
Odea ile Yatırım Odaklı Podcast’i dinlemek için: Tıklayın
Bu bölüm “Odea” hakkında reklam içerir.
ben büyüklük bende kalsın istemiyorum ya teşekkürler. herkes eylemlerinin sonuçlarına katlansın. ben affetmiyorum. affetmeyen, aşmayan herkes için konuştum. konfor alanınıza hoş geldiniz. oturmaz mıydınız?
Transkript
Herkese merhaba. Sen o kız değil misin?''in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bence birazcık özleştik.
Tekrardan kendi alanımda İtalya'da mikrofonun karşısında sizinle konuşmak
bana tam anlamıyla layığıyla bir bölüm kaydetme arzusu verdi.
Ve uzun bir süre sonra ilk defa aklımda çok fazla bölüm fikri var.
Ben bugün ne konuşacağım diye karar vermeye çalışırken kendimi buldum.
Ama sanıyorum ki çok büyük ihtimalle bu 2024'ün son Sen o kız değil misin? bölümü olacak.
O yüzden de dinleyicilerimin yeni bir yıla başlamadan önce bence duymaya ihtiyacı olabileceği bir konuyu sizinle konuşmak istiyorum bugün.
Bugün biraz affetmek ve bu bir şeyleri aşmak konsepti üzerine konuşacağız.
Neredeyse bir iki haftadır Türkiye'deydim.
Daha dün geldim İtalya'ya.
Çoğunlukla İstanbul'daydım, birkaç gün Aydın'daydım ve bana çok iyi geldi.
İnsan da aslında böyle tıpkı bazı bitkiler gibi aslında belli şartlar altında tam anlamıyla yeşerebiliyor ve çiçeklenebiliyor.
Belki de uzun bir süre hem yaşadıklarımla hem buradaki hayatımda bazı yüzleştiğim, tek başıma yüzleşmek zorunda kaldığım şeylerle toprağım biraz fazlaca kurumuş ve çatlamıştı.
Ve bunu yapraklarıma bakanlar da çok net bir şekilde görebiliyordu.
O yüzden tekrardan kendi iklimimde olmak, kendi insanlarımla çevrili olmak beni yaşarttı, bir şeyler içinde filizlendi ve belki de söylemesi, anlatması zor konuları da konuşabilme gücünü kendimde buldum.
Bugün aslında üzerinden çokça zaman geçmiş bir olayı ve yaşım arttıkça, zaman geçtikçe o zaman olduğumdan uzaklaşan, ondan uzaklaştığım daha doğrusu bir simayı konuşacağım.
Belki de artık hafızam bir şeyleri benden yavaş yavaş almadan hatırladığım kadarıyla bazı şeyleri anlatmak, dile getirmek yara almış simayı da umarım biraz iyileştirir.
Maalesef ki ve eminim ki aranızda da bugün söyleyeceğim şeyleri duymaya ihtiyacı olan çok fazla insan var.
O yüzden yeni bir yıla girmek, baştan aşağı yenilenmek, baştan aşağı yeni bir sen olmak olmasa da
geçmişimizde yara almış bazı şeylere pansuman yapmak, ona dönüp seni anlıyorum, seni duyuyorum demek çok iyileştirici, çok tazeleyici.
O yüzden bunu belki de 2024'te bırakmak güzel bir başlangıç olabilir bir şeyler için.
Eğer hazırsanız 2024'ün son bölümü affetmiyorum karşınızda.
Bilmiyorum bu toplumsal bir şey mi ama söz konusu affetmek bir şeyleri aşmak olduğunda
büyüklük sende kalsın boşver affet ya da ya üzerinden çok zaman geçti aş artık bunları gibi
genellikle incinmiş ve yara almış tarafın eyleme geçmesini beklemek bizim çok sık başvurduğumuz bir şey.
Ve galiba aldığımız yaraları, incinişimizi belki de sindirmenin bir yöntemi bu.
Ben affettim. Büyüklük bende kalsın.
Ben artık düşünmüyorum. Ben bunları aştım demek.
Belki de ben çok yara aldım ya ben hala kanıyorum.
Ben hala aslında bunun bedelini ödüyorum.
Hiç hak etmediğim bir şeyin belki de acısını çekiyorum demek, bunu kabul etmek, çok büyük bir öfkeyi belki kiğini, nefreti beraberinde getirecek ve bununla uğraşmak istemiyorum düşüncesiyle affetmeye, aşmaya, geride bırakmaya çok daha anlam yüklüyoruz.
Ama bu söz konusu bir şeyleri sorgulamak belki de haklı ve haksız ayrımını yapmak konusunda bizim her zaman okları bir şekilde yanlış tarafa yöneltmemizden mi kaynaklı bilemiyorum ama ben aşmanın affetmenin çok da benlik duygular olmadığını düşünüyorum.
Biz burada genellikle yanlış muhataba bazı akıllarda bulunuyoruz.
Mesela sen incinmişsin, hayal kırıklığına uğramışsın, belki travmatize edilmişsin, belki çok kötü bir şey yaşamışsın.
Ve bunu anlatmak bile, bunu kabul etmek, bunu sindirmek, sonra bunu kelimelere dökmek ve bir başkasıyla paylaşmak bile ne kadar meşakkatli bir şeyken karşından şunu duyuyorsun.
Aş artık ya, boş ver, affet gitsin.
Ve bu teselliyi o kadar çok duydum ki hayatımda bir yerden sonra çok sorgulamaya başladım.
Yani ben affedeceksem, sen affedeceksen, sonra bir başkası da boş verecekse, bir başkası da aşacaksa biz gerçekten bu kötülüğün kısır döngüsünü nasıl kırabiliriz?
