilişki bitebiliyorsa eğer belki de benim tam anlamıyla bana benzeyen birini bulma ihtiyacım yoktur.
Çünkü tam anlamıyla olduğum kişiden yüzde yüzüyle memnun olduğumu da kim söyledi?
Kendime bile gıcık olabiliyorken kendimi bile deli gibi yargılayabiliyorken tabii ki de karşımdaki insanı da belki de sadece bana benzediği için bile yargılıyor olabilirim.
O yüzden bu bir konuda eni bulma arzusunun da arkadaşlıklara biraz ket vurduğunu düşünmüyor değilim açıkçası.
Arkadaşına gıcık olursun.
Hayatında ilk tanıdığın hala 20-30-40 artık ne kadar süre olursa olsun hayatında olan insana da, annene babana da, sevgiline de.
Yani insan kedisine köpeğine bile gıcık oluyor gerçekten.
Hayvancağızın yaptığı hiçbir şey yok aslında.
Arkadaşına gıcık olursun ya.
bir arkadaşının hakkında konuşmanın ben arkadaşlığın ömrünü uzattığını düşünüyorum.
Her şeyin hem faydalı hem de zararlı olduğu noktalar elbette var.
Yani insanlar fıstığa falan alerjiden ölebiliyor arkadaşlar.
Bu dünyada demek ki gerçekten bir şeye zararsız diyebilmek çok da mümkün değil.
Ama günün sonunda bu gerçekten onu komple zararlı, komple toksik bir şey yapar mı noktasında da
bence bu kadar bol keseden sallamamamız gerekiyor.
Yani tabii ki de majör konuları arkadaşınızla konuşun.
Şurada yaptığın şey beni çok kırdı, çok incitti gibi bir şeyi de halının altına süpürün demiyorum.
Ama bazen bazı şeyleri çözmek için ihtiyaç duyduğunuz şey o insanı karşınıza alıp konuşmak değil, o konudaki öfkenizi bir boşaltmaktır.
Ya gıcık oluyorum ya, beni şöyle hissettiriyor, şöyle yapıyor.
Ya bugün ona gerçekten ayar oluyorum demek, buna bir başkasıyla konuşmak o kadar korkunç mu gerçekten?
Sizi sıkan, rahatsız eden şeyleri konuşursunuz yani.
Kaldı ki artık karşınızdakinin de art niyetli olup olmayacağını anlayabilecek verilere bence hepimiz bir noktada sahibiz.
Artık analiz yapabiliyoruz yani.
O kadar süredir hayattayız gerçekten.
Bir arkadaşın hakkında konuşmanın, bazen ona tilt olmanın, onun hayatını masaya ona sormadan yatırmaktan bahsetmiyorum.
Ama bir noktada evet onun dedikodusunu yapmanın ben o arkadaşlığa belli bir oranda fayda bile sağladığını düşünüyorum.
Bunun ikiyüzlülükle ya da arkasından konuştuğum birinin yüzüne gülmekle kesinlikle aynı kefeye konulabileceğini de düşünmüyorum.
Mesela benim çok yakın bir arkadaşım canı bir şeylere sıkıldığında başka bir arkadaşı onu üzdüğünde incittiğinde bunu benimle tabii ki konuşabilmeli.
ve ben konuşabildiğine seviniyorum.
Ama sevindiğim tek nokta arkadaşımın bunu benimle konuşup içini rahatlatıyor olması da değil.
Aynı zamanda bana şunu da düşündürtüyor.
Demek ki bu insan bana da bir noktada incindiğinde, kırıldığında, canı sıkıldığında
bunu bir başka arkadaşıyla konuşabilir.
Demek ki ben mükemmel olmak zorunda değilim.
Ve demek ki tıpkı bugün benimle dertleşip bu dertleşmenin sonunda rahatladığı
ve belki de bu rahatlamanın sonunda da o arkadaşlığı da bir noktada düzeldiği,
iyiye doğru gitmeye devam ettiği için neden bu benimle sahip olduğu arkadaşlıkta da olmasın?
Ben o kadar korkuyordum ki birinin canını sıkmaktan,
birinin o gün suratı asıksa bunun sorumlusu olmaktan,
sürekli söyleyeceğim şeyleri, yapacağım şakaları, o an aklıma gelen bir şey,
hatta incindiğim konuyu bile paylaşmaktan hep çok korkan bir tarafım vardı.
