
ÜçDörtBeş All Star hakkında detaylı bilgi almak ve OSB26 koduyla 5.000 TL indirimden yararlanmak için tıkla! Satın Al butonuna bas ve indirim kodunu kullan.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
"Hikayeni Yeniden Yaz!" kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "ÜçDörtBeş All Star" hakkında reklam içerir.
Transkript
345 All Star Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz. Ben Merve.
Bugün yine harika bir biyografi bölümüyle geldim.
En son Tolstoy bölümü yapmıştım arkadaşlar ve hız kesmeden biyografi bölümlerime devam ediyorum.
Bugün size Osmanlı'dan Cumhuriyete uzanan o büyük dönüşümün tam ortasında yaşamış
kalemiyle, fikirleriyle ve milli mücadeledeki o büyük cesaretiyle
çağının sınırlarını zorlamış bir yazar, bir aydın, bir mücadele kadınının hayatını anlatacağım.
Elbette Halide Edip Adıvar'dan bahsediyorum.
Bu arada kitaplarını okumadıysanız lütfen okuyun arkadaşlar.
Yani okumamak olur mu Halide Edip Adıvar'ı?
Kitaplarında işte kadınların yaşadığı zorluklar, toplumsal baskılar,
işte o dönemin atmosferi, doğu batı çatışması, savaş.
Yani onun o muhteşem kaleminden bir okuyun derim.
Ateşten gömlekte savaşın sadece kahramanlıktan ibaret olmadığını göreceksiniz.
İnsanların hayatını nasıl paramparça ettiğini.
Vurun Kahpeye kitabında ki çok severim o kitabını.
Cehaletin, fanatizmin, toplumsal linç psikolojisinin ne menen bir şey olduğunu.
Handan kitabında eğitimli güçlü bir kadının yaşamış olduğu o dönemdeki zorluklar.
Sinekli Bakkal'da Doğu Batı çatışmasının özü.
Türk'ün ateşle imtihanında Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş evresini göreceksiniz.
ve bütün bunlara Halide Edip gibi aydın bir kadının gözünden şahitlik etmiş oluyorsunuz.
Hadi o zaman lafı fazla uzatmadan hemen çocukluğuyla başlayalım.
Bu bölüm biraz uzun olacak gibi.
Halide Edip diyor ki çocukluğuyla ilgili.
Her insanın bir mor salkımlı evi vardır çocukluğunda.
Benimki Beşiktaş yokuşundaydı.
Ama o evin içi sadece çiçek kokularıyla değil,
kayıplarla, fırtınalarla ve doğu ile batının sessiz savaşıyla doluydu.
Halide Edip 1884 yılının soğuk bir Şubat gününde Yıldız Sarayı katiplerinden Mehmet Edip Bey ve eşi Bedrifem Hanım'ın kızı olarak dünyaya gözlerini açıyor.
Hayattaki ilk büyük yenilgisini ve en derin yarasını henüz 3-4 yaşındayken annesi Bedrifem Hanım'ı veremden kaybettiğinde alıyor.
Çünkü annesine dair aklında kalan tek şey solgun bir yüz, uzun siyah bir saç örgüsü ve her şeyin arkasında asılı duran o büyük devasa sarı perde.
Halide Edip'in hayatı boyunca sarı renkten nefret etmesinin sebebi budur arkadaşlar.
Mevlevi bir ninesi var Nakiye Hanım ve büyük babası Ali Efendi.
Onlar tarafından büyütülmüştür.
Tipik bir Osmanlı Müslüman evi böyle hayal edin.
O geleneklerle büyümüştür.
Ve fakat babası Selahattin kökenli Mehmet Edip Bey tam bir İngiliz terbiyesi hayranı ve dolayısıyla kızının da böyle işte saçlarını kısacık kestiriyor.
Ona erkek kıyafetleri giydiriyor ve adeta bir erkek çocuk gibi katı bir İngiliz disipliniyle Halide Edeb'i büyütmeye çalışıyor.
Hatta gayrimüslim çocukların gitmiş olduğu bir çocuk yuvasına gönderiliyor ve Halide buradaki tek Müslüman çocuk.
Ve kısa sürede Rumca şarkılar öğreniyor burada, şiirler ezberliyor.
derken hayatını değiştirecek iki büyük olay yaşanıyor.
Şimdi birincisi annesinin ilk evliliğinden olan ablası Mahmure.
Onun eve gelişi oluyor.
Çünkü o gelince Halide böyle daha dışa dönük, daha neşeli bir çocuk oluyor.
Ama hemen buraya bir dipnot atmak istiyorum.
Mahmure Hanım böyle daha dine bağlı, daha muhafazakar bir kadın.
Ve Halide Edip'in gittiği okullar zaten az sonra söyleyeceğim üzere
daha böyle hani Amerikan okulları, daha böyle batılı tarzda okullar
ve orada İncil falan da öğretiliyor.
Ablası da işte bundan dolayı sürekli işte sen dinden çıktın şöyle oldun böyle oldun diye çocuğu zorbalıyormuş.
Böyle garip ayrıntılar vermeyi çok severim.
İşte bahsederim.
İkincisi hayatını değiştiren ikinci olaylardan biri babasının evlilikleridir arkadaşlar.
Çünkü babası önce evdeki hizmetkarın torunuyla evleniyor.
Sonra da saraylı entelektüel bir hanımla evleniyor.
Yani iki tane eşi var adamın evde.
Ve babası iki eşli olmaktan dolayı maddi manevi çok fazla yıpranıyor ve Halide Edip de bizzat bunları görerek büyümüş bir çocuk.
Hatta ondan dolayıdır ki hayatı boyunca poligamiye yani çok eşliliğe hep karşı çıkmıştır ki o dönem çok normalde çok eşli olmak.
Ama o hep karşı çıkıyor ve özgürlüğüne belki de bu kadar düşkün olması da yine muhtemelen bundandır.
Eğitim hayatına gelecek olursak babası yaşını iki yaş büyüterek Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ne gönderiyor Halide Edip'i.
