
konfor alanı | ne olacağını düşünmekten kim olduğunu unutmak
17 Eylül 2026 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Acı ve gerçek bir cümlem var:
“Kendini düşünerek değil, kendini yaşayarak inşa edersin.”
Bu bölümde Rilke’nin Genişleyen Halkalar" ından ilhamla konfor alanı konuşuyoruz. Her yeni halka, yalnızca dünyaya eklenen yeni bir alan değil; kim olduğuna dair verdiğin yeni bir cevap. Halka genişlerken merkezi kaybetmemek. Olduğunla kalmak.
Çünkü belki hayat dediğimiz şey, sonunda vardığımız bir yer değil. Her seferinde biraz daha genişleyen bir halka.
Instagram: sahibinden ihtiyaçtan
Transkript
İzlediğiniz için teşekkürler.
Instagram'da biraz daha fazla mı vakit geçirmeye başladım bilmiyorum.
Bunu kontrol edeceğim ekran süremden ama.
Yani böyle sanki işte yıl bitmeden yeni bir başlangıç.
Hadi bu yılı gününü göster kendinin en iyi versiyonu ol.
Aslında yıl Eylül'de başlar falan gibi bir sürü şeye maruz kaldım.
Ve bu beni ne oluyoruz gibi bir yere götürdü.
Çünkü Eylül'ü, Ekim'i, Kasım'ı, Ocağı, Şubat'ı her neyse yani.
Bir şeyleri bu kadar fazla anlam yüklemek ve bir şey olmak için bir aya bağlı kalmak, bütün bir ay boyunca onları yapmak için kendini zorunda hissetmek çok benlik değil.
Bu konulara biraz mesafeliyim açıkçası ve yani zibilyon tane hedef koyup onların hiçbirini gerçekleştirememe ihtimalin de var.
O yüzden kendinin farkında olup kendi kişisel takvimine göre bir süre belirleyebilirsin diye düşünüyorum.
Çünkü sürekli işte konfor alanından çık, şöyle motive ol, hadi yapabilirsin, sabah git koşuya, şu kadar protein al, şu kursa başla, yok seramiye git, yok buna git falan.
Yani bir duralım lütfen artık.
Olanla bir mutlu olmayı deneyelim.
Her şeyin özünde kişinin gerçekten kendin olduğu haliyle mutlu olabilmesi yatıyor.
Bunu kendime hatırlatmaya çalışıyorum.
Çünkü yani bu sürekli bir tetikleyici de aslında insanlar için.
Sürekli bambaşka, bambaşka da değil aslında yani standartize olmuş listeler, hedefler, görevler ve bunları yapabileceğine dair seni motive eden gerçeğe dayanır dayanmaz burası tartışılır.
Motivasyonel yazılar, konuşmalar, videolar içerisinde seni şu an olduğun halinden daha farklı bir hale götürmeye çalışıyor ve şu anki kendinden memnun olmaman için uğraşılıyor aslında.
Sen şu an yeterli değilsin, iyi değilsin. Bunları bunları yaparsan gerçek ve iyi haline olman gereken, tırnak içinde gereken haline ulaşacaksın diye bir aslında insanı mutsuzluk, memnuniyetsizlik ve tatminsizliğe götüren bir döngü diye düşünüyorum.
Eylül ayı da bunun ekstra ekstra tetiklendiği bir zaman dilimi gibi geliyor bana.
Motivasyon cümleleri, konfor alanından çıkma hikayesine birazcık takığım bu aralar.
Birkaç gün önce bir şiire denk geldim.
Denk geldim diyorum çünkü herhangi bir kitaptan ya da bir filmden görüp okumadım.
Baya böyle Instagram'da videoları kaydırırken denk geldiğim bir şiir.
Bizde yalan yok.
Burada bol keseden atıp tutmanın çok çok kolay olduğu bir dönemde olduğumuz için araştırma yapmadan hiçbir şeyi anlatmıyorum.
Zaten artık biliyorsunuz kaynak belirterek her şeyi yanlış bir şey söylememek adına çok titizleniyorum.
Kaynakçıları paylaşıyorum.
Özen göstermek özellikle sosyal bilimlere dair şeyleri konuştuğumuz için psikoloji, sosyoloji ve felsefe tabanlı şeylere değindiğimiz için de
bu özenin ve araştırmalara dayalı kaynak gösterilerek yapılan bu tarz içeriklerin kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Ben de öyle içerikleri takip edip tırnak içinde tüketmeye gayret ediyorum.
