
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
*
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm “Odea” ve "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
aşka inanmayanlara beni anlattım. pazar günüme hoş geldiniz
Transkript
mikrofonu açmadan önce nasıl başlayacağımı biliyordum aslında.
Ama nedense mikrofonu açınca bir anda söyleyeceğim şeyler kafamdan gitti gibi oldu.
Konuşasım var ama böyle spesifik şu konudan başlıyorum gibi bir şey yok kafamda.
O yüzden de baya güzel bir sohbet edeceğimizi düşünüyorum bugün.
Bugün pazar ve açıkçası havanın kapalı olduğuna çok sevindiğim bir pazar.
Bir şeyleri kaçırdığımı hissetmediğim, evde oturmanın çok doğru hissettirdiği bir pazar.
Ve birkaç gündür de böyle çok üst üste sosyalleşmem gerekti.
Yani artık gerçekten sosyalleşmek benim için bir gereklilik.
Bir tarafım çünkü bir daha bu kadar genç olmayacaksın enerjim varken yap diyor.
Bir tarafım sıkıldığı ya da enerjisinin olduğu günlerde çoktan verdiği sözleri yaptığı planları tutmak zorunda hissediyor.
Bir taraftan sosyalleşmem gerekiyor.
Bazı şeylere artık evet demem gerekiyor ki sürekli hayır dersem artık davet edilmeyeceğim gibi gibi.
Tabii ki de bütün bunların yanında biraz da canım istiyor derken çok sosyalleşmiş bulundum ve uzun bir süredir yalnız olmayı istediğim bir an çok yakalamamış, hissetmemiştim.
O yüzden tekrardan şöyle bir ya ben bugün galiba evde bir duracağım hissini yakalamak çok iyi oldu.
Sular kesik o yüzden duş alamıyorum.
Duş alamayınca güne başlayasım gelmiyor.
Saat 5 olacak bu arada.
Temiz kıyafetler giyesim yok hala pijamamla oturuyorum.
Diğer yandan böyle harıl harıl bir pazar temizliği de yapamıyorum.
Hani villa da kovasını neyle dolduracağız abi.
Ama öte yandan da bu zamanı çok boşa geçirmek istemiyorum derken böyle sürekli tabii ki telefon scroll'lıyorum.
Ve bir anda karşıma böyle bir TikTok çıktı.
Arkada çalan şarkı inanılmaz etkiledi beni yani.
Flatwood Mac'in böyle okunuyor galiba Flatwood Mac ya da Flatwood Mac.
Flatwood Mac herhalde.
Flatwood Mac'in ya bu kadar fazla Flatwood Mac denmemiştir hiç bence 30 saniye içerisinde üst üste.
Neyse onların bir şarkısı.
Benim de galiba teknolojiye dair en sevdiğim güncellemelerden bir tanesi.
Artık böyle TikTok'da Spotify'da bir şarkıyı gördüğünüzde onu direkt Spotify'ınıza falan ekleyebilmeniz.
Oradan böyle şarkıyı dinledim.
Sonra bir diğer çok sevdiğim teknolojik gelişme olan şarkının radyosuna git'e girip
oradan böyle benzer şarkılar dinlemeye başladım ve mest oldum arkadaşlar.
Yani mest oldum. Bir anda sanki böyle dizi izler gibi, film izler gibi.
Hani böyle çerezlik bir şeye başlarsınız da bir anda böyle elinizdeki ne bileyim çamaşır katlamayı ya da bulaşıkları yerleştirmeyi bırakıp hakikaten bir koltuğa oturup böyle bir izlemeye başlarsınız ya.
Sonra bir bölüm daha, bir bölüm daha.
Benim için öyle bir şeye dönüştü zaten müzik dinlemek. Oldum olası böyleydi.
Ama bir anda böyle oturdum ve sanki flow state'deydim gerçekten.
Yani inanılmaz şarkılar çalıyor, sözleri çok güzel, sözlerini okuyorum ve böyle pıt pıt yağmur yağıyor.
Böyle taban penceremden görüyorum.
Üzerimde pijamam ama bilmiyorum bu tabii benim bir şeyleri aşırı romantize etmeme sebebi ama hani ne bileyim ya ben böyle evet hayal ettiğim pijamalar.
Yani nasıl desem bunu anlayacak birileri olduğuna eminim ama anlamayacak insanlar da olabilir diye açıklıyorum.
Dizilerde, filmlerde izlediğiniz ya da bir kitapta tasvirini okuduğunuz o karakterin işte dağınık bir topuz ve işte kurdelalı çorapları ve işte küçük şortu üzerine böyle büyük bir sweatshirtüyle falan.
Evet, öyleyim gerçekten ve iyi hissettiriyor.
Bilmiyorum, hani böyle pijamalarımla oturup elimde bir bardak kahve, çok klişe ve çok keyifli.
şarkıların sözünü okuyarak dinlemek
bir anda böyle aşırı bir duygu yoğunluğu hissettirdi bana.
Kafamı çevirdim sol tarafta.
Kedim inanılmaz rahat uyuyor.
Yani öyle rahat uyuyor ki hani
sokakta geçirdiği zamanı unutmuş gibi.
Artık sokak onun için sadece
camın önünden izleyebileceği bir gösteri sadece.
Bir hareketlilik.
Bir anda böyle ona baktım.
Sonra abi dedim yani böyle bir komitment olabilir mi yani?
İnşallah böyle 15 yıl falan birlikteyiz yani.
15-20 yıl.
Ve onun haberi bile yok. Yani aslında ne kadar büyük bir kalp ağrısı edindiğimin haberinde bile değil.
İkinci kedim benim Lilibet. Bundan bahsetmemiştim. Keşkek biliyorsunuz ilk kedim Aydın'da.
O nedenle o artık hani annemin oğlu. Ben onun annesi değil ablası oluyorum.
O yüzden kendi kedim diyemiyordum çok artık Keşkek. O bizim kedimiz.
Ve Lily de aslında geçici yuva olarak bir süreliğine bana geldiğinde bir şekilde çok da farklı karakterlerde olmamıza rağmen birbirimize çok ısındık ve tamam dedim yani artık bununla sonsuza yani böyle geldik böyle gideceğiz oldum ve artık benim çocuğum.
Ve her geçen gün onu çok seviyorum.
Ve her geçen gün ona baktığımda hayalini kurduğum bir şeyi gerçekleştirmiş olduğumu bir yandan da görüyorum.
Bir ev, bir televizyon, bir de kedi olsun falan.
Hem gerçekleştirdiğim şeyin tam anlamıyla ayaklı bir anımsatıcısı.
Hem de gerçekten çok büyük bir kalp ağrısı.
Yani bir gün onu kaybedersem ne kadar üzüleceğimi bazen tahmin bile edemiyorum.
ve bu sabah ilk uyandığımda ilk işim buna biraz ağlamaktı açıkçası.
