
Kendi Potansiyelinden Kaçmak | Hz. Yunus ve Yunus Kompleksi
26 Ekim 2026 · 31 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Cambly Black Friday fırsatları başladı!
Anadili İngilizce olan eğitmenlerle bire bir konuşma pratiği yapabileceğin Cambly’de %60’a varan indirimler ve aylık 329 TL’den başlayan dersler seni bekliyor! ✨
Çocuklara özel Cambly Kids fırsatlarını da kaçırma!
🎁 İndirim kodu: ORTAMLARDABLACK26
🔗 Tıklayarak kayıt ol, indirimi kaçırma.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
"Hikayeni Yeniden Yaz!" kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir.
Transkript
Kembili Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba. Bugün size yine çok ilgimi çeken bir konuyla geldim arkadaşlar.
Tevrat'ta, Kur'an-ı Kerim'de ve kadim metinlerde geçen Hazreti Yunus'un denize atılışı ve dev bir balık tarafından yutuluşunun hikayesini anlatmaya çalışacağım.
Hatta pek çok peygamber için böyle bölümler yapmayı planlıyorum.
Nihat Atipoğlu'yla huzura doğru.
Diyoruz ya.
Arkadaşlar bu arada ilk kez beni dinleyenlere şunu söylemek isterim.
Oldular biliyor zaten.
Benim dinler tarihine çok büyük bir ilgim var.
Farklı inançlara, onların anlatmış olduğu hikayelere büyük bir ilgi duyuyorum, öğrenmek istiyorum.
Bu yüzden Yunus Peygamber'in hikayesini burada sadece İslam açısından ele aldığımı düşünmeyin lütfen.
Çünkü ben bu anlatılara biraz böyle insanlığın ortak hafızası, biraz tarih, biraz psikoloji, biraz da genel kültür penceresinden bakıyorum.
Ki beni en çok etkileyen şey şu.
Binlerce yıl önce anlatılmış bir hikaye gerek mitoloji olsun gerek bu tarz anlatılar olsun bugün bile insanın içine dokunabiliyor.
Bize korkularımızı, yalnızlığımızı, pişmanlıklarımızı ve yeniden ayağa kalkma gücümüzü hatırlatıyor bence.
Bugün Hazreti Yunus'un hikayesinde de göreceğiniz şey bu olacak.
Bazen yüzlerce hatta binlerce yıl önce anlatılmış bir hikayenin içinde bugün bizim yaşadığımız çok çok tanıdık duygular var.
Öfke var, sabırsızlık var, bu hikayede kaçma isteği var, vazgeçme isteği var ve bazen de insanın kendi kapasitesinden, kendi sorumluluğundan kaçması var, kendi potansiyelinden korkması var.
E hadi o zaman başlayalım.
Şimdi Hazreti Yunus'un hikayesini Kur'an-ı Kerim'den, Tevrat'tan, tefsir geleneğinden ve ilk çağ tarihi kaynaklarından derleyerek anlatacağım size.
Sadece Kur'an-ı Kerim odaklı olmayacağız.
Çünkü Tevrat'ta olayın geçtiği yer, zaman, diyalog detayları bunlar var.
Yani pek çok detay görüyoruz ama Kur'an-ı Kerim'de bu detayları göremezsiniz.
Coğrafya detayları, olayın tarihi vs. bunları göremezsiniz.
Ne görürsünüz Yunus Peygamber'in hikayesiyle alakalı?
Sabır görürsünüz, içsel yüzleşme ve dua kısmını görürsünüz.
O yüzden bunları böyle tek tek belirtip işte Tevrat da şöyle geçiyor, Kur'an da böyle geçiyor.
Bunları söylemek istemiyorum çünkü hikayenin akışı bozulur.
O yüzden en başından bunu belirteyim.
Şimdi gelelim neden benim bu konuyu anlatmak istediğime.
Hani bazen böyle her şeyi geride bırakıp kaçmak isteriz ya o şehri terk etmek isteriz.
Yani eminim pek çoğunuz bu duyguyu yaşamıştır.
Hani zannederiz ki o şehri terk edince işte o mekanı, o işi, o kişiyi, işte o insanları onları terk ettiğimizde,
bulunduğumuz coğrafyayı değiştirdiğimizde bütün sorunlarımız bitecek.
Öyle zannediyoruz değil mi?
Halbuki dünyanın hangi ucuna gidersen git kendinden kaçamıyorsun maalesef.
O kaçtığın problem nereye gidersen git bavulunda seninle beraber geliyor sana eşlik ediyor.
Ve bazen ağır bir sorumluluktan ya da kendi potansiyelimizden de kaçıyoruz.
Tıpkı Hazreti Yunus'un hikayesi gibi.
Şimdi arkadaşlar hikayemiz M.Ö. 8. yüzyılda Mezopotamya'nın zengin ve kudretli krallığı Asur'un başkenti olan Ninova'da başlıyor.
Yunus peygamber bolluk ve ihtişam içinde yaşarken putlara tapan, zulme batan bu büyük kentin halkına peygamber olarak gönderiliyor.
Ve Hazreti Yunus yıllarca Ninova sokaklarında insanları Allah'a inanmaya, adalete ve dürüstlüğe davet ediyor.
Ki kendisine verilen görev zaten bu.
