
1995 yılında 19 yaşındaki Colleen Slemmer’ın öldürülmesi, Tennessee’nin en çok konuşulan cinayet dosyalarından birine dönüştü. Olay yerindeki pentagram, satanizm iddiaları ve 18 yaşındaki Christa Pike’ın itirafı, davayı kısa sürede ülke gündemine taşıdı.
Pike ölüm cezasına çarptırıldı ve yetişkin hayatının büyük bölümünü ölüm koridorunda geçirdi. Ancak 31 yıl sonra gerçekleştirilen infaz, beklenmedik biçimde başarısız oldu. Ölümcül ilaçlar iki kez verilmesine rağmen hayatta kaldı ve hastaneye kaldırıldı.
Bu bölümde Colleen Slemmer cinayetini, Christa Pike’ın geçmişini, davayı çevreleyen “satanik panik” atmosferini ve bugün hâlâ cevap bekleyen o soruyu inceliyoruz: Bir devlet, infazdan sağ çıkan bir insanı ikinci kez idam etmeye çalışabilir mi?
Transkript
Merhabalar, Olay Yeri: Suç Hikayeleri podcast'ine hoş geldiniz.
Yeni bölümleri kaçırmamak için bildirimleri açmayı unutmayın.
30 Eylül 2026 akşamı, Nashville'deki Riverbend Maximum Güvenlikli Cezaevi'nin tanık odasında oturan gazeteciler,
karşılarındaki perdenin açılmasını tam 45 dakika bekledi.
Bu bekleyiş, Tennessee'de daha önce infazlara tanıklık etmiş muhabirlerin hiçbirinin alışık olduğu bir şey değildi.
Mikrofon henüz açılmamıştı, perde kapalıydı.
Ama duvarın öbür tarafından inleme ve ağlama sesleri geliyordu.
Saat 19.26'da perde nihayet açıldığında camın ardında beyaz bir çarşafın altında sedyeye bağlanmış 50 yaşında bir kadın yatıyordu.
Kadın son sözlerinde bu dünyadan hayatının büyük bölümünü geçirdiği gibi sevgiyle ayrılacağını söyledi ve kendisinden nefret edenlere bile sevgi duyduğunu ekledi.
8 dakika sonra saat 19.34'de aynı kadın kolunun patlayacakmış gibi hissettiğini söyledi.
Tanıklardan biri sağ gözünden bir damla yaş süzüldüğünü ve ardından onun bir nokta çok fena zonkluyor dediğini aktardı.
Saat 19.41'de bir görevli tanıkların görebileceği bir yere bir taş bıraktı.
Önceki infazlarda mahkumlar bu işaret kovulduğunda genellikle çoktan bilinçsiz görünüyordu.
Ne var ki kadının çenesi hala hareket ediyordu.
Ayaklarını o kadar sık oynatıyordu ki üzerindeki çarşaf kayıyordu ve birkaç dakika sonra ağzını kocaman sanki esniyormuş gibi açtı.
Perde 19.46'da kapandı ve 3 dakika sonra yeniden açıldığında kadın yüksek sesle horluyordu.
Dudakları titriyor, neredeyse boğuluyormuş gibi sesler çıkarıyordu.
Eyalet protokolünün öngördüğü ikinci dozu da verdi.
Saat 20.05'de perde son kez kapandığında tanıklar artık hiçbir şey göremiyordu.
Ama duyabiliyorlardı.
İçeriden düzenli, ritmik bir horlama sesi geliyordu.
Bu ses tam 48 dakika boyunca sürdü.
Saat 20.53'te tanıklar binadan çıkarıldığında kapının önüne ışıkları yanan ambulanslar yanaşıyordu.
O gece Tennessee eyaleti yaklaşık 200 yıldır ilk kez bir kadını idam etmeye çalışmıştı.
Ölümcül ilaç iki kez verilmişti ve kadın hala nefes alıyordu.
Adı Krista Gale Park'tı ve o sedyeye uzanan yol 31 yıl önce Knoxville'de bir üniversite kampüsünün arkasındaki karanlık ağaçlıkta
açlıkta 19 yaşında bir kızın
göğsüne kazınan 5 köşeli
bir yıldızla başlamıştı.