İçi kötüleşmiş, pisleşmiş ya da birisini incitmekten hiç korkmayan insanlar ne zaman eylemlerinin sorumluluğunu alabilecek ki?
Ne zaman hesap verecek mesela?
Yani tamam benim de kendimi rahatlattığım bazı tesellilerim var bunları burada sizinle de paylaşıyorum.
Mesela bence kesinlikle karma bir insanın kendisi ya da benim bir insana verebileceğim en güzel iyi dilek umarım kendin gibi insanlarla karşılaşırsın demek.
Bırakın bunun iyi bir dilek olup olmadığına ya da belki de bir beddua olup olmadığına kendileri karar versin.
Eğer kötü bir insansa sizin bu söylediğiniz şey ona bir hakaret gibi gelecek.
Ama kendinden emin, kendiyle barışık, kendiyle mutlu bir insansa kendi gibi insanlarla karşılaşması temennisi ona çok iyi bir dilek gibi gelecek.
Bunlar benim de zaman zaman başvurduğum iç rahatlatıcı söylemler olsa da söz konusu affetmek olduğunda bu kadar yumuşak kalple olamıyorum.
Olmak da istemiyorum.
Tabii ki birine uzun uzun açıklamalar yapmakla sen beni böyle incittin, böyle kırdın, neden bunu yaptın demekle insanların eylemlerinin sorumluluğunu almasını beklemek arasında bir fark var.
Ben genellikle kendimi hep beni inciten insanları karşıma oturtup onlara bunu aslında hak etmediğimi anlatmaya çalışırken bulurdum.
Bundan vazgeçtim.
Ama bu yine de benim affeden, aşan, artık takmayan, onlarla barışmış, onları bir şekilde sineye çekmiş bir insan olmamı sağlamadı.
Ve bundan mutluyum.
Bana isterseniz kindar deyin, isterseniz bu da hiç aşamamış ya deyin.
Bugünün konusu da tam olarak bu aslında.
Ben neden düz bir yolda yürürken, hayatın zaten hali hazırda önüme koyduğu bazı engelleri aşmaya çalışırken
ya da kendi tercih ettiğim yollara doğru yönelirken
önüme bazı aşmam gereken
ancak aşmakla kendi düz yoluma tekrardan ulaşabileceğim
o tümsekleri çıkaran insanları sorgulamak
onlara neden bunu yaptın demek yerine
kendimi o engeli aşmakla ya da aşmamakla değerlendiriyorum.
Bunu düşünmeye başladım.
Yani benim hayatıma aşılacak bir şey getirenleri değil de
benim hala o olayı ne kadar unutup unutmadığımı konuşuyoruz.
Ne kadar iyileşip iyileşmediğimi.
Bu bana çok iki yüzce geliyor ve bunu kendime yapmamaya çalışıyorum.
Yapılmasına da müsaade etmiyorum.
O yüzden bugün eğer hayatınızda sizde bazı incindiğiniz olaylarda muhatabına değil de size yöneltilen
neden bunu bir türlü unutamıyorsun sorusuna maruz kaldıysanız
bugün sizin içinizdeki o tarafı ben iyileştireceğim.
Şimdi tabi burası benim kendi alanım olduğu için haliyle karşımdaki insanlara çok da bir şey söyleme hakkı düşebilecek bir alan değil.
O yüzden nasıl şimdiye kadar bazı olayları size hep üstün körü anlatmış ve bunların bendeki yansımasını anlatmışsam bugün de böyle yapacağım.
İnsanları da töhmet altında bırakacak şekilde bir şeyler anlatmayacağım.
Çünkü her zaman bir olayın en az iki perspektifi vardır ve ben de belki de yaşadığım kırgınlıkları bir başkasının gözünde çok farklı bir şekilde dinleyebilirim.
O yüzden kendi duygularım üzerinden konuşacağım ama belki de ilk defa bir bölümde daha spesifik bir şekilde bir olay örgüsünü size anlatmak istiyorum.
Üzerinden sanıyorum hemen hemen üç yıl geçti.
Fakat bu üç yılın da öncesinde belki de değinmem gereken bazı anekdotlar var.
Biliyorsunuz ki ben bundan 4 yıl önce podcast'a başladığımda aslında bir kalp kırıklığıyla bir terk edilişle konuşmaya başlamıştım.
Görece çok kısa bir ilişkiydi ama bana aynı zamanda bir ilişkinin sizde edineceği yerin onunla ne kadar zaman geçirdiğinizde ölçülmeyeceğini de öğreten çok kıymetli bir öğretiydi.
Tam böyle Covid'den sonraki ilk yaz benim de aslında oldukça mental anlamda zorlandığım bir yılın arkasından bana ilaç gibi gelen belki de öyle gelmesini umduğum bir ilişkiydi.
Uzun bir süre sonra tekrardan sevdiğim insanlarla İstanbul'da yakın zamanda taşındığım evimdeydim ve yeni bir insanla tanışmıştım.
Çok heyecanlıydım uzun süredir birini sevmeyi ve biri tarafından sevilmeyi bekliyordum ve aynı zamanda hali hazırda sevdiğim benim insanlarım dediğimde çok yakın arkadaşlarımla birlikteydim özellikle içlerinden bir tanesinin yeri bende hep çok farklıydı benim üniversiteden çok böyle yakın olduğum bir kız arkadaş grubum vardı onlardan bir tanesiydi.
Konuştuğumuz şeyler hayatı olayları ele alış şeklimiz anlayış şeklimiz bence çok benzerdi ve birbirimizi bu açıdan çok besliyorduk.
