
Selpak Kaşmir Özlü Mendil’le sevdiklerimizin bizi düşündüğünü hissettiren küçük detayları konuşuyoruz.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
"Hikayeni Yeniden Yaz!" kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Selpak" hakkında reklam içerir.
Transkript
Selpak Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba.
Türkiye'nin en çok dinlenen podcast kanalındasınız.
Ben Merve.
Bugün bu bölümde bir insan kendini nasıl değerli hisseder sorusunun cevabını arayacağız hep beraber.
Dün Instagram'dan da bu soruyu sizlere sordum.
Dedim ki arkadaşlar bir insan kendini nasıl değerli hisseder?
Sizler nasıl kendinizi değerli hissediyorsunuz diye.
En çok gelen cevaplar şöyle olmuş.
Sevilmek, aranmak, özlenmek, fikirlerine saygı gösterilmesi, önemsenmek, merak edilmek, düşünülmek, görülmek, sınırların korunması, sen seversin diye başlayan cümleler,
senin sevdiğin ya da sevmediğin küçücük bir detayı unutmaması, seninle ilgili bir şeyleri aklında tutabilmesi, anlaşılma çabası, içtenlikle dinlenilmesi,
verdiği emeğin görülmesi, ekmeğin en güzel yerini sana vermesi, bu çok hoşuma gitti, çok sıcak buldum bunu.
Hatırlanması, her koşulda yanında olunması, göz teması kurulması, bir şeylerin seni söylemene gerek kalmadan hal olması, tercih edilmek, sır siz geleceksiniz diye sizin sevdiğiniz yemekleri yapması, hastayken yanında olunması, varınca haber ver denmesi, ihtiyaçlarının fark edilmesi, zamanını ayırması, senin olmadığın ortamda bile seni koruması,
gerçekten nasılsın, iyi misin diye sorulması, sana saygı göstermesi, senin için fedakarlık yapması gibi cevaplar gelmiş.
En çok gelen cevaplar bunlardı.
Hep kendimizi değerli hissetmemizin, kendimizi sevmemizin ne kadar önemli bir şey olduğunu konuşuyoruz.
Ama sen sabaha kadar aynanın karşısına geç, ben değerliyim de.
Hani diyorlar ya işte aynanın karşısına geç ve ben kendimi seviyorum, ben değerliyim de.
Bunu yaptır ama bunu destekleyen hiçbir deneyim, hiçbir ilişki, hiçbir yaşantı yoksa o cümlenin içeriye temas etmesi bence çok zor.
Çünkü değerli hissetmek sadece kendimize söylediğimiz bir cümle değil bence.
Çoğu zaman işte görülerek, önemsenerek, saygı duyularak, düşünülerek öğrendiğimiz bir şey bu.
Hani hayatınızda böyle bazı anlar vardır.
Belki kelimelere dökülmez ama içinizde böyle çok derin bir sıcaklık bırakır.
Yorgun argın eve gelmişsinizdir.
Telefonunuza bir mesaj gelir.
Canım sağ salim varabildin mi?
Ya da çok hastalanmışsınızdır.
Yataktan çıkamıyorsunuzdur.
O gün size yapılan sıcacık bir çorba.
Neye alerjinin olduğunu bilmesi.
Çok küçük bir detay belki ama önemli olabilir.
İşte senin hangi renklerden hoşlandığını.
Hangi rengi hiç sevmediğini.
Ya da işte kahvenizi sade mi şekerli mi içtiğinizi.
Siz daha garsona söylemeden birinin söylemesi.
Bakın bunlar küçücük şeyler.
Peki neden bu kadar dokunuyor en küçük şeyler bize?
Neden milyon dolarlık hediyelerden ya da süslü süslü iltifatlardan çok daha derin bir yere temas ediyor?
Ya Merve ben milyon dolarlık şeylerden hoşlanırım.
Bırak küçük şestleri.
Ben sizi bilmiyorum ama ben küçük şestlerden gerçekten çok hoşlanıyorum.
Milyon dolarlık bir şey görmediğim için olabilir.
Ya şaka bir yana gerçekten şu an kaynatıyorum.
Küçük şestler çok önemli.
