
Flört piyasası çöktü mü, çünkü etrafa bakınca durum biraz tuhaf.
Ghosting var, situationship var, “ben ilişki insanı değilim” diyenler var… ama aynı zamanda herkesin içten içe istediği bir şey de var: gerçek bir bağ.
Bana gelirsek, bir yanda ıssız adam, bir yanda şef, biraz arada kalmış gibiyim. Bu konuyu beraber çözeceğiz.
Bu bölümde neden dikiş tutturamadığımızı ve birkaç eski rezil flört deneyimimi konuşuyoruz.
Bir cevap bulmaya çalışmıyorum,
Sadece soruyorum <3
Transkript
30 yaşından sonra bazı şeyler o kadar da kolay öğrenilmiyor.
Bunu acı bir deneyimle şu anda keşfediyorum.
Bu podcast'ın ilk bölümünü çekmek için bir program indirdim ve muhtemelen dünyanın en kolay arayüzü.
Ama artık çok hızlı adapte olamadığım için bir şeyleri öğrenmeye.
Bu 25. girişim.
Yani bu podcast'ın henüz daha sadece ismi var.
Bir kapak fotoğrafı bile yok.
Ama önemli değil.
Bilinç akışıma güveniyorum.
Sadece Soruyorum''un ilk bölümüne hoş geldiniz.
Bu bölümün sorusu aslında sizi provoke etmek için ve ilgi çekmek için değil.
Şubat ayının herhangi bir perşembe gecesi yatakta yatarken
tamam ya artık ben ilk bölümü kaydetmek için bu kadar da beklemek istemiyorum, doğru zaman yok.
Beynim karman çormanken kalkıp bu mikrofonun başına oturmam lazım.
Ve bunu biraz bilinç akışımla biraz da gerçekten hislerimin yoğunluğuyla size anlatmam lazım.
Yoksa gerçekten çok da stratejik bir hamle olduğunu düşünmüyorum.
Ama tanışacağız arkadaşlar tanışacağız birbirimizi çok iyi tanıyacağız zamanla.
Deniz Dülgeroğlu'nun kendi podcast introsunda dediği ben 20 yıldır terapi alıyorum diye bir söylemi var.
Ben de neredeyse 20 yıldır teyte çıkıyorum.
tabii ki o kadar süre değil ama
yine de çok uzun zamandır bunu yapıyorum.
Merdiven altı terapi olmasa da
merdiven altı date deneyimlerimi
burada size aktaracağım.
Bazen beraber düşüneceğiz, bazen
beraber belki duygulanacağız,
belki aynı yollarda
yürüyoruzdur ama birbirimizden
haberimiz yoktur. Sadece soruyorum
olayı herkesin çok
akil insan olduğu sosyal medyada
yani gerçekten herkesin
her şeyi bildiği, herkesin her
deneyimi üstünde katlaya katlaya
yaşadığı ve bunu cömertçe
beyan edebildiği bir dünyada
benim hala bilmediğim şeyler var.
Bunu kabulleniyorum. Kafa karışıklıklarım
var. Duygularımı yönetemediğim
günler var. Kendimle
gurur duymadığım anlar var.
Ve bu anları,
bu zamanları ve bu kararsızlıkları
derleyip toplayıp sadece
soruyorum. Çünkü ben
hiç kimsenin o kadar mükemmel
olmadığını bilerek yaşıyorum. Buna kendim
da dahilim ve bu beni çok rahatlatıyor.
Yani herkese de aynı şeyi öneriyorum.
Gelelim bu bölümün konusuna.
Beni bir perşembe gecesi yataktan kaldıran, aslında hepimizin aklından muhtemelen
bir kere, her gün bir kere geçen ama çoğumuzun da aklından hiç çıkmayan o soru.
Yani ne oldu da biz artık 2026 yılında ilişki müessesesine veda ettik?
Bu müessese kapandı.
Bize ne oldu da biz artık ilişki yapamıyoruz ya da yapmak mümkün mü?
Bize bu kadar imkansız görünen bir şey aslında başka insanların hayatında mümkün ve bir ihtimal.
O günde bir ihtimal bundan 10 sene önce de bir ihtimaldi.
