
Bu bölümde biraz gerçek sevgiyi, biraz da kendi kendimizi nasıl kandırdığımızı konuşuyoruz. Bir de ben size yine günlüğümden bir sayfa okuyorum.
Bazen “bu adamla yaşlanırım” dediğimiz o güvenli limanlar, bazen de hiçbir mantığı olmayan ama kalbimizi söküp alan o Adana'lı adamlar..
Herkesin bir “nereye olursa peşinden giderim”i var.
“konum at” deyip çıkıp gelenler,
Datça’da tek başına kalınan yaz tatilleri,
ve insanın içinden çıkamadığı o garip duyguları anlatıyorum.
Spoiler: Bazı insanlar ömürlük değildir ama bazı hisler gerçekten ömürlük oluyor.
Laktozsuz sütlü ice latteler hazırsa, sadece soruyorum
Bir insanla ömür mü geçer?
Transkript
Altyazı M.K.
Var ya ben onu düşündüm yani eklemeyi intro olarak ama bu fikri kimseye açmamıştım.
Neyse bu da fena olmadı bence vibe'ımızla uyuşuyor.
Geçen bölüm çok fazla bağırdığımı fark ettiğim için bu bölüm aslında sessiz konuşmuyorum.
Sadece daha kontrollü olmaya çalışıyorum.
Umuyorum bu sükunetimi koruyabilirim.
Biliyorsunuz aile evindeydim bayram mesaisi.
İki gün önce döndüm İstanbul'a.
Yolda kendi podcast'ımı dinleyip triplere girdim.
Çünkü ben çektiğim bölümleri sürekli dinleyemiyorum.
Tek seferde de dinleyemiyorum.
Biraz cringe hissedebiliyorum ama yolculuğun daha doğrusu yolda olmanın verdiği melankoliyle iyi aktı.
Böyle dertlenip uzaklara daldırdı beni falan ara ara.
Bu bölümün Sadece Soruyorum sorusu.
Bir insanla ömür mü geçer?
Doğru tahmin ettiğiniz üzere evet.
Tuva ikincinin ay bir adamla ömür mü geçer?
Gür ben sorusundan esinleniyor.
Laktosuz sütlü ice latteler hazırsa sadece soruyorum bir insanla ömür mü geçer?
Herkesin idareç ile ilgili kafasında bazı nitelikler, nicelikler, böyle beklentileri vardır illa
Buna göre füzelerimizi oluşturuyoruz
Bazı beklentilerden taviz verebiliyoruz ama bazılarından gerçekten hiç veremiyoruz
Benim maalesef boy konusunda böyle bir takıntım var yani o tavizi veremiyorum
Görüştüğüm adamların boy ortalaması 2 metre yakındır.
Yani abartmıyorum onu.
Ya burada tabii benim boyumun da gerçekten çok uzun olmasıyla ilgili bir gerçek var ama
olmasaydı da isteyebilirdim.
Bazen şöyle içerikler görüyorum.
Ya da başlıkları okuyorum Eksi'de falan.
İşte bir rengi boyundaki kızın yanındaki daha iyi bir adam.
Ya da hani bu nasıl olabiliyor falan.
Ya helal olsun bacıma.
Hatta afiyet olsun bacıma.
Yani buna benzer fiziksel yargılarınız varsa bence geç değil yani bir yerden bu tarz yargılayıcı düşünceleri kafanızda içinden temizlemeye başlayın derim.
Yani bu sizi rahatlatacak baştan.
Benim için de yani hayatta benzer cümlelerin kurulduğunu biliyorum bu arada.
İşte kıza bak o götü gibi ve yanında şiir gibi adam ne alaka falanlar.
Öncelikle yiğidin malı meydandadır
Gurur duyuyorum götümle göbek
Şaka bir yana
Yani kimse mükemmel değil
Tabii ki ben de değilim
Ama mükemmel olmayışımla bir derdim yok
Bir de zaten mükemmel ne ki
Yani ben 29,5 yaşındayım
30 değil
29,5
Bunca yıldır kilolu bir kadın olarak
Gerçekten ilgilendiğim hiçbir erkek tarafından da
Frantzonlanmadım
Yani en zorbalandığım yıllarda bile
Lisedeyken falan zorbalarım bana Facebook'tan gizli gizli ilanla aşık ediyordu.
Hatta bir tanesine yanlışlıkla sevgili olmuştuk.
Neyse yani benim radarıma biri girdiyse ve çok eminsem ve kafaya koyduysam bir şekilde ilgisini çekerim.
Hani bir tık da şeytan tüyüm vardır yok değil.
İlk görüşte beni şak diye beğenmeyebilir.
Yani zaten ilk görüşte beğenilmeye de bilirim.
biri tarafından beğenilmemekten
daha da ol bir şey bence zaten
olamaz. Hani şöyle olsam
beğenirdi, böyle olsam hoşlanırdı diye
siz de boşuna kafanızı patlatmayın.
Kendinizi olduğunuz
gibi beğeniyorsanız kimse içinde
değiştirmeye gerçekten gerek yok.
Ya bir de şimdi Allah aşkına
açık konuşalım. Kim için ve ne
için değiştirene Allah'a sığın yani.
Karşındaki tipe de bir bak önce.
Kim bilir neye benziyor anladın mı?
Kenerek makarnaya benzeyen
adamlar için yapma kızma
güzel kafanı yani.
Gerek yok.
Ez cümle. Aynaya baktığım
zaman gördüğüm kadın benim için
güzel ama bütünlüğüyle güzel.
Ve sevilmeye değer olduğumu bilip
tabii ki bu güzellik
ten bağımsız bir
şekilde bunu söylüyorum. Bunu da
hatırlatıyorum kendime her gün.
Sevilmeye değer demişken
Kim Bilebilir Aşkı bölümünde
şöyle bir cümle kurmuştum.
