
Erich Fromm'un Sevme Sanatı'ndan yola çıkarak sevginin bir duygu değil öğrenilen bir beceri olmasını, karşındakini olmasını istediğin gibi değil olduğu gibi görmeyi, sorumluluğun bir yük değil bir cevap olmasını ve koşulsuz sevgiyi bir de köpeğimden dinleyin.
Instagram: overthinkclubpodcast
Transkript
Müzik
Selamlar, Overthink Kulübü''ne hoş geldiniz.
Bu bölümü köpeğim hakkında çekmek istemiştim.
Şu anda çekiyorum zaten de.
Birkaç gün önce aslında çekmeyi planlamıştım ama şöyle bir durum oldu.
Kendisi inanılmaz derecede hasta olmayı tercih etti.
Şu an karşımda duruyor çok şükür ki.
bir sabah kalktık ve artık kendisi yürümüyordu.
Golden olduğu için çok inatçı.
Şu an yalanmalarını yine duyuyor olabilirsiniz.
Ve bazen inadından yürümek istemiyor.
Özellikle sabahları yürüyüşe çıkmak istemiyor.
Ve ben de o yüzden yaptığını düşündüm.
Sonra anladık ki kendisi yürüyemiyor.
Arka ayaklarının üzerine basamıyor.
Önce kalçası çıktı sandım durduk yere.
Yataktan düştü gece zannettim.
Kendisini kucaklayarak, bu arada 31 kilo.
Ben ilkokul birinci sınıfta 32 kidoydum ya
Ve kendisi şu an 31 kilo
Bu arada ilkokul birinci sınıf için 32 kg fazla bir kg kabul ediyorum
Zaten şöyle oldu
İnanılmaz yalanıyor şu an yani arkadan geliyor seslerin
Arkadan geliyor seslerin
Tam kaydı açtım böyle başladın
Bravo neyse kendin hakkında bir bölüm olduğu için böyle yapmaya devam edebilirsin
Şöyle ilkokul birinci sınıfta boyumuz ve kilomuzu ölçülüyordu.
Sanıyorum ki gelişimimiz takip edilsin diye yapılıyordu bu.
Ve inanılmaz bir body shaming imkanı.
Çünkü sınıfta herkes tartılıyor.
18 kg falan çıkıyor.
Ben hiç unutmuyorum bunu.
Tartıldım 32 kg'ye çıktım.
Ayağımda sarı botlarım vardı ve şey diye düşünmüştüm.
Yani bu botlar yüzünden mi bu kadar fazla çıktım?
Herkesin 18 kg'ye çıktığı yerde ben 32 kg'ye çıkıyorum.
Neyse konumuzu çok dağıtmadan devam ediyorum.
Kendisini aldık veterinere götürdük.
Ben gerçekten inanılmaz terajlandım.
Çünkü benim ilk köpeğim.
Daha önce hiç köpek bakmadım.
Köpekler nasıl hastalanıyor hiçbir fikrim yok.
Meğerse enfeksiyonu çok yüksekmiş.
Zaten ishal oldu.
Sabah yürüyüşe gidemedi.
Yürüyüşe gidemeyince bir balkona çıkmak istedi.
Üşür diye çıkarmadık.
Sonra koltuğun üzerine oturdu ve kakasını koltuğun üzerine yapıverdi.
koltuğu yakmadık.
Pet friendly koltuklar olduğu için
silip çamaşır makinesine attık ve
iz falan kalmadı ama yani çok kötü bir
sabahtı. Kendisini ne kadar sevdiğimi
anlatacağım bölümü
çekmeden önce kendisini bu derece
hasta etmiş olması inanılmaz.
Neyse biz onu aldık veterinere
götürdük. Veterinerde türlü
tahiller yapıldı. Enfeksiyonu
çok yüksek çıktı. Bu arada ben
bacakları tutmadığı için sakat kaldığına
eminim. Veterinerde şey diye inatlaşmaya
devam ediyorum. Ama bence yaptığınız
çok mantıksız. Serum vermektense
orta pedi uzmanı çağıralım.
İğrenç müvekkiller gibiyim.
Ve bütün bunlar olurken sabahın çok
erken saatleri yani saat
8.30 gibi falan başladı bu olay.
O arada beni bir gün önceden
biri vekalet vermek istemişti.
Onlar bir soru
sormak adı altında sabah
beni 6 kere aramışlar. 6!
Bir insan 6 kere aranmaz
sabahın 8.30'unda.