Ama 2. Abdülhamit'in Müslüman kızların yabancı okullarda okumasını yasaklamasıyla beraber
Halide Edip Üsküdar Amerikan Kız Kolejine ayrılmak durumunda kalıyor.
Sonra evde özel eğitim almaya başlıyor ve babası dönemin en iyi öğretmenlerinden kızına ders aldırıyor.
Sadece şunu söyleyeyim.
Felsefe ve edebiyat dersleri için eve kim geliyor biliyor musunuz?
Firazov, Rıza, Tevfik Bölükbaşı geliyor.
Evde İngiliz bir mürebbiyesi var.
Onunla Shakespeare okuyorlar, George Eliot okuyorlar.
Ve Halide Edip henüz 13 yaşındayken Mother adlı kitabı İngilizceden çeviriyor.
Bu kitap basılıyor ve padişah tarafından şefkat nişanı ile ödüllendiriliyor.
13 yaşında bir genç kızdan bahsediyorum.
Ve bu olağanüstü eğitim onun ruhunda benzersiz bir sentez yaratıyor.
Şimdi bir tarafta ninesinin o mistik İslami terbiyesi.
İşte Battalgazi hikayeleri.
Diğer tarafa bakıyorsunuz Emin Zola'nın pozitivizmi.
Shakespeare'in tiyatrosu.
Ama şöyle bir şey var.
Hadilde Edip ne böyle körü körüne bir batı saklitçisi olmuştur ne de köksüz bir gelenekçi olmuştur.
Bu önemli.
Derken 1899'da okuluna geri dönüyor ve 1901'de Üsküdar Amerikan Kız Koreji'ni dereceyle bitiren ilk Müslüman Türk kızı olmuştur.
Bütün dersleri çok iyi ama matematikte çok zorlanıyor Halide Edip.
Ben de öyleyim.
Söylüyorum matematiğim çok kötü.
Yani keşke benim zamanımda şu 3-4-5 olsalar olsaydı da ben de böyle iyi bir derece yapabilseydim matematikte.
Gerçekten hala zorlanıyorum.
Halide Edip'in hayatında eğitimin sadece böyle okulda öğrenilen bilgilerden ibaret olmadığını görüyoruz arkadaşlar.
Eğitim onun kendi yeteneklerini fark etmesini, düşüncelerini ifade etmesini ve hayatına başka bir yön vermesini sağlıyor.
Bugün de işte bir öğrencinin hayatını değiştiren şey her zaman daha fazla kaynak olmayabilir.
Bazen asıl ihtiyaç öğrencinin nasıl öğrendiğini anlayan ve ona kendi yolunu gösteren bir sistem.
Çünkü YKS'ye hazırlanırken öğrencinin karşısına sürekli böyle yeni yeni sorular çıkıyor.
Hangi derse ağırlık vermeliyim?
Bu konuyu gerçekten öğrenebildim mi?
Neden aynı sorularda tekrar tekrar hata yapıyorum?
Çalışıyorum ama sıralamamı değiştirecek noktaya mı çalışıyorum?
Şimdi 2027 model 3-4-5 Allstar'ın sevdiğim tarafı bu soruların cevabını öğrencinin tahminlerine bırakmaması.
Öğrenci konuyu kendisine uygun anlatımla öğreniyor ve hemen ardından sorularla kendisini deniyor.
Çözdüğü her test sistemin onu böyle biraz daha yakından tanımasını sağlıyor.
Allstar sadece doğru ve yanlış sayısına bakmıyor.
Hangi konuda zorlandığını, hangi hataları tekrarladığını ve nerede puan kaybettiğini gösteriyor.
Çok önemli.
Sonra ne oluyor? Öğrenci bütün konuyu böyle baştan çalışmak zorunda kalmıyor.
Sadece ihtiyaç duymuş olduğu noktaya geri dönüyor ve kısa bir anlatımla konuyu hatırlıyor, çözümleri inceliyor ve benzer sorularla yeniden kendini deniyor.
Yani yanlışını görmekle kalmıyor, o yanlışı nasıl düzelteceğini de biliyor.
Bu arada herkes aynı şekilde öğrenmediği için tek bir anlatıma bağlı kalmak zorunda değil.
Bir anlatım ona uymadıysa başka bir öğretmenden veya farklı bir anlatım tarzından devam edebiliyor.
Böylece ben bu konuyu anlamıyorum deyip vazgeçmek yerine kendisine uygun olan öğrenme biçimini bulabiliyor.
O star öğrencinin sonuçlarına göre sıradaki çalışmalarını da hazırlıyor.
Her gün yeniden program yapmasına hangi konuya dönmesi gerektiğini düşünmesine gerek kalmıyor.
Sistem o gün gerçekten ihtiyacı olan çalışmayı karşısına getiriyor ve bir gün aksadığında bütün düzeni bozulmuyor.
Kaldığı yerden devam edebiliyor.
Hedefi daha yüksekse ona uygun daha seçici sorulara ve denemelere geçebiliyor.
Gelişimini takip edebiliyor ve sınav yaklaştıkça hangi noktada olduğunu daha net görüyor.
Bir de arkadaşlar önemli bir güvence var.
3-4-5-10 starı 15 gün boyunca gerçekten kullanabiliyorsunuz.
Videoları izleyebiliyorsunuz, çalışmaları yapabiliyorsunuz, kitaplara yazıp çizebiliyorsunuz.
Ve bütün bunların sonunda eğer size uygun olmadığını düşünürseniz koşulsuz olarak iade edebiliyorsunuz.
Açıklama bölümündeki bağlantıya tıklayıp OSB26 kodunu kullandığınızda 345 Allstar paketine 5000 TL indirimine sahip olabilirsiniz.
Halide Edip'in hayatından bugüne taşıyabileceğimiz bir başka bilgi de bu olsun.
Doğru eğitim insana yalnızca ne öğreneceğini söylemez.
Nasıl ilerleyebileceğini gösterir ve kendi yolunu bulmasına yardımcı olur.
Hadi devam edelim.