Hatta onu editleyip
İnstagram'a dağıttım. Mesela
benim ödüm kopar biri bana aşkın
ne olduğunu sorarsa diye çünkü
bilmiyorum diye başlayan
bir cümleydi. Aynı şeyi
sevgi için söylemeyeceğim biliyor musunuz?
Çünkü sevginin ne olduğunu
biliyorum. Sevgi neydi?
Sevgi emekti falan.
Hayır hayır o şakayı yapmayacağım. Aşk
herkes için farklı bir sürü
hissinin ortalaması olabilir ama
sevgi bence çok net
bir eylemdir. His değildir.
Kesinlikle. Her gün her sabah o kişiyi seçmektir. Ya da geleyim seni 5 dakika göreyim diye böyle 2 saat yol tepmektir. Hani o hafif böyle arabesk bir yerden metrobüste onu görmek için aştığın yol falan onu 5 dakika görmek içindir çünkü seviyorsundur yani.
Mesela bir ömür geçirebileceğimiz o kişiyi kapımızda hiç canlandıramıyorsak sadece fiziksel bir yerden söylemiyorum yani bir şekilde tahayyül edemiyorsak bile o hayalin içinde şeyi biliriz yani onu çok seveceğimizi biliriz.
Onun tarafından göreceğimiz sevginin hayalini kururuz.
En derin böyle tam gece hani başını yastığa koyduğunda devamını getirirken bile gerçekçi gelmediği için kaçtığımız o hayaller var ya.
Onun için de yanımızdakinin kışının gözünün rengi olmaz yani.
Onu mu hayal ediyorsunuz?
Hayır abi biz nasıl sevdiğini düşlemeye çalışırız.
Ama işte realitede lafta sen sarışın seviyorsun sonra gidip bir tane Adanalı esmere tutuluyorsun.
Sevdiğini bildiğin için artık ona ve dünyaya başka gözlerle bakmaya başlıyorsun.
Bu arada Adanalı detayı random bir örnek değildi.
Benim hayatımı kaydıran adamlar çoğunlukla Adanalıdır.
Hatta Akrep Burcu ve Adanalıdır.
Hala da severim böyle kalpsiz serseri tipleri ama uzak durmayı öğrendim.
Çok delice oluyorlar ya.
Bayılıyorum ama yani şaşmaz asla.
Bir de kan çekiyor bir şekilde.
Onlar da Mersinli İkizler Burcu kızları çok.
Bilmiyorum bir şekilde bana bayılıyorlar işte.
Neyse ya bir dikkatim dağıldı Adanalı Akrep Mıkrep dedi.
Benim bir ömrü beraber geçirebilirim dediğim iki kişi oldu daha önce hayatımda.
Şaşırdınız değil mi?
Benden beklenmez genelde ama oldu.
Yani hatta hiç o niyetle yaklaşmadığım iki kişiydi.
Ama onlarla hissettim bunu daha önce.
Bir de biraz farklı bir his yani bu.
İşte bununla cehenneme de gidilir.
Hani hadi gel dese cehennemin konumunu atsa übe rahatlar giderim hissi.
Bildiniz mi onu?
işte o çok tehlikeli
ya da ne bileyim yarın öbür gün adama
inmeyinse battaniyesini
örter dizine parkı götürürüm
sandalyesiyle işte
illa kötü bir şey olmak zorunda da değil
ben şu son 2-3 ay öncesine
kadar çok idealist bir
tiptim hala da öyleyim ama
işte kendime karşı hırslarımı
biraz törpüledim diyeyim
eğitim hayatımda öyle çok
başarılı biri değildim ama kariyerimde
başarılı olmak bu arada başarı
dediğimizde neyse hani onu da
konuşuruz başka bir bölümde ama
hani bir zamanlar bu benim için
çok önemliydi ve yaşıma göre
de nispeten işte büyük
işler yaptığım yıllar geçirdim.
Şimdi dönüp bakınca da bu arada
kimseye anlatmıyorum bile. Şurada şu
insanlarla şöyle projeler yaptım
falan yani benim için
önemli olanın bu olmadığını anladım
çünkü. Neyse demek
istediğim sizi mutlu eden
ufak veya büyük herhangi
bir başarınızda partnerinizin
Sizi takdir etmesi, zekanıza duyduğu hayranlık ve bu hayranlığı gizlememesi, bakın merak etmesi.
Bu çok önemli bir şey.
Sizinle aynı işi yapmıyor olabilir, benzer.
İlgi alanlarınız olmayabilir, zamanınızı benzer şeylere harcamıyor olabilirsiniz.
Ama hiçbir şey anlamıyorsa bile, size eğer soruyorsa, ya şöyle şöyle bir şey demiştim oldu falan.
İçinde bulunduğunuz herhangi bir şey anlamasa da merak ediyorsa, destek oluyorsa, destek olmasa bile yanınızda oluyorsa tam olarak bu hislere sahip biriyle bence bir ömür geçer.
Hatta insanın ömürü bile uzar.
Böyle olmak için gerçekten bazı kompleksleri aşmış olmak gerek işte yani yanındakinin potansiyelinden beslenen ve kendi potansiyeliyle birleştirip bir hayat inşa edebilen biriyle ben bir ömrün geçebileceğine inanıyorum.
Ama şeyden bahsetmiyorum yani böyle işte kağıt üstünde harika işte ne bileyim çok başarılı asla yalan söylemeyen ahlaki doğruların hepsine uygun karnesinin hepsi beşte dolu biri.
Hani zaten o çok doğru ya yani ama işte bence ondan biraz korkmak lazım.
Bu da bana güven vermiyor açıkçası.
Çünkü yani size yumuşak karnını açan, güçsüzlüklerini yarıştırmayan biri ona uyumlanmanız için size alan tanıyor.
Benim de bu alanı bana tanıdığını hissettiğim, benim de zaman zaman kendimi açtığım deneyimlerim olmadı mı oldu ama hepsi içinde ya bununla da bir ömür geçer diyemedim.