O çorba el alade bir çorba değil hastayken yapılan.
Ya da o kahve.
İşte şekerli mi içersin sade mi?
Bunu bilmesi bile karşı tarafın benim için çok önemli.
Neden?
Çünkü bunlar bize görünmez bir sinyal veriyor.
Sen bir başkasının zihninde yer tutuyorsun.
Tıpkı bir evde sana ayrılmış bir oda olması gibi.
Bir başkasının zihninde senin ayrıntıların var.
Senin varlığın ve senin ihtiyaçların unutulmadığı gibi bir sinyal veriyor.
Bunlar çok güzel şeyler.
Ve fakat bir de bu madalyonun öteki yüzü var.
Şimdi etrafınızda herkesin derdine koşan, herkesin doğum gününü organize eden,
işte her kriz anında ilk akla gelen o güçlü insan, o kurtarıcı belki sizsinizdir.
Herkesin hayatını kolaylaştırırken bir akşam kendi içiniz çok yandığında, çok acıdığında
ya da başınız bir derde düştüğünde bir anda etrafınızda hiç kimseyi bulamadığınız oldu mu?
Yani kendiniz sürekli verirken, sürekli yük taşırken bir kez olsun sizin yükünüzün hafifletilmediğini fark ettiğiniz o an.
Çok acı bir an değil mi?
İşte bugün bu kırılma anını da konuşalım istiyorum.
Öz değer nedir?
Sadece kendimizi sevmekle halledilebilecek bir mesele midir bu öz değer?
Yoksa başka bir insanın gözlerinde görülmek mi isteriz?
Şimdi arkadaşlar sevilmekle değer görmek neden aynı şey değildir?
Bakın sevilmek ve değer görmek aynı şey değil.
Hep karıştırıyoruz.
Neden verici olmak, birilerine faydamız dokunmakla değerli olmayı karıştırıyoruz değil mi?
Bence bu hikaye en başından başlayalım.
Şimdi yine araştırmalar ışığında ilerliyoruz.
Psikolojide görülmek dediğimiz şey aslında bir insanın size fiziksel olarak bakması değil arkadaşlar.
Görülmek bir başkasının zihninde size, sizin benliğinize ve ihtiyaçlarınıza yer açılması anlamına geliyor.
Günlük ilişkiler üzerine yapılan çalışmalarda buna algılanan partner duyarlılığı deniliyor.
Yani karşındaki kişinin seni gerçekten anlaması, senin onun tarafından anlaşılmış hissetmen,
önemsenmiş, ciddiye alınmış hissetmen anlamına geliyor.
Mesela eve gelmişsiniz, çok sessizsiniz.
Bir kahve almışsınız, oturmuşsunuz bir köşeye hiç konuşmuyorsunuz.
Karşınızdaki kişi sadece ne oldu deyip geçiştirmiyor sizi.
Canım işte bugün biraz içine kapanıksın, canını sıkan bir şeyler mi oldu, benimle paylaşmak ister misin diyor.
telefonunu da bırakıyor elinden ve gerçekten gözlerinizin içine bakarak sizi dinliyor.
İşte burada size değerli hissettiren şey onun o problemi çözmesi falan değil.
Çözemez zaten sizin probleminiz.
Sende bir şey olduğunu fark etmesi.
Yani bunu fark etmesi ya bunu önem vermesi, sana alan açması,
ben demeden bende bir şey olduğunu hissedebilmesi.
Bence bu biraz duygusal zeka ile de alakalı ya.
Herkes bunu yapamıyor.
Ki bir insan başka birinin zihninde yer tuttuğunu nasıl anlar?
Küçük detaylarda anlayabilir.
Mesela önümüz kış. Malum gripler, hastalıklar yine başlayacak.
Hasta olduğumuz dönemler daha kırılgan oluyoruz. Daha şefkate muhtaç oluyoruz.
Ve bence hastayken gösterilen şefkat bambaşka güzel hissettiriyor.
Çünkü o gün hiç kimsenin işine yaramıyorsunuz. Hiç kimseye bir şey üretemiyorsunuz.
Kimseyi eğlendiremiyorsunuz. Hastasınız.