Hikayemiz 1995 yılının
Ocak ayında Tennessee'nin Knoxville şehrinde
başladı. Şehirde düşük gelirli ailelerden
gelen gençlere mesleği kazandırmak
için kurulmuş federal bir program
olan Job Corps'un yatılı
bir merkezi vardı. O gençlerden biri
Colin Slammer'dı. 19 yaşındaydı
ve Florida'nın Orange Park
kasabasında annesi, üvey babası
ve kız kardeşiyle büyümüştü. Annesi
May Martinez onu her zaman gülümseyen, paten kaymayı seven,
boş zamanlarında özel gereksinimi çocuklara yardım etmeyi seven bir kız olarak anlatacaktı.
Colin'in asıl tutkusu bilgisayarlardı.
Üvey babasıyla birlikte bilgisayar tamir etmeyi çok severdi ve çalışkandı.
Knoxville'e de bu tutkunun peşinden gelmişti.
Aynı merkezde kalan bir diğer kız Christa Pike'di.
10 Mart 1976'da Batı Virginia'nın Bekley kasabasına erken doğmuş,
annesiyle hiçbir zaman gerçek bir bağ kuramamış,
çocukluğunu büyük ölçüde babaannesinin yanında geçirmişti.
1988'de babaannesi öldüğünde Krista henüz bir çocuktu ve kısa süre sonra aşırı dozda ilaç alarak hayatına son vermeye çalıştı.
O andan itibaren annesiyle babası arasında bir oraya bir buraya savruldu.
Babası onu iki kez evden kovdu.
Annesi ise mahkemede kızıyla arkadaş olabilmek için onunla birlikte esrar içtiğini
ve 14 yaşındaki kızının erkek arkadaşının eve taşınmasına izin verdiğini itiraf edecekti.
Avukatlarının yıllar sonra ortaya koyduğu tablo çok daha karanlıktı.
Avukatlara göre Krista'nın maruz kaldığı cinsel istismar daha 2 yaşındayken başladı ve ergenliğinin sonuna kadar farklı yetişkinlerin elinde tekrar tekrar yaşandı.
Kuzey Karalina'nın sosyal hizmetleri bir dönem onu annesinin evde yaşayan erkek arkadaşının fiziksel ve cinsel istismarı nedeniyle evden geçici olarak aldı.
Krista 15 yaşındayken Asheville yakınlarındaki bir çocuk ıslah evine gönderildi ve orada bir yılı aşkın süre kaldı.
Oradaki danışmanlara göre Krista gelişmeye istekliydi.
Onu bir kez bile saldırgan tavırlar içinde ya da şiddet uygularken görmemişlerdi.
Ne var ki Krista, Knoxville'deki Job Corps merkezine geldiğinde artık o çocuk değildi.
Merkezde kendinden bir yaş küçük Tetherlesship ile birlikte olmaya başladı
ve çok geçmeden Colin Slimer'ın sevgilisine göz koyduğunu sandı.
11 Ocak 1995'de Krista, merkezdeki arkadaşı Kim Iloilo'ya Colin'i öldüreceğini söyledi.
Mahkeme kayıtlarına geçen gerekçesi ürkütücü derecede sıradandı.
O gün içinden kötülük gelmişti.
Eloyla bu sözleri polise bildirmedi.
Çünkü ciddi olacağını düşünmüyordu.
Ertesi akşam 12 Ocak 1995 günü saat 8 sularında Eloyla 4 kişinin merkezden birlikte çıktığını gördü.
Krista Pike, Tetherly Sheep, onların arkadaşı Shedola Patterson ve Colin Slammer.
Krista'nın sonradan polise anlattığına göre Colin'i bir müzik mağazasına gitme bahanesiyle yanına aldı.
yolda da Tyson Park'ta sakladığı bir torba esrar olduğunu söyledi.
Grup, Tennessee Üniversitesi'nin tarım kampüsüne,
Buhar Santrali'nin arkasındaki ağaçlık alana yürüdü.
Krista yanına bir maçet bıçağı ve ödünç aldı, küçük bir satır almıştı.
