
En korktuğum sorulardan birinin cevabını birlikte arıyoruz. Bazen fazla mı dramatik oluyoruz, yoksa fazla mı kapılıyoruz? Ben Issız Adama kapılmış gidiyorken “Ada ben ayrılmak istiyorum” sahnesini yeniden çekiyoruz.
Belli aşk dediğimiz şey düşündüğümüz kadar net değil. Belki de hepimiz biraz deniyoruz, yanılıyoruz. Sahi, kim bilebilir aşkı?
Sadece Soruyorum <3
Aşktan ölene kadar.
Transkript
Abla ikinci bölüm ne zaman? İkinci bölüm ne zaman?
Müsaade etseniz size geliyorum ve Sadece Soruyorum''un ikinci bölümüne hoş geliyorsunuz.
Hala bu sesleri biraz manuel yapıyorum ama her şey düzelecek.
Size söz verdiğim gibi çünkü ablalar sözünü tutar.
Keyifler yerindedir umuyorum. Benim biraz asabım bozuk.
Oralara geleceğiz. Bu hafta çok kez niyetlendim.
Hatta bu bölümü dün gece sabaha karşı çektim.
Sabah da kahvaltı hazırlarken bir dinleyeyim dedim neler konuşmuşum, bu ağız neler anlatmış.
Tahammül edemedim çünkü bir tık agresyonla çekmiştim dün gece olanlardan sonra.
Aslında bu hafta bütün girişimlerime rağmen içten içe bu bölümü çekemememin bir sebebi olduğunu biliyordum.
Neyse yine kafam bir dünya.
Böyle sesleri susturamıyorken oturduğum mikrofonun başına sizinle konuşmaya karar verdim.
Benim de böyle 40 senelik podcastermışım gibi şu cümleleri...
Neyse dediğim gibi tanışacağız.
Yani çok istiyorum ben de burada size böyle arada hani bildiğim biraz sanat, tarih, azıcık entelektüelite, biraz böyle işte yararlı bilgiler falan hani ortamlarda satın diye bunları anlatayım.
Ama yani kendimi içine soktuğum durumlardan mütevellit size henüz rafine ve clean bir profil vaat edemiyorum.
Bu bir süre daha yaşanamayacak gibi.
Şaka şaka.
Biz de deriniz ya.
Bizde de var bir şeyler kızım.
Bugün aslında şöyle bir girizgah yapmak istiyorum.
Bölümün isminden de gördüğünüz üzere biraz aşk konuşacağız.
Biraz farklı bir konsept seçmek istedim.
Hiç kimse konuşmuyordu.
Ben dedim ki biraz aşk mı konuşsak ya?
Çok da doğru bir kişiyim yani ben.
Hani aşkı konuşmak adına hani şu dünyada birkaç kişiden biriyim.
Hani aşkı bu kadar yanlış ele alabilen sayılı insanlardan biri olarak kendime bunu hak gördüm.
Şöyle bir girizgahla başlayayım.
Dün Üsküdar'a gittim çok uzun zaman sonra.
Bu arada ben hani Allah korusun bir ölüm kalım, acil bir durum falan olmadığı takdirde
karşıya geçmeyi ki karşı Anadolu yakasıdır.
Bunu da herkes bilir.
Karşıya geçmeyi tercih etmem.
Üsküdar'a gittim. Bir işim vardı. Vapurdan indikten sonra direkt meydanda bir cami karşılıyor sizi.
Mihrimah Sultan Camii. Benim İstanbul silüetinde görmekten çok keyif aldığım böyle müthiş mütevazi güzel bir camidir.
Gerçekten çok güzel bir kız gibi görünüyor yani.
Ve tarihte de şöyle bir rivayet var.
Mimar Sinan o camiyi Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan'ın duyduğu aşka ithafen yaptırıyor falan.
Yani hatta Türk canlımıyla mihrimah yani ay ve güneş bu camiye de ismen de ilham oluyor.
Çünkü işte bir minaresinden bakarken ay belirirken öbür minaresinde aynı zamanda güneş batıyor falan.
Hani böyle sizi şu an çok üzmek istemem ama bu hikaye bu arada gerçek değil.
Yani ne böyle bir doğa olayı yaşanıyor minareler arasında ne de zaten Osmanlı devlet yapısı gereği de böyle bir aşka müsamaha gösteremez.