Ama insanların o inatçı tutumları, alaycı tavırları ve kapalı kalpleri karşısında bu tebliğ süreci uzadıkça uzuyor ve bir türlü nihayete eremiyor.
İşte yıllarca süren bu emek ve karşılıksız çaba artık onun kalbinde bir darlığa, derin bir hayal kırıklığına sebep oluyor.
Ve bir insan olarak sabrı nihayetinde tükeniyor.
İşte o noktada Hazreti Yunus çok büyük bir kırılma anı yaşıyor.
Hatta Kur'an-ı Kerim'de onun bu halini Enbiya Suresinde görebilirsiniz.
Öfkeli bir halde ayrıldı der orada.
Çünkü Hazreti Yunus kavminin inkarına, inatçılığına, alaycılığına artık o kadar büyük bir öfke duyuyor ki onlara geleceğini öngördüğü ilahi azabın haberini vererek Tanrı'nın nihai iznini ve emrini beklemeden görev yerini öfkeyle ve aceleyle terk ediyor.
Dediğim gibi gitmeden önce de halkına sizlere çok büyük bir ilahi azap gelecek diyor.
Hatta bu ayetin devamındaki ifadeye baktığımızda Hazreti Yunus'un bu ayrılışı sebebiyle kendisinin ilahi bir darlığa, herhangi bir sıkıntıya ya da hesaba çekilmeye tabi tutulmayacağını düşündüğünü de görüyoruz.
Derken Hazreti Yunus o şehri, o insanları, Ninova halkını arkasında bırakıyor ve rahatlayacağını, bütün sıkıntılarını biteceğini düşünerek alıp başını gidiyor.
Halbuki attığı her adım kendisini hayatının en büyük darlığına doğru sürükleyecek ama o anda tabi bunları görmüyor farkında değil.
Hz. Yunus Tevrat metinlerine baktığımızda Akdeniz kıyısındaki Yafa limanına inerek Tarshish'e kaçacak olan bir gemiye biniyor yani öyle söyleniyor.
Kur'an'a baktığımız zaman dolu ve yüklü bir gemiye bindiği ifade edilir.
Nihayetinde bu gidiş bir kaçıştır arkadaşlar.
Derken binmiş olduğu gemi açık denizlere doğru yol aldıkça dalgalar gitgide büyümeye başlıyor.
İşte insanın kendi hayatı ve kendi planları üzerindeki o kontrol duygusu o uçsuz bucaksız o engin denizlerin ortasında yavaş yavaş böyle eriyor arkadaşlar.
Bence bu olayın en güçlü sembollerinden biri tam da burada.
O kontrolünü kaybetme kısmı hani karadayken ayaklarımızı yere basar kendimizi daha güçlü hissederiz.
Çünkü yönümüzü değiştirebiliriz, geri dönebiliriz, kaçabiliriz, bambaşka bir yola sapabiliriz değil mi?
Karadayken ayaklarımız yere basıyor ama bir okyanusun ortasında kesinlikle böyle bir şey mümkün değil.
Çünkü bir geminin içindesin, dümende sen yoksun ve etrafında kilometrelerce su var.
Ve sen orada ne plan yaparsan yap hayatının kontrolü zaten sende değil.
Ve sen bunu kabul etmek zorundasın o gemiye bindiysen.
Hz. Yunus'un hikayesinde bir gemi var ve bir yolculuk var.
Bilinmeyene doğru bir gidiş var.
Aslında insanlık hikayelerinin çoğunda yolculuk çok önemli bir metafor biliyorsunuz.
Ama bizim hayatımızdaki yolculukların bazıları gayet gerçek.
Yeni bir ülkeye gidiyoruz, yeni insanlarla tanışıyoruz.
İş için bazen bambaşka bir kapı açılıyor.
Ve tam da o noktada insanın karşısına çok temel bir mesele çıkıyor.
Kendini anlatabilmek değil mi? İngilizce o yüzden çok önemli.
Tam da bu yüzden bölümümüzün destekçisini Cambly'den bahsetmek istiyorum.
Cambly biliyorsunuz ana dili İngilizce olan eğitmenlerle birebir pratik yapabildiğiniz çevrim içi bir İngilizce öğretim platformu.
Size uyan eğitmeni seçiyorsunuz.
İster seyahat, ister iş, ister eğitim neye ihtiyacınız varsa konuşmalarınızı ona göre şekillendiriyorsunuz.
Ama en sevdiğim taraflarından biri şu.
Gerçekten konuşuyorsunuz.
Yani bir şey söylediğinizde düzeltiliyorsunuz.
Geri bildirim alıyorsunuz.
Bu kısım çok önemli.
ve bir sonraki derste neyin üzerine gitmeniz gerektiğini bu şekilde tespit ediyorsunuz.
Ve şu anda Black Friday'e özel %60'a varan bir indirim var.
Benden Cambly için kod isteyenler dikkat dikkat.
Duyanlar duymayanlara lütfen iletsin.
Cambly'nin yılın en büyük fırsatı ve ana dili İngilizce olan eğitmenlerle
dersler aylık 329 TL'den başlayan fiyatlara denk geliyor.
Gerçekten dışarı çıktığımızda bir kahve içiyoruz bu parayla artık.
Hani o kadar uygun bence.
Black Friday'de sepete bir sürü şey atıyoruz ama çoğunun heyecanı birkaç gün sonra geçiyor.
