
Feng Shui: Evinin Enerjisi Hayatını Değiştirir mi ? | Türkiye'nin Rahatlık Haritası
14 Ekim 2026 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Feng Shui’nin dünyasına giriyor; yaşadığımız alanların ruh halimizle ilişkisini, evdeki düzenin üzerimizdeki etkisini ve rahatlığın herkes için neden farklı bir anlam taşıdığını konuşuyoruz.
Yataş Grup’un Mobilya markası Divanev’in Türkiye Rahatlık Haritası araştırmasından yola çıkarak Türkiye’nin rahatlama alışkanlıklarına da göz atıyoruz.
Divanev işbirliğiyle hazırlanan bu bölümde, rahatlığın tek bir formülü olmadığını hatırlıyor ve #BenBöyleRahatlıyorum diyoruz.
Divanev ile ilgili daha fazla detay için web sitelerini ziyaret edebilirsiniz.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
"Hikayeni Yeniden Yaz!" kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Divanev" hakkında reklam içerir.
Transkript
Yataş grubun mobilya markası Divanev Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, yıllardır Türkiye'nin en çok dinlenen podcast kanalındasınız.
Ben Merve.
Bugün çok özel bir konuyla geldim.
Çünkü yine çok ilgimi çeken konulardan biri.
Yaşadığımız mekanların, evimizin, iş yerimizin, ruh halimiz üzerinde, zihnimiz üzerinde,
Hatta ilişkilerimiz ve hayat kalitemiz üzerindeki o görünmez muazzam etkisi yani Feng Shui'yi konuşacağız bugün.
Hani böyle bazı evlere girdiğinizde o evde saatlerce oturmak istersiniz ama bazı yerlerde çok şık olsa bile son derece lüks bir yer olsa bile içiniz daralır.
Böyle sebepsiz bir ağırlık çöker ve hemen oradan kalkıp gitmek istersiniz.
Peki ama neden? İşte bu sorunun cevabı özellikle Asya'da binlerce yıldır insanlığın peşinden koştuğu kadim bir mekan felsefesinde saklı.
Feng Shui. Feng Shui'nin kökeni biliyorsunuz Çin'e dayanıyor. Kelime anlamı Feng, rüzgar. Shui ise su anlamına geliyor. Yani rüzgar ve su.
Rüzgar gözle göremediğimiz ama tenimizde hissettiğimiz o enerjiyi taşıyan kuvvet. Su ise yeryüzünü besleyen, hayat veren, akıp giden ve şekil alan canlılık.
Peki neden rüzgar ve su?
Çünkü antik Çin felsefesinde rüzgar enerjiyi dağıtan, su ise onu sınırlayıp toplayandır.
Yani Feng Shui'yi en yalın tanımıyla söyleyecek olursam, insanın doğayla, çevresiyle ve yaşadığı alanla tam bir uyum ve denge içerisinde var olma sanatıdır.
Aslında bunu evimizde uyguladığımız böyle bir tür mekansal akupunktur gibi düşünebilirsiniz arkadaşlar.
Hani akupunktur uzmanları ince ince iğnelere, vücudumuzda belirli noktalara yani meridyenlere ve meridyen dışı noktalara dokunduruyor ya ne yapıyorlar bu şekilde?
Orada hapsolmuş, tıkanmış olan yaşam enerjisini açığa çıkarıyorlar, serbest bırakıyorlar akupunktur mantığı.
Feng Shui ise evimizdeki mobilyaların, kapıların, ışığın, renklerin ve nesnelerin yerini düzenleyerek yaşam alanlarımızdaki enerjisel tıkanıklıkları açmayı ve yaşam kalitemizi yükseltmeyi hedefliyor.
Ama şunu baştan söyleyeyim sanılanın aksine Feng Shui özellikle Batı dünyasında çok yanlış anlaşılmış bir şey.
Hani Feng Shui bir dekorasyon trendi değil, fantezi bir kehanet yöntemi değil ya da sihirli bir şeyler değil.
Çünkü kökenleri günümüzden yaklaşık 7000 yıl öncesine kadar gidiyor.
Antik Çin'deki Sarı Nehir ve Yangtze Vadisi'ndeki ilk tarım toplumuna kadar uzanıyor.
O dönemde yaşayan insanlar için Feng Shui estetik bir tercih değil.
Yani doğrudan bir hayatta kalma hatta doğaya karşı ayakta kalma ve var olma disipliniydi.
Neden?
Çünkü pirinç tarımı yapan çiftçiler kuzeyden çok sert ve dondurucu bir kış rüzgarı esiyor ve bundan korunmak için
hatta nehir taşkınlarında boğulmamak için ne yapmak zorundaydı?