Şimdi eğitim hayatına devam edecek olursak babası Mehmet Edip Bey kızının derslerine destek olmak amacıyla o dönemin en ünlü bilim insanlarından rastlatane müdürü ve matematik profesörü olan ve gerçekten ülkemizin gelmiş geçmiş matematik anlamında en önde gelen isimlerinden biri olan Salih Zeki Bey ile anlaşıyor matematik dersi için bakın.
Ve Salih Zeki Halide Edip'ten 20 yaş büyük entelektüel çevrede çok tanınan saygı duyulan oldukça da otoriter bir isim.
Bu arada arkadaşlar aklıma geldi sinekli bakkal kitabını okuduysanız orada Rabia karakterinin kendisinden yaşça büyük olan hocasına tutulduğunu hatırlamışsınızdır.
Benzer şeyler.
Şimdi Salih Bey sayesinde Halide Edip pozitivizmi, mantığı ve rasyonel düşünceyi öğreniyor.
Ve işte bu doğu batı tahlilini kurmasını sağlayanlardan biri de o olmuştur.
Halide Edip dediğim gibi hocasına aşık oluyor ve okulun son senesinde hocası Salih Zeki'den bir evlilik teklifi alıyor ve bunu kabul ediyor.
Ama tabi babası bu evliliğe şiddetle karşı çıkıyor.
Şimdi neden karşı çıkıyor? Bunun iki temel nedeni var.
Birincisi Salih Bey kızından 20 yaş büyük.
İkincisi de Salih Bey'in medeni durumu biraz karışık.
Hatta ilk eşinden bir oğlu var ve Halide Edip bir şekilde babasını bu evliliğe ikna ediyor.
Ve 1901 yılında Salih Zeki ile nikahlanıyorlar.
Kolejden mezun olur olmaz.
Halide Edip evlendikten sonra kendini tamamen eşine adamıştır.
Hatta anılarında o günkü o itaatkar ruh halini köle pazarından alınan bir köleye benzetmiş.
Eşi matematik sözlüğü eserini yazarken Halide Edip geceler boyunca eşinin asistanlığını yapıyor, sekreterliğini yapıyor.
Bu arada çeviri becerisi de baya bir gelişiyor.
Ve evliliğinin ilk iki senesinde anne olmak istiyor fakat olamıyor.
Bunun için de çok ağır bir ruhsal bunalıma girmiştir anne olamadığı için.
Derken Halide Edip'in dileği gerçekleşiyor ve peş peşe iki tane oğlu oluyor.
Birisi 1903 yılında doğan Ali Ayetullah ve ondan 16 ay sonra dünyaya gelen Hasan Hikmetullah Togo.
Bu arada Togo ismini neden koyuyor?
Rus-Japon savaşında Japon donanmasının başındaki ünlü amiralin adıdır Togo.
18. 19. yüzyıllarda Osmanlı-Rus savaşlarında biliyorsunuz çok ağır toprak kayıpları yaşadık.
Ağır kayıplarımız oldu özellikle de 93 Harbi.
Dolayısıyla arkadaşlar işte böyle hani küçümsenen bir Asya ülkesi olan Japonya'nın o dönem için söylüyorum.
Dev bir Çarlık Rusya'sını hani bu şekilde yenmesi tabii ki Osmanlı kamuoyunda çok büyük bir heyecan yarattı.
Osmanlı aydınlarının gözünde aslında bu bir örnek teşkil ediyordu.
Hani batılılaşmadan modernleşebilen, kendi kültürünü koruyup Avrupa'nın büyük güçlerinden birini yenebilen bir doğu ülkesi.
O yüzden böyle bir Japon hayranlığı var o dönem.
Halide Edip bundan dolayı Togoko'yu oğlunun adına.
Ve Halide Edip meşrutiyetin ilanıyla gazetelerde kadın hakları üzerine böyle ateşli yazılar yazmaya başlıyor.
Hatta 31 Mart olayı olduğunda onun ismi de kara listeye alınanlar arasında ve ölümle tehdit ediliyor Halide Edip adı var.
İki çocuğunu da alarak eşinin tavsiyesi üzerine önce Mısır'a gidiyor.
Mısır'dan da İngiltere'ye geçiyor.
Şimdi İngiltere'ye gitme sebebi şu.
Meşrutiyetin ilanından sonra işte Londra'da çıkan The Nation gazetesine Halide Edip bir yazı yazıyor arkadaşlar.
Türk Kadınının İstikbali başlıklı bir yazı bu.
Ve bu yazı İngiltere'de bayağı bir yankı uyandırıyor.
Yazıyı okuyanlardan biri de İngiliz eğitimci Isabelle Fry.
Hemen Halide Edip'le iletişime geçiyor.
Sonra İstanbul'a geliyor.
Halide Edip'in misafiri oluyor.
Ve iki kadın birlikte 3 hafta geçiriyorlar İstanbul'da.
Sonra işte bu 31 Mart olayında ölümle tehdit edilince Halide Edip dediğim gibi önce Mısır'a gidiyor.
Bunu duyan Isabelle Fry da İngiltere'ye geldi yani Mısır üzerinden.
çocuklarını babasına emanet ediyor ve böyle bir Avrupa seyahatine çıkıyor.
Hani canını kurtarmak için aslında Avrupa seyahatine çıkmış gibi bir şey oluyor.
Londra'ya gittiğinde sokakların düzenini görüyor.
İşte polisin silahsız olduğunu gözlemliyor.
Bir ördek yavrusu bile geçerken o trafiği nasıl durduğunu görüyor.
Bunlar çok hoşuna gidiyor.
Oxford'da böyle çeşitli kadın toplantılarında konferanslar veriyor.
Ve en önemli şeylerden biri de şu.
Bu İngiltere ziyareti esnasında dönemin büyük düşünürleriyle, yazarlarıyla, sanatçılarıyla falan tanışıyor.
Hatta bunlardan biri Bertrand Russell evine misafir olmuştur.
Kadın haklarının siyasi boyutuna daha yakından şahit olmuştur o Londra döneminde.
İngiltere'deki kadın hakları savunucuları süfrajet hareketlerini gözlemlemiştir.
