
Acılara yürümüyoruz, koşuyoruz!
Transkript
Müzik
Selamlar, Overthink Kulübü''ne hoş geldiniz.
Bir seriye başlamak istedim.
Benim için aslında podcast'e neden başladığımı da anlatmaya bir giriş gibi olacak.
Küllerinden doğma rehberi.
Ama baştan uyarayım bir kişisel gelişim, motivasyon, gaza getirme rehberi değil.
Sadece genelde şunu düşünüyorum.
Hepimiz okulda hayat bilgisi adı altında bir ders alıyoruz.
Ve bu derste bize hayata karşı nasıl duygusal anlamda dayanıklı olabileceğimize ilişkin tek bir kelime öğretilmiyor.
Hadi o ders ilkokulda öğretilen bir dersti.
Üzerinden çok zaman geçti hatırlamıyorum ama.
Yani ne öğretiyordunuz o derste hiçbir fikrim yok.
Ama en azından lisede, üniversitede, ya onu da geçtim annemiz babamız bize bu şekilde bir hayatta kalma rehberi vermiyor.
Kimimiz bunu kendi özböz çabalarıyla buluyor ve hayatta kalıyor.
Bazılarımız da bulamıyor ve yolunu kaybediyor.
Tekrar selamlar.
Arada telefonum çaldığı için ve benim sürekli telefonum çaldığı için podcastimi çekemiyorum.
Ama sorun yok.
Devam ediyoruz.
Evet küllerinden doğma rehberi demiştim.
Demiştim hayat bilgisi dersi, cetur bir şeyler anlatıyordum.
Ne anlatıyordum onu da unuttum.
Çok iyi oldu.
Öncelikle şundan bahsetmek istiyorum.
Ben neden podcast çekiyorum?
Bana insanlar ben podcast çekmek istiyorum dediğimde podcast'in ne hakkında diye soruyorlar.
Benim buna verecek hiçbir cevabım yok.
Şimdi sen ne anlatacağını bilmiyor musun diyebilirsiniz.
Cevap veriyorum.
Bilmiyorum kardeşim.
Ben podcast'te ne anlatacağımı bilmiyorum.
Sadece niçin anlatmak istediğimi biliyorum.
Ve şunu biliyorum, ben bu hayatta sayısız başarısızlığa imza atmış biri olarak küllerinden doğma konusunda çok iyiyim.
Bu yüzden de bu küllerinden doğma rehberini anlatmakta kendimi hak görüyorum.
Hayatta defalarca başarısız oldum.
Artık bu kadarı da olmaz dedirecek kötülükte ilişkiler yaşadım.
Ofis açtım, kendimi batırdım.
Ama tüm bunların sonunda hayır milyarder bir avukat olmadım.
toplumun kimi kesimleri tarafından başarı olarak görülebilecek bir aşamaya ulaştım.
Ve en önemlisi burada huzurlu olduğum bir hayat kurmayı da başardım.
Hiç mi canın sıkılmıyor senin diye soracak olursanız
tabii ki de sıkılıyor.
Hatta hala beni hayatta pes artık bu da mı var dedirtecek şanssızlıklar da yaşıyorum.
Ama bu noktada çok güvenliğim bir şey var.
O da şahsım.
Battıktan sonra...
Battıktan sonra...
Battıktan sonra demek de çok kötü ama
ofisimi batırdıktan sonra bir süre bağlı çalıştım.
Sonra tekrar ofis açtım ve çok şükür artık
varoluş sancısı çekebilecek kadar ekonomik özgürlüğüm var.
Bu cümleyi de yani şaka gibi söylüyorum ama
gerçekten varoluş sancısı da bir lüks
ve karnınız tokken çekebiliyorsunuz.
Bugünden itibaren burada yeni bir seriyi başlatıyorum.
Kendini inşa etme rehberi.
Ve motivasyon konuşması yapmayacağım.
Sadece kendi öğrendiklerimden hareketle
zor zamanlarınızda başvurabileceğiniz
bir takım yollar anlatma derdindeyim.
Bu yolların hepsini tabii ki kendim keşfetmedim.
Sonuçta hepimiz bir şeylerden yardım alıyoruz
ve ben yardım aldığım şeyleri de belki siz de okuyup
bunlardan yardım edebilirsiniz diye ara ara söylüyor olacağım.
Şimdi öncelikle bu battım battım dediğim hikayeden başlamak istiyorum.
Yıl 2016, çok sevmediğim bir ofiste çalışıyorum.
Ofisin sahibi avukat adamla da bir anlaşmazlık yaşadık ve beni kovdu.
Kovulmak benim için hiç şaşırtıcı değil
Çünkü ben daha staj yaparken kovulmuştum.
Staj yaptığım yerde bana senden avukat olmaz denildi bir de üstüne üstlük.
İlk kovulmamda küçük olmamın da etkisiyle çok ağladım, çok üzüldüm.
Kendimi çok başarısız hissettim.
Ve bu bende o zamanlar maddi bir deprem yarattı.
