
Bir süredir yoktum.
Ama merak etmeyin, kaybolmadım.
Sadece modern flört üzerine istemeden bir saha araştırmasına çıktım.
Sonra kendimi, “İlk ben yazmasaydım böyle olur muydu?”, “Biraz daha gizemli olsaydım?”, “Mesajı beş dakika geç atsaydım hâlâ konuşuyor olur muyduk?” gibi sorular sorarken buldum.
Ve fark ettim ki aslında bu soruların hiçbiri o kişiyle ilgili değil.
Hepsi kontrol edemediğimiz şeyleri kontrol edebileceğimize inanmakla ilgili.
Bugün biraz bunu konuşacağız.
Modern flörtün görünmez kurallarını, neden biri gidince ilk olarak kendimizi suçladığımızı ve Schopenhauer’ın arzu üzerine söylediklerini…
Ben hâlâ cevabı bilmiyorum.
Laktozsuz sütlü ice latteler hazırsa, Sadece Soruyorum’un yeni bölümüne hoş geldiniz.
Transkript
Sevgili Sadece Soruyorum dinleyicileri 12. bölüme hoş geldiniz.
Evet bir süredir bölüm atamadım ve bunun mahcubiyetiyle şu anda bu girizgahı yapıyorum.
Hatta o mahcubiyetten bölüm atamadıkça da atamamaya başladım.
Ama bakın, inanın bu bacınızın geçerli bir sebebi vardı.
Ben aslında bir saha araştırmasındaydım.
Biliyorsunuz modern flörtü anlamaya vakfettiğim için çok kıymetli hayatımı birçok date'e çıktım.
Ve bu date'lerin sonucunda yani daha doğrusu saha araştırmalarımın sonucunda edindiğim hiçbir kesin bilgi yok.
Bunlar da boşa çıktı.
Yani işte ne yaptık havamız değişsin diye date'lere çıkmış olduk.
Ama evet yine aralarından birkaç tanesi beni böyle birkaç tanesi değil şimdi yalan söylemeye de gerek yok.
Bir tanesi ne aşık olduğumu düşündüm.
Yani bir süreliğine bir hafta falan gerçekten öyle bir şey zannettim.
Sanıyorum bunu da kendisine belli ettiğim için şu anda konuşmuyoruz.
İşte bunlar benim kafamda yeni yeni bir sürü soru oluşturdu.
Zaten biliyorsunuz bu kafanın içi sorularla dolu.
Bu podcast'in de olayı bu.
Şimdi ben elimdeki soruları, sorularımı bulduğum cevapları sizlerle paylaşmadan önce bu date'den biraz bahsedeceğim.
Bu böyle çok klasik bir İstanbul date'iydi.
Biz Galata'da buluştuk, oturduk.
Sohbet şahaneydi.
Bir şeyler içtik, sonra kalktık.
Ben eskiden o tarafta oturuyordum.
Zaten bildiğim yerlerden eski mahallemden birlikte yürümek, tanıdığım insanlarla tekrar konuşmak, onun da o sırada yanımda olmalı.
Çok tatlı anlardı yani.
Yürüyerek Karaköy'e indik.
Orada da işte oturduk bir kahve daha içtik.
Saatlerce konuştuk.
Ben hani böyle bir süredir zamanın nasıl böyle geçtiğini de çok anlamadığım bir date yaşadım.
Sohbet hiç zorlamadı.
Hiç böyle sessizlik olmadı.
Hani olsa bile inanın rahatsız etmedi.
Şimdi ne konuşulacak diye bir an bile düşünmedim.
Hatta ben çok konuştum.
O ben çok konuştuğum için ay sen çok konuştun artık biraz sussan mı gibi harika bir şaka yaptı.
Ve ben bu şakasına bayıldım.
Komik erkek her şeydir.
Neyse.
Neyse.
Ya böyle bazı insanlarla tanışırsınız ve hani böyle duygusal ya da romantik bir histen ziyade
ya ben bu kişiyi tekrar görmek istiyorum ya hissi olur ya.
O oldu işte o bana kendisi sordu hani ne umuyordun yani bu date'e çıkmadan önce hani ne buldun falan gibi.
Oğlum ne umacağız ya yani bizim yani geçen zaman hani hiçbir date'e bir beklentiyle gitme ve dersini verdi ya annemize zaman ama.
Güzel bir sürprizdi çünkü şöyle ben kendisiyle yani böyle çok uzun süre konuştuktan sonra buluşmadım.
Yani aslında buluştuğumuzda çok detaylı tanımıyordum.