Yani inanılmaz sinirlendim.
tüm bu şeylerle uğraşırken. İşte avukatlık
beni bu anlarda çok
yoruyor. Bu
bölümle çok alakasız ama ben
sonuçta podcast yapıyorum. Her şeyden
dert yanarım.
Her şeyden rahat rahat dert yanabilmek için
burada podcast yapıyorum. Ve
bundan dert yanacağım. Ya bir insan saat
8.30'dan 8.47'ye kadar
o aradaki 17 dakika içinde
6 kere aranmaz.
Ve çok kızdım. Tüm bunlar
olurken bu kadar arandığım için
şey diye mesaj attım. Yani şey de
denmiyor insanlara. Benim köpeğim
hasta. Şu an size cevap vermiyorum
desem herkesin köpeğe
yüklediği anlam. Yani ne var köpeğin
hastalanmış da olabilir. Benim için öyle
değil. Benim için çok önemli ve onun
hasta oluyor olması senin bana
çıkaracağın vekaletten çok daha önemli.
Ve sen beni bu kadar kaygılı bir
anlamda böyle sıkıştıramazsın. Kendim de
hasta oluyor olabilirdim. Çocuğum da
hasta olmuş olabilirdi. Çocuğum yok ama.
Hayali çocuğum da hastalanmış olabilirdi.
Çok ayıp bir darmadaş.
Yapmayın avukatlarınıza.
Açmıyorsa telefonu üst üste üst üste aramayın ya kardeşim.
Ne yaptı bu insanlar size?
Avukatlar da insan ya.
Avukatlar da insan.
Bir derdimiz sıkıntımız olamaz mı?
Hasta olamaz mıyız?
Ölemez miyiz?
Kaza geçiremez miyiz?
Allah korusun ama hepsi olabilir.
Neyse dert yanmasa yansın bitti.
Bu arada kendileri bana ulaşamayınca ofise gitmişler.
Sekreterin telefonundan beni tekrar aramışlar.
Neyse açtım.
Kadıncağız da beni arayınca.
müvekilleriniz size bir şey soracakmış
gitmiyorlar buradan diyor.
Yani ne derdiniz ne kardeşim?
Aldım telefonu dedim ki ben bu şekilde çalışmıyorum.
Bana vekalet çıkardıkları gün
beni azdettiler.
Ay değer benim oğlum için.
Ay benim oğlum için değer bu kadar stresli çalışılır mı?
Yani bir insan 17 dakikada 6 kere aranıp
sonra telefonu açmadığı diye ofisine gidilip
ısrarlı takip ya.
TCK'da bunun suç tanımı var.
Israrlı takip.
Birini bu kadar çok arayamazsın.
uygun değilim deyince de ofisine gidemezsin.
Sonra da bu avukatlar niye sinirli?
Sinirlenirim abi. Aktif sevgi
falan da hak etmiyorsunuz. Yapmayacağım.
Ay çok sevindim
beni azlettiklerine gerçekten.
Hiç yani zerre kadar üzülmedim.
Neyse ben köpeğimi anlatayım size.
Bu bölümde köpeğimden
ve sevme sanatından bahsedeceğim.
Çünkü ismini vermek istemediğim
köpeğim bana bu hayatta
sevmeyi öğreten
kişilerden biri. Tek kişi diyemem
Şimdi diğer canım insanlara haksızlık etmek istemem.
Ama ismini vermek istemediğim köpeğimin burada katkısı inanılmaz büyük.
Şimdi şöyle, ismini vermek istemediğim köpeğim bir golden retriever.
Ve ben köpeklerden çok korkuyordum kendisi evimize gelmeden önce.
Köpek falan ısırmadı.
Yani korkumun kaynağı ne bilmiyorum.
Büyük ihtimalle korkumun kaynağı annem.
Bilmiyorum diye yalan söylememe gerek yok burada.
Annem köpeklerden çok korkuyor.
Kedilerden çok korkuyor.
Kuşlardan çok korkuyor.
annem her şeyden çok korkuyor. Oğlum sen
elini yemiyorsun değil mi ya?
Yemiyormuşsun. Kolunda şey var
sargı bezi ve serum takılacak
iğne var. O yüzden onu yemesin
diye sürekli bakıyorum. Çünkü
kafasına o boyunluğu takınca da rahat
edemiyor. Zor koşullar altındayız
ama bu bölüm böyle çekilmeyi hak ediyor.
Şöyle yine anneme suçlatıyordum.
