
Hitlerle ruh eşi olduğumun ortaya çıktığı bölüm.
Instagram: overthinkclubpodcast
Transkript
Müzik
Selamlar, Overthink Kulübü''ne hoş geldiniz.
Öncelikle geçen bölümlerde sağa sola vurmuşum.
Kayıt sırasında arkadan gürültüler geliyorsa benim elimin kolumun oraya buraya vurulma gürültüleri.
Bir süre sonra bunu atlatacağımı inanıyorum.
Ellerimi şu an kavuşturdum.
Öyle çekiyorum bu bölümü.
Şimdi ben size küllerinden doğma rehberi yapıyorum.
Bilmiyorum farkında mısınız?
Dinlediniz mi?
Ve bunu ilk bölümde de anlattım.
Phil Stutz'ın Tools kitabından yararlanıyorum.
Çünkü bu beni çok etkilemişti.
Ve üzerinde çalışılırsa işe yarayabileceğine inanıyorum.
Bazı açılardan da gözlemledim bunun böyle olduğunu.
Şimdi benim ikinci araç olarak anlatmam gereken şey aktif sevgi.
Benim asla yapamayacağım bir şey olduğu için ben bu bölümü çekmekte çok zorlandım.
Ama çekeceğiz yani bir şekilde.
Çekmek zorundayız.
Çünkü anlatacağım dedim.
Sizlere söz verdim.
Dolayısıyla neden aktif sevgi bölümünü çekmekte çok zorlandım da?
Şimdi ben bu bölümü çekmek için niyetlendim ama hayatımda ettiğim kavgalar sebebiyle moralim çok bozuktu.
Ve moralim bozukken bölümü çekmek istemedim.
Ama sürekli de kavga etmeye devam ettim.
Hatta bu sabah da yine kavga etmeye devam ettiğim için o kavgaların siniri benim bünyemde kalıyor.
Benim enerjim düşüyor ve ben fiziksel olarak hiçbir zaman mesela yorulmam ama duygusal olarak çok yorulurum.
Spor salonunda saatlerce spor yapabilirim ama benim duygularımı, psikolojimi kötü etkilerseniz var ya ben 3 gün üzülürüm.
Çok kötü bir özellik.
Bir de güçlüyüm diyorum gerçekten çok güçlü bir insanım her şeyi hallediyorum falan diyorum ama
şimdi bunun üzerine overthink edip bölümü çekemeyeceğim.
Vah!
Neyse ben devam ediyorum.
Bugün anlatacağım şeyin adı aktif sevgi.
Şimdi bu kitapta bu bölüme geldiğimde şunu söyledim kendi kendime.
Yani ben insanları sevmiyorum.
Zaten insanları sevmediğim için avukatlık yaparken yeterince zorlanıyorum.
Üstelik mesela davanın karşı tarafından sadece bir profesyonel ilişki içinde olduğum halde
gerçekten nefret ettiğim zamanlar oluyor.
Kavgaya gider gibi gidiyorum.
Kavga etmek benim hobilerimden biri. Kavga ederken kendimi akışta hissediyorum. Ve o kavgaları bırakmam gerektiğini bildiğim halde kavgalarımı bırakamıyorum.
Bu kadar çok kavgam diyen ilk insan kim? Hitler. Hitler'le ortak yanım olduğu ortaya çıktı podcast'ta. Ben bunu yaşamak istemiyorum.
O yüzden de yani bu küllerinden doğma rehberini sadece size değil kendime de yapıyorum.
Zaten podcast yapmamın amacı ben her şeyi hallettim, mükemmel bir insanım.
Hacı, halkımız bunu dinleyin, siz de mükemmel olun değil.
Ben gelişip ilerlemek istiyorum.
Kişisel olarak gelişmek değil sadece isteğim.
İlgi duyduğum alanlarda, ilerleyen bölümlerde böyle bölümler de çekmek istiyorum.
İlgi duyduğum alanlarda daha çok okuyup, araştırıp bunu da insanlarla paylaşmak istiyorum.
Ve bu aslında şu an anlatacağım bölümde anlattığım şeylerin hiçbiri bende olmayan şeyler.
Bende olan şeyler şu kavga etmek, haklı çıkmaya çalışmak, birinin bana haksızlık yaptığı durumlarda böyle ona karşı kin tutmak, o kin geçene kadar o kişinin gıyabında onunla kavga etmeye devam etmek ve bunun tek bir zararı var.
Tek bir zararlı çıkan tarafı var daha doğrusu.
O da ben.
Yine elim oraya buraya vurmaya başladım.