Yani iki kişi kaldı aklımda.
Biraz o iki kişiden bahsedeceğim.
bahsedeceğim. İlk bahsedeceğim
hikayede ben henüz
20-21 yaşlarında falanım.
Çok çıtırım.
Tanıştığımızda o zaman Instagram'da
ekliyiz birbirimizde. Yazıyordu
arada ben de takmıyordum.
Açıkçası.
Böyle böyle senelerimiz geçti ve
üniversiteden mezun oldum.
Falan filan işte dedik bir gün
oturalım buluştuk. Buluştuğumuz gece
sevgili olduk.
Yani arası yok kardeşim bende.
Ben ya 5 sene flört ediyorum ya da aynı gece
sevgili oluyorum. İşine gelirse.
Ya hiç kötü bir şey söyleyemem
arkasından. Müthiş
tatlı bir adamdı. Hatta
açık ara hayatıma girip
bence beni en çok sayan adam
da oydu. Sadece birbirimizi
hiç tanımadan lök
diye sevgili olduğumuz için
ve yaşlar da çok genç yani
zamanın içinde birbirimizi
tanımaya çalışırken aynı anda
sevgili olmak bizi biraz yordu
ve ayrıldık ama yani
kesinlikle hiç kötü ayrılmadık. Yani
Gerçi o başta biraz tepki gösterip beni LinkedIn'den bile engellemişti ama sonradan hani okeyleştik yani.
Hatta bir iki kere tekrar görüştüğümüz zamanlarda oldu ve o bana hep bir açık kapı bıraktı.
Ama şöyle bir açık kapı o yanlış anlaşılmasın.
Hani bir sorun yaşarsan ne bileyim başına bir şey gelirse ne zaman olursa olsun lütfen beni ara dedi.
Ve bu gerçekti yani bana verdiği güven gerçekti.
Çünkü şöyle bir şey oldu.
Biz ayrıldıktan sonra işte 3 sene sonra falan.
Bu arada ikimizin de hayatına tabii ki o 3 sene içinde başkaları girdi işte.
Ama bu bahsettiğim sırada ikimizin de hayatında 3 sene sonra kimse yok.
Benim de hayatımın böyle çok dark dönemlerinden biri.
İşte bir şirkette çalışıyorum.
İşverenimiz Rus bir firma ama savaş çıkmış.
Biz işte maaş alamıyoruz 4 aydır.
İşe yakın olsun diye kalkıp Yenibosna'ya taşınmışım.
Orta köyden kimlik bunalımı ve sosyal krizler geçiriyorum.
Ve bu arada hani minimum 2 aydır da korkunç hastayım.
Sesim çıkmıyor, akciğerlerim sönmek üzere.
Hani para yok zaten onu söylememe gerek bile yok.
Korkunç yani nereden baksan sıçmışım.
Neyse bir gün arkadaşımla arabadayız.
Ona gideceğiz.
O da Kuştepe'de oturuyor.
Literal olarak Kuştepe bu arada.
Şakasız.
Ben yine çok hastayım o gün.
Markete girdik su falan aldık.
Son paramız olabilir bu arada.
Ha bir de şey o parasızlıkla araba nasıl oluyor falan demeyin.
Benzin gerçekten hani bundan 5-6 yıl önce bile 76 değilken yani.
Taksiden gayet daha ucuz böyle işte ortalama bir arabanın 100 bin liraya alınabildiği hani.
Eh be eski Türkiye'm neyse.
Ha biz marketten çıktık arabaya bindik.
Ben kontağı çevirdim araba çalışmıyor abi.
Direkt ağlamaya başladım.
Direkt.
Ben artık dayanamıyorum falan.
Çok haklıyım bu arada.
Arkadaşım da aşırı hasta.
O da yan koltukta oturuyor.
Kucağında 5 litrelik su şişesi.
Ve hasta olduğu için sesi çıkmıyor.
Yani teselli bile edilemiyorum artık.
Hani hayatın o noktasındayım.
Öyle bir yıkıklık.
Neyse ben arabayı Kuştepe'de marketin önünde bir yerde bıraktım.
Biz eve çıktık.
Bahsettiğim eski sevgilime de işte minimum 1-2 senedir hiç konuşmamışız ama
o bahsettiğim güven hissini hatırlayıp aradım ben.
Dedim bak çok özür dilerim ama böyle böyle ben çok zor durumdayım.
Arabada çalışmıyor ne yapacağımı bilmiyorum.
Saat gecenin bir körü arabayı Kuştepe'de sabaha karşı parçalarına ayrılmış bir şekilde bulabilirim yani.
Bu yüksek bir ihtimal.
Bana dedi ki konum at.
Ah ulan.
Bu arada arabanın olduğu yerle benim bulunduğum ev arasında da bir mesafe var.
Önce işte geldi anahtarı aldı.
Sonra işte sorunun aküden olabileceğini düşündüğü için arkadaşıyla başka bir arabayla gelip benim aküyü halletti.
Ama hani o da yetmedi o saatte aldı arabayı servise götürdü.
Bu arada ben hala bilmem ne bozulmuştu.
Çünkü yaptı halletti bir gün sonra bana anahtarla getirdi yani ilaç falan.
Neyse.
Ben de arkadaşıma dedim ki.
Abi biz yaptık bir hata.
Bir mallık.
Hani ayrıldık.
Zamanında bunlar yaşandı.
Ama ben onu görünce hatırladım zaten gerçekten ne kadar özlediğimi.
Ben dedim oturup konuşacağım.
O zaten evlenmek istiyordu.
Onun motivasyonu buydu hep.
Ben korkuyordum.
Yalan değil.
Diyeceğim ki ben tekrar deneyelim istiyorum seninle.
Ve nereye gidersen artık korkmadan ben de ciddi bakacağım.
