
Üç Valiz ve Bir Cinayet: Brezilya'yı Sarsan Dava
14 Ekim 2026 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Brezilya’yı yıllarca sarsan Elize Matsunaga davası: bir eskort sitesinde tanışan, sonra Yoki gıda imparatorluğunun varisiyle evlenen bir kadının, kocası Marcos Kitano Matsunaga’yı kendi evlerinde öldürüp cesedini parçalayarak São Paulo dışına dağıttığı gerçek suç dosyası.
Transkript
Yeni bölümleri kaçırmamak için bildirimleri açmayı unutmayın.
Sao Paulo'nun varlıklı semtlerinden birinde gökyüzüne doğru yükselen bir apartmanın
en üst katı.
19 Mayıs 2012, bir cumartesi gecesi.
Asansörün aynalı kapıları açılıyor ve içeriye elinde pizza kutusuyla sinirli görünen
bir adam giriyor.
Bina kamerası onu sessizce kaydediyor.
Yüzü gergin, adımları sert ve bir an öfkeyle asansörün duvarına tekmeyi savuruyor.
O kare Marcos Kitano Matsunaga'nın hayattayken çekilmiş son görüntüsüydü.
Çünkü o gece o daireye giren adam bir daha aşağı inmeyecekti.
Ertesi sabahın ilerleyen saatlerinde aynı asansöre bir kez daha hareket etti.
Ama bu sefer içeride 3 büyük valizi güçlükle sürükleyen bir kadın vardı.
O valizlerin içinde ne olduğunu günler sonra bütün Brezilya öğrenecekti.
Bu hikayeyi anlamak için birbirinden bu kadar uzak iki hayatın nasıl aynı çatının altında birleştiğini görmemiz gerekiyor.
Bir taraftan doğuştan gelen bir servet vardı, diğer taraftaysa o servete hiç yaklaşamamış bir çocukluk.
İki dünya, kağıt üzerinde asla kesişmemesi gereken dünyalardı.
Marcos Kitano Matsunaga 1970'de Sao Paulo'da Japon kökenli varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğdu.
Şehrin en iyi okullarında okudu.
Ardında saygın bir üniversitede işletme eğitimi aldı.
Çünkü önünde devralması gereken bir miras vardı.
Ailesinin şirketi Yoki 1960'da dedesi Yoshizo Kitano tarafından kurulmuştu ve yıllar içinde Mısır patlağından baharatlara kadar milyonlarca Brezilyalı'nın mutfağına giren dev bir markaya dönüşmüştü.
Marcos büyüyünce bu imparatorluğun başına geçti ve şirketin icra başkanı oldu.
Onu tanıyanlar Marcos'u dışa dönük ve neşeli bir adam olarak anlatıyordu.
33 parçalık bir ateşli silah koleksiyonu vardı.
Değerli şaraplar biriktiriyordu ve eşiyle paylaştığı ilginç bir tutkusu daha vardı.
Vahşi hayvanlar.
Çiftler de ise her hafta sonu sağ pahalı hayvanat bahçesine gidiyordu.
Dışarıdan bakan biri için bu hiçbir eksiği olmayan bir hayattı.
Eliz Aroho ise bu dünyanın tam zıttında.
29 Kasım 1981'de Parana eyaletinin küçük bir kasabasında doğmuştu.
Yoksulluğun içinde dar imkanlarla büyüdü.
Devlet okullarında okudu ama öğretmenlerinin gözünde çalışkan bir öğrenciydi.
Hemşirelik eğitimi aldı.
Yine de içinde hep daha fazlası vardı.
Bir gün hukuk okuyup avukat olmak istiyordu.
Onunki aşağıdan yukarıya doğru tırmanmaya çalışan bir hayattı.
Ne var ki hayaller para istiyordu paraysa yoktu.
Elis eğitim masraflarını karşılayabilmek için Sao Paulo'ya taşındı ve bir eskort sitesinde Kelly adıyla ilan vermeye başladı.
İşte tam da bu dünyada parayla ilişkilerin yürüdüğü o sitede hayatını sonsuza dek değiştirecek adamla tanışacaktı.
Yıl 2004'tü ve karşısındaki adam Jokin'in sahiplerinden biriydi.
Başta bir alışveriş gibi başlayan bu ilişki zamanla ikisini de beklemediği bir yöne evrildi.