Ama İngilizce kariyerimizde, seyahatlerimizde yani yıllar sonra bile daima kullanacağımız bir şey.
Eğer ben zaten İngilizcemi geliştireceğim deyip sürekli erteliyorsanız bence şu an tam zamanı.
Kodumuzu iletiyorum. Ortamlarda black26.
Bu kodu kullanarak size uygun planı seçin ve gerçek bir eğitmenle kendinizle hemen konuşmaya, pratik yapmaya başlayın.
Bu arada çocuğunuz için de İngilizceyi böyle ders gibi değil, gerçekten konuşulan bir dil haline getirmek istiyorsanız
Cambly Kids bence çok güzel bir seçenek.
Neden? Çünkü eğitmenler çocuklara öğretmek üzere hazırlanıyor.
İşte oyunlar, hikayeler, sohbetler bunlarla ilerliyorlar.
Yani çocuk İngilizce çalıştığını hiç hissetmeden o dili kullanmaya başlıyor.
Black Friday döneminde sepete oyuncak eklemek çok kolay.
Ama İngilizce büyüdükçe değeri artan bir hediye çocuğunuza bugün alırsınız yıllarca karşılığını verir.
Kodumuzu tekrar hatırlatmak istiyorum.
Ortamlarda black26 bu kodu açıklamalardaki linke bırakıyorum.
Bu arada teklif sınırlı süreli arkadaşlar.
Kaçırmayın derim.
Hadi devam edelim.
Yunus'un hikayesindeki bu deniz sahnesini, o okyanus sahnesini ben biraz da şöyle okuyorum.
Hani insan bazen her şeyi kendi iradesiyle yönetebileceğini düşünüyor değil mi?
nereye gideceğine, her şeyi nasıl kendisine karar verebileceğine falan inanıyor.
Akışı yaşamıyoruz arkadaşlar.
Sonra hayat birden böyle bir dalgalanıyor.
O okyanuslar bir yükseliyor ve bütün o kontrol duygusunu elimizden böyle hop diye çekip alıyor.
Böyle kala kalıyoruz.
Bu arada talasofobisi olan birinin bu hikayeyi seçip anlatması da tesadüf değil.
Biliyorsunuz benim talasofobim var açık deniz korkusu.
Ama bunu iki sene önceydi sanırım bir kuruz gemisine binerek yendiğimi düşünüyorum.
Birazcık da olsa.
Şimdi Hazreti Yunus o gemide her şeyi ardında bırakıp kaçtığını zannediyordu ki dev dalgalar bir anda gemiyi talan etmeye başlayana dek.
Ve derken gemiciler büyük bir korkuyla her biri kendi ilahına yalvarmaya başlıyor.
Ve gemiyi hafifletebilmek için yükleri birer birer denize atıyorlar.
Ve o sırada Hazreti Yunus geminin ambarında çok derin bir uykuya dalmış vaziyette.
Onu uyandıran gemi kaptanı sen nasıl böyle uyursun?
Kalk da tanrına yalvar diyor.
Belki bizi görür de yok olmaktan kurtarır diyor.
Sonra gemiciler aralarında bir karar alıyorlar.
Diyorlar ki bir kura çekelim.
Bakalım bu musibet, bu bela bize bu gemide olan kimden gelmiş?
Kurada çıkan kişiyi denize atalım.
Hem bu beladan kurtulalım hem de yükümüzü azaltalım diye düşünüyorlar.
İşte o çekilen kurada arkadaşlar defalarca Hazreti Yunus çıkıyor.
Bir kere değil iki kere değil defalarca her çektiklerinde Hazreti Yunus'un adı geliyor.
Ve bunun üzerine Hazreti Yunus onlara dönüp diyor ki ben denizi ve karayı yaratan göklerin tanrısı olan Rabbe taparım.
Beni denize atın ki sular durulsun diyor bu bela bitsin diyor.
Denizciler Tevrat'a göre onu istemeyerek de olsa kendi isteği üzerine denize atıyorlar.
Ve okyanusa atılan Yunus peygamberi bildiğiniz üzere dev bir balık yütüyor.
Burada balık Yunus'u parçalayıp yok etmek için değil.
Onu o karanlık suların altında, o bilinmezlikte diri tutan bir korumadır aslında.
Aslında bir tefekkür ve bir terbiye mekanıdır o balığın karnı.
Ve Tevrat'a göre Yunus balığın karnında 3 gün 3 gece kalmıştır.
Kur'an'da ise fizzulumat yani karanlıklar içinde kaldı diye bahsedilir.
Bakın mekan gitgide daralıyor fark ettiniz mi?
Önce koskoca bir şehirdeydi sonra bir gemideydi ve ardından hiç beklemediği bir anda bir balığın karanlıklarla dolu karnında buldu kendini.
Ve o karanlığın içinde ne dışarıdan gelen bir ses var ne kendini oyalayabileceği bir dikkat dağıtıcı var.
Bütün kaçış yolları kapandı.
Kendisiyle baş başa kalmak zorunda.
İnzivaya çekilmek zorunda.
İşte burada dışarıdayken kavmine seslenen peygamber karanlığın içinde ne oldu?
İlk kez kendi içine döndü.
Kendi ruhuna konuştu.
Ve doğrudan Rabbine yöneldi.
Ve ne dedi arkadaşlar?