Tam yatağımın yanında böyle apartmanın arka tarafına bakan bir pencere var
ve oraya çok güvercinler konuyor.
O yüzden de Lili sürekli her sabah fix, kuşlar böyle ses çıkartmaya başladığı anda
oraya çıkıp onları izliyor büyük bir heyecanla.
Sonra bir süre sonra da yanında sızıp uyuyor.
Ve bu kadar kısa sürede böyle bir ritüeli geliştirmemiz bile
ya bilmiyorum beni tanıyorsunuz ben buna tabii ki oturur ağlarım.
Ve böyle ne bileyim bir pazar günü biraz ortalığı toplamak, böyle YouTube'da birileri arkada konuşurken buzdolabını silmek.
Sonra sular kesilince bir sürü planımın iptal olması kafamın içerisinde ve kendimi televizyonun önünde böyle şarkılara bakarken bulmak.
Belki de uzun süredir en farkında olmadan hiçbir şey yapmamanın içinde olduğum anlardan bir tanesiydi.
Masada arkadaşımın eve gelirken getirdiği pembe laleler duruyor.
Sol tarafında kedim uyuyor.
Hani hava kapalı ama camdan böyle tatlı bir gündüz ışığı hala bir şekilde bir umut vaat ediyor.
Sesim çatallı çıkıyor mesela çünkü iki gündür non-stop arkadaşlarımla bir yerlere gidiyoruz, bir şeyler içiyoruz, dans ediyoruz, şarkı söylüyoruz ve benim artık hani sesim mahvolmuş durumda.
Ama diğer yandan da üzerimde bu kadar keyifli geçirdiğim birkaç günün böyle bir izinin bende olmasını verdiği bir tatlı bir mutluluk da var.
Yani böyle o kadar hasta gibi hissettirmiyor.
Çok da yorgun hissettirmiyor.
Dün ne kadar eğlendiğimi bazen sesimin böyle çatallaşmasında tekrardan hissediyorum.
Garip bir şekilde çok huzurlu hissediyorum.
Bu huzurun nereden geldiğini biraz anlamaya çalıştım aslında.
Gerçekten bir iki saattir falan hatta belki daha uzun süredir kafamda mikrofonun karşısına geçmek var.
Ama ben kafamın içerisinde bir sohbet ediyorum.
Bakalım nereden başlayacağız diye.
Normal şartlarda kendimi tanıyorum.
Ben bu noktaya kadar konuştuktan sonra öfsümay sadede gel ne anlatıyorsun falan deyip şimdiye kadar çoktan bu bölümü durdurmuş.
Yani bu kaydı durdurmuş ve bir tık daha böyle şimdi düşüncelerimi bir boşalttım ya daha böyle derli toplu bir başlangıç yapardım.
Hayır ama ben bu bölümü atacağım abi.
Yani bu bölüm tek nefeste kaydedilip sizin önünüze sunulacak.
Öyle de bir eminim yani bugünkü sohbetten.
Çünkü yani konusu bu.
Konusu gerçekten biraz da net bir konunun olmaması.
benim oradan oraya zıplayacak olmam.
Biraz da koltuğumda oturup böyle
sizinle iki kelam etmek istemem yani.
Her zaman çok dolu şeyler konuşulmaz.
Bazen böyle akışla giderken
zaten çok derin
çok büyük kayalara toslayabiliyor insan.
Bakalım beni nereye götürecek bu bölüm
bilmiyorum. Aslında biraz üzerimdeki
huzur sanki
nihayet böyle yavaştan bir nabzımın
yavaşlamaya başladığını hissetmemle de
ilgili. Yani ne yalan söyleyeyim
son bir ay benim için duygusal anlamda
bayağı bir yüksek tansiyonluydu.
Birilerinden hoşlanmak
hatta başta birilerinden
hoşlanmadan biraz
heartbreaker olacağına falan
karar vermek. Sonra işin hiç öyle olmaması.
Sonra birinden hoşlanmak.
Sonra eski kalp kırıklıklarının
aklına gelmesi. Sonra abi yani
kalbini kıran başka bir insan ya.
Hani bunun ceremesini sürekli
başka insanlar mı çekecek deyip yine bir gardı
indirdin. Sonra yine hakikaten
gardımı keşke indirmez olaydım
dediğin. Böyle böyle işte her zaman
Sanki Sima Yılmaz Circle'larını yaşamakla meşguldüm.
Baktım ki sürekli aynı konuyu konuşuyorum arkadaşlarımla.
Sürekli aynı adamın bu sefer ne yaptığını konuşuyorum.
Bu sefer nasıl bir pot kırdığını konuşuyorum.
Bu sefer beni ne kadar çeleden çıkarttığını konuşuyorum.
Sonra bir şey oluyor.
Aslında belki de öyle değildi falan yapıyorum.
Sürekli kendim yeni baştan bütün bu durumları, bütün bu yaşananları bir yorumlama ihtiyacı, bir değerlendirme ihtiyacı hissediyorum.
Sonra aslında bu ihtiyacı hissetmemin zaten çok cevapsız ya da çok aşikar bir şekilde bir cevapla baş başa bırakılmamın sonucu olduğunu düşünüyorum.
İstediğin cevabı alamadın diye bunu kabul etmeyip kendin, senin gönlüne yatan, kafana yatan cevabı arıyorsun.
Simayı fark ediyorum falan.
Yani demem o ki biraz evet duygusal anlamda beni yoran bir ay geçirdim.
Biliyorsunuz ki ben kendinden ya da ne istediğinden emin olamayan adamların bir magnetiyimdir.
Bunları böyle şak diye çekerim.
Burada tabii ki her zaman karşı kutbu suçlamamak lazım.
Ben de bir şekilde onları aslında çekiyorum.
Onlara çekiliyorum.
Bu ay biraz belki de artık bunun yeter lan dedirtmesiyle de sonlandı.
Mart bitiyor.
Ve Mart ayının son terapi seansında da ben terapistimle biraz bunu konuştum.
Kendime öfkeliydim ya.
Ben ne yapıyorum ya?
Ben neyin içindeyim?
Ben niye kendime bunu yaşatıyorum falan gibi bir.
Aydınlanma demek doğru olmaz ama böyle bir silkinme yaşadım.
Ve ne yalan söyleyeyim o yüzden de biraz belki de nabzım yavaşladı.
Böyle bir olay üzerinden bir insan üzerinden bir şey anlatmayacağım ama ya şundan çok sıkıldım gerçekten.
İşte situationship kelimesi yani bir kere daha duyarsam zaten böyle ne bileyim cinnet falan geçireceğim gibi geliyor.
Diğer taraftan dating app'ler, ayarlanan date'ler, ayarlanamayan date'ler bir daha yazdı mı yazmadı mı yazmadıysa sen yaz saçmalama hemen yazılır mı falan.