Doğru güneş açısını yakalamak zorundaydı.
Çünkü bu şekilde mahsullerini büyütüp hayatta kalacaklardı.
E ne yaptılar? Uzun uzun gözlemler yaptılar ve bu gözlemler sonucunda sırtını kuzeydeki sert dağlara dayayan ve yüzünü işte güneye tatlı nehir kıyısına dönen yerleşimcilerin hem doğa felaketlerine karşı çok daha güvenli olduğu hem de inanılmaz derecede bereketli olduğu fark edildi gözlemler sonucunda.
Ne oldu sonra? Bu pratik yani bu doğa gözlemleri zamanla sistematik bir mekan ve çevre okumasına dönüştü.
Feng Shui böyle böyle gelişmiş bir şey. Peki Merve bu kadar eski işte binlerce yıllık kadim bir doğa disiplini nasıl oldu da günümüzün modern şehir hayatına, 20. kattaki bir plazaya, bir daireye ya da metropolün ortasına yer alan kutu gibi bir stüdyo dairesine nasıl ulaştı?
Niye orada Feng Shui'yi uyguluyoruz?
Yani adamlar bunu dağda uygulamış, pirinç tarlasında uygulamış biz niye uyguluyoruz?
Çünkü insanın o temel evrimsel ihtiyacı hiçbir zaman değişmedi ve değişmeyecek.
Nedir o? Güvende hissetmek değil mi?
Huzur bulmak ve yaşadığı alan tarafından desteklenmek.
Evimiz bizim dış dünyadaki zırhlarımızı, ünvanlarımızı, maskelerimizi, her şeyimizi çıkarıp o en savunmasız kaldığımız ana sığınağımız.
Eğer o sığınak doğru bir şekilde düzenlenmemişse bedenimiz ve zihnimiz kesintisiz bir uyarılmaya maruz kalıyor ve dolayısıyla sürekli bir alarm durumunda kalıyor.
İşin mantığı bu.
Şimdi arkadaşlar Feng Shui'nin tam merkezinde Kui ya da Batı'da bilinen adıyla söyleyecek olursak Qi enerjisi yer alıyor.
Buna da bir podcast yapmayı düşünüyorum.
Kafa parantez.
Qi çok önemli çünkü evrendeki her şeyi sardığı, canlı ve cansız tüm maddelerin içinden kesintisiz bir şekilde akan yaşam kuvveti olduğu düşünülüyor.
Tıpkı aldığımız nefes gibi.
Yani onu gözde göremeyiz ama yokluğu yok oluşu getirir.
Hayatın sonu demektir Qi'nin olmaması.
Evimizin kapısı, pencereleri, koridorları ve odaları o Qi enerjisinin dolaştığı birer damardır.
Yani tıpkı insan bedenindeki kan dolaşımı gibi böyle düşünün.
Eğer çiğ evde rahat bir şekilde güzel berrak bir nehir gibi akabiliyorsa işte o evde yaşayan insanlar kendilerini canlı hissederler, sağlıklı, neşeli ve şanslı hissederler.
Gayet iyi hissederler.
Ama o çiğ enerjisi bir yerlerde sıkışıp kaldıysa o evin içinde o enerji serbest bir şekilde akmaz, tıkanır, bir blokaj olur ya da bir fırtına gibi çok hızlı bir şekilde akıp giderek o evi terk eder.
Dolayısıyla o evde huzursuzluk, kronik yorgunluk, tartışmalar ve bereketsizlik yaşanacağı düşünülüyor.
Şimdi Feng Shui'de evimizin kapıları ve pencereleri çok önemli.
Çünkü evimizin kapısı ve pencereleri bir insanın soluk alıp vermesine benzetiliyor.
Evimizin kapısını her açtığımızda içeriye böyle taze bir nefes giriyor değil mi?
Pencereleri açınca evimize oksijen giriyor.
Dolayısıyla bir yaşam enerjisi geliyor evin içine.
Ama o evde böyle tıkış tıkış eşyalar varsa adım atacak yer yoksa kapıyı açıyorsunuz yarım yamalak açılıyor kapı.
Çünkü arkada montlar var halılar var neler neler var.
Kapı açılmıyor yani içeri zor giriyorsunuz.
Hiçbir şekilde cam pencere açılmayan hava almayan bir ev ne oluyor?
Böyle adeta nefes darlığı çeken bir insan gibi düşünün.
Nefes alamıyor. O çiğ enerjisi gezmiyor evde. Yani kendi içinizde hapsolmuş gibi hissediyorsunuz. Basıyor ev sizi. O yüzden ilk bakmanız gereken yer Feng Shui'ye göre evinizin ne derece nefes alabildiği.