Krista'nın ifadesine göre orada önce Colin'le tartıştılar.
Ardından Krista ona vurmaya başladı.
Colin yerde, tekmeler altında defalarca aynı soruyu sordu.
''Bunu bana neden yapıyorsun?''
Kaçmaya çalıştı ama Krista'nın ifadesinde adını vermeden
yalnızca o diye andığı diğer kişi onu yakalayıp yere itti.
Kendisini bırakırlarsa eşyalarını bile almadan Florida'ya evine yürüyerek döneceğine yemin etti.
Krista ise ona susmasını söyledi.
Çünkü kendi ifadesiyle onunla konuşurken onu incitmek daha zordu.
Saldırı Krista'nın tahminine göre yarım saatten bir saate kadar sürdü
ve büyük bir asfalt parçasının kolinin başına indirilmesiyle sona erdi.
Otopsi yapan adli tıp uzmanı Dr. Sandra Elkins,
Kesikleri harflerle numaralandırmaya çalıştı ama alfabe bitince vazgeçti ve geri kalanları sayısız yüzeysel kesikliğe not etti.
Raporuna göre Colin bu yaraların hiçbirinde bilincini kaybetmedi.
Onu öldüren, kafaya inen en az 4 darbeydi.
Saat 22.15'de İloilo merkeze geri dönen 3 kişiyi gördü.
Colin yanlarında yoktu.
O gece Krista İloilo'nun odasına geldi ve Colin'i öldürdüğünü anlattı.
İloilo'nun mahkemedeki ifadesine göre bunu anlatırken odanın ortasında bir daire çizerek dans etti, gülümsedi ve şarkı söyledi.
Cebinden bir şey çıkarıp gösterdi.
Colin'in kafatasından kopmuş küçük bir kemik parçası.
Ertesi sabah kahvaltıda İloilo o parçayı ne yaptığını sorduğunda Krista cebini işaret etti ve onunla kahvaltı yaptığını söyledi.
Aynı sabah bir derste başka bir öğrenciye Stephen Wilson'a ayakkabılarındaki kahverengi lekeleri gösterdi.
Ayakkabılarındaki şey çamur değil kan dedi.
13 Ocak sabah saat 0805'te üniversitenin bahçe ekibinden bir çalışan,
seraların yakınında bir moloz yığınının üzerinde bir beden gördü.
Sonradan mahkemede ilk bakışta onu bir hayvan leşi sandığını anlatacaktı.
Mork'ta vücut temizlendiğinde ise üniversite polisi dedektiflerinden Donald Cook,
göğüste daha önce fark edilmeyen bir şey gördü.
Bir daire içine alınmış beş köşeli bir yıldız, bir pentagram.
İşte bu sembol davanın kamuoyundaki kaderini belirleyecekti.
Aynı gün öğleden sonra Krista Pike 3-5 arkadaşıyla birlikte şeritle çevrilmiş olay yerine geldi.
Olay yerini korumakla görevli üniversite polisi Harold Underwood'a kurbanın kim olduğunu, polisin şüphelisi olup olmadığını sordu.
Underwood'a göre Krista bu sırada eğleniyor gibiydi.
Kıkırıyor, yerinde duramıyordu.
Polisin gözüne takılan bir detay daha vardı.
Boynunda pentagram şeklinde bir kolye taşıyordu.
14 Ocak'ta Knoxville polisinden dedektif Randy York, Krista ile Shipp'i ayrı ayrı sorguladı.
Krista haklarından feragat etti ve her şeyi anlattı.
Sorgu kaydında hıçkırarak şöyle dedi.
Gerçekten delirdiğimi sandım.
Çünkü kendimi hayatımda daha önce hiç öyle davranırken görmemiştim.
Ardından dedektifi cesedin bulunduğu noktaya bizzat götürdü.
O gün emniyette çekilen fotoğraflarda hem Krista'nın hem de şipin boynunda pentagram kolyeleri vardı.
Dava dosyasının en ürkütücü delili ise birkaç gün sonra ortaya çıktı.
Krista 13 Ocak'ta merkezin bir görevlisiyle kayıp bir kimlik kartı hakkında konuşmuş.