Ve biz o yatakta öyle bitkin bir şekilde yatarken birinin bize bir çorba getirmesi ya da üzerimizi örtmesi bunlar bize güzel hissettiren şeyler.
Bir de bence insanın düşünüldüğünü en çok hissettiği zamanlardan biri hasta olduğu zaman.
Çünkü normalde çok önemsemediğin şeyler o an dünyanın en kıymetli şeyine dönüşebiliyor.
İşte başucunda duran bir bardak su mesela ya da üşüyor musun diye üstüne bırakılmış bir battaniye.
Hatta burnun akmaya başladığında çantanı eline atıp sen koyduğunu hiç hatırlamasan da orada bir selpak mendil bulmak.
Ben çocukken bunun üzerine hiç düşünmezdim.
İşte okula gidiyorsun, havalar bir anda soğumuş, sınıfta herkes sırayla hastalanıyor.
E sen de hafif kırgınsın, böyle burnun akıyor.
Çantanın küçük gözünü bir açıyorsun ve serpak mendil orada ama onu sen koymamışsın.
Yani o yaşta sanki bazı şeyler çantada kendiliğinden beliriyormuş gibi geliyor değil mi insana?
Ama sonra büyüyünce anlıyorsun ki kendiliğinden belirmiyormuş.
Sen belki hasta olurum, belki burnum akar, belki buna ihtiyacım olur diye düşünmeden çok önce biri senin yerine düşünmüş ve koymuş.
Hatta geçen gün ailemin yanından dönerken buna çok benzer bir şey yaşadım.
Böyle hafif soğuk algınlığı geçiriyor gibiydim.
Çantamı açtım, içinde selpak, kaşmir özlü mendil vardı ekstra yumuşak olanlardan.
Ben koymadım tabii tahmin edeceğiniz gibi yine bizimkilerin işi.
Bir tane kullandım. Yani kaşmir özlü olduğu o kadar belli oluyor ki.
O yumuşaklık gerçekten bambaşka.
Şimdi bir daha normal mendile dönmek çok zor olacak gibi.
Çok küçük bir şey aslında ama tam da bölüm boyunca konuştuğumuz şey bu bence.
İnsan bazen kendisine değer verildiğini büyük büyük şeslerden değil böyle küçücük detaylardan anlıyor.
Çünkü mesele o mendilin çantada olması değil aslında.
Mesele sen daha ihtiyacın olduğunu bile düşünmeden birinin seni düşünmüş olması.
Ve galiba büyüdükçe insan çocukken çantasında kendiliğinden belirdiğini sandığı şeylerin arkasındaki o görünmez emeği biraz daha iyi fark ediyor.
Dediğim gibi insan küçük ayrıntılarda insanların zihninde yer kapladığını fark ediyor, değerli olduğunu hissediyor.
Ve bunlardan en önemlisi de hasta olduğumuz dönemler dedim.
Çünkü sen şu anda hiçbir şey yapamasan da, hiç kimsenin işine yarayamasan da, bir krizi çözemesen de, hiçbir şey başaramasan da sadece var olduğun için bile değerlisin.
değerlisin. Varlığın benim için
çok kıymetli. O yüzden bu küçük
ayrıntıları pas geçmeyelim. İnsana
kendini değerli hissettiren şeylerin başında bu küçük
detaylar geliyor. Gelelim bir başka
detaya. Sevilmek ile
değer görmek arasındaki
o ince çizgi. Şimdi
soracaksınız. Peki bir
insan bizi seviyorsa Merve
otomatik olarak değerli hissetmez
mıyız? Hayır. İnsan sevildiğini
bilip hatta çokça sevildiğini
bilip yine de kendini çok
derin bir şekilde değersiz hissedebilir.
Nasıl oluyor bu?
Çünkü arkadaşlar sevgiyi çoğu zaman
kişinin kendi içinde hissetmiş olduğu
soyut bir duygudur.
Biri içinizde sizi çok çok sevebilir
ama siz o insanın yanındayken
o insanla konuşurken
belki sizi dinlemiyor, telefonuna bakıyor
ama sizi çok seviyor bakın.
Bir derdinizi anlatıyorsunuz.