Çünkü gün içinde eve her girdiğinizde o kapınızın bir şeye takılması, yarım açılması vs. bunlar zihninizde fark edemediğiniz mikro stresler yaratıyor.
Ve zihniniz bunu ben hayatımda ilerlerken her an bir engelle karşılaşabilirim olarak yorumluyor.
Ya da fırsatları evime tam kapasiteyle alamıyorum şeklinde sembolik bir mesaj gibi algılıyor olabilirmiş.
Dolayısıyla evinizde böyle tıkış tıkış eşyalarınız varsa zihinsel sıkışmışlık gibi düşünün bunu.
İçeride adım atacak yer kalmadığında masaların üzeri böyle evrak yığınlarıyla dolmuş her yerde çamaşırlar yerlerde bir şeyler ya da dolaplar böyle ağzına kadar tıkıldığında mekanın nefes boruları tıkanıyor öyle düşünün Feng Shui'ye göre.
Hatta Princeton Neurobilim Enstitüsü ve çevresel psikoloji araştırmaları göz hizasında ve yaşam alanında biriken yoğun eşya yığınlarının beyindeki görsel korteksi sürekli uyardığını gösteriyor.
Bakın araştırmalarda destekliyor.
Yani evin bu hali zihnimizin dinlenmesini engelliyor arkadaşlar.
Ve bu kronik içsel baskı kortizol üretimi yaratıyor.
Bu da eşittir hastalıklara kapı açılıyor.
Yani kendi içinizde hapsolmuş, kararsız veya tıkanmış hissediyorsanız şöyle dönün bir evinize bakın.
Belki hiç aklınıza gelmedi bugüne kadar.
Çünkü bu duygu Feng Shui'ye göre çoğunlukla evinizdeki o durgun enerjinin bir aynasıdır deniliyor.
Ev nefes almadıkça içinde yaşayan insanlar da zihinsel olarak genişleyemiyor ve tükenmiş hissediyorlar.
Kendilerini kötü hissediyorlar.
Peki ne yapalım?
Şimdi tüm iç kapıların ve dış kapıların arkasındaki askılıkları, birikmiş eşyaları düzenleyelim, temizleyelim.
Kapıların arkasına bir şey koymayın.
Halıymış, montmuş bilmem yığmayın Feng Shui'ye göre söylüyorum.
Açılsın o kapınız sıfır bir şekilde açılsın.
Eve ilk girdiğiniz an çok önemli.
Antre alanı her zaman belli ve toplu olmalı Feng Shui'ye göre.
Ayakkabı yığınları olmayacak yerlerde ayakkabılar vesaire.
Hepsini kaldırın.
Kapalı dolaplara kaldırın.
Kapıyı açar açmaz sizi böyle evde tertemiz bir manzara karşılasın.
Bu çok önemli.
Ferah bir koku karşılasın.
Merve yalandan bölüm yapıyor evinizi toplatmak için.
Kendimi öyle hissettim şu an.
Bu arada benim bir sürü bölümüm var.
İşte Japonların temizlik felsefesi.
Yok işte evinizi düzenlemek zihinsel olarak sizi nasıl değiştirir?
İstifcilik o bölümde çok tutmuştu.
Ve hatta o bölümden sonra millet böyle evini koşarak boşalttı.
İstifcilik bölümünden sonra.
Bence bundan sonra da bir değişim yaşayacağız diye düşünüyorum.
Böyle bölümleri seviyorum bu arada.
Bana da çok iyi geliyor.
Hemen böyle kalkıp evde böyle bir şeyleri değiştirmek istiyorum.
Evi temizlemek istiyorum.
Gaza geliyorum yani.
Devam edelim.
Peng Shui'yi konuşurken aslında hep aynı yere dönüyoruz.
Bir alanın bize nasıl hissettirdiğini.
Ama rahatlık herkes için aynı şey değil.
Kimimiz düzenli bir evde rahatlıyor.
Kimimiz sessizlikte.
Kimimiz sevdikleriyle beraberken.
Üstelik rahatlık sadece fiziksel bir konfor da değil.
Bazen zihnimizin susması, bazen kendimize ait bir alan bulabilmek.
Hatta Divanev'in Türkiye genelinde gerçekleştirmiş olduğu Türkiye Rahatlık Haritası araştırması da bunu gösteriyor.
Katılımcıların %83'ü rahatladığında bile yapılacak işleri düşünmeye devam ettiğini belirtmiş.
%55'i ise gün içinde kendine bir saatten az kesintisiz bir şekilde zaman ayırabildiğini söylemiş.
Ne kadar az bakar mısınız?
Belki de bu yüzden rahatlığın en güçlü adresi ev.