Hani biz neyin içerisindeyiz?
Bir de işte aa kanka bu senin çocuk değil mi? Senin çocuğu Hinge'de gördüm.
yani hiç de gördüysen benim çocuk değil
demek ki kanka falan
hani böyle artık şey oldum ya
ya bunlarla mı uğraşacağız
hani bir de burada şey de değilim artık
ben artık neredeyse 30 olacağım
bunlarla mı hayır burada da değilim
yaştan da bağımsız
kaç yaşında olursak olalım
içi boşaltılmış dinamiklerden çok sıkıldım
tanışılan uygulamadan
yerden mekandan zamandan
aktiviteden falan değil
benim aslında sitem ettiğim şey
ben bu
içi boşaltılmış dinamiklerden
bu karmaşalardan
yanıtsızlıktan dolayı sizi sürekli
soru sormak zorunda bırakan dinamiklerden
çok sıkıldım. Sorduğunuz sorularda
yani çok manasız soru var.
Kendime söylüyorum aslında bunu. O yüzden
Mart ayı benim için gerçekten yorucu.
Kendime böyle dramalar
yaratmaya çalıştığım ve
günün sonunda da biraz ne yalan söyleyeyim
kendimden utanarak ne yapıyorsun
lan sen bir kendine gel artık diyerek
sonunda bitiyor yani. Ben
ayların bitişini, haftaların başlayışını
evet bir başlangıç, bir yenilik
olarak gören, klişe bir insanım.
O yüzden bu ayın da bitecek olması
beni mutlu ediyor çünkü gerçekten
orada bırakmak istediğim çok fazla şey var.
Bugün zihnimden geçenlere
biraz böyle bir bakış atacak olursam, size
biraz oradan kulübler, böyle
alıntılar verecek olursam. İşte
bulaşık makinesini boşaltıyorum. Sonra
bulaşıkları yerleştiriyorum. Bir yandan
böyle çöpü çıkartacağım ama
genelde böyle siz çöpü tam çıkartırsınız.
sonra bir anda böyle bir sürü çöp çıkmaya
başladı evden. O yüzden böyle çöp
poşetini kapının önüne koymadan önce bir
sandalyenin koluna geçirdim.
Evdeki ıvır zıvır çöpü atıyorum falan.
Çok spesifik bir anda hani bazen böyle
aklınızdan geçen şeyi hatırlamak
için atıyorum telefon kaydırırken
birkaç yıl sonuncaya gidersiniz ya
ben ne düşünüyordum falan diye.
Tam böyle spesifik o çöp poşetinin
pembesi gözümün önüne geldiği
bir anda ben çok güzel sevileceğim
lan gibi bir düşünce geçti aklımdan.
Ve bu çok klişe ama hani gerçekten siz de görmüşsünüzdür sosyal medyada.
Yani benzer algoritmalara sahip olduğumuzu düşünüyorum beni dinliyorsanız zaten.
Hani aşka inanıyorum çünkü ben varım.
Aşka inanıyorum çünkü benim nasıl sevdiğimi biliyorum gibi bir analoji çok dönüyor internette.
Ben buna katılıyorum.
Keza arkadaşlarımın sevme biçiminden de aynı şekilde hissediyorum.
Yani şimdi şöyle bir şey var.
Bunu daha önce de söylemiştim.
Bunun hala arkasındayım.
Bu değişmeyen fikirlerimden birisi şimdilik.
aşk istiyorsun ama belki de aşk farklı formlarda işte kedinde aile bireylerinde ne bileyim arkadaşlarında falan yok abi öyle bir şey değil yani evet ben arkadaşlarımı da aşık gibi seviyorum ben kedime de tabii ki yani kurban olurum canımı veririm ama bu o değil ben aşk aşk bir şey istiyorum hani bana zaten hayatımda diğer kurduğum sağlıklı bağları kıymetli derin ilişkileri ama bak tamam aşık bu kadar mı political incorrect bir şey söyledin
bütün mahalle kornaya basmaya karar verdi.
Aa.
Yanlış bir şey söyledik herhalde. Neyse.
Yani demem o ki. Aa.
Arkadaşlar müsaade lütfen ya.
Neyse. Aynı algoritmayı
paylaşmıyoruz belli ki mahalledekilerle.
Şöyle düşünüyorum. Yani ben
arkadaşlarımla çok güzel bir bağ kurmuşum.
Bir hayvanla kalpten
bağlanmışım. Annemle
ilişkimi bir düzene oturtmuşum.
Anne kızlığı öğrenmişim.
Arkadaş olmayı öğrenmişim. Sonra abi
insan annesiyle çok da arkadaş olmamalıyı düşünüp
karar verip geri dönmüş mü falan.
Bunlar zaten kendi içinde çok güzel ve kıymetli dinamikler.
Benim aşkı bu kadar isteyip hayatımda ona bir yer açmışken
ama belki de aşk farklı...
Ya hayır abi ben buna inanmak istemiyorum abi.
Ben aşık olacağımı ve birinin de bana kör kütük aşık olacağını bilmek istiyorum abi.
Tutuklayın abi beni o zaman.
Neyse.
Ama gerçekten şu analojiye katılıyorum ki
biraz da aşka inanmamın sebebi
benim sevme şeklim.
Ve sevgiyi öğrendiğim yerler.
O yüzden evet arkadaşlarıma
kesinlikle burada kredi vereceğim ama hani
beni oradan alamazsınız yani.
İşte bak arkadaşlık ilişkilerin ne güzel falan.
Güzel kanka evet.
Hani.
Yani. Neyse.
İki gün önce Kadıköy'deydim arkadaşlarımla.
Ve arka odaya her gittiğimde
poster alıyorum. Tabii ki de.
Ve her ayı alıyorum. Yani bu böyle
bir dört yıldır falan böyle. Tabii ki de
İtalya'da olduğum dönemde baya bir sekteye uğradı.
Ama 4 yıl ne baya oluyor.
Yani üniversiteye başladığımdan ve bu arka odayı keşfettiğimden beri sanırım en eski elimde bir 2020 var.
2020'den beri düzenli olmasa da belli aralıklarda çok düzenli olarak ben arka oda posterlerini alıyorum.
Ve Napoli'ye gittiğimde 2021'de oradan dönerken o zamanki erkek arkadaşıma yanımda birkaç tane götürdüğüm arka oda posterlerini bıraktım.
Bıraktım. Onları da zaten yurt odama
böyle biraz daha bana evde hissettirsin
diye asmıştım. Asmak için
yanıma almıştım. Hani
little she know gerçekten. Hani
evde hissederim diye arka oda posteri
götürdüğüm şehir bana ev kavramını
yeniden yaşattı. Orası da ayrı
bir şey. Mesela bu da keza.
Bu tarz dinamikler de beni aşka
ve bana da çok güzel bir aşkın
geleceğine inandırıyor beni.