Ve sonra artık böyle Londra günlerinin sonuna doğru Halide Edem'in hiç parası kalmıyor.
Yani geri dönecek tren parası bile kalmıyor düşünün.
Şimdi ev sahiplerinden de para isteyemiyor, çekiniyor.
Ve İstanbul'a döneceği son gün eşinden beklediği para gelmezse hayatına son vermeyi planlamış.
Bakın böyle de gururlu bir kadın.
Neyse ki son dakika o para geliyor ve yola çıkıyor.
Ama bu seyahat onun hayatında çok önemli bir noktada duruyor.
Çünkü Doğu Batı sentezi fikir yapısını pekiştiren en önemli dış tecrübelerden biri olmuştur.
Bu zorunlu Londra seyahati.
Daha sonra ise İstanbul'a eşine çocuklarının yanına dönüyor.
Dönüyor dönmesine ama gelin görün ki bu mutlu aile tablosu çok da uzun sürmüyor.
Aslında mutlu da değiller çünkü eşi Salih Bey çok eşlilikten yana.
Yani çapkın da bir adam.
Başka başka kadınlarla ilişkileri oluyor.
Halide Edip bu ağır günlerine kadınlık gururunun aşağılanmasını roman karakterleri üzerinden de okurlarıyla paylaşmıştır.
Mesela Raik'in annesi ve özellikle Handan romanını okuduysanız oradaki karakterlere dikkat edin.
Handan karakteri mesela Halide Edip'e çok benziyor ve kitaptaki Handan karakterinin eşi işte kadına şiddet uyguluyor, aşağılıyor, aldatıyor ve Handan karakteri oldukça eğitimli, entelektüel.
Böyle erkeklerle fikir tartışabilecek düzeyde.
Hani toplumun kadına çizmiş olduğu o dar rolleri kabul etmeyen bir karakter.
Ve halide edip eşinden psikolojik şiddet görüyor.
Aldatılma, duygusal, ihmal, değersizleştirme hepsini görüyor bunların.
Ve bu evlilik erkeğin mutlak üstünlüğüne dayanan maalesef ki eşitsiz bir evlilik yapısına sahip.
Ama o dönem için biliyorsunuz hatta erkek yapı daha baskındı.
Dolayısıyla kadınlar bunu daha böyle normalize ediyordu ama halide edip öyle bir kadın değil.
Ve bu ilişkiyi tamamen kopartan olay şu oluyor.
Salih Zeki'nin Galatasaray Lisesi müdürü olduğu dönemde Münevver adında bir öğretmenle ilişkisi olduğu ortaya çıkıyor.
Şimdi okulun kapısında bir bekçi duruyor arkadaşlar ve Salih Zeki Bey Münevver Hanım'ı eşim diye tanıtıyor.
Her girişinde onun eşi olduğunu söylüyor.
Ve bir gün gerçek eşi geliyor halde edip bekçi de diyor ki hanımefendi siz daha önce kaç kere geldiniz Salih Bey'in eşiyseniz.
Dediği zaman orada olay patlıyor.
Salih Zeki de Halide Edip'e diyor ki sana kuma getirmek istiyorum Münevver Hanım'a.
Hani ayrılmayalım sen de beraber yaşa diyor Münevver'le birlikte.
Halide Edip tabii ilk başta dediğim gibi çok eşlilik konusuna oldukça karşı ve zaten çok travmatik olaylar yaşamış çocukluğunda.
Dediğim gibi babasının zaten çok eşliği evlilikleri yüzünden o evde yaşanan o kadınların dramını görüyor.
Zaten bunları çok yakından şahit olduğu için kesinlikle böyle bir şey istemiyor.
Bir de Salih Zeki Bey diyor ki sen bir süre düşün.
Hani ondan sonra karar ver diyor.
Halide Edip evden ayrılıyor düşünmek için ama geri döndüğünde bir de görüyor ki Münevver Hanım evde.
Hani biraz emrivaki yapmış gibi Salih Zeki Bey.
Bunu gördükten sonra 9 yıllık evliliğini bitiriyor ve boşanıyor.
1910 yılında iki oğlunu da yanına alarak evi terk ediyor.
Hatta şöyle demiş Halide Edip.
Aptal kalbim paramparçaydı ama özgürdüm.
Yazarlık serüveni kaldığı yerden devam ediyor.
Bu arada ilk eşiyle evliyken zaten işte Tevfik Fikret'in davetiyle Tanin gazetesinde Halide Salih imzasıyla ilk toplumsal ve siyasal makalelerini yazıyordu.
Ki Tanin gazetesinde yazmaya başlaması kariyerinde dönüm noktası olmuştur.
Çünkü bu işin başında gençliğin adeta böyle bir ilah kabul ettiği Tevfik Fikret var arkadaşlar.
Türkiye'nin en etkili aydınlarından biri.
Bu arada Fizi'de Tevfik Fikret özel bölümü var.
Mutlaka dinleyin derim.
En sevdiğim bölümlerimden biri.
Yine Halide Edip'in işte hamile kalmayı beklediği o ruhsal bunalım günlerinin izini taşıyan işte uzun öyküsü romanı var.
Heyula, işte küçük oğlu Hasan Zeki'nin tifo hastalığı geçirdiği o uykusuz gecelerde yazdığı Seviye Talip adlı eseri var.
Hatta boşandığı yıl yayınlanmıştır o.
Ve romanları okurların ilgisini çekmeyi başarıyor.
Sonra Halide Salih olan adını değiştiriyor ve babasının soyadıyla Halide Edip ile hayatına devam ediyor yazın hayatına.
Ve fakat arkadaşlar edebiyat dünyasında ve kamuoyunda asıl büyük sükse yapan romanı Balkan Savaşı döneminde 1912'de yayınlanan Handan romanıdır.
Kadın psikolojisi, evlilikteki mutsuzluk, tutkulu duygular bunları cesurca işleyen bir roman bu ve dönemi için gerçekten devrimci bulunan da bir eser.
