
insan kendine ne kadar şans diler? kader, kontrol alanımız, fırsatları fark etmek, kendi şansımızı yaratmak üzerine her şey.
Transkript
İntro
Herkese selam.
Hepimizin tek tıkla ulaşabileceği bir bilgiyle başlayalım bugün.
2026'nun bitmesine tam tamına 70 gün var.
Bu yıla başlarken şöyle bir hafızalarımızı tazeleyelim.
1 Ocak 2026 sabahına gidelim.
Hatırlıyor musun?
Şans benimle olsun bu yıl dedin belki kendine.
Belki o sene bu sene olsun dedin.
Peki bu 295 günün kaçında şanslı hissettin kendini?
Bu yıl senin yılın oldu mu gerçekten?
Bunları bölümü dinledikten sonra düşünmek serbest.
Şans dediğimiz şey ne kadar başımıza gelenlerle ne kadar zihnimizin başımıza gelenleri adeta değerlendirmesiyle ilgili ona biraz bakalım.
Şans üzerine bilimsel olarak uzlaşılan işte şu kadar şans türü vardır, şöyleyseniz şanslısınız, şunları yapmazsanız şanssız olursunuz gibi kesin kanaatler yok.
Ama şansı anlamak için dört farklı biçimde ele almak mümkün.
Buna geçmeden önce şans kelimesi dilimize nereden gelmiş bir etimolojisine bakmakta fayda var.
Türkçe'ye Fransızca şans, talih, olasılık anlamına gelen çans sözcüğünden geçmiş.
Fransızca ise halk latincesindeki kadentia, düşüş, özellikle zarda gelen sayı zarın düşmesi kelimesinden aktarılmış.
Bu sözcüğün kökeni klasik latincedeki kadare yani düşmek eylemine dayanıyor.
Kelime mantık olarak kökeninde zar atıldığında zarın masaya nasıl düştüğü yani hangi sayının denk geldiği anlamından türeyerek de
günümüzde talih, kazan, gerçekleşmiş, olumlu durum anlamını kazanmış.
Şimdi latincedeki kadare ve kasus kökü sadece Fransızca ve Türkçe'ye değil Avrupa dillerinin çoğuna aynı anlam mantığıyla geçmiş.
Aynı kökene indiğimizde İngilizce, İspanyolca ve İtalyanca'da da aynı kelime kökeninden tesadüf, rastlantı ve şans anlamına gelen kelimelerle karşılaşıyoruz.
İngilizce'de accident, casuality, casualidad İspanyolca'daki ve İtalyanca'daki caso kelimeleri rastlantı demek.
Almanca'ya gittiğimizde ise bu durum biraz daha farklı.
Bu kelime iki farklı açıdan ele alınıyor.
Glück ve Zufal.
Glück deyince bir garip geliyor bana.
Böyle bir hindimsi durum var ama hemen buradan sıyrılıyoruz.
Glück hem şans hem de mutluluk anlamına geliyor.
Germen kökenli bir sözcük ve bir şeyin uygun iyi denk gelmesi yani gelingen fikrine dayanıyormuş.
Zufal ise tesadüf şans demek. Kelime kökeni tam olarak zufallen yani üzerine önüne düşmek eylemi.
Tabi bu latince ve fransızcadaki zarın düşmesi mantığıyla birebir aynı zihinsel kurguya sahip gibi duruyor.
Bunlar hep kelimenin batı kültüründeki dönüşümleri. Yüzümüzü doğuya çevirdiğimizde iş biraz değişiyor.
Kısmet, baht kelimelerini duymuşsunuzdur.
Doğu kültürlerinde şans kavramı daha çok pay, bölünmüş kısım veya takdir ile ilişkilendiriliyor.
Arapçadaki kısmet kasame yani bölmek paylaştırmak kökünden geliyor.
Kişiye düşen pay anlamında olarak düşünebiliriz.
Farsçadaki baht ise bahtan, bağışlamak, pay vermek kökünden türemiş.