O yüzden benim için işten bile değildi yani hayatıma nihayet sevdiğim bir insan girdiğinde onu bu arkadaşlarımla tanıştırmak, onlara sunmak hatta yapılması gereken bir şeydi yani hayatımın çok büyük bir bölümünü oluşturan ve belli bir yerde beni de temsil ettiğine inandığım insanlarla yeni hayatıma giren ve onu sevdiğimi düşündüğüm bir insanı tanıştırmak dünyalarımın birleşmesi gibi bir şeye tekabül ediyordu.
Ve gerçekten de o yaz hemen hemen hep birlikteydik.
Benim erkek arkadaşım ve benim arkadaşlarım bir şeyleri birlikte yaptığımız.
Hatta benim erkek arkadaşımı belki de o tanıma sürecimde hep birlikte onu tanıdığımız.
Herkesin bir şekilde birbirini tanıdığı çok yeni ve çok sıcak çok genç bir ortamdaydık.
Şu an böyle bazen yürüdüğümde kahkahaları yükseldiği için kafamı çevirip baktığım o masalardan bir tanesiydik belki de.
Nitekim bu ilişki çok uzun sürmedi ve benim için çok yıkıcı oldu. Beklenmedik bir ayrılıktı. Zaten mental olarak hala bir şeyleri düzeltmeye, hala iyileşmeye çalışıyordum.
Ve tabii ki de bu çok yıkıcı süreçte de arkadaşlarım yanımdaydı.
O zaman hala böyle covid'den ötürü sınavlar online bir kısmımız İstanbul'da bir kısmımız değil.
Ama her zaman yanımda o desteği hissediyordum.
Uzun uzun telefon konuşmaları, yanıma gelebilenin yanıma geldiği, beni teselli ettiği.
Hani böyle yataktan bile çıkamayacak kadar kötü olduğum bir süreçti.
Çünkü bir yandan da belki ben de o ayrılığı çok iyi kaldıramamış ve karşımdakini biraz belki sıkıştırmıştım.
Çünkü belli sorularım vardı bunlara cevap alamamıştım sürekli neden sorusunu soruyordum.
Her ne kadar belki de verdiğim tepkilerle karşımdakini de o ayrılık kararına iyice ikna ettirsem de
yine de orada alamadığım belli cevaplarla bana bir haksızlık yapıldığını hissediyordum.
Ve çok sık arkadaşlarımın desteğine ihtiyaç duyuyordum ve oradalardı.
Sonra tabii bir şekilde ayağa kalkmam gerekti ve belki de hayatımın en güzel iyileştiricilerinden bir tanesi olarak Napoli'ye gitmeme çok az kalmıştı.
Napoli'ye gittim.
Tabii üniversite hayatımın son dönemini yurt dışında geçirmek,
arkadaşlarımın o mezuniyet stresini yaşadığı bir anda benim bambaşka bir hayatta, bambaşka bir şey deneyimli olmamda
yavaş yavaş bizi birbirimizden uzaklaştırdı.
Ben şahsen geri geldiğimde yani yerime biri alınmış gibi değil de
çember biraz daha daralmış ve ben kalkınca o masadan bir sandalye eksilmiş gibi hissettim
ve kendime yeniden bir yer bulamadım.
Bu açıkçası çok yutması zor bir hap değildi benim için.
Çünkü belki de büyümeye başladığım dönemlerden bir tanesiydi.
yeni bir ülkeyi, yeni bir hayatı, yeni insanları keşfetmenin de verdiği yeni bir dünya görme deneyimiyle
insanların da aslında hayatlarımızda bir şeylere hizmet ettiğini
ve bazen artık o zaman bittiğinde onu çok da uzatmamak gerektiğini öğreniyordum.
Bunu bazı bölümlerimde de söylüyorum aslında biten arkadaşlıklar üzerine özellikle.
bir insanı 4 yıl, 5 yıl, 10 yıl hayatınızda tuttunuz, çok güzel şeyler paylaştınız diye
bir 10 yıl daha tutmak zorunda değilsiniz.
Bitmesi gerektiği yerde inat edip onu zorla sürdürmeye çalışmak
bazen geçirdiğiniz güzel zamanların da artık lekelenmesine neden olabiliyor.
O yüzden o uzaklaşma bana çok doğalında gerçekleşmiş gibi gelmişti.
Çünkü bir yandan da İtalya'yı görmek bana ben burada olmak istiyorum hayalini vermişti ve döner dönmez yaptığım şey tekrardan geri dönmenin yollarını aramaktı.
Ve aynı zamanda yeni bir ilişkin içindeydim.
Bu sefer erkek arkadaşım bir İtalyandı ve dönmek için çok daha büyük, çok daha duygusal bir motivasyona da sahiptim.
ama diğer yandan hala hatırlıyorum ki o bitmiş olan ilişkimin hem bitiş şekli hem de o arada zaman zaman sahip olunan iletişimler
kafamda hala yanıtlanmamış sorulara çok fazla ışık tutuyordu.
Hala ben aslında oradaki yanıtlanmamış sorularla kendimi baş başa buluyordum ve çok suçlu hissediyordum.
Bunun da aslında biraz çevresel bir faktör olduğunu düşünüyorum.
Hayatta böyle sizin bir ilişkiniz varsa artık eski ilişkinizle ilgili bir şey düşünmemeniz bekleniyor.
Arkadaşlarınızla çok mutluysanız bitmiş bir arkadaşlığın yasını tutmamanız gerekiyormuş gibi.
Yeni bir sayfayı açtıysanız bir önceki sayfaların bir önemi yokmuş gibi.
Halbuki hayat böyle zaten bir yerde de tıpkı bir ders notu tutar gibi bir ders defteriniz var gibi bir şey değil midir?