Neyse bunu da bir kenara bırakıyorum.
Sonra benim o dönemki partnerim
arka odanın elbette
çok büyük bir hayranı oldu.
Ve İstanbul'a geldiğinde de
o sürede hep arka odanın posterlerini
aldı. Ben de böyle onun için biriktirmene
başladım. İtalya'ya tekrar taşındığımda
elimde epeyce, herhalde
15 tane falan, 15-16 tane
arka oda posteri birikmişti.
Onları verdim. Sonra
bizim yollarımız ayrıldı. Bu hikayeyi
az çok biliyorsunuz. Ama ben fark
ettim ki hala her
arka odaya gittiğimde iki tane poster alıyorum.
Bir tane kendime, bir tane
de herhalde hala o insana. Ve bu
yemin ederim bu insana
hala aşık olduğumdan
o işte biz bir gün geri dönecek
de işte bu arka
oda posterlerini değil. Benim için
artık arka odanın bir mekandan
arkadaşlarımla çok eğlendiğim
biriyle hatta tartıştığım
çok güzel posterler aldığım ne bileyim
bir gün çok güzel dans ettiğim bir gün çok
sıkıldığım bir sürü bir sürü farklı
anlamı olan bir yer olmasının
yanında bir de
bu insanla da artık eşleştiği bir yer var.
Ve ben hala bir gün belki hiç denkleşmeyeceğiz.
Bir gün belki kargolayacağım.
Bir gün belki elden teslim edeceğim.
Hala onun içine bir tane arka oda posteri alıyorum.
Hatta bazı aylarda bir tane alabildiysem ona vereyim ya.
Benim zaten hep fırsatım var gibi.
Bu mesela bence çok güzel bir sevme şekli.
Hala birini bir yerde anımsamak, bir şeyle onu eşleştirmek ve bundan çekinmemek
bence sevmenin çok güzel bir formu.
Keza işte sehpamda duran lalelere bakıyorum.
arkadaşımın bana gelirken getirdiği.
Bir süredir gerçekten
tekrardan eve çiçek almak istiyorum.
Biliyorsunuz böyle arada paylaşıyordum
Instagram'da falan. Çok seviyorum çiçek almayı ve
tam sokağımda da çok tatlı bir amca var.
Çiçek dükkanı var. Hem onunla böyle bir sohbet
ediyorum hem böyle bir iki haftada
bir evime bir renk geliyor falan derken
bayağıdır çiçek almıyordum. Aslında
almamamın sebebi de bayağıdır böyle bir
dükkana uğramadım. Abiyle çok selam
sabahlaşmadım. Araya zaman girdikçe de
böyle mahcubiyetim arttı.
Sanki böyle abiyi ghostluyormuşum.
gibi oldu. Şimdi de çiçek
almaya gidemiyorum. İşin düştü de mi
geldin diyecekmiş gibi geliyor. Adamın işi
bu hal bu ki. Garip bir borçlu
hissetme halim var yani abiye karşı.
O yüzden de bayağıdır eve çiçek alamıyordum.
Ve saksıda duran
daha doğrusu vazoda duran son çiçeklerimi
de yine arkadaşlarım almıştı.
Hatta bir öncekini de Şubat ayındaki
canlı podcast'tan
Esra diye bir dinleyicim
getirmişti. Çok teşekkür ederim Esra.
Çok uzun bir süre onlar böyle gerçekten
hani okuyu püfledim mi bilmiyorum ama
canlı kaldılar. Ben sürekli sularını değiştirdiğim
için de olabilir tabi. Şimdi ben bakıyorum
arkadaşımın böyle bu sefer o vazoyu
doldurması keza. İnanılmaz
tatlı bir şey ya. Bazen gerçekten
siz kendi vazomuzu bir şekilde
dolduramadığınızda biri
sizin için dolduruyor. Sizin ona
ihtiyacınız olduğunu bile bilmeden
sizin vazomuzun boş olup
olmadığını bile bilmeden sadece
istediği için sadece aklına
geldiğiniz için sadece
size çiçek almış
olmak istediği için bir anda
sizin vazonuzu dolduruyor.
Bu da benim çok güzel sevileceğime
çok güzel bir aşk yaşayacağıma
dair beni inandıran şeylerden
bir tanesi. Diyebilirsiniz yani Simay senin
inanasın var bence. Hani ottan boktan
nem kapıyorsun. Bu da olabilir.
Ama gerçekten bir arka oda
posterinde, bana alınan bir buket
çiçekte, ne bileyim böyle uzun
bir süre değil ama Zeki'yle
haftada en az 2-3 kez görüşüyoruz.
O hafta 2-3 değil de bir kez
görüştüğümüzde bana gelen bir
Simay Yarımana Gelsene Çay İçelim mesajında
sevileceğime dair bir heyecan içimde böyle hafiften tomurcuklanmaya başlıyor.
Çünkü bu insanların hepsi, ben de dahil olmak üzere,
bence çok kalifiye ve çok büyük kalpli ve çok şahsına münasır insanlar.
Mesela ben arkadaşlarıma baktığımda eğer bir ilişkileri yoksa
onu sevecek olan ve onun tarafından sevilecek olan insan ne kadar şanslı diye düşünüyorum.
Hali hazırda bir ilişkileri varsa onu izlerken, o ilişkiye şahit olurken
zaten inanılmaz bir keyif alıyorum.
Ve bu insanlar bir şekilde benim de bir şeyimi seviyorlar.
Ben bu insanlar tarafından seviliyorum.
Sevilişine şahit olduğum, sevilmesini onun kadar iple beklediğim, çektiğim, ona baktığımda sevilecek binlerce şey gördüğüm insanlar tarafından seviliyorum, hatırlanıyorum, düşünülüyorum ya.
Bu böyle aşk bazen arkadaşlıktadırdan öte.
hayır abi arkadaşlık arkadaşlıktır ama bu insanlar sende sevilecek bir şeyler bulduysa sen sevilesi bir insansın ve senin insanın da yoldayı bana biraz anımsatıyor.
Ve gerçekten yine başka bir klişe ama bunu da hani klişe dememin sebebi aslında biraz Instagram'da TikTok'ta görmüş olabiliteniz.
Ama yine katıldığım bir düşünce ve kesinlikle hayatlarımıza daha çok adapte etmemiz gereken de bir davranış şekli olduğunu düşünüyorum.
arkadaşlarınızın çıtayı çok yükselttiği bir ilişki denemeyiniz varsa
size bir çöpü bile layık görmeyen adamlara artık pas vermemeye başlıyorsunuz gerçekten.
Yani benim son görüştüğüm insan benim ne kadar çiçek sevdiğimi biliyor.
Evimde hep bir çiçek olmasını istediğimi kendime çiçek aldığımı biliyor.