Aman abartıyorsun ya bunda ne var büyütecek
geçer gider diyor kestirip atıyor
ama sizi çok seviyor.
Sizin sınırlarınızı sürekli çiğniyor
ve sadece kendi başı derde düştüğünde sizi arayıp soruyor.
Ama sizi çok seviyor.
Sevgisinden şüpheniz yok.
O zaman ne oluyor arkadaşlar?
O insanın içindeki o seni seviyorum duygusu bize ulaşmıyor.
Yani biz o insan tarafından değerli hissetmiyoruz.
Neden?
Çünkü değer görmek sevginin eyleme dönüşmesi.
Dikkate ve hafızaya dönüşmüş halidir.
Değer görmek dediğimiz şey.
Sizi seven bir insan duygularınızı geçersiz kılıyorsa
evet siz onun yanında belki sevilmiş olabilirsiniz.
sevgisinden belki hiçbir şekilde şüphe etmiyor olabilirsiniz.
Ama görülmemiş hissetmeniz çok olası.
Değersiz hissetmeniz çok olası.
Benim hem çok çok sevip hem de çok değer verdiğim ve bunu hissettirdiğime sonuna kadar inandığım
bazı insanlar bunu alamadı mesela.
O değer geçmedi karşı tarafa.
Belki sevmediğimi bile düşünmüş olabilir.
Hani sanki boş bir kuyuya habire böyle taş atıyormuşum gibi böyle bir his.
Hani ben karşı tarafa kendimden verdikçe boşluğu hissettirmişim.
Yük olmuş yani yaptıklarım karşılıksız yaptıklarım.
Halbuki ben onu sevdiğim için değer verdiğim için yapmışımdır ama Teoman'ın dediği gibi bazen ne yaparsan yap olmuyor işte.
Kendini buna layık görmüyorsa karşı taraf sizin elinizden hiçbir şey gelmiyor arkadaşlar.
Bu değerli olma meselesine çok ciddi bir tuzağa düşüyoruz.
Aşırı verici olanların alma verme dengesi bozuk olan insanların düşmüş olduğu tuzak.
Belki de biz çok verici olarak kendimizi değerli kılmaya çalışıyoruz karşı tarafın gözünde.
ve birilerine faydam dokunursa bana değer verecekler gibi bir düşünceye sahibiz belki.
O yüzden eğer çocukluğunuzda ya da geçmişinizde sadece uyumlu olduğunuzda,
sadece başkalarının sorunlarını çözdüğünüzde,
işte ne bileyim derslerinizde başarılı olduğunuzda, iş hayatınızda başarılı olmuşsunuzdur,
bir sınavı kazanmışsınızdır ya da başkalarına yük olmadığınızda,
bakın bu da önemli yük olmak, yük olmadığınızda takdir gördüyseniz,
uyumlu bir çocuk, sessiz bir çocuk olup takdir gördüyseniz,
zihniniz şu hayatta kalma kuralını yazıyor.
Ben tek başıma, sadece varlığımla bu şekilde bir hiçim, hiçbir değerim yok.
Ama ben birilerinin işine yararsam, birilerinin krizini çözersem, sürekli verirsem bu şekilde hayatta kalırım.
Bu şekilde de sevilirim ve değer görürüm.
Ya bu bize kodlanmış olabilir, anlatabiliyor muyum?
Böyle insanları çok iyi tanırsınız.
Herkesin doğum gününü kutlar, herkesin moralini düzeltir, güldürür, eğlendirir, her hasta olana koşar, bakımını sağlar.
Herkesin derdine koşar, onun dugatında hayır diye bir şey yoktur.
Ama sanmayın ki bunu cömertliklerinden ya da çok melek olduklarından yapıyorlar.
Hayır.
Aslında altında çok derin bir korku var.
Benim faydam biterse değerim de biter.
Böyle bir inanç.
Hani psikolojide kendini feda eden, başkalarının ihtiyaçlarına odaklanırken kendi varlığını tamamen silen insanlar vardır.
İşte bu duruma aşırı odaklı ilişkisellik ya da kendini susturma deniliyor.