Artık hani bunu söyleyeceğim.
Neyse aradım bir teşekkür etmek istiyorum sana hani kahve içelim diye.
Gittik oturduk bir yere.
Ben nasıl heyecanlıyım ama böyle.
Zaten bayağıdır da görüşmediğimiz için ne kadar özlediğimi de sürekli böyle hissediyorum falan.
Otururken şöyle bir konuşma yaptı bana.
Ya ben biliyorsun evlenmek istiyordum hep.
Senden sonra da çok denedim olmadı.
O kimyayı bulamadım.
Ama hani ben de diyorum ki içten içe geliyor işte tekrar deneyelim barışalım falan benim karnımda ağrılar.
İşte dedi ki ben dedi o kişiyi buldum galiba dedi.
Ben dedi bir süredir biriyle görüşüyorum.
Benim zortlayış.
Anlatamam.
Benim patlayış yani içten içe.
Benden bahsediyor sanıyordum ben ne bileyim ya neyse asla belli etmedim.
Ben de dedim ki aa süper çok sevindim senin adına.
Peki kim bu falan.
O da yani oturdu bütün gece falan kızın kütüğü ne kadar anlattı o akşam yani.
Neyse şimdi de evliler zaten.
Tabii evlenirler yani öyle adamı bulan kaçırır mı abi herkes benim gibi enayi mi yani.
Allah mutlu mesut etsin bu arada.
Hani goy goy bir yana hiç gerçekten negatif bir temenni yok içimde.
Üstünden zaten seneler geçti.
Biz hani sosyal medyada ekli kaldık.
Yani ben onun bütün evlilik sürecine falan da hakimdim.
Geçen sene böyle bir Instagram'da işte story atmıştım.
Ben onun üstünden konuşuyorduk.
O da böyle bana hani sende ne var ne yok gibi bir yerden sordu.
Ben de dedim yani ne olabilir hepsi safsız adamlarla neydi belirsiz şeyler yaşıyorum.
Tabii ki öyle diyemedim.
Ne olsun ya işte artık daha oturaklı bir şeylerin peşindeyim.
Hani ondan zor işte falan.
Yani geveliyorum bir şeyler.
O da bana dedi ki zamanında giremediğin için bu kafaya ben de seni beklemedim dedi.
Ben de tutamadım kendimi dedim.
Ya ben o kafaya gelmiştim sana anlatacaktım ama böyle böyle yani ben tekrar deneyelim istiyorum diyecektim.
O da bana dedi ki biraz kafam karışırdı belki başta ama sonra her şey çok farklı olurdu keşke söyleseydin dedi.
Kolumu çarptı.
Ulan yani.
İkimize de bir kal geldi.
O konuşmanın o anında yani sonra uzatmadık hani böyle olmasının bir sebebi vardır.
Hani hayırlısı böyleymiş dedim ve konuyu kapattık.
Ben bu konuda hayırlısı falan diyorsam o konuyu kapatmaya çalışıyorumdur.
Yani kaçıyorumdur oradan.
O benim gerçek düşüncem değildir genelde ama yapacak bir şey yok.
Doğru insanla yanlış zamanda hatta ısrarla yanlış zamanlarda bir araya gelmenin karşılığı böyle oldu.
Ve ciddiyim hala biliyorum ki bir şey olsa kötü durumdayım yardım eder misin desem yine konumat gelirim der.
Öyle bir insan yani.
Ama işte ben ona artık gel diyemem zaten.
Yalan mı ama şimdi bu adamla ömür geçmez miydi ve gül ben?
Bence geçerdi.
Neyse.
İkinci hikaye bu kadar sevimli değil.
Bu bahsedeceğim kişi de o kadar sevimli bir tip değil zaten birçok kişiye göre.
Ama benim hayatımın büyük bilinmezliklerinden biri olarak kalacak.
10 sene önce falandı okuldan çıkıp işte Kadıköy'e gittiğimiz bir akşam.
Bu arada 10 sene önce deyince bir fena oldum.
Neyse.
Barda birini gördüm ben.
Çok dikkatimi çekti ama o kadar dikkatimi çekti ki böyle ruhum ona doğru çekildi yani.
Sadece fiziksel bir şeyden bahsetmiyorum.
İşte onun da etrafında insanlar var ama yani o zamandan şimdiki gibi değilim ben kalkıp yanına falan gitmem mümkün değil.
Bakmayın yani ıssız adam hikayesine hani şimdi de çok öyle biri değilim.
Hani kalkıp gitmek falan neyse.
Ben de masadakilere diyorum abi işte bu çocuğu tanıyor musunuz?
Kim bu? Nereden bulacağım bunu?
Darlıyorum insanları.
Masadaki bir arkadaşım da dedi ki ya dedi ben onu tanımıyorum da onun yanındakilerden birini tanıyorum ama hani ona sorarım.
Ay dedim süper neyse işte o da o gece kalktı gitti biz dağıldık arayadan bir iki gün geçti.
Ben çocuğa diyorum ki kimmiş buldun mu adı neymiş.
Benim de salak arkadaşım bana diyor ki o yanındakini ben bir arkadaşım sandım da o benim arkadaşım değilmiş sordum o başkasıymış.
Döver misin söver misin insan arkadaşını tanımaz mı ya.
Neyse bir şekilde bulmaya çalıştım Instagram'dan falan ama yalan yani yok sonra vazgeçtim.
Araya da hatta az önce bahsettiğim ilişkim ilişki girdi.
Yani o kadar zaman geçti.
Sonra işte 2019 gibi böyle bir bumble patladı o dönem.
Hatta pandeminin de başları.
Ben de böyle işte kaydırırken bir baktım bu.
Elim ayağım titredi ya diyorum Allah'ım sen çok büyüksün attım sağa şak.
Ben direkt söyledim bak manyak olduğumu düşünme ama ben seni 3 sene falan önce Kadıköy, Filde görüp çok tutulmuştum.
