
Dante, hayatında sadece iki kez gördüğü Beatrice için 14 bin dizelik İlahi Komedya’yı yazdı.
700 yıl sonra biz ise birini story izleyip mesaj atmıyor diye anlamaya çalışıyoruz.
Bu bölümde biraz arafta kalan kalplerimize, biraz da cehennemin 10. katına kadar uzanan bir yolculuğa çıkıyoruz.
Bir dating app hikâyesinin insanın ilişkilere bakışını nasıl değiştirebildiğini, bazen bir kişiye değil o kişide kurduğumuz ihtimale aşık olduğumuzu ve modern dünyanın aşkın büyüsünü öldürüp öldürmediğini konuşuyoruz.
Biraz İlahi Komedya,
biraz yalnızlık,
biraz Özcan Deniz,
biraz da Beşiktaş’tan Ortaköy’e gelmeyen adamlar hakkında bir bölüm oldu.
Laktozsuz sütlü ice latteler hazırsa,
Sadece Soruyorum’un 10. bölümü yayında. ❤️🔥
Transkript
Dant'in en büyük aşkı ve saplantısı Beatrice Portinari.
Dant'e Beatrice'i ilk kez bir komşularının evinde görüyor.
Dant'e o zamanlar 9, Beatrice 8 yaşlarında falan.
İkinci karşılaşmaları ise Dant'e 19, Beatrice 18 yaşındayken oluyor.
Ve aslında hikayeleri sadece bu kadar.
Aradaki 10 yıl boyunca hiç görüşmedikleri gibi daha sonra da bir daha hiç karşılaşmıyorlar.
Ama işte tesadüfün bu cimriliği Dante'nin Beatrice'e olan aşkını da azaltmıyor.
Bu iki küçük karşılaşmanın verdiği ilhamla da Dante Beatrice için ne yapıyor biliyor musunuz?
14.000 dizelik ilahi komediye yazıyor.
Sadece Soruyorum''un 10. bölümüne hoş geldiniz.
Bugün aşka düşme meselesini 1300'lerden alıp 2026'lara taşıyacağız.
Şimdi Dante ilahi komedyayı yazmaya başladığında Beatrice maalesef genç yaşta hayatını kaybetmişti.
Dante'ye hiç aşık olmadığı gibi onun aşkından da bir haberdi ve öldüğünde de bir başka adamla evliydi.
Dante'nin ilahi komedyası da 3 bölümden oluşur.
Cehennem, Araf ve Cennet.
Dante'nin cehennemi 9 kattan oluşuyor ve kapısında buraya her kim girerse umudu geride bıraksın yazıyor.
Her katta ayrı bir günaha ait şehvet, öfke, ihanet, açgözlülük gibi gibi insanlığın işte bütün karanlık taraflarını tek tek anlatıyor orada.
Sonra Araf geliyor.
İnsan burada günahlarından arınmak için bekliyor.
Dante de Araf'ı bir dağ gibi betimliyor.
Ve Dante kendisi Araf'ın en üst katındayken henüz yüzünü görmeden tanıyor Beatrice orada.
Onu hissedince şöyle diyor.
Eski aşkın gücünü hissettim.
Şimdi bu cümleyi unutmayalım olur mu?
Çünkü bu cümle beni gerçekten bir yerlere götürüyor.
İnsan bazen birini ilk kez değil de sanki yıllardır tanıyormuş gibi çekiliyor işte.
Yani mantıklı hiçbir açıklaması da yokken.
Bir de Cennet var ilahi komedyada.
Aslında bütün eser Dante'nin dünyadan kopuşunu ve ilahi ışığa yükselişini anlatıyor ama bunu saf sevgiye simgeleyen Beatrice'in rehberliğinde yapıyor.
Dante'nin dünyadaki platonik aşkı Beatrice ilahi bir rehberi de dönüşerek onu bu kurtuluşa taşıyor kendince Dante'nin yorumuyla.
Cennetin katmanları ise göklerde anlatılıyor.
Bildiğimiz ay, güneş, merkür, venüs, mars, jüpiter'de.
Ve Dante yüzyıllar sonra bile insanları etkilemeye devam eden son bölüm cenneti bitirdikten birkaç saat sonra 56 yaşında sıtmadan ölüyor.