Enbiya suresine bakalım.
Senden başka ilah yoktur dedi.
Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim.
Burası çok önemli.
Burayı iyi dinleyin.
Çok etkileyici.
Gerçekten ben kendi kendine haksızlık edenlerden oldum.
Tekrar ediyorum.
Gerçekten ben kendi kendine haksızlık edenlerden oldum diyor.
Bakın bu bölümü çekme sebebim tam da bu kısım arkadaşlar.
Çok etkileyici.
Çünkü bu yakarışta ne bir manzeret var, ne bir başkasının suçlama var, ne de Allah'ın beni hemen buradan kurtar var.
Böyle bir pazarlık yok.
Dikkat ettiniz mi?
Yani aynı pozisyona biz düşsek Allah'ım ne olur beni kurtar diye yalvarırız ve ağlarız.
Bu cümleyi kurmayız diye düşünüyorum.
Şimdi burada üç muazzam şey var Yunus'un doğasında.
NBA 2187'ye bakın.
Diyor ki la ilahe illa ente diyor.
Yani merkez değişiyor arkadaşlar.
Ben merkezcilik yıkıldı.
Senden başka ilah yoktur diyor.
Bu ne demek?
Ben evrenin merkezi değilim.
Olayların kontrolünü elimde tutamam demek istiyor.
İkincisi süper neke yani seni tüm noksanlıklardan tedzih ederim diyor.
Bakın yaşanan krizin faturasını ilahi düzene kesmiyor.
Kaderim böyleymiş demiyor ya da hayata bir fatura kesmiyor.
Dikkat ettiniz mi?
Üçüncüsü inni kuntu minez zalimin diyor.
Yani ben gerçekten yanlış yapanlardan oldum diyor.
Bu kısım insani olgunluğun zirvesi arkadaşlar.
Çünkü öz sorumluluk var burada.
Bakın suçu kavmine atmıyor, şartlara atmıyor.
Kendi sorumluluğunu üstleniyor ve buna odaklanıyor.
Dürüstçe hatasını kabul ediyor.
Allah'ım beni buradan çıkar, keşke beni bu kavme göndermeseydi.
Neden bunlar benim başıma geldi demiyor arkadaşlar.
Çünkü bu duada önce hakikat, sonra tenzih, sonra da öz sorumluluk var.
Peki sonra ne oluyor?
Bakın Kur'an'da diyor ki biz de onun duasına icabet ettik ve onu sıkıntıdan kurtardık.
İşte biz müminleri böyle kurtarırız diyor.
Ve Yunus peygamberi balık karaya bırakıyor arkadaşlar.
Şimdi yine Kur'an'a göre bakarsak o kadar bitkin, o kadar halsiz ve güçsüz bir halde ki karaya çıktığında.
Yani bence şu var burada kurtulmakla iyileşmek aynı şey değil.
Hani öyle zannediyoruz ya bazen.
Hazreti Yunus karaya çıktıktan sonra öyle hemen böyle yeni hayatına başlayıp çok da mutlu olmuyor.
Zaten çok halsiz, mahvolmuş bir durumda.
Ve bir gölgeye, bir zamana, bir iyileşmeye ihtiyacı var.
Orada bu var.
Tıpkı bizim gibi bakın büyük krizlerden sonra karanlıklardan çıktıktan sonra insan hemen iyileşemez değil mi?
Biraz zamana ihtiyacımız var.
Şefkate, merhamete, toparlanmaya ihtiyacımız var.
Ama modern dünya ne diyor?
Düştün mü hemen kalk hemen kalk yoluna devam et.
Sana üzülmeye bile fırsat tanımıyor.
Ama böyle bir şey yok.
İnsanız biz.
Bizim buna ihtiyacımız var.
İşte bu noktada Hazreti Yunus'un üzerine Allah gölge veren bir bitki veriyor.
Kabakgillerden bir bitki.
İşte bu bitki onu gölgesinde dinlendiriyor.
Ona gölge ve ferahlık sağlıyor.
İyileşen ve yeniden gelen Hazreti Yunus tekrar kavmine gönderiliyor ve bu sefer onları iman ettiriyor.
İşte bir zamanlar onunla alay edenler, ona sırt çevirenler,
onun gidişinin ardından yaşamış oldukları o büyük azaptan dolayı tövbe ve iman ediyorlar.
Ve Hazreti Yunus tıkandığını sandığı o göreve bambaşka bir insan olarak geri dönüyor.
İşte bu hikaye bize belki de duygularımızın zirvesindeyken acele bir şekilde karar vermememizi, suçu hep başkalarında aramamamız gerektiğini, o öz sorumluluğu üstlenebilmemiz gerektiğini ve en karanlık gecede bile gerçeklerle ve kendimizle yüzleşerek nasıl aydınlığa çıkabileceğimizi gösteriyor bence.
Ve Hazreti Yunus'un ilahi izin gelmeden öfkeyle o kaçıp gidişini modern psikolojinin ışığında okuduğumuzda karşımıza ne çıkıyor?
Deneyimsel kaçınma arkadaşlar.
Çok tanıdık bir mekanizma.
Nedir deneyimsel kaçınma?
Bir insanın böyle katlanmakta çok zorlandığı, ona rahatsızlık veren zihinsel durumlar olabilir, duygular olabilir.