Kendi ürettiğim içerikte de buna ekstra ekstra hassas yaklaşıyorum.
Bunu da böyle küçük bir not olarak paylaşmak istedim.
Hiçbir şeyi teyide muhtaç şekilde bırakmadan kaynaklarıyla beraber görmek.
Aramızdaki bağı birazcık daha kuvvetlendiriyor bence.
Şiirimiz şöyle. Konfor alanı hikayesine aslında çok yakıştığını düşünüyorum.
Birden böyle kafamda yanan bir ışık gibi oldu.
Artık şiiri oku be kadın dediğinizi duyar gibiyim.
Çok kısa bir kısmı şöyle.
Hayatımı genişleyen halkalar halinde yaşarım ben.
Nesneler üzere açılan birim birim sonuncuyu belki başarmak gelmez elimden fakat denemek isterim.
Bu Rike'nin genişleyen halkalar şiiri ve konfor alanı meselesine şimdi okuyunca tekrar bir yakıştırdım.
Güzel oldu.
Yani kendini geliştirmek gibi bugünün klişe performans odaklı yaşam dilinden çok ayrı bir yerde.
Ve tırnak içinde söylüyorum yine hani kişisel gelişim söylemlerinin, o okumaların köpürtüldüğü hemen böyle etiketlemelere mesafeyi koyarak burada yol almaya çalışıyoruz.
Herkeste kişisel gelişemesin yahu diyerek.
Biraz daha derinleştikçe anlamını daha genişleyen insanın bildiği sınırların dışına doğru genişlemesi gibi görüyorum ben konfor alanını.
Böyle bilinmeyene tahammül etmesi ve kendisini hayatın içinde merkezini koruyarak yeniden kurması gibi geliyor bana.
O yüzden bugün konfor alanından çık motivasyonuyla değil,
İnsan neden bildiğinin içinde kalmak ister ve büyümek neden biraz belirsizliğe katlanmayı gerektirir sorusuyla geldim.
İngilizce'de hani comfort zone olarak geçiyor ve akademik tarafta da geçmişi çok çok eski.
Judith Berdwick 1991 tarihli Danger in the Comfort Zone kitabında bu kavrama yer vermiş.
Ve aslında hem organizasyon hem iş yaşamı bağlamında kullanmış bu kavramı.
Daha sonrasında Alastair White gibi isimlerin çalışmaları ve özellikle bu 2000'lerin başında, 2010'larda koçluk, yaşam koçluğu, eğitim dünyası bu fikri birazcık daha popülerleştirmiş.
İşte önce bir konfor alanından çıkış, o seni öğrenme alanına daha sonra da büyümeye götüren bir yere götürüyor gibi popülerleştirmişler ama bu örüntüde gitmek zorunda değil herkes için.
Öğrenmek adına belli bir miktarda meydan okumamız tabii ki gerekiyor ama bu aşırı olduğunda da öğrenme yerine bir panik hali de ortaya çıkabiliyor.
Bunların hepsini yavaş yavaş değineceğiz ve ülkeye selam olsun diyerek şöyle bakalım.
Belki böyle hayatımızı genişletmek, kendimizi sürekli konfor alanımızdan dışarı çıkarmak değil.
Mesele öğrenebileceğimiz kadar uzağa gitmek ama kendimizi kaybetmeden kaybetmeyeceğimiz kadar uzağa gitmek.
Sadece konfor alanı bir rahatlık alanı değil, tanıdıklık alanı olarak da düşünebiliriz.
Çünkü insans bazen sadece iyi olduğu için değil, tanıdığı için bir yerde kalmayı tercih ediyor.
Bir işten memnun olmayabilir ama nasıl bir iş olduğunu bilir.
Bir ilişkide mutlu değildir ama yalnızlığın nasıl bir şey olduğunu bilmez.
Kendi davranışlarını çok sevmez ama değiştirdiğinde kim olacağını bilemez.
Dolayısıyla konfor alanının altında çoğu zaman bu rahatlıktan ziyade bir öngörülebilirlik var gibi geliyor.
Sonuçta hani insan tabii ki hani iyi hissettiği yerde kalmaya meyilli ama her zaman iyi hissettiği yerde de kalmaz.
ne hissedeceğini bildiği yerde kalması daha makul gibi geliyor.
Çok da yanlış olmaz sanki diye düşünüyorum.