Dolayısıyla size aktif sevgi konusunda motivasyon konuşması yapabilecek son kişi benim.
Ben bu işin mağduruyum kardeşim.
Ben biriyle kavga ederim.
Giderim adliyede bir memurla kavga ederim.
Ondan sonra üç gün o kavgayı kafamda eviririm.
O bana öyle dedi.
Ben buna böyle dedim.
Keşke şöyle yapsaydım.
Öyle yapsaydım.
İçimde kalır.
Yapmam da yani gidip değil.
iyice deli gibi görüneceğim için onu da yapamam
ama bu insanı
Stas'ın kitapta anlattığı gibi bir labirente
sokuyor ve bu labirentin
zarar gören tek bir tarafı var
o da insanın kendisi
yani kitapta da bunu çok güzel anlatmış
aslında insanın bu kavgalara girmesinin
bu labirentin içinde kalmasının
tek bir sebebi var diyor
insanın küçüklüğünden itibaren düşündüğü
şey olan dünyanın adil
bir yer olduğuna ve insanların
birbirine iyi nazik ve adalette
darlanacağına dair bir inanç.
Böyle bir şey olmadığını herhalde
hepimiz görmüşüzdür. İnsanların
ne kadar kaba olduğuna, işte birbirlerine
karşı ne kadar tahammülsüz olduğuna.
Ama şöyle bir durumumuz da yok.
Biz herkese ve işte
her durumda doğruyu göstereceğiz.
Onlarla kavga edeceğiz ve
onlar o kavganın sonucunda
şeye ikna olacaklar. Evet, haklısın.
Sen çok haklısın. Ben geri zekalının
tekiyim. Bu yaptığım çok kaba. Bir daha
yapmayacağım. Hiçbir kavganın sonucunda
evde ettiğim bir sonuç olmadı bu.
Ve emin olun eğer bir kavgayla
böyle bir sonuç alınabiliyor
olsaydı ben bunu kanıtlayacak kadar
çok kavga ettim. Hatta bazen
şöyle yaptığım oluyordu gün içinde.
Delilik. Bu
podcast'ın ismini acaba
delilik podcast falan diye mi değiştirsem?
Çünkü deliliklerimi anlatmaya başladım.
Yani kavgalarımı
saydığım günler oldu benim.
Bankaya gittim. Gişedeki memurla
kavga ettim. Bir.
diye. Trafikte biriyle
daha kavga ettim. İki. Ama buna ne
yararı var kardeşim sana? Sen herkeste kavga
edince hani şöyle olsa yine
tamam diyeceğim. Kavga ediyorsun ve
enerjin hiç düşmüyor. Pozitif bir şekilde gününe
devam edebiliyorsun. Hayır benim enerjim
inanılmaz düşüyor. Ve sonucunda da
hiçbir şey elde etmiyorum. Şıtas bununla
ilgili diyor ki böyle durumlarda
birine karşı nefret
dolu olduğunuz durumlarda
o kişiye aktif sevgi gönderin.
Yani ilk okuduğumda meditasyon
gibi bir şeyle yapıyor bunu. Ben
bunu yapamam dedim. Çünkü ben
zaten meditasyon da yapamam. Belki yapabilirim
ama zihnim... Meditasyon yapamıyor
olmak çok kötü bir şey bu arada. Keşke
yapabiliyor olsam. Ama yapamam.
Sorry not sorry. Yapamayız.
Yapamayık. Dolayısıyla
o aktif sevgi meditasyonunun
nasıl yapılacağını da anlatıyor.
Şey Netflix belgeselinde
de var. Instagram'a
Fils Stats aktif sevgi yazsanız
orada da o şey belgeselden bir kare
çıkıyor. İşte gözlerimizi kapatıyoruz.
Bütün sevgiyi içimizde hayal ediyoruz falan.
Ben edemiyorum kardeşim ama yine de bunun mantıklı tarafını anlatmaya çalışacağım size.
Aslında mantığı şu.
Bu aktif sevgiyi kullanarak pozitif psikolojide sanırım buna şefkat meditasyonu da diyorlar.
Birinin karşınıza bunu size haksızlık yapan kişiyi affetmiyorsunuz.
Yaptığınız tek şey, empati yapmak da değil bu arada.
Bence empati yapmak çok da iyi bir şey değil.
Çünkü empati yapmanın insanın üzerinde olumsuz duygular yarattığına dair araştırmalar da var.
Burada yaptığınız şey o kişiyle zihninizin içinde kavga etmeyi bırakmak.
Depresyonun en belirgin özelliklerinden biri rumoring dedikleri şey.