Yani bir önceki sayfaların dolu olmasının sebebi de edindiğiniz öğretiler.
Ve siz zaten o sayfalar dolu olduğu için, onları doldurabildiğiniz için bir sonraki boş sayfaya geçebiliyorsunuz.
Ben neden yeni bir ilişkinin, yeni bir sayfanın başındayken geçmiş sayfaları tamamen kafamdan sileceğim?
Ya da madem bunları unutmak üzerine programlandım, neden bu kadar uzun süre elimde hayat kalemini tuttum ki?
Tabii bunları o zaman düşünemiyordum ve çok suçlu hissediyordum.
Çünkü yeni bir ilişkimin olmasıyla da birlikte arkadaşlarımdan şunu duyuyordum.
Yani aş artık. O bitti yani. O soruları sor ya da sorma bir önemi yok. Senin artık bir ilişkin var bak partnerine çok ayıp ediyorsun gibi.
Tabii ki de o suçluluk hissiyle o soruları, o sorguları dışa vuramıyordum.
Nitekim gitgelleriyle o problemli iletişimiyle bir şekilde arkadaşlarım bana artık bu eski sevgilimi hayatımdan tamamen çıkartmam gerektiğini gerek sosyal medya gerek numarası her şeyini silmem gerektiğini çünkü bana iyi gelmediğini çünkü bana davranışlarıyla çok kötü davrandığını ve kötü hissettirdiğini söylediler ve bana çok mantıklı geldi.
Çünkü arkadaşlarım beni bir yerde korumak istiyordu.
Ama tabii bu süreçte onları tanıştırmış olmam artık onların da arkadaş olması da bir faktördü.
Ve nitekim başıma gelenlerden sonra eski erkek arkadaşımı hayatımdan çıkartan sadece ben oldum.
Bunu da meşrulaştırdım o an için.
Onlar arkadaşlar, onların paylaşımları farklı diye.
Ama bu bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık galiba hala sindirebileceğim bir şey değil.
Bazen böyle başınıza çok kötü bir şey gelir.
Sizi çok inciten birisi olur.
Size çok ayıp etmiştir.
Ve çevrenizden birisi şunu söyleyebilir mesela.
Bana bir şey yapmadı.
O yüzden ben hala görüşüyorum.
Bu benim anlayabileceğim bir şey değil aslında.
Yani bir kötülük sadece size doğrudan yapıldığında mı kötülüktür?
Zaten bir insanın başkasını bu kadar hoyratça incitebilmesi,
ona karşı bu kadar iletişimsiz ya da kırıcı olabilmesi,
zaten biraz mesafelenmek için yeterli değil midir?
Hani en basitinden çok bencil bir insan ol ve
gözlemlediğin şeyler sonucunda şu karara var mesela.
Yani bunu Sima'ya yapan bana da yapar, ben biraz kendimi koruyayım de.
Ama zaten o noktaya gelene kadar bence iyi bir insan
bir başkasının bu kadar kolaylıkla kalbini kırabilen birisine
zaten çok da samimiyet hissedemez diye düşünüyorum.
Ya da ben gerçekten çok salağım bilmiyorum, siz söyleyin.
Zaman içerisinde giderek bu arkadaşlarımla mesafelenmem belki bazı kişisel problemler derken tamamen oradan koptum artık.
Böyle çok yüzeysel bir iletişimim oldu.
Sadece bir tanesiyle zaman zaman konuştuğum görüştüğüm bir iletişime döndü.
Farklı hayatlar inşa ediyorduk farkındaydım.
Artık o grubun içerisinde değildim farkındaydım.
Ama geçirdiğimiz yıllara dair duyduğum mutluluk, duyduğum müteşekkirlik hala vardı tabii ki bir yerlerde.
Artık buna altıncı his mi dersiniz yoksa gerçekten sinyalleri iyi okuyabilmek mi bilmiyorum ama
o arkadaş grubunda çok daha farklı bir yakınlığım olduğunu hissettiğimi söylediğim,
hatta üniversitenin ilk günü tanıştığım, birbirimize böyle sarıldığımız ve
o kapıdan içeriye birlikte girdiğimiz ilk arkadaşım ve eski sevgilim arasında bir şeyler olabileceğini hissetmeye başladım.
Ve bunu paylaştığımda ki bunu paylaşması çok zor bir şey.
Bu nasıl bir yakıştırma diyorsunuz kendinize ben bu kadar kötü niyetli miyim yani bunu nasıl arkadaşıma yakıştırabilirim?
O yüzden bunu söylemek de çok zordu ama bunu söylediğimde geçiştirildim.
Ortak arkadaşlarımız tarafından iyice kafayı yedin, iyice o crazy ex girlfriend olduğunla yaftalandım, saçmalama bunu nasıl düşünürsün, bunu nasıl beklersin, siz o kadar yakın arkadaşsınız bunu sana nasıl yapmasını bekliyorsun gibi söylemlerle karşılaştım ve kendimi çok kötü hissettim.
Ben gerçekten ne kadar kötü bir insanım yani artık yakın olmayabiliriz ama bunu bana nasıl yapmasını beklerdim ki dedim.
Korkularımı o düşüncelerimi iyice yuttum.
Nitekim o dönem obsesif kompülsif bozukluk tanısı almıştım ve bu mental rahatsızlığa verdim ya.
Ben galiba yine obsesifleşiyorum yine kendi takıntılı düşüncelerimle kalıyorum dedim.
Hani artık rüyalarımda falan gördüğüm bir şeye dönüşmüştü ama insanlara söylemekten çok korkuyordum.
Bir gün olabilecek en kötü şekilde öğrendim.