O da Kadıköy'de yaşıyor o yıllarda.
Orada çalışıyor falan.
Konuşurken böyle inanılmaz kimyamız tuttu işte ya da ne bileyim ben öyle olduğuna inanıyorum artık bilmiyorum.
Dedik ki buluşalım.
O sırada da pandemi patladı.
İşte kafeler kapatılmaya başlanıyor.
Millet hafiften ölmeye başladı ama benim kafa şey yani ben ne olursa olsun bu herifi görmeden ölmeyeceğim.
Neyse Beşiktaş'ta buluşacağız iskelede.
Bu arada Beşiktaş'taki Beşiktaş iskelesinde.
Bana evden çıkıyorum dedi.
5-10 dakika geçti.
Tak bana bir mesaj.
Ben işte çok kötüyüm.
Kusuyorum, ölüyorum falan filan.
Sonra ses yok.
Ben de hani nasıl güzel olmuşum o gün biliyor musun?
Beni bir gör.
Full performans bir kombin.
Date kombini.
Neyse.
Baktım görüşemeyeceğiz.
Yani ne düşünürsün?
Koğupa dersin.
bende gerçek olduğuna inanmadım.
Kolpa yapıyor. Sebebi neyse işte
gelmeyecek dedim ve gelmedi yani.
Sonra pandeminin iyice boku çıktı.
Biz hani böyle sokağa çıkma yasakları
başladı. Biz kalktık
Mersin'e gittik. İstanbul yıkılıyor
koronadan falan. Pandemide de
böyle bir süre ara ara işte konuştuk.
Sevgililik gibi bir durum asla yok
bu arada. Flörtümsü
bir şey belki. Zorlarsam
o da. Ama telefonda
konuştuğumuzu şey hatırlıyorum
yani ben işte akşam yemek yiyordum.
Sonra sitede böyle yürüyüş yaparken, turlarken hep işte onu aramayı bekliyordum falan.
Hani onunla konuşması şaka şukası beni bir alıyordu yani.
Çekiyordu kendini.
Bir de gerçekten şöyle bir motivasyonum vardı.
Yani ben işte İstanbul'a döneceğim, biz görüşeceğiz.
Çünkü bizden bir şey olacak.
Ben buna inanıyorum, o da beni inandırıyor ve o da inanıyor gibi bir durum vardı.
Sonra İstanbul'dan Datça'ya taşındı o.
Instagram'da yok oldu.
Bizim iletişimimiz bayağı bir sekteye uğradı zamanla.
Hani arada böyle konuşuyoruz ama yani o kadar uzun zamanlar giriyor ki araya işte.
Ben bir sonraki yazdığımda o yurt dışına taşınmış oluyor falan.
Neyse hani böyle seneler içinde ben ara ara hep merak ediyorum bir şekilde bu adamı.
Artık hani ilişkiden görüşmekten falan filan da geçtim tabii bir yerden sonra.
İstedim ki yani o da beni bir noktada merak edecek mi?
Ben yazmadım etmedim.
O da yazmadı ve etmedi yani yine senelerce hiç konuşmadık.
Ta ki geçen seneye kadar.
Ben son yıllarda iş sebebiyle Ankara'ya sıklıkla gidiyorum.
Her gittiğimde de kalıyorum bir süre.
Aslında 2022'ye kadar falan Ankara'dan açıkçası nefret ediyordum.
Çok da bildiğimden değil.
Ankara'nın kendisinden değil yani benim için temsil ettiği şeylerden dolayı böyle bir nefretim vardı.
Benim makus kişisel tarihimde garip bir şekilde ben hep Ankaralı bir kadın için bırakıldım.
Ya Ankaralıydı, ya Ankara'da okuyordu, ya orada yaşıyordu ama yani Ankara ile hep bir bağı olan kadınlara kaybettim.
İş sebebiyle gitmeye başladığım dönemde de sadece bir gün bir kere şans verdim.
Dedim gezeyim neymiş bu Ankara diye ve o gün direkt çok sevdim.
Gezip gördüm işte yediğim içtiğim veya doğal güzellikleriyle alakalı bir durum değil.
Benim eskiden takipçisi olduğum son bir senedir de arkadaşı olduğum Ayşegül Şimşek yani Tata'mız Ayşegül TV.
Sosyal medyada görmüşsünüzdür zaten diye düşünüyorum.
Hem kendi kitabını yazdı hem de kendi kitabını bastı çok büyük bir eforla.
Herkesin yapamayacağı bir şeyi başardı ve kitabı iyi olduğumda haber veririm.
Yağmur'un hikayesini anlatıyor.
Yağmur okurla anında bağ kurabilmeyi başaran hepimiz gibi hepimiz kadar talihsizliklerle sınanan ama her zaman hayatı yaşamaya değer gören yolunu bulmayı ve yeniden başlamayı başarabilen bir kadın ve ben onu gerçekten çok ilham verici buluyorum.
Yağmur'un İstanbul'dan Ankara'ya dönmesi gibi bir durum var kitapta.
Ankara'yı şöyle anlatıyor Yağmur.
Uçurumların İstanbul'daki kadar derin olmadığı konforlu alanlarına kendimi salıverdim Ankara'nın.
Tekrardan.
Çok çok rahat bir kanepeye zıplamak gibi bazen Ankara'ya gelmek.
İlk anda çok tatlı, bir yumuşaklık gibi gelse de kafamı bir anda sert ahşap kısma vurabiliyorum.
O acı zamanla geçtiğinde de kanepenin keyfini çıkarıyorum.
Hatta kalkmak, yer değiştirmek bile istemiyorum.
Sokaklarını biliyorum, insanını tanıyorum.
Hayatta ilgili beklentilerimi yüksek tutmamam gerektiğini biliyorum.
Böylelikle de yere çakılmamaya çalışıyorum.