Ama aynı dönemde kaleme aldığı Yeni Turan romanı da Türkçülük ve kadın hakları idealini işlediği için hem Türk kamuoyunda hem de yabancı basımda şiddetli tartışmalara yol açıyor.
Bu romanı İttihat ve Terakki'nin taşkın milliyetçi heyecanlarının bir anlatımı olarak değerlendiriliyor.
Yeni Turan bir İtopya gibi görülüyor öyle söyleyeyim.
Kadınların oy sahibi olması, toplumda yerlerinin kabul edilmesi, kadın erkek ilişkilerinin insani boyutlarda olması bunlar vurgulanıyor.
Eleştirilse de bu roman Türk edebiyatının ilk ideolojik romanlarındandır.
1910 ile 1912 arasında Halide Edip Türk Ocağı çevresindeki Ziya Gökalp işte Hamdullah Supi gibi değerli isimlerle tanışıyor.
Ziya Gökalp ile başlayan Türkçülük akımının savunucularından biri oluyor Halide Edip adı var ve ilk kadın derneği olan Teali Nisvan'ı kuruyor.
İkinci meşrutiyetin 1908'de ilanından sonra Halide Edip kadın hakları ve kadınların eğitimi üzerinde daha yoğunlaşarak yazılar yazmaya başlıyor.
Amacı da Türk kadınını toplumsal hayatta daha da güçlü bir konuma getirebilmek.
Teali Nisvan Cemiyeti zaten kadınların durumunu yükseltme cemiyeti anlamına geliyor.
Bu dernek yabancı dil bilen, eğitimli, aydın kadınlar ve öğretmenler tarafından kurulan ilk kadın cemiyetidir.
Dernekte kadınlara İngilizce öğretiliyor, Fransızca, çocuk bakımı, hasta bakımı, ev idaresi bu tarz dersler veriliyor.
Ve 30 yataklı yaralı erlerin bulunmuş olduğu bir hastanede Türk kadını işte orada almış olduğu eğitimlerle ilk defa o günlerde hasta bakıcılığa başlıyor.
Halide Edip her gün bu hastaneye gelip askerlere pansuman yapıyor.
Ama bir taraftan da işte bu dönemde Balkanlardaki zulmü o katliamları protesto etmek amacıyla binlerce kadının katıldığı mitingler düzenliyor Halide Edip adı var.
Ve kadınlar kürsünün önüne altınlarını, mücevherlerini bırakarak orduya yardım toplamaya çalışıyorlar.
Canım kadınlar.
İşte Balkan Savaşları 1912-1913 yılları arasında Halide Edip adı var.
İşte Handan, Yeni Turan eserlerini yayınlıyor tam bu dönem.
İşte bir yandan kız öğretmen okulunda öğretmenlik yapıyor.
Vakıf okullarında müfettişlik yapıyor.
Mitingler yapıyor.
O kadar aktif bir kadın ki.
Yani sadece düşünsel alanda kalmıyor.
Bunları aynı zamanda hayata geçiren de bir kadın.
Derken 1. Dünya Savaşı arkadaşlar o savaş sırasında işte 1916-18 arası Cemal Paşa'nın davetiyle Ortadoğu'ya gidiyor.
Beyrut, Şam ve Lübnan'da modern kız okulları ile öğretmen yetiştiren kurumların açılmasını müfettişliğini üstleniyor.
Burada savaş ve tehcir sebebiyle sahipsiz kalan 800'den fazla yetim çocuğu bunların arasında Türk çocukları var, Kürt çocukları var, Ermeni çocukları var.
Bunların kalmış olduğu Ayn Tura yetimhanesini yönetiyor.
Burada çocukları salgın hastalıklardan kurtarmaya çalışıyor.
Yeni açılan mekteplere öğretmen yetiştirmek üzere muallim mektepleri açtırıyor.
Yaralı askerlere, kimsesiz çocuklara hasta bakıcılık yapıyor.
Ve bu dönem hayatında güzel bir sayfa açılıyor.
İkinci kez aşık oluyor arkadaşlar.
O da şöyle.
İttihatçı ve aydın çevrelerinden tanımış olduğu bir isim var.
Doktor Adnan adı var.
1913 yılında Halide Edip'in anneannesi felç geçiriyor.
Ve Doktor Adnan Bey hemen işte eve geliyor.
İlk müdahaleyi yapıyor ve o kadar böyle kibar, o kadar sevecen davranıyor ki anneannesine.
Orada zaten bir etkilenme oluyor.
Anneannesinin vefatında da yanında oluyor.
Vefatından sonra Halide Edip ağır bir hastalık geçiriyor.
Yine bir bakıyor yanında aynı isim var.
Hep doktor Adnan Bey yanında oluyor.
E tabi bunlar haliyle genç kadını etkiliyor.
Ve Adnan Bey Halide Edip'e o kadar aşık oluyor ki boynunda onun bir fotoğrafının bulunduğu bir madalyon taşıyor.
Halide Edip adı var. Önceden tanışıklığı olduğu Adnan Bey'li Suriye'deyken görev esnasında evlenmeye karar veriyor.
Çünkü Adnan Bey o Suriye'deyken ona bir mektup gönderiyor. Evlenmek istediğini söylüyor.
Ama biri Suriye'de biri İstanbul'da Halide Hanım tamam diyor ama Adnan Bey çok korkuyor Halide Edip'in vazgeçmesinden.
O yüzden diyor ki sen dönmeden hemen nikahlanalım.
Ve Halide Edip babasına bir vekalet veriyor.
Gıyaben yani baba vekaletiyle uzaktan bir şekilde evleniyorlar.
Nikah sonrası Dr. Adnan Bey ordunun sağlık müdürü sıfatıyla teftiş için Suriye'ye gidiyor.
Ve ilk kez çift bu şekilde bir araya gelmiş oluyor.
Dr. Adnan adı var.
Halide Edip'e son derece saygı duyan, onun fikirlerine, onun liderliğine değer veren iyi bir hayat arkadaşı oluyor.
Bu arada soyadı kanunu çıktıktan sonra Halide Edip ve Adnan Bey çifti zaten hani biz tanınmış insanlarız soyadı almamıza gerek yok diyorlar.