Marcos tanıştıklarında hala evliydi.
Buna rağmen ilizli arasındaki bağ gizli bir ilişki olarak yıllarca sürdü.
Evliliğini bitirmeden önce 3 yıl boyunca onunla birlikte oldu.
Nihayet 2009'da boşandı ve uzun süredir metresi olan bu kadınla evlendi.
Bir zamanlar bir eskort sitesinde tanışan iki insan artık Sao Paulo'nun en lüks semtlerinden birinde aynı soyadını taşıyan bir çift olmuştu.
Kısa süre sonra da bir kız çocukları oldu.
Bu evlilik İliz'in hayal edebileceği her şeyin ötesinde bir sıçramaydı.
Bir zamanlar üniversite masraflarını çıkarmaya çalışan genç kadın,
şimdi Brezilya'nın en tanınan ailelerinden birinin geliniydi.
Lüks bir dairenin, pahalı arabaların, kalabalık davetlerin içindeydi.
Ama böyle bir yükseliş beraberinde görünmez bir borçla getiriyordu.
İliz'in yeni hayatı tek bir adamın varlığına bağlıydı.
Onu kaybederse geldiği yere geri dönme korkusu bu parlak tablonun arkasında hep bir gölge gibi duruyordu.
Ve bu korku ileride her şey belirleyecekti.
Üstelik talih onlara son bir armağan daha sunmuş gibiydi.
Basına yansıyan bilgilere göre cinayetten yalnızca bir hafta önce Yoki,
Amerikalı bir gıda devine yaklaşık 2.2 milyar reale satılmıştı.
Kağıt üzerinde her şeye sahiptiler.
Ta ki o parlak yüzeyin altındaki çatlaklar yavaş yavaş büyümeye başlayana kadar.
Bir masalın bozulması çoğu zaman tek bir günde olmaz.
Sessizce gündelik ayrıntıların içinde başlar.
İliz'in içindeki huzursuzluk 2010 yılının ortalarında filizlendi.
Hocasının kendisini aldattığından şüphelenmeye başlamıştı.
Ama aynı yıl hamile kaldığında bu şüpheler bir süreliğine geri planda bırakıldı.
Bebeğin gelişi evdeki gerilimin üzerine örtmüştü.
Oysa örttüğü şey kaybolmamış.
Yalnızca beklemeye geçmişti.
Kızları doğduktan sonra tablo yeniden bozuldu.
İliz'in kuşkuları büyüdükçe kavgalar sıklaştı.
Sıklaştıkça da ev iki insanın birbirini kontrol ettiği bir sahneye dönüştü.
İliz'in sonradan anlattığına göre bu evlilikte tehdit ve aşağılama eksik değildi.
Kendi ifadesine göre Marcos ona sık sık kendisi olmasa hala sokaklarda olacağını hatırlatıyordu.
Bunlar yalnızca İliz'in versiyonuydu.
Ne var ki bu versiyon yıllar sonra bir mahkeme salonunun kalbine oturacaktı.
Bazı kaynaklara göre bu tek taraflı bir şüphe de değildi.
Markos da eşinin eski hayatına dönmekle ve başka bir ilişki yaşamakla suçluyordu.
Hatta kimi anlatımlara göre iş öyle bir noktaya varmıştı ki Markos da karısını takip ettirmek için ayrı bir dedektif tutmuştu.
Aynı evi aynı yatağı paylaşan iki insan artık birbirini dedektiflere izletiyordu.
Bu bir evlilik değil, karşılıklı bir istihbarat savaşıydı sanki ve böyle bir savaşın galibi olmazdı.
Şimdi şunu bir düşünün, yıllarca bir hayattan diğerine tırmanan, sonunda güvenli bir limana ulaştığını sanan bir insanın o limanın altının oyulduğunu fark etmesi ne demektir?
Eliz için ihanet ihtimali yalnızca bir kalp kırıklığı değildi.
Kurduğu bütün hayatın, kızının, sahip olduğu her şeyin tehdit altında olması demekti.
Bu yüzden kıskançlık onun için tek başına bir duygu olmaktan çıkıp neredeyse bir hayatta kalma refleksine dönüştü.
Bu ayrım birazdan anlatacaklarımı anlamanın anahtarı olacak.
Peki bir evlilik sevginin yerini şüphenin aldığı noktada gerçekten kurtarılabilir mi?
