
Devletin “Var Olamaz” Dediği Katil: Andrei Chikatilo
4 Kasım 2026 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
6 Kasım 1990'da Rostov yakınlarındaki küçük Donleskhoz istasyonunda sivil polis Igor Rıbakov, ormandan çıkıp ellerini ve yüzünü uzun uzun yıkayan kravatlı bir adamı durdurdu. Belgeleri düzgündü; adam trene bindi ve gitti. Memurun yazdığı tek sayfalık tutanak, Sovyetler Birliği tarihinin en büyük insan avını bitirecekti.
Bu bölümde Andrei Chikatilo’nun açlıkla geçen çocukluğundan Rostov’un orman şeritlerinde 12 yıl süren cinayetlerine uzanıyoruz. Resmî ideolojinin “bizde seri katil olmaz” diye sustuğu bir dönemde yürütülen Lesopolosa Operasyonu’nu, yanlış yere bakan bir soruşturmanın bedelini ödeyen masumları ve katili sonunda konuşturan psikiyatristin hikâyesini inceliyoruz.
Kötülük doğuştan mı gelir, sonradan mı yapılır? Yoksa asıl görmezden gelindiği yerde mi büyür?
Transkript
Merhaba, Olay Yeri: Suç Hikayeleri podcastine hoş geldiniz.
Sonraki bölümleri kaçırmamak için bildirimleri açmayı unutmayın.
Rostov'da Donneskos adında küçük bir tren istasyonu vardır.
6 Kasım 1990 öğleden sonrası orada peronda görev yapan sivil polis memuru Igor Rybakov
ormandan çıkan bir adamı fark etti.
Gri ceketli, kravatlı, elinde naylon bir spor çantası taşıyan orta yaşlı adam
kuyunun başına geldi ve ellerini, yüzünü uzun uzun yıkadı.
Rybakov yaklaştığında ceketin dirseklerinde ot ve toprak lekeleri gördü.
Adamın yanağında kırmızı bir iz, parmağındaysa sarılı derin bir yara vardı.
O mevsimde insanlar bu ormana yalnızca mantar toplamak için girerdi.
Ne var ki bu adam mantarcı gibi giyinmemişti ve spor çantası da mantar taşımaya hiç uygun değildi.
Memur kimlik sordu, belgeler düzgündü.
Ortada işlenmiş görünen bir suç yoktu ve adamı tutmak için hiçbir yasal gerekçe bulunmuyordu.
Adam trene bindi ve karanlığın içinde kayboldu.
Rybakov o akşam ofisine döndüğünde tek sayfalık rutin bir tutanak yazdı.
Durdurdu adamın adını ve yanağındaki olası kan izini not etti.
Kağıt bir klasöre kondu, klasör bir rafa kaldırıldı ve kimse dönüp bakmadı.
Ta ki bir hafta sonra aynı ormanın içinde genç bir kadının cesedi bulunana kadar.
Çünkü o tutanaktaki isim Sovyetler Birliği tarihinin en büyük insan avını bitirecek isimdi.
Andrei Romanovich Çikatilo.
Hikayenin kendisine geçmeden önce bu hikayenin yaşandığı dünyayı anlamamız gerekiyor.
1980'lerin Sovyetler Birliği'nde seri cinayet diye bir kavram resmi olarak yoktu.
İdeolojiye göre bu tür canavarlıklar kapitalizmin çürümüşlüğüne özgü hastalıklardı ve sosyalist bir toplumla ortaya çıkmaları mümkün değildi.
Bu yüzden gazeteler cinayetleri yazamadı, radyolar uyarı yayınlayamadı ve anneler çocuklarının neye karşı koruyacaklarını hiçbir zaman öğrenemedi.
Çünkü bir cinayet zincirini kabul etmek, kusursuz bir toplum iddiasının çöküşünü kabul etmek demekti.
Devletin suskunluğu yerini söylentilere bıraktı.
Kimine göre kurbanları bir kurt parçalıyordu, kimine göre organ peşindeki bir çete iş başındaydı.
Olayların merkezi Rostov, Moskova'nın yaklaşık 1000 km güneyinde Don Nehri kıyısına kurulmuş kalabalık bir sanayi ve demiryolu kavşağıdır.
Bölgeyi bir ağ gibi saran banlio trenleri, otobüs terminalleri ve hatların iki yanına rüzgar kıran olarak dikilmiş Rusça'da Lesopolosa denen orman şeritleri milyonlarca insanın günlük hayatının normal parçasıydı.
Bu trenlere binen herkes birbirine benziyordu.
Vardiye'ye giden madenciler, okula giden çocuklar, pazara giden kadınlar.
Kimsenin kimseyi tanımadığı bu kalabalık bir avcı için mükemmel bir kamuflajdı.
İşte bu sıradan coğrafya 12 yıl boyunca bir avcının av sahasına dönüşecekti.
Peki bu avcı kimdi? Nereden gelmişti?
Ve koskoca bir devlet kendi vatandaşlarını avlayan bir adamı neden buncayı göremedi?
Cevaplar için 1936 yılına Ukrayna'nın açlıktan kırılmış bir köyüne gitmemiz gerekiyor.
Andrei Romanovich Chikatilo 16 Ekim 1936'da Ukrayna'nın Sumi bölgesindeki Yabluchne köyünde dünyaya geldi.
Ülke Stalin'in zorunlu kolektifleştirme politikasının tetiklediği ve milyonlarca insanın hayatına mal olan büyük kıtlığın hemen ertesindeydi.
Anne ve babası kolhozda ücret almadan çalışan tarım işçileriydi.