Burada bir yanlış mı yapıyoruz yoksa burada tercihlerimiz mi?
Tabii ki bunu böyle sıkıcı analizler şeklinde değil daha çok kendi sıçtığım sıvadığım hikayelerden derleyip toparlayıp biraz sizinle paylaşmak istiyorum.
Şu hususta bir anlaşalım istiyorum öncelikle.
Hepimizin bütün tabi ki cinsiyetçi normlardan bağımsız konuşuyorum.
Çünkü it's 2026 baby yani.
Bu normlardan bağımsız ilişkiye sahip olma isteğinin de farklı farklı bir sürü motivasyonu var.
Kafanızda canlanıyordur.
Hem kendi isteklerinizden hem etrafınızda duyduklarınızdan.
Tabi ki bence bu arada bunun doğrusu yanlışı ahlaki olarak eğrisi büyürüsü yok yani.
Buna gerçek anlamda çeşitlilik olarak bakalım.
Bu çeşitliliğin içinde bunca yıldır dinlediğim bütün hikayeler, kendi başıma gelen deneyimlerin sonucunda çıkarttığım bir ortak payda var.
Bu ortak payda güçlü bir ortak payda.
Bütün bu hikayelerde kimse kimseye çok aşık olmasa da, çok aşık olsa da, biri birini arzuluyor da olsa bir paylaşım yapma, biriyle bir şeyleri paylaşma isteği var.
Bu paylaşım bir an da olabilir. Bu paylaşım bir deneyimi yaratma arzusu da olabilir. Güzel bir gece geçirmek olabilir. Makarna workshopuna gitmek olabilir. Bir düğüne katılmak da olabilir. Ya da bütün dark desire'larınızı gösterebildiğiniz performatif bir gece de olabilir.
Ben bunu bilmiyorum ama bütün bu kontentleri bir havuza topladığımızda genel başlık biriyle bir şey paylaşma isteği.
Çünkü sosyal bir varlık insan.
Bana şimdi bak bu saatte gelen mesajdan ne düşünürsün? Dark Desire falan demişim.
Bir durdurup devam edeceğim.
Mesaja baktım. Dark Desire'larımın efendisi gece 3.53'de bana mesaj atmış.
Çişe kalktığı için falan.
Neyse. Kendi hikayelerimi nasıl bölümlere sıkıştırıp yedirebilirim bunu çok merak ediyordum.
İyi bir girizgah oldu.
Ben birileriyle organik tanışma faslını kendi isteğimle olmasa da kapattım.
Yani sosyal hayatım buna çok elverişli değil.
Çünkü arkadaşlarımız zaten %90'lı bun ya.
Ya olmasa da bizim kendi arkadaşlık dinamiğimiz biraz şeyden uzak.
Çöp çatanlıktan, birini birine ayarlama, birini birine
hani bununla bir tanıştıralım seni falan demeye böyle bir olayımız çok yok açıkçası.
Ve ben de kendi hayat dinamiğim böyle kurumsal hayattan uzak.
Ne yalan söyleyeyim.
Dolayısıyla yeni biriyle tanışacak ve tabii ki yani çok da böyle yani işte
Quiz Night gibi yerlere gitmiyorum.
Yalan da söylemeyeceğim yani.
Dolayısıyla biriyle tanışabileceğim maksimum ortam gece dışarı çıktığımda oluyor.
Bu Dark Desire'larımın efendisinin tabii ki ismini veremeyeceğim ama ben ona onun da suratına ıssız adam diyorum.
Klişe ama gerçekten hem benim için hem de o kendisi için de bir ıssız adam.
Biz ıssız adamla bir gece Asmalı'da bir mekanda tanıştık.
Yani ben aslında onunla tanışmak için çok uğraştım.
O gece başka birinden kaçıyordum.
Ve kendisi bana hiç yaklaşmadı.
Ben de böyle onu biraz kovaladım mekanın içinde.
sigara içmeye gittiğinde yanına gittim
dans etmiyordu bir duvarda
böyle sabit duruyordu
bir süre yanında dikildim
baktım hiç orada değil yani
tamamdır ısız adam
dedim
ve dedim ya ben arkadaşlarımın yanına gidiyorum
seninle mi uğraşacağım
ve arkadaşlarımın yanına gittim
adamın hiçbir şeyden haberi yok benim yediğim triplerden
bu sırada
arkadaşlarımın yanındayken şöyle kafamı bir döndüm
yanıma gelmiş duruyor
hiçbir şey yapmıyor ama çok da
efendi bir tiptir. Neyse.