Platonik bir aşka düşüş aslında ilahi komedyanın tam kaynağı olmasa da Dante yazarken ona rehber oluyor.
Bu arada Dante de boş adam değil.
Yani hem bir asker hem de bir devlet adamı.
Bütün hikayede Orta Çağ karanlığındaki Floransa'da geçiyor işte 14. yüzyılın başlarında.
Ben ilahi komediyi çok geç okudum bu arada ve açıkçası benim için okuması çok da kolay bir eser değildi.
Bazen evet şiir gibi okuyor ama bazen de biraz tıkandım okurken.
Anlamaya çalışmakla baya bir zaman harcadım.
Ama bitirdiğimde aklımda çok net bir çelişki kaldı.
Onu size anlatmak istiyorum.
Şimdi Dante gerçekten dünyevi aşkından aldığı ilhamla ilahi bir hakikate mi yaklaşıyor?
Yoksa bir türlü yaşayamamış olduğu aşkı kutsallaştırıp ölümsüzleştirmeye mi çalışıyor?
Çünkü bazen insan ulaşamadığı şeyleri büyütüyor ya içinde.
Gerçekte yaşansa belki bu kadar derin olmayacak bir ilişki yaşanamadığı için sonsuzlaşıyor.
Dante belki de sadece aşka düştüğü için Beatrice'i kendi ışığı sandı ve onunla kendi içinde ilahi bir yolculuğa çıktı.
Çünkü insan gerçekten bazen işte bir kişiye değil de o kişide kurduğu anlama da aşık olabiliyor.
Peki şimdi Dante modern dünyada yaşasaydı bu aşkı yaşayabilir miydi gerçekten?
Taşıyoruz bunu 1300'lerden 2026'ya.
Yoksa Beatrice'i iki gün sonra Instagram'dan takip edip,
storylerine bakıp yakın arkadaşları alıp
ya aslında çok da büyütülecek biri değilmiş falan diyerek kendi duygusunu mu sabote ederdi.
Çünkü modern dünya bize sürekli böyle bir ulaşılabilirlik hissi verdiği için biraz da o büyüyü öldürüyor.
Dante'nin aşkını sonsuzlaştıran şey belki de işte o mesafe, o imkansızlık ve o eksiklik hissiydi.
Şimdi biriyle ilgili bir şey merak ettiğimizde yani 15 dakikada adamın CV'sini dökebiliyoruz.
Spotify playlistini, eski sevgilisi, politik görüşü, en sevdiği kahve, her şey.
Ve bu yüzden birini tanımadan önce çoktan tüketmiş oluyoruz sanki.
Peki siz 2026'da aşkı nereye koyardınız?
Cennet mi? Kocaman bir arafta kalma hali mi?
Yoksa 9 katlı cehennemin 10. katı modern dünyada aşk mı?
Dante bugün yaşasaydı Beatrice için yine 14.000 dizelik bir eser yazar mıydı?
Yoksa birbirlerine takipten çıkıp birbirlerine göndermeli storyler mi atarlardı bilemiyorum.
Ama şunu biliyorum galiba.
İnsan ne kadar modernleşirse modernleşsin,
aşkı düşünce biraz şarampolden yuvarlanır gibi oluyor.
Bu birini beğenmenin, birini arzulamanın, hoşlanmanın ya da onu düşlemenin
gerçekten çok ötesinde bir şey yani bir düşüş hali.
İlk kez gördüğü birini bazen yıllardır tanıyormuş gibi hissediyor.
Dante gibi bir kere de olsa o eski aşkın gücünü hatırlıyor ve kendi cehenneminin 10. katına gönderiliyor.
Laktosuz sütlü ice latteler hazırsa sadece soruyorum bir gün yine aşka düşer miyiz?
Şimdi böyle diyorum ya modern ilişkiler falan filan diye.
Yani ben 22 yaşındaydım bu konseptle ilk tanıştığımda.
Bir dating app'ten tanışıp bütün gece hatta böyle sonrasındaki 2-3 gün tamamen konuştuğum biri olmuştu.