Yani Mimar Sinan'ın Mihri Maha'ya aşık olması, aşkından o camiyi yaptırması falan mümkün değil.
O adam eceliyle ölmezdi.
Hani böyle bir şey olsaydı.
İpe götürürlerdi.
Ama günün sonunda yani bu bir rivayet dahi olsa o yapının bir aşkın ürünü olma ihtimali bile
onu olan bakış açımı benim biraz değiştiriyor.
Yani her gün gördüğümden farklı detaylar görmeye başlamıştım bu hikayeyi ilk duyduğumda.
Yani bu rivayetten hani bana şöyle bir şey kaldı.
Bir zamanlar birileri gerçekten aşkından bir şeyler yapıyordu.
Bu duygu çok güçlü ve bunu hatırladım.
Tekrar geçtiğimiz gün Üsküdar'a gittiğimde.
Yani birinin birine aşık olması hatta aşk bile demeyelim yani bir duygu bir yoğunluk hissetmenin karşılığının
o insandan uzaklaşmak, o insanı hayatından habersizce çıkarmak olduğu bir modern yüzyılda.
Gerçi şimdi modern yüzyıl diyorum ama 2000'lerin başında biz çok böyle ezel gibi işte Bin Bir Gece gibi bir İstanbul masalı gibi dizileri de izleyerek büyüdük.
Yani hani içinde böyle bolca fedakarlığın, tutkunun işte bunların olduğu dizileri izleyerek büyürken de bence biraz influence olduk şimdi yalan da yok.
Ya bir de hani bunların dışında da bir edebi gerçeklik de var.
Ne hikayeler dinledik.
Bana da hep en acayibi Ferhat'la Şirin gibi gelir.
Çünkü Ferhat aşkından kafaları yer.
Yani bence bu arada Ferhat çok büyük obsesif Şirin'e.
Ve onu görecek diye elinde bir tane gürüzle hadi dağı deldim deleceğim diye derken sonuna gelir.
Ve Şirin'in öldüğüyle ilgili bir yalan haber gelir.
O da hemen buna inanıp kendini elindeki gürüzle öldürür falan.
İşte sonra Şirin onun öldüğünü öğrenir.
O da kendini yanında öldürür falan.
Bravo kanka hani size.
Bu tam olarak benim yapacağım enayiliklerden biri.
Ama Ferhat ve Şirin'in hikayesindeki o fedakarlık yani Ferhat'ın dağı delme durumu aslında o kadar da anrealistik bir durum değil.
Hatta çok uzağa gitmenize gerek yok.
1959 yılında Hindistan'ın bir köyünde Dashyat Manji diye bir abimizin eşi bir gün kaza geçiriyor.
Ve kadıncağız en yakın hastaneye köyü 70 kilometre olduğu için yetiştirilemiyor ve hayatını kaybediyor.
Bu olaydan bir sene sonra bu adamcağız diyor ki ya benim zaten bir tane keçim var onu da satayım elime de alayım bir tane çekiç.
Milyon yıllık dağları dele dele bu köyden o hastaneye bir yol açayım diyor.
Ve bu adamın bu çabasına, bu gayretine orada yaşayan köylüler bayağı böyle ya bu deli falan diyor.
Belki biz olsak biz de derdik hani emin değilim.
Ama bu abimiz gerçekten kulak asmıyor ve tam 22 yıl boyunca 1960'dan 1982'ye kadar yani 35 yaşından 57 yaşına kadar durmadan çalışıyor.
Köy ve hastanenin arasındaki 70 kilometrelik mesafeyi elleriyle dele dele kaza kaza 15 kilometreye indiriyor.
Ona deli diyenler de bu adamı daha sonra dağ adam diyerek kutsuyorlar.
Kendisiyle ilgili çekilen kısa belgeseller de var.
Merak ederseniz izlemenizi öneririm.
Daha sonra da yerel hükümet bu yola ve o hastaneye de Dajjatmanji abimizin ismini veriyor.
Yani mesela kim bilebilir aşkı biliyor musunuz?
Bu abi bilebilir.
Yani tabii ki aşkın her zaman bu kadar epik ve böyle hikayeli tasvirleri olmak zorunda değil ama elinde çekiçle bir insanı 22 yıl boyunca çalıştıracak tek şey bence gerçekten de aşktır.