Araştırmada insanların %73'ü kendine en rahat hissettiği ortam olarak kendi evini seçiyor.
Aynı şekilde bende.
Evdeki rahatlama ritüellerinin merkezi ise çoğunlukla salon ve koltuk oluyor.
Ve bence divan evin rahatlık yaklaşımı da tam burada Feng Shui ile buluşuyor.
Çünkü herkesin kendine göre bir rahatlık formülü var.
Hani kimi için ayaklarını uzatabilmek, kimi için misafir geldiğinde o koltuğun yatağa dönüşebilmesi, kimi için de çocuk ya da evcil hayvan bir şey döktüğünde bunu dert etmemek.
Divanev'de Türkiye Rahatlık Haritası'yla tam olarak bunu keşfediyor.
Türkiye'de insanlar nerede, nasıl ve ne yaparken rahatlıyor?
Peki size sorayım siz nasıl rahatlıyorsunuz arkadaşlar?
Divanevin hashtag ben böyle rahatlıyorum çağrısıyla siz de kendi rahatlama biçiminizi paylaşabilirsiniz.
Çünkü dediğim gibi rahatlığın tek bir formülü yok.
Bazen fiziksel, bazen zihinsel, bazen de duygusal.
Önemli olan size iyi geleni bulmak.
Hadi devam edelim.
Şimdi pencerelerinizin önüne mümkünse hava akışını ve gün ışığını kesecek böyle devasa mobilyalar koymayın.
Bakın söylediklerim hiçbiri mantıksız değil.
Hani belki Feng Shui'yi mantıksız bulacaksınız ya da işte ay ne bu ya deli saçması falan diyenler olacaktır.
Ama söylediklerim hiçbiri mantıksız değil şu ana kadar.
Mobilyalar koymayın gün ışığını keseceklerim.
Gün ışığı evinizin her yerine ulaşsın.
Neydi eskilerin sözü vardı?
Güneş girmeyen eve doktor girer.
Gıcırtılı kapılar, menteşeler, işte zor kapanan veya takılan kilitler bunları düzeltin.
Çünkü bunlar evin nefes alırken çıkarmış olduğu hırıltılar gibi Feng Shui'ye göre.
Yani evinizde bozuk şeyler olmasın arkadaşlar.
Bir an önce bunları tamir edin.
Yatağınızın altını eşyalarla, kolilerle böyle sıkış sıkış doldurmayın deniliyor.
Çünkü bu da uyku esnasında bedeninizin etrafında dönmesi gereken o enerji sirkülasyonunu engelliyor.
Şimdi Feng Shui'ye göre evimizde dolaşan Qi enerjisi tek bir tip değil.
Üç temel biçimde karşımıza çıkıyor.
Sheng Qi, Shi Qi ve Sha Qi.
Bu da böyle uyduruyormuşum gibi geldi.
Çok basit isimler.
Şimdi diyecekler ki niye her şeye gülüyorsun ne bileyim ben ya.
Komik geldi güldüm.
Hesap mı vereceğiz kardeşim?
Şimdi Shang-Chi evimizde hepimizin arzuladığı ve çekmeye çalıştığı bir enerji tipi.
Taze, canlı, neşeli, şifalı bir yaşam enerjisi.
Hani dedim ya böyle bazı evlere girince içinizi sebepsiz bir hafiflik kaplar.
Böyle bir ferahlık kaplar.
Gitmek istemezsiniz.
İşte o evler Shang-Chi enerjisiyle dolu olan evlerdir.
Şu an şeyi düşündüm ya hani istenmeyen bir misafir var ve yatılıya kalmış ve sizin eviniz çok Shang-Chi enerjisiyle dolu.
Gönderemezsiniz de.
İkinci enerji Shi-Chi.
Shang-Chi'nin tam tersi.
Böyle durgunlaşmış, çürümeye yüz tutmuş, hap solmuş, işte canlılığını kaybetmiş bir enerji bu.
Hani aylardır havalandırılmayan evler vardır.
Karanlık odalar, tozlanmış, işte yıllardır dokunulmamış eşya yığınları.
Bu ne ya perili ev gibi.
Hani bazı evlere girince böyle esnersiniz sürekli, ağzınız hiç kapanmaz, üzerinize bir ağırlık çöker.
İşte Shiqi olan bir evde yaşamak insanı zihinsel ve fiziksel olarak böyle ağırlaştırıyormuş.
Ve kronik erteleme hastalığına sürüklüyormuş Feng Shui'ye göre.
Üçüncü ve en tehlikeli enerji tipi ise Shaqi.
Yani Türkçesiyle zehirli okular.
Çünkü Shaqi çok hızlı, keskin, hırçın, yıkıcı ve kırıcı bir şekilde hareket eden negatif bir enerji.