İnsan her gece yanında yattığı kişiden emin olmadığında ne yapar?
İliz'in verdiği cevap çok geçmeden bir dedektifin kapısını çalmak oldu.
2012'nin Mayısında İliz, kocasının bir eskortla yazıştığını fark etti.
Hem de kendisinin bir zamanlar ilan verdiği türden bir dünyada.
Bu durumu o çevrede tanıdığı kadınlara sordu ve aldığı yanıtlar şüphesini pekiştirdi.
Marcos hala başka kadınlarla buluşuyordu.
Artık tahmin etmiyor, biliyordu.
Ama bilmek, kanıtlamak değildi.
Kanıt için bir adım daha atması gerekiyordu.
Ve o adımı attı.
Memleketine giderken kocasını takip etmesi için özel bir dedektif tuttu.
Bundan sonra olacaklar artık onun kontrolünde değildi.
17 Mayıs 2012
İliz uçağa binip memleketine doğru yola çıktı.
O gece dedektiften gelecek haberi bekliyordu.
Ve haber geldi.
Tam da o gece Marcos sağa pahalona şık restoranlarından birinde bir kadınla akşam yemeği yedi.
Ardından ikisi birlikte Villa Olympia semtinde bir otele yerleşti.
Dedektif o buluşmanın fotoğraflarını çekti ve hepsini İliz'e gönderdi.
Gelen görüntüler tartışmaya yer bırakmıyordu.
Kimi kaynaklara göre karelerde Marcos başka bir kadını öperken görülüyordu.
Aylardır kanıt arayan Elise sonunda aradığı kanıtı bulmuştu ama bu kanıt onu rahatlatmadı.
İçindeki fırtınayı büsbütün büyüttü.
O fotoğraflara bakan kadının o an ne hissettiğini tam olarak bilemeyiz ama ne yaptığını biliyoruz.
Memleketinde geçireceği günleri kısa tuttu ve dönüş biletini öne aldı.
19 Mayıs Cumartesi günü Sao Paulo'ya döndüğünde havaalanında onu bekleyen kişi hiçbir şeyden habersiz Marcos'un ta kendisiydi.
Marcos karısını, kucağındaki bebeğini ve bakıcıyı arabaya aldı.
hep birlikte akşam saat 6.30 sularında eve vardılar.
Kısa süre sonra bakıcı da evden gönderildi.
Artık o geniş dairede yalnızca 3 kişi kalmıştı.
Anne, baba, olanlardan bir haber uykuya dalmış küçük çocuk.
Dışarıdan sıradan bir cumartesi akşamıydı.
İçeride ise günlerdir biriken öfke, ihanet ve fotoğraflar
tek bir gecede patlamayı bekliyordu.
Bir ara Marcus'un canı pizza istedi ve sipariş vermek için aşağı indi.
Kameraların kaydettiği o sinirli huzursuz adam işte oydu.
Yukarı çıktığında saat epey ilerlemişti ve o daireye bir daha gün ışığında canlı bir Marcos girmeyecekti.
O gece o dairede tam olarak ne konuşuldu, hangi cümleler söylendi, kavga nasıl başladı bunların büyük kısmı yalnızca tek bir kişinin İliz'in anlatımına dayanıyor.
Onun ifadesine göre önce bir tartışma çıktı.
Marcos onu vurdu ve o an kendini tehdit altında hissetti.
Ardından evdeki silahlardan birine uzandı.
hem de bu silah koleksiyonun bir parçası olarak bizzat Marcus'un ona hediye ettiği bir tabancaydı.
Marcus Kitano Matsunaga kendi evinde başından aldığı tek bir kurşunla hayatını kaybetti.
Ama o gece orada bir tane şey yalnızca bir insanın hayatı değildi.
Sonrasında yaşananlar bu olayı sıradan bir cinayetin çok ötesine taşıyacaktı.
İliz saatler süren bir çabayla eşinin cesedini bir mutfak bıçağıyla parçalara ayırdı
ve bu parçaları büyük valizlere yerleştirdi.
Ne olduğunu anlatmak için tek bir cümle yeterli.
O daireden ertesi sabah çıkan 3 valizin içindekiler bir zamanlar bir imparatorluğun varisi olan adamdı.
Peki bir insan eşini vurduktan sonra onu neden saklamaya çalışır?