Yani sürekli tekrar eden ve bir yere varmayan düşünceler.
Hatta bununla ilgili şunu söylerler.
Bir düşünce çok aklınızı meşgul ediyor artık düşünmekten kendinizi alamıyorsanız.
Kendinize 3 dakika verin.
Kağıda o konuyla ilgili düşüncelerinizi yazın yazın yazın yazın.
o üç dakikanın sonunda bitirin.
Yazdığınız şeyler aklınızı meşgul etmeyi bırakır çünkü.
Bu da bunun gibi.
Aklımızı bu kişilerle ettiğimiz kavgaların,
olumsuz enerjilerin, kötülüklerinden,
meşguliyetinden kurtarmak için
o kişileri doğaya terk ediyoruz.
Ama bunu da o kişilerden nefret ederek değil,
onlara sevgi göstererek.
Yani sevgiyi aktif olarak onlara göstermek değil,
kendi içimizde göstererek yapıyoruz.
Burada bence insanları zorlayacak şey,
kafalarını karıştıracak şey şu olabilir.
Bunu yapıyoruz diye bize bir tokat atana diğer yanağımızı uzatıyor değiliz.
Yapmamız gereken şey eğer dış dünyaya verdiğimiz tepkiler sınır koymak olacaksa yine o sınır koymaya devam etmek.
Ama kendi içimizde o kişiyle uğraşmayı bırakmak.
Bunu şununla ilgili olarak yapmanın, bunu ben hayatımda her alanında yapamıyorum.
Hala insanlarla kavga etmeye devam ediyorum.
Çok üzülerek söylüyorum çünkü kavga etmesem çok daha huzurlu bir hayatım olacak.
Kortuzunum hiç yükselmeyecek.
Ama yok yani hayatımda kavga etmeyi, etmemeyi, etmeyi.
Dilim nasıl sürçüyor ama kavga etmeyi başardığım diye.
Kavga etmemeyi başardığım çok nadir durumlar oldu.
Bir tanesinde bir mahkemede, mahkemenin ismini vermek istemiyorum.
Duruşmaya girdim.
Dosyayla ilgili bazı sıkıntılarım var.
Ve bunları dile getirmeye çalışıyorum.
Ben bunları anlatmaya başladım.
Bence benim konuşma tarzım da hakimi triggerladı.
Nefret eyledi benden.
Bana dedi ki sus.
Şimdi bunun normal şartlar altında olmuyor olması gerekir.
Sonuçta avukat da oy argılamanın bir tarafı ve ben oraya konuşmak için geldim.
Yani susayacaksam niçin geldim?
Bir de bir bayramın dönüşü bir pazartesi günüydü.
Duruşmanın saati çok erkendi.
Ya ben konuşmayacaksam bu duruşma salonunun içine niçin geldim?
O zaman gideyim.
Uyurdum evde ne güzel.
Hakim bana sus dedikten sonra normal şartlar altında benim yapmam gereken şey orada çok büyük bir kavga çıkarmak, olayı iyice büyütmek.
Yapmadım.
Aklıma şey geldi.
Ya kortuzolüm yükselirse?
Ve bunun sonrasında dedim ki şu nefes alma şey var ya nefes al al al.
Ver ver ver dört kere.
Onu yapayım kendimi sakinleştireyim.
Kendimi sakinleştirdim gerçekten.
Kavga etmedim.
Hala hakime düzgünce şey anlatmaya çalıştım.
İşte bakın ben burada kendimi temsil etmiyorum.
Aslında müvekkil adına konuşuyorum.
Böyle yapmasanız falan.
Ben bunları söylerken hakim bana çık dışarı dedi.
Bir de duruşma salonundan kovdu.
E böyle olunca ben de çıktım.
Çünkü kavga etmemeyi kafaya koymuştum.
Hani sonunda ne elde ettim?
Bu olay çok büyümedi.
Ve şu anda evet farkındayım ki hakim o kadar da kızgın değilim.
Ve gözümde o kadar nefret objesi gibi değilim.
Kavga etmememin bir yararını görmüşüm.
Ama ben bunu böyle küçük günlük olayların dışında şu konularda yapmayı daha mantıklı buluyorum.
Çocukluk travmaları. Annelerin, babaların ettikleri şeyler ve bunları geride bırakmak için kullanılacak bir şey olarak görüyorum.
Herkes annesine babasına bir şekilde kızgın. Size bana şu yapıldı, bu yapıldı diye anlatmayacağım.
Ama şöyle düşünün, annenize kızgınsınız ve sizi büyütürken cahil cahil hatalar yaptı.