Ben bu insana çiçek aldım iki kere arkadaşlar.
Argümanı her zaman çiçek almayı çok saçma bulduğu, çiçeklerin zaten öl...
Onun yerine daha elle tutulur bir şey yapılabileceği.
Tamam diyorsun hani okey bir yere kadar.
Ama sonra bakıyorsun adam sana elle tutulur bir şey de yapmıyor ya orada anlıyorsun mevzunun çiçek olmadığını.
Mevzunun bu insanın seni ya bir şey yapmaya değer bulmadığını ya sana bu yatırımı yapabilecek kadar kafasının daha orada olmadığını ya da yapmak istemediğini falan.
Ve gerçekten şimdi bakıyorum yani vazomu arkadaşımın doldurması beni inanılmaz mutlu eden bir şey.
Ama bu vazoyu bir adam da doldurabilirdi mesela.
Başka bir vazo almak zorunda hissedebilirdim.
abi çiçeklere bozuğu yetiştiremiyorum
falan da olabilirdim.
Bir saniye Garen arıyor en yakın arkadaşım.
Ona bir cevap vereyim. Kayıt alıyorum aşk.
Birazdan arayayım mı?
Dinleyicilerime bir şey
söylemek ister misin? Kesmeyeceğim çünkü
burayı. Hepsine selam olsun.
Teşekkür ederim.
Çok tatlı görünüyorsun. Arayacağım seni.
Tamam hadi.
Bay bay canım.
Mesela
bir anda arkadaşınızın sizi
şak diye görüntülü araması kadar
Güzel bir şey var mı ya?
Ya var da yine onların yaptığı bir sürü şey.
Hani bak bu adam bunu yapıyor.
Aramızda iki saat var.
Başka bir ülkede yaşıyor.
Tamam iki saat çok bir şey değil ama sonuçta hayatlarımız bir noktada zaman zaman çok kesişemeyebiliyor.
Bu adam beni arıyor ya.
Ben bir adamın 15 saat bana geri cevap atmamasında onun gerçekten meşgul olduğuna kendime niye inandırayım?
Kendime en güzel kahveyi bir şekilde layık gördüğüm ve kendimce en güzel kahvenin de kim bu olduğunu seçtiğim için
İtalya'ya gittiğimde zaten valizimde yer yoktu.
Kimseye bir şey getiremedim.
Kendime 2 kilo falan kahve aldım mesela.
Kendime bunu layık gördüğüm bir yerde bir kahve ısmarlamaktan
aciz bir adama neden birkaç saatimi harcayayım mesela.
Böyle böyle bir aydınlık bir ermişlik geldi.
Şimdi şunu da diyebilirsiniz.
Bununla mı aydın?
Bir zahmet kanka.
Bunun bir altı yer çekimi var falan.
O kadar dogmatik bir şeyden bahsediyorsun da diyebilirsiniz.
O işler öyle olmuyor.
Sevmek, sevilmek artık sizin için bir isteklilikten ziyade artık olmazsa olmaz ve giderek açılan bir delik ve yamanmalı gibi bir şeye karşılık geldiğinde
ve o boşluktan artık siz cereyan yemeye başladığınızda, çok zorlanıyorum cereyan demekten, cereyan yemeye başladığınızda
o artık böyle bir isteklilikten ziyade bir aciliyet gibi bir adeta bir tehlike arz ediyor.
Böyle onu fellik fellik aramaya başlıyorsunuz.
Hani böyle bir noktada bir durup sakinleyip bir dakika bir dakika ben niye böyle bir şeye zaten settle down olayım ki diyebilmek o kadar da böyle basit bir öğreti değil yani.
Benim gibiyseniz.
Ya valla öğreniyorum.
Hani geç öğreniyorum.
10 kere tekrar etmem gerekiyor.
Aynı dersi 20.ye alıyorum falan.
Ama valla öğreniyorum.
Ve bundan çok mutluyum ya.
Mesela nereden anladım öğrendiğimi?
Böyle minik nüanslarda.
Yemin ederim bak son görüştüğüm kişi onunla görüşmemem için çok geçerli en az 5-6 tane şey yaptı.
Yani şöyle söyleyeyim 2-3 tane çok net hani yüzüne bile bakmazsınlık derecede.
Birkaç tane de hani artık benim karakterimden, beklentilerimden mütevellit.
Yine bu insanla olmaz diyebileceğim şeyleri kattım.
6-7 tane şey vardı ve ben böyle bunların hepsini yuttum ya.
Hepsine böyle kafamı çevirdim.
En son seni dedi bir arkadaşıma tanıştırmak istiyorum.
O nasıl mutlu oldum?
Hani anlatamam size.
Yani nasıl mutlu oldum abi?
Yani tamam zaten güzel bir şey.
Buna mutlu olunur da.
Ben ekstrem mutlu oldum.
Çünkü hani şey.
O benim için bir arkadaşla tanıştırılmaktan.
Aa işte ben de kıymetliyim.
Ben de değerliyim.
Bak beni arkadaşıyla tanıştırmak istiyor falan hani.
Halbuki belki adam arkadaşıyla İngilizce konuşacak birini arıyor.
Yani anladın mı?
Ya da belki de öylesine söyledi.
Ya da belki de gerçekten samimiyetle tanıştırmak istedi.
Her neyse.
Aşırı böyle mutlu oldum.
Bekledim böyle işte hani mesela pazar günü konuştuk bunu söyledi
Perşembe günü arkadaşıyla ben de görüşeceğim tanışacağım falan
Arkadaşı geliyormuş başka bir ülkeden Türkiye'yi ziyarete bilmem ne
Nasıl heyecanlıyım nasıl mutluyum
9 gibi falan benim işim bitiyor buluşuruz gibi konuştuk
Bir gün öncesinden bir teyitleştik
Dedi ben seni her türlü alırım 9 gibi
Hani arkadaşım yorgun bile olsa
Tamam dedim saat 8 oldu çıt yok
Böyle kendime diyorum ki yazmayacaksın
karşındakine sana bir şey teklif ettiği bir durumdasın.
Onun bunu teyitlemesi gerekiyor.
Sen zaten öncesinde dün, ondan önceki gün konuştun, yazdın.
Yapma.
Yok yani bana mısın demiyorum.
İşte aradım hani bir şey yapmayacak mıyız falan.
Ya işte çok kusura bakma işte yorulmuşuz, uyuyakalmışız ama işte çıkacağız haber veremedim falan.
Tamam.
Seni her yerden alırım.
Oldu biz taksiyle geleceğiz.
Taksi oldu metro.