Tanıdıkça da çok ilgimi çekti.
Böyle hayatla çok büyük dertleri, kavgaları olmayan,
hani kafasında birçok meseleyi çok böyle temizce halletmiş,
işte kendiyle derdi olmayan, hayatta çok büyük dertleri olmayan,
şükreden, gerçekten güzel işi gücü olan, hayatta bir meselesi,
bir gustosu olan falan bir tipti.
Ben o yüzden belki de o kadar etkilendim.
Neyse.
İşte o date bitti. Ben kendisini vapura bıraktım. Ben de işte evime dönüyordum. Bir date iyi geçtiyse ben direkt o datenin yani daha doğrusu iyi geçtiğini şöyle anlıyorum. Mesaj bekliyorsam tamam yani evet hani ilk aşamayı geçmiştir kafamda bu date.
Çünkü diğerinde ne ben mesaj beklerim ne de mesaj atarım.
Ama iyi geçtiyse mesaj beklerim gelmiyorsa atarım falan.
Vapurdayken yazdı.
Çok tatlıydı.
İnanılmaz mutlu oldum yazdığına.
Ve böyle ilerleyen günlerde de hani konuşmaya başladık.
Buradaki konuşmaya başladık meselesi asla şöyle değil.
Her gün her an konuşuyoruz gibi bir şey değil.
Bu benim için mümkün değil.
Onun için de değil.
Yani çalışan, yoğunluğu olan insanlarız zaten.
birbirimize zaman ayırdığımızda konuşan
hani böyle konuşabildiği zaman ayırabildiği
müsaitliğinde de gayet
işte o iletişimin aktığı falan
böyle hani araya bazen bir gün bile girse
hani sonraki gün konuştuğumuzda
ne ben dert ederim bunu
hani ne o dert eder falan
yani bunu anlayışı olan ama
birbirini tanımakta isteyen insanlar gibiydik
ya da ben ne bilmiyorum öyle olduğunu inandım
çünkü o araya giren bir gün oldu iki gün
Sonra konuştuk hani ben şey de yapmak istemiyorum ya.
Yazmadığın mesajı da açmadın falan.
Yapmam yani.
Ama sonra yapmayınca da belki oldu araya giren süre 3 gün 4 gün derken biz bayağıdır konuşmuyoruz.
Maalesef.
Ve ben de yani hepimizin yaptığı gibi tabii ki de yine kendimi sorgulamaya başladım.
Dedim çok mu ilgili davrandım ki gerçekten çok ilgili davrandığımı düşünmüyorum.
İletişim güzeldi.
Ben hatta yani benim ilgim onu tanımak üzerine bir ilgiydi.
Yani ya da şey dedim hani hiç gizemli olamadım.
Benimle ilgili çoğu şey biliyor.
Onunla ilgili düşündüğüm şeyleri de biliyor.
Yani bakın ben her şey olabilirim bu hayatta.
Tamam mı?
Yani şu an olmadığım her şeyde olmaya çalışabilirim ama ben gizemli kız olamam.
Yani ben bir overshare bağımlısıyım.
Her şeyi çok anlatıyorum.
Herkese her şeyi çok anlatıyorum.
Dedim acaba o mu?
Sonra işte yani mesajlarını ben hiç bekletmeden cevap veriyordum gerçekten.
Çünkü yani yazdığımda konuşmak istiyordum onunla.
Yani ne bileyim işte hani bu meseleler sizin meseleleriniz olduğunda Instagram'a giriyorsunuz ve işte karşınıza hemen bu konuyla ilgili Reels'lar çıkıyor ya hani.
İlk sen yazma, mesajına hemen cevap verme.
Kesinlikle ulaşılmaz oldu falan gibi böyle hani bu tandansta işte Reels'lar falan düşebiliyor yani.
Ben de dedim o zaman hani madem öyle yani bir erkeği 3 günde kaybedebileceğimiz yol aşırı belli yani.
Bu kısa date ve date sonrası işte flörtten benim anladığım yani 3 günde kaybetmedik de hani yine de yani neredeyse o kadar kısa bir süreydi diyeyim.
Ben ondan hoşlandığımı belli ettim.
Mesajlarını hemen cevap verdim.
Yazmadığımda yani ilk ben yazmışlığım da var.
herhangi bir rol yapmadım.
Onunla tekrar görüşmek istediğimi
de ona söyledim.
Belli etmedim söyledim.
Bunu niye söylemeyeyim diye düşündüm.