Ve soyadı seçmedikleri Atatürk'ün kulağına gidince biraz sıkıntı oluyor ve ondan sonra da işte tepki olarak Adıvar soyadını almışlardır.
Yani Halide Edip Adıvar soyadı bundan mütevellit.
1918'de çift İstanbul'a dönüyor ve İstanbul'a döndükten hemen sonra Halide Edip İstanbul Üniversitesi'nde Batı Edebiyatı dersleri vermeye başlayarak ilk kadın profesör ünvanını alıyor.
Ve Birinci Dünya Savaşı Osmanlı'nın mağlubiyetiyle bittikten sonra İstanbul biliyorsunuz fiilen işgal altında ve Halide Edip bu işgale karşı her cemiyette her protestoda en önde yer alıyor.
Hatta İzmir'in işgalinden sonra 15 Mayıs 1919 günü Fatih'te bir miting yapılıyor ve bir Türk kadını ilk kez açık havada bir kürsüye çıkıyor.
Halide Edip 200 bin kişiye o meydanda öyle bir konuşma yapıyor ki deyim yerindeyse yer yerinden oynuyor arkadaşlar.
Ve savaşan erkeklere karılarının, çocuklarının, bacılarının yanlarında olduğunu, onların destekleyicisi olduklarını hep bir ağızdan haykırıyorlar.
Türk halkını kendine güvenmeye çağırıyorlar ve bu mitingde ant içerken Halide Edip'in söylemiş olduğu toprağımızın üstünde şerefsiz yaşamaktansa toprağın altında yatmayı şeref sayarız sözleri.
Ve hükümetler düşmanımız, milletler dostumuzdur sözleri milli mücadelenin ilk büyük parlaması oluyor ve tarihi birer söze dönüşüyor bunlar.
Bu konuşması beni o kadar duygulandırdı ki yani bu bölümü çekerken tekrar dinledim ve ağladım.
Bölümün sonuna koyacağım bu konuşmayı.
Hatta arkadaşlar Vatanım Sensin dizisinde de Halide Edip'in bir konuşma sahnesi var.
Onu da az önce hatta Instagram'a koymuştum.
Yine koyarım.
Onu da mutlaka bir dinleyin derim.
Halide Edip bir yandan işte kürsüde insanları coştururken diğer yandan dönemin gizli yeraltı örgütü olan Karakol Teşkilatı'nda görev alıyor.
Ve İstanbul'dan Anadolu'ya silah ve cephane sevk edilmesine destek veriyor.
Ve derken 16 Mart 1920'de İstanbul'un İngilizler tarafından işgal edilmesi üzerine idamına karar verilen 6 kişinin arasında Mustafa Kemal Atatürk ile onun da adı geçiyor.
Ama hakkında idama karar verilmesi bile Halide Edip'in cesaretinden ve kararlılığından hiçbir şey kaybettirmiyor.
Bu idam kararından sonra Anadolu'ya kaçma kararı alıyor ama İngilizlerin çocuklarına zarar vereceğinden korktuğu için onları Robert'e yatılı olarak verdikten sonra Amerika'ya göndermeye çalışıyor çocuklarını.
Hatta ABD başkanına yakınlığıyla bilinen Amerikalı bir dostu var ona bir mektup yazıyor.
Diyor ki dost bu sana son mektubum olabilir.
Bedbah memleketimin hakiki bir neferi olarak çok gururluyum.
İçimde hiçbir korku ve hiçbir pişmanlık yok demiş.
Ve işte daha sonra da oğullarıma İngilizlerin zarar vermesinden korkuyorum.
Onlara yardımcı olmaya çalışın gibi bir not iletmiş.
Ve daha sonra işte kılık değiştirerek eşiyle beraber kaçıyor arkadaşlar.
Ve gece yarısı önce çocukluğunun geçtiği Özbekler tekkesine sığınıyorlar.
Oradan da İngiliz askerlerinin arasından bir şekilde sızarak Samandıra'ya geçiyorlar.
Samandıra, Tepeören, Adapazarı ve Geyve üzerinden 20 gün süren son derece ağır bir yolculuğa çıkıyor.
Zaman zaman çuvalların arasında, zaman zaman öküz arabaların içinde gidiyor saklanarak.
Sıtma nöbetleri geçiriyor.
Hayatında hiç ata binmemiş, at üzerinde perişan bir halde mücadeleye koşuyor arkadaşlar.
Ve 2 Nisan 1920'de işte Ankara'ya ulaştığında Atatürk onları bizzat karşılıyor, bizzat ağırlıyor.
Ve atamız Kazım Karabekir'e çekmiş olduğu telgrafta şöyle bir şey söylüyor.
Ankara'ya gelenler arasında Halide Edip Hanım ve 8-10 tane milletvekili vardır demiş.
Bakın Halide Edip'in adını özellikle belirtmiş.
Hani 10 milletvekiline bedel gibilerinden.
Halide Edip, gazeteci Yusuf Nadi ile milli mücadelenin sesini duyurmak için bir ajans kuruyor arkadaşlar.
6 Nisan 1920'de Ankara'da faaliyete geçen bu ajansın adı Anadolu Ajansı.
Bugünkü Anadolu Ajansı'nın isim annesi Halide Edip adı vardır.
Ve ziraat mektebinin karargahında dar bir odaya yerleşiyor.
Önünde kırık bir daktilo, günde 16 saat 20 saatlere varan çalışmalar yapıyor.
Yabancı gazeteleri çeviriyor, bültenler hazırlıyor.
Mustafa Kemal'in yabancı basınla olan iletişimini yürütmeye çalışıyor.
Ve içindeki o vatan savunması duygusuyla 16 Ağustos 1921'de bizzat atamıza bir telgraf çekerek ordu saflarında fiili bir şekilde görev almak istediğini söylüyor.
Bu isteği kabul ediliyor arkadaşlar ve atamız Garp cephesinde memur edildiğinizi tebliğ ederim diye bir telgraf gönderiyor.