Ya ben tabii şöyle yani kimse benim için dağları delmesin demiyorum. Böyle bir beklentim yok ama biri derse ki ben dağları deleceğim ben buna okeyim ona dur demem. Hatta güzel de bir deneyim olabilirdi gelip size anlatırdım orada benim için dağları deliyor şu an diye.
sadece olayın
oralardan buralara böyle
gelişi yani fedakarlıklardan
tutku havuzlarından
ghosting denizlerine akışı
bunlar ne ara oldu?
Bu arada ne ara olduğunu
incelemeyeceğiz yani ben istemiyorum
bunu bilmek. Sonuçta
bugünün mutlak gerçeği bu. Bunu alıp
kabul ediyoruz. Ya mesela ben şeyi
hatırlıyorum. Ben çocukken
işte 2000'lerin başında bir de herkesin
aşkla ilgili bir fikri vardı.
Bugün bölümün isminin biraz da boğulmasının sebebi bu.
Yani hem yaratıcı dünyanın işte dizilerin, şarkı yazarlarının, sanatçıların bunların hepsinin aşkla ilgili bir tasviri vardı.
Böyle bir derdi ve çabası vardı.
Yani şu anda değil etrafımızda medyada bile bunu gerçek anlamda dert edip aşkın ne olduğu ile ilgili kafa yoran biri var mı?
Yani bunu tasvir etmeye çalışan biri var mı?
Böyle tek seferde aklıma gelmiyor benim.
En azından aşkın ne olmadığını biliyorum.
Ne olduğu ile ilgili tartışırız ama ne olmadığını biliyorum.
Yani aşkın ne olmadığını ben zaten hiç bilmiyorduysam bile dün gece sıfırdan öğrenebilirdim.
Biliyorsunuz size en son bıraktığımda bir arada kalma durumum vardı.
Isız adam ve şef arasında.
Çünkü gerçekten ikisinden de etkileniyordum.
O bölümün sonunda bir şey söylemiştim.
Kalp bilir diye.
Bir bok bildiği yok benim kalbimin.
Hani onu öncelikle size söyleyeyim.
Umarım sizin kalbiniz bu konuda benimkinden daha başarılıdır.
Şöyle ki biz şefle ben ilk bölümü çektikten sonra henüz daha editlerken yani konuşmayı bıraktık.
Aslında biraz da o kendi isteğiyle benden uzaklaştı.
Hatta ben de başka birine yöneldiğini düşündüm.
Yani belki ilgisi kaymıştır.
Belki bir ile tanışmıştır bilmiyorum yani.
Bu sebeple de çok üstüne gitmek istemedim.
istemedim. Tekrar da yazmadım ve
ben de kendi yönümü sadece
ıssız adama çevirdim. Çünkü
sadece onunla odaklı olmak bana da çok
iyi geldi geçtiğimiz haftalarda.
Ve biz böyle uzun bir
süre geçirdik. Isız adamla
ilgili aslında şöyle bir durum var.
Biz onunla işte tanışıp
görüştükten kısa bir süre sonra
o İzmir'e gitti. Bundan ilk
bölümde de zannediyorum bahsetmiştim.
Ve biz devamlı yazışıyoruz.
Mesajlaşıyoruz. Yani
bana biri söyleseydi daha
Daha önce derdim ki ya külfet olur abi mesajlaşmak.
Ne konu bulup da konuşacağız?
Öyle olmadı.
Yani çok organik bir şekilde keyifliydi.
Ben mesaj sesinde bile her onun adını gördüğümde gerçekten çok mutlu oluyordum.
Yalan söylemeyeceğim.
Bir de şöyle de bir şey var.
Yani bu zaman dilimi geçici günün sonunda kavuşacağız.
Böyle bir motivasyon da var.
Birbirini özlemek.
Bunlar çok uzun zamandır benim de yaşadığım şeyler değildi.
Hani bu hislere tutunmak çok güzeldi bir yandan da.
Ama tabii kendime şöyle kızıyorum mesela ben öngörüleri sağlam bir insanımdır.
Çok yüksekten uçmam kolay kolay.
Bu adama bu ismi takarken bile başıma ne geleceğini bence içten içe ben biliyordum.
Ya belki de kendi kuruntum zannediyorum şimdi bilmiyorum ama kendi kuruntularımı bir yana bırakırsak.