Aile tek odalı bir kulübede yaşıyor ve sofraya çoğu gün yiyecek koyamıyordu.
Cicatillo yıllar sonra kendi anlatımına göre 12 yaşına kadar ekmek yüzü görmediğini, ot ve yaprak yiyerek hayatta kaldıklarını söyleyecekti.
Ama çocukluğunun en karanlık mirası açlık değildi.
Annesi Anna ona doğumundan önce Stepan adında bir abisi olduğunu ve 4 yaşındaki bu çocuğun kıtlık günlerinde aç komşular tarafından kaçırılıp yendiğini defalarca anlattı.
Bu hikayenin gerçek olup olmadığı hiçbir zaman doğrulanamadı.
Stepan adında bir çocuğun var olduğuna dair bir kayıt dahi bulunamadı.
Ne var ki gerçek olup olmaması bir çocuğun zihninde bıraktığı izi değiştirmiyordu.
O görüntü yıllar sonra çok daha karanlık bir biçimde geri dönecekti.
Savaş aileyi bir kez daha vurdu.
Babası Roman cepheye alındı, Almanlara esir düştü ve eve döndüğünde kahraman değil hain muamelesi gördü.
Çünkü Stalin'in gözünde esir düşmek teslim olmak demekti.
Babasının sözde korkaklığının bedeli okulda Andrei'nin sırtına yüklendi.
Aktarıldığına göre yatağını ıslatan ve bu yüzden annesinden dayak yiyen gözleri bozuk olduğu halde
alay konusu olmamak için gözlük bile takamayan içine kapanık bir çocuktu.
15 yaşındayken yaşandığı aktarılan bir olaysa hayatının geri kalanına damga vuracaktı.
Bir kız çocuğuyla girdiği boğuşma sırasında yaşadığı cinsel başarısızlık çevresinde duyuldu ve alayların dozu katlandı.
O günden sonra Çikatilo'nun zihninde iki şey birbirine düğümlendi.
Cinsellik ve aşağılanma.
Dışarıdan bakan biri bu çocukta parlak bir öğrenci görürdü.
Hafızası güçlüydü, okumayı seviyordu ve derslerinde başarılıydı.
Ne var ki okuduğu hikayeler bile karanlığa açılıyordu.
Genç Andrei, savaş yıllarında Alman esirleri yapılanları anlatan hikayelere özel bir merak duyuyordu.
Zihninde partizanlık ve kahramanlık hayalleri kuruyor, gerçek hayatta ise tek bir arkadaş edinemiyordu.
Moskova Devlet Üniversitesi'nin giriş sınavında elendi, askerliğini tamamladı ve 1960 yılında Rostov yakınlarındaki bir kasabaya yerleşerek telefon teknisyeni olarak çalışmaya başladı.
Dışarıdan bakıldığında sessiz, çalışkan ve silik bir Sovyet vatandaşıydı.
İçeride ise bambaşka bir şey büyüyordu.
1963 yılında kız kardeşinin aracılığıyla tanıştığı Faina ile evlendi.
Çift 1965'te Lujudmila adında bir kız, 1969'da Yuri adında bir erkek çocuk sahibi oldu.
Çikatilo bu yıllarda Rostov Üniversitesi'nde açık öğretim yoluyla Rus dili ve edebiyat okudu.
Kitap okuyan, satranç oynayan, sesini yükseltmeyen bir aile babası olarak tanındı.
Karısına ya da çocuklarına şiddet uyguladığına dair tek bir kayıt yoktu.
Komşularına sorsanız mahallenin en zararsız adamıydı.
1971'de öğretmenliğe geçti ve maske ilk kez orada çatladı.
Görev yaptığı okullarda kız ve erkek öğrencilere yönelik taciz şikayetleri birbirini izledi.
Aktarıldığına göre öğrencilerinin gözünde sınıfta söz geçiremeyen, sessiz ve alay edilen bir öğretmendi.
İşte bu siliklik şikayetlerin ciddiye alınmamasını da kolaylaştırdı.
Skandaldan korkan yöneticiler polise gitmek yerine sorunu sessizce başka okullara devretmekle seçti.
Cicatillo okuldan okula sürüklendi ve 1978 yılında Rostov bölgesindeki Madenci kenti Şahtı'da bir yatılı okulda göreve başladı.
Şimdi şunu düşünün, hakkında defalarca şikayet bulunan bir adam her seferinde yeni çocukların arasına gönderiliyordu.
Sistem daha ilk günden itibaren görmemeyi seçmişti ve Şahtı onun için yalnızca bir görev yeri olmayacaktı.
Cicatillo 1978 yılı içinde ailesinden gizli bir şey yaptı.
Kentin kenar mahallelerinden birinde derme çatma eski bir kulübe satın aldı.
Karısının haberdar olmadığı bu ev dışarıdan bakıldığında değersiz bir barakadan ibaretti.
Oysa bu baraka Sovyet adli tarihinin en karanlık dosyalarından birinin ilk sahnesi olacaktı.
22 Aralık 1978 akşamı 9 yaşındaki Jelena Zakotnova okuldan evine dönüyordu.
Anlatıldığına göre kız bir arkadaşına kendisine ithal sakız verebileceğini söyleyen iyi kalpli bir amcadan bahsetmişti.
Otobüs durağında yanına yaklaşan adam onu konuşa konuşa o kulübeye kadar götürdü ve kapı arkalarından kilitlendi.
Çikatilo ona saldırdı.
Ne var ki bedeni hayatı boyunca olduğu gibi o gecede ona ihanet etti.
Ve başarısızlığın öfkesi elindeki bıçağa dönüştü.