İşte öfke, hayal kırıklığı, çaresizlik, değersizlik hissi ve düşüncelerle yüzleşmek yerine durumu, mekanı ya da davranışı değiştirerek o içsel acıdan kaçınma gayreti.
Hazreti Yunus'un yaptığı şey buydu.
Hazreti Yunus kavminin o inatçı direnişi, o alaycılığı karşısında o kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşadı ki ve sabrı o kadar büyük tükendi ki yaşamış olduğu o öfke hissiyle derhal oradan uzaklaşmak istedi ve bunu tercih etti.
Kaçınma davranışı evet insana kısa vadede sahte bir rahatlama sunar.
İşte buradan gidersem rahatlayacağım.
Bu işi bırakırsam huzur bulacağım.
Bu şehirden kaçarsam kurtulacağım gibi gibi.
Bu noktada klinik psikolojinin tanımlamış olduğu öfke ruminasyonundan da bahsetmem gerekiyor.
Nedir öfke ruminasyonu?
Zihnimizde o öfkeyi sürekli döndürüyoruz.
O öfke hep diri kalıyor arkadaşlar ve o öfke anında radikal kararlar almak zaten insanı zihinsel bir daralmaya sürüklüyor.
Hz. Yunus kavmine ve durumunun getirmiş olduğu çaresizliğe duymuş olduğu o öfkeyle hareket etti.
Aslında ne oldu?
Daha büyük bir sıkışmışlığın kucağına doğru ilerledi.
Bunu fark etmedi.
Yani öfke anında almış olduğumuz kararlar kaçılan problemi asla ortadan kaldırmıyor.
Bunu bilelim.
Aksine bazen onu daha da büyütebiliyor.
Bir de Hz. Yunus'un sorumluluğu neydi?
Tebliğ etmekti değil mi?
Ve samimiyetle çabalamaktı.
Ona verilen vazife buydu.
Beklenen sonuç neydi burada?
kavminin kalbinin değişmesiydi.
Ama Yunus o sonucu kendi istediği zamanda ve kendi kurguladığı takvimde göremeyince
bir sabırsızlık krizi yaşadı.
İşte ben elimden geleni yaptım hiçbir şekilde sonuç alamıyorum.
O zaman bu hikaye burada bitti dedi ve terk etti orayı.
İşte bu yanılsam arkadaşlar kontrol ilizyonunun bir ürünü.
Halbuki insan sonuç alanının hakimi değildir bazen.
Hatta bazen biz o sahneden çekiliriz, o kapı kapanır, çekip gideriz.
Ama o süreç arkada bir şekilde işlemeye devam eder bizim lehimize.
Bakın Yunus gittikten sonra kavmi idrak etmiş her şeyi değil mi?
Döndükten sonra bambaşka oldu her şey.
Bu hikayenin bence kesinlikle en sarsıcı sembolü Hazreti Yunus'u yutan balık.
Bu arada aklıma Pinokyo ve babası geldi.
Hatırlıyorsanız bir deniz canlısı tarafından yutulmuşlardı.
Ve karaya çıktıktan sonra gerçek bir baba oğlu olmuştu Geppetto ustayla Pinokyo.
Ve Pinokyo o karanlıktan çıktıktan sonra artık o hikayenin başındaki sorumsuz karakter değildi.
Fark ettiniz mi?
O da bambaşka bir şeye dönüşmüştü.
Sorumluluk almaya başladı, çalışmaya başladı.
Ve sonunda bir peri gelip onu gerçek bir insana, gerçek bir çocuğa dönüştürmüştü.
Belki de bazı dönüşümler tam olarak böyle kriz anlarında yaşanıyor.
İnsanın bazen hayatına devam edebilmek için önce kendi karanlığına bakması, kendisiyle hemhal olması, sorumluluklar alması ve o balığın karnına şöyle bir girmesi gerekiyor.
Ve oradan çıktığında o karanlıktan çıktığında dünya aynı dünya olsa bile oradan çıkan insan kesinlikle artık aynı insan olmuyor diye düşünüyorum.
Hikayede balığın karnı zorunlu bir içe dönüş, bir yüzleşme mekanıydı.
Hatta klasik tefsir geleneğinde İbni Abbas'ın yorumuyla bakacak olursak bu karanlıklar gece karanlığı, deniz karanlığı ve balık karnının karanlığı olarak yorumlanmış.
Ve bu üçlü yapıyı varoluşsal ve psikolojik bir boyuta taşıdığımızda insanın hayat krizinde içine düşmüş olduğu o üç katmanlı karanlık metoporu karşımıza çıkıyor.
Nedir bu?
Birincisi dışarıdaki karanlık.
Yani şartlar.
İnsanın kontrol edememiş olduğu dışsal krizler.
Hastalıklar, biten ilişkiler, finansal çöküşler gibi elimizde olmayan şeyler dışarıdaki karanlık.
İkincisi içimizdeki karanlık.
Yani duygularımız, öfkemiz, gururumuz, hayal kırıklığımız, egomuz, ben haklıydım mı saplantımız.
Bakın bunlar içimizdeki karanlık.
Üçüncüsü ise geleceğin karanlığı yani belirsizlik.
İşte o balığın karnında ne kadar kalacağımızı, akıbetimizin ne olacağını bilmeme halimiz.