O arkadaşlığı baltalayacak olmaktan inanılmaz derecede korkardım mesela.
Ama hayır siz hiçbir şey yapmasanız bile ya da tüm iyi niyetinizle bir şey yapsanız bile karşınızdaki size gıcık olabilir.
Her şeyden önce bunu kabul etmek gerekiyor.
Ve bu gıcıklık bu arkadaşlığı bitirmeye yetmeyecek.
Eğer yetiyorsa zaten baştan temeli çok da sağlam olmayan sallantıda bir arkadaşlıktır.
Her halükarda bence arkadaşlıkların başlangıcı da bitişi de bir noktada gerçekten size her zaman en hayırlısını veriyor diye düşünüyorum ben.
O yüzden benim arkadaşlarımın arkadaşları hakkında benimle dertleşmesinin belki de bana kazandırdığı en büyük rahatlık benim de arkamdan bir noktada konuşulduğunu bilmek ve buna rağmen bu arkadaşlık sürdüğü için aslında bu ufak dedikoduların ufak dertleşmelerin ne kadar arkadaşlığın ömrünü uzatan bir şey olduğunu kabul etmek.
Yani demek istediğim eğer bir arkadaşlığınız bu insanla ilgili düşündüğünüz şeyleri bir başkasına anlattığınız için bitiyorsa ya söyledikleriniz çok ağırdır, haliyle düşündükleriniz ağırdır ve zaten böyle bir arkadaşlığı sürdürmemeniz gerekiyordur ya da en ufak bir olumsuz düşünceye sizinle ilgili birisinin sahip olmasına katlanamıyorsunuzdur.
Her halükarda bunun bitmesi gerekiyorsa bence dedikodu çok kötü bir şey, arkadan konuşmak korkunç bir şey diye bazı şeyleri de o kadar şeytanlaştırmamak lazım.
Bir diğer düşüncem, hızlı biten arkadaşlıklar başarısız hissettiriyor.
Biliyorum, ben insanların hakkımda ne düşündüğüne o kadar takıyordum ki kafayı.
Hızlı biten bir arkadaşlığım ki burada hız da ne kadar göreceli.
Örneğin bir sene sürmüş yakın bir arkadaşlığım bir senenin sonunda bittiğinde insanların benimle ilgili tutarsız olduğumu, arkadaşlarımı çok sık değiştirdiğimi,
eğer bu kadar sık arkadaş değiştiriyorsam insanların demek ki beni sevmemesi ya da benimle görüşmeye devam etmemesi için geçerli bir sebep olduğunu düşüneceklerini düşünüyordum.
Yani her şeyden önce bir sakin ol.
Dünya senin etrafına dönmüyor Simay.
İkincisi bir ilişkinin başarısı ne kadar uzun süre sürdüğü ile ilgili olsaydı şahit olduğumuz korkunç evlilikler 35-40 yıl sürmezdi herhalde.
Bazen bir şeyleri bitirmek de o arkadaşlığın ne kadar saygılı ya da ne kadar gerçekten kendini gerçekleştirmiş bir ilişki olduğunun kanıtı olabilir.
Gerçekten çok yakın olduğum ve ömürlük arkadaşımı bulduğumu hissettiğim bir ilişkim bir sene içerisinde kendini tamamladı.
Ama ben o bir sene içerisinde çok şey öğrendim. Belki hayatımın en zor dönemlerini bu insanın desteğiyle atlattım.
Günü sonunda bitişi beni ne kadar yıpratsa da belki de bunun daha uzun sürmesi onu zehirleyen bir noktaya getirecek
ve ben bu sefer başlangıçta geçirdiğim oldukça dolu dolu ve bana hayatta çok şey öğreten o bir yılı da lekelendiği için
hayatımdan kesip atmak bir nevi duygularımı ampute etmek zorunda kalacaktım.
Bazı şeylerin bitmesi de onun ne kadar sağlıklı olduğunun göstergesi.
Bir şeyin uzun sürmesi sizinle ya da o ilişkiyle ilgili çok da bir şey söylemiyor.
O nedenle kısa sürmesi de sizinle ilgili bir info vermeyecek kimseye.
İlişki yapan bir arkadaşınız sizden bir süre uzaklaşacak.
Bu siz de olabilirsiniz.