Yanında bir süre dans ettim, şarkı söyledim.
Hiç oralı olmuyor yani.
Fiziksel bir temas da yok. Böyle duruyor.
Ve DJ Kavin'in de bir
önündeyiz yani neredeyse. Durmak
çok zor. Manifest falan çalıyor.
Dayanamadım. Dedim ki ona
ya sen neden hiç dans etmiyorsun?
Şarkı da söylemiyorsun?
Zorla mı duruyorsun burada? Çünkü
gerçekten alıkunulmuş
gibiydi. O da böyle kulağıma
eğildi ve dedi ki insan 46
yaşında olunca biraz böyle olabiliyor
ve ben o sırada şok oldum.
Çünkü gerçekten ne
enerjisi ne fiziksel olarak
görünümü ne yani vibe'ı
hiç 46 yaşında
vermiyordu. Ama böyle
söyleyince bir hani hep
derler ya işte olgun
adam karizması. Default
o his indi bana orada. Çünkü
gerçekten yakışıklılık göreceli
olabilir işte sempati falan
ama yani karizma bence
bir fact'tir yani gerçekten
mutlak bir gerçekliktir ve varsa vardır.
Bu adamın da böyle yaşayan
bir karizması var yani.
Ve bu çok net okunabiliyor.
Ben de dedim yani çok sesli burası
gel istersen bir sigara içelim balkonda.
Bizim balkona çıkışımız o çıkış
yani saatlerce konuştu.
Güzeldi onunla zaman geçirmek.
Ama yani o gece hani ne
onunla ben gidebilirdim ne o
bana gelebilirdi. Ben arkadaşlarımlaydım.
Çok sevdiğim bir arkadaşımla doğum günüydü.
Ve dolayısıyla
ben çok umutsuz bir şekilde
ona dedim ki bak sana numaramı verebilirim
ama yani çok da umudum yok
muhtemelen bir daha konuşmayız ama yine de
seni tanıdığım için çok memnun oldum
dedim ve ayrıldık o gece
yani hikaye uzadı biz konuşmaya devam
ettik görüşmeye devam ettik
tabii ki hikayenin buradan sonrası
nasıl olur bilmiyorum ama benim de
hayatta gerçekten çok yakından
deneyimlediğim bir şey değil biraz
sürprizli bir hikaye olacak bu
nereye gidiyor hiçbir fikrim yok
Neyse ıssız adama geri döneceğiz. Şu paylaşım meselesine tekrar bir dönelim.
Şimdi ben özellikle geçtiğimiz bir senedir oldukça sık devletleşiyorum.
Yani insan tanımak böyle benim için çok büyük bir mesele de değil yani.
Bir daha tanıştığım birini görmeme falan da böyle çok anlam yüklemiyorum.
Benim için herkes böyle çok bir dünya, bir hikaye falan böyle keşfedilecek bir ada, kıtafa.
Böyle bakmıyorum herkese.
Öyle de olabilir, öyleyse amenna başımın üstüne ama yani herkesin öyle olmadığına da eminim.
Ve yani yıllar içinde belli bir filtre oturuyor.
O filtrenin sonucunda da karşınıza geçip oturacak olan tipi belli kriterlere uygun seçiyorsunuz.
Kendinize uygun.
Yani orada tabii ki ben çok sürprizler yaşamıyorum.
Allah şaşırtmasın.
Dolayısıyla ne demek istiyorum?
Benim dedlerimin iyi ya da kötü geçtiğini ben ayırt edemiyorum.
Yani orada da hepsi iyi geçiyor gibi.
Yani böyle hani fikirlerde tezatlık olabilir tabii ki.
Yani bunlar bambaşka meseleler ama en azından bir fikri olan, fikrini ifade edebilen falan gibi böyle insanlarla görüşmeyi tercih ediyorum.
Bunun sonunda date'in yani bitiminde ben o date iyi mi geçti, kötü mü geçti artık idrak edemiyorum.