Keza yine Arapçadaki kaza ve kader kelimeleri de aynı mantıkta.
Kader gayete aşıktır bölümünde bunu çok detaylı konuşmuştuk.
Geçmiş bölümlerden bulabilirsin ama kaza yerine gelmek, vuku bulmak anlamında.
Kader ise ölçü, miktar demek.
Biraz daha yakına gidelim, yakın bir coğrafyaya Yunanistan'a gidelim.
Şimdi Antik Yunan'da tike, şans ve talih tanrıçası, sözcük kökeni denk gelmek, hedefe ulaşmak anlamındaki tunkano eylemi.
Farklı bir kelime daha var, o da serendipiti.
Beklenmedik bir anda tesadüfen güzel bir şey bulma şansı.
Kökeni İpek Yoluna.
Pers masalı var Serendip'in Üç Prens öyküsü.
Belki duymuşsunuzdur.
Serendip bu arada Sri Lanka'nın eski adıymış.
Serendipiti diye bir film de var bu arada.
Eğer izlemediysen onu da izlemeni öneririm.
Tatlı bir romantik komedi filmi.
Yani bu kökenlerin farkından yola çıkarak toplumsal felsefi ve kültürel düzeyde bazı ana çıkarımlar yapabiliriz gibi duruyor.
Hem doğu hem batı kültürüne baktığımızda batının biraz daha şansı işte masaya düşen bir zar veya kazaren gelişmiş bir olay olarak görüyor.
Böyle evrenin sanki daha mekanik ve rastlantısal bir düzeni olduğu fikrine dayanıyor.
İnsan da bu mekanik düzende kendi kaderinin faili.
Payili şans ise sadece dışarıdan denkleme giren, hani böyle öngörülemeyen bir değişkenmiş gibi.
Ama doğuya yüzümüzü döndüğümüzde şansı böyle daha çok payına düşen kısmet olarak görüyor.
Ve evrende bütüncül ve anlamlı bir düzen olduğuna inanıldığını bize gösteriyor.
Burada rastlantı yok.
Her şey daha büyük bir düzenin veya ilahi akışın parçası demek çok mümkün.
E tabi bu işin doğu batı kültürünün yoruma açtığı felsefi bir soru da akıllara geliyor.
Şansımızı ne kadar kendimiz belirliyoruz.
Şimdi bence burada iki aşırılılık arasında kalmamak lazım.
Şimdi bir uçta her şeyi kadere bağlamak var.
İşte olacak olan olur, benim yapabileceğim hiçbir şey yok.
Diğer bir uçta ise her şeyi kişisel çabaya bağlamak var.
Yeterince çalışırsam istediğim her şeyi elde ederim.
Ama gerçek hayat ikisinin de ötesinde.
Bir insanın doğduğu koşulları, ekonomik imkanlarının, sağlığını, karşısına çıkan krizleri veya tanıştığı insanları bütünüyle seçmesi tabii ki mümkün değil.
Buna karşılık mevcut koşullar içinde hangi adımları atacağı, hangi becerileri geliştireceği ve hangi fırsatları araştıracağı konusunda belirli bir hareket alanı var.
Bu nedenle şansı iki ayrı birleşen üzerinden düşünebiliriz.
Hayatın sana sunduğu olasılıklar ki bunlar büyük ölçüde kontrolün dışında bir de bu olasılıklar karşısında yapabildiklerin bu da kısmen kontrolünde.
İkinci alanı genişletmek birincisini ortadan kaldırmıyor ama bazen hayatın yönünü değiştirebilecek kadar önem taşıyor.
Şans üzerine düşünürken en ilginç meselenin şu olduğuna kanaat getirdim diyebilirim.
İnsanlar neden aynı olaylardan farklı sonuçlar çıkarıyor?
Şimdi bir insan reddedilmeyi ya da olumsuz bir durumla karşılaştığında ben yeterince iyi değilim diye kendine bir yorumda bulunabilir.