İşte ben de Tuna'lı'da bir akşam nasıl yere çakılacağımı bilmeden ortada hiçbir şey yokken kendi kendime kaşındım ve bu adama bir mesaj attım seneler sonra.
Sosyal medyada da olmadığı için ona yazarken dünyanın neresinde ne yapıyor hatta inanın yaşıyor mu onu bile bilmiyordum.
Yani sadece iyi olduğunu söyleseydi ve halime hatırımı sorsaydı mesele uzamadan kapanabilirdi ama bunun yapmadığı.
Ya bana birinin bir aşkın bir tanem seni öyle seviyorum böyle özledim seni şöyle istiyorum minvalinde.
La bombingler yapması sökmez, para sökmez işte sahte vizyon sökmez yani bu bende çalışmıyor.
Ama karşımdaki zeki bir adam olduğu için işte bende neyin çalışacağını biliyordu.
Belki de bilmiyordu attı tuttu ama ben yine de hani ciddi bir lavabo mink yemiş oldum.
Bunun neden yaptığını da hiçbir zaman anlamadım.
İkimizin de Ankara'da olduğu yıllarda ben Tunalı'da kalıyordum.
O da oralarda bir mekan işletiyormuş.
Bunu o gece konuşurken fark ettik.
Hep etrafında dolanıp hiç gitmediğimi anladım mesela o mekanın.
Eğer sizi hayat ısrarla biriyle bir araya getirmiyorsa bunun gerçekten bir nedeni olduğuna inanmakta biraz yarar var.
Yine konuşmadığımız zaman içinde Datça'ya geri dönmüş ve ben hayatın bir birliği vardır demek yerine nasibimi zorlamayı tercih ettim ve Datça'ya gittim.
Bu arada kedim arkadan miavlıyordu hemen ona ufak bir sevgi molası yapıp geri döndüm.
Neyse yani ben Datça'ya yakın arkadaşlarımla beraber gittim geçtiğimiz yaz.
Ya bu arada ben durup dururken hani nasibim kendi kendime de zorlamış falan da değilim onu anladık değil mi?
Hani inanıyorum işte bazı şeylere seneler sonra tekrar.
Neler olduğu önemli değil ama hani inandırılıyorum da falan.
Datça'ya gittiğimde ben onu göreceğim gece her şeyden çok aslında onu dinlemek istiyordum.
Yani aramızda ikimizin de anlam veremediği çok acayip bir tension vardı ama onun da üstünde benim hissettiğim şey ona olan merakımdı.
Yalan yok.
Ona da bunu söylüyordum yani.
Neler oldu? Başından neler geçti?
Çünkü kafamda hepsi kopuk kopuktu.
Yalan değil o gece çok da heyecanlıydım.
Hatta inanılmaz zorlanıyorum şu an konuşurken ve anlatırken ya.
Neyse o geldiğinde ben arkamı döndüm.
Onu gördüm ve onu gördüğüm an Kadıköy'de onu ilk gördüğüm kıza geri dönüştüm.
O gece ışınlandım.
Yani böyle bir etkisi olacağı aklımın ucundan bile geçmemişti gerçekten.
Çünkü araya çok insan girdi, çok zaman girdi.
Onun için de benim için de yani ama belli etmemeye çalıştım.
Hani kafasından da geçtiğini de bilmiyorum çünkü.
Hani hala bilmiyorum bu arada.
Belki de takılırız diye geldi sadece.
Yani bu kadar değersizleştirmek istemiyorum ama çok da anlam yüklemek istemiyorum bir şekilde.
Neyse.
Oturduk konuştuk anlattı.
Onu dinlerken hep içimden keşke anlattığın şeyi yaşarken o sırada yanında ben olsaydım diye geçirdim.
Ya böyle bir içerleme hali vardı ama yani çok da güzel değildi bu arada anlattığı şeyler hani.
Ama şimdi daha net görüyorum tabii ki.
Çünkü hayatında bunca insanı, şehri, ülkeyi, olayı falan sığdıran birinin hayatına beni sığdırmak istemeyişi tamamen canının istememesiyle ilgili.
Yani hayatla falan bir ilgisi yok.
Hayat bize bir komplo kurmuş falan da değil.
Adam istememiş ve olmamış.
Hikayenin bu noktadan sonrası benim için biraz üzücü devam ediyor.
Oldukça hatta üzücü devam ediyor.
Tekrar tekrar hatırlayıp üzülmek istemiyorum.
Ara ara yaşananları, detayları biraz atlayarak devam edeceğim.
Yani o beni ısrarla tekrar çağırdığı için ben de peşinden gittim.
Tekrar Datça'ya.
Yani dört gün falan işte tek başıma zaman geçirdim.
En son gittiğimde.
Çünkü ben oraya gittiğim andan itibaren benimle görüşmek istemedin.
Ve yani bana türlü türlü yalanlar, işte bahaneler, işte ne bileyim.
Bunları söylediği için ben tabii yani neyin içinde olduğumu da anlayamadım.
Hani milletin dünyanın bir ucundan görmeye geldiği Datça ve yani o dört gün benim için bir cehenneme dönüştü.
Hayal kırıklığı benim böyle hani bu raddede hayal kırıklığı sıklıkla yaşadığım bir şey de değil.
Hani hele bir yaz akşamı Ege'de bir yerde hiç hiç değil.
Ona bir kere demiştim bak hani bana yalan söyleme çünkü gerçek ortaya çıkar.
Hani bir şekilde benim önüme düşer diye.
Datçıdan ayrılmadan önceki gece sırf onu hani bir şekilde görürüm diye.
O da onda canı isterse yani.
Gideceğim günü ben bir gece daha uzattım.
O da bunu bilmiyordu.
İşte sabah söyledim ben dedim gitmedim.
Bak bir gün daha buradayım.
Hani artık neden görüşmeyelim ki?
