
Yıllardır başlayacağımı iddia ettiğim podcaste sonunda başladığımın kanıtı ektedir 🎙️
Instagram: overthinkclubpodcast
Transkript
Kulübü podcast bölümü.
Gereksiz tüm araştırmaları yaptım.
Ama çok önemli bir eksiğim olduğu için podcast'a başlayamadım.
Bu eksiğim neydi derseniz podcast'imin çok iyi olacağına dair evrenden gelecek kesin bir teminat bekledim.
Geldi mi o teminat diye soracak olursanız hayır gelmedi.
Ama ben yine de buradayım.
Overtime kulübüne hoş geldiniz.
İlk bölüme bu bölümü 5 yıl ertelememle başlamak istedim.
Çünkü eminim benim gibi hayatınızda bazı projeleri, başlamak istediğiniz şeyleri, gitmek istediğiniz sporu ertelediğiniz ve bir türlü başlayamadığınız dönemler olmuştur.
Aslında ben podcast dinlemeye 5 yıl önce başladım.
Hayatımın gerçekten terapiye ihtiyacı olduğunu düşündüğüm bir döneminde podcastleri dinleyerek başladım yolculuğuma.
Podcastlar bana terapi gibi geliyordu. Belki ilk başlangıcı diyebilirim. Sonra tabii ki terapiye de gittim ama.
Akıl sağlığımı korumak için yaptığım mental walklar esnasında en sevdiğim şeylerden biri podcast dinlemekti.
Ve o zamanlardan ben de podcast yapsam çok iyi olur fikri aklımdaydı.
Ama başlayamadım. Başlamama ve sürekli bu konuyu erteleme sebeplerinden biri podcastimin çok iyi olmasını istemem.
Ama içten içe de bu ertelemenin altında şu yatıyordu.
Podcast'imin çok iyi olmayacağını düşünmemdi.
Erteleyerek ve ortaya hiçbir şey koymadığınız sürece başarısız olma ihtimaliniz yok.
Olsa olsa harika bir potansiyelim vardı ve kullanmadım dersiniz.
Yap o zaman diyen iç sesinizi bastırarak harika bir potansiyeli olan ve bu potansiyeli bir türlü kullanmayan insan olarak konfor alanınızda kalmaya devam edebilirsiniz.
Hiçbirimiz o kadar mükemmeliyetçi değiliz aslında.
Sadece yeterince iyi olmadığımızı düşünüyoruz.
Çünkü mükemmeliyetçi olmak bambaşka bir şey.
Buna ilişkin güzel bir örneğim var aslında.
Size biraz Rodin'den bahsetmek istiyorum.
Geçtiğimiz ay uzun süren Schengen Savaşları sonrasında Paris'e gitmeyi başardık.
Gerçekten Türkiye'de yurt dışına çıkmak bir başarı haline geliyor ve bu beni çok üzüyor.
Paris'te aşırı overrated bir yer bence.
Dünyanın en zengini olmadığınız sürece gitmemeniz gereken yerler arasında.
Ama gerçekten zengin insanlar görebilirsiniz.
Ve gerçekten zengin insanların normal insanlardan ne kadar farklı olduğu gerçeğiyle yüzleşebilirsiniz.
Yani dış görünüşleri farklı.
Daha sağlıklı ve daha yeni görünüyorlar.
Gelir seviyeniz düştükçe daha eski görünmeye başlıyorsunuz.
Yani ben 36 yaşındayım artık 20'li yaşların canlılığı bizde olmuyor sanırım.
Ve zenginseniz mesela 36 yaşında daha yeni görünme şansınız var.
Neyse konuyu çok dağıttım ama Paris'te tabii zengin görmeye gitmedik.
Müzeleri de gezdik ve o gezdiğimiz müzelerden biri işte.
Her yurt dışı tatilinde ben böyle bir gezilecek yerler listesi yapıyorum.
Bunların tabii Paris'e gidince de Orsay Müzesi var.
Orsay Müzesi'nde Cehennem Kapısı diye bir kapıyla karşılaştım.
Ünlü bir heykeltıraşın eseri Rodin'in.
Gates of Hell.
Ve beni inanılmaz etkiledi yani.
Karşısında çakılı kaldım.
Rodin'den hiç haberim yoktu o zamana kadar.
Ben gezerek öğreniyorum sanırım.
Gezerken şunu fark ettim gerçekten de.
Benim sanata bir ilgim var.
Ama oturup Ankara'da şey yapmak değil yani.
Sanatla ilgilenmek değil.
Ben gezip görüp etkilenmekten hoşlanıyorum.
Ve Rodin'in bu cehennem kapılarından da çok etkilendi.
Ondan bu kadar etkilenince biraz araştırmaya girdim ve Paris'li bir de Rodin Müzesi olduğunu gördüm.
Bu arada Rodin'in doğru telaffuzu Rodin ama ben Rodin demeye devam edeceğim.
Sorry not sorry.
Neyse konuyu çok dağıtmadan devam ediyorum.
Bu cehennem kapılarının üzerinde 200'den fazla insan figürü var.
Ve hikayesi şöyle.
Rodin Paris devletinden açılacak olan dekoratif sanatlar müzesinin kapısını yapmak üzere bir teklif alıyor.
Ve 5 yıl kendisine süre veriliyor.
Rodin tam 37 yıl bu kapıyı bitiremiyor.