Yine anne
suçlama kampı. Olsun devam.
Annem çok korkuyordu köpeklerden.
Hala da çok korkuyor.
Mesela annem bizim evimize gelmiyor.
Evde bir kedi bir de köpek olduğu için.
Olsun canı sağ olsun diyoruz.
Kendisini bu korkusunun yenmesi üzerine teşvik ediyoruz.
Yapabileceğimiz tek şey bu.
Çünkü oğlum bu evin daimi üyesi.
Umarım 100 yıl yaşarsın be oğlum.
Devam ediyorum.
Köpeğim bu eve geldiğinde yavruydu tabii ki.
Ve ben köpeklerden çok korkuyordum.
Ama küçüklüğümden beri de bir golden'ım olsun aşırı istiyordum.
Yani köpeklerden çok korkuyor olmama rağmen.
Ve şey derler ya işte bir korku nasıl geçireceğiz bir fobi nasıl geçirecek diye psikologlara sorulduğunda maruz bırakmak bunun çözümü derler.
Gerçekten doğruymuş.
Ben ismini vermek istemediğim köpeğim eve geldiğinde yeterince kendisine maruz kalarak bu korkumu yendim.
Yani ilk başta geldiğinde küçük olmasına rağmen kendisinden korkuyordum ama artık elimi yiyebilir yani hiç korkmuyorum.
Ve bir golden olduğu için bu köpekcağızımın denize girmesi benim en büyük hayallerimden biriydi.
Yani yaz gelecek biz tatile gideceğiz ve denizde beraber yüzeceğiz.
Gerçekten insanın hayal kurması harika bir şey ama hayalleri kurarken gerçeğinin nasıl olacağını hiç düşünmüyoruz.
Biz tatile gittik.
Kendisini heyecanla denize sokmak istedim.
Ve bacağımda büyük ihtimalle izi geçmeyecek olan bir tırmık izi.
hatırası bıraktı kendisi bana.
Çünkü şöyle oldu. Şimdi ben
yüzmeyi, tam olarak yüzmeyi
6-7 yaşlarında
babam yüzünden öğrendim.
Sayesinde diyemeyeceğim. Kendisi bir
katkıda bulundu diyemeyeceğim. Katkısı
şöyle oldu. Ben yüzmeye
çalışırken beni havuza
attı. Deniz yatağına bindirip
denizin ortasına denize atıp uzaklaştı.
Ve ben bütün hayat
boyunca yapacağım gibi
o travmayla
da kendi başıma uğraşarak
annemin babamın yarattığı travmayla
kendi başıma uğraşarak hayatta
kalmayı başardım. Sağ salim
karaya çıktım. Ölmedim
ve yüzmeyi öğrendim. Ve
o güne kadar da yani kendi köpeğimi
denize atana kadar da bunun ne
kadar yanlış bir şey olduğunu hiç düşünmemişim.
Ve ben ismini
vermek istemediğim köpeğim denize girmekten
korkuyor diye korkusu
geçsin diye düşünerek
köpeğimi denize attım. Ve o can
havliyle karaya
çıkmaya çalışan köpeğim
beni bir kara parçası gibi algılayarak
bacağımı boydan boya tırmaladı.
O bacağımı böyle tırmalayınca
tabii ki de kendisine hiç kızmadım.
Normalde herhangi bir insan yapsa
inanılmaz kızardım.
Bacağımda iz bıraktın, bacağım
bacağım diye tuttururdum ama
köpeğime hiç kızmadım. Aslında bu
sadece bu olaya ilişkin değil. Köpeğim
ne yaparsa yapsın ona çok kızamıyorum.
Neden? Sanırım cevabım
bir kısmı şu. Birincisi
ve onun tırmalamasını zaten saldırı olarak
anlamadım. Korktuğu için
bu olduğunu sandı. Yani ben
köpeğimde bir travma yarattım.
Suç benim. Tutunabileceği ilk şeye
tutundu. Bir insan aynı yarayı açsa
korkmuştur demezdim.
Bunu bana nasıl yapar derdim ama
kızmamamı sağlayan şey yapılan
şey değil. Aslında benim onu
nasıl yorumladığım. Bu kısmı bir
kenara koyuyorum. Buraya geri döneceğim.
Ve ben bu sevgiyi anlatacağım
bölüm için köpeğimi
bir de Eric Fromm'un sevme
sanatı kitabını tercih ettim
tabii ki. Ben bu kitabı yıllar önce
okumuştum. Kitaptan çok fazla
bir şey hatırlamıyorum aslında.