Nedir bunlar? İşte evimizdeki sivri mobilya köşeleri, böyle upuzun karanlık koridorların sonundaki kapılar, doğrudan üzerimize doğru sivrilen kolonlar, çatılardaki sivri eğimler ve tavan kirişleri.
İşte bunlar tıpkı görünmez bir kılıç ya da bir ok gibi etrafa şaçıyı fırlatıyor.
Yani zehirli ok yani negatif enerji fırlatıyor.
Eğer çalışma masanız, oturduğunuz koltuk ya da odanız böyle bir noktadaysa kendinizi sürekli tehdit altında nedensiz bir şekilde gergin hissedebilirsiniz.
Peki evimizdeki bu farklı enerjileri nasıl dengeleyebiliriz?
İşte bu noktada karşımıza evrenin iki temel zıt kutbu çıkıyor.
Yin ve yang.
Hep böyle yink diye simgeliyor.
Yin ve yang.
Yin, dişil, pasif, karanlık, sakin, yumuşak, serin ve dinlendirici enerji.
Yang ise eril, aktif, aydınlık, sıcak, hareketli, coşkulu bir enerji.
O yüzden mükemmel bir yaşam alanı ne tamamen yin ne tamamen yang olmalıdır.
Mesela yatak odanızın fazla yang olması.
Yang neydi?
Eril, aktif, sıcak, hareketli, aydınlık, coşkulu enerji.
Çok coşkulu bir yatak odası yani yang olması, aşırı parlak ışıklar, canlı kırmızı tonlar, turuncu duvarlar, büyük büyük aynalar, televizyonlar, hareketli nesneler bunları içermesi hem zihninizi fazla uyaracaktır hem de uykunuzu kaçıracak.
Ya da salonunuzun, çalışma odanızın fazla yin olması yani karanlı, kasvetli ve loş olması sosyal hayatınızı, üretkenliğinizi ve neşenizi söndürür.
O yüzden amacımız gündüz yaşam alanlarımızda yank, gece dinlenme alanlarımızda yin dengesini koruyabilmek.
İşte bu dengenin ana omurgasını ise elementler teorisi oluşturuyor.
Ağaç, ateş, metal ve su.
Bu elementlerin aralarında harika bir döngüsel ilişki var.
İki temel döngü var.
Birincisi doğurgan ve besleme döngüsü.
Şimdi buna göre mesela besleme döngüsünde ağaç ateşi besliyor.
Yani odun yanıyor ve o ateşi büyütüyor değil mi?
Ateş yandıktan sonra ne oluyor?
Geriye kül kalıyor ve o kül toprağa karışıyor.
O toprak zaman içinde kendi içinden mineralleri ve metalleri doğuruyor.
Metal ise o suyu topluyor, yoğunlaştırıyor.
Su da ne yapıyor?
Ağacı besliyor ve yeniden büyütüyor.
Yani aslında her element bir sonrakini besliyor arkadaşlar.
Ağaç ateşi, ateş toprağı, toprak metali, metal suyu, su da yeniden ağacı.
Döngüye bakın.
İşte Feng Shui'deki amaç bu döngüyü evin içerisinde dengeli bir biçimde kurabilmek.
Neden? Çünkü bu beş unsur birbirini desteklediğinde mekanımızdaki enerjinin daha rahat aktığına, bunun da huzur, denge ve bereket hissini güçlendirdiğine inanılıyor.
Dolayısıyla mesela eğer evinizde işte mutfakta ocak yani ateş var değil mi?
Fakat hemen yanında lavabo varsa yani su, ateşle su bakın çok yakın bir şekilde yan yana konulmuşsa su ateşi söndürür.
Bu döngü devreye girer yani ve o mutfakta sürekli bir gerilim, bir tartışma, huzursuzluk ve bir takım rahatsızlıklar yaşanabilir.
Midesel rahatsızlıklar özellikle.
O yüzden ne yapıyoruz Feng Shui'ye göre?
Mutfağımızdaki ocak ile lavabo çok yakınsa birbirine arasına ahşap bir kesme tahtası koyabilirsiniz dengeyi kurmak için.
Ya da küçük bir bitki koyabilirsiniz.
Böyle minik ağaçlar oluyor ya onlardan.
Daha somut örnekler vereyim Feng Shui için.
Mesela çalışma odanızda masanızı duvara sıfır bir şekilde dayadınız ve sandalyenize oturdunuz.
Ama sırtınız odanın giriş kapısına doğru dönük kalıyorsa bu da önerilmez.
Çünkü arkadan birinin geldiğini göremezsiniz.
Dolayısıyla ne olur?
Beynin ilkel korunma mekanizması olan amigdala sürekli tetikte kalır.