Hani bizim normal bir günümüzün ritmi şöyle oluyordu.
Gün içinde mesela her gün kesinlikle birbirimize ne kadar iyi geldiğimizden bahsediyoruz.
Ne kadar özlediğimizi, birbirimize ne kadar tutulduğumuzdan bahsediyoruz.
Ben bazen böyle cinleniyorum hani o özlemenin verdiği öforiyle falan.
Böyle diyorum ki benle niye ilgilenmiyorsun?
O da böyle gayet sakin ve çok olgun bir yerden.
Bak buna gerek yok, bunu konuştuk, modumuz düşmesin, biz iyi olalım falan.
Ya böyle bir ritmi vardı aslında konuşmanın.
Çünkü ya ben zaten kafası beş karış havada gerçekten hani ilişkiler konusunda ne istediğimi de çok bilmeyen falan bir tipim tamam mı?
Beni birinin alıp böyle çekip çevirmesi lazım ve ben bu adamda bu potansiyeli mi gördüm yoksa görmek mi istedim onu da bilmiyorum ama şuna eminim.
Ben seneler sonra birine inanmak istedim abi ve yani o da çok da inanmak istediğim gibi biriydi.
Bazen tutar ya böyle hani o kimya bilmezsiniz bile sebebini.
Ben de inandım.
Çünkü aslında onun bana yalan söylemek için bir sebebi yoktu.
Benim de aynı şekilde ona.
Ben birine güvenmek istedim.
O da buna zemin hazırladı.
Ve bir noktadan sonra da tabii şunları da konuştuk.
Mesela biz başkalarıyla görüşmeyelim.
Yani bütün bunlardan sonra tabii ki ben de güzel bir şeyin başındaymışım gibi hissetmeye başladım.
Ama işte oradaki bütün dinamik üçüncü şahıslarda değil ya.
Yani güven kırılmasının tek sebebi araya bir başkasının girmesi de değil.
Çünkü birine güvendiğinizde ona kalbinize emanet ediyorsunuz ve ona kalbinize emanet ettiğinizde bunun ismi bir ilişki olmak zorunda da değil.
Benim bu kalbime emanet etme hususunda zaten çektiklerim ne olacak hiç bilmiyorum ve sıfır akıllanıyorum.
Defaatle de aynı şey başıma geliyor ama birilerine güvenmeden de bu ömür geçmez yani bu hayatta yaşanmaz gibi hissediyorum.
Neyse geçtiğimiz bir iki günde iletişimimizde şöyle bir şey hissettim.
Hani onu bilirsiniz ya artık bir tıkanıklık bir uzaklık vardır bir mesafe yani ben de böyle zaten günün her saatinde her an günaydın mesajı iyi geceler mesajı falan bekleyen bir tip değilim bunu ben de başaramıyorum zaten öyle ısrarlarım da yok ama hani onun orada olduğunu bilmek onun da benim burada olduğumu bilmesi benim için önemli olan temel buydu.
Ama böyle son hani bir iki gündür şöyle bir şey hissediyordum.
O bok kokusunu alırsınız ya bir problem var.
Ve benim böyle belirsizliklerde tahammülüm hiç kalmadığı için dün direkt sordum.
Bak beni çok ilgisiz bırakıyorsun ve bu iyi değil.
Yani.
Ve bana direkt bir rekord attı.
Kvkk olmasaydı o rekordu size dinletirdim.
Kelimesi kelimesini söyleyeceğim şimdi.
Ve bu rekordu bana attığında da baya sarhoş bir şekilde.
Şunu söylüyor bana.
Senden kaçmaya başladım.
Çünkü artık o leveldayım.
Bunu ne sana ne de kendime yapamam.
Ya hocam ne diyorsun ya?
Ben senden ne istedim de sen bana ne yapıyorsun?
Ya da kendine yapamıyorsun?
Ya böyle şunu bir dinledim tamam mı?
Her gün gittiğim kafede oturuyorum kulağımda kulaklıkla.
Yemin ediyorum elim ayağım uyuştu sinirden.
Sonra benim mesajın enayiliği cevap olarak.
Yani kaçacaktıysan niye kendini bana alıştırdın? Ben de güzel bir şeyin içinde olduğumuzu anne diyorum dedim.
Ve o da mesajıma cevap olarak yeni bir rekord attı.