Yani yakalanacağını bilmez mi?
İliz'in kendi anlatımına göre cevabı basitti.
Kızından ayrı düşmek istemiyordu.
Kanıtlar ortadan kalkarsa belki de anneliği elinden alınmayacaktı.
İşte bu düşünce o geceyi bir cinayetten çok daha karanlık bir işe götürdü.
Üstelik bütün bunlar olurken aynı dairedeki henüz 1 yaşındaki kızları uyuyordu.
20 Mayıs sabahı saat 11 civarında İliz apartmandan o 3 ağır valizle çıktı.
İlk planı cesedi memleketi Parana'ya kadar götürmekti.
Aktarılanlara göre yolda bir noktada federal karayolu polisi ekibi tarafından durduruldu.
Ama araç aranladı ve İliz yoluna devam etti.
Ölü beden bir polis kontrolünün burnunun dibinden sessizce geçip gitmişti.
Sonra fikir değiştirdi, geri döndü ve sağ pahalı sınırları içinde kalmaya karar verdi.
En sonunda Kotya bölgesinde bir yolun kenarındaki ağaçlık alana valizleri bıraktı ve oradan uzaklaştı.
O geri dönüş yolunu o kararsız saatleri düşünmek bile ürkütücü.
Bir yandan cesedin memleketine götürmeyi planlayan, sonra vazgeçip yarı yola geri dönen,
en sonunda her şeyi bir yol kenarına bırakan bir zihin.
Bu soğukkanlı bir planın değil panikle hesap arasına gidip gelen bir aklın izlerini taşıyordu.
Ne var ki o telaşlı saatlerde verdiği her karar içerideki bütün yıllarını belirleyecekti.
Geriye dönüp ailesine ne diyecekti peki?
Marcus'un yakınları onu aramaya başladığında İliz hazırdı.
Kocasının bir miktar parayla evi terk edip gittiğini söyledi.
Aile önce bir kaçırılma ihtimalinden şüphelendi ve kayıp ihbarı verdi.
Polis de başlangıçta kendi isteğiyle kaybolmaları için beklenen standart süreyi bekledi.
Kimse o an kaybolan adamın çoktan bir yol kenarında olduğunu hayal bile edemiyordu.
Ama sır 3 valizin içinde uzun süre saklı kalamayacak kadar ağırdı.
23 Mayıs 2012'de Kotya'daki o yol kenarındaki bulunan parçalar Sao Paulo cinayet masasına ulaştı.
Başlangıçta kime ait olduğu bilinmiyordu.
Ama 4 Haziran'da yapılan incelemeler günlerdir kayıp olan o ünlü ismi ortaya çıkardı.
Cesedin sahibi Marcos Kitano Matsunagay'dı.
Bu isim açıklandığında Brezilya yerinden sarsıldı.
Çünkü ölen kişi sıradan biri değil, ülkenin en tanınan gıda şirketlerinden birinin başkanı ve varisiydi.
Olay kısa sürede basında Yoki davası olarak anılmaya başlandı.
Milyonlarca evin mutfağındaki bir markanın adı artık bir cinayetle birlikte telaffuz ediliyordu.
Ülke hem kurbanın kim olduğunu hem de onu kimin öldürdüğünü neredeyse aynı anda öğrenmenin şokunu yaşıyordu.
İşte bu noktada soruşturmanın yönünü değiştiren o kritik an geldi.
Çiftin ruhani danışmanı Rahip Rene Henrike Gottsglicht polise çok önemli bir şey anlattı.
Bu evliliğin çoktan çürümeye başladığını biliyordu ve daha önce Marcos'a silahların durduğu odayı kilitli tutması tavsiyesini vermişti.
Bu ifade bütün dikkatleri doğrudan evin içine yani ilize çevirdi.
Polis daireye arama için girdiğinde arada yanıtları kolayca buldu.
Ceset parçalarının yanında bulunan markalı kıyafetler evdeki gardıropta duran kıyafetlerle aynıydı.
Kullanılan poşetler birebir örtüşüyordu ve bina kameraları o cumartesi gecesinden pazar sabahına uzanan saatlerin sessiz tanıydı.
Bütün oklar tek bir kişiyi gösteriyordu.
4 Haziran gecesi İliz gözaltına alındı ve suçu itiraf etti.
Cinayeti tek başına işlediğini, cesedi de tek başına parçaladığını söyledi.