çıkarken siyah deri ceketini sandalyede unutmuştu.
17 Ocak sabahı görevli ceketi güvenliğe, güvenlikte polise teslim etti.
İç cebinde küçük bir kemik parçası vardı.
Tennessee Üniversitesi'nden adli antropolog Dr. Murray Marks,
Colin'in kafatasını yeniden birleştirdiğinde eksik kalan boşluğu fark etti.
Ceketten çıkan parça o boşluğa kusursuzca oturdu.
Peki gerçekten şeytana adanmış bir ritüel miydi bu?
Yoksa kıskançlıkla başlayıp kontrolden çıkan bir şiddet mi?
Ve o pentagramı kim kazımıştı?
Knoxville'in The Sentinel'ın yıllar içinde aktardığına göre ship,
merkezdeki odasında küçük bir sunak tutuyordu ve Chris da kendine küçük şeytan lakabını takmıştı.
Aynı gazeteye göre ship, polise cinayetin şeytana bir kurban olduğunu söyledi.
Dedektif York ise kazınan pentagramı bazılarının ruhu şeytana salıveren bir kapak olarak yorumladığını anlatacaktı.
York'un cinayetten kısa süre önce satanizm ve tarikatlar üzerine bir eğitime katıldığı da sonradan ortaya çıktı.
Şunu da hatırlamak gerekiyor.
1980'ler ve 1990'ların Amerikası bugün satanik panik olarak anılan bir dönemin içindeydi.
Ülkenin dört bir yanında şeytana tapan gizli tarikatlar, çocukları kaçıran ayin grupları hakkında söylentiler yayılıyordu ve bu korkunun büyük bir kısmı hiçbir zaman kanıtlanamadı.
Ne varken Knoxville'deki bu cinayet birçok insanın gözünde korkunun gerçek olduğunun kanıtı haline geldi.
Oysa hikayenin bu kısmı göründüğü kadar net değildi.
Krista ifadesinde pentagramı kazıdığını reddetti ve göğsündeki kesikleri diğer kişinin attığını söyledi.
Şip de yemin altında verdiği ifadede o sembolü kendisinin kazıdığını kabul etti.
Savunmanın tanığı olarak dinlenen psikiyatrist Dr. William Burnett cinayette satanik unsurlar bulunduğunu
ancak tablonun satanizmle oynayan bir ergen görüntüsü verdiğini söyledi.
Ona göre bu bir grubun birbirini kışkırtarak şiddete sürüklendiği bir kolektif saldırganlık örneğiydi.
Satanezm burada hiçbir zaman olayın asıl motivasyonu değildi.
Ama kamuoyu çoktan kararını vermişti.
Pek çok kişinin gözünde Krista Pike artık 18 yaşında bir genç kız değil, şeytanın kendisi tarafından yönlendirilen bir kadındı.
Krista Pike'ın davası Mart 1996'da Knox County Ceza Mahkemesi'nde görüldü ve televizyon kameralara duruşmayı başından sonuna kaydetti.
Her gün sade, çiçekli elbiselerle mahkemeye gelen Krista pek çok kişiye göre fazla neşeliydi.
Sanki gördüğü ilgiden keyif alıyordu.
Yıllar sonra başavukatı William Talman aynı şeyin kendisini de rahatsız ettiğini anlatacaktı.
Bir gün müvekkiline neden mutlu göründüğünü sorduğunda aldığı cevap onu çok şaşırtmıştı.
Krista ona hayatında ilk kez bu kadar çok aile üyesinin aynı anda onun için orada olduğunu söyledi.
Talman ve yardımcısı mahkemece atanmış avukatlardı ve ikisi de daha önce hiçbir idam davasına bakmamıştı.
Duruşmadan hemen önce savcılık ömür boyu hapis karşılığında bir anlaşma teklif etti.
Krista reddetti.
Ceza aşamasındaysa savunma, Krista'nın geçmişini araştıran uzmanı son dakika tanık kürsüsüne çıkarmaktan vazgeçti.
Talman bunu sonradan iki sebebe bağladı.