Çünkü hepsi iyi geçmiş gibi görünüyor.
Benim açımdan da bence karşımdaki içindi.
Bunun ayrımını nasıl yapıyorum?
Ya bu kişi bende bir yere dokundu mu, benim içimde bir yer etti mi?
Fazlaca düşünmeme gerek kalmıyor.
Niye? Çünkü işte date bitiyor.
Belki hemen mesaj atmıyorum.
Hoşuma gidiyor.
Ama hemen mesaj atmam ondan çok hoşlandığım anlamına gelmiyor.
Yani hemen mesaj atsam da o hikaye öyle kurtulmuyor.
Daha önce de kurtulmadı.
Kurtulmamış da çok.
Bir de şey de biraz kapandı ya maalesef.
Yani hem fiziksel olarak bana çok gerçekten çekici gelen,
oturup konuştuğumuz zaman,
beni çok alan, o konuşmanın içine tutan o anda
Yani beni gerçekten güldüren falan.
Birine ben yine de artık böyle hani gözlerinin kör olduğu bir aşk ya da öyle bir öforik bir his ilk seferde yaşayamıyorum.
Bunu biraz bence yaşla beraber ve tabii ki hayal kırıklıkları, duygu kırıklıkları, kalp kırıklıklarıyla beraber regüle etmeyi öğrendim o hisleri.
ve artık zaten otomatik olarak birden hormonlarım öyle kokteyl yapmıyor bana.
Serotoninler, dopaminler havada uçuşmuyor.
Ama yine de bu kişi benim için bir potansiyel teşkil ediyorsa
ben bunu nasıl anlıyorum?
Date'den sonraki gün, ne bileyim sabah kalktık.
Bir kere bildirimlerde adını görmek istiyor muyum?
Bak bu çok önemli.
İki, adını gördüm mutlu oluyor muyum hiç denince?
Ya da dışarı çıktım.
Ne bileyim bir şey gördüm, bir an yakaladım.
Ya da komik bir şey gördüm.
Rögar kapağı gördüm ya falan yani neyse.
Onun fotoğrafını çekip ona atmak istiyor muyum?
Ya da ne bileyim öğlen bir yemek yiyorum o yemekten bir şey üretip.
Yani bunlar işte bunlar nedir biliyor musunuz?
O anı heyecanlı bile olmasa yani çok her gün yaşadığınız bir öğle molası olsun.
O anı o kişiyi dahil etmek istiyorsanız, kendi rutinlerinizden karşınızdaki insanı haberdar etmek istiyorsanız
geçmiş olsun siz de artık oradasınız, o kişidesiniz.
Bu bir gerçek.
Aslında ıssız adamı bu kadar tutulmamın temel sebebi de bu.
Hayatta muhtemelen benim daha hiç yaşamadığım bir sürü heyecanı yaşamış bitirmiş belki çifter çifter yaşamış.
Yani belki hayatım boyunca çok uzun bir sürü ilişkisi olmuş falan.
Ama hala ona rağmen bana şunu hissettirebiliyor.
Yani çok günlük bir anını belki aramızda yani bir daha hiçbir zaman muhabbet bile edilmeyecek ama
beni içine dahil ediyor ve bu bana şu his olarak geri dönüyor.
Ya bu adam beni bugünün de fiziksel olarak ayrı bile olsa şimdi başka bir şehirde yanında tutmak istiyor, aklında tutmak istiyor.
Benim de aklımda kalmak istiyor.
Bu nedir biliyor musunuz?
Buradaki paylaşımın aslında yansıması.
Sizi isteyen bir insanın gerçekten bütün triplerinden, bütün işte korkularından, kaygılarından tam olarak sıyrılmasa bile yine de ben buradayım senin için ve yani uğraşacağım, seni istiyorum ve yanında olacağım deme şeklidir.
Bunu herkes bazen bu kadar açık yüreklilikle söyleyemeyebilir, tanışmanın ritmine uymayabilir falan filan ama bir sürü arkadaşımdan bir sürü hikaye dinledim.
Hiç fark etmez.
Yani günün sonunda karşınızdaki insana lütfen niyet yüklemeyin.