Bir arkadaşım bana kalmaya geliyordu ve o arkadaş grubumla da tanışıklığı olan zaman zaman görüşen bir arkadaşımdı.
Ona rüyamda böyle bir şey gördüğümden bahsettim.
Yani eski sevgilimle eski en yakın arkadaşımın birlikte olduğunu gördüğümü söyledim.
Ve böyle gözümün önünde bir insanın suratının bembeyaz olduğunu gerçekten gördüm.
Benim eski sevgilimi tanıyan birisi değildi.
O dönemler çünkü aynı ortamda değildik, farklı şehirlerdeydik.
Fotoğrafını görmek istedi, gösterdim.
Bugün o da geldi dedi ve ben hala şey diyorum içimden.
Yani arkadaş onlar hani benden sonra da görüşüyorlardı.
Ben de artık çok yakın değilim o yüzdendir.
Yok Simay yakınlardı baya dedi.
Sanki birisi kalbinizi midenizi avcunun içine almış da böyle sıkıp bırakıyor sıkıp bırakıyor gibi bir his.
Ya da böyle çok gariptir ki çok ağır hissettiren bir boşluk oluşur.
Bir anda kalbinizle mideniz arasında bir yerde.
Ona çekildiğimi hissettim.
Ve bu arkadaş grubumdan konuştuğum, bu endişelerimi sorduğumda da hayır öyle bir şey yok diyen arkadaşımı aradım.
Ve dedim ki sana tek bir sorun var.
Bana ya evet ya hayır diyeceksin.
Aralarında bir şey var mı?
Evet dedi.
Ve ben hala o an yaşadığım patlamayı hatırlıyorum.
Bu böyle hala eski partilerime bir şey hissetmemden gelen bir patlama değildi.
Nitekim o benim için artık elin adamıydı.
Yani zaten kalbimi çok kırarak bir ilişkiyi bitirmiş,
bana çok yabancıymışız gibi hissettiren bir ayrılık yaşatmış bir insana zaten
aradan da oldukça uzun zaman geçtikten sonra bir yakınlık, bir duygu hissetmiyordum.
ama artık eskisi kadar yakın olmasak da çok kısa bir süreye kadar hala birbirimizin her şeyini bilen
ve dört yılı neredeyse el ele geçirmiş bir insanın, en yakın arkadaşım dediğim kişinin
her şeyden önce de bir ilişkiyi başından sonuna en mutlu anlarımdan en incindiğim ve yara aldığım anlarına kadar
en yakından takip etmiş bir insanın, o kişiye baktığında benim üzüntümden ziyade
başka duygular hissedebileceğine inanamadım.
İnanamadım yani.
Sonra tabii dalga dalga başka acılar, başka öfkeler yaşarmaya başladı içimde.
Yani bana kendimi deli gibi hissettirdiler.
Bana kendimi takıntılı bir eski sevgili gibi hissettirdiler.
O kadar takıntılı ki yakın arkadaşından bile şüphe eden bir insana dönüştürdüler beni.
Ve buna ikna ettiler.
Ve bunların hepsi benim obsesif komplesif bozukluk gibi oldukça zor bir mental problemle mücadele ettiğimi bilerek yaptılar bunu.
Yüzleşmesi çok zor, kabul etmesi çok zor bazı kırgınlıklar yaşadığınızda kendi içinizde onu mantıklı bir düzleme oturtmaya çalışıyorsunuz.
Ben de bunu yaptım.
Ama sonuçta sonrasında benim de başka bir ilişkim oldu.
Haliyle başka bir ilişkim olduğunda eski sevgilimin ilişkisiyle ilgili bir şeye sinirlenmek benim haddim değil.
İki yüzlülük olur. Bunu yapamam dedim.
Zaten artık eskisi kadar yakın arkadaş değildik.
O yüzden olmuştur dedim.
Ama o içimdeki kırgınlık, içimdeki öfke, içimdeki haksızlığa uğramışlık hissi hiç gitmedi.
Ve ben bana yapılan şeyin aslında ne kadar yutulması zor bir şey olduğunu başka insanların verdiği tepkilerle fark ettim.
Ve bence bu gerçekten çok ağır bir şey.
Yani sizin aslında ne kadar zor, altından kalkması zor, hissetmesi zor şeylerle yüzleştiğinizi başka bir insanın size bakışıyla, sizin şöyle bir elinize, sırtınıza dokunuşuyla anlamanız gerçekten üzücü bir şey.
O arkadaşımı aradığımı hatırlıyorum. Aradığımda arkadan eski erkek arkadaşımın sesinin geldiğini ve sonra sadece bana bunu nasıl yaparsın sorusunu sorduğumu hatırlıyorum.
Zaten karşılıklı bir konuşma olmadı. Yani ben içimden gelen her şeyi söyledim. Garip bir sakinlikle, hiç böyle bağırmadan, çağırmadan, hakaret etmeden.
Bir başkasının mutsuzluğu üzerine bir mutluluk nasıl kurulur sorusunu sordum.
Gariptir ki tam bir gün önce İtalya'ya kabul almıştım.
Artık bu şehirde olmayacağımı o yüzden ilişkilerini saklamadan yaşayabileceklerini söyledim.
Bunun hiçbir zaman iki kişilik bir ilişki olmayacağını çünkü benim hayaletimin, ismimin bir şekilde hep orada olacağını söyledim.
Söyleyelim size nasıl tanıştınız diye sorduklarında ne diyebileceksin ki dedim.
Sonra o telefonu kapattım.
Sonrası çok blurluydu.
Çok net değildi.
Sonrasında tamamen hepsiyle iletişimim bitti.
Hiç uzamadı.