Uzmanın davanın başsavcısıyla romantik bir ilişkisi olduğunu geç öğrenmişti
ve hakimin emriyle uzmanın raporunu savcılığa vermek zorunda kalmıştı.
Talman'a göre savcı o raporu milyonlarca küçük yapışkan notla doldurmuştu.
Sonuçta jüri, sonuçta jüri Krista'nın çocukluğunu yalnızca bir teyzenin, bir babanın ve bir annenin kısa tanıklıklarından dinledi.
Savcı kapanış konuşmasında onu uğraşmak zorunda olduğumuz bir canavar olarak tanımladı.
Jüri cinayetin işkence içerdiği ve yakalanmamak yani Colin'in onu ihbar etmesini önlemek amacıyla işlendiği gerekçesiyle
1,5 saatten kısa bir sürede kararını verdi.
30 Mart 1996'da 20. yaş gününden yalnızca haftalar sonra Krista Pike elektrikli sandalyede ölüme mahkum edildi.
Tennessee Yüksek Mahkemesi 1998'de cezayı onarken Krista'nın tutuk evinden şipe yazdığı küfürlü bir mektubu tam bir pişmanlık yoksulluğunun kanıtı olarak gösterdi.
Diğer iki gencin akıbeti ise bambaşka oldu.
17 yaşındaki Tether'lı şip yaşı nedeniyle idam edilemedi ve 1997'de şartlı tahliye ihtimaliyle müebbet hapis cezası aldı.
Shadola Patterson ise savcılığa tanıklık etti.
Cinayet sonrası suça yardımı kabul etti ve şartlı cezayla serbest kaldı.
Aynı geceden 3 farklı kader çıkmıştı.
Biri serbest, biri şartlı tahliyeyi bekleyen bir mahkum,
biri ise tenisinin ölüm koridorundaki tek kadın.
Krista Pike, yetişkin hayatının neredeyse tamamını
Neşvir'deki tenisi kadın cezaevinde büyük ölçüde tek kişilik hücrede geçirdi.
Ama o yıllar sessiz geçmedi.
24 Ağustos 2001'de bir başka mahkum olan Patricia Jones'u
bir ayakkabı bağıyla boğarak öldürmeye kalkıştı ve Jones ölümden son anda kurtuldu.
Cezaevinin kaydettiği telefon konuşmalarında Krista annesine
Jones bir daha yanına yaklaşırsa aynı şeyi yeniden yapacağını söyledi.
2024'te birinci derece cinayete teşebbüsten mahkum oldu ve cezasına 25 yıl daha eklendi.
Mart 2012'de ise Tennessee Soruşturma Bürosu eski bir gardiyan olan
Justin Heflin ile Krista'nın mektup arkadaşı Nanat Kohut'un
cezaevi anahtarlarından birinin kopyasını çıkarıp onu kaçırmayı planladığını ortaya çıkardı.
Biron'un sözcüsüne göre kaçış yakın değildi ama planın işlemekte olduğu ve el değiştiren paralar bulunduğu kesindi.
Bu sırada Krista'nın yeni avukatları ilk davada jürinin hiç duymadığı bir hayatı dosyaya taşıdı.
Bir nörolog beyninin ön loblarının doğru şekilde çalışmadığını söyledi.
Başka uzmanlar bipolar bozukluk ve travma sonrası stres bozukluğu teşhisi koydu.
Ne var ki mahkemeler bu itirazları tek tek reddetti.
2016'da federal yargıç kapıyı kapattı.
Krista bu yıllar boyunca nadiren konuştu ve konuştuğunda mahkeme salonunda gülümseyen o genç kızdan çok farklı bir ses duyuldu.
2025'de yayınlanan bir podcast için avukata aracılığıyla Colin hakkında şunları söyledi.
Onun kendine ait koskoca bir dünyası vardı ve ben onu oradan söküp aldım.
Şimdi orada onu parlıyor olabileceği büyük bir boşluk var ama o yok.
30 Eylül 2025'de Tennessee Yüksek Mahkemesi infaz tarihini belirledi.
Krista Pike tam bir yıl sonra 30 Eylül 2026'da idam edilecekti.
Avukatlar bu kez başka bir tehlikeye dikkat çekti.