Ve bizzat İsmet Paşa tarafından karşılanıyor Halide Edip ve ona diyor ki İsmet Paşa artık benim ordumda bir ersiniz sizi birinci şubeye atıyorum diyor.
Ve Halide Edip ordunun uğru sayılan bir isim haline geliyor.
Gerçekten her sabah böyle postallarını giyermiş, kıyafetlerini giyermiş tam bir asker disipliniyle hareket ediyor hani ordunun içerisinde.
Çok da seviliyor.
Sakarya Savaşı'nın o en çetin günlerinde 10 Eylül 1921 gününün akşamı Polatlı Karargahı'nda göstermiş olduğu üstün hizmetlerinden ötürü kendisine onbaşı rütbesi verilmiştir.
Daha sonra başçavuş.
O yüzden hali de onbaşı denilir.
İdamlık onbaşı denilir hatta.
Savaştan sonra Yunan ordusunun sivil halka yapmış olduğu mezalimi araştırmak üzere kurulan Tetkiki Mezalim Kamuoyunun başkanlığını yürütüyor.
Hatta Yakup Kadri ile birlikteler, Yusuf Akçura ile birlikte köy köy dolaşarak bu felaketleri raporlaştırıyor ve göğsünde bir istiklal madalyasıyla Ankara'ya dönüyor.
Yaşadığı bu destansı mücadeleyi Ateşten Gömlek, Vurun Kahpe'ye romanlarında ölümsüzleştiriyor.
Halide Edip Türk kadınının milli mücadelede yalnızca cephe gerisindeki yardımcı güç olarak değil fikir üreten, konuşan, örgütleyen ve gerektiğinde bakın kendisi gibi cepheye giden siyasi bir özne olduğunu gösteren sembol isimlerden biri.
O yüzden de çok önemli.
Peki Halide Edip ile Atatürk arasındaki ilişki biliyorsunuz milli mücadelenin omuz omuza yürütüldüğü ilk yıllarda oldukça derin bir hayranlık ve iş birliğine dayanırken
Zaferin ardından yani yeni devletin nasıl şekilleneceği konusu gündeme geldiğinde neden bu ikili ciddi bir fikir ayrılığına düştü?
Şimdi Halide Edip liberal, hürriyetçi ve parlamenter bir sistemi destekliyor, bunu savunuyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e de milli maksada hizmet ettiği sürece ona itaat edeceğini belirtiyor.
Şimdi Halide Edip Mustafa Kemal'in yanında milli mücadeleye katılmış olsa bile Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra onun her siyasi tercihinin arkasından giden bir isim olmuyor.
Sorguluyor öyle söyleyeyim.
Yani bağımsız fikrini koruyan bir aydın Halide Edip adı var.
Ve eşi Dr. Adnan Adıvar, Kazım Karabekir, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy gibi milli mücadelenin önde gelen isimleriyle birlikte 1924'te Türkiye'nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer alıyor.
Kendisi resmen kurucu değil ama eşinin bulunduğu bu muhalif siyasi çevreye de oldukça yakın.
Dolayısıyla iktidarla arasındaki mesafe açılmaya başlıyor.
Daha sonra biliyorsunuz Şeyh Said isyanı oldu.
4 Mart 1925'te Takreri Sükun Kanunu çıkarıldı ve Teraki Berber Cumhuriyet Fırkası da 3 Mart 1925'te hükümet tarafından kapatılmak zorunda kaldı.
Bu dönem Halide Edip ve Adnan Adıvar'ın Mustafa Kemal yönetimiyle siyasi ayrılığının iyice belirginleştiği dönem.
1925'te Halide Edip sağlık sorunları nedeniyle tedavi amacıyla eşiyle Avrupa'ya gidiyor ve ardından İngiltere'ye, Fransa'ya gidiyorlar.
Buralarda yaşamaya devam ediyorlar.
Dolayısıyla başlangıçta seyahat gerçekten bir tedavi amacıyla ama sonra giderek uzun süreli bir siyasi ve gönüllü gurbet hayatına dönüşüyor.
Halde edip 1939'a kadar gelmiyor Türkiye'ye.
Hani bir 35'te geliyor, torununu görüyor, çok kısa bir süre içinde geri dönüyor.
Neden? Çünkü 1926'da bir İzmir suikastı oldu biliyorsunuz.
Bunun bir soruşturması oldu.
Bu kopuşu daha da derinleştirdi.
Yani eski terakkiperver yöneticilerinin önemli bir bölümü tutuklandı, yargılandı.
Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi isimler beraat ettiler.
Ama yurt dışındaki işte Rauf Orbay, Adnan Adıvar gibi isimler haklarında tutuklama kararı verildi.
Ama işte Halide Edip'in İzmir suikasti davasında hani gıyaben yargılandığını söylememiz de doğru değil.
Sonra 1927'de Nutuk yayınlanıyor ve Mustafa Kemal Atatürk,
Halide Edip'in 1919 yılında yazdığı ve Amerikan mandası seçeneğini tartışan mektubunu çok sert bir biçimde ele alıyor Nutuk'ta.
Halide Edip daha sonra buna karşı çıkıyor.
Kendisinin ve işte bazı arkadaşlarının görüşlerinin Nutuk'ta haksız biçimde mandacılık şeklinde sunulduğunu savunuyor.
Hani ben böyle bir şey demek istemedim demek istiyor.
Böylece işte milli mücadele yıllarında aynı safta bulunan bu iki güçlü figür arasındaki fikir ayrılığı artık hani kamuya açık tarihsel bir olaya dönmüş oluyor.
Ama Halide Edip'in hikayesini ilginç yapan bence Atatürk'ün yanında evet milli mücadeleye katılmış olması kadar zaferden sonra ona koşulsuz biçimde bağlı kalmaması.
Aynı cephede savaşmışlar ama cumhuriyeti nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda farklı düşünmüşler.
Bunun bedeli de uzun bir gurbet hayatı olmuş.
Halbuki o mektup hani Atatürk'e yazmış olduğu ve mandacılıkla ilgili bir şeylerin yazdığı o mektup Halide Edip'in işgal altındaki vatanın parçalanmasını engellemek amacıyla o günün çaresizliğinde dönemin bazı aydınlarının ortak arayışından ibaret.