Yani işte yine öğrenince böyle bir sürü yalanlar dolanlar.
Tabii ki.
Şu an çok üstü kapalı anlatıyorum.
ama yani hayatım boyunca unutamayacağım bir an şuydu.
Ben Datça Buhranlım'ın ikinci gününde falan orada yaşayan bir kızla tanıştım.
Dünya tatlısı biri.
Hala konuşuyoruz arada.
Artık hani böyle bir gün daha uzatmışım.
Herif ortada yok.
Türlü bahaneler var falan.
Ben de bu kıza yazdım son gün.
Dedim müsaitsen bir kahve içebilir miyiz lütfen?
Çünkü yani benim şu an kendime ve salaklıklarıma daha fazla tahammülüm kalmadı.
diye. O da işte olur tabii
hani gel hemen buluşalım dedi.
Ben de gittim. Bir kafeye oturduk.
Ben de kızla anlatıyorum. Bak diyorum
hani böyle böyle yaptı. Böyle
böyle dedi. Ben öyle salağım. Böyle
salağım. Şöyle inandım ona
falan filan. Bayağı da küfür
kıyamet anlatıyorum. Bu arada
kızla da fotoğrafını göstermiştim.
İsmini de verdim. Hani eskiden
aldığım bir SS kalmıştı telefonumda.
Kız da baktı yani tanımıyor
cidden. Hani o da o sırada beni
dinliyor falan. Sonra kızın telefonu
çaldı. Ayağa kalktı ve bana
dedi ki o mu lan bu dedi.
Ben de böyle ha ne kim
o falan derken kafamı
bir çevirdim. Bir saattir
böyle sövüp saydığım adam
yan masamda oturuyor. Aramızda
böyle 60-70 cm var.
Ama yemin ederim fark etmedim.
Yemin ederim yani.
Bana da işte o gün böyle Fethiye'ye gitmek zorunda
kaldığını falan bir şeyler sıkıyor.
Ama dedim bak bana yalan söyleme.
Yani ben çünkü yani bir şekilde
hani bunu anlarım ya da önüme düşer.
Ama ben ne bileyim gittiğimiz kafeden bile haberim yok.
Yani kız beni aldı götürdü oraya.
Neyse işte telefonla konuştu geldi.
Kız oturdu karşıma şok içinde bana bakıyor.
Hani bu ne ya nasıl olabilir böyle bir şey hani falan diye.
Abi ben ne bileyim nasıl olabilir böyle bir şey.
Yani hikayede normal tek bir an yok ki ya.
Bu da oldu işte yani.
Tabii benim onu görünce aslında böyle belki hani sinirlerimin bozulması gerekiyordu.
Belki başkası olsa kalkıp tartışır.
Ulan beni ayağına çağırdın ortada yoksun ne yapıyorsun falan neyse.
Benim mizacım böyle değil.
Hatta yani gerçekten onu orada gördüğüm an beni istemediği için görüşmediğimizi de %100 anladığım bir an inanılmaz da rahatladım.
Yani böyle bir aydınlanma geldi.
Çünkü ne olursa olsun bahaneler olunca ister istemez gerçeklik payı da kalıyor ya.
İnsanın gerçeklik payının doğru olmasına da böyle düşük bir ihtimal bile olsa inanıyorsun.
Neyse ben otele döndüm.
Ve dayanamadım.
Mesaj attım buna.
Bak dedim çıkar dedim sana yani bana nasıl yalan söylüyorsun falan.
Hala guest like peşinde bir şeyler.
Hani sen işte dedin biz ondan görüşemedik falan filan.
İnanılmaz.
Neyse.
Yani benim o dört gün onunla görüşmememin sebebi benmişim.
Başta bir keyiflenir gibi oldum.
Ama sonra sabaha kadar uyuyamadım.
Yani bana cidden koyduğunu, hani bu durumun, gün hafif aydınlanmaya başlayınca anladım.
Hatta şöyle bir an var.
Yataktan kalkıp otelin terasına çıkıyorum.
Güneş de böyle.
Yeni doğmuş.
Ege'de güzel bir yaz sonu.
Böyle bir sabah.
Belki de dünyanın en güzel manzarasına bakıyorum o an ama kalbim o kadar ağır ki.
Mutsuzluktan görmüyorum bile.
Neyse, Datça'dan Feribot'la Bodrum'a geçtim.
İşte havalimanına gitmek üzereyim.
Yolda böyle babam aradı.
Biz de böyle bir iki haftadır konuşmuyorduk.
Telefonla artık tabii ben nasıl konuştuysam yani panik oldu adam.
Baya çünkü ben çok iyi hissetmiyordum kendimi.
Sonra bana dedi hani kalk buraya gel biraz kendini topla diye.
Geçen bölüm o yüzden şey dedim hani duygusal buhranlarımı ve kalp kırıklıklarımı alıp yine memleketime gidiyorum diye.
Benzer durumları ben yaşıyorum arada.
Geçen bölüm size 8 yaşında yazdığım günlükte bir günü okumuştum.
Bu sefer 29 yaşında bu olaydan hemen sonra yazdığım bir günü okuyacağım.
Sıcak bir haziren gecesi Ankara'da tek başıma ilk kez gittiğim bir barda otururken neyi aradığım bile bilmeden seneler sonra ona yazdım.
Böyle bir şeyi İstanbul'da yapmak aklıma gelmezdi.
Ankara'nın garip bohan bir büyüsü olduğunu düşünüyorum.
Şimdi artık bu küçük ama uzun hikayeyi bir sürü satırla anlatırken hayatın bizi hep bir şekilde bir araya getirdiğine kendi kendimi inandırdığımı fark ettim.
Senelere yayılan bir var bir yok bu hikayeyi yirmilerimin son yılına gömüp otuzlarıma taşımıyorum.
Bir şeyi içimde tüketip bitirmek için sonuna kadar gitmem gerekir mi? Galiba onu denedim.