Ama artık siz büyüdünüz, anneniz yaşlandı. 40 yıl önceki kavgayı devam ettirmenin hiç kimseye hiçbir faydası yok.
Ama o kavgaların etkisi yani o 40 yıl önce size yapılan şeylerin etkisini de hayatınızda hala görüyorsunuz.
Ve bu ikisi arasında sıkışıyoruz.
Bırakmalıyım ama haklıydım arasında.
Benim kafamda bu konuda taşları yerine oturtan birçok kitap oldu.
Ama özellikle anne kız ilişkisi bakımından bana bir düşünce açısı kazandıran en önemli kitap Kurtlarla Koşan Kadınlar.
Jung geleneğinden gelen bir psikanalist ama aynı zamanda bir masal toplayıcısı.
ömrünü halk masallarını toplamaya ve içlerindeki kadın arketiplerini çıkarmaya adanmış.
Kitap 90'larda çıkan bir kitap ve yıllarca çok satanlar listesinde de kalmış.
Kitabın bir bölümünde Çirkin Öderk Yavrusu Masalı'nın anlattığı bölümde
çocuğuyla uyumsuz düşen anneleri anlatıyor ve bunları sınıflandırıyor.
Kararsız anne, çökmüş anne, çocuk anne ve dördüncüsü annesiz anne.
Yani kendisi annelik görmemiş olan anne.
Ve o kitabı okurken anladım ki anne bir arketip.
sonsuz, kusursuz, hep orada
hep yeterli. Masallardaki anne.
Şimdi bir de evlerin içindeki
annelere bakalım. Kendilerine atfedilen
bu kusursuzluk
onlarda yok. Ve olmaması da çok
doğal. Hepimizin insani kusurları
var. Ben anne değilim ama büyük ihtimalle
anne olursam bir gün
köpeğim var aslında anne sayılırım. Köpeğimle ilişkimde
bile onu çok seviyorum ama
o masallardaki anneler gibi davranamıyorum
doğal olarak. Çünkü hatalarım var
kusurlarım var. Ve insan
kendi zihninde annesini
babasını böyle bir konuma koyduğunda
ondan bir kusursuzluk
bekliyor. Hayır abi ya
anneniz babanız o kadar kusursuz insanlar
değiller. Onların da hataları var.
O da bir insan. Anne oluyor
olması onun insan özelliklerini
değiştirmiyor ya da onun hatalarının
olması size sevgi
vermeye çalışmadığı anlamına
gelmiyor. Tabii ki de veremeyen insanlar
var ya da çok yanlış veren
insanlar var ama yani yürüyen
bir şeytan değilse o anne
yeterince güçlü olmaması
o kusursuz anne arketifinde
olmaması onun hatası değil.
Ve o çirkin ördek yavrusu
masalında aslında
ördek hepimizin bildiği gibi çirkin değil
sadece yanlış göretti. Ama o bunu
bilmiyor. Bildiği tek şey etrafındaki
herkesin ondan memnun olmadığı.
Ve bir çocuk bu durumda tek bir sonuca varır.
Hepimizin vardığı gibi.
Demek ki bende bir sorun var. İnsan çocukken
kendisine verilmeyen şeyleri
kendi suçu sanıyor. Ve bu çok acımasızca.
Çocuk şunu düşünmüyor. Annemin
verecek hali yokmuş. Çocuğun böyle düşünecek
aleti yok. O alet henüz gelişmemiş.
Onun yerine şunu söylüyor. Ben yeterince
sevilmeye değer olsaydım verirdi.
Ve o cümle sizinle beraber hayat boyu
büyüyerek devam ediyor. Aslında
kimsenin kendinde olmayan bir şeyi
başkasına vermek gibi
bir yeteneği yok. Hepimiz
kendi sınırlarımız içerisinde başkalarına
davranıyoruz. Ve başka kişinin
size nasıl davrandığı
aslında sizin değerinizle alakalı değil.
Bu bir mazeret değil.
Yani evet o zaman herkes istediği gibi davransın.
Biz de onları affedelim'in mazereti değil.
Sadece bu olayları o kadar kişiselleştirmemenin
ve o labirentlerin içerisine düşmemenin bir tarifi.
Ve o adaletin yani insanın kendisinde olmayan bir şeyi başkasına veremediği için
karşısındakine adaletsiz davranması, haksızlık yapmasının
yarattığı adaletsizlik
ortamının bir şeyi yok.
Çözümü yok. Tek çözümü
o insanı o
haliyle orada bırakmak ve hayatınızın
içerisinde sürekli onun
hayaletini dolaştırmamak.