Bu arada yani dating app'ten tanışıp sabaha kadar konuşmak da o zamanlar hani böyle aşık olmuşum gibi bir sarhoşluk yaratmıştı bende.
Bir de hani o zamanlar tabii yani ilişkilerle ilgili de bildiğim şey şu.
Birini beğenirsin, o seni beğenir, konuşmaya başlarsınız ve zamanla devamı geliyorsa sevgili olunur.
Ya da birini beğenirsin, o bunu bilmez, platonik kalırsın.
Dante'ninkinden Hallece bir obsesyona dönüşür.
İşte sıraları adı kazınır ya da bütün arkadaşları anlatılır falan.
Ama yani bu işte daha ara kavramlar, situationship'ler, ghost'lar, gaslight'lar falan yani bunlardan benim gerçekten yani hiç haberim yoktu.
Neyse tanıştık biz bu adamla.
8-9 yaş falan da büyüktü benden.
Ama ben nasıl etkileniyorum ondan?
Konuşma akıyor falan.
Yalnız sorun şu.
Biz tanıştıklarım 2 hafta sonra ben Erasmus'a gitmek zorundayım.
Ve ben dedim yani orada ne bana ne de ona dert olsun.
Şimdilik uzatmamak belki de en iyisi.
Ama yani ona dert olmazmış zaten.
İşte de ne bileyim ben hani onu da düşünüyormuş gibi oldum o anda.
Neyse ben Erasmus'a sevgili yaptım.
Niye biliyor musunuz yani bu adam benim aklımdan hani belki çıkabilir diye.
Ya çok komikti yani böyle sürekli işte konuşmalarımızı okuyorum.
WhatsApp'ta o ilk tanışıp sabaha kadar konuştuğu bu zamanları okuyorum.
Böyle birkaç kere içip içip mesaj atmıştım falan.
Yani ne alaka hani ben de mal mıyım neyim gerçekten.
Hani Erasmus harika bir tecrübeydi ama bir yandan da işte zehir ettim kendimi.
Çünkü Instagram'da harikayım, geziyorum, tozuyorum.
Bir Atina'dayım, bir Riyana'dayım.
Ama böyle yolda işte kulağımda Özcan Deniz dön desem çalıyor.
Yani bu arada egzecere etmiyorum.
Gerçekten çalıyor.
Ve böyle full trip onu dinliyorum.
Neyse ben Türkiye'ye döndüm.
Sevgilimden ayrıldım.
Ama aklım fikrim bu herifte.
Yani işte ne zaman görüşeceğiz diye bekliyorum.
Hani sanıyorum ki ben.
Hani o da benim dönüşümü bekliyordur belki.
Ciddi ciddi inanıyorum yani buna.
Tık yok.
Aylar geçti.
Ben arada bir yazdım.
Hiç orada değil.
Ama yani koydum kafaya.
Çünkü niye biliyor musunuz?
Yani ben işte hani gittim ya.
Bana kırgın olduğunu sanıyorum ama benimle konuşmamasının bir nedeni var gibi geliyor.
Yani ama öyle bir şey yok.
Yani adamın canı istemiyor sadece.
Neyse bir gün ben böyle iki tane bilet aldım.
Tamam mı?
Açık hava sinemasına.
O da biraz böyle sinefil biriydi.
O zamanlarda ben korkunç bir yerde çalışıyorum.
Yeni mezunum.
Stajyer gibi bir şeyim.
Cebimde de 100 lira falan para var.
Böyle iki tane bilet aldım.
80 liraya yani son paramla mühendis adama, koca adama ben filmi davet ediyorum.
Neyse attım bunu WhatsApp'tan.
Bana dedi ki haberleşiriz.
Ben de dedim o günü okey.
Yani haberleşiriz çünkü.
Neyse film günü geldi.
Tabii ki ben gideceğimizi sanıyorum.
O gün uyandım sabah işte everything shower her şeye rağmen.
Neyse.
hani gideceğimize inanıyorum yani
son dakikaya kadar
ve yani haber
teber de yok ortada
biz tabii ki o filme gidemedik yani
aklına bile gelmemiştir o gün
o filmin olduğu yani belki de bilmiyorum
ama işte ilk defa
ghostlanıyorum ya o kadar
gururum kırılıyor ki çünkü
beni parkta öpmüştü
falan diyar
Ay anlatırken fena oldum.