Bir türlü böyle huzurlu bir şekilde çalışamazsınız öyle oturduğunuzda.
Hatta bu durum Feng Shui'de zihnimizde işte aman arkamdan biri gelip beni gafile avlamasın endişesi
ve hatta işte mesleki hayatımızda sırtımızdan bıçaklanma ve ihanet korkusu yaratabilir deniliyor.
O yüzden arkadaşlar oturduğunuz yerden rahat bir şekilde odanın kapısını, pencerelerini görebilin.
Yani o şekilde bir dekorasyon yapın.
Yatak odanızda gardırop aynası ya da boy aynası doğrudan yatağın ayak ucundaysa ya da yanına yerleştirildiyse
yani uykuya dalarken kendinizi görüyorsanız bu da hatalı.
Çünkü gece gözünüzü her açtığınızda kendi sülüyetinizi göreceksiniz.
Bu da bence korkunç bir şey.
Uykunuzu da bozar.
Ayrıca evliyseniz arkadaşlar simgesel olarak yatakta üçüncü bir kişinin varlığı izlenimini veriyormuş.
Dolayısıyla ilişkilerde güvensizlik hissi yaratır deniliyor.
Hatta ihaneti çekersiniz diyenler de var.
Bu arada eğer bekarsanız çok önemli bir şey söyleyeceğim.
Feng Shui'ye göre eğer yatak odanızda böyle tek kişilik bir yatağınız varsa,
Başı durduğunuzda sadece tek bir komodin varsa her şey tekse yani odanızda bu da tek kalmak istiyorum gibi bir çağrışım yaratıyormuş.
Tek yastık, tek kişilik yatak, tek bir komodin, tek bir lamba der.
Bunlar hep böyle ben yalnız kalmak istiyorum, hayatıma yalnızlığı çekiyorum anlamına geliyormuş.
O yüzden çift komodin, çift kişilik yatak yani her şey mümkünse çift kişilik olsun.
Belki de bekarlığını son bulacak bu şekilde.
Bir bölümde hangisini hatırlamıyorum?
Evinize astığınız tablolara dikkat edin demiştim.
Hatta ben Gerlika tablosunu çok severim ama asla evime asmam demiştim.
Çünkü savaşı çağrıştırıyor, acıyı çağrıştırıyor.
Şey vardı ya Chico, lanetli resim.
Ben ona da inanıyorum arkadaş.
Ağlayan çocuk resmi yani ne getirecek evime?
Şans ve bereket getirecek hali yok.
O yüzden bence evinize astığınız tablolara dikkat edin.
Mesela işte yalnız bir kadın.
Düşünsenize yalnız bir adam tablosu asmışsınız.
Yalnızlığı çeker deniliyor.
Ben okeyim buna inanıyorum.
Çünkü ben yalnızım mesajı veriyorsunuz evrene bence.
Böyle deyince de evimdeki tablolara şöyle bir göz gezdirdim.
Genelde kaplan var ya benim tablolarımda.
İyidir herhalde.
Bir başka detay.
Yatağınız duvara dayalı bir şekilde ise ve ayak ucunuz doğrudan odanın çıkış kapısına bakıyorsa
buna tabut pozisyonu diyorlar.
Bu şekilde yatmak yine yalnızlığı çekiyormuş.
İyi değilmiş.
Bunun dışında mutfağımızda mesela bıçak setiniz hemen böyle tezgahınızın üzerinde hazır bir şekilde duruyorsa
ve keskin uçları dışa dönük bir şekilde duruyorsa çok fena.
Bu da sürekli bir tehdit ve saldırı anlamına geliyor.
Yani bu evlerde gerginliğin çok olacağı söyleniyor Feng Shui'ye göre.
Eve girdiniz, dış kapıyı açtığınızda direkt böyle tam karşınızda ayna varsa eğer bu da iyi değil arkadaşlar.
Çünkü evin giriş kapısı yaşam enerjimizin Qi'nin girdiği ağızdır.
Dolayısıyla burası çok önemlidir.
O yüzden kapı açıldığında enerjinin tam karşımızdaki aynaya çarpıp geri yansıması evin dışını kaçırıyor bereketi yani.
Zihinsel yorgunluk ve stres yaratır deniliyor.
O yüzden evinizdeki aynaların konumuna, pozisyonuna dikkat edin.
Banyo kapımızın ve klozet kapağımızın açık olması.
Bunlar da iyi değil.
Açık klozet kapağından sifonu çektiğinizde ki çok tik sinirim bundan.
Şunu yapmayın arkadaşlar.
Etrafa cidden mikrop saçılıyor.
İğrenç bir şey yani.
Lütfen o sifonu çekerken kapağı kapatın.