İşte o balığın karnı insanın dışarıdaki bütün kaçış yolları tıkandığında kendi içsel karanlığıyla baş başa kalmış olduğu o kutsal yüzleşme odası.
Ve Hazreti Yunus balığın karnında hayati bir psikolojik ayrım yapıyor.
Yıkıcı suçlulukla hareket etmiyor.
Yapıcı bir öz sorumluluk alıyor.
Ne demek istiyorum?
Yıkıcı suçluluk şudur arkadaşlar.
Ben kötüyüm.
Başınıza bir olay geldi.
Ben kötüyüm.
Ben her şeyi mahvettim.
Ben zaten bir hiçim.
Bakın kimliğimi felç ederim yıkıcı suçlulukla.
Ama yapıcı öz sorumluluk nedir?
Süreçte dış etkenler olabilir.
Ama ben de şunu şunu yaptım.
İşte acele ettim.
Öfkemle yanlış bir karar verdim.
Ve şimdi kendi payımı kabul ediyorum ve yeniden yapılanıyorum demektir.
Ve yine çok çarpıcı bir detay.
Bu hikayenin sonunda Hazreti Yunus'un yapmış olduğu hata ve onun nihai kimliği olmadı dikkat ettiyseniz.
Çünkü geleneksel tövbe algısında ne var?
Sadece işte geçmişe üzülmek, dövünmek değil mi?
Böyle algılanıyor geleneksel tövbe algısı.
Halbuki tövbe dediğimiz şey kelime anlamıyla yön değiştirmektir.
Tövbe düştüğümüz yerden kalkıp kaldığımız yerden hayata ve görevimize devam edebilme cesaretidir.
Hata yapmak zaten insan olmamızın şartıdır ve hatanın içerisinde kalmayıp yönümüzü iyiye, güzele, bizim için hayırlı olana dönmek, tekrar hayatın içine karışmak işte dönüşümün ta kendisi budur.
Şimdi gelelim çok etkileyici bir yere.
Bu hikayenin evrensel psikolojik altyapısını
Hümanist Psikoloji Ekolü'nün kurucusu Abraham Maslow'un tespitiyle anlatmak istiyorum sizlere.
Maslow şöyle bir soru soruyor.
Diyor ki, eğer insan motivasyonunun temel yönelimi kendini gerçekleştirmek,
potansiyelini açığa çıkarmaksa,
neden insanların hayatında kendini gerçekleştirme ve zirve tecrübeler bu kadar nadir?
Neden çoğumuz ortalama, yarım kalmış ve sönük hayatlar yaşıyoruz? Bunu soruyor.
İşte Maslow bu sorunun cevabını Yunus kompleksi kavramıyla veriyor.
Tıpkı Hazreti Yunus'un kendisine verilen peygamberlik görevinden ve büyüklükten kaçıp bir gemiye atlayıp uzaklaşmaya çalışması gibi.
İnsanoğlu da bazen işte o içsel büyüklüğünden, potansiyelinden, yeteneklerinden ve kaderinden aktif bir şekilde kaçar arkadaşlar.
Belki size çok garip geldi bu söylediğim ama biz sadece başarısızlıktan korkmayız.
Bazen kendi ışığımızdan, kendi gücümüzden de korkarız.
Lord Byron diyor ya,
''Tanrım, insan ruhunun kanatlandığını ve kendi sınırlarını aştığını görmek ne korkunç bir şeydir.'' diyor.
İşte bazen en derin korkumuz yetersiz olmak değil.
En derin korkumuz ölçüsüzce güçlü olmaktır.
Bazen insan karanlığından değil ışığından korkar.
Ve o ışığı gördüğü an dehşete düşer kendi ışığını gördüğünde ve refleks olarak geri çekilir.
İşte Yunus kompleksi hem kendi içimizdeki büyüklüğe hem de başkalarında görmüş olduğumuz büyüklüğe karşı duyduğumuz bu derin ikircikli tutumumuzdur arkadaşlar.
Peki neden bir insan ışığından potansiyelini gerçekleştirmekten bu kadar korkar?
Şimdi birincisi sorumluluk korkusu.
Çünkü çok büyük bir yetenek, büyük bir potansiyel eşittir nedir?
İnsana kaçınılmaz olarak çok büyük bir sorumluluk yüklenmesi demektir.
İşte insan bu sorumluluğu istemez bazen o yüzden kaçar.
Kendi içinizdeki o büyük potansiyeli ilk kez fark ettiğinizde artık sıradan mazeretlerin arkasına saklanamazsınız.
Başarısızlığınızı şartlarınıza, ailenize, kaderinize yükleyemezsiniz.
İşte bu sorumluluk hissi çok büyük bir yük gibi gelir insana ve bu yüzden kaçar.
İnsanlar bu yükü taşımamak için kendilerini bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde uyuştururlar.
Ne yaparlar?
Bazen alkole, bazen maddelere, bazen cinselliğe, bazen sosyal medya bağımlılığına, bazen sürekli eğlenceye, bazen tüketim çılgınlığına başvururlar değil mi?
Yani habire bakın kendini meşgul ediyorsun, uyuşturuyorsun ki o sorumluluktan, o potansiyelinden kaçabilesin.
İkincisi reddedilme ve yabancılaşma korkusu.
Sıra dışı bir hayat yaşama çabası çevrenin ortalama standartlarını bozduğu için yakın çevre dostlar ve aile tarafından anlaşılamama veya dışlanma riski taşıyor.