9 yaşındaki Jelena karnına aldığı 3 bıçak darbesiyle orada can verdi.
Çikatilo yıllar sonra sorgu odasında o anı anlatırken kızın son anlarında çok kısık bir sesle bir şeyler söylediğini hatırlayacaktı.
Küçük bedeni sokağın sonundaki Gureşevka nehrine atıldı.
Yelena iki gün sonra bir çöprünün altında bulundu.
Çikatilo o gece iki şey fark etmişti.
Aktarıldığına göre kulübenin ışığını açık unutmuştu ve kapının eşiğine kan damlamıştı.
Soruşturma şaşırtıcı bir hızla doğru kapıya dayandı.
Kulübenin karşısındaki çetin dibinde karın üzerinde kan lekeleri tespit edildi.
Komşular o akşam Çikatilo'yu evde gördüklerini söyledi.
Yelena'nın okul çantası nehrin karşı kıyısında aynı sokağın hizasında bulundu ve bir görgü tanığı durakta kızla konuşan adamı ayrıntılarıyla tarif etti.
Tarif Çikatilo'ya tıp atıp uyuyordu.
Polis kapısını çaldı ve ifadesini aldı.
Anlatıldığına göre karısı o akşam kocasının evde olduğunu söyledi ve soruşturma eldeki onca ize rağmen başka bir adama yöneldi.
O adamın adı Alexander Kravchenko'ydu.
25 yaşında bir işçiydi. Gençlik yıllarında işlediği ağır bir suçtan hüküm giymiş, cezasını çekmiş ve şahtı da kendine yeni bir hayat kurmaya çalışıyordu.
Sabıkası onu soruşturmanın kolay hedefi haline getirdi.
Evinde yapılan aramada eşinin kazağında kan lekeleri bulundu.
Lekelerin kan grubu hem Zakat Nova ile hem de kadının kendisiyle uyumluydu.
Yani aslında hiçbir şey kanıtlamıyordu.
Ama bir şeyler kanıtlamak istenen bir soruşturma için bu kadarı yeterliydi.
Karısını ve karısının bir arkadaşı cinayet akşamı Kravchenko'nun evde olduğunu söylüyordu.
Ancak polis iki kadını tek tek sorguya aldı.
Karısı cinayete yataklıkla, arkadaşı yalancı tanıklıkla tehdit edildi ve iki kadının ifadesi de değişti.
Ağır baskı altında suçu üstlenen Kravchenko, 1979'daki duruşmada itirafını geri çekti ve ifadesinin zorla alındığını söyledi.
Mahkeme dinlemedi, dosya kapanmış sayıldı, şahtı derin bir nefes aldı ve kimse dönüp kulübenin karşısındaki kan izlerini bir daha sormadı.
Kravchenko ölüme mahkum edildi.
Yüksek mahkeme Aralık 1980'de bu cezayı dönemin en üst hapis sınırı olan 15 yıla çevirdi.
Ne var ki kurban yakınlarının baskısıyla dava yeniden görüldü ve ölüm cezası bir kez daha verildi.
Aleksandr Kravchenko Temmuz 1983'te işlemediği bir suç için kuruşuna dizildi.
Onu vuran devlet gerçek katilin o tarihte çoktan yeni kurbanlar gömdüğünü bilmiyordu.
Kravchenko'nun adı ancak 1991'de ölümünden 8 yıl sonra temize çıkarılacaktı.
Ve bu adli cinayet yıllar sonra bir mahkeme salonunda devletin kendi yüzüne çarpılacaktı.
Zakotnova cinayetinin ardından Çikatilo yaklaşık 3 yıl kimseyi öldürmedi.
Ama hayatı sessizce çözülüyordu.
Birikmiş taciz şikayetleri 1981'de öğretmenlik kariyerini tamamen bitirdi ve Rostov'daki bir yapı malzemeleri fabrikasına tedarik memuru olarak girdi.
Bu sıradan görünen iş değişikliği korkunç bir ayrıntıyı beraberinde getirdi.
Çünkü yeni görevi ham madde ve sözleşme takibi için Sovyetler Birliği'nin dört bir yanına tren yolculukları yapmasını gerektiriyordu.
İstasyonlar, peronlar, bekleme salonları yani yalnız çocukların, evden kaçmış gençlerin ve kimsenin arkasından soru sormayacağı insanların dünyası.
Üstelik bu sahnede kusursuz bir kostümü vardı.
Takım elbisesi, kravatı ve çantası ile saygın bir memur görüntüsü çiziyordu ve çocukların yabancı erkeklere amca diye güven duyduğu bu kültürde bu görüntü kapıları tek tek açıyordu.
3 Eylül 1981 günü Rostov'da 17 yaşındaki Larissa Tkaçenko'yu bir duraktan orman şeridine götürdü ve öldürdü.
Bu ikinci cinayetle birlikte bir şey netleşti.
Çikatilo için şiddet artık bir kaza değil, arzunun ta kendisiydi.
1982 yazından itibaren fren tamamen boşaldı.
Haziran ayında 13 yaşındaki Louis Vov bir yük hayatını kaybetti.
Temmuz ve Eylül arasında yaşları 9 ile 18 arasında değişen 5 kurban daha geldi.
Aralık'ta ise 10 yaşındaki Olga Stalmachenok ailesinin yanına giden otobüsten orta yaşlı bir adam tarafından indirilip götürüldü.
Onu son gören yolcu adamın kızın elini sıkıca kavrayıp yürüdüğünü anlatacaktı.
1983 yılı dosyaya yeni isimler ekledi.