Erkekler bunu sevmedi.
Şimdi neden böyle diyorlar Feng Shui'ye göre?
Çünkü evdeki birikim ve finansal akış hani o sifonla beraber suyu çektiğinizde gider deniyor.
Hatta altın varaklı çeşmeler içinde bu söyleniyor.
Yani bütün finansal akış o altın varaklı çeşmelerle beraber böyle bol bol akıp gidiyormuş.
Salonunuzda ve yatak odanızda sivri dikenli kaktüsler.
Bunlar da iyi değil.
Kaktüs. Evde kaktüs kullanırken çok dikkat edin.
Çünkü onun dikenleri etrafa zehirli ok enerjisi yayıyormuş ve iletişimimizi sertleştiriyormuş Feng Shui'ye göre.
Bu arada ben böyle basite indirgeyerek anlatıyorum ama doğum yılımıza, cinsiyetimize göre hesaplanan kişisel Kua numaramıza göre hangi elemente ve hangi uğurlu yönlere yatkın olduğumuza da bakıyorlar.
Kua numarası kişisel bir enerjisel kimlik kartı gibi bir şey.
Hatta yapay zekayı sorabilirsiniz kendi Kua numaranızı bulmak için.
Şimdi gelelim Feng Shui'nin en büyüleyici kısmına arkadaşlar.
Bagua haritası diye bir şey var.
Bilmiyorum duydunuz mu?
Bagua 8 alan ve 8 yön anlamına geliyor.
Ama ana merkezle beraber 9 ana yaşam alanını temsil eden bir sekizgen.
Şimdi bu planı evimize oturtuyoruz Bagua haritasına göre.
Gözünüzü şöyle bir kapatın arkadaşlar.
Evinize kuş bakışı olacak şekilde gözünüzde bir canlandırın.
Evinizin ana giriş kapısı Bagua'nın alt kenarı oluyor.
Kapıdan durup evin içerisine baktığınızda sol arka köşe zenginlik ve bereket.
Tam karşıdaki orta arka bölüm şöhret ve itibar.
Sağ arka ise aşk ve ilişkileri temsil ediyor.
Şimdi buna göre evimizin sol arka köşesi dağınıksa, pisse hayatınızda pek bir bereket olmaz Feng Shui'ye göre.
Yani orada bir çöp kovası varsa, fatura yığınları varsa, bir dağınıklık varsa, bir pislik varsa bereket beklemeyin diyorlar.
Evimizin ana giriş kapısı kuzey olarak kabul ediliyor.
Kuzey bölümü kariyer ve hayat yolculuğu alanımız evimizin kuzeyi.
Telefonunuzdan pusula açabilirsiniz o şekilde bulunuyor.
Kuzey Doğu bilgi, öğrenme ve içsel gelişim alanımız.
Doğu tarafı, evimizin doğu tarafı aile ve sağlık alanımız.
Güney Doğu para, bolluk ve bereket.
Güney şöhret, görünürlük ve itibar alanı.
Güney Batı aşk, evlilik ve ilişkiler alanımız.
Batı çocuklar, yaratıcılık ve projeler.
Kuzey Batı hayatta bize destek veren yardımcı olan insanlar.
Evin merkezi ise tam orta noktası genel denge ve sağlık alanı.
Mesela çocuğunuzun odası batıdaysa Feng Shui'nin mantığına uygun düşüyor.
Neden? Çünkü batı için ne dedik? Çocuklar ve yaratıcılık alanı dedik.
Peki bu 9 bagua alanını nasıl etkinleştirip şifalandırabiliriz?
Şimdi ana kapıdan girdik evimize.
Ana kapı için kuzeyimiz dedik değil mi? Burası çok önemli.
Ana kapımız çok önemli.
Güney doğuya yani bereket ve bolluk alanımıza küçük bir su şadırvanı.
Ben kedimin su sebilini oraya koyacağım.
mor ya da yeşil objeler ekleyebilirsiniz ki en sevdiğim renkler.
Para ağacı koyabilirsiniz ya da işte sağlıklı böyle etli, kalın yapraklı, canlı bir bitki koyabilirsiniz.
Sizi bereketi çağrıştıran objeler de olabilir.
Aman diyeyim o bereket tanrısı falan koymayın.
Ahşap bir sehpa olabilir.
Güney batı yani aşk kısmına çift objeler, çift mum, çift kuvars taşı, işte pembe kırmızı detaylar koyabilirsiniz.
Aşk hayatınızı böyle hareketlendirmek için ya da hayatınızı aşkı çekmek için.
Kuzey yani kariyer alanımıza dalgalı formlu cam objeler koyabilirsiniz.