Kendinize şunu söyleyin.
İsteseydi burada olurdu.
Bu bildirimde adı yazardı.
Ya da beni arardı.
Ya da yanımda olurdu olamıyorsa bile bir yolunu bulurdu.
Çünkü gerçekten isteyen insan bulur.
80'si de çok çok sevdiğim bir sahne vardır.
Bir anda yan yana durup.
İşte ya neden bana mesaj atmadı diye kendi aralarında konuşan iki tane genç kızın yanına gider ve onlara der ki he is not that much into you.
Yani gerçekten o kadar bazen sadece o kadar yani bunu bilmek çok büyük bir mesele bunu kabullenmek.
Şimdi abla paylaşımlar var bunları yapıyoruz güzel zaman geçiriyoruz anı biriktiriyoruz ama buradan bir hikaye çıkmıyor neden diyecek olursanız.
Benim karşılaştığım ve dinlediğim sıklıkla olan problemli başlıklar şunlar.
Bir, sonsuz flört dengesine girmiş olabilirsiniz.
Dengesine değil pardon, sonsuz flört döngüsüne girmiş olabilirsiniz.
Bu döngünün içinde sürekli bir insana kendini çok iyi hissettirdiğiniz için o insan bu ilginin diriliğinden besleniyordur ve bu iletişim artık duygusal mastürbasyona dönüşmüş olabilir.
İki, karşınızdaki insan sorumluluk alma konusunda bir özürlü olabilir.
Bunu beceremiyor olabilir.
Bu beceriksizliğin sonucunda da başta yani çok hevesli gibi görünürken artık o sorumluluk duygusunun ona verdiği korku ve kaygıdan mütevellit sizden uzaklaşmıştır.
Ve siz de en temel ilkel insan güdüsü olarak sizden kaçanı kovalıyorsunuzdur.
Ve bütün o yaptığınız paylaşımlar ve anılar kol böreği olarak geceleri size geri dönüyordur.
Sizi üzüyordur, fotoğraflara bakıp ağlatıyordur.
Bu insandan zaten bence direkt kaçın ama tabii ki hikaye hiçbir zaman o kadar kolay olmuyor.
Bunu ben de biliyorum merak etmeyin.
Yani tanıştıktan hemen sonra flört etmeye başladıysanız ya da sevgili olduysanız.
O insanı çok iyi tanımıyorsanız o insan da sizi çok iyi tanımıyorsa zamanla birbirinizi tanıdıkça birbirinizden uzaklaşmış da olabilirsiniz.
Ya başta biraz birbirini tanımanın araya zaman ve mesafe koymanın önemi burada bence çok büyük.
Lök diye ilişkiye başladığında da yürür mü yürür ya bir büyüsü vardır akar gider ama karşınızdaki insanı tanıdıkça hayatınıza size kararlarınıza fark etmez.
Yani denginiz değilse ve bunu anlıyorsanız ilişkinin içinde flörtün içinde anlıyorsunuz ve o da yürümüyor.
Yürümez de ve bu sıklıkla da karşılaşılan bir şey.
Burada tabii şöyle şeyler de olabiliyor. Bu uyumsuzluğa rağmen karşınızdaki insandan çok etkilendiyseniz ve belli bir duygu geliştirdiyseniz bu etkenlere savaş açıyorsunuz. Her şeye rağmen falan diye giriyorsunuz.
Bu apayrı bir case tabii ki. Podcast'ı editlerken fark ettim. Şimdi söyleyeceklerimi söylememişim ve aslında bence asıl mesele de bu part. Bravo bana bu arada. Asıl söylemem gerekenleri editte fark edip sonradan ekliyorum. Benim yapabileceğim bir hareketim. Neyse paylaşımın ilişkiye dönememe sebebi her zaman karşınızdaki insan olmak durumunda değil.
Hatta kötü bir haberim var. Bunun sebebi siz de olabilirsiniz.
Yani ne demek istiyorum aslında?
Biraz çuvaldızı kendimize batırmamız lazım.
Şimdi burada böyle çok genel geçen şeylerden konuşmak yerine biraz gerçekten kendi sıçış sebeplerimden bahsedeceğim.