Hiç konuşmadık.
Hiç kavga etmedik.
Zaten neyin kavgasını verebilirdik.
Belki birebir baktığımızda diğerlerinin de benimle uzaklaşmasının bireysel sebepleri elbette olabilir.
Belki onlara sorduğumuzda ben belki çok değiştim, belki çok mesafelendim, belki çok kırdım, belki yanlış bir şey yaptım ama neticesinde bana söylenmeyen, benimle paylaşılmayan, benim bilmediğim ve bilerek yapmadığım bir kırgınlığın ben hesabını veremem.
Ve ben diyelim ki çok kötü bir arkadaştım ya da çok kötü şeyler yaptım.
Biz artık hamur abi kurallarıyla yaşamıyoruz ki dişe diş kan akan bir hayatımız olsun ve benim belki de yapmış olduğum haksızlıkların böyle bir karşılığı olsun.
Bir yerde kalp kırdıysam bir yerde birini incittiysem bunun bedelini ödemeliyim ve bunun özrünü dilemeliyim ama bu bana bir haksızlık yapılabileceği ya da duygularımın bu kadar hoyratça göz ardı edilebileceği anlamına gelmiyor.
Gelmedi de.
Çok uzun bir süre.
Benim zaten başka bir ilişkim oldu.
Zaten üstünden bir yıl geçmişti.
Zaten kızlarla artık yakın değildim diye.
Bu ilişkinin çok daha yanlış bir şey olmadığını düşündüm.
Düşünmeye çalıştım.
Beni ilgilendirmez dedim.
Ama bir türlü midem kaldırmıyordu yani.
Birlikte çok fazla zaman geçirdiğimiz.
Benim erkek arkadaşımla tanıştığım ilk günden son güne kadar ilişkimin içinde olan, bizim fotoğraflarımızı çeken, üçümüzün sarılırken fotoğrafının olduğu bir düzlemde bir ilişki kurabilmeleri hala çok sindirebildiğim bir şey değil.
Ve bugün bu olayı paylaşmamın sebebi bu çok konuşmak istediğim bir şeydi benim ve yapamadım.
Çünkü aşamamış mı bu ya diyecekler diye ya da böyle hani bir olayı koştura koştura ben anlatıyorum da orada böyle haklı çıkmaya ya da insanları kendi tarafıma çekmeye çalışıyormuşum gibi bir izlenim çizerim diye çok korktum.
Ve çok yuttum.
Çok sevdiğim çok yakın olduğum insanlarla sadece paylaştım.
Onlarda teselli buldum ve çok yakın arkadaşlarım sayesinde de aslında yaşadığım bu kırgınlığın hiç de abarttığım bir şey olmadığını onlar sayesinde fark ettim ve kabul ettim.
O yüzden kendime de yakın arkadaşlarım sayesinde yüklenmeyi bıraktım.
Bence bu noktada bir isim vermemek, kimseyi tüm et altında bırakmamak bile benim yapabileceğim en büyük büyüklük.
Aşmak değil, affetmek değil büyüklük dediğimiz şey.
ben böyle bu kadar büyük bir kırgınlık böyle bu kadar büyük güven problemleri yaşamama neden olacak bir şey yaşamışken
büyüklüğümü affederek değil de sadece o insanların karşısına çıkıp suratlarına tükürmeyerek belki de gösterebilirim.
Bugün bile bunları konuşurken hala İsmail çok mu ileri gidiyorsun paylaşmasan mı dediğim oluyor ama
buna benzer hikayeler yaşayan insanlar o kadar duydum ki
Bu illa bir eski sevgili, en yakın arkadaş ve siz gibi bir üçgen olmak zorunda değil.
Arkadaşınızla da olabilir, ailenizden biriyle de olabilir, bir çalışma arkadaşınızla, grup arkadaşınızla da olabilir, ev arkadaşınızla da olabilir.
Bazen böyle bu kadar çetrefilli şeyler yaşadığınızda birini anlatıp boşver ya üstünden 3 yıl geçmiş hala mı ya lafını duymaktan korkup sustuğunuz eminim oluyor.
O yüzden konuşmak istedim.
Yani evet 3 yıl oldu ve ben hala aşmadım.
Aşmayacağım da hayatıma çok güzel devam ediyorum.
Çok güzel ilişkiler kuruyorum.
Sevmeyi sevilmeyi çok güzel deneyimliyorum.
Ve çok şükür ki galiba hayatınıza devam etmenin geçmişteki her şeyi geride bırakmaktan ibaret olmayacağını da yavaş yavaş öğreniyorum.
Şu an mesela çok sevdiğim sevildiğimi hissettiğim şeylerin içerisindeyim.
Bir ilişki kurmanın, birine yeniden güvenebilmenin, birini sevmenin artık eskiden sevmiş olduğunuz birinin size yaşattığı şeyleri unutmaktan geçtiğini düşünmüyorum.
Esas büyüklük bir şeyleri ancak %100 unuttuğunuzda, geride bıraktığınızda bir şeylere başlayabilmekten değil, hala sırtınızda bazı izler, bazı ağırlıklar, bazı yükler olmasına rağmen yeni şeylere adım atabilme cesareti bence.
Esas büyüklük bu.
O yüzden benden nasıl bir olgunluk beklendiğiyle değil, benim nasıl bir olgunluk gösterebildiğimle ilgileniyorum.
Bence 3 yılda bunu çok güzel yaptım.
Üzerinden yıllar geçmesine rağmen bazen böyle kabuslarımda falan görüyordum bu yüzleşmeyi.
Dediğim gibi çok uzun bir süre bunu kimseyle paylaşmadım.