Yaz aylarında 7 yaşındaki Igor Gudkov öldürüldü.
Sonbaharda başka kızlar da birbirini izledi ve bu dönemin kurbanlarından 15 yaşındaki Loro Sarkisya'nın bedeni hiçbir zaman bulunamadı.
Kurbanların acı bir noktası vardı.
Çoğu toplumu zaten görmezden geldiği insanlardı.
Evden kaçmış çocuklar, korunmasız gençler, istasyonlarla tutunmaya çalışan kızlar.
Çıkatilo onları yiyecek, ilgi ya da küçük vaatlerle kandırıyordu ve ortadan kayboldukları çoğu zaman günler sonra fark ediliyordu.
Cesetler orman şeritlerinde, tren hatlarının kenarlarında bulunuyordu ve neredeyse hepsinde aynı imza vardı.
Onlarca bıçak darbesi, cinsel şiddet izleri ve kurbanların gözlerine yönelmiş yaralar.
Bazı araştırmacılara göre katil ölen kişinin gözünde katilin görüntüsünün saklı kaldığını söyleyen eski bir halk inancından korkuyordu.
Gerçek sebep ne olursa olsun bu imza soruşturmacılara tek bir şeyi haykırıyordu.
Bu cinayetler birbirine bağlıydı.
Ne var ki bu gerçeği kimse yüksek sesle telaffuz edemedi.
Ta ki Ocak 1983'te dosyalar nihayet tek bir masada birleşene kadar.
Ocak 1983'te Moskova birbirine bağlanan cinayet dosyalarının üzerine binbaşı Mihailov Fetisov başkanlığında özel bir ekip gönderdi.
Fetisov Mart ayında soruşturmanın başına Viktor Burakov adında bir kriminalisti getirdi.
Titiz, inatçı ve işine saplantılı derecesinde bağlı bir adamdı Burakov.
Önündeki dosyaların bir gecede kapanmayacağını ilk kavrayanlardan biri oldu ve bu av hayatının 8 yılını alacaktı.
Soruşturmaya verilen isim cesetlerin bulunduğu orman şeritlerinden geliyordu.
Lesopoulos'a operasyonu.
Ekip önce neyle karşı karşıya olduğunu bile bilmiyordu.
Yaralardaki vahşet öyle boyuttaydı ki ilk teoriler organ peşindeki çeteler ve satanist gruplar üzerine kuruldu.
Burakov ise Stalin-Machenok dosyasını inceledikten sonra karşılarındakinin tek bir adam olduğuna ikna oldu ve
Eylül 1983'e gelindiğinde 6 cinayet resmen birbirine bağlandı.
Ne var ki operasyonun ilk yılları katili değil masumları avladı.
Baskıcı sorgu yöntemleri zihinsel engelli gençlerden peş peşe sahte itiraflar üretti.
Bu gençler işlemedikleri cinayetlere tek tek üstlendi ama olay yerlerini gösteremedi.
Kurbanların gözlerine yapılanları bilemedi.
Bazı şüpheliler gözaltı baskısı altına canına kıydı.
Dönemin yasalarında suç sayılan eşcinsellik üzerinden yüzlerce insan fişlendi.
İtibarlar ve hayatlar karartıldı.
Aralık 1983'te kaybolan 14 yaşındaki Sergei Markov'un cesedi bulunduğundaysa soruşturma ilk gerçek adli delilini elde etti.
Laboratuvar olay yerindeki biyolojik örneklerden katilin kan grubunu AB olarak belirledi.
Artık ellerinde şüphelileri eleyebilecekleri somut bir ölçüt vardı.
Rakamlar zamanla bir savaş bilançosuna dönüştü.
Bazı kaynaklara göre fişlenen şüpheli sayısı 15 bini aştı.
200 bine yakın insandan kan örneği alındı ve operasyon sürerken cinayetlerle ilgisi olmayan binden fazla suç çözüldü.
Aralarında onlarca faili meçhul cinayette vardı.
Düşünün Sovyet tarihinin en büyük insan avı aradığı adam dışındaki herkesi buluyordu.
Peki bu dev makine neden asıl hedefine ulaşamıyordu?
Katil bir hayalet miydi?
Yoksa sistem en başından beri yanlış bir yere mi bakıyordu?
Bu soruların cevabını ararken katil en kanlı yılını yaşıyordu.
Bazı kaynaklara göre yalnızca 1984 yılı içinde 15 yeni kurban soruşturma dosyasına eklendi.
Mart ayında 10 yaşındaki Dimitri Ptaşnikov kandırılarak götürüldü.
Tanıklar bu kez çocuğu uzun boylu, orta yaşlı bir adamın peşinde yürürken görmüştü
ve olay yerinde failin ayak iziyle biyolojik örnekleri de elde edildi.
Katil artık bir hayalet değildi.
Boyu, ayakkabı numarası ve kan grubu olan bir adamdı.
Ama hala yüzü yoktu.
Mayıs sonunda Çikatilo genç bir anne ile küçük kızını aynı gün öldürdü.
Yaz boyunca orman şeritlerinde peş peşe yeni kurbanlar bulundu.
İş gezileri onu imparatorluğun öbür ucuna taşıdı ve kurbanlar Özbekistan'da Taşkent çevresinde de düşmeye başladı.
Binlerce kilometre uzaklıktaki bu dosyaların Rostov'a bağlantısı yıllarca kurulamayacaktı.
Temmuz ayında Şahdi istasyonu yakınında öldürdüğü 19 yaşındaki öğrenci Anda Lemeşeva'nın adını ise aklınıza tutun.