Yani işte dediğim gibi kendim
oldum. Başka biri gibi davranmadım.
Ve yani hep o samimiyetteydim.
Ve anladığım kadarıyla
şu noktada bu saydığım
5-6 madde
bir flörtü
3 günde kaybetme yeter.
Ben az önce bir erkeğe dedim ama
Benim de ete çıktığım kişi erkek olduğu için yani etrafımda özellikle bu ara sıklıkla dinlediğim şey bu meselenin hani bir cinsiyeti asla yok.
Yani bir flörtü üç günde kaybetmenin meselesi bu.
Yani bunu hani yaş bandı da yok.
Üniversiteye giden işte yakın bir arkadaşım var.
Çok daha yeni yakın bir kız tarafından aynı muameleye maruz kaldı o da yani.
Bunu birine atfedemeyiz.
Neyse hani bunlar bir yana hani ben az önce maddeleri sayarken güldüm falan ama tabii bir yandan da şöyle bir şey fark ediyorum.
O kendimi sorguladığım zamanlarda bu işte hani hemen mesaj atmasaydım gibi şeylere de biraz inanmışım.
Çünkü insan hani biraz öyle canı sıkkın olduğu zaman o yaşadığı şeyi biraz kontrol edilebilir bir şeye de çevirmek istiyor.
Yani ne demek istiyorum?
Eğer sorun benim erken cevap vermemse harika.
Yani çünkü işte bir dahaki sefer geç cevap vereyim.
Yani sorun ilk benim yazmam.
Tamam bir daha yazmam çünkü hata bensem çözüm de bendedir gibi.
Yani beyin böyle düşünüyor.
Çünkü bunu böyle düşünmek, temellendirmek çok daha kolay.
Ve bu insana tabii ki işte bir rahatlık veriyor.
Yani bir sonraki için bir umut veriyor.
Şimdi bu noktada araya bir es veriyorum.
Ben yeni bir işte felsefe dergisi, 95'ten beri yayınlanan bir felsefe dergisi okumaya başladım.
Eski sayılarını topluyorum oradan buradan.
Bu felsefe dergisinin de her bölümünün bir, daha doğrusu 3 aylık bir felsefe dergisi.
Her sayısının bir konusu var.
Bu konular çok değişiyor.
Bir tanesi mesela kapitalizm, bir tanesi Bizans tarihi ve bir tanesi de tabii ki aşk.
Şimdi bu derginin aşkla ilgili olan bölümünde de Chopin'a ardından bazı kesitler okudum.
Ve Chopin'a ilişkilerle ilgili biraz şöyle bir yaklaşımda bulunuyor.
Diyor ki insanı yöneten şey aklı değil arzuları ve biz yani çoğu zaman hayatta böyle mantıklı seçimler yaptığımızı düşünüyoruz.
Ama aslında birinden neden hoşlandığımızı ya da işte birine çekiliyoruz ya neden çekildiğimizi çoğu zaman kendimiz bile bilmiyoruz.
bilmiyoruz. Bu çıkarı mı?
Okuduğum zaman tabii ki
geriye gittim ve eskiden
çekildiğim, hoşlandığım insanları
şöyle bir gözümün önüne getirdim.
Onları bir düşündüm. Ve dedim yani
ben bu insanlardan neden
hoşlandığımla ilgili bir açıklama yapabiliyor
muyum? Hayır çünkü bazılarının
hiçbir ortak özelliği yok.
Yani bana işte aralarında çok
iyi davrananlar var. Beni gerçekten
çok iyi anlayanlar var.
Çok iyi insanlar var ama bazen onlara
çok da yoğun bir şey hissedemediğim
hikayeler de var. Ama
tam tersi de var. İşte bana hiç iyi gelmeyeceğini
bildiğim insanlar var.
Bazılarında aklım kalmış.
Yani bazılarını direkt
def etmişim. Böyle çok net
bir ortak payda bulamadım.
Ve yani dürüst olacağım.
Gerçekten bence bunun
mantıklı bir açıklaması yok.
Yani orada kafama biraz şey
oturdu. Ben kendi
arzumun nedenlerini bile açıklayamıyorken
karşımdaki insanın arzusunu nasıl yönetebileceğine inanabiliyorum ki.
Şunu demek istiyorum aslında.
Neden işte bir mesajı 3 saat geç atmamın
ya da ilk mesajı benim atmamın
ya da o kadar da ilgili davranmamın
bir insanın hislerini değiştirebileceğini düşünüyorum ki.
Yani belki de modern flörtün bize sattığı en büyük yalan bu.