Tabii bu rolün çok acı bir bedeli var.
sürekli veren ama kendi ihtiyacını hiçbir şekilde dile getirmeyen insan zamanla ne oluyor?
Çevresine şöyle bir mesaj gönderiyor.
Kardeşim benim ihtiyacım yok ben sadece veririm.
Sadece veriyorum.
Ve bir gün o insan yorulup böyle çöküp kaldığı zaman hiç kimseden destek göremediğinde ki istemez de zaten destek
derin bir öfke ve değersizlik hissine kapılır.
Halbuki bir şey yapabilmek yetkin olabilmek de bir şey yapabilmek aynı şey değil arkadaşlar.
Sadece bir insan olarak değerli olabilmek bambaşka bir şey.
Cidden soruyorum hiç kimsenin işine yaramadığınızda bile sevildiğinizi değerli olduğunuzu hissediyor musunuz arkadaşlar?
Bu hikayenin önemli bir kısmı tabii ki çocukluğumuzda yazılıyor.
Yani bu iç ses bize çocukluktan geliyor.
Burada kurban pozisyonunda konuşmuyorum.
Artık yetişkiniz hep söylüyorum bunu.
Yok işte annem bana öyle yaptı babam şöyle yaptı o yüzden böyle oldum.
Buradan çıkalım arkadaşlar lütfen ya artık yetişkiniz kendi sorumluluğumuzu alalım yolumuza devam edelim.
Orada saplanıp kalırsak kurbanın önünde hiçbir şey yapamayız.
Şimdi çocukken ebeveynlerimizden aldığımız bir mesaj var.
İki türlü mesaj.
Birincisi koşulsuz kabul.
Evet yavrum hatalar yapabilirsin.
Zayıf notlar da alabilirsin.
Biz yine de seni çok seviyoruz.
Sen bizim evladımızsın.
Bizim için çok önemlisin.
Bu birinci mesaj.
Tamam mı? Olması gereken.
İkincisi ise koşullu sevgi.
Sen takdir belgesi getiriyorsan
Okey sana sarılırım.
Seni daha çok severim.
Ustu bir çocuk olursan
Şirinleri görebilirsin.
Yani benim istediğim gibi biri olmazsan
Hiçbir şey olmaz.
Sana yakında davranmam.
seni sevmem. Yakınlığımı çekerim
küserim. Bakın bu koşullu sevgi çok
tehlikeli. Bu şekilde büyüyen bir çocuktan
ileride nasıl bir değerli olma
hissi bekliyorsunuz ki? Belki versen
da almayacak. Yani o çocuk neyi öğrenmiş?
Benim istediğim gibi biri olmazsa
senden yakınlığımı çekerim,
sevgimi çekerim, ilgimi çekerim. Bunları
öğrenmiş. Ben sadece bir işe
yararsam, uslu olursam,
derslerimde başarılı olursam
ya da herhangi bir yerde başarılı olursam
değerliyim. Bu. Yani benim
değerim eşittir performansıma
bağlı. Sevgi hak edilmesi
gereken bir ödül. İşte böyle
çocuklar büyüdüklerinde aşırı
onay arayan, aşırı hassas
yetişkinlere dönüşüyorlar. Herkese koşuyorlar.
Herhangi bir başarıları onlar
için güzel bir deneyim değil. Var
olmaya devam etmelerinin vizesi.
Yani şu demek değil bu arkadaşlar. Böyle
geldi böyle gidecek. Ömür boyu böyle
olacağız. Hayır. Araştırmalar bize gösteriyor
ki yetişkinlikte kurduğumuz
güvenli dostlar, seçilmiş
ailemiz diyorum ya dostluklar çok önemli.
Sağlıklı güzel ilişkilerimiz romantik ilişkilerimize dahi bunu ve kendi içimizde geliştireceğimiz o öz şefkatli tutumlarımız çocukluktaki bu kalıpları dönüştürebilir.
Şimdi gelelim bir diğer önemli konuya denge.
Karşılıklılık dengesi ve sınır koymak arkadaşlar.
Sağlıklı bir ilişki elimizde böyle hesap kitap makinesiyle yok ben sana 3 verdim sen de bana 3 vereceksin.
