
Selamlaaar! Bölümü sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim. İlgisini çekeceğini düşündüğün bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify’dan takip edip zili açmayı unutma lütfen. Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum. Kendine çok iyi bak. Bir sonraki bölümde buluşmak üzere…
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bi Soru podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Melisa.
Bugün biraz böyle tehlikeli bir konu konuşacağız.
Çünkü bu bölümü kaydederken bile böyle ağzımdan çıkacak her cümleyi 3 kere düşünmem gerekiyormuş gibi hissediyorum.
Sonra evren bir yerlerde not alıp,
''Hah bunu da söyledi, buradan sınayalım.'' falan demesin diye.
Çünkü bugün konumuz büyük konuşmak arkadaşlar.
Hani şu vardır ya, ben olsam asla affetmem.
Ben asla eski sevgilime geri dönmem.
Ben asla böyle bir ilişkide kalmam.
Benim çocuğum olsa asla bunu yapmam.
Ya da işte ben asla evlenmem.
Ben asla İstanbul'dan taşınmam.
Ben para için böyle bir şeye katlanmam.
Ben kesinlikle o tip insanlardan hoşlanmam falan gibi.
Ve sonra ne olur bir bakarsın yıllar sonra tam olarak o cümlenin içindesin.
Hayatın bir yerinde geçmişte söylediğin o cümle gelip omzuna dokunuyor.
Merhaba beni hatırladın mı diyor.
Ve sen de diyorsun ki ya ben bunu niye söyledim?
Allah aşkına nasıl bir kafayla söyledim ben bunu.
Hatta bizim kültürde bunun çok net bir karşılığı da var.
Büyük konuşma başına gelir.
Böyle derler bilirsiniz.
Ve gerçekten de başımıza geliyor gibi hissediyoruz.
Ben de bugün tam olarak bunu konuşmak istiyorum.
Yani gerçekten büyük konuştuğumuz için mi başımıza geliyor?
Hayat bizi söylediğimiz yerden mi sınıyor?
Ya da evren bizim cümlelerimizi duyup hani tamam bunu listeye aldım falan mı diyor?
Yoksa bütün bunların çok daha insani, çok daha psikolojik bir açıklaması mı var?
Bence işin en ilginç tarafı şu.
Belki de büyük konuşmak geleceği tahmin etmek değil de
gelecekteki kendimiz hakkında bugünden hüküm vermek.
Ve bütün meselenin de burada başladığına inanıyorum.
Çünkü insan ben bunu asla yapmam dediğinde
aslında yalnızca bir davranıştan bahsetmiyor.
Gelecekteki kendisine aynı zamanda kefil oluyor.
Diyor ki hayatım nasıl değişirse değişsin.
Ya da işte kim karşıma çıkarsa çıksın.
Ne yaşarsam yaşayayım, ne kaybedersem kaybedeyim.
Ben hep bugünkü ben gibi düşüneceğim.
Ama problem şu büyük ihtimalle düşünmeyeceksin.
Çünkü gelecekteki sen bugünkü sen değilsin.
Ve bunu kabul etmek biraz rahatsız edici evet.
Çünkü insan kendini sabit bir şey gibi görmek istiyor.
Hani ben buyum, benim karakterim bu, ben bunu yaparım, ben bunu yapmam.
Bunlar insana güven veriyor.
Çünkü belirsizlik çok daha korkutucu.
Hani bilmiyorum o durumda ne yapardım demek çok daha dürüst olabilir evet.
Ama çok daha rahatsız edici geliyor.
Mesela çok klasik bir örnek tamam mı?
Bir arkadaşın sana geliyor ilişkisiyle ilgili bir şey anlatıyor.
Ne bileyim partneri ona kötü davranmış bir şey olmuş.
Sen dışarıdan bakıyorsun ve diyorsun ki ben olsam bir dakika bile durmam.
Çok kolay bunu söylemek gerçekten çok kolay.
Çünkü sen o ilişkinin içinde değilsin.
Sen o insanı sevmiyorsun.
Sen onunla ne bileyim böyle bir 5 yıllık ya da kaç yıllık sartık bir geçmiş paylaşmıyorsun.
Sen onunla ev tutmadın.
Sen onun ailesini tanımadın.
Sen onun yanında hayatının en kötü dönemini atlatmadın.
Sen yalnız kalmaktan korkan kişi değilsin.
Senin maddi koşulların aynı değil, senin çocukluğun aynı değil, bağlanma biçimin aynı değil.
Hatta o günkü psikolojin bile aynı değil.
Ama dışarıdan bakarken bütün bunların hiçbirini hissetmediğimiz için insan davranışını yalnızca karakterle açıklamak çok daha kolay geliyor.