Beni parkta öpmüştü falan diye anlatıyorum arkadaşlarıma yani.
O da hoşlanmadıysa beni niye öptü ki falan.
Ay sinirlerim bozuldu.
Ahir ama neyse.
Yani modern ilişki konseptindeki bütün kavramlarla sağ olsun o tanıştırdı beni.
Benim ona olan ilgimi de biliyordu aslında.
Yani ben de zaten gizlememiştim ama muhtemelen ben çocuk gibi geliyordum ona belki de.
Şöyle bir sorun vardı yani benimle ilgilenme işi ama her yazdığımda da cevap vermesi benim kafamda hiçbir şey oluşturmuyordu.
Çünkü dediğim gibi yani o zamana kadar gördüğüm şey şuydu benim.
Var olan vardır, yok olan bitmiştir.
Yani böyle bir var bir yok bir şeyle hiç tanışmamıştım.
Ve onun yüzünden ben de zaman geçtikçe ne var olabildim ne yok olabildim.
O beni hayatın neresine koyarsa biz de onu yaşadık.
Yani çoğunlukla da bir şey yaşamadık.
Çünkü beni bir yere koymak istemedi hiç.
Şimdi böyle hafif gülerek anlatıyorum ama yani hani işte 8-9 sene önce bunları gülerek anlatacağımı tahmin bile edemezdim.
Gerçekten.
Ben şimdi bizim onunla tanıştığımızdaki onun yaşındayım.
Ve çok daha net görüyorum tabii ki her şeyi artık.
Onun çok da ciddiye almadığı o birkaç sene benim çok aşka düştüğümü sandığım birkaç seneydi.
Bu hikayenin sonu şöyle geldi.
Ben her yolu denedim.
Onun ilgisini çekerim umuduyla yani her yolu denedim.
Arkadaş grubuyla yani onun kendisinin üniversiteden arkadaş grubuyla bile onun olmadığı bir gün bambaşka bir yerde bambaşka bir bağlantıyla tanıştım.
Ve yani arkadaşları ile işte çok yakın olmasa da bir iletişim kurdum, bir arkadaşlık kurdum.
Ara ara görüşür hale geldim.
Şimdi dönüp bakınca cidden ne salaklık falan diyorum yani.
Ama işte rezil etmek de var ya kendini o duyguların içinde yani tek sebep bu.
Yani işte bir şekilde iyisin, çekerim, yazar, eder, görüşürüz diye saçma sapan planlar yaparken ben sevgilisinin olduğunu hatta evleneceklerini öğrendim.
Ve ben bunu öğrendikten çok kısa bir süre sonra da zaten Ankara'ya taşındı.
benim için Beşiktaş'tan Orta Köy'e gelmeyen, gelsin diye türlü şaklabanlıklar yaptığım adam düzenini bozup kendi ailesini kurmak için Ankara'ya gidebiliyormuş.
Yani tabii ki bunlarla yüzleşmek zordu o yaşlarda yalan söylemeyeceğim.
Şimdi hiçbir öfke falan yok içimde.
Yani gerçekten Sami'ye de çok mutlu olmasını diliyorum ailesiyle.
Çünkü biz hiç bu kadar açık konuşamadığımız için onun belki de hiç hatırlamadığı bir var bir yok biriyim ben yani.
Benim ilişkilere bakış açımın değiştiği ilk deneyimdi bu.
Bazen düşünüyorum hani belki Dante'nin Beatrice'e duyduğu şey de biraz böyleydi.
Gerçek bir ilişkiden çok insanın kendi içinde büyüttüğü bir anlam gibi.
Çünkü yani insan gerçekten bazen bir kişiye değil işte o kişide kurduğu ihtimale aşık olabiliyor.
Ve ben bu bölümü kurgularken şunu da düşündüm bu arada.
Başka hayatlarda biz bugün tanışsaydık yani yaşlarımız birbirine yakın olduğu ya da olmasa da yani onun yine kendi yaşında ama benim bu yaşımda biz ilk kez tanışıyor olsak nasıl olurdu acaba diye düşündüm.