Çünkü yüksek lisansa hazırlanmak istiyorum.
Yüksek lisansa girmek için işte bir İngilizce sınavına girmem lazım IELTS'e.
IELTS çok pahalı, onun için para biriktirmem lazım vesaire vesaire.
Bu kovulmam ise yani avukat olduğum zamanki kovulmam daha büyük bir maddi deprem yarattı.
Çünkü ben avukat olur olmaz kendime kredi çekerek bir araba almıştım.
Dolayısıyla her ay kredinin taksitini ödemek zorundaydım.
Ve o arabanın kredisinin bir kısmını ödedim bir kısmı kaldı ve ödeyemezsem ipotek konulmuş durumda arabanın üzerine araba satılır.
Ben de o an dahiyane bir şekilde şunu düşündüm.
Ben gider ofis açarım bu beni kovan aptal avukattan daha iyi bir ofisim olur çünkü ben aşırı zekiyim ya.
Ve bu arabayı şimdi satayım.
2-3 ay sonra nasılsa daha iyisini alırım.
Ve nınınım öyle olmadı.
Ben 8 yıl falan tek araba alamadım.
Ve ben o arabayı sattım.
Canım kırmızı kuşum.
Eski model bir Hyundai Ion.
Yıllarca rüyamda gördüm.
Arabayı satmak benim için inanılmaz bir problem oldu.
Ve ofisimde hiç iyi gitmedi.
Bir yıl boyunca ofisim açık kaldı o dönemde.
Ve yaptığım tek bir şey vardı.
Sabahları gidiyorum ofise.
Koltuğun üzerine oturuyorum.
ve koltuğun üzerinde bir yerlerden özellikle de gökten zembille müvekkil inmesini bekliyorum.
Ve aklımda tek bir tane soru var.
Bu insanlar müvekkil nereden buluyor?
Bunun bir cevabı yok bu arada.
Şu an bana sorsanız ben hala buna cevap verebilecek durumda değilim.
Çünkü müvekkil bir yerden bulunabilen bir şey değil.
Zaman içerisinde yaptığınız işlerin sonucu bir network sonucu gelebilir.
Ama siz kendi başınıza bir ofis açıp bir köşede kimseyi tanımazken
ananız babanız da eğer size inanılmaz işler pastanmıyorsa
size o müvekkiller gelmiyor.
Ama ben o zamana kadar bunu bilmiyorum.
Ben ofis açarsam müvekkil gelir zannediyorum.
Arabamı da satmışım.
Arabanın kredisinin arta kalan 10 bin liram var.
Ve 10 bin lirayı 1 milyon yapacağımı düşünüyorum o sene.
Neyse o iş hiç öyle olmadı.
Benim artık son 200 liram kalmıştı.
O zaman anladım ki benim param da bitiyor.
Ve bu ofis açma işi hiç olmadı.
Ben işte o ofisi kapadım.
Tekrar bir yerlerde bağlı çalışmaya başladım falan.
Buradaki hikaye sonrasında ofis açtım evet 2021'de ofis açtım ve şu an müvekillerim de var ama buradaki hikaye bir kere denedim başaramadım bir daha denedim başardım hikayesi değil.
O koltuğun üzerinde bir yıl boyunca oturduğum seneyi düşündüğümde diyorum ki ben o yıl hiçbir şey yapmayarak kaçtım.
Cesaret değildi o yıl ofis açmak çünkü hem neyi nasıl yapacağımı bilmiyordum önüme bir dava gelse yapabilecek yetkinlikte de değildim.
Sadece ben o odada oturuyordum. Kimseyi aramıyordum, kimseden iş istemiyordum. Ben bunu bilmiyorum, bana öğretin demiyordum. Meslektaşların yanına gidip benim işim yok, ne yapmalıyım diye sormuyordum. Çünkü bunların hepsi canı acıtacak şeylerdi. Aramak reddedilmek demekti. Bilmediğini söylemek aptal gibi görünmekti. Ve bir yıl boyunca acıtmayan şeyi seçtim ve hayatım küçüldü.
Bunu bana hiç kimse söylemedi bunun içinden nasıl çıkılması gerektiğini ama yıllar sonra Phil Stutz diye bir tane psikiyatrist var Manhattan'da büyümüş.
Netflix'te de bir belgeseli var kitabıyla aynı isimde Tools adında.
Orada çeşitli aletlerden bahsediyor.
Aslında duygusal olarak dayanıklılık kazanmak için geçirmeniz gereken aşamalardan bahsediyor.
Ve bunlardan ilki de bu küllerinden doğma rehberinde anlatacağım.
anlatacağım. Canınızı acıtacak
bile olsa, zor bile olsa
bazı şeylere karşı
cesaretle yürümek.
Uğraşmak ve çabalamak.
Yerinde oturmak değil, hiçbir şey
yapmak değil. Çaresizlik
geldiği zaman o çaresizin üstüne
gitmek. Zaten Stas'ın
hikayesi de aslında
bu şeye paralel, hikayeye
paralel ama onun için Netflix'teki
belgeseli izleyin bence.