İlişki yaptığınızda bir süre arkadaşlarınıza zaman ayıramayabilirsiniz.
Everything I Know About Love diye bir kitapta okumuştum.
20'li yaşlarından bahseden, 30'lu yaşlarında bir kadın yazarın çok da tatlı bir kitabı.
Kendisi orada şöyle söylüyor.
Yakın arkadaşınıza zaman zaman, özellikle bir ilişki yaptığında sizi biraz da ikinci plana atmasına müsaade edin.
Eğer gerçek bir arkadaşsa zaten geri gelecektir.
Aynen öyle.
Biraz offline olmak, biraz ilginizi, alakanızı başka bir şeye vermek,
bir arkadaşınızı belki birazcık ikinci plana atmak, sevgilinize çok odaklanmak, flörtünüzden başka bir şey düşünmemek.
Evet sinir bozucu ama olabilir.
Yani bu kadarına da toleransımız ya da karşımızdakinin bu kadarına da tolerans hakkı yok mu gerçekten?
İzin verin gitsinler.
Hani yolda bir kedi görüyorsunuz tertemiz.
Ay bunu kim sokağa atmış, bu kaçmış mı diye tasmasına bakıyorsunuz.
Elemeyin geziyorum falan yazıyor.
O yolunu biliyor.
Tabii ki bu dönüş yolunda başına bir şey gelmeyeceği anlamına gelmez.
Zaten gelecektir, zaten gelmeyecekse de belki erkenden gitmesi iyi olmuştur.
Yine bunu duymaya ne kadar hazırsınız bilmiyorum ama tıpkı bir romantik ilişki gibi
arkadaşlıkta da masaya oturup karşılıklı bir şekilde bu bitişi açık açık konuşmamız lazım.
Bunu neden yapmıyoruz?
Romantik bir ilişki ya da bir flört goslanarak bittiğinde karşınızdaki size tek bir açıklama bile yapmadığında neden bunun bu kadar kötü bir şey olduğunu konuşurken aynısı bir arkadaşlıkta olduğunda yitip gittiğinde iki tarafta konuşmamaya başladığında bunun da aslında bir o kadar can yakıcı olduğunu konuşmuyoruz.
İnsan arkadaşından da ayrılır. İnsan arkadaşını da karşısına alır ve ben artık yapamıyorum ben bu ilişkiyi hiç sürdüremiyorum der demeli.
Ben de diyemedim mesela bazı arkadaşlıklarımda ben de ghostladım ya da ghostlandım ya da ghostlanan taraf olmama rağmen bu işime geldi çünkü duygularımı nasıl konuşacağımı bilmiyordum gibi gibi.
Ama ne oldu? Geriye arkadaşlıktan hiçbir şey kalmamasına rağmen o duyguları bir türlü konuşamadığım için sanki tatile gitmişken elektrikler kesilmiş, buzdolabındaki her şey çürümüş, artık buzdolabını çöpe atsam da evdeki o kokudan bir türlü kurtulamıyormuşum gibi hissediyorum.
Biten bir arkadaşlığın çürümüş kokusu resmen yaşadığım yere sinmiş gibi hissediyorum.
O yüzden bir şeyleri konuşmak, ben yapamıyorum demek, seni artık arkadaş olarak görmüyorum demek sizi dünyanın en kötü insanı yapmaz.
Belki birinin gözünde yapar ama mevzu biraz da kendi gözümüzde.
Kendimiz için neler yaptığımız olmamalı mı?
Bir arkadaşlığı çok seviyorsanız, bir insanın iyi olmasını kalpten istiyorsanız, eğer o iyi oluş günün sonunda sizden uzaklaşmakla mümkünse buna müsaade etmek de mümkün.
Bütün bunlar olurken canınız yanmayacak demiyorum, üzülmeyeceksiniz demiyorum.
Ama bazen insanların yakın bir arkadaşlık kurma ihtiyacının, kendiyle ne kadar güzel zaman geçirip bunu başkalarıyla paylaşmaktan değil, kendisine katlanamamanın doğurduğu bir ihtiyaç olduğunu düşünüyor ve bu yüzden günümüzde tıpkı situationshiplerin romantik ilişkileri ele geçirmesi gibi bu tarz ihtiyacın doyurulması için kurulan arkadaşlıkların da arkadaşlığın temeline, özüne, belki de gelenekselliğine leke vurduğunu düşünüyorum.