Çünkü bu genç kızın son sözleri yıllar sonra bir sorgu odasında bambaşka bir anlam kazanacaktı.
İşte bu tablonun ortasında Eylül 1984'te tarihin en acı az kalsın hikayelerinden biri yaşandı.
Rostov Otogar'ında görevli polis Aleksandr Zanasovski kalabalığın içinde tuhaf davranan bir adamı fark etti.
Gri takım elbiseli, çantalı, orta yaşlı bir adam saatlerdir yalnız kadınların ve gençlerin yanına sokuluyor.
Konuşma tutturamayınca birkaç dakika bekleyip yenisini deniyordu.
Zanasovski adamı izledi, takip etti ve sonunda gözaltına aldı.
Çantasından bir mutfak bıçağı, bir ip, bir havlu ve bir kavanoz vazelin çıktı.
Adamın adı Andriy Çikatilo'ydu.
Zanasovski aradıkları katili yakaladığından emindi.
Ancak laboratuvar sonucu geldiğinde her şey tersine döndü.
Çikatilo'nun kan grubu A çıkmıştı.
Oysa katilin olay yerlerindeki örneklerden belirlenen grubu A'beydi.
Üstelik adam komünist parti üyesiydi ve iş yerinden referansları düzgündü ve dosyada tek bir şiddet kaydı yoktu.
Birkaç gün hücrede tutuldu.
Cinsel zayıflığı dışında hiçbir şey kabul etmedi ve cinayet şüphesinden arındırılarak dosyadan düşüldü.
İş yerinden malzeme çalmak suçundan aldığı bir yıllık cezasının 3 ayını yattı, partiden ihraç edildi ve Aralık 1984'te özgür bir adam olarak sokağa çıktı.
Yaygın anlatıya göre bu ölümcül çelişkinin sebebi Çikatilo'nun kan grubunun yalnızca kandan tespit edilebildiği nadir bir gruba mensup olmasıydı.
Kimi araştırmacılarsa basit bir laboratuvar hatası ihtimali tartışacaktı.
O gün için sonuç değişmiyordu.
Katil devletin avucunun içindeydi ve devlet avucunu açtı.
Bu isim 6 yıl boyunca bir arşiv rafında duracak, ortaya çıktığındaysa çok geç olacaktı.
Acı olan şu ki bunu sezen biri vardı.
Dosyaya sonradan atanan başsavcı İssa Kostoyev yapılan çalışmaları inceledikten sonra ekibi sarsan bir tespitte bulundu.
Ona göre polis aradığı adamla çoktan karşılaşmış ama onu tanıyamamıştı.
Burakov sistemin körlüğünü sistemin dışına çıkarak açmayı denedi.
Rostov Tıp Enstitüsü'nün kapısını çalıp psikiyatrlardan yardım istedi.
Sovyet doktrini sapkın katil diye bir kavram tanımadığı için uzmanların çoğu bu riskli işe yanaşmadı.
Bir kişi hariç Dr. Aleksandr Buhanovski.
Meraklı, cesur ve mesleğinin sınırlarını zorlamaya hevesli bu psikiyatr eldeki dosyalardan yola çıkarak katilin bir profilini çıkardı ve bu profil yıllar içinde 65 sayfalık bir rapora dönüştü.
Dosyalarda X diye anılan katil, Buhanovski'ye göre 45 ve 50 yaşlar arasında evli, dışarıdan tamamen sıradan görünen, işi gereği sürekli seyahat eden ve cinsel yetersizliğini kurbanlarının acısını üzerinden telafi eden bir sadisti.
Rapor fiziksel çıkarımlarla içeriyordu. Olay yeri izlerine göre katil yaklaşık 1.80 boyundaydı. Büyük numara ayakkabı giyiyordu ve cinayetlerin hafta içi günlerde yoğunlaşması bir üretim takvimine bağlı çalıştığına işaret ediyordu.
Bu tarif polisin yıllardır kovaladığı sabıkalı sapık kalıbının tam tersiydi ve nokta atışıydı.
Şunu da unutmamak gerekiyor bu raporu yazmak cesaret istiyordu.
Çünkü resmi görüşe göre böyle bir katil var olamazdı ve yanılmak bir kariyeri bitirme yeterdi.
Burakov o kadar çaresizdi ki idam koğuşuna infazını bekleyen başka bir seri katili
Anatoly Silivko'yu bile ziyaret edip aradığı adamın zihnine bir pencere açmaya çalıştı.
1985'in sonuna doğru helikopterler demir yolu hatlarının üzerinde tur atmaya,
gönüllü milisler orman şeritlerini adım adım taramaya başladı.
Bu sırada Çikatilo öldürmeye devam etti ama artık çok daha temkinliydi.
Ağustos 1985'te bir iş gezisi sırasında Moskova yakınlarındaki Domodedova çevresinde 18 yaşındaki Natalia Poklistova'yı öldürdü.
Aynı ayın sonunda başka bir 18 yaşındaki genç kız Irina Gulyeva da kurbanlar listesine eklendi.
Ardından uzun bir sessizliğe gömüldü.
Novocher Kask'taki bir lokomotif fabrikasının tedarik bölümünde işe girdi.
Bazı kaynaklara göre bu dönemde kendi işlediği cinayetlerin failini arayan gönüllü devriyelere katılıp kendi kendini aradı.
1987'de iş seyahatlerinin izinde birbirinden binlerce kilometre uzaklıktaki 3 ayrı şehirde 3 çocuk öldürdü.
Cinayetler Urallardaki Revda'dan Ukrayna'daki Zaporojne'ye kadar oradan da Leningrad'a savruldukça dosyalar birbirine bağlanamadı.