Onu mu denedim yoksa bir umut sonuç farklı olur mu diye mi bekledim bilmiyorum.
Yani böyle bir gün böyle bir şey yazmışım.
Çok merak ediyorum bu arada beni bu kadar üzdüğünü hiç tahmin etti mi diye.
Yoksa bilerek mi yaptı umursamadan.
Tabii ki bir önemi de yok zaten artık ama.
Hani kızım şimdi bu kadar anlattın bir adamla ömür mü geçer, geçerse nasıl geçer diye bahsettin falan ama bu hikaye ve bu adam ne alaka?
Hani böyle biriyle niye bir ömür geçirdin diye soracak olursanız size çok hak veririm ama işte her zaman her şeye mantıklı bir cevabım yok.
Bu meseleler bu yaz yaşanırken ne arkadaşlarımı ne kendimi ya hiçbir şeye birini bir şeye ikna etmeye çalışmadım.
O bir histi ve bir kere uğradı bana. Bunu da yok sayamam. İlk anlattığım kişiyle ve onun bana verdiği değerle alakası yok bu hikayenin.
Hatta tamamen de tezat olmasına rağmen işte kimsenin çok sevdiği, onayladığı biri olmak zorunda da değildi benim için.
bana dürüst olduğunu düşündüğüm tek anımız oturup konuştuğumuz o geceydi.
Hikaye başka şekillenseydi, kalan hayatımız çok kaotik geçseydi bile.
Yani onunla bir ömür her akşam o masaya oturmak isterdim diye hissetmiştim.
Bana benimle ilgili söylediği her şeyin hissettiği yakınlığın ve o çekimin
bugün hala her şeye rağmen tamamen yalan olduğunu düşünmüyorum.
Belki evet biraz fazla manipülatifti ama bir Adanalı'ya daha yenilmeyi manipüle olmayı biraz da ben istedim herhalde.
Ama dediğim gibi yani artık zaten bir önemi yok.
Onu bir daha hiç görmedim, hiç konuşmadık.
Hatta şu anda da dünyanın neresinde olduğunu bilmiyorum.
Kin falan da duymuyorum.
Bunun B12 eksikliğimle bir alakası yok.
Anlattığım üzere her şeyi hatırlıyorum ama benim yaradılışım o şekilde değil.
Bazı insanlar ömürlük değildir ama bazı hisler gerçekten ömürlük kalabiliyor.
Ay neyse.
Gerçekten üstüme bir ağırlık çöktü.
Şimdi havayı biraz dağıtmak için hemen bu bölümün önerilerini yapacağım size.
Bu arada bu öneri işini sevmeye başladım.
Arada telefonuma notlar alıyorum.
Bu bölümde şunları şunları öneririm diye.
İstanbul Film Festivali başladı biliyorsunuz.
Ben 3 filme bilet aldım.
Bunlardan ilkini yönetmen bir arkadaşım önerdi bana.
Filmin ismi Tavuk. Gerçekten bir tavuğun başından geçenleri böyle anlatıyor ve hani anladığım kadarıyla yapay zeka ile falan da değil baya böyle 6 tane Macar tavuğun çekimiyle oluşturuluyor.
Hatta Altın Lale'ye de aday bu film.
Diğeri de yine gerçek bir hikaye olan The Wizard of the Kremlin.
Onu da öneriyorum.
Ben de sadece çok okuduğum için yaşanan bir hikaye olduğunu bildiğim için biraz hevesliyim.
Üçüncü önerim de eğer böyle festival filmlerinden falan çok sıkılıyorsanız The Last Viking.
Onu öneriyorum.
Kare komedi bir film ve o kadar da sıkılacağınızı zannetmiyorum.
Yine bayramdan önce ses tiyatrosuna gittik arkadaşımla.
Şahları da vururları izledik.
İstanbul'daysanız kesinlikle kaçırmayın dedim.
Hele ki şu an dünyanın Orta Doğu'nu ve Türkiye'nin içinde bulunduğu güncel durumu düşününce
kaçırılmayacak bir eser.
Ferhan Şensoy'un bir eseri.
Giderseniz ne demek istediğimi anlarsınız.
Bir diğer önerim.
Mersin'deyken çok çok sevdiğim bir arkadaşımla görüştüm.
Hatta bir tek onunla görüştüm.
Neyse. Hazal'ın editörlüğünün yaptığı Kopenhag Deniz Kızı Bakası.
Bir aslında çocuk çizgi romanı bu ama okurken Bebe Sanderson filmi izler gibi oluyorsunuz.
Çocuk çizgi romanı dediğime de hiç bakmayın yani. Çok şiddetle öneriyorum.
Bir de bir sesli kitap dinledim yine Mersin'deyken ve o sesli kitabı da aslında Hazal'la konuştuktan sonra pandemide okuduğumu hatırladım.
Ve kitabın ismi Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız?
Bu böyle hani bu sefer sesli kitap olarak dinledim.
Herhalde bir 45 dakika falan sürdü ama gerçekten insanın içini çok ruhunu inanılmaz hafifleten bir kitap.
Okuyamam derseniz yolda falan dinleyin zaten kısa sürüyor.
Neyse son önerim.
Bu yaz ki Hezeyanlımı yaşarken sıklıkla dinlediğim bir şarkıydı.
Şimdi dağıldı maalesef.
Köfn diye okunuyor diye düşünüyorum.
Köfn'den Tekin Sizi Dinleyin.
Herkesin bir tek insizi vardır ama siz sakın bir podcast kaydedip ona göndermeyi aklınızdan geçirmeyin.
Sizi çok öpüyorum. Bir sonraki bölümde birlikte cilt bakımı yapacağız ve kesinlikle daha eğlenceli şeylerden bahsedeceğim.
Yeterli su içmeyi ihmal etmeyin. Görüşmek üzere.
Müzik
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