Bunun pazarlığı değil bu hiç sağlıklı bir şey değil.
Biri hastalandığında, yaz tuttuğunda ya da çok zor bir dönemden geçtiğinde bir yakınınız, arkadaşınız vs.
O ilişki belki aylarca %80'e 20 şeklinde ilerleyebilir.
%80 verirsen %20 alırsın.
Öyle 3'e 3 diye bir şey yok.
Sağlıklı ilişkiler birbirinin ihtiyacına duyarlıdır.
Böyle ilerler.
Ama asıl sorun ne biliyor musunuz?
Bu asimetrinin %80'e 20'nin kalıcı hale gelmesi.
Bu sıkıntı.
Eğer bir ilişkide sürekli siz veren tarafsanız, işte alttan alansanız, karşı tarafı sürekli düşünen sizseniz, sürekli özür dileyen, sürekli fedakarlık yapan, aman işte onun şusu var idare edeyim diyen ve size asla sıra gelmiyorsa bu ilişkide orada bir ilişki falan yok.
Bir sömürü var orada.
Siz sömürülüyorsunuz, ilişki yaşadığınızdan ne diyorsunuz ya?
Hiç alakası yok.
Tam da bu noktada sınırlarımız devreye girmesi gereken şey.
Mutlaka sınırlar bölümümü dinleyin.
Şimdi pek çok insan için sınır koymak bir bencillik gibi.
Hani karşı tarafı cezalandırmak, ona duvar örmek gibi falan algılanıyor.
Hayır.
Tam aksine o ilişkinin sağlığı ve sürekliliği için şart olan bir şey.
Mesela seni seviyorum, seninle vakit geçirmek çok güzel.
Ama bu akşam gerçekten hani çok yorgunum, gelemeyeceğim.
Kusura bakma.
Çok güzel bakın sınır yani bu.
Sınır koyduğumuzda bakın karşı tarafa şunu demiş oluyoruz.
Şimdi söylediğim şey.
Benim de ihtiyaçlarım var.
Ve ben de bu ilişkide en az senin kadar varım.
Ben de varım.
Ama sınır koyamayan bir insan onaylanmak uğruna sürekli kendisinden taviz verir.
Ve kendi sınırlarını sürekli sürekli çiğneyen bir insanın itsel olarak kendini değerli hissetmesi mümkün mü arkadaşlar?
Böyle bir şey değil.
Yani özetle şunu diyorum.
Bizler sosyal canlılarız ve bir başkasının gözünde görülmeye ihtiyacımız var.
Birinin zihninde yer tutmaya ihtiyacımız var.
sevilmeye, onaylanmaya, dinlenmeye ihtiyacımız var.
Ve bunlar bir zayıflık, bir hastalık değil.
Bunlar insan olmak.
İnsan olmak böyle bir şey.
Bu acizlik değil.
Yani işte ben kimseye ihtiyaç duymuyorum diyen insanlar var ya
onlar bağımsız falan değil ya.
O insanlar muhtemelen kırılmaktan çok korktukları için
kabuk bağlamış insanlar bence.
Değerli hissetmek sadece sevilmek değil.
Bir başkasının zihninde yerimiz olduğunu,
ihtiyaçlarımızın yok sayılmadığını,
duygularımızın ve sınırlarımızın dikkate alındığını hissetmemizdir.
Eğer bir ilişkide bunları hissetmiyorsak evet değerli hissetmeyebiliriz.
Olay bu.
Ama olgun özdeğer başkalarının sevgisine, bir başkasının onayına ihtiyaç duymamak da değil arkadaşlar.
Kendi değerimizin tamamını başkalarının eline bırakmamaktır.
Yani biri bizi görmediğinde, biri bizi seçmediğinde ki bunlar yaşanacak.
Yani insanız ve bunları yaşıyoruz.
Ya da bir ilişkide reddedileceğiz.
Evet canımız çok acıyacak, bu çok doğal.
Ama olgun özdeğere sahip olan bir insan o acının içinden geçerken şöyle der.
Ya bu insan beni seçmedi.
Evet bu benim canımı çok yakıyor der.
Bunu itiraf eder.
Bu insan beni seçmedi.