Şimdi Rike'nin halkalarını bir gelişim merdiveni gibi değil,
bir genişleme hareketi olarak ele alsak nasıl olur?
Çünkü hani merdivende bir basamak diğerinin üstünde,
öbürü de diğerinin, bir diğeri de diğerinin falan.
Hani bu inşası bu, doğası bu yani.
Halkada ise merkez aynı kalıyor ve çevre genişliyor.
Bu kıymetli çünkü modern kişisel gelişim bize sürekli eski seni bırak, yeni sen ol, kendini yeniden yarat, konfor alanından çık derken
belki yaklaşımına böyle bakmak çok daha incelikli ve kıymetli.
Yeni bir insan zorunda olmak değilsin, olduğun halinde daha geniş bir dünyaya sahip olabilirsin gibi bir yerdeyim ben.
Çocukken dünyamız daha sınırlı haliyle, arkadaşlıklar, üniversite yaşamı, lise yaşamı, başka şiirler, kazanmak, kaybetmek, iş dünyası, başarılar, başarısızlıklar,
yani başka insanların hikayeleri ve o hikayelere dahil olabilmekle böyle kendinde bir hikaye ortaya koymaya başladıkça hayat genişliyor.
Şimdi konfor alanından çık tabiri konfor alanını kötü bir yer olarak gösteriyor ama aslında her konfor alanı kötü olmayabilir.
Burada güvenli alan ve konfor alanını birbirinden ayırmak lazım.
Güvenli alan dediğimiz ne? Dinlenebildiğin, kendin olabildiğin, sinir sisteminin tehdit altında olmadığı yer diyebiliriz.
Konfor alanı ise tanıdığın davranışların, rollerin ve ilişkilerin dışına çıkmadığın alan.
Güvenli alanı korumak tabii ki çok sağlıklı ve bu sağlıklı sınırlar çizebilmekle kendi çizgilerini oluşturabilmek ve koruyabilmek demiyorum burada ama o çizgileri esnetip daraltabileceğin yerlere açık olmakla mümkün gibi duruyor.
Yalnızca korkudan dolayı hiç genişlememek de zamanla hayatı küçültüyor çünkü.
Bildiğin cehennem bilmediğin cennetten iyidir diye bir söz var ya hani bu better the devil you know than the devil you don't.
Bildiğin şeytan bilmediğin şeytandan iyidir atasözünün.
Atasözü değil tabii ki.
Bir cümlenin.
Popüler kültürde cehennem ve cennet metaforuna dönüştürmüş bir versiyonu aslında.
Hikaye biraz da bu işte.
Bilinmezliğe dayanma kapasitemizi genişletmek.
Çünkü yeni bir şey yaptığımızda bir önce rahatsızlık, bir içinde bir gıcıklanma duygusu geliyor.
Yeni iş, yeni şehir, yeni bir ilişki, birine yeni bir duygunu söylemek.
Hayır demek, evet demek belki.
yalnız kalmak ya da 100 kişilik bir ortama girmek, başarısız olma ihtimalini göze almak bunların hepsi olabilir.
Kendimizi sürekli rahatsız edelim demiyorum ama belki şunu söylemek iyi olabilir.
Hani rahatsızlık hissettiğimde hemen geri dönmek zorunda değilim diyebilmeyi öğrenmek.
Belki de konfor alanımdan çıkmalı mıyım sorusu yerine hayatımın hangi alanında korkum değerlerimden daha fazla söz sahibi diye sorabilmek.
Belirsizliğin rahatsız ediciliği gibi bir de genişlemenin korkutuculuğu var
Tamam hepimiz deneyelim sonuna kadar
Elimizden geleni yapalım
Bildiğimiz sularda yüzmek bana göre de çok daha korkutucu
Bilmediğin suyu atlamaya cesaretin kadar o suyun içinde nasıl yüzdüğüne bakmaya başladım artık
Ve suya düştüğünde değil sudan çıkamadığında boğulursun demişler
Ve buna imzamı atıyorum
Her korku aşılması gereken bir engel değil
Korkuyorsan yapmalısın demek
Konunun özüne indirmiyor bizi.
Yani neyden korktuğumuzun peşine düşmek tabii ki nasıl yol alacağınla ilgili sana fikir verecek ve orada bakılması gereken bambaşka şeyler var muhtemelen.
O korku hissi biraz da olmasını istediğin şeyi yapmaya geldiğin sapakta onu ne kadar taşıyıp taşıyamayacağına dair bir duygu bence.