Krista'da kanın pıhtılaşmasını etkileyen bir hastalık vardı ve damarları o kadar inceydi ki iğne yerleştirmek bile zordu.
Avukatlar tenisinin tek ilaçlı pentobarbital protokolüne karşı dava açtı ve bir anestezi uzmanının görüşüne göre bu ilacın
Krista'nın akciğerlerinde kanlı bir köpük oluşmasına yol açma ihtimalinin yüksek olduğunu öne sürdü.
Mahkemeler ikna olmadı.
Ta ki 21 Mayıs 2026'ya kadar.
O gün aynı cezaevinde Tony Carothers adlı bir mahcumun infazı bir doktorun bir saate aşkın süre boyunca damar yolu açmaya çalışıp başaramamasıyla yarım kaldı.
Tanıklar yaşananı kanlı bir işkence olarak tarif etti ve Vali Bill Lee Carothers'a bir yıllık erteleme verdi.
Chris da o günlerde idam mahcumunun yaşadığı şeyden korktuğunu ve aynısının kendisini de yaşamak istemediğini söyledi.
Avukatlar Eylül'de valiye kapsamlı bir af dilekçesi sundu ve dilekçeye düzinelerce mektup eklendi.
Ama 28 Eylül'de vali Lee kararını açıkladı.
Cezayı onaylıyordu ve müdahale etmeyecekti.
Bu tartışmanın öbür ucundaysa 31 yıldır aynı yarayı taşıyan bir anne vardı.
Florida'dan Nashville'e gelen May Martinez vardı.
Krista'nın idam edilirse ailesini bir daha göremeyeceği,
onlarla bir daha sofraya oturamayacağı hatırlatıldığında Pauline'in de yapamadığını söyledi.
Ve 30 Eylül sabahı geldi çattı.
İnfaz saati 10.00 olarak planlanmıştı.
Ne var ki infaza 1 saat kala 6. Daire Federal Temiz Mahkemesi
Hrista'nın çocukluğundaki istismarın ilk davada jüriye yeterince anlatılmadığı iddiasını yenilemek için infazı durdurdu.
Eyalet hemen ABD Yüksek Mahkemesine başvurdu ve yaklaşık 8 saat sonra Yüksek Mahkeme durdurma kararını kaldırdı.
Ve böylece o akşama o tanık kürsüsüne geldik.
Ertesi gün avukatlar tanıkların göremediği şeyleri anlattı.
İnfaz ekibi, Hristal'ın sol kolunda damar bulabilmek için en az 7 iğne kullandı
ve iğnelerden biri koldan 90 derece bükülmüş halde çıktı.
Tenis'in protokolü, mahkum ilk dozdan sonra ölmezse ikinci bir dozun verilmesini öngörüyordu.
Ama ikinci bir dozda işe yaramazsa ne yapılacağına dair tek bir satır içermiyordu.
Tenis'i ıslah departmanı ise saatler sonra yaptığı açıklamada protokolün her adımını uyguladığını savundu.
Açıklamanın son cümlesi kısaydı.
Krista Pike hastaneye kaldırılmıştı.
1 Ekim'de avukatlar Krista'nın hayatta olduğunu ama durumun kritik olduğunu doğruladı.
Ertesi gün mahkemeye sundukları acil dilekçesi tablonun ne kadar ağır olduğunu gösterdi.
Krista entübe edilmişti.
Solunum cihazına bağlıydı ve bilinci kapalıydı.
Hastaneye ulaştığında iki kolu da şişmiş, yanmış ve su toplamıştı.
Vali Bill Lee ise bağımsız bir soruşturma başlattığını ve 2026'nın geri kalanında Tennessee'de hiçbir infaz yapılmayacağını açıkladı.
Ama Krista Pike'ın cezası hakkında tek kelime etmedi.
Ölüm cezası bilgi merkezine göre Krista Pike, ölümcül infaz ilaçları vücuduna verildikten sonra hayatta kalan ilk insandı.
Birkaç gün içinde ilk sumut adımlar da atıldı.
Bağımsız soruşturmanın başına 2022'de infaz ilaçlarının gerektirdiği gibi test edilmediği ortaya çıktığında da benzer bir inceleme yürüten eski federal savcı Ed Stanton getirildi.