Hani ekonomi çökmüş, ülke her an parçalanabilir öyle bir noktadayız.
Büyük devletlerin ablukası altındayız.
Bir tek Halide Edip adı var değil yani.
Hani geçici bir Amerikan mandası mı olsa diyen bir sürü aydın var.
Hani top ona patlamış öyle söyleyeyim.
Herkes bir çözüm arayışında bazıları da diyorlar ki acaba böyle bir şey mi yapsak?
Bir de şöyle bir şey var Halide Edip zaten hani o kültürde büyümüş Amerikan kolejine ekmiş vesaire.
O cenaha daha yakın ondan dolayı muhtemelen diğerlerindense Amerikan mandası diyen bir isim.
Çaresizlikten arkadaşlar başka bir şey aramayın yani altında ben aramıyorum şahsen.
Ama onun Atatürk yani bizzat bu şekilde mektup yazması aslında onu vuran bir silaha dönüşüyor.
Refik Halit, Falih Rıfkı, Yunus Nadi bunlar da benzer düşüncede.
Hatta İsmet İnönü de benzer düşüncede.
Burada arkadaşlar Türkiye Amerika'nın sömürgesi olsun gibi bir şey demiyor bu isimler.
Geçici bir dış destek gibi düşünüyorlar.
Hani Türkiye toparlanana kadar kendi kendini yöneteceği bir sistem gibi hayal ediyorlar.
Çok böyle iyimser bakıyorlar anlatabildim mi?
Öyle bir şey yok aslında.
Tabii ki iyimser olmayacak sonuç.
Ama o dönem işte bunu fark edemiyorlar, göremiyorlar.
Herkes hata yapabilir öyle söyleyeyim.
Ama işte gidip Atatürk'e böyle bir mektup yazmak ki milli sınırlarımız içinde memleketin bütünlüğünü ve milletin tam bağımsızlığını temin etmek diyen bir insan için.
Mande ve himaye asla kabul olunmaz diyen bir insan için.
Böyle bir şey mümkün mü?
Daha mümkün Atatürk için.
Ama şu da var.
Sivas Kongresi'nde Amerikan mandası zaten masaya yatırılmıştı.
Konuşuluyordu.
Böyle bir ihtimal konuşuluyordu.
Bunu sadece Halide Edip'e mal etmeyelim.
Onu demek istiyorum.
Sadece mektup yazdığı için ihale ona kaldı.
Ama neyse ki bunlara hiç gerek kalmadı.
Çünkü ülkemiz milli mücadeleden, atamız ve vatanperverler sayesinde alnının akıyla çıkmayı başardı.
Halide edip Atatürk'ün her yaptığını onay vermiyor.
Muhaliflik yapıyor, eleştiriyor.
Şöyle mi olsa böyle mi olsa falan diyor.
O yüzden de biraz işte olumsuz bir tavır da oluşmuş o dönem için kendisine.
Özellikle de basın bunu çok besliyor.
Ve işte dönüş yolları kapanıyor Avrupa'dan bundan dolayı.
ve 14 yıl süren acı verici, gönüllü bir sürgün yaşamıştır.
Sürgündeyken İngiltere'de anılarını yazıyor, önemli görevlere geliyor.
İngiltere Üniversitelerinde dersler veriyor.
Hindistan'a gidiyor, Gandhi'nin başkanlığında konferanslara katılıyor.
Sinekli bakkalını yazıyor.
Derken İnönü zamanı eşiyle birlikte İstanbul'a dönüyorlar
ve İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı Kürsüsü'nü kuruyor.
Ama yıllar sonra vermiş olduğu bir röportajda diyor ki
milli mücadele için Mustafa Kemal Paşa haklıymış diyor.
Bu şekilde de hakkını teslim etmiştir.
1950'de İzmir'den bağımsız milletvekili olarak meclise giriyor.
1954'de artık komple siyaseti bırakmıştır.
Ve 10 Ocak 1964'de maalesef böbrek yetmezliğinden hayatını kaybediyor.
20. yüzyıl sona ererken bilim insanları Venüs gezegenindeki bir kratere onun adını verdi.
Adıvar Krateri.
Halide Edip Adıvar sadece fırtınalı bir dönemi kaleme alan bir romancı değil arkadaşlar.
Vatanın o en karanlık gecesinde meşale olup öne atılan, söylevleriyle kitleleri uyandıran, cephede rütbeler kazanan ve varlığıyla Türk kadınının bağımsızlık iradesini tarihe kazıyan ölümsüz bir simge.
Onu ve bu vatan için canını hiç düşünmeden ortaya koyan vatanperverleri buradan saygı, sevgi ve minnetle anıyorum.
3-4-5 All Star ortamlarında satılacak bilgiyi sundu.
OSB26 koduyla 345 All Star paketine 5000 TL indirimle sahip olmak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Ve size şimdi Halide Edip'in 23 Mayıs 1919 tarihinde 200 bin aşkın kişinin katıldığı Sultanahmet mitinginde yapmış olduğu o unutulmaz konuşmasıyla baş başa bırakıyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın. Bye bye.
Hemşireler!
Bal rengiyle başımızda dalgalanan bulut bayrağımız!
Görüyorsunuz ki siyahlara, matemlere büründük!
Kundaktaki yavrularımız düşmanların sündüsünden geçti!
Malınlar!
Gözlerimizin önünde evlatlarımızın kanlarıyla sulanan...
...Vurdumuzun işgaline tutuşacak mıyız?
Hayır!
Hanımefendiler, malumum, silahımız yok fakat göğsümüzde imanımız ve bütün dünyayı yaratan Allah'ımız var.
Toprağımızın üstünde şerefsiz yaşamaktansa toprağın altında yatmayı şeref sayarız.
...birbirimize ellerimizi uzatalım.
Tek bir hedefe...
...yalnız Türk istiklali ve cumhuriyeti...
...gayesine doğru yürüyelim.
Vatan mutlaka kurtulacaktır.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