Ama başka bir insanda bu kişiyle veya bu koşullarda olmadı başka bir yol deneyeceğim diyebiliyor.
Bir başkasıysa reddedilmeyi hiç yaşamamış gibi davranıp aynı hatayı defalarca tekrarlayabilir.
Bunların her biri tabii ki farklı zihinsel süreçlerin işleyişiyle ilgili.
Ama dönüp dolaşıp şansın psikolojisini anlamamız gerektiğini söylemem çok da yanlış olmaz.
Birçok değişkenin içinde öncelikle psikolojik işleyişi netleştirmek içimize su serpiyor.
Burada da öyle.
Çünkü doğrusal olarak şans faktörü bizim kendimizi başkalarıyla kıyaslarken muhakkak düşündüğümüz unsurlardan biri.
Şimdi şu soruyu sormamız lazım.
Hayatımızdaki fırsatları yalnızca başımıza gelenler mi belirliyor yoksa başımıza gelenleri nasıl yorumladığımız, gelecekte karşılaşacağımız olasılıkları değiştiriyor mu?
Bilimin temkinli bir yanıtı var buna.
Olayları yorumlama biçimimiz dikkatimizi, kararlarımızı ve sonraki davranışlarımızı etkileyebilir.
Şans yaratmak hayatın bütün iplerini eline almak demek değil.
Bu daha çok kendi kontrol alanını tanımak, o alanı olabildiğince genişletmek ve kontrolün dışında kalan şeylerle karşılaştığında kendine yeni yollar açabilmek.
Önce şunu bir anlamamız lazım.
İnsan beyni gerçekliği olduğu gibi kaydeden bir kameradan ibaret değil.
Hepimiz dünyayı algılıyoruz, yorumluyoruz, geçmiş deneyimlerimizle anlamlandırıyoruz.
Öyle değil mi?
Yani yaşadığımız hayatla yaşadığımızı düşündüğümüz hayat arasında kimi zaman ciddi bir fark olabiliyor.
Şansınız veya şanssızlığınızla ilgili abidik gubidik sebepler öne sürmekten vazgeçerek bir başlayalım bakalım şansın türleri nelermiş.
Burada literatürde farklı isimlendirmeler var ama bunu birazcık daha kendi anlayış şeklime göre yorumladım.
Ve birinci tür şansa senin seçmediğin hayat dedim.
Dünyaya geldiğin aileyi sen seçmedin.
Hangi ülkede doğacağını, hangi ekonomik koşullarda büyüyeceğini
ya da çocukluğunda kimlerin karşısına çıkacağını
yani doğduğun coğrafya kaderin mi değil mi göreceğiz.
Bunlar hayatın başlangıç koşulları.
İnsan zihni bazen kendi başarısını bütünüyle kendisine
başkasının başarısını ise bütünüyle koşullara bağlamaya eğilimli.
Oysa her birimizin hikayesinde kendi çabamızla açıklayamayacağımız bir bölüm var.
Bunu kabul etmek çabayı değersizleştirmiyor.
Tam tersine insanı biraz daha gerçekçi ve biraz daha merhametli yapıyor.
Çünkü hayat yalnızca ne yaptığımızla değil hangi koşulların içinde ne yapabildiğimizle ilgili.
İkinci tür şans ise gördüğün ama başkasının göremediği şey.
Şimdi aynı sokakta yürüyen iki insan düşün.
Birinin gözü yalnızca gideceği yere odaklı.
Diğeri ise bir ilan görüyor, bir konuşmaya kulak misafiri oluyor.
Yani daha önce fark etmediği bir ayrıntıyı yakalıyor.
İkisi de aynı dünyadan geçiyor ama aynı dünyayı görmüyor.
Çünkü beynimiz çevremizdeki her şeyi aynı anda, aynı ayrıntı düzeyinde işleyemez.
Dikkatimiz seçici.
İşte bazen şans dediğimiz şey bir başkasının önünden geçip gittiği bir ihtimali fark edebilmek.