Neyse şimdi bu rekordları tekrar tekrar dinlemeyeceğim çünkü tetikleniyorum.
Dün gece böyle 6 kere falan üst üste dinledim.
Kelimesi kelimesini anlatamayacağım ama yani ana fikir şu.
Ben sana hiçbir şey vaat etmedim.
Sen benim böyle bir adam olduğumu biliyordun.
Lan nereden biliyordum ben senin böyle bir adam olduğunu?
Bu bana Ceylan derisine yazılı bir şekilde gökten mi indi?
Vahiyle mi geldi?
Ne alaka yani?
Yok işte ben ilişki yapamam.
Çok uzun zamandır yapamıyorum.
Ben böyle bir adamım.
İşte travmalarım var falan.
Hani işte sana çok tutuluyorum.
Hani konuşmak istersen tabii ki.
Ama işte ben beceremiyorum ya falan.
Minvalin de böyle bir tirat attı bana tamam mı?
Yani ben de dedim ki hacı senden ilişki isteyen kim?
Yani ben sana bir kere bile böyle bir şey değil söylemek ima ettin mi?
Ben sana dedim ki yavrum bak bir devam edelim bakalım aramızdaki muhabbet nereye gidiyor?
Tamam mı?
Hani biz nikah salonuna gün almaya gittik benim haberim mi yok?
Neyse bir yerden sonra dayanamadım.
Aradım dedim ki bak yapamıyorum edemiyorum diyorsun bana ama senin bana bunu söylemek için günlerin vardı önünde.
Ve bizim mesajlaştığımız, konuştuğumuz günlerin herhangi birinde bir şey söylemek istiyorum.
Hani artık böyle hissediyorum ya da bir şey hissedemiyorum.
Neyse mesele.
Biz bunu yani bu haftaların herhangi birinde hani sen sarhoşta değilken ben böyle sana bir em attığımda oltaya geleceğine iki insan gibi konuşabilirdik.
Ama şeyi anlıyorum şimdi aramızda bir yaş farkı var ve karşımdaki adam yaş farkından da ziyade kendini sevgiye layık gören biri değil.
Tamam mı be?
Kendi değerinizi bilin abi. Ben de kendi değerimi biliyorum. Benim gibi bir kadının ilgisini görmek onun çok hoşuna gitti.
Ve açıkça da bana bunu söyledi yani bana gösterdiğin ilgiye hayran kaldım diye.
Yani tebrik ediyorum hani senin hoşuna gitti benim sana gösterdiğim ilgi ve bundan beslendin.
Sonra işin rengi sana farklı görünce de dedin ki ya ben yapamıyorum.
Yapamıyorum.
Kanka bir şey söyleyeceğim.
Yani hani biz sanatsız adam dedik ama Çağan Irmak'ın 15 sene önce yazdığı filmi biz baya tekrar çekmiş olduk.
Yani biz bu konuşmadan hani böyle bir saat önce tamam balım öyleyim buradayım şuradayım falan hani arkadaşlar konuşuyoruz.
Ama bir saat sonra böyle rekortla bitiveren bir muhabbete mi dönüşüyor bu?
Ben masada oturmuş elimde bir tencere dolmayı yerken ada ben yapamıyorum artık falan sahnesini mi çektim dün gece ne oldu yani?
Adının hakkını mı vermeye çalışıyorsun?
Bilmiyorum ama evet okey yani bu hikayenin sonu böyle gelecekmiş.
Ben tabii onun o arada bana söylediği şeylerin çoğuna tutunmayı reddediyorum artık kendi içimde.
Çünkü işte yani ben de sana öyle tutuluyorum, sana öyle bayılıyorum bilmem ne falan yani bayılıyorsun bana.
Çünkü hoşuna gitti yani. Belki seneler sonra benim gibi bir insanın sana bu kadar yoğun bir şeyler hissedebilme ihtimali bile.
Yani şeyi bilmiyorum artık hani kime güvenirsek bu kalp elimizde paramparça kalmayacak hiçbir fikrim yok.
Gerçekten insanlardan ve ilişkilerden umudumu da kesmek istemiyorum ama hani ne yapsak da olmuyor ya.
Bir şey düşünüyorum ben biraz böyle daha kifayetsiz bir kadın olsaydım kendimden bu kadar emin olmasaydım.
ona daha mecburmuşum gibi hissettirseydim kendimi.