Cezaevine gönderildi ve 2 gün sonra 6 Haziran'da polis olay yerinde suçlu canlandırmasını yaptırdı.
Artık kaçıp giden koca hikayesi tamamen çökmüştü.
Avukatı gözaltının hemen ertesinde tutukluluğun kaldırılmasını istedi.
Ama bu talep Kotya Ceza Mahkemesi hakimi tarafından reddedildi.
Savcılık ise davanın sonuna kadar tutukluluğun sürmesini talep etti.
İliz yargılanacağı güne kadar cezaevinde kalacaktı.
Ama asıl tartışma daha yeni başlıyordu.
İliz gerçekten o gece bir kavganın ortasında mı ateş etmişti?
Yoksa bu çok önceden planlanmış bir infaz mıydı?
Bu soru 4 yıl sonra bir mahkeme salonunda Brezilya'nın gözü önünde yanıt arayacaktı.
Elis Matsunaga'nın davası 2016 yılının Kasım ayında Sao Paulo'da halk jürisi önünde görülmeye başlandı.
Cinayetin işlendiği 2012'den bugüne dek yani yaklaşık 4,5 yıl boyunca Tremembe'de tutuklu kalmıştı.
Yaklaşık bir hafta süren ve Sao Paulo adliyesinin en uzun yargılamalarından biri olarak anılan bu davada jüri 4 kadın ve 3 erkekten oluşuyordu.
Salonda yaklaşık 20 tanık dinlendi.
İliz ise avukatlarının tavsiyesiyle savcılığın sorularını yanıtlamadı.
Yalnızca hakimin sorduklarına cevap verdi.
O salonda aslında karşı karşıya gelen iki farklı İliz vardı.
Savcılığın anlattığı İliz soğukkanlı ve hesaplı bir katildi.
Onlara göre cinayet önceden planlanmıştı.
İddianın dayanaklarından biri bir tanığın ikinci elden aktardığı bir bilgiydi.
Yedek bakıcı kendi annesinden duyduğunu söyleyerek İliz'in cinayet günü elektrikli bir testere satın aldığını öne sürdü.
Ne var ki bu detay bile tek başına tartışmalıydı.
Satın alındığı iddia edilen o testlere hiçbir zaman bulunamadı.
Zaten cesedin parçalanmasına kullanılan aletin bir mutfak bıçağı olduğu belirlenmişti.
Yani cinayetin planlı olduğunu gösterdiği söylenen kanıtın kendisi bile kesinlikle çok soru işaretiyle örülüydü.
Savunmanın anlattığı il ise bambaşka biriydi.
Yıllarca aldatılmış, aşağılanmış ve gece fiziksel şiddete uğradığı için kendini savunmak zorunda kaldığını öne süren bir kadındı.
Ona göre bu tasarlanmış bir infaz değil kontrolden çıkan bir anın trajedisiydi.
Peki gerçek hangisiydi?
Bir insan aynı anda hem yıllarca acı çekmiş bir kurban hem de bir cani olabilir mi?
Mahkemenin önündeki soru tam olarak buydu.
5 Aralık 2016'da karar açıklandı.
Eliz Matsunaga nitelikli kasten öldürme ve cesedi yok edip gizleme suçlarından suçlu bulundu.
Kendisine 19 yıl 11 ay 1 gün hapis cezası verildi.
Hakkındaki suçlama 3 ayrı ağırlaştırıcı neden içeriyordu.
Jüri bunlardan ikisini düşürdü ama hakimin belirlediği ceza yine de savunmanın beklediğinden çok daha ağır oldu.
Avukatın o dönemki sözleriyle ortada kazanılmış ama alınamamış bir sonuç vardı.
Savunma bununla da yetinmedi.
En yüksek mahkemeye kadar taşınan itirazlarda İliz'in kendiliğinden gelen itirafının suçun eşe karşı işlenmiş olması gibi ağırlaştırıcı bir unsurdan daha ağır basması gerektiği savunuldu.
Adalet yıllarca bu ince terazinin iki kefesi arasına gidip geldi.
2018'de üst mahkeme cezayı onadı.
Ancak 2019'un Mart ayında ülkenin en yüksek adli mercilerinden biri
İliz'in kendiliğinden gelen itirafının hafifletici bir unsur olarak yeterince dikkate alınmadığına hükmetti
ve cezayı 16 yıl 3 aya indirdi.