Ve burada çok önemli bir nokta var.
Fırsatı fark etmekle fırsatın gerçekten var olması aynı şey değil.
Ama var olan bir fırsatı fark edebilmek onu değerlendirebilmenin ilk koşullarından biri.
Üçüncü şansımıza geldiğimizde ise hareket ettikçe karşılaştığın ihtimaller.
Bunu bir örnek üstünden anlatalım.
Diyelim ki hayatında bir değişiklik istiyorsun.
Yeni bir iş, belki yeni bir çevre, yeni bir ilişki.
Ama yani hiçbir şey yapmadan olduğun yerde kazık çakarak tabiri caizse ve aynı insanlarla görüşerek ya da kimseyle görüşmeyerek,
aynı yerlere giderek, aynı soruları sorarak hayatının böyle değişmesini bekliyorsun.
Olabilir mi? Elbette olabilir. Hayır olamaz gibi net bir cevap vereceğimi düşünenler yanıldı.
Hayat beklenmedik olaylarla dolu.
Ama yeni ihtimallerle karşılaşmak için kendine yeni temas noktaları açmanın da bir anlamı var tabii ki.
Yeni bir insanla tanışmak, bir fikrini paylaşmak, merak ettiğin bir konuda soru sormak, daha önce denemediğin bir işe girişmek.
Bunların hiçbiri başarı garantili değil.
Ama karşılaşabileceğin insanları, öğrenebileceğin herhangi bir şeyi ve değerlendirebileceğin seçenekleri değiştirebilir ve haliyle geliştirebilir.
O yüzden kendi şansını yaratmak dediğimiz şey hayatın bütün olasılıklarını kontrol etmekten ziyade olasılıklarla karşılaşabileceğin alanı genişletmek.
işletmek. Dördüncü tür şans
ise başına geleni neye
dönüştürdüğün. Asıl ilginç mesele
burada başlıyor. Bir insan
işini kaybediyor. Belki
bir ilişki bitiyor. Bir başvurusu
reddediliyor. Aynı olay
iki insanın hayatında bambaşka
sonuçlara yol açabilir.
Birisi yaşadığı olayı kendi yetersizliğinin
kanıtı olarak görürken
diğeri üzülüp belki uzun süre
toparlanamaz ama daha sonra
başka ihtimalleri araştırmaya başlayabilir.
Şimdi dikkat edelim. Bu
Bu her kötü olayın aslında iyi bir yere gideceği anlamına da gelmiyor.
Bazen kayıp yalnızca kayıp, bazen haksızlık, sadece salt yalnızlık, salt kötülük.
Ama olayın kendisiyle olaydan sonra yaptığımız şeyler arasında bir mesafe var.
Ve bazı durumlarda bu mesafe hayatımızın bundan sonraki bölümünü etkileyebiliyor.
Psikolojide buna yakın süreçlerden biri bilişsel yeniden değerlendirme.
yani yaşadığımız bir olayın anlamını yeniden ele almak,
ilk yorumumuzun, ilk tepkimizin tek mümkün olan olup olmadığını sorgulamak.
Yani olaya, duruma, insanlara biraz mesafelenmek.
Bu bir beceri ama geçmişi değiştirmez.
Fakat geçmişin geleceğimizi bütünüyle belirlemesini önlememize oldukça yardımcı olabilir.
Şanslı olduğuna inanan insanlar vardır muhtemelen etrafımızda.
Gerçekten onlar daha mı şanslı sorusu geliyor benim aklıma ama buna geçmeden önce biraz önce ufacık bahsettiğim bu bilişsel yeniden değerlendirme kısmı aslında framing yani çerçeveleme kavramına da denk düşüyor.
Şans üzerine buraya kadar konuştuklarımız aynı soruda birleşiyor gibi hissediyorum.
Bir olayın kendisi mi hayatımızı etkiliyor yoksa o olayı hangi çerçeveden değerlendirdiğimizde hayatımızın gidişatını değiştiriyor mu?