4 yıl boyunca aynı sıralarda oturduğum insanlardı bunlar ve tabii ki çok fazla ortak arkadaşımız vardı.
Çok fazla sınıf arkadaşımız vardı.
Nitekim çok da içlerinden görüştüğüm insanlar yoktu zaten ama zaman zaman görüştüğümde şu soruyu duyuyordum.
Yani ne oldu siz çok yakındınız.
Çok yakın bulduğum insanlarla biraz olsun paylaştım.
Her seferinde şu açıklamayı yaparak başlıyordum hatta.
Yani kötü bir şey söylemek istemiyorum.
Sonuçta çok yakın arkadaşlık falan diye.
Çünkü hani böyle dedim ya bana bir haksızlık yapıldı herkes bilsin ve herkes benim tarafımda olsun gibi bir amacım hakikaten yoktu.
Bunu da dünyanın en iyi insanıyım falan diye söylemiyorum.
Sadece aklının acelesi yok ki benim koştura koştura insanlara bana yapıldığını düşündüğüm bir haksızlığı anlatmak gibi bir amacım yoktu.
Çünkü zaten çok ağır duygularla mücadele ediyordum.
Böyle bir şeyin peşine düşebilecek bir enerjim de yoktu belki de.
Çok yakın bir arkadaşıma bu olayı anlattığımda, nitekim ortak arkadaşımızdı, şöyle bir şey duydum.
O beni çok şaşırtmıştı ve belki de haklının acelesi yokun, gerçek hayattaki karşılık bulmuş en büyük örneklerinden bir tanesi olduğunu gösterdi bana.
O senin erkek arkadaşın mıydı? Çünkü ben onunla aynı masaya oturdum o arkadaşımızın sevgilisi olarak.
O şekilde tanıştırıldım diye.
Yani ben aralarında bir şey olduğundan şüphelenirken, ortak tanıdıklarımız tarafından saçmalama Simay iyice kafayı yedinlerle yaftalanırken onlar zaten başka insanlarla tanıştırılıyor, ortak tanıdığımız insanlara bu da benim sevgilim diye tanıtılıyormuş zaten.
Böylelikle ben bir gün bunları konuşabilme cesareti bulduğumda ve ben de böyle bir şey yaşadım ve çok üzüldüm bunu artık içinde tutamıyorum dediğimde hemen hemen herkes zaten onları benden bağımsız bir çift olarak tanıyormuş.
Ve bence haksızlık yaptığını bilen insanlar koşa koşa olayları kendi perspektifinden anlatmaya kendi perspektiflerini başkalarının gözünün önünde çizmeye daha meyilli oluyorlar.
Ama haklı olduğunu bilen, gerçekten incinişiyle mücadele eden insanların başkalarına kanıtlama arzusu ve haklılığını ispatlama acelesi çok da olmuyor.
Hala bazı ortak arkadaşlarımızın irtibatta olduğunu az çok biliyorum.
Çok da umurumda değil açıkçası.
Herkes herkesin notunu kendi içinde verir.
Ama ben başkalarının bana ne kadar hak verdiğiyle değil, kendimin ne kadar arkasında durduğumla bunu değerlendirmek istiyorum.
Ve bunu kabul ettiğimden beri de kimsenin bana aş artık ya kaç yıl oldu boşver affet büyüklük sende kalsınlarına kulak asmıyorum.
Çünkü ben bana ancak onları affedip geride bırakırsam hayatıma devam edebileceğim kadar büyük bir acı yaşatmış insanları suçlamak istiyorum.
Kendime bu bedeli ödetmek değil.
Bana isterseniz kindar deyin.
Ben böyleyim.
Bu yıl bunu nihayet konuşarak yani podcast'a başladığımın dördüncü yılında başıma gelen bu olayların üzerinden üç yıl geçmiş olmasına rağmen şimdi konuşarak aslında bir şeylerin üstesinden geliyorum.
Bana aşmak zorunda olduğum bir engel çıkarttılar.
Ben de onun tepesine çıktım ve buradan ayıptır söylemesi binlerce insana bunu anlatıyorum.
Başta tabii bu ya sen kendi podcastinden başına gelenleri anlatıyorsun ama karşındakine bir konuşma hakkı vermiyorsun ki gibi
kendi içimdeki o adalet masasında bunu çok tartıp biçtim.
Ama sonra şunu düşündüm.
İnsanlar yaptıkları şeylerin sonucunda bir başkasına hissettirdikleri şeyleri duyduklarında bu kadar incineceklerse
yapmasalarmış
eylemlerinizin sonucunu kaldıramayacaksınız
o eylemi yapmayacaksınız
o yüzden dedim ki ben neden
yaşadığım şeyleri anlatmaktan
hissettiğim üstesinden
gelmekte zorlandığım
sonrasında hem arkadaşlarıma
hem ilişkilerime güvenmekte bu kadar
zorlandığım bir sürece
istemeyerek sokulmuşken
konuşmaktan çekiniyorum çünkü onlara
haksızlık yaparım diye korkuyorum da
neden kimse benim ne düşüneceğimi
ne hissedeceğimi umursamadı.
Bu bölümü sadece fark ediyorum ki konuştukça
benim gibi hissetmiş olan insanlar için değil
kendi başıma hakikaten böyle
o banyonun fayansını oturmuş başım ellerimin arasında
hüngür hüngür ağlayan halim için konuşuyorum.
Yeni bir hayat kurup başka bir ülkeye geldiğimde
beni burada da bulurlar mı korkusu yaşayan
Sima için kaydediyorum.
Ya bu da elimden alınırsa korkusuyla yeni bir insanı yeni bir şeyi sevmekten çok korkan Sima için kaydediyorum.