Neden?
Çünkü arkadaşlar toplum maalesef ortalama olanı seviyor.
Böyle uçları sevmez.
Unutmayın ki gerçek dostlar ve gerçek bir sevgili sizdeki o potansiyeli görüp o büyüklüğe doğru yürümenizi canı gönülden ister ve sizi bu yönde destekler.
Sizin potansiyelinizi gerçekleştirmenizi istemeyen bir dost ile düşmanınız arasında bence hiçbir fark yok.
Üçüncüsü yok olma, kontrolü kaybetme korkusu.
Nedir bu?
Kendi potansiyelinizi yaşamak ve içinizdeki gücü serbest bırakmak için mevcut olan o konforlu kimliğinizin yok olması gerekiyor.
Yani konfor alanınızı terk etmeniz gerekiyor.
İşte bu değişim korkusu mevcut dünyamızın yani konfor alanımızın yıkılması riskini taşıyor arkadaşlar.
İşte bu sebeple de bazen insan kendi potansiyeline ihanet edebilir.
Dördüncüsü ise kibir ve gurur endişesi.
Yani acaba işte ben potansiyelimi ortaya koyarsam, kendimi gerçekleştirirsem
acaba beni işte kibirli, kendilerinden olmayan, işte insanlara tepeden bakan,
küstah, narsist biri gibi falan zannederler mi diye bir korku var.
Neden?
Çünkü maalesef biliyorsunuz ki toplumda başarılı insanlara karşı nefret olabiliyor.
Bazı insanlar da herkes yapmıyor bunu.
Ve dikkat ettiyseniz bazı insanlar, cidden böyle her anlamda başarılı olan insanları kendince gömmeye çalışıyorlar.
Bir kusur arıyorlar.
Yani onun başardıklarını küçümsüyorlar, aşağı çekmeye çalışıyorlar, dedikodular uyduruyorlar hakkında.
Neden? Hiç düşündünüz mü bunu?
Çünkü insanlar kendilerinde arzuladıkları ama ulaşmaya korktukları o büyüklüğü bir başkasında gördüklerinde,
bunu bir başkası gerçekleştirdiğinde kıskançlık ile hayranlık arası bir şey yaşıyorlar.
Siz de dikkat edin hani kimleri aşağıladığınıza bir bakın.
Belki bunun altyapısında sizin olmak isteyip de bir potansiyelinizin olduğu ama olmaya cesaret edemediğiniz bir şey vardır.
Belki de orada yani o insanda potansiyelinizi etmiş olduğunuz ihaneti görüyorsunuz.
O yüzden böyle cinnet geçiriyorsunuz.
Peki ne yapabiliriz Merve?
Şimdi bu Yunus kompleksi nasıl aşacağız?
Bundan bahsedelim.
Maslow bize şu adımları öneriyor.
Birincisi diyor başkalarının başarısını, başkalarının güzelliğini ya da her neyse neyi aşağılıyorsanız.
sağlıyorsanız. Yeteneğini. Bunları aşağılama
eğilimimizin aslında
kendi potansiyelimizden kaçışın
bir savunma mekanizması
olduğunu bilince çıkarmak. Az önce
bahsettiğim şey. Hatta hemen bir örnek
vereyim. Çok magazinsel bir örnek.
Bazı kadınlar görüyorum. Böyle
Ajda Pekkan'ı eleştiriyorlar. Diyorlar ki
yok ben de o kadar estetik
yaptırsam ben de öyle olurum.
Hayır abi sen öyle olamazsın.
Çünkü orada olay sadece
estetik değil. Şimdi Ajda Pekkan
senelerini spora vermiş bir insan.
7-24 o süperstar imajını ayakta tutmak için
60 senedir çalışıyor.
Belki daha fazla.
80 küsur yaşında sahnede hala şov yapıyor.
Repertuarını yeniliyor.
Modayı takip ediyor.
Saçı, kostümleri, tarzı zaten konuşmama gerek yok.
Bakın sahneye çıkmadan önce bile
kulisinde kondisyon bisikletiyle çalışıyor.
Ya böyle bir insan.
Yemesi içmesi zaten yıllardır ayrı bir özen gösteriyor.
Yani olayı sadece estetiği indirgemek
gerçekten kolaycılık başka bir şey değil.
60 sene böyle bir disiplinle
yaşamak, böyle bir adanmışlık
sağlığına, sporuna
yediğine içtiğine dikkat edebilmek
o kadar zor bir şey ki. Dünyada
örneği çok çok az Ajda Pekkan gibilerin.
O yüzden sen de estetik
yaptırsan yine de bu şekilde olamazsın
güzel kardeşim kusura bakma.
Benim de param olsa o kadar estetik
yaptırırım. Paran olsun o ki estetik
yaptır kendini sabaha kadar gerdir ama
sen o disiplini satın alamazsın. Anlatabiliyor
Bu hikayede iyi olan şey şu.
Eğer sen onu aşağılıyorsan belki senin de öyle olasın vardır.
O yaşta dimdik, ayakta ve güzel görünüyorsun vardır.
Belki potansiyelin vardır buna.
Bu bir kaçıştır, bir savunma mekanizmasıdır diye düşünmek istiyorum.
Daha önce de bir bölümde bahsetmiştim.