Framing'i yalnızca olaylara olumlu bakmak diye anlatmak tabii ki eksik kalacak.
Bilgisayar psikolojide çerçeveleme bir durumun nasıl sunulduğunun veya hangi yönünün öne çıkarıldığının insanların o durumu algılamasını ve kararlarını etkileyebilmesi.
Kahneman'ın araştırmalarıyla tanınıyor bu kavram.
Framing efekt aynı seçeneğin farklı biçimlerde sunulmasının kararlarımızı değiştirebildiğini gösteriyor.
Şöyle düşünelim önünde iki tane cümle var.
Birincisi bu işte başarılı olma ihtimalinin %70, ikinci cümle ise bu işte başarısız olma ihtimalinin %30 diyor.
Matematiksel olarak baktığımızda aynı olasılıktan söz ediyoruz.
Ancak ilk ifade kazanca, ikincisi kayba odaklanıyor.
İşte bu farklılık seçeneklerin nasıl değerlendirdiğimizi etkileyebiliyor.
Şans algısında da benzer bir mekanizma var bence.
hayatımda hiçbir şey yolunda gitmiyor dediğinde
farklı deneyimlerini tek bir olumsuz çatı altında birleştirmiş olabilirsin.
Bazı şeyler yolunda gitmedi, bazı şeyler benim için hala mümkün diyebilirsen
hayatındaki bütün olayları tek bir sonuç altında toplamaktansa
başka ihtimallerin mümkünlüğüne kapını açık bırakıyorsun.
Peki bu şanslı insanlar neyi farklı yapıyor yahu?
Beynimizin şansı yarattığını değil fırsatları fark etme ve değerlendirme biçimimizi etkilediğini söyledik.
Hepimizin seçici dikkati var.
Yani beynimizin görmemize izin verdiği bir şeyden bahsediyorum.
Beynimiz çevredeki bütün bilgileri eşit biçimde işlemiyor.
Tabii ki ihtiyaçlarımız, beklentilerimiz, geçmiş deneyimlerimiz ve hedeflerimiz dikkatimizi belirli şeylere yönlendiriyor.
Tabii motivasyon ve ödül beklentisi de neye dikkat ettiğimizi etkileyebilir.
Ve burayı şöyle özetlemek gerekirse dikkatin, enerjin neredeyse hayatın orada akıyor.
Gelin bunu şans üzerinden düşünelim.
Bir davete katıldın ve kimseyle doğru düzgün tanışamadın.
İlk çerçeven ben sosyal ortamlarda başarılı değilim olabilir.
Peki buna bir alternatif çerçeve yapalım.
Bu ortamda aradığım bağlantıyı kuramadım.
başka bir ortamda daha iyi sonuç alabilir miyim?
İkinci düşünce seni bir anda daha sosyal biri yapmıyor haliyle.
Ama deneyimini kişiliğin hakkında kesin bir hüküm olarak görmek yerine
bir sonraki denemende kullanabileceğin bilgiye dönüştürebiliyor.
Burada amaç kendimizi kandırmak, toz pembe bir dünya yaratmak değil.
Kendimize gerçeğin yalnızca tek bir yorumdan ibaret olmadığını hatırlatmak.
Psikolog Richard Wiseman'in şans üzerine çalışmaları insanların şansı nasıl algıladıklarını, olayları nasıl yorumladıklarını
ya da davranışlarının karşılaştıkları fırsatlarla nasıl ilişkili olabileceğini araştırıyor.
Ve görüyor ki şans algısında seçici hatırlama, olayları farklı yorumlama ve fırsatları değerlendirme gibi süreçler üzerinde yoğunlaşıyor.
Burada iki farklı olguyu birbirine karıştırmamamız lazım.
Birincisi kişinin kendisini şanslı hissetmesi.
Az önce sorduğum sorunun cevabı tam olarak burada.