Rostov'daki ekip kendi bölgesindeki sessizliğe bakıp katilin ölmüş, hapse girmiş ya da durmuş olabileceğini bile tartışıyordu.
1988 baharında av sahası yeniden batıya döndü.
Nisan ayında Krasnysul'in yakınlarında genç bir kadın, Mayıs'ta Ukrayna'nın Ilovaisk kentinde 9 yaşındaki Aleksey Voronko öldürüldü.
Temmuz'da ise 15 yaşındaki Yevgeni Muratov'un hayatı Don Leskos istasyonunun yakınındaki ormanda bulundu.
2 yıl sonra her şeyin biteceği o istasyonun.
1989 boyunca cinayetler Rostov çevresinde sürdü.
Kurbanlardan biri olan Aleksey Hobotov adındaki çocuğu şahtadaki bir mezarlığın kenarına önceden kazdığı bir çukura gömdü.
Kimsenin varlığını bilmediği o mezar bir gün katilin kendi eliyle işaret edeceği kesin kanıt olacaktı.
1990 yılına gelindiğinde dünya değişmişti.
Glasnost politikası basının dilini çözmüş,
yıllarca susturulan cinayetler nihayet manşetlere taşınmış
ve kamuoyunun öfkesi soruşturmanın üzerine bütün ağırlığıyla çökmüştü.
Çikatilo ise hızlanıyordu.
Ocak ayında şahtada bir sinemanın önünden kandırılan 11 yaşında bir çocukla başlayan seri,
Mart'ta Rostov Botanik Bahçesi'ne öldürülen 10 yaşındaki Yaroslav Makarov'la sürdü.
Ağustos'ta 11 yaşındaki Ivan Fomin'in bedeni Novocherkask plajında sazlıkların arasında bulundu.
Ekim'de ise 16 yaşındaki Vadim Gromov Taganrog'a giden bir banlio treninden indirilip bir daha geri dönmedi.
Mart ayında kriz toplantısında Fetisov masaya yumruğunu vurdu ve katil yakalanmazsa görevden almaların başlayacağını açıkça söyledi.
Burakov'un bu döneme damga vuran planı basit ama zekiceydi.
Kurbanların çoğu tren hatlarının çevresinde bulunduğu için büyük istasyonlara göz alıcı üniformalı polisler yerleştirildi.
Amaç katili güvende hissedeceği küçük ve tenha istasyonlara itmekti.
Ve o küçük istasyonlar sivil giyimli gözcülerle sessizce dolduruldu.
Trenlere gizli kameralar takıldı, peronlardaki yolcular fark ettirilmeden fotoğraflandı.
Bu operasyonun görevliler üzerindeki yükü ağırdı.
Bir polis yıllar sonra katilin yanından kaç kez geçmiş olabileceği düşüncesinin kendisini 10 yıl boyunca bırakmadığını anlatacaktı.
Ağa örülmüştü artık tek gereken balığın ağa dokunmasıydı.
Ekim ayının sonunda katil 16 yaşındaki güçlü kuvvetli bir çocuk olan Victor Tishchenko'yu öldürdüğünde olay yeri ilk kez şiddetli bir boğuşmanın izlerini taşıyordu.
Çocuk canını dişine takarak direnmiş ve katilin parmağını ısırmıştı.
Kimse henüz bilmiyordu ama o kırık parmak birkaç gün sonra bir istasyon peronunda bir polis memurunun gözüne takılacaktı.
6 Kasım 1990 günü Çikatilo, Donleskos istasyonu yakınındaki ormanda 22 yaşındaki Svetlana Korostik'i öldürdü.
Ağaçların arasından çıkıp kuyunun başına ellerini yıkarken hikayemizin en başındaki o sahne yaşandı.
Memur Rybakov kimliğini kontrol etti, tutacak bir gerekçe bulamadı ve adamı trene bindirdi.
Katil o akşam evine gitti.
Tutan aksa bir rafa kalktı.
O tek sayfalık kağıt bir hafta boyunca kimsenin dikkatini çekmedi.
Ta ki 13 Kasım'da Svetlana Korostik'in cesedi bulunana kadar.
Korostik, insan havana bağlanan 38. kurbandı ve bulunduğu yer gözetim altındaki bir istasyonun dibiydi.
Soruşturmacılar o hatta tutulan bütün kimlik tutanaklarını masaya döktüğünde bir isim sayfadan adeta fırladı.
Andrei Chikatilo.
Bu isim yabancı değildi.
Aynı cinayetler için 1984'te sorgulanmış, 1987'de ülke çapında dağıtılan bir şüpheli listesine girmişti.
Eski ve yeni işverenlerinden istenen kayıtlarsa tüyler ürperten bir tablo ortaya koydu.
Adamın iş seyahatleri farklı şehirlerdeki cinayet tarihleriyle üst üste biniyordu.
14 Kasım'da Çikatilo gizli gözetim alındı.
Onu izleyen polisler gözlerine inanamadı.
Adam tren ve otobüs duraklarında yalnız kızlara ve çocuklara yaklaşıyor.
Konuşma reddedilince birkaç dakika bekleyip bir sonrakini deniyordu.
20 Kasım 1990 günü Novaçer Kask'ta bir kafeden çıktığı sırada 4 sivil polis tarafından gözaltına alındı.
12 yıl, yüzlerce soruşturmacı, on binlerce şüpheli ve yüz binlerce kantesti.
Ve sonunda her şey görevini yapan bir memurun yazdığı tek sayfalık rutin bir tutanağa bağlanmıştı.
Ancak yakalamak, kanıtlamak demek değildi.