Çok kıskandığınız bir insan aslında sizin potansiyelinizi gerçekleştirmiş olduğu için de onu kıskanıyor olabilirsiniz.
Ya da çok büyük hayranlık duyduğunuz insanlara bakın.
Mutlaka kendinize yakın bir şey vardır orada.
yani sizin potansiyelinizi görüyorsunuzdur ve ondan hayranlık duyuyor olabilirsiniz.
Şöyle bir düşünün bakalım kimleri kıskanıyorsunuz ve kimlere hayransınız?
Maslow'un ikinci önerisi bu Yunus kompleksinden kurtulabilmek için
kendini gerçekleştiren insanların hayatına yön veren temel değerleri benimsemek diyor.
İşte o yüzden her kime hayransanız o insanın temel değerlerine iyi bakın arkadaşlar.
Ve bunları benimsemeye çalışın.
Üçüncüsü insan bazen gerçekten değişmek yerine miş gibi yapar.
Hani değişmiş gibi hissettiren büyük fikirlerin arkasına saklanır.
Mesela bir insan düşünün.
Çok korkak, sürekli bir şeyleri erteliyor.
Hep böyle kendi potansiyelinden kaçıyor.
Bunun farkında ama bununla yüzleşmek o kadar büyük bir ayağı kırıklığı yaratacak ki onda.
Bununla yüzleşmek yerine şöyle diyor.
Ben zaten egomu aştım.
İşte ben dünyevi başarının peşinde değilim kardeşim.
O yüzden yapmıyorum.
Ben akıştayım ya.
Benim için zaten kariyerim önemli değil.
Aslında önemli ama öyle gösteriyor.
Miş gibi yapıyor.
Bu arada belki bunlar gerçekten doğru olabilir.
Bazı insanlar için bir takım şeyler önemli olmayabilir.
Örnek olsun diye diyorum.
Bazen de kişi aslında başarısız olmaktan korktuğu için böyle kendine bir savunma kalkanı yaratıyor.
Başka başka şeyler söylüyor.
Modern insanın günlük yaşamında Yunus kompleksi aslında son derece somut şekillerde karşımıza çıkıyor.
Mesela erteleme.
Ertelemeyi sadece böyle basit bir zaman yönetimi sorunu ya da tembellik olarak görmeyin arkadaşlar.
Bazen sorun gerçekten bu olabilir ama Yunus kompleksini konuştuğumuz için şöyle bir örnek vereyim.
Mesela kariyerinde çığır açacak çok büyük bir projeyi erteleyen bir insan düşünün.
Şimdi bu insan başarısız olmaktan ziyade başarılı olursa ki biliyor başarılı olacağını ödeyeceği bedelden korkuyor.
O yüzden erteliyor.
Sırtına çok büyük bir sorumluluk binecek bunu taşımak istemiyor.
Bu yükten korktuğu için de erteleyebiliyor bazen insan.
Kendi kendini sabote ediyor anlatabildim mi?
Ya da bazı insanlar gerçekten böyle harika bir aşk ilişkisi yaşıyor.
Hayatının aşkını bulmuş.
Bir anda bir bakıyorsunuz her şeyi mahvetmiş.
Yani o ilişkiyi bitirmiş.
Kendi bile isteğe yapmış bunu.
Neden?
Çünkü gerçekten yani öyle sevilmek, öyle görülmek, değer görmek
o kişinin kendi içindeki ben sevilmeye layık değilim şeklindeki o konforlu kimliğini
maalesef bu bir konfor kimliği olabiliyor bazen.
Bunu tehdit ediyor.
Bunu bir tehdit olarak algılıyor.
Senin onu çok sevmeni, değer vermeni tehdit olarak algılıyor.
Çünkü kendi güvenli alanına o değersizliğine geri dönmek istiyor.
O yüzden de ilişkisini sabote edip bitiriyor.
Çok güzel giden bir ilişki böyle bitebiliyor.
Ya da gecenin ikisinde, üçünde yani uyumamız gereken saatler artık.
Anlamsız böyle saçma sapan reisleri saatlerce kaydırıyoruz.
Aralıksız bir şekilde böyle peş peşe dizi izliyoruz.
Ya da önemsiz detaylarla meşgul oluyoruz.
Kendimizi bir şekilde yoruyoruz, meşgul ediyoruz.
Bazen işte bunun sebebi de o içimizdeki sesi potansiyelimizin sesini bastırmak için olabiliyor.
Bunlar işte bizim başvurduğumuz dijital uyuşma mekanizmaları.
Son olarak o balığın karnı artık eski sığ kimliğimizle vedalaştığımız ve özümüzdeki o potansiyelle o ışıkla yeniden buluştuğumuz bir yer olabilir arkadaşlar.
Ama mucize o kıyıya halsiz de olsa çıkabilmek.
O gölgede şefkatle iyileşmek ve ardından hayata gerçek potansiyelimize geri dönebilmek ve bunun için çalışmak.
Karanlıklardan ışığa çıkmak dileğiyle.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Cambly'de Black Friday'e özel %60'a varan indirim var.
Anadili İngilizce olan eğitmenlerle dersler aylık 329 TL'den başlayan fiyatlara geliyor.
Bize özel kodumuz ortamlarda black26.
Detaylar açıklamadaki link de sizleri bekliyor.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın. Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