Saat 9'dan 9.30
9.30'dan 10'a
Maç bitince çıkıyoruz ha
Evrildi
Ben o sırada işlerimi bitirmişim
Hıp hızlı yemeğimi yemişim
Makyajımı yapmışım
Güzelce giyinmişim
Artık en son zaman kaybetmeyeyim
Saat geç oluyor diye
Ayakkabılarımı ceketimi giymiş
Koltuğun kenarında oturup
Telefona bakıyorum
Bana çık denmesini
Ben çünkü yarış atayım
Böyle önümdeki kepenk açılınca böyle
Koşacağım yani
Yük oldu biliyor musunuz?
ayağımdaki ayakkabı sanki
böyle benim ayağıma mermer
böyle hani kaldırım taşı bağlayıp
beni denize atıyorlarmışçasına
beni bir çekti aşağıya. Ben sadece
metroya gidiyoruz şimdi diye
bir mesaj alınca. Hani nereye
gidiyoruz Simay biz şimdi çıktık kusura
bakma beklettim seni ama tam şurada
buluşabiliriz gibi bir detayım
bile olmadı. Biz metroya gidiyoruz şimdi
mesajı gelince. O benim son damlam
oldu. Ben ne yapıyorum lan falan
diye kalktım koltuktan arkadaşlar. Böyle
bir anda pamuğu aldım, makyajımı
sildim. Hani sanki benim için geri dönülmez
hareket oydu yani. Artık buradan sonra
dönülmez geriye falan diye.
Çıkarttım üstümdekileri, giydim pijamaları.
Normalde böyle anlarda bir anda
binge eating yaparım falan.
Açtım bir tane soda. Bir iki can
sıkıntısından, sinir bozukluğundan gözyaşı
döktüm. Sonra bir film açtım. Onu da
bitirmedim. TikTok scrollerken.
Yattım uyudum. Sonra bir uyandım.
İçimde bir öfkeyle. Hani gitmemişim
buluşmaya. Sadece size iyi eğlenceler
demişim. Simay ne oldu? Diye
aranmamışım bile. Gelmiyor musun?
Kusura bakma falan.
Çünkü karşımdakinin düşüncesi belli.
Abartıyor ya. 9.30 dedik
onu da çıktık yarım saat için ne oluyor falan.
Düşüne de bilir böyle. Ama
sebebin bu olmadığını bence
karşımdaki insan da içten içebiliyor ama
en önemlisi ben biliyorum ya.
Bu kadar şeyin bir birikimi aslında.
Bu kadar affın, bu kadar alttan
almanın sonucunda bir
müteşekkirlik, bir takdir
görmekten, bir el üstünde tutulmaktan
da öte iyice cepte
görülmek, iyice tepene binildiğini
hissetmek, iyice
önemsiz hissetmek. Aslında
fark ettim ki bütün affedişler,
bütün alttan alışlar bile
bak bu kadar aslında geri dönülemez bir şeyi
alttan alıyorum ki belki
benim kıymetimi anlarsın, belki bana hak ettiğimi
şimdi verirsin gibi bir yerden
geliyormuş. Ama biz çıktık, seni
beklettik, özür dilerim. Şu saatte şurada
oturalımdan bile aciz bir adamı
kıyafetlerimle koltukta oturup
beklediğimi fark ettiğimde
yemin ederim karşımdakinden daha çok kendime kızdım.
Biraz uyuyup uyandım gözümü kırpamadım sonra.
Böyle bayağı uzun bir süre.
Sanki böyle önemli olan karşımdakinin ne zaman WhatsApp'a girdiği
WhatsApp'a girince bana yazacakmış gibi.
Birinin son görülmesine bakarken kendimi bulduğumda dedim ki
ne yapıyorsun sen ya?
Seni şu an bu duruma getiren adam belli ki utanmıyor.
Sen buna köstek oluyorsun.
Pardonla destek oluyorsun.
Yani bu halde olmana sen de bayağı katkıda bulunuyorsun.
Her seferinde bu insana geçit vererek.
Ne yapıyorsun ya dedim.
Sildim her yerden.
Ve en az 10 hamle önce silmem gereken bir insandı.
Ama günün sonunda artık ne kadar geciktiğimi değil.
Sonunda bunu yapabildiğimi görüyorum.
Yani benim vazomu arkadaşım doldurmuş.
Bak şimdi bir anda Zeki'den bildirim geldi.
Mesaj.
Çay içelim mi?
Ya ne dedim size?
Çay içelim mi?
Spordayım çıkarken uğrayabilirim.
Ne dedim size?
Bak inanılmaz.
İşte bu Sen O Kız Değil Misiniz'in en iyi bölümlerinden bir tanesi.
Az önce Garen aradı.
Zeki yazdı hem de tam size bahsetmişken.
Şimdi ona gel diyeceğim.
Ve ben Simay ne oldu niye gelmedin ya da niye gelmedin anladım hani.
Bir konuşabilir miyiz bile demeyen bir adama daha ne yapayım?
Hani artık bir noktadan sonra neyi fark ettin biliyor musunuz?
Hani eğer benim gibi bir insansanız.
Yani ben artık bu huyumu biraz değiştiğini hissediyorum.
Artık kendimin de çok arkasında duruyorum.
Ama hani size yapıldığında çok sesinizi çıkartmadığınız bir muameleye arkadaşınız maruz kaldığında çok öfkeleniyorsunuzdur mesela.
Ya da mesela o akşam üşenip yemek yemeyebilirsiniz.
Ama arkadaşınız sizin evinize geldiğinde ne söyleyeyim sana ne yapayım sen aç mısın çorba vardı ısıtayım mı oluyorsun.
Ve bunu içtenlikle yapıyorsun ya.
Böyle bir insansan bile biraz artık şöyle düşünmek gerekiyor.
Abi hani ben bana ayıp edilmesini geçtim bu artık benim arkadaşlarıma ayıp oluyor.
Benim arkadaşlarım bana böylesine bir princess treatment yaparken bana her an hayatta olduğumu, hayatlarında olduğumu, akıllarında olduğumu hatırlatıyorken benim böyle bir adama bakıyor olmam, kafamı ondan yana çeviriyor olmam bu insanlara ayıp deyip artık yönünü değiştirmen gerekiyor.
Ki ben biraz artık motivasyonumu kendim de yok hani arkadaşlarımın verdiği değeri de geçtim ben de zaten buna kesinlikle düşmeyeceğim artık noktasına bir tık ben de kendime gelmeye başladım artık ben arkadaşıma yapılan muamele dua adamın ağzına sıçarım diyorsam artık ben de sıçıyorum sıçıyorum yani ama hala çok fırın ekmek yemem gerekiyor yani bu adama hala kızarsın mesela öküze bak dersin ama öküze de öküzlüğünü yaptıracak tarlayı ben vermişim yani.
hasat zamanı.
Biç tarlayı demişim yani. Ben bir
tarlayım. Beni biç
abi demişim yani. O öküzü üstümde
böyle tepindirtmişim yani.
Dont
falanım. Silkindim yani.
Arkadaşım çocuğum bana
hinge profilini atıyor. Bu seninki mi?