Aslında kapıyı hiç bitirmiyor ve Dekoratif Sanatlar Müzesi de hiç açılmıyor.
Önce bu bina tren garı oluyor.
Yıllar sonra tekrar müze oluyor.
İlk gittiğim o işte kapıyla ilk karşılaştığım yer Orsay Müzesi.
Ve Rodin kapı aslında bronz olması gereken bu kapının bronz halini de hiç görmüyor.
Ama Rodin kapıyı bitirmemesinin dışında başka bir şey daha yapıyor.
Kapıya yüzlerce figür yerleştiriliyor.
Düzensiz bedenler, sarılan çiftler, kıvranan formlar.
Kapının en tepesinde de dünyanın en tanınmış heykellerinden biri var.
Bu düşünen adam, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin bahçesinde overthink eden kişi.
Yani bizim de idolümüz.
Bizim diyorum podcast'ı tek dinleyen kocam olacak ama canım sağ olsun.
Rodin bu kapıyı yaparken Dante'nin ilahi komedyasının cehennem kısmından etkileniyor ya da ilhamlanıyor diyelim.
Kapı bitmedi evet ama Rodin bu kapıya başladı ve kapıdaki parçaları sergiledi ve sattı.
Bitmeyen kapının parçaları Rodin'i Rodin yaptı.
Bu kapıyı aşırı beğenmemin altında bir başka neden daha var.
Kapı bende Jung'un gölge teoremini çağrıştırdı.
Jung da çok önemli bir psikolog ve kırmızı kitap diye okurken felç geçirebileceğiniz bir kitabı var.
Ben psikolog değilim bu arada, avukatım.
Bunu müvekkillere de söylemeliyim ya.
Ben psikolog değilim yalnız, avukatım diye.
Boşanma davasında bir saat beynimi yerlerken.
Jung'dan daha sonraki aşamalarda da bahsedeceğim çünkü Jung'a bayılıyorum.
İnsanın en bayıldığı psikoloğu olması için nasıl bir sorunu olmalı bilmiyorum ama
Ben Jung'a bayılıyorum.
Jung şunu söylüyor bu gölge teorisinde.
Kişiliğimizin bastırdığımız, sevmediğimiz ve bu ben değilim dediğimiz tarafları var.
İşte öfkemiz, kıskançlığımız, hırsımız, korkumuz ve Jung'un şöyle bir teoremi var.
Gölgenin saklandıkça güçlendiğini söylüyor.
Yani kapının üzerindeki şehvet, ihanet, açlık, çaresizlik gibi formlar aslında benim için.
Dante'nin cehennemi zaten bunun için var.
İnsan kendine ait olduğunu kabul etmek istemediği her şeyi Dante'nin cehennemine ya da kendi gölgesinde yerleştiriyor.
Ve kapının tepesindeki düşünen adam aşağıya bakıyor, kaçmıyor, gözünü de kaçırmıyor ve sadece bakıyor.
Bunu kimileri işte şair Dante cehennemi izliyor diye anlatıyor.
Buna ben de şöyle bir yorum getirdim kendimce ve kim olduğumu bilemeden.
Erteleme de bu kapının üzerine yer alabilecek gölgelerden biri.
Çünkü ben bu podcast'ı erteledim çünkü gölgem bana sen yeterince iyi değilsin diyordu.
Hala da diyor bu arada.
Bunu düşünmemek için de kapıyı kapalı tuttu.
Ama Jung haklıysa kapıyı kapalı tutmak bunu sadece büyütür.
Bu arada Jung Rodin'den onlarca yıl sonra yaşamış ve bu gölge teorini ortaya koymuş biri.
Dolayısıyla bu aradaki bağlantıyı ya da yorumu kuran benim.
Belki de kurmak isteyen benim.
Rodin'in kapıyı bitirmemesi bize o zaman biz de erteleyebiliriz düşüncesi yaratmamalı.
Söylemek istediğim şey bu değil.
Rodin kapıyı başladı ve bitinmemiş halinde bile gösterilebilecek olan parçalarını ortaya koydu.
Rodin'in kariyeri bu bitmemiş bir eserin parçaları üzerine kuruldu.
Rodin'in bitirmeme lüksü de vardı açıkçası.
Asistanları vardı, güzel bir atölyesi ve bitirmeyip parasını almama lüksü vardı.
Ama bizim için yok ve iyi ki de yok aslında.
Çünkü bunu da ileriki bölümlerde konuşmak istiyorum.
Zorluklar insanın yolculuğunun en önemli parçası bence.
Şu an dinlediğiniz podcast da bitmiş bir podcast değil.
Bu birinci bölüm.
Yani tanımı gereği aslında en kötü bölüm.
Belki ileride bu bölümü dinlemeye bile tahammül edemeyeceğim ve çok utanacağım.
Ancak bu bölümü yayınlamazsam ileriki daha güzel olacak bölümleri yapma şansını hiçbir zaman elde edemeyeceğim.
Bu hafta size şu soruyu bırakıyorum.
Şu an kafanızda başlayamadığınız, yeterince iyi olmadığınızı düşündüğünüz ne var?
Ve bu şeyin bugün gösterilebilir bir parçası var mı?
O zaman Overthink Kulübü'ne hoş geldiniz.
Beraber kendimiz hakkında overthink edip kendimizi iyi bir noktaya, daha iyi bir noktaya taşımayı amaçlıyorum.
Haftaya görüşmek üzere.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