Yani muhtemelen son birkaç senedir tanışıp etkilendiğim ama devamını getiremediğim diğer hikayelere benzerdi.
Onun benim hikayemde bu kadar özel oluşu işte aşka düştüğümü sandığım biri olmasının sebebi biraz da benim masumiyetimdi galiba.
Yani diyorum ya parkta beni öptü diye.
O gün parktan ayrılıp arkadaşlarımın yanına gittiğimde kulaklarım uğulduyordu benim.
Evet ondan.
İşte başka bir gün mesela köpeğini gezdireceği için dedi ki bana hadi gel.
Ortaköy'den Beşiktaş'a hiç unutmuyorum.
Gece de geç bir saattir.
Ben de yatıyordum yataktan kalkıp böyle hazırlanıp işte 10-15 dakika içinde Beşiktaş'a gitmiştim.
Sonra birden böyle inanılmaz bir yağmur bastırınca da bir apartmanın girişine oturmuştuk o ben köpeği.
Ve böyle her şey çok romantik geliyordu o zamanlar düşününce.
Sonra onu öpeyim taksiye binip eve giderken işte doğru zaman bu zamanmış ya her şeyin gerçekten bir anlamı olduğunu biliyordum falan gibi garip salak bir heyecan vardı.
İçimde böyle çok mutluydum.
Bu arada onu son gördüğüm o taksiye bindiğim köşeden her gün geçiyorum artık.
Yani Beşiktaş'a taşındığım için evimde yani gerçekten kaderin bir cilvesi o yol üstünde yapabileceğim hiçbir şey yok.
Bir zamanlar aklıma kazınan o yerin bile anlamı değişti.
Yani ve o anlam değişti de çok uzun zaman oluyor artık.
Ama böyle ilk birkaç sene o sokağın köşesine yolum düşünce böyle içim bir çekiliyordu yani.
Neyse artık tabii ki birbirimizin hayatından çıkıldı.
Ne bileyim yani 6-7 sene falan da olmuştur.
Bu arada bir süre önce biz denk geldik.
Ben onu uzaktan gördüm.
Tamamen tesadüf.
Ama dediğim gibi yani ne bir kızgınlık ne bir yarım kalmışlık öyle bir şey de hissetmedim hiç.
Onun görüş açısından uzaklaştım refleks olarak.
O da yani zamanında kırıldığım için sanırım.
Dediğim gibi sadece mutlu olmasını diliyorum.
Artık onun beni hiç görmediği bir yerden.
ne ona kızgınım ne de kendime kızgınım.
Hayatımdan geçti işte yani.
Beni de çok büyüten bir hikayeydi.
Bu arada o masumiyet bariyerim bir yerde biriyle zaten illa kırılacaktı.
Dünya böyle bir yer.
Hani o olmasa ondan sonraki tanıştığım biriyle bu zaten olacaktı.
Bir noktada da olması gerekiyordu.
İlişkilerin benim sandığımın aksine de yaşanabileceğini benim görmem gerekiyordu.
Çünkü aşkın insanın tamamen ele geçirebileceğine inanıyordum ben.
Yani birinin düşününce karnıma ağrılar giriyordu.
Bir mesajı böyle günlerce analiz edebiliyordum.
Hani insan aşka gerçekten koşulsuz düşebiliyor ya, onun böyle gerçekliği hep yaşanır sanıyordum.
Şimdi yani o yıllardaki kadar aşka düşmek Dante'nin ilahi yolculuğa çıkması gibi böyle absürt geliyor kulağımdan.
Allah'ım.
Bu hikayeden sonra daha gerçek aşklara düştüm ben.
Merak etmeyin.
Ama işte sanırım o da bana çok iyi gelmiyor.
Yani o halim çok iyi gelmiyor.
Çünkü ben aşkı düşünce bazen kendimi de kaybediyorum biraz.
En son işte geçen yaz Datça'da aşka mı düştüm, şarampolden mi yuvarlandım belli değil.
Aylar sürdü toparlanmam.
O hikayeyi de dinlemek isterseniz bir insanla ömür mü geçer bölümünde uzunca anlatıyorum.