Hayatımın en yalnız hissettiğim döneminde kendimle gerçekten yeniden tanıştığım noktalar oldu.
Kendimde sevmediğim, fark ettiğim için çok rahatsız olduğum, acaba başkaları da fark etti ama bana söylemediler mi diye içimin içini yediği.
Birçok özelliğimle tanıştım. Bunları bir şekilde değiştirdim.
Bazı arkadaşlarımın iyi özelliklerini resmen satın aldım.
Bazı yönlerimin törpülenmesine müsaade ettim.
Terk edilme korkumun arkadaşlarım tarafından terk edilmedikçe azalmasına ortam sağladım.
Bazı günler daha arkadaşlarımla buluşmadan o buluşmanın biteceğini düşünüp nostaljiye ve melankoliye kapılırken artık saat kaç olursa olsun kendi evinde uyumak isteyen bir insana dönüşmemin yegane sebebi de bu.
Arkadaşlarımın beni iyileştirmesine izin verdim.
Ama arkadaşlıklarımı sırf beni iyileştiriyorlar diye zamanında kaptığım hastalıkların da sorumlusu ilan etmedim.
Hayır demeyi cancelanmak zannediyoruz.
Eğer bir arkadaşımıza hayır dersek bir daha bizi çağırmayacağını düşünüyoruz.
Fakat hiç çok sevdiğiniz arkadaşlarınızın o masada olmasa bile, sizinle oturmasa bile, o masada konuşulduğuna şahit olmadınız mı?
Belki orada görünmez bir sandalyeyi, bir koltuğu onun için boş bile bıraktınız.
Peki bu neden sizin için olmasın?
Sizin çağrılmanız zaten varlığınızın oraya katacağı yeni bir esansın sonucu.
Sizin o ortama getireceğiniz hava, değişim, aura, fikirler, şakalar, bilmiyorum saçmalıklar belki de size günün sonunda bu daveti iletiyor.
Ve siz ona hayır dediğinizde zaten bütün bir planı berbat ediyor olmayacaksınız.
Siz sadece çeryon taptınız ve eğer bir davete hayır dediğinizde bütün gemiler yakılıyorsa iyi ki gitmemişsiniz.
Çünkü muhtemelen gittiğiniz o yerde bütün sorumluluk sizin üstünüze yıkılacaktı.
Ki hayır dediğiniz için artık bütün planlardan ekarte edildiniz.
Hayır demenin o kadar da korkunç olmadığını kabul etmek lazım bir arkadaşlığı sağlıklı yaşayabilmek için.
Arkadaşınıza sürekli hayır dediyseniz, bunlar üst üste geldiyse kendinizi açıklamaktan, bir sonraki teklifi yapmaktan da elinizi ayağınızı çekmeyin.
arkadaşlık enerji ister, sulanmak ister ve karşılığını çok da çabuk alırsınız.
Bence arkadaşlıklar nankör değildir.
Eğer ektiğinizi biçemiyor, toprağın size karşılığını veremediğini hissediyorsanız
belki de bambaşka bir toprağa, başka bir iklime ait bir şey ekmeye çalıştığınız içindir.
Tohumu ya da toprağı suçlayamazsınız.
Ama göç etmenin vakti gelmiştir.
Belki de en önemlisi, bir arkadaşlıkta karşı takımlar olarak mücadele ederseniz
mücadele etmeyeceğinizi anlamamız gerekiyor. Çünkü eğer karşı takımlarda mücadele ediyorsanız hiçbir zaman tam anlamıyla bir galibiyeti birlikte kutlamayacaksınız.
Siz her kazandığınızda karşıdaki mağlup olmuş olacak ve karşınızdakinin kazanması için de siz mağlup oluyor olacaksınız.
En iyi ihtimalle beraber kaldığınızda bile içinizde hep karşı takımı yenme arzusuyla o deplasmandan ayrılacaksınız.
Böyle arkadaşlık olmaz ki.
Ve eğer aynı takımda yer alıyorsanız bazı şeyleri de kabul etmeniz gerekiyor.
Bence arkadaşlıkta hep ben arıyorum, ben çağırıyorum, sen ara, sen çağır.
Ben çağırdım şimdi sıra onda olmamalı.