Şimdi bu bölümü çekmek için tekrar kitaba
bakmak durumunda kaldım ama sadece
kitabın bende yarattığı
duyguyu hatırlıyorum kitapla
alakalı olarak. Ben kitaptan
hoşnutsuzluk almıştım.
Çünkü bu kitabı ben 20'li yaşlarımda
okudum ve 20'li yaşlarımda
benim anladığım, bana
öğretilen sevgiyle
Eric Fromm'un bu kitapta bahsettiği sevgi birbirine hiç benzemiyordu.
Benim belki çok uzun süre yaşadığım ilişkilerde gördüğüm sevgi de
Eric Fromm'un sevme sanatında bahsedildiği şey de değildi.
Ve Eric Fromm da zaten tam olarak bundan bahsediyor.
Diyor ki çoğumuz sevgiyi yanlış yerde tutuyoruz.
Sevgiyi bir sevilme meselesi sanıyoruz.
Nasıl daha sevilebilir olurum? Nasıl beğenilirim? Nasıl istenirim?
Buna göre değerlendiriyoruz.
aslında sevgi bir duygu değil
öğrenilen bir beceri diyor
ve ben bu noktada kendimi
şu soruyu sorarken çok
yakalıyorum acaba benim köpeğim
beni mi daha çok seviyor
yoksa
babasını mı daha çok seviyor
ya bu gerçekten dertlerimden biri
ve bu bölüm için tam tersini
yapıyorum aslında
benim onu nasıl sevdiğimi
anlatıyorum
sevginin kendiliğinden gelen bir şey olmadığını
söylüyor. Ben yüzmeyi babamdan öğrendim.
Aynı yöntemle. Köpeğime
öğrettiğim yöntemle. Babam
beni denize atarak öğretmişti.
Ben yüzmeyi seviyorum.
Yani bu yöntem bende işe yaradı.
Ama köpeğimde yaramadı.
Ve o anda aklımdan tek bir cümle geçti.
Bana yapılan da doğru değilmiş.
Bir yöntemin bende işe
yaramış olması onu doğru yapmıyormuş.
Ve bu noktada babamın
çok yanlış yaptığını anladım.
Hem de aynı hatayı yaparak anladım.
Bu durum beni biraz rahatsız etti.
Aslında çünkü ben sevmeyi ya da sevmemeyi bu annemden babamdan öğrendim.
Belki de öğrenmedim.
Ve bana şunu düşündürdü.
Acaba bu insanlardan yani kendi ebeveynlerimden öğrendiğim aslında işe yaramayacak.
Acaba başka neleri hayatımda yapıyorum?
Bu sorunun cevabını şu an bilmiyorum.
Üzerini overthink ediyorum.
Bu arada köpeğim de yüzmeyi bu şekilde öğrenmedi.
Yani yüzmeyi biliyor zaten büyük ihtimalle içki düseği olarak ama suyu hiç sevmiyor.
Ve herkesin kafasındaki Golden Retriever'a, benim hayallerimdeki Golden Retriever'a da uymuyor aslında.
Ama günlük hayatta başka bir köpek var.
Eşyalarımı çalıyor, kaçıyor.
Mesela çorabımı çalar.
İçeride pijama bırakırsanız pijamanızı çalar.
Arkasından bizi koşturur.
Normalde dışarıdan bakıldığı zaman sinir bozucu olabilecek davranışlar.
Ama bana hiç öyle gelmiyor.
Çünkü ona baktığımda şunu görüyorum.
O tam bir Golden Retriever ve tabii ki de bir Retriever olduğu için eşya taşıyor.
Ve onu doğasından koparıp da bu eve sokan, bu hiç görmeyeceği belki eşyalarla onu baş başa bırakan bizleriz.
Aslında Eric Fromm'un saygı dediği şey de tam olarak bu.
Karşındakinin olmasını istediğin gibi değil, olduğu gibi görmek.
Fromm bunu bilgiyle de bağlıyor.
Birine saygı duymak için onu tanıman gerekiyor.
Ben de köpeğim eve geldiğinden beri onu daha çok tanıyabilmek için uğraşıyorum aslında.
Ve onu daha çok tanıdıkça yaptığı hareketleri onun doğasına uygun buluyorum.
Bu yüzden de ona kızmıyorum.
Bir de şu cümleye de aslında dikkat etmek lazım.