Sovyet yasalarına göre polis elindeki şüpheliği resmen suçlamadan en fazla 10 gün tutabiliyordu ve somut delil zayıftı.
Çantasından çıkan katlanır bıçakla iki parça ip tek başına mahkumiyet getirmezdi.
Buna karşılık parmağındaki yara dikkat çekiciydi.
Adli tabipler yaranın bir insan ısırığından kaynaklandığı görüşündeydi ve akıllara Tishchenko'nun son direnişi geliyordu.
Sorgunun başına daha önce bir seri cinayet dosyası çözmüş, sert ve kendinden emin bir savcı getirildi.
İssa Kostoyev.
Cicatillo daha ilk andan itibaren polislerin yanıldığını söyledi.
Hatta 1984'te de aynı cinayetler için haksız yere tutulduğundan yakındı.
Günler boyunca süren sorgularla cinayetleri reddetti.
Yalnızca öğretmenlik yıllarındaki tacizleri kabul etti
ve kağıda döktüğü tuhaf metinlerde cinsel zayıflığından,
hayatı boyunca uğradığını düşündüğü haksızlıklardan söz etti.
Hücresine yerleştirilen muhbir bile kayda değer bir şey öğrenemedi.
Günler eridi ve 9. günün sonunda soruşturma duvara dayandı.
İşte o anda Burakov'la Fetisov kural kitabında yazmayan bir hamle yaptı.
29 Kasım'da Dr. Buhanovski sorgu odasına davet edildi.
Psikiyatr karşısındaki adama bir suçlu gibi değil, yıllardır anlamaya çalıştığı bir insan gibi yaklaştı ve 65 sayfalık raporundan bölümler okumaya başladı.
Satırlar ilerledikçe Cicatillo'nun yüzü değişti.
Çünkü karşısında hayatı boyunca kimseye anlatamadığı şeylerin neredeyse kelimesi kelimesini bilen biri oturuyordu.
Yaklaşık 2 saat sonra Andrei Chikatilo gözyaşları içinde konuşmaya başladı.
Buhanovski bu görüşmeyi anlatırken karşısındaki adamın içindeki öfkeyi ve aşağılanmışlığı konuşabilmek için yıllardır birini beklediğini hissettiğini söyleyecekti.
Yasal sürenin dolduğu 30 Kasım'da polisin kendisine bağladığı cinayetlerin büyük bölümünü resmen itiraf etti.
İlerleyen günlerde ise soruşturmacıların hiç bilmediği 20 cinayet daha anlattı.
Aralarında bir başkasının idam edildiği Yelena Zakatnova dosyası da vardı.
İtirafın doğruluğu ancak failin bilebileceği ayrıntılarla sınandı.
Çikatilo olay yerlerinin krokilerini çizdi, cesetlerin konumlarını tarif etti
ve itirafların bazı bölümleri yamyamlığa varan ayrıntılar içeriyordu.
1984'te öldürdüğü anda Lemeşeva'yı anlatırken kızın boğuşma sırasında kendisine
Bars adında birinin bunun hesabını soracağını haykırdığını söyledi.
Soruşturmacılar Lemeşeva'nın nişanlısının elinde Bars yazan bir dövme olduğunu biliyordu.
Aralık ayındaysa en kesin kanıt geldi.
Çikatilo polisi şahtı mezarlığının kenarına götürdü ve Alexi Hobotov'u gömdüğü yeri gösterdi.
Kimsenin varlığından haberdar olmadığı mezardan çocuğun bedeni çıktı.
Artık şüpheye yer kalmamıştı.
Çikatilo toplamda 56 cinayeti itiraf etti.
3 kurban bulunamadı ya da kimliği belirlenemediği için hakkında 53 cinayetten dava açıldı.
Takip eden aylarda soruşturmacılarla birlikte olay yerlerini tek tek gezdi ve cinayetleri kamera karşısında yeniden canlandırdı.
Anlattıkları arasında 1982 yazında Krasnodar yakınlarındaki bir tarlada öldürdüğü ve o güne dek dosyayla hiç ilişkilendirilmemiş 14 yaşındaki Lyubov Volobueva gibi kurbanlar da vardı.
Ağustos 1991'de Moskova'daki Sövbski Enstitüsü'ne gönderildi.
60 gün süren psikiyatrik değerlendirmenin sonunda aktarıldığına göre sadist özellikler taşıyan bir kişilik bozukluğu tespit edilmesine rağmen akli dengesinin yerinde olduğuna ve yargılanabileceğine karar verildi.
Duruşma öncesinde polis basına suçların bir dökümünü ve 1984 tarihli bir robot resmi açıklamış ancak sanığın adını da fotoğrafını da paylaşmamıştı.
Bu yüzden 14 Nisan 1992'de Rostov Bölge Mahkemesi'nin 5 numaralı salonunda başlayan dava Sovyet sonrası Rusya'nın ilk büyük medya olayına dönüştü ve kameralar salona girdiğinde ülke onu ilk kez gördü.
Cezaevi prosedürü gereği kazınmış bir adam salonun köşesine özel olarak yaptırılmış demir bir kafesin içinde oturuyordu.
Kafes onu korumak içindi.
Çünkü salon evlatlarını kaybetmiş ve onu parçalamaya hazır ailelerle doluydu.
Duruşmalar boyunca aileler kafese doğru haykırdı.
Kimileri yetkililerden onu kendilerine teslim etmelerini istedi.
Yargıç ilk iki gün boyunca iddianameyi okudu.
Her cinayet tek tek anlatıldıkça salonda anneler bayıldı, babalar hıçkıra hıçkıra ağladı.