Yani şanslı insanlar gerçekten şanslı oldukları için mi şanslı gibi bir yerdeyiz.
İşte kişi yaşadığı olayları hatırlama ve yorumlama biçimiyle şansını belirliyor olabilir.
İkinci olarak da kişinin gerçekten daha sık olumlu rastlantılarla karşılaşması.
Bunun değerlendirilmesi için yalnızca kişinin kendi anlatımı değil,
somut sonuçlar ve uygun araştırma yöntemleri gerekiyor.
Örneğin kendisini şanslı gören bir insan başarısız bir görüşmeden sonra yeni bir bağlantı kurmuş olabilir.
Fakat bu onun piyangoyu kazanma ihtimalinin daha yüksek olduğu anlamına gelmiyor.
Şans inancı bazı koşullarda daha fazla denemeye veya yeni fırsatlar aramaya bizi teşvik edebilir.
Ama tabii ki sadece olumlu düşünmek, olsun olsun demek tek başına rastlantısal sonuçların olasılığını değiştirmiyor.
Peki kendi şansımızı yaratmamız mümkün mü?
mümkünse yaratmak için ne yapabiliriz?
Bunu bir motivasyon reçetesi yerine
psikolojik süreçlere dayanan bir yaklaşım olarak düşünelim.
İlk olarak dikkat alanımızı genişletebiliriz.
Tekrar alıyorum.
İlk olarak dikkat alanımızı genişletebiliriz.
Her zaman aynı insanlarla görüşmek ve aynı bilgileri tüketmek
karşılaşabileceği seçenekleri sınırlayabilir.
İlgi alanının biraz dışındaki konulara da zaman ayırmalısın.
İkinci olarak daha fazla temas noktası yaratabilirsin.
Bu ne demek?
merak ettiğin birine soru sormak, yeni bir etkinliğe katılmak, fikrini paylaşmak.
Yani amaç herkese yetişmek değil, yeni ihtimallerin ortaya çıkabileceği alanlar oluşturmak.
Üçüncü olarak sonuç kadar geri bildirime de bakmalıyız.
Bir şey istediğin gibi gitmediğinde neyin kontrolünde olduğunu,
neyi öğrenebileceğini ve neyi değiştirebileceğini değerlendir.
Ve tek bir yola bütün geleceğini bağlama.
Bir iş, ilişki veya proje için çaba gösterirken alternatif ihtimallere de açık kalmalıyız.
Böylece bir kapı kapandığında bütün seçeneklerin ortadan kalkmış olmaz.
Son olarak da başkalarıyla karşılıklı değer yaratmak oldukça önemli.
İyi ilişkiler yalnızca tanıdık sayısını arttırmaktan ibaret değil.
Güvenilir olmak, başkalarına katkı sunmak ve gerektiğinde yardım isteyebilmek de yeni fırsatların doğmasına zemin hazırlıyor.
Bütün bunların ortak noktası şu.
Şansı kontrol etmeye çalışmak yerine olumlu bir rastlantıyla karşılaştığında onu değerlendirebilecek koşulları oluşturmaya çalışıyorsun.
Mesele daha şanslı bir insan olmaktan çok hayatın sunduğu ihtimallerle daha iyi ilişki kurabilen bir insan olmak.
Bir de tabii şunu unutmayalım yani her şeyi kendi çabamızla başardığımızı düşünmek kadar hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimize inanmak da oldukça yanıltıcı.
Hayatımızı değiştiren şey başımıza gelen olaydan çok o olayın ardından zihnimizde açılan yeni ihtimal.
Yani hayatın bütün olasılıklarını seçemeyiz.
Bazen hangi olasılıkları görebildiğimizi ve hangilerini denemeye değer bulduğumuzu pek tabii sorgulayabiliriz.
Galiba bütün bunları konuşunca şans meselesine biraz daha farklı bakmaya başladık.
Çünkü hayatımızda olup biten her şeyi kendimiz seçmiyoruz.