Az önce de dedim ya. Değil belli ki abi
benimki falan. Değil yani.
Böyle şey oldum. Realiteyle sanki
yüzleştim. Hani böyle hayatındayken
değerini anlamayan insanların
hayatına çıkınca böyle sen benim
Mumla arayacaksın falan.
Aynen kanka mumla arıyor Hinge'de.
He's not.
Yani bir dikkat dağıtıcı arıyor.
Anladın mı?
Ya da senden öğrendiklerini satabileceği başka birini arıyor.
Ya da hiçbir düzelmek gibi bir umudu yok.
Hata yapa yapa birisini daha hayal kırıklığına uğratınca başka biri.
Onu da olunca başka biri şeklinde zıplaya zıplaya kendi hayatında süper maryoculuk oynuyor.
Hani sen şey zannediyorsun.
Şimdi beni kaybetmesinin etkisiyle biraz oturup böyle başını ellerinin arasına alıp.
Hayır abi.
Başını alan bir sen varsın kanka.
Hani.
Ağzımı bozuyorum artık.
Adam neymiş böyle başını duvarlara.
Yok kanka öyle bir dünya yok yani.
Ha tabii ki de pişman olan ders çıkartan falan vardır da.
Senin hayatından çıktıktan sonra o insanın çıkarttığı ders senin müfredatında değil.
Değil.
Artık seni bağlamıyor.
Senin hayatındayken ve sen o insanın hayatındayken, senin kim olduğun, ne kadar değerli olduğun, neler yaptığın hala ortadayken ve sen okunmayı bekleyen açık bir kitapken bu adam eline fosforlu kalemi alıp tek bir cümleyi çizmemiş, senden sonra kaç tane kitap bitirdiği artık senin umrunda olmamalı.
Sen o adamın kütüphanesine giremedin.
Ve bu senin değersizliğine ilgili değil abi.
Seni herkes okuyamayacak.
Her okuyan anlamayacak.
Her anlayan senin anlattığını anlamayacak.
Her anlayanın da sen okumasını istemeyeceksin.
Böyle bir ermişlik, bir rahatlık var üstümde.
Bir süredir böyle her sabah yaptığım şey Hince girip o likelayanları elemek.
Bir de böyle şey ya bununla mı uğraşacağız falan diye.
Abi hani keyifli, canın istediğinde bir kahve içmek, bir sosyalleşmek istediğinde girip kullansana şunu.
Niye her sabah mail kontrol eder gibi oradaki kalabalığa tahammül edemeyip çarpıya basıyorsun?
Kullanma o zaman.
Bu sabah sildim mesela.
Bununla dedim uğraşamayacağım yani.
Ya da normalde işte numarasını sildiğimde birini ya da hayatımdan çıkarttığımda
neden çıkarttığımı doğru bilsin.
Bana yaptığını doğru bilsin.
Doğru anlasın.
Anlamasın.
Bir insanın size yaptığı hatayı aslında anlaması gereken tek kişi sizsiniz.
Bu hata sana yapıldı.
Yürü git artık oradan.
O hatayı affedeceksen o kişinin kim olduğu da önemli.
Mesela yakın arkadaşlarım bana istedikleri kadar hata yapabilirler.
Çünkü bunun kredisini hayatında bulundukları süre boyunca kat be kat kendileri edindi zaten.
Ve benim bunu söyleyebilmemin sebebi zaten belli aşamanın üstündeki hataları bana yapmayacak olduklarını da çok iyi biliyor olmam.
Ama iki ay önce adını bile bilmediğim bir adamın sana hata yapmasına çok da müsaade etmemek lazım.
Yani hata müsaadelik bir şey değil de ikinci şansı demek istiyorum.
Hak etmemesi lazım.
Sen de o hatayı yapmayı ver dersin adama yani.
Ya o yüzden evet belki bazı konularda çok engin konuşuyorum, çok ermiş konuşuyorum.
Bazı konularda çok hala aynı şeyleri tekrar ediyorum.
Hani ben biliyorum bazılarınızın dinlerken ya hani kızım yuh falan hani bu kadar hayata bu kadar baştan başlanır mı falan dediğiniz duyar gibiyim.
Birçoğunuzun çok benzerini yaşadığını hissettiğini hatta benim bu anlattıklarımı belki utandığından çevresiyle paylaşamadığını da pek hala biliyorum.
yazıyorsunuz bana iyi ki o bölümü attın yani tek keriz ben değilmişim falan diyorsunuz.
Evet değilsiniz.
Hani sizden daha kerizi bu bölümü kaydediyor şu an.
Ama mevzu artık yapabiliyorum.
Artık yapabiliyorum.
Hep şey diyordum ben bu terapide sürekli bu adamları mı konuşacağım?
Ne zaman sıra bana gelecek?
Aha bana geldi.
Geçen cuma terapide kendime kızdım.
X kişisine Y kişisine Ahmet'e Mehmet'e kızmadım.
Kendime kızdım.
Kendime dedim tahammül edemiyorum.
Ben bunu niye yapıyorum ya?
Ben bunu niye yapıyorum diye kendime kızdım.
Kendi yüzümden ağladım yani bu cuma.
Bir adamın bana yok yaşattığı yaptığı attığı mesaj falan değil.
Kendimden dolayı ağladım.
Ve iyi geldi.
Hayatta hayal kırıklığına uğramamak çok zor.
Ama hayal kırıklığına bile uğrayacaksanız onu bile kendiniz yapın.
En azından içine ne koyduğunuzu bilirsiniz.
Yani nereden başladım bu bölüme bilmiyorum ama bayağıdır 3 saattir de konuşuyor gibi hissediyorum.
Ya benim bugün çıkarttığım çöp poşetinin bile bana düşündürtebildiği şeyler var.
Mesela şöyle söyleyeyim gerçekten.
Ben böyle bu İtalya'dan dönerken bazı eşyaları poşete sarıp da valize koydum.
Poşette yırtılmamış yani.
O yüzden çöp poşeti olarak düzgülü poşeti kenara koydum kullanırım deyip onu takmıştım çöp kovasına.
Doldu çıkarttım.
Abi ben ona bakınca bile ulan ya bir ay önce de İtalya defterini kapattık lan helal olsun sana bak.
Kaç kilo valizi tek başına taşıdın falan geliyor.
aklıma. Ya ben çöp poşetine
anlam yüklemiyorum bak ha.
Anlamı kazanmış benim hayatımda
o çöp poşeti. Ben çöp poşetine
bile baktığımda bir ülkeye
kendi başıma cesaret edip yüksek lisans
yapmaya gittiğimi görebiliyorken
bana baktığında bende bir şey
görmeyen adamı ama bende
çok fazla anlama karşılık geliyorum
de ikna etmeyeceğim. Böyle
yani her şeyin üzerine
konuşabiliyorum, düşünebiliyorum.