Çikatilo ise kafesin içinde bambaşka bir oyun oynadı.
Şarkılar söyledi, anlamsız sözler haykırdı ve taşkınlıklarıyla duruşmayı defalarca kilitledi.
Cinayetlerle ilgili soruları çoğu zaman umursamaz cevaplarla geçiştiriyor
ama kurbanların eşyalarını çaldığı öne sürüldüğünde öfkeyle itiraz ediyordu.
Onlarca insanı öldürmekle suçlanan adamı asıl kızdıran şey hırsız sayılmaktı.
Kurbanlarını nasıl bulduğu sorulduğunda verdiği cevapsa salondakilerin kanını dondurdu.
Onları aramaya gerek yoktu.
Attığım her adımda oradaydılar.
Yargıç zaman zaman sabrını yitirip kafese döndü ve bağırdı.
Yargıçla sanık arasındaki gerilim öyle büyüdü ki savunma avukatı mahkemenin tarafsızlığını defalarca sorguladı.
Tartışmaların sonunda görevden alınan Yargıç değil, Yargıç'ın tutumunu eleştiren avukat oldu.
Karar duruşması 14 Ekim 1992'de başladı.
Cinayet listesinin yeniden okunması ertesi güne sağlıklı ve 15 Ekim'de hüküm açıklandı.
Andrei Çikatilo 53 cinayetin 52'sinden ve öğretmenlik yıllarına ait 5 taciz suçlamasının tamamından suçlu bulundu.
Kararı duyduğunda kafesin içindeki sırayı tekmeledi.
Küfürler savurdu.
Ne var ki son söz hakkı verildiğinde tek kelime etmedi.
Yargıçlar cezayı okurken tarihe geçecek cümleyi kurdu.
Suçlu olduğu korkunç fiiller göz önüne alındığında bu mahkemenin hak ettiği tek cezayı vermekten başka seçeneği yoktur.
Onu ölüme mahkum ediyorum.
Ama yargıç orada durmadı.
Kararın devamında polisi ve savcılık makamını özellikle de 1987'deki şüpheli listesini ciddiye almayan yaklaşımı ağır bir dille eleştirildi.
Devlet kendi mahkeme salonunda kendi ihmalinin okunuşunu dinliyordu.
Çikatilo'nun yüksek mahkemeye yaptığı temiz başvurusu kendisini yargılanabilir bulan psikiyatrik değerlendirmenin taraflı olduğu iddiasına dayanıyordu.
Başvuru 1993 yazında reddedildi.
Son çare olarak devlet başkanı Boris Yeltsin'e af dilekçesi gönderdi.
Direkçe 4 Ocak 1994'de geri çevrildi ve 14 Şubat 1994 sabahı Novoçer Kask cezaevindeki hücresinden alınarak sessiz geçirilmez bir odaya götürüldü.
Sağ kulağının arkasına sıkılan tek kurşuna infaz edildi ve cezaevi mezarlığında isimsiz bir çukura gömüldü.
57 yaşındaydı. Ardında ne bir mezar taşı kaldı ne de kayıtlara geçmiş tek bir içten pişmanlık cümlesi.
Resmi bilançoya göre Andrei Chikatilo Aralık 1978 ile Kasım 1990 arasında 21 erkek çocuğu, 24 kız çocuğu ve 17 genç kızı öldürdü.
Her biri arkasında gözü yaşlı aileler ve yarım kalmış hayatlar bıraktı.
Ama bu hikaye sadece onun üzerine yazılamaz.
İşlemediği bir suç için kurşuna dizilen Aleksandr Kravchenko var.
Sahte itiraflara zorlanan engelli gençler, gözaltı baskısı altında hayatına son veren şüpheliler var.
Çikatilo'yu 12 yıl boyunca özgür bırakan şey kurnazlığı değildi.
Kötülüğü kendi sınırları içine tarif etme cesaret edemeyen bir sistemin körlüğüydü.
Bu davadan geriye yalnızca acı değil bir dersle kaldı.
Buhanovski'nin bir zamanlar ideolojiye aykırı bulunan profili adli psikiyatrinin başvuru metinlerinden birine dönüştü
ve doktor hayatının geri kalanının önemli bölümünü benzer eğilimler taşıyan insanları suça sürüklenmeden tedavi etmeye başladı.
8 yılını bu ava veren Burakov bedelini sağlığıyla ödedi.
Rostov bölgesi ise adli tarihçilerin bugün bile üzerinde kafa yorulduğu bir soru olarak kaldı.
Çünkü Sovyetler dağıldıktan sonraki 10 yılda aynı bölgede onlarca çoklu cinayet faili daha yakalanacaktı.
Çikatilo aktarılan sözleriyle kendisi için ben doğanın bir hastasıyım demişti.
Buhanovski'nin bu zihnin yok edilmek yerine incelenmesi gerektiğini savunduğu aktarılır.
Mahkeme içinse o ne yaptığını gayet iyi bilen bir suçluydu.
Belki ikisi de haklıydı.
Belki de en rahatsız edici soru tam da burada başlıyor.
Onu yaratan neydi?
Açlıktan kırılan bir köyün travması mı?
Aşağılanmayla örülmüş bir çocukluk mu?
Yoksa canavarın varlığını kabul etmektense masum idam etmeyi seçen bir devlet mi?
Kötülük doğuştan mı gelir sonradan mı yapılır?
Yoksa asıl görmezden gelindiği yerde mi büyür?
Bu sorular hep kalacak.
Bu podcast'in sonuna geldik.
Bir sonraki videoda görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