Bu bir sendrom mu? Yoksa bu gerçekten hepimizin fark ettiği ama adı olmayan bir durum mu?
Bunu bilmiyorum ama çok büyük hayal kırıklıkları ya da sık tekrar eden küçük hayal kırıklıkları yaşadıktan sonra hayatta tabii böyle bir artık ya hiç ummadığın zamanda oluyor ilk nurun cümlesi beyinde böyle yankılanmaya başlıyor tamam mı?
Ve devamlı insan artık yani hiç olmayacak zamanın da hiç olmayacağı zamandayım.
Yani hiç ummadığım zamanda da değilim.
Daha da ummadığım bir zamandayım.
Ne zaman olacak gibi bir beklentiyle hayatını geçirirken karşısına çıkan her yeni potansiyeli gerçek bir hikaye zannediyor.
Tamam mı?
Yani bu işte bu sefer bu o hikaye.
Bu hikaye o hikaye ya.
Tamam oldu gibi böyle.
aslında üç kuruş etmeyecek insanları biz anlamlar yüklüyoruz.
O hikayeyi, daha doğrusu o anıyı hikayeleştiriyoruz.
Karşınızdaki insan belki de bundan bir haber.
Tutunmak için, umudumuzu kaydetmemek için
bu meseleyi normalinden daha büyük bir hale getiriyoruz
ve orada tabii ki gerçeklik algımız bozuluyor.
Yani o kendimize yarattığımız delüzyonda
sahip olmadığı bir gömleği yiğdiriyoruz.
Ne oluyor? Durmuyor. Yakışmıyor yani.
Çünkü o onun değil ve zannediyoruz ki o bizi üzdü aslında çoğu oranda biz kendimizi üzdük bu hikayelerde.
Yani bunu hepimiz bir iki kere yaşamışızdır diye düşünüyorum.
Çuvaldız'ın bir diğer meselesi de hep aynı tip adamlara çekilme olayı.
Yani oturup bunu şimdi burada ilk kez konuşuyor gibi yapmayacağım.
Bununla ilgili şunu söyleyeceğim.
Eğer devamlı paterninizde karşılaştığınız bulduğunuz insanlar çok travmatikse sürekli böyle onları siz motive etmek zorundaymış gibi hissediyorsanız bu ne demek mesela nasıl demek?
Benim böyle şöyle çektiğim bir adam profili var abi bilmiyorum şaka değil bu sürekli bir yerleri ağrır.
Ya devamlı böyle hani ne yapıyorsun derim bana der ki böyle başım ağrıyor
Yok yani hani ya bu bir cevap olamaz yani biz olmuşuz Seyit Onbaşı hayatın kahrından tamam mı
Ben 27 yaşındayken siyatik hastası olmuştum yani mesele etmiyordum
Şimdi başım ağrıyor işte uf kıçım ağrıyor falan
böyle trivi bitmeyen erkekler var tamam mı?
Devamlı söylenen.
Sürekli böyle hani anne ilgisi görmek istiyor gibi.
İşte hayatıyla ilgili çok belirsizlikler var.
Çünkü niye kanki 30 yaşına kadar askere gitmemişsin.
Bedelli olmuş 850 milyar şimdi onu nasıl ödeyeceğini düşünüyorsun.
Ama hani falan yani bu sizin meseleniz bile değil.
Bir de şey kasa var ona bayılırım.
Benim işte güven problemlerim var.
Ve yani bağlanamıyorum.
Bir tane dalayarak bana ne demişti biliyor musunuz?
Çok affedersiniz.
Böyle bir iki ay falan flörtleştik.
Her gün konuşuyoruz ama çok toksikleşti yani mesele bir yerden sonra.
Ben de yani bir şekilde oldurmaya çalışıyorum.
Sebebi güzel bir adamdı.
Yani zaaflarımız var.
Benim güzellik zaafım var.
Beni bilen biliyor.
Yapabileceğim hiçbir şey yok.