Bakın her şeyin.
masamda iki tane magnezyum duruyor.
Çünkü bir tanesini annem için almıştım.
Sonra bu bende kilo yaptı dedi.
Yalan.
Haftada beş kere güne gidiyorsun.
Magnezyumla bir ilgisi yok anneciğim.
Onu bırakmış mesela.
Ona bakınca bile annemin te aydından yanında
ben bunu sana getirdim geri diye
o magnezyumu getirip benim
orta sehpama bırakışı hoşuma gidiyor.
Bu bölümü kaydetmeden önce annemi aradım.
Gözlerim yaşlı.
Anne ben seni çok özledim falan diye.
Ne oldu? Bir şey mi oldu?
Kötü bir şey mi oldu?
Kadın da yani tetikten ne oldu yine Hicri'de biriyle mi tanıştı falan oluyor kadın yani.
Yok dedim şükrandan bu sefer ağlıyorum.
Bak dedim sen oradasın, sağlıklısın, hayattasın, kedimiz var.
Benim burada bir tane daha kedim var sana torun getirdim.
Hani pazar gününü evimde geçiriyorum ve yaptım lan yaptım.
Ve yaptım dediğim nokta durmama asla müsaade etmiyor.
Hala bir üstünü hayal edebiliyorum, elde etmek istiyorum ve elde edebileceğimi de biliyorum içten içe.
Buna ağladım ben bugün.
Ve bazen baktığımda bu kadar hayat doluyken.
Mesela dün.
Arkadaşlarımla dışarı çıktık.
Böyle bir rakı sofrası yaptık.
Çok sevdiğim iki arkadaşım geldi Almanya'dan.
Sonra oradan dans etmeye gittik.
Deli gibi dans ettik.
Bir sürü insanla tanıştım.
Çok güzel dans ettim.
İlk kez hatta bunu İdil'le konuştuk.
Dedim ki yani o dedi galiba.
Ne kadar eğlendik farkında mısın dedi.
Cuma günü.
Cuma günü yine çıkmıştık dışarı arkadaşlarımızla.
Bir de dün çıktık cumartesi.
Cuma günü İdil şey dedi.
Ne kadar eğlendiğimizi konuşuyorduk ve fark ettin mi?
Erkek konuşmadık, erkeksiz eğlendik, flörtleşmeden.
Ay acaba ne demek istedi buradayı konuşmadan eğlendik.
Çünkü ben sadece dün arkadaşlarımla dans etmek istedim.
Hayatımın her anında da aşkı ben arayamam ki o da azıcık beni arasın.
Bazen onu böyle aramak ve bulmaktaki paniğimi bir kenara bıraksam ve kendim olarak o günü, o anı bir yaşayabilsem zaten aşkı kendime çekebileceğime çok eminim.
Hani bence ben gerçekten böyle biri benek net yani müthiş dans ettiğimden falan değil de ulan deliye bak falan diye kesin bana çekilir yani çok da eminim içten içe ama müsaade etmiyorum.
Ben arayacağım illa aşkı.
Ya benim bu hareketliliğimden dolayı aşk ben durmam gereken yerde bir türlü duramadığımdan beni bulamadıysa.
O yüzden ben bu pazarı evde geçirirken belki de biraz durmayı öğrettim kendime ya da durma pratiği ediniyorum.
Ve bunu yaparken bile herhangi dümdüz, bomboş, yağmurlu, hiçbir şey yapmadığım bir pazar gününde bile sizle böyle bir saat falan tek nefes monolog atıyorum.
Ve birileri en az, en az bir 3 bin kişi falan dinleyecek bunu.
Ne alaka mesela?
Ama dinleyecek.
Birileri saçma olacak, birileri sevecek, birileri yarıda kapatacak, birileri ikinciye falan dinleyecek.
Çünkü bir sürü insan var.
Şimdi mevzu benim podcastimi dinlemeye gelince bir sürü insan varken yani bir sürü farklı hissedebilecek insan varken, bir yemeğin bir sürü alıcısı varken, bir menüde her zaman bir sürü şey olup birileri birilerinin favorisi birileri ise en sevmediği iken dünyada gerçekten sevilmeye dair endişem olmalı mı diye düşünüyorum ve olmamalı da karar kılıyorum.
Zaten mevzunun artık benim sevilip sevilmemem olmadığını da anladım
Ama benim acilen bendeki bu sevgi fazlalığını karşımdakilerin eksikliğine
Tamam tamam bende vardı sen şunu al bununla beni seversin şeklinde ödünç vermeyi bırakmam lazım
Çünkü o asla geri gelmiyor
Hani bu erkeklerin işte kızlara sakın sivet şörtünüzü vermeyin sonra geri gelmiyor
Sokarım senin Pull&Bear'dan aldığım 500 liralık sivet şörtüne
sen benim o çok beğendiğin neşemi çaldın onu ne yapacağız?
Mesela.
Yani böyle sizin o enerjinizi beğenip, müzik zevkinizi, enerjinizi, esprilerinizi, giyim tarzınızı, bir şeylerinizi sizden çorlayıp
ancak sizden aldığı o kaymak karakterle bir noktaya kadar ilerleyebilecek adamlar olmadan da yaşanabiliyor bu hayat.
Hem de çok güzel yaşanıyor.
Hani böyle gerçekten o Miranda'nın, 80'si city'deki Miranda'nın
Ya biz bu kadar başarılı 4 kadın erkekten başka konuşacak bir şeyimiz yok mu noktasına geliyorum.
Şöyle de bir dilenme var.
Bu bölümde de erkekleri konuştum mesela.
Ama artık onları anlamak ya da bana yapılan bir davranışı analiz etmek için değil.
Ben bunun karşısında ne yapacağım noktasını konuştuğumu ve bunun da dünden daha iyi olduğunu ve birin sıfırdan büyük olduğunu düşünüyorum.
Ve kendime de helal olsun diyorum.
Ben mikrofonu açıp öylesine konuştuğumda bile bir şeyler bana iyi geliyor.
Bunu dinleyen birilerine de iyi gelecek.
Evet sevgi gerçekten her yerde benim için.
Çünkü ben gittiğim her yerde onu bir şekilde buluyorum.
Hiç yoksa yanımda zaten götürüyorum.
O yüzden galiba bundan sonraki hedef sevgiyi en az böyle gören biriyle olmak.
Ve böyle biriyle olmayacaksan belki de olmamanın o kadar da kötü bir şey olmadığını kabul etmek olacak.
Bir sonraki adım nerede, ne zaman, nasıl bir kabulle yaşanır bilmiyorum.
Ama olduğunda oraya geldiğinizde dinleyeceğinize hiç şüpheniz olmasın.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Herkes bu bölümden kendi dersini çıkartsın arkadaşlar.
Çok öpüyorum sizi.
Hoşçakalın.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