Az önce de bahsettiğim gibi hangi ailede doğacağımızı, kiminle ne zaman tanışacağımızı, hangi fırsatın tam da ihtiyacımız olduğu anda karşımıza çıkacağını bilmiyoruz.
Kimi zaman gerçekten çok şanslıyız.
Kimi zaman da ne yaparsak yapalım bazı şeyler istediğimiz gibi gitmiyor.
Asıl mesele bunu kabul etmek.
Çünkü her şeyi kendi çabamızla açıklamaya çalıştığımızda kontrolümüz dışında kalan şeyler için de kendimizi suçlamaya başlıyoruz.
Sanki yeterince isteseydik, yeterince çalışsaydık, doğru düşünseydik her şey başka türlü olabilirmiş gibi.
Ama hayat böyle işlemiyor.
Bir de diğer taraftan hiçbir şey değiştiremeyeceğimizi düşünmek de bizi kendi hayatımızın seyircisine dönüştürebiliyor.
Galiba böyle bu ikisinin arasında bir yerlerde böyle salınmak gerekiyor.
Başımıza gelenleri her zaman seçemediğimiz gibi şunu unutmayalım.
Bazen onlara verdiğimiz anlamı yeniden düşünebilme gücüne sahibiz.
Her fırsatı göremiyoruz ama merak ederek, yeni insanlarla tanışarak, bilmediğimiz şeyleri deneyerek karşımıza çıkabilecek ihtimalleri arttırabilme enerjisine sahibiz.
Yapabiliriz düşündüğünüzden çok daha güçlüyüz.
Bazen daha önce hiç düşünmediğimiz bir ihtimalin varlığını fark etmek bile bir şeyleri değiştirebiliyor.
Düşünceler gelip geçiyor.
Hepimiz düşünebiliriz.
Ama o düşüncelerin farkına varmak, o farkındalığı sağlamak bence bir adım öne çıkartıyor ya da bir adım geri düşürüyor.
Şanslı olmak hayatın bize sürekli güzel sürprizler hazırlaması değil.
Bazen hayatın önümüze koyduğu ihtimalleri fark edebilecek kadar meraklı.
İşler istediğimiz gibi gitmediğinde başka yollar arayabilecek kadar esnek, kontrol edemediğimiz şeyler karşısında kendimize haksızlık etmeyecek kadar kendimize anlayışlı olabilmemiz demek.
Şimdi sana küçük bir soru bırakmak istiyorum.
Hayatında bugün şanssızlık olarak gördüğün bir şey var mı?
Peki varsa eğer onu henüz hangi çerçeveden değerlendirmediğini biliyor musun?
kendini başkalarının hayatına bakıp neden onun karşısına böyle fırsatlar çıkıyor da benim çıkmıyor diye düşünürken yakalarsan
kendini hatırlatman için bir dize bırakıyorum.
Her dem yeni doğarız, bizden kim bu sanası?
Ne güzel bir hatırlatma değil mi?
İnsan bir kez yaşadığı şeyden ibaret değil.
Bir kez reddedildiğinde reddedilmiş biri olarak, bir kez başarısız olduğunda başarısız biri olarak kalmak zorunda değil.
Belki bazen şanssızlık dediğimiz şeyin içinde henüz göremediğimiz başka ihtimaller saklı.
Bazen de hiçbir ihtimal göremediğimiz, yalnızca üzülmemiz ve zamanın geçmesine izin vermemiz gereken dönemlerden geçeriz.
Ama hiçbirinde kendimize dair bütün hikayeyi tek bir kalıba, tek bir ana sığdırmak zorunda değiliz.
En büyük şansımız her şeyin istediğimiz gibi gitmesi değil, istediğimiz gibi gitmediğinde de kendimize yeniden başlayabilecek bir alan bırakabilmek.
Her dem yeni doğarız.
Belki de mesele hayatın bize ne getireceğini bilmek değil, hayatın henüz bize göstermediği ihtimallere açık kalabilmek.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