İstediğine yaklaşırken açılan boşluğun içini en kolay dolduran bir hissiyat.
Büyümenin korkusu sanki ya ne dersin?
Ya başarısız olursam, ya reddedilirsem, ya beceremezsem, ya hayatım değişirse, ya hiçbiri olmazsa ve dünyanın en iyisi olursam mesela.
Hepsi ihtimaller dahilinde.
Yani Rilke'nin halkalarını burada çok güzel kullanabiliriz yine.
Genişlemek, büyümek, korkusuz olmak değil.
Korkunun yanında biraz daha büyük bir dünya kurabilmek.
Hadi bir de buna varoluşçuluktan gidip Heidegger ne derdi diye bir bakalım.
Muhtemelen o şunu sorardı. Gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz? Çünkü çoğu zaman hayatımızın ne olması gerektiğini başkalarından öğreniyoruz. Hangi yaşta evlenileceği, nasıl bir işte para kazanabilmenin daha konforlu olacağı, yani nasıl yaşanması gerektiği, hadi el arttıralım yani artık.
Ve insanlar ne dersen bunları bunları değil, kendi paşa gönlünün istediklerini yapmak istersen, böyle hayatın sınırlarını biz değil, başkalarının beklentileri çiziyor.
Ve konfor alanının en görünmez biçimi de belki bu.
Kendi hayatımız sandığımız şeyin aslında bize öğretilmiş olan hayat olması.
Şimdi bu konfor alanından çıkma fikriyle gelen kaygı ve korku Kierkegaard'a göre de kötü bir şey değil.
Bu kirkegor mu kirkegart mı?
Ben kirkegor diyorum.
Birkaç böyle pronunciation şeyinden de baktım.
Kirkegor diyor ama hangisi doğruysa lütfen affınıza sığınarak telaffuz ediyorum.
Ona göre de kötü bir şey değil.
Hadi ona göre diyeyim de hiç risk almayayım.
Kaygı aynı zamanda olasılıkların açılmasıyla ortaya çıkıyor.
Bir seçeneğin varsa kaygılanıyorsun.
Çünkü hayatın başka türlü de olabileceğini fark ediyorsun.
Belki de kaygının altında çoğu zaman korktuğumuz şey değil.
başka hayatların ihtimali, bilgisi olabilir.
Böyle diyorum çünkü zaten çıktığında, çıkarken yani o konfor alanından çıkma durumunda,
eylemin içindeyken bunları uzun uzadıya düşünmüyorsun.
Hayatımızı genişletmek için korkunun tamamen geçmesini beklememiz gerekmiyor.
Korkuyla birlikte hareket etmeyi öğrenebiliriz.
Yani konfor alanından çıkmalı mıyım gibi bir soru olmaması gerekiyor aslında.
Hayatımız sınırlarını ne belirliyor?
Değerlerim mi, korkularım mı?
Bu bölüm çok uzun olmasın diye stoğacılara göre konfor alanı diye ayrı bir bölümde yapmayı planlıyorum.
Yani işin özünde mesele konfor alanından çıkmak değil de hayatının sınırlarını genişletmek.
Bazen bu çok büyük bir şey değil.
Yani illa yeni bir ülkeye taşınmak zorunda değilsin.
İş değiştirmek, bir ilişkiye başlamak zorunda değilsin.
Yani kimi zamanda birine hiç söylemediğin bir şeyi söyleyebilmek.
daha önce okumadığım bir kitabı açmak
ya da ben bunu bilmiyorum diyebilmek,
yıllardır ertelediğin bir şeyi denemek,
bir insanı gerçekten dinlemek ki bence bu en kıymetlisi
ve kendin hakkında yıllardır inandığın bir şeyi sorgulamak olabilir.
Bir bakıma hayatı evimiz gibi düşünürsek,
hadi öyle düşünelim,
evimizin daha önce hiç girmediğimiz bir odasına girmek gibi.
Aristoteles'e göre de benzer yerdeyiz çünkü ona göre de insanın amacı rahat etmek değil.
Etikte iyi yaşamı ödemanya kavramıyla anlatıyor Aristo ve insanın kendine özgü kapasitesini ve erdemlerini iyi bir şekilde gerçekleştirerek gelişen iyi yaşanmış bir hayat onun için önemli.
Yani burada çok önemli bir ayrım var.