Bunu şey diye söylemiyorum. Size
kötü darbelen annenize babanıza ya da
travmalı yaratan insanlara karşı
sonsuz bir empati geliştirin ve onları
alttan alın diye söylemiyorum. İnsanlara
sınır koymanız gerekiyorsa insanlara
muhakkak sınır koyun. Çünkü
sınır koymadığınız her zaman
onların hareket alanı genişleyeceği için
sizi öyle davranmaya ve sizi yıpratmaya devam edecekler.
Ama siz yeterli sınırı koyduktan sonra
kafanızın içerisinde
sana da söylüyorum
overthink kadın
kafanın içerisinde
o insanlarla kavga etmeyi bırakmalısın.
Ve kafanın içinde o insanlarla
kavga etmeyi bırakmanın
yollarını bulmalısın.
Phil Stas bunun için
tools metodunu önermiş.
Ben kendim için
okuduğum kitapta
kurtlarla koşan kadınlarda
Şuna uyandım aslında. Benim annem o akit tiplerdeki güçlü anne modeli olmayabilir.
Hatta oradaki güçlü kadın ben olabilirim ama bu onun beni sevmediği, benim değersiz olduğum anlamına gelmiyor.
Bütün aslında gittiğimiz terapilerde yapılan şeyler de bize bunu anlatmaya çalışıyor.
İnsanların size yaptığı şeylerin çoğu aslında sizle alakalı değil.
kendi eksikliklerinden dolayı ve insan her şeyi özellikle çocukken kişiselleştirerek algıladığı için
bunun içinden çıkamıyor.
36 yaşındayım.
Ben de hala haksızlık yapıldığı zaman bana bu nasıl yapılır tadında davrandığım için
bunun içinden çıkamıyorum.
Bu bölümü çekmek aslında bunlar üzerine konuşmak bana çok iyi geldi.
Arada kendi sesime tahammül edebilirsem bence bu bölümü dinlemeliyim.
Çünkü size aktif sevgiyi nasıl kullanacağınızın bir tarifini vermedim.
Sadece mantığını anlattım ama o mantığı anlatırken kendim de ikna oldum.
Sadece şunu yapmanız belki ilk aşama için sonra geliştirmek isteyenler şefkat meditasyonunu araştırıp
belki ileride ben de araştırırım.
Şu an hiç meditasyon araştırabilecek durumda değilim ama böyle bir araç geliştirebilirler.
Biri size haksızlık yaptı.
Aa yapıyor haksızlık karşınızda.
Şimdi anlatıyorum.
Ellerimi o kadar çok sallamaya başladım ki oraya buraya vurmamak için.
Umarım elimin sallanma sesi de bu lanet olası mikrofondan gelmiyordur.
Gelmiyordur.
Neyse tarifi devam ediyorum.
Biri size haksızlık yaptı karşınızda saçma sapan duruyor.
O anda ne yapacaksınız?
Sadece bir an için bile kendinize şunu deseniz yeterli.
Buna çok öfkelenip kendimi zarar vermektense
bunun aslında benimle alakalı bir durum olmadığını
ve karşımdakiyle alakalı bir durum olduğunu
karşımdakini hatırlatarak biraz sakinleşebilirim.
Bu insanı sanırım o labirente sokmaktan alıkoyacak bir yol.
Yapmadım henüz.
Ama deneyeceğim
En azından burada anlattığım için
Utanıp deneyeceğim
Haftaya tuğsun bir diğer
Metoduyla devam edeceğiz
Küllerinden doğma rehberi aslında sadece
Phil Stutz'ın bu şeyleriyle
Bitebilecek gibi değil
Onun için Stutz'ı anlattıktan sonra
Aslında başka başka şeyler de
Anlatacağım sadece bu küllerinden
Doğma rehberinin bize
Küllerinden doğma rehberi şunun için var
İnsanın harekete geçebilmek için
Zaten Stas da bunu çok şeyinde söylüyor.
Kitabında da belgeselinde de anlatıyor.
İnsanın harekete geçebilmek için o terapiye gittiğiniz terapi odasında çok kötüsünüz ve artık harekete geçmek istiyorsunuz.
Bir adım atacak güce ihtiyacı oluyor.
İşte küllerinizden doğduğunuz an orası.
Daha doğum.
İlk başı.
Bunun devamında yavaş yavaş ekleyerek de ilerlemek istiyorum.
Umarım beni dinliyorsunuzdur.
Beni dinliyorsanız bana sosyal medyadan da yazmanızı çok isterim.
Haftaya görüşürüz.
Kendinize iyi bakın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