Tennessee Islah Departmanının başındaki Frank Strada ise Ekim sonunda görevi bırakacağını açıkladı ve bunun bağımsız inceleme ilerlerken Tennessee'lilerin yararına olacağını söyledi.
Krista'nın avukatları istifanın yerinde olduğunu ama Krista'ya şu an hiçbir faydası olmadığını söyledi.
Onlara göre yaşanan tek bir kişinin çok ötesine geçen sistematik bir başarısızlıktı.
Ve 6 Ekim'de kimsenin beklemediği bir haber geldi.
Avukatlar kısa bir açıklama yayınladı.
Her şeye rağmen Krista Pike'ın bilinci açık, konuşuyor ve kritik tıbbi bakım almaya devam ediyor.
Açıklamaya göre kollarındaki hasar ağırdı ve Krista hala hastane yatağında kelepçeli ve zincirliydi.
Avukatlar bu iyileşmeyi tıbben eşi benzeri görülmemiş diye tanımladı ama
önünde uzun bir iyileşme süreci vardı ve bunun nereye varacağı belirsizdi.
Peki şimdi ne olacak?
Bir devlet aynı insanı ikinci kez öldürmeyi deneyebilir mi?
Tarihte buna yakın bir örnek vardı.
1946'da Louisiana'da Willie Francis adlı bir genç elektrikli sandalye arızalandığı için ölmeden kurtuldu.
ABD Yüksek Mahkemesi ikinci bir infazın anayasaya aykırı olmadığına karar verdi
ve Francis ertesi yıl yeniden sandalyeye oturtuldu.
Ölüm cezası üzerine kitaplar yazan Amherst Koleji profesörü Austin Sarat'a göre ise
Krista'nın durumu bu örneğe de damar bulunamadığı için yarıda kalan diğer infazlara da benzemiyor.
Çünkü ilaçlar gerçekten vücuduna girdi.
Sarat'ın ifadesiyle Krista Pike'ın durumu daha önce hiç yaşanmamış bir şeydi.
Ve bu hikayenin bir de diğer tarafı var.
O akşam Riverbend'de saatlerce odadan odaya taşınan May Martinez,
İnfazın ilk dakikalarında camın ardında Krista'nın konuşmaya, gülmeye ve başını kaldırmaya devam ettiğini gördüğünü anlattı.
Bir hafta sonra Krista'nın uyanıp konuştuğunu öğrendiğinde ise tek bir şey söyledi.
Benim ne düşündüğümün bir önemi yok.
Onlar ne yapacaklarsa yapacaklar.
Martinez'in daha önce anlattığına göre kızının kafatasından kopan o küçük parça bugün hala eyaletin elinde.
31 yıl önce bir ceketin içinden çıkan o kemik parçası bir annenin asla tanımlanamayan yasının da sembolü oldu.
Bugün Christa Pike, Nashville'de bir hastane yatağında, bilinci açık ama yatağı kelepçeli halde yatıyor ve geleceği tamamen belirsiz.
Valiliği ocakta görevini bırakacak.
Cumhuriyetçilerin vali adayı Marsha Blackburn's'e seçilirse elektrikli sandalyeyi geri getirmeyi vaat ediyor.
Avukatlarsa cezanın ömür boyu hapse çevrilmesini istiyor.
Bir tarafta 18 yaşında satanist sembollerin gölgesinde işlenen bir vahşetle bir genç kızın hayatını sucup alan ve sonra o kızın kafatasından bir parçayla kahvaltı ettiğini söyleyen bir kadın var.
Diğer tarafta avukatlarına göre 2 yaşından itibaren istismar edilmiş, onu korumakla yükümlü kurumların kendi itiraflarıyla yüzüstü bıraktığı ve şimdi bir infaz masasından canlı kalkmış bir kadın var.
Evet bir kadın infaz edildi. İkinci kez edilebilir mi?
Çünkü teknik olarak onu zaten idam etmişlerdi.
İleride ne olacağını hep birlikte göreceğiz.
Bu podcast'ın sonuna geldik. Bir başkasına görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