Erdem sahip olduğumuz bir özellik olmaktan çok tekrar tekrar yaptığımız eylemlerle oluşuyor.
Bir söz vermek sizin erdemli olduğunuzu göstermiyor.
Sözü vermek değil sözü tutmak erdem oluyor.
Adalet hakkında saatlerce konuşunca değil, adil davranışlarda bulunarak adil, ölçülü davranışlarda bulunarak ölçülü ve cesur davranışlarda bulunarak cesur oluyoruz ya.
İyi hayat sürekli konforlu olduğumuz hayat değil, değerlerimize uygun davranma kapasitemizi giderek genişlettiğimiz hayat.
Erdemler ne doğa tarafından ne de doğaya aykırı olarak doğuyor.
Onları doğamız gereği edinmeye yatkın oluyoruz ve onları alışkanlıklarımızla tamamlıyoruz.
Ben nasıl biri olmak istiyorum?
Aristoteles için bu soru nasıl hissediyorum sorusundan çok daha önemli.
Bir insan cesur olmak istediğini söyleyebilir.
Bu çok mümkün ama cesaret kendisi hakkında düşündüğü bir şey değil.
Yaptığı seçimlerde görünür.
Aynı şekilde biraz önce söylediğim gibi yani ben adil biriyim de diyebilir kendi için.
Ama adalet zor bir durumda verdiği kararda ortaya çıkıyor.
Biz overthinkerlar için çok zor biliyorum ama acı ve gerçek bir cümlem var.
Kendini düşünerek değil, kendini yaşayarak inşa edersin.
Bence bu Rilke'nin şiirindeki halka ile şahane birleşiyor.
Rilke'nin halkalarını bu yüzden seviyorum.
Her yeni halka yalnızca dünyaya eklenen yeni bir alan değil, kim olduğuna dair verdiğin yeni bir cevap.
Halka genişlerken merkezi kaybetmemek, olduğunla kalmak.
Sadece hayatına yeni bir şeyler ekleniyor.
Daha fazla ihtimal, daha fazla soru, belki biraz daha fazla acı, belki daha fazla güzellik.
Hem şöyle düşün, o güzelliği görebilecek görüş alanında genişliyor.
Sence de öyle değil mi?
Belki insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik, kendini sürekli değiştirmeye çalışmak değil,
kendine yeni dünyalar eklemek.
İhtiyacımız olan şey, konfor alımımızı terk etmek değil, onu biraz daha büyütmek.
Belki bugün hayatının halkasına küçücük bir şey ekleyebilirsin.
Gitmek istediğin bir yer, okumak istediğin bir kitap, denemek istediğin bir şey
ya da sadece kendine benim hayatımın sınırlarını gerçekten ben mi çiziyorum diye sorabilmek.
Biraz evvelde dedim ya hani korkunun geçmesini beklemek değil diye.
Korkarken de biraz daha ileri gidebilmek.
Kendimizi sürekli yeniden yaratmak da değil.
Olduğumuz halimizle dünyamıza yeni yeni odalar eklemek.
Yaşamı genişleyen halkalar halinde yaşamak.
Son halkaya ulaşıp ulaşamayacağımızı bilmeden yine de denemek.
Çünkü hayat dediğimiz şey sonunda vardığımız bir yer değil, her seferinde biraz daha genişleyen bir çember.
Ve belki insan o çember genişledikçe kendinden uzaklaşmıyor.
Tam tersine kendine biraz daha yaklaşıyor.
O merkezdeki çekirdeğe.
Şimdi bu bölümü kapatmadan önce bugün başladığımız yere dönelim mi?
Halkanın doğası da bu değil mi?
Sonunda başladığı noktaya bir şekilde temas ediyor.
Ve evet, başladığımız şiirin başka bir dörtlüğüyle bitirelim bugün.
Binlerce yıl dolaşmaktayım andan beri ve henüz bilmem bir şahin miyim, bir fırtına mı yoksa büyük bir şarkı mı?
Belki cevabını bugün vermek zorunda değiliz hiçbirimiz.
Belki bazı cevaplar yaşadıkça gelecek ve öyle oluyor bence.
O yüzden bu bölümden kendine bir cevap değil bir ihtimal götür.
Ben de öyle yapacağım ve kendine şunu sor.
Ben hayatımı biraz daha genişletmek isteseydim bugün neyi denerdim?
Cevap çok büyük ya da değil fark etmez.
Olsun hakikat zaten böyle böyle genişler.
Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