Bana bunları söylerken bir iki kere daha düşünür müydü
ya da belki aklından bile geçirmeyebilirdi bilmiyorum.
Ama o da biliyor yani bunları söylediği zaman bana bir şey olmayacağını.
Ama bu yine de şey demek değil ya.
Tam bana bir şey olmayacak zaten yani vücut bütünlüğüm sağlam falan ama
yine kalbim elimde kaldı.
Yapacak bir şey yok.
Dramatize etmek istemiyorum ama
bir yandan da böyle birinin hayatına girip
O insanın hayatında tam olarak yer kaplamadan bile, sorumlulukları paylaşmadan, herhangi bir anlamda maddi manevi yük bile vermeden yine de kabul görmemek.
Ya bu tabii ki benimle ilgili değil, karşımdakiyle ilgili ama eğer kendinizden o kadar da emin bir insan değilseniz o çukurları düşüp kendinizi ve kendi değerinizi çok kolay sorgulayabilirsiniz.
Ben buna kızıyorum.
Ya neyse üzücü bitti gerçekten.
Çok uzun zamandır böyle hissetmemiştim birine.
Kendime de kızıyorum ya.
Kızıyorum abi yani niye kızıyorum biliyor musunuz?
Ben ona ne dediyse ona inandım.
Yani ona bir niyet yüklemedim.
Ve benim için varken vardı öyle de kalacak gibiydi.
Ama işte bazen önyargılı olmak gerekiyor herhalde.
Yani insanın kendi hislerine de inanmasının demek ki bir nedeni var.
Orada biraz kalbimizi korumamız gerekiyor.
Hani dedim ya aşkın ne olmadığını biliyorum diye.
İşte aşkın tam olarak bu olmadığını biliyorum.
En azından bunu bilecek kadar yaşadım.
Benim zaten ödüm kopar biliyor musunuz?
Biri bana aşkın ne olduğu ile ilgili fikrimi sorarsa diye.
Çünkü bilmiyorum.
Yani bilmiyorum demek için bile çok zaman harcadım hayatta.
Şeye de ödüm kopar.
Biri bana eğer sorarsa hiç aşık oldun mu derse ne diyeceğim.
Bilmiyorum çünkü.
Yani bu şeyi de merak ediyorum.
Bu insanlara default gelen bir bilgi.
Yani aşkın ne olduğunu bilerek mi doğuyoruz yoksa onu yıllar içinde mi öğreniyoruz?
Gördüklerimizden mi öğreniyoruz?
Yaşadıklarımızdan mı öğreniyoruz?
Ya da bazılarımız bunu hayatı boyunca arayıp bunun eksikliğiyle mi yaşıyoruz?
Bilmiyorum yani benim ödüm kopar.
Hiçbir zaman bu soruya tam olarak cevap veremedim.
Ve bir cevabı olanların yanıtları da hiçbir zaman dinlediğimde içime sinmedi.
Çünkü bunun bir doğrusu yok.
Bunu da yıllar içinde öğrenmiş oldum.
Herkesin aşkı bulduğu hali, aşkı tasvir etme şekli bence biraz kendine.
Son olarak şöyle bir güncelleme yapayım.
İki gün önce şef bana mesaj attı podcast'ı aramış bulamamış.
Dinlemek istemiş merak etmiş ben de.
Ona dedim ki bak biraz senden bahsediyorum ama.
Dedim ve linke attım o da dinledi.
Ve sonra bana dedi ki yani bakışımı fark ettiğini bilmiyordum ve belki de bunları duymayı bekliyordum.
Benimleyken mutsuz olduğunu düşündüğüm için senden uzaklaşmıştım.
Ne diyebilirim ki?
Keşke konuşsaydık tabii ki bunu zamanında öyle hissettiğinde.
Ya da bana inanmak isteseydi zaten yanımda kalmaz mıydı?
Bence en doğru soru da bu.
Önümüz bayram ben bir iki hafta İstanbul'da olmayacağım.
Tam böyle hani yine kalbi ve ruh hali derbeder işte eşyalarını bavuluna koyup İstanbul'dan uzaklaşan o kız tribüle.
Yarın yola çıkıp ailemin yanına gideceğim.
Bu sırada sizi güncelleyeceğim yeni şeyler olursa da bir sonraki bölümde bahsederim.
Sizi çok öpüyorum.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