Kapalı cezaevinde geçen yaklaşık 10 yılın ardından 30 Mayıs 2022'de İliz açık rejime geçti.
Yani cezasını artık dışarıda belirli kurallara uyarak çekmeye başladı.
Demir parmaklıklar artık arkada kalmıştı.
Ama geride bıraktığı hikaye onu asla bırakmayacaktı.
İliz cezaevinde geçirdiği yıllarda susmadı.
Bir yandan cehennemde piknik adını verdiği bir el yazısı kaleme aldı.
Bu metinde kızından af diliyor ve olayı kendi gözünden anlatıyordu.
Ona göre o gece meşru müdafaa halindeydi.
Öte yandan 2021'de adını bütün dünyaya yeniden duyuran bir Netflix belgeselinde ilk kez kameraların karşısına geçip kendi versiyonunu anlattı.
Yıllarca susan kadın artık konuşmayı seçmişti.
O el yazmasında Marcus'un ölmeden önce kendisine söylediğini iddia etti sözler de vardı.
Ki bunlar yalnızca Eliz'in versiyonudur ve başka hiçbir tanığı yoktur.
Eğer bu sözler gerçekse o gece o dairede iki insan da birbirini yıkmak üzere konuşmuştu.
Eğer değilse karşımızda kendi hikayesini yeniden yazan bir katil var.
İkisinin de hangisi olduğunu belki de asla kesin olarak bilemeyeceğiz.
Bugün 44 yaşında olan İlis Sao Paulo'nun iç kesimlerindeki França şehrinde yaşıyor.
Açık rejimin kuralları gereği sabit bir adreste kalmak zorunda ve şehirden izinsiz ayrılmamak zorunda.
Cezaevinden çıktığı ilk dönemde bir süre uygulama üzerinden şoförlük yaptı ama gördüğü ilgi ve eleştiriler yüzünden bıraktı.
Şimdilerde ise evcil hayvanlar için kıyafet ve aksesuar dikerek geçiniyor.
Bir zamanlar milyonların içinde yaşayan kadın artık sade ve gözlerden uzak bir hayat sürüyor.
Ama bütün bu yeni hayatın ortasında kapanmayan tek bir yara var.
Kızı.
O cinayet işlendiğinde henüz 1 yaşında olan çocuk,
olaydan sonra baba tarafındaki büyük anne ve büyük babaya emanet edildi.
Onları anne baba bilerek büyüdü ve annesiyle hiçbir temas yok.
Yıllardır İlis kızını görebilmek için hukuki yollara başvuruyor
fakat ziyaret ya da doğrudan iletişim izni alamadı.
Marcos'un ailesi kızın bu kararı kendi başına
ancak 18 yaşına geldiğinde vermesi gerektiğini savunuyor.
Marcos'un ailesi ayrıca iki ayrı hukuk mücadelesi yürütüyor.
Biri çocuğun kalıcı velayeti için
diğeri ise doğum belgesinden İliz'in adını sildirmek için.
Gökçen'in arkasındaki güçlü servet bu davada tarafların hiç de eşit olmadığını gösteriyor.
Kızın babasından kalan mirasaysa ancak reşit olduğunda ulaşabileceği söyleniyor.
Aradan geçen yıllara rağmen Brezilya bu davayı unutmadı.
İliz'in adı bugün 3 ayrı yapımla yeniden gündemde.
2021'deki Netflix belgeseli, 2025'deki Prime videoda yayınlanan bir dizi ve son olarak
2026'da Netflix'in yayınladığı bu kurmaca film İliz Bir Kadının Gölgeleri.
Her yeni yapım aynı eski soruyu bir kez daha masaya getiriyor.
Peki bu hikaye neden bunca yıl sonra hala bir ülkeye meşgul ediyor?
Belki de yanıtı olayın yalnızca bir cinayet olmamasında yatıyor.
İliz Matsunaga davası sınıf atlamanın, zenginliğin, kıskançlığın ve düşüşün aynı anda göründüğü bir davaydı.
Bir yanda en tepeden düşen bir imparatorluk varisi,
diğer yanda en dipten gelen, en tepeye tırmanan ve orada her şeyini kaybeden bir kadın.
Bu podcast'in sonuna geldik. Bir sonraki videoda görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