Kimse tabii benim hali hazırda hayatımda olan bir şeyi söküp benim ellerimden almadı.
Ben belki aldatılmadım.
Ama en mutlusundan en kötüsüne kısa da olsa bir ilişkimin her noktasına hakim olan bir insanın en yakın arkadaşımın o insanın yüzüne baktığında Sima'yı hatta Sima'yı geç tanıdıklığı geç bir insanı bu kadar heba etmiş birini görmektense onu sevmeyi ve onun tarafından sevilmeyi seçmesi bana hala anlaması çok zor geliyor.
Tabii büyük konuşmamak lazım gönül bu kimi seveceği belli olmuyor belki de ama yani hayat insan seveceği insanı seçemiyor ise ben de kendime şunu söyleyebilirim hayat insan neyi aşıp aşamayacağına karar veremiyor.
O yüzden bu bir affedip affedememek büyüklük, olgunluk meselesi değil.
Uzun bir süre romantik ilişkilenmelerimde ya da yeni arkadaşlıklarımda bunu konuşmaktan çok çekindim.
Of bu da eski sevgilisini aşamamış, beni sevemez ki ya da kafası başka yerde derler, böyle düşünürler diye korktum.
Arkadaşlarım sen de yani bu arkadaş travmasından bize de artık çok çektiriyorsun derler diye korktum.
sustum yuttum umursamıyormuş gibi yaptım
ama umursuyorum
şu an hala canım yandığı için değil
canı yanmış dönemlerimden
ötürü umursuyorum
hani böyle çok eski bir yara izine
bir dikiş izine dokunduğunuzda
hala bir yaparsınız
böyle bir içiniz sızlar
bu öyle bir şey
üstü kapandı hala fonksiyonlarım yerinde
artık kanamıyorum
ama izi var
ve bunu konuşmak istiyorum
Bunu da yaptım galiba ve çok rahatladım.
O yüzden affetmiyorum.
Bu bir rahatsızlık yaratıyorsa eğer insanlar şunu düşünmeli.
Ben bu eylemi yaparken affedilmeme ihtimalini de göz önünde bulunduracaktım.
O yüzden bu benim sorumluluğum değil.
Siz de eğer başınıza gelen sizi inciten şeyler sonucunda ben niye bunu hala aşamıyorum düşüncesiyle yanıp tutuşuyorsanız niye siz kendi yolunuzda giderken size birisi kalkıp da çelme çaktı bence önünüzde engel olan o ayağı sorgulamaktan başlayın.
Kendinize neden onu göremediniz, neden ona takıldınız ya da neden düşük bir yerlerini kanattınız diye kızmayı bırakın.
Bu aslında koca bölümün bir cümleye indirgenmiş hali.
Eğer merak edenler varsa bu hikayenin nasıl bittiğini, aslında zaten çoktan bitmiş bir hikayeydi.
Yine de aradan sanıyorum işte üç yıl geçtikten sonra bir gün üçümüzle aynı yerde karşılaştık.
Hiçbir tepki vermedim hiçbir şey hissetmedim ama benim oradaki varlığım ben oradan çıkana kadar ikisinin de birbirinin yanında durmasına engel oldu.
Ben orada olduğum sürece ikisi de birbirinden ayrı uçlarda durmaya devam etti ve şunu fark ettim.
Ben çektiğim üzüntüde ve bana yaşatıldığını hissettiğim haksızlıkta çok haklıymışım.
Çünkü gerçekten yaptığının hiçbir yanlışı olmadığını düşünen insanlar eylemlerinin sonucundan bu kadar korkmaz ve o insanla yüzleşmekten de çekinmez.
Orada bütün gururuyla, bütün olgunluğuyla durur, yan yana kalmaya devam eder ve benim karşımda durmaktan, bana görünmekten çekinmez.
Belki de karşımda durup beni daha da travmatize etmekten çekinmişlerdir.
Demek ki travmatize ettiklerini kabul ediyorlar.
Belki de benim çok sert bir tepki vermemden çekindiler.
Demek ki sert bir tepki vereceğim bir şey yaptıklarının farkındalar.
Her ne olursa olsun onları umuyorum ki son kez ilk ve son kez gördüğümde karşımda bile duramadılar.
Ve benim için o defter kapandı.
O yüzden artık yeni bir sayfaya başlamak için eskilerini yırtmam ya da tamamen unutmam gerekmiyor.
Ben bu deflar artık bittiği için öyle ya da böyle yenisine geçmek zorundayım.
O yüzden de bu hikayeyi 2024'ün son bölümünde paylaşmak belki de bana en yakışan şeydi.
Bunu dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
En çok da hayatımda bulunup ama uzun süredir ama yenilerde hayatıma girip burada bulunup bu hikayeyi bilip
Her zaman bana kendimi daha az deli hissettiren, yaşadığım üzüntünün ya da güvensizliğin, korkunun, onlara duyacağım ya da duyduğum sevgiyle hiçbir ilişkisi olmadığını bana kabul ettiren, birisini sevsem de geçmişimdeki sevgilerin acısını hala zaman zaman üzerimde taşıyabilme alanını bana açan herkese çok teşekkür ederim.
Onlar kendilerini biliyor.
Bana bunu yaşatanlar da kendilerini biliyor.
Bu bölümü muhtemelen dinlemeyecekler.
Ama acaba bir bölümde de bizden bahsettiler mi korkusunu hissetmeleri ihtimali bana yetiyor.
Umutsuzluğa alışmayın.
Yatağa küs girmeyin.
Gerekiyorsa da affetmeyin arkadaşlar.
Affetmeyince çok da kindar birisi olmuyorsunuz.
Yeni yılda görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