Biraz da arkadaşlık bunun böyle bir rekabetten ziyade biraz da sen aranın açıklıkla masaya getirilebileceği güvenli bir ortam olmalı.
Bir arkadaşlığı her zaman onun içinde neler yapabildiğiniz de değil neler yapamadığınız da da değerlendirmek bence çok kıymetli.
Bu yüzden her zaman farklı arkadaşlar, farklı cinsiyetlerden, farklı dönemlerden, farklı düşüncelerden insanlarla arkadaşlık etmeyi bence bir yerde alışkanlık haline getirmek lazım.
Bir de bence bir insanla arkadaşlık yaptığınızda o insanı yüzde yüzüyle ve her şeyle kabul etmeniz gerektiğini de artık çöpe atmamız gerekiyor.
Yani ben bunu asla yapamam ama gerçekten politik görüşü tamamen zıt olmasına rağmen kurulan ve sürdürülen arkadaşlıklar bile varken ben bunu çok tasvip etmesem de belli noktalarda arkadaşlarınızla zıtlaşmaktan bu kadar korkmayın.
Tartışmaktan bu kadar korkmayın.
Bunu sabah atılan günaydın mesajı 3 değil de 2N'liyse bile kendini suçlu hisseden bir tarafıma şapka çıkartarak söylüyorum.
Bunu bugün ben söylüyorsam siz de daha iyisini yapabilirsiniz.
Arkadaşınızla tartışmaktan bu kadar korkmayın.
Her şey sizinle ilgili değil.
Ve belki de tartıştığınız konu karşınızdakiyle ilgili ne düşündüğünüz ya da karşınızdakinin sizinle ilgili ne düşündüğünden ziyade size bambaşka bir perspektif katacak.
Ve günün sonunda biraz da ilişkiler böyle bir şey değil mi?
Göremediğimiz yönlere bir çift gözü daha hayatımıza almak aslında.
Bu bölümü belki biraz da şöyle bitirmek istiyorum.
Arkadaşlıklar ya da her türlü ilişki.
belli bir aşamadan sonra ona duyduğunuz bağlılıkla birlikte sizin için bir zorunluluk ya da asla ayrılmaz, kopulamaz bir parça haline gelmiş olabilir.
Ama günün sonunda bütün bu ilişki başlamadan önce karşılıklı olarak iki yabancının lütfederek belli noktalar sonucunda birbirlerini hayatına almaya karar verdiğini unutmayın.
Siz binlerce, milyonlarca opsiyon arasından karşınızdakini seçtiniz, karşınızdaki de sizi seçti.
Kimse size acımadı, siz de kimseye acıyarak onu hayatınıza almadınız.
Bugün size onu seçtiren hayat yarın vazgeçirebilir.
Birilerinin seçme hakkınız olduğunu ve birileri tarafından seçildiğinizi,
o nedenle zaten kendiniz oldukça yine sizin kendi oluşunuzu hayatına almak isteyen insanlar tarafından seçileceğinizi,
belki de kendinizi hatırlatmakta fayda var.
Arkadaşlıklar mecburiyetten, zaruriyetten ya da onsuz yapamamaktan sıyrıldıktan sonra gerçekten çok keyifli bir hal alıyor
Ve biraz da bana Enginar'ı dakikalarca ayıkladıktan, tüyünden, yapraklarından, sapından arındırdıktan sonra ulaştığımız özüne neden Enginar kalbi dediğimizi bana biraz da açıklıyor sanki
Bütün o uğraştırıcı noktalarından sıyrıldığınızda insanın gerçekten lezzetli bir arkadaşlığa ekmek panası geliyor
Umarım ekmeği her zaman birlikte bölüşeceğiniz insanlarla aynı masaya oturursunuz.
Benim arkadaşlıktan çıkarttığım dersler buydu.
Ve bu bölümü bitirirken bütün nazımı, stresimi, kaygılarımı, beni hayatında tutmak istediği için ve beni daha iyi bir halde görmek istediği için,
karşılıklı ya da karşılıksız bir şekilde elini taşın altına koyarak benim iyi oluşma macerama katılan herkese bu bölüm vesilesiyle teşekkür etmek istiyorum.
Sizin arkadaşınız olmak bir ayrıcalık ama bence biliyorum siz de böyle hissediyorsunuz.
Umutsuz dağılışmayın, yatağa küs girmeyin.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