Neyse dedim ya hani o zamanlar hala aşkın insanı tamamen ele geçirebildiğine inanıyordum diye.
Bu arada aslında hala inanıyorum.
O kadar da büyümemişim.
Ama o motivasyonun kimsede kaldığına inanmıyorum.
Bir süredir ben işte böyle kurumsal hayat, insanın evi neresidir, hayattan neler öğrendim gibi daha böyle kolpa konseptler çekiyorum bölümlerde.
Çünkü biraz bu aşk meşk konularından kaçıyorum farkındaysanız.
Hani abla date'ler ne oldu falan diyorsanız yani hiçbir şey olmadı.
Görüşmüyorum kimseyle bu ara.
Dün de bir arkadaşımızın doğum günü için toplandık.
Oturuyoruz.
İşte çift olan arkadaşlarımız geldi.
Manitas yanında olmayanlar da mesajlaşıyor işte bir yandan.
Böyle birkaç dakikalığına oturduğum sandalye beni resmen içine çekti tamam mı?
Birden böyle inanılmaz bir yalnızlık hissi çöktü.
Ünlü düşünür Britney Spears'ın da dediği gibi
My loneliness is killing me and I
Ya o an orada ne alaka yani?
Normalde ben hayatta tetiklenmem etrafımdaki çiftlerden falan ama bir anda işte cehennemin 10. katına bir gidip geldim resmen.
Bu his de çok tehlikeli bir his.
Çünkü insanı işte yanlış kişilere ve ilişkilere de iterse iter.
Ama sırf bu yalnızlık hissi tetikledi diye mi arayacağım birini?
Hayır.
Yani bu konuda da gerçekten çok kararlıyım.
Dating app falan da yok.
Instagram'dan da çıkardım.
bütün it kopuk, flört mülört, eski kırıkları ne olacaksa akışında olur yani.
Çünkü nasibimi zorlayınca çok da hayrını görmedim ben.
Hani şey diyorlar ya en beklemediğin anda oluyor ilk nurum diye.
Yani ben şu an o noktanın bile çok uzağındayım.
Çünkü insanlar bu cümleyi kurarken bile içten içe bir şey olmasını istiyor aslında.
Hani bir umut.
Ya ben de o umut bile yok gibi hissediyorum bazen.
Bazen de belki de sadece doğru hikayeyi bekliyorumdur diyorum.
O kadar da karamsar değilim aslında yani bir yandan.
Hani bölümün başında sormuştum ya size aşkı nereye koyarsınız?
Cennete mi cehenneme mi diye.
Galiba benim için aşk şu noktada en çok arafta kalmaya benziyor.
Çünkü tamamen vazgeçmişte değilim ama eskisi kadar da kolay gerçekten inanamıyorum yani.
Belki de bu yüzden Dante'nin Araf'ı bana bu kadar gerçek geliyor.
Çünkü Araf aslında sadece bekleme yeri değil.
İnsan eski halinden çıkıyor ama yeni haline de varamıyor henüz.
Belki de ben de tam oralarda bir yerlerdeyim.
Ne cehennemdeki gibi delice böyle aşık olabilecek kadar kaybolmuş hissediyorum kendimi.
Ne de cennetteki gibi umutlu veya o kadar da huzurluyum.
Yani sadece bir yerde duruyorum işte yani eski hikayelerimden arındığım bir yerde ve belki bir gün biriyle karşılaşınca yine o eski aşkın gücünü hisseder miyim diye düşünüyorum.
O eski aşkın gücü.
Neyse bu bölümün de sonuna geldik.
Normalde her bölüm 4-5 tane şey öneriyorum.
Kitap, film falan biliyorsunuz ama bugün sadece bir şarkı önereceğim.
Benim 2019 Spotify en çok dinlenenler listemden.
MFA'dan yalnızlık ömür boyu.
Sıfırdan başladığım bu podcast macerasının 10. bölüme ulaşabilmesi benim için çok kıymetli.
Dinlediğiniz için gerçekten çok teşekkür ediyorum ve sevdiklerinizle birlikte güzel bir bayram geçirmenizi dilerim.
Sizi çok öpüyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