Çünkü insanlar birbirlerinin stratejilerine aşık oluyormuş gibi davranıyor.
Ya sosyal medyada ben sürekli gerçekten aynı cümleleri görüyorum.
Şunu yaparsan seni arar, bunu yaparsan geri döner, böyle davranırsan bağlanır.
Hani şeyi dikkat ettiniz mi yani ortada hepsinin ortak bir vaadi var.
O da kontrol.
Çünkü kontrol gerçekten çok rahatlatıcı bir fikir.
Eğer her şeyin işte bir formülü varsa canımızın neden yandığını da açıklayabiliyoruz.
biliyoruz ama ya formülü yoksa
yani ya biri senden uzaklaştığında
bunun sebebi senin
3 dakika daha geç cevap
vermen değil de işte ne bileyim
ilk yazman değil de sadece
arzu ettiği kişinin sen
olmamasıysan ya bunu
kabul etmek gerçekten çok
zor değil. Çünkü o zaman
düzeltebileceğin bir hata kalmıyor.
Bir yandan da çok özgürleştirici.
Gerçekten benzer
minvalde hikayeler daha önceki bölümlerde
de çok anlattım. Yani o zaman
giden her insanı kendi
eksikliğinin kanıtı gibi görmekten
vazgeçiyorsun ve belki de
doğru insanın yanında bunların
hiçbirini düşünmüyorsun.
Dakika hesabı yapmıyorsun.
Mesajların taktiğini hazırlamıyorsun.
Birini tekrar görmek
istiyorsun ama ona ona ne zaman
söyleyeceğinle ilgili panik ataklar
yaşamıyorsun. Kendini
biraz geri çekeyim demiyorsun.
Yani olabildiğin haliyle
belki de yanında kalabiliyorsun.
Yani kendi olmanın riskli bir şey olduğunu hissettiğim hiçbir hikayenin içinde kalamam abi.
Kalamam yani.
Benim ben olduğum halimle kabul görmediğim hiçbir yerde.
Ya şöyle mesela bazen şeyi anlayabiliyorum.
Full of herself ya da full of himself olma hali.
Yani çok fazla kendini olmak.
E bazen başta gerçekten insanları belki işte biraz itebilir.
Yani arkadaşlık ilişkilerinde de böyle.
Flirtte de böyle.
Bazen kendimiz o kadar olmasak da olur ama hani bu ilişki zaten kümülatif bir süreç.
Üstüne koydukça ilerleyen ve içine alıyorsa o şekilde alan bir şey.
Şimdi ben zaman geçtikçe yani kendim oldukça gerçekten kendimi olduğum gibi yanında var edebildikçe
bu yani karşımdakinin içinin almadığı bir şeyse ben ne şekle dönsem olmayacak ki zaten.
Neyse işte yani şimdi bu bölümü kaydederken şeyi de fark ettim.
Hani bir erkeği 3 günde nasıl kaybederiz bölümün başlığı ama yani başlık galiba en baştan beri yanlıştı.
Çünkü ben hani bu güzel date'i ve çok etkilendiğim bu adamı 3 günde kaybetmedim.
Yani çünkü en başından beri hiçbir zaman benim kontrol edebileceğim bir şey yaşanmıyordu.
Ve belki de işte birinden hoşlanmanın birine kapılmanın en zor tarafı da bu.
Çünkü yani birini kendine aşık edecek kesin bir yol yok.
Birinin aklına girecek kesin bir yol yok.
Yani varsa da ben bilmiyorum.
Bilsem de duyduklarımı uygulayamıyorum, yapamıyorum yani.
Birini kendine aşık edecek kesin bir yol olmadığı gibi de birini kendine uzaklaştıran da tek bir hata yok işte.
O yüzden artık biri tekrar benden uzaklaşırsa ilk sorum şu olmayacak.
Ben neyi yanlış yaptım?
Bunu demeyeceğim.
Ama belki de önce şunu bir sorarım.
Gerçekten yanlış bir şey mi yaptım?
Yoksa sadece kontrol edemeyeceğim bir şey kontrol edebileceğimi mi zannettim?
Evet bu bölümün de sonuna geldik.
Zannettiğiniz gibi böyle maddeleri sıralı bir şekilde vermemiş olabilirim.
Ama içinizde tanıdık bir his uyandırdığımı umut ederek bu bölümü sonlandırıyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Ve lütfen elinizde olmayan şeyler için kendinizi zorlayıp başka birini dönüştürmeye çalışmayın.
Sizi çok öpüyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