Spoiler vermiş olmayayım. Buradaki
fikir, Stas bunu arzunun
tersine çevrilmesi diyor ve fikir çok
basit ve rahatsız edici. İnsanlar acıdan
kaçmaya arzular. Bu aleti kullandığınızda
o arzuyu terse çeviriyorsunuz.
Acıyı istiyorsunuz, zorluğu
istiyorsunuz ve bu zorlukla uğraşacak
gücü de kendinizde buluyorsunuz.
Ben de bu podcast'ı neden
çekmeye başladım diye düşündüğümde
evet bazı şeylerle uğraşma
konusunda iyiyim. Duygusal dayanıklılığımın
da yüksek olduğunu düşünüyorum ama hayatımda
şöyle bir konfor alanında olduğumu
fark ettim. Evet avukat da
Beni maddi olarak zengin etmiyor olsa da ortalama bir hayat yaşamamı sağlıyor.
Onun dışında yaptığım hiçbir üretici faaliyet yok.
İşte ofise gidiyorum.
Sürekli daha fazla maddi şeye ihtiyacım oluyor.
Çünkü sürekli tüketmek üzerine kurulu bir toplum içinde yaşıyoruz.
Sosyal medyada gördüğümüz her şeyi istiyoruz.
Ala ala ilerliyoruz yani.
Hepimizin, kadınların özellikle de böyle, dolabı milyon yıldır giymediği kıyafetlerle dolu.
Ama bizim hala üstümüze giyecek kıyafetimiz yok.
ve hiçbirimizin aslında o kadar çok kıyafete falan ihtiyacımız yok.
Bizim insan olarak ihtiyacımız olan tek bir tane şey var.
Anlam.
İnsan anlamlı bir hayat yaşamak ister.
Ve bu anlamlı hayatı yaşamanın da
nasıl hayatımın anlamını bulurum diye düşünerek
hayatın anlamını bulmak diye bir şey yok.
Buradaki en önemli şeylerden biri harekete geçmek.
Bunu aslında biraz üzerine araştırdığınızda
İnsanın Anlamı Arayışı diye bir kitap var.
Viktor Franklin'in.
Orada insan hayatın anlamını nasıl bulur diye sorguladığında
sorguladığında o kitabın da hikayesi
çok güzel. Okumanızı öneririm.
İnsan hayatın anlamını üç şekilde bulabilir
diyor. Ya bir şey üreterek,
ya bir şeyler deneyimleyerek, sevgiyi deneyimleyerek,
doğayı deneyimleyerek.
Ya da zorlukların içerisinden
çıktığında
o zorluklara karşı takındığı tavırla
ve gördüğünüz gibi bunların
hiçbiri de kolay yollar
değiller. O yüzden hayatın
anlamını bulmakla
Stats'ın acıyı
tersine çevirmek kavramlarını
ben çok birbiriyle bağlantılı görüyorum.
Harekete geçmeniz gerekiyor.
Hayatın anlamını bulmak için.
Daha anlamlı bir hayat yaşamak için.
Harekete geçmeniz gerekiyor.
Ben 2016'da bunu bilmiyordum.
Bilseydim o bir yılı koltukta geçirir miydim
geçirmez miydim emin değilim.
Belki yine bir batabilirdim.
Yine batardım. Ama bir yılımı beklemekle
harcamazdım. Sonra
tekrar ofis açmaya karar verdiğimde
o kararın ne demek olduğunu tam olarak
biliyordum. Çünkü daha önce bir acı yaşamıştım.
Ve o acının içinden geçtiğim
için, harekete geçtiğim için
başarısız olma ihtimalimi de biliyordum
ama bu sefer cesaret ettim.
Ben bu aleti, yani Stas'ın bu aletini
her gün kullanmıyorum.
Hala ertelediğim şeyler var.
Bazen gerçekten bazı şeyleri yapmak
insanı çok zorluyor. Ama
en azından bu podcast'ı
neden yapıyorsun sorusunun
cevabı benim için bu
alette saklı. İnsanlara
en azından küllerinden doğma rehberini veririm diye düşündüm.
Hepimizin kaçtığı şeyler var.
Kaçtığı insanlar, kaçtığı durumlar.
Hayatın zorladığı zamanlar var.
Ve bence bu hayat öylesine gelişigüzel yaşanmayacak kadar değerli ve kısa.
Yani bana deseler ki 200 yaşına kadar yaşa.
Ben 200 yaşına kadar yaşamak isterim.
O derece seviyorum hayatı.
Ama sadece dümdüz dünya üzerinde bir kütle olarak durmak istemiyorum.
Anlamlı bir hayatım olsun istiyorum.
Ve bu anlamı da arama yolculuğuna bu podcast ile çıkmış bulunuyorum.
Haftaya Küllerinden Doğma Rehberi'nin ikinci bölümüyle devam edeceğim.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