Her anlamda.
ve
kendisi Kürt'tü yani
ben bayılırım bu arada
gerçekten ekstra seviyorum
ben de yani hani tam bitip gitmesi
şimdi böyle bir kimyada tuttu
konuşuyoruz görüşüyoruz
yolunda gidiyor gibi
bir gün böyle ona dedim ki ya neden bu kadar
problem çıkarıp yapıcı olmuyorsun
hani neden ben sürekli
seni bir şeyin içine çekiyormuşum gibi
hissediyorum ama sen oralı olmuyorsun
Ve bana ne dedi biliyor musunuz? Ya dedi benim dedi bir tane dedi kurşunum kalmış 30 yaşına gelmişim. Onu da dedi sıkacaksam dikkatli olmam lazım bu saatten sonra. Yani şey demek istiyor herhalde. Biriyle tanışıp bir şey kuracaksam ben hani onun sen olmasıyla ilgili ben emin olmalıyım.
Ya hoşaf. Ulan ben senden emin olmuşum. Sen benden emin olmama cüretinde nasıl bulunursun ya? Hadi böyle bir hadsizlik içindesin. Bunu bana nasıl söylersin? Bu sözler nasıl dile geldi? Bu kulaklar bunu nasıl duydu ya?
İşte bu kasanın tabii ki beraberinde getirdiği de güven problemleri oluyor.
O güven problemleri de ne biliyor musunuz?
Mesela lisede 15 sene önce sevgilisi bunu aldatmış ve kadınlara karşı inancı hiç yok artık falan.
O tripten çıkmak istemiyor ve kadınlara inanamıyor.
Tamamdır Andrew Tate, tamamdır Red Pill G. Incel, sensin yani.
Ama inan hayatımda kalmak için ekstra çapa sarf etmeyeceğim.
Şu saniyeden sonra. Neyse ya ben bu kişiye hak ettiğini şöyle verdim bir gün. Bizim bununla iletişimimiz bitti tabii bu meseleden sonra.
Ve ben başka biriyle flörtleşiyordum. Bununla da böyle arada konuşuyoruz işte goy goy yapıyoruz yani sadece o kadar.
Diğer konuştuğum kişi de Kürttü tamam mı? Ve böyle Instagram'da Reels'lar var biliyorsunuz hani Kürt ıssız adam yazdı tabii aferin. Bak nasıl boş bırakmıyor beni bu saatlerde.
Instagram'daki bu reels'lar belki önünüze düşüyordur.
Content şöyle.
İşte Kürt flört edince hemen Kürtçe öğrenen ben falan gibi böyle aşırı gullüm videolar tamam mı?
Ben de bir gün işte böyle seçtim o reels'lardan bir tanesini.
İkisine de yollayacağım yani öyle işte.
Takılıyorum.
Yollarken bir seçenek çıkıyor ya grup olarak gönder diye altta.
Yanlışlıkla ona bastım.
Bu arada hasta olduğum için böyle dede gibi gülüyorum.
Normalde böyle değil.
Ama normal gülüşümü unuttum ben de çok uzun zamandır hasta olduğum için.
Neyse.
Kardeşim 15 sene önce bir kere konuştuğun kız başka biriyle konuşmuş olabilir.
Keşke evet bunu yaşamasaydın ama geçirdiğimiz 15 senede bizim içimizden nasıl geçtiler ve ben kimsenin acısını senden çıkarmıyorum.
Bilsen benim yerime üzülürdün.
Ya bu hadsizliğe hiç tahammül edemiyorum.
Bu kırılgan erkekliğe yani.
Bir insanı hayatında istiyorsan önce kendinden emin ol lütfen.
Yani duygusal olgunluk 30 yaşında hala nasıl oturmamış olabilir?
Ben biraz sinirlendim şu noktada.
Ya bu ve bu minvalde adam çok.
Burada yani ben onların suç bulduğum noktayı da geçeli bayağı zaman oluyor.
Artık burada kabahat benim yani ben bunu kabul ediyorum.
Böyle birini çekip hayatıma dahil etmeye çalıştığım için.
Bu gerçekten benimle ilgili bir sorun ve bunu kabul ediyorum.
Ve meselenin sonunda ne oluyorum işte?
Kendimi bildiğim yere geri döndürüyorum.
Orası neresi? Yalnızlık.
Soğuk olabilir, tek başınalığı böyle çok hissettiğin zamanlar olabilir ama bildiğin bir yer.
Yani en azından o kadar değersiz hissetmediğin bir yer.