Demek ki ben çok değersiz biriyim.
Bunu demez değil mi?
Olumsuz bir olayı kendi varoluşuna verilmiş nihai bir mahkeme kararına dönüştürmez.
Kendine şefkat gösterir.
Hata yaptığında, düştüğünde başarısız olduğuna kendine acımasız bir düşman gibi değil.
zorda kalan yakın bir dostuna sarılır gibi yaklaşır.
Bunu yapıyor musunuz?
Kendinize bu şekilde yaklaşıyor musunuz?
Soruyorum size.
Yoksa işte yine her şeyi mahvettin.
Sen zaten şöyle değersizsin, böylesin.
O iç ses böyle mi konuşuyor?
Evet işler istediğimiz gibi gitmedi.
Evet canımız çok yanıyor.
Ama hala çok değerli bir insanım.
Ve ben senin yanındayım.
Kendi kendimize bunu dememiz lazım.
En son kendimize ne zaman bu cümleyi kurduk ya?
Siz kendinizi değerli hissetmek için ne yaptınız arkadaşlar?
Soruyorum size.
Hani illa karşı taraftan evet görülmek, sevilmek, dinlenmek.
Bunlar tabii ki ihtiyacımız.
Bunlar bize kendimizi değerli hissettiriyor ama.
Biz kendimizi değerli hissetmek için neler yapıyoruz?
Bunu soruyorum.
Kendinizi değerli hissetmek için en son kendinize nasıl bir jest yaptınız?
Bunun cevabını çok merak ediyorum.
Instagram'da bu bölümün gönderisinin altında yorumlarda buluşalım.
Öz değerimizi belirli alanlara, işte başarılı olursam, işte görüntüm şahane olursa, başkaları beni onaylarsa.
Yani bu tarz şeylere bağlarsak öz değerimize o alandaki her dalgalanma kendilik değerimizde depremler yaratır.
Başarısız oldum cümlesi ile değersizim cümlesi arasındaki sınırın kaybolmaması lazım.
O sınır normal net bir şekilde çizilmiş olması lazım.
Evet bu bölüm bittikten sonra kendinize lütfen şu soruları sorun.
Ben değerli miyim diye sormayın arkadaşlar.
Değerli olduğuma inanabilmek için hala kimin beni seçmesini, kimin beni görmesini, kimin beni aramasını ve kimin beni hatırlamasını bekliyorum?
Bu soruları soralım.
Çünkü insan bazen senelerce başkalarının gözlerinde ve başkalarının sözlerinde kendi değerini arıyor.
Görülmek, düşünülmek, sevilmek, dinlenilmek bunlar hepimizin ihtiyacı insanız.
Ama hiç kimsenin sevgisi sizin insan olarak değerinizi yaratan şey değil.
Ya da asıl mesele birileri bizi unuttuğunda bile bizim kendimizi asla unutmamamız.
Ve birileri bizi seçmediğinde bile kendimizden asla vazgeçmememiz.
Birinin hayatında yer bulamadığımızda kendi hayatımızda hala kendimize yer açabilmemiz.
Ve herkes gitse bile kendi yanı başımızda kalabilmemiz.
Yani özetle bazen birini değerli hissettirmek için çok büyük şeyler yapmamız gerekmiyor.
Aynı şekilde bize de çok büyük şeyler yapılması gerekmiyor.
Çünkü çoğu zaman aklımızda kalanlar o en gösterişli jestler değil, tam ihtiyacımız olduğu anda uzatılan bir el, hasta olduğumuzda başucumuza bırakılan bir bardak su, çantamıza biz fark etmeden konmuş bir selpak.
Belki de değer görmek tam olarak böyle bir şey.
Birinin bizi düşünmüş olduğunu, ihtiyacımızı biz söylemeden fark ettiğini bilmek.
Hayatın içinde çok küçük görünen bu detaylar aslında bize çok büyük bir şey söylüyor.
Ben seni görüyorum, seni düşünüyorum ve sen benim için önemlisin.
Dilerim hayatımızda bize böyle hissettiren ve hissettirebileceğimiz insanlar olur.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın. Bye bye.
Selpak Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