Onu eve sokan biziz.
Yani ona karşı bir sorumluluğumuz var.
Benim köpeğim nerede yaşayacağını, ne yiyeceğini, ne zaman dışarı çıkacağını seçmiyor.
Onların hepsine ben karar veriyorum.
Tabii denize atılmayı da seçmemişti.
Bu ilişki bana en çok ne veriyor diye düşündüm.
Aslında bu ilişkinin bana ne verdiği çok açık.
Beni sorumlu hissettiriyor.
Gittiğim her yerde diyorum ki köpeğim evde beni bekliyor.
İşte şu saatte yürüyüşe gitmeliydi.
Şimdi yemek yemeliydi.
Bu fazla bir sorumluluk bakıldığı zaman.
Mesela hastalanıyor ve hastalanıp beni işe göndermediği için müvekkillerimi kaçırıyor.
Ama bütün bunlar bana hiç ağır gelmiyor.
Çünkü ben onu seviyorum.
Eric Fromm'un sorumluluk tarifi de buna yakın aslında.
Ona göre sorumluluk bir yük ya da bir fedakarlık göstergesi değil.
Karşındakinin ihtiyacına cevap verebilmek.
Ve ben onun ihtiyaçlarına cevap verebilmek için arka planda hep tetikteyim.
Dışarıda mesela insanlarla karşılaştığım zaman köpek bakmanın çok sorumluluk gerektirdiği,
işte ne kadar zor olduğundan bahsediyorlar.
Bana hiç öyle gelmiyor.
Burada Eric Fromm'un bir ayrımı daha var.
Olgun olmayan sevgi.
Sana ihtiyacım var diyen sevgi.
Olgun sevgi ise işte seni seviyorum o yüzden sana ihtiyacım var.
Ve şu an arkadan nefes alışıyor geliyor mu bilmiyorum ama aşırı tatlı.
Bu karşılıksız bir sevgi mi peki?
Bence değil.
Ben de bu ilişkiden, köpeğimle olan ilişkiden çok önemli bir şey oluyorum.
Köpeğim benim hayatıma oyun katıyor.
Şimdi bu iki sahneyi yan yana koyduğumda işte bana eşya çalıp onları getiren köpeğim ve tam bir retriever gibi darbanan köpeğimle
denize girmekten korkan, aslında golden retrieverların yapması gereken şeyleri yapmayan köpeğim.
Eric Fromm'un burada koşulsuz ve koşullu sevgi diye bir ayrımı var.
Biri sen olduğun için sever, öteki beklentini karşıladığı için.
Eşya çalın köpeğimi birincisiyle seviyorum.
Denize girmeyen köpeğimi de seviyorum ve bana aslında bacağımı o şekilde tırmalayarak sınırlarına saygı göstermem gerektiğini çok güzel öğretti.
Yani köpeğim hala yüzmüyor.
Ben de artık onu yüzdürmeye çalışmıyorum.
Bana tek başına sevmeyi öğretti de diyemeyeceğim.
Hayatımda şükürler olsun ki başka arkadaşlarım, kocam sevme konusunda bana çok fazla şey öğretmişlerdi.
Beni sevip sevmediğini de bana hiç söylemiyor köpeğim.
Ama şunu biliyorum.
Benim yetişkin hayatımda çocuk olmama izin veren bir sevgi bu.
Ve o deniz kenarında bir anlığına hem çocuk hem yetişkin hem denize atılan çocuk hem de denize atan yetişkin olabiliyorum sayesinde.
Köpeğimin nefes alışverişleri biraz dursun yanımdan gitmeyi tercih etsin diye bekledim.
Bu bölümü köpeğimle beraber çekmiş olduk.
Eric Fromm'un sevme sanatı kitabı bence insanın 30'u yaşlarından sonra deneyimleyebileceği bir sevgiyi anlatıyor.
Sanıyorum şununla da alakalı.
İnsan bir noktadan sonra kendisiyle ilgili meseleleri biraz daha hallettikten sonra sevilmenin değil sevmenin ne kadar yaratıcı bir duygu olduğunu deneyimlemeye başlıyor.
Umarım bu kitabı okursunuz ve hayatınızda bu çeşit burada anlatılan gibi bir sevgi olup olmadığını böyle bir sevme kapasitenizin olup olmadığını kendinizde biraz gözlemlersiniz.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Beni Instagram'da Overting Kulübü podcast hesabından takip etmeyi unutmayın. Haftaya görüşürüz. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