Ya tabii bir de şöyle bir gerçek var.
Yalnızlık çok da konforlu bir şey. Başta korksanız bile yani gerçekten o suyun soğukluğuna ayaklarınızı soktuktan sonra bir noktada alışıyorsunuz.
Yalnızlığın konforuna alıştıktan sonra da kendi bireysel alınıza ve zamanınıza çok daha kıymet veren ve o sınırların içine başka birini dahil ederken çok zorlanan birine dönüşebiliyorsunuz.
Biraz zehirli bir şey yalnızlık yani inanın böyle benim de kendimle ilgili kırmaya çalıştığım o duvarlardan biri bu konfor, yalnızlığın verdiği konfor hissi.
Fark ettim ki ıssız adamla ilgili aslında hep güzel şeyler söylemişim ve kendisiyle ilgili aslında gerçekten negatif bir hissim de yok.
Henüz olmadı. Ben de çok şaşkınım olmayışıyla ilgili.
Ama durum zannettiğiniz kadar masum da değil.
Benim açımdan da değil.
Isıladandan önce tanıştığım bir kişi daha vardı.
Ve iletişimimiz aslında biraz kesilmişti.
Şimdi birkaç gündür iletişim sıklığımız arttı.
Bana şunu söyleyebilirsiniz.
Ya işte sen de Isıladama bu kadar tutulsaydın.
Bu diğer kişi, diğer kişiye de şef diyelim.
Yani bu şefle ne yaparsın ki?
Niye iletişime giresin?
Belki de ikinci bölümün konusu aynı anda gerçekten iki kişiden etkilenebilir miyiz?
Bunu hiç yaşadınız mı?
Tabii ki birinden biriyle devam edecek hayat ya da hiçbiriyle.
Bu da bir ihtimak.
Kisiyle gitmeyeceğini ben de biliyorum ama
demek ki şefle de beni tutan bir şeyler var.
Ne kadar detay vermem gerektiğini bilmiyorum şu anda.
ilk bölümü olduğu için.
Ama bugün şefin bana olan bir bakışını yakaladım.
Ve yani o uzun zamandır
kimsenin bana bakmadığı bir bakıştı.
Ve çok içime işledi.
Yani belki de bütün podcast bunu söylemeyi bekledim.
Bilmiyorum.
Belki de ikisi de içinde bulunduğu durumu bilse
benimle bir daha hiç görüşmez.
Onu da bilmiyorum.
Neyse ya bir sonraki bölüme kadar
eğer hayatımda bir şeyler çok da ters gitmezse
Umarım gitmez.
Sizi güncelleyeceğim.
Yani aslında doğal yollarla ikisinden biri elenmezse, yani benimle konuşmayı kendileri kesmek istemezlerse ve ben bir seçim yapmak durumunda kalırsam.
Aslında içten çekim olacağını biliyorum.
Sadece bekliyorum o günü.
Eğer bu olursa nereden biliyorum?
Çünkü kalp bilir.
Arkadaşlar insanın kalbi söyler.
Yani bu konuyla ilgili bir tahmininiz var mı acaba dinlediğiniz ilk bölümden sonra?
Şimdi bir şey fark ettim.
Isız Adam filmde şefti.
Ben böyle kendi ürettiğim evrenlerde artık kayboluyorum.
Neyse neyse tamam o kadar delizyonel bir geçede değilim.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
İlk bölümü burada sonlandırıyorum.
Umarım benim için hayalini kurduğum gibi olur.
Ve hayatta daha önce sıkılıp bıraktığım 1500 tane şeyden biri olmaz.
Ve devam ederim bölümleri kaydetmeye.
Tanıştığımıza çok memnun oldum.
İçimden bir ses çok yakın arkadaş olacağımızı söylüyor sizinle.
Şimdilik bir intro ve outro şarkım yok.
O yüzden bunu ağzımla yapacağım.
Size hak ettiğiniz güzel introlu, outrolu, editli, müzikli, efektli bölümlerde kaydedeceğim.
İnanıyorum.
Ama o zamana kadar biraz idare edin beni.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Lütfen aynı bokları yemekten vazgeçin.
Sizi çok öpüyorum ve sarılıyorum.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