Siyah, lacivert dekorlar ya da küçük bir akvaryum olabilir deniliyor.
Güney'e yani şöhret ve itibar alanımıza aydınlatmalar koyabiliriz.
Bunları arttırabiliriz.
Kırmızı, turuncu detaylar kullanabiliriz.
Doğu alanımıza yani sağlık alanımıza canlı yeşil bitkiler ama canlı olsun bakın.
Solgun şeyler asla.
Ahşap mobilyalar olabilir.
Sağlam ahşap, masif mobilyalar.
Aile fotoğraflarımız olabilir.
Kuzey doğuda kitaplığımız olabilir arkadaşlar.
Kuzey batı ise dünya haritası, sevdiğimiz rehber kişilerin görselleri ve son olarak evimizin merkez alanı ise boş, ferah ve temiz tutalım deniliyor.
Bunlar dışında neler var söyleyebileceğim?
Mesela paspas altına doğal kaya tuzu koyuyorlarmış Feng Shui'ye göre.
Bereket getireceğine inanılıyor ve az önce dediğim gibi evinizde kırık, çatlak ya da tamir edilmemiş eşyalar olmasın.
Bunlar kırılmışlık ve ihmal edilmişlik enerjisi yayıyormuş.
Bilinç altınız o eşyaları her gördüğünde eksiklik hissini pekiştiriyormuş.
Yani Feng Shui deyip geçmeyin arkadaşlar.
Asya'da Feng Shui o kadar önemli bir yere sahip ki.
Mesela Hong Kong'daki işte 1980'lerde inşa edilen Bank of China binası keskin üçgen köçeleriyle adeta böyle çevresindeki binalara o Shaqi dediğimiz zehirli ok enerjisi var ya onu fırlatıyor.
Bence bilinçli yapılmış bir şey.
Ama bu binanın tam karşısına denk geldiği iş insanı Li Kouxing kendi Changkong Center binasını inşa ettirirken mimarlara binanın dış hatlarını tamamen dairesel ve içe kıvrılı bir şekilde yaptırıyor.
Feng Shui'ye göre yaptırıyor.
Çünkü karşısındaki negatif enerjiyi nötralize ediyor bu şekilde.
Bir de Feng Shui'de çok ilginç bir uygulama daha var.
27 eşya kuralı.
Eğer kendinizi sıkışmış hissediyorsanız, böyle bir bunalmışlık varsa üzerinizde, evinizde 27 eşyanın yerini değiştirin diyorlar.
Bu bir tablo olur, bir vazo bile olur arkadaşlar ya da kullanmadığınız bir eşya.
Onu da çıkarabilirsiniz.
27 eşya kuralı bu.
Feng Shui'ye inanalım diye böyle bir bölüm yapmadım.
Bunu baştan söyleyeyim.
Neyin ne olduğunu bilelim diye bu bölümü yaptım.
Hani ortamlarda bir Feng Shui muhabbeti olur.
Biz de iki kelam laf edebilelim diye.
Hani evin bir köşesine canlı bir bitki koymanın bereket getirdiğine ya da yatağımızın yönünü değiştirmenin hayatımızın akışını değiştirdiğine ya da görünmez bir enerjinin odalar arasında dolaştığına inanmayabilirsiniz.
Ama bence şunu inkar edemeyiz.
Yaşadığımız yer bizi etkiliyor.
Güzel ışıklandırılmış bir oda hayal edin ve bir tarafta da kapkaranlık, kasvetli, hiç havalandırılmamış bir oda olsun.
hangisi iyi hissettirir?
Ya da dağınıklığın içinde yaşamakla
nefes alabildiğiniz böyle güzel havalandırılmış
mis gibi tertemiz bir evde yaşamak
bunlar aynı şeyler değil.
Aynı hissettirdiğini düşünmüyorum.
Sizi bilmiyorum ama ben evim topluyken
daha böyle mutlu hissediyorum kendimi
ve o enerjim de belki size yansıyor podcast yaparken.
Yani dağınıklık beni gerçekten zihinsel olarak yoruyor.
İyi hissettirmiyor.
Ya da her gün gördüğünüz kırık dökük bir eşya
hiç kullanmadığınız, atmadığınız o eşyalar
Bunların hepsi fark etmeden zihnimizde de bir ağırlık yaratabiliyor.
Bazen bir çekmeceyi boşaltmak, bir pencereyi açmak, bir eşyanın yerini değiştirmek bile insana
ya ben burada bir şeyleri değiştirebiliyorum duygusu veriyor ve bence modumuzu yükseltiyor.
Yataş'ın mobilya markası Divanev Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Divanev hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Kendinize iyi bakın, evinizde huzurla kalın.
Hoşçakalın, bay bay.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