Ben öyle biri değilim diyorsun, çekiliyorsun. Tamam belki de değilsin, okey.
Ama belki de henüz öyle bir koşulda bulunmadın.
Ve bence büyük konuşmakla ilgili en rahatsız edici cümlelerden biri bu.
Belki de bazı şeyleri yapmamamızın nedeni sandığımız kadar güçlü olmamız falan değil.
Henüz yapmak zorunda kalacağımız koşulların oluşmamış olması.
Bu arada burada herkes her şeyi yapabilir, karakter diye bir şey yok falan gibi bir yerden konuşmuyorum.
Tabii ki değerlerimiz var, tabii ki sınırlarımız var, tabii ki bazı davranışları bilinçli olarak seçmeyebiliriz.
Ama insan davranışı yalnızca hani benim karakterim böyle diye açıklanabilecek kadar düz değil.
Koşullar çok şey değiştiriyor.
Mesela psikolojide buna çok yakın bir kavram var.
Hot, cold, emphatic gap diye bir şey tamam mı?
Türkçe kabaca böyle sıcak soğuk empati boşluğu gibi çevrilebilir.
Mantığı şu.
Bir insan sakin bir ruh halindeyken, yoğun bir duygunun içindeyken nasıl davranacağını tahmin etmek de düşündüğümüz kadar iyi değil.
Yani sen şu an sakinsin.
Ne bileyim evdesin, kahveni içiyorsun, podcast dinliyorsun ve sana soruyorlar işte çok kıskansan ne yaparsın?
Sen diyorsun ki ya ben öyle saçma sapan şeyler yapmam.
Çünkü şu an kıskanç değilsin.
Ya da çok öfkeli olsan ne yaparsın?
ben öfkeyle hareket etmem.
Yani çünkü şu an öfkeli değilsin veya çok aşık olsan
işte yine mantığımı kullanırım falan.
Çünkü şu an o duygunun içinde değilsin.
Yani aslında bugünkü sen, gelecekte çok aşık olmuş sen adına konuşuyor.
Ama o kişinin elindeki bilgiler başka, hissettiği başka,
ihtiyaçları başka, korkuları başka
ve bence büyük konuşmanın en temel nedenlerinden biri de bu.
Gelecekteki duygularımızı küçümsüyoruz.
Kendimizi şu an olduğumuz halimizin böyle sürekli devam edecek
bir versiyonu gibi düşünüyoruz.
Halbuki hayat öyle çalışmıyor arkadaşlar.
Bir sabah kalkıyorsun böyle bir şey oluyor
ve sen başka birisin. Bazen bir insan
giriyor hayatına başka biri oluyorsun.
Birini kaybediyorsun başka biri
oluyorsun. Parasız kalıyorsun. Çok
para kazanıyorsun. Anne oluyorsun. Baba
oluyorsun. Ne bileyim hastalanıyorsun.
Biri seni terk ediyor falan. Hepsinde
başka birisin. Yani aslında bizim
asla dediğimiz insan o günkü
halimiz. Ama gelecekte o kararı
verecek kişi aynı şartlarda olmayacak.
Yani bir de işin bir kimlik tarafı var.
Burası da çok ilginç bence.
Çünkü biz ben bunu asla yapmam derken aslında davranıştan çok kendimiz hakkında konuşuyoruz.
Hani şöyle bir yerden aslında.
Mesela ben aldatan biri değilim.
Ben kıskanç biri değilim.
Ben parayı önemseyen biri değilim.
Ne bileyim ben insanlara muhtaç olan biri değilim.
Ben yalnızlıktan korkmam.
Ben toksik ilişkide durmam falan.
Bunlar aslında birer böyle kimlik cümlesi.
Kendimize anlattığımız hikayenin parçaları.
Ve o hikayeler çok önemli.
Çünkü dünyada nasıl hareket ettiğimizi biraz da bu hikayeler belirliyor.
Ama bazen o hikayeye o kadar bağlanıyoruz ki kendi davranışlarımızı bile görmek istemiyoruz.
Mesela işte ben kıskanç biri değilim diye kendini tanımladıysan bir gün kıskandığında bunu kabul etmek çok zor oluyor.
Çünkü kıskançlık sadece bir duygu olmaktan çıkıyor.
Resmen hani senin kimliğine bir tehdit oluyor.
Ben kıskandıysam demek ki ben sandığım kişi değilim gibi algılıyorsun.
Sonra bastırıyorsun onu içinde.
Yok canım ya kıskanmadım nedir ki yok ben öyle biri değilim falan gibi bir yerden yaklaşıyorsun.
Ama 3 gün sonra saçma sapan bir yerde böyle patlıyorsun.
Ve diyorsun ki ben böyle biri değildim ya.
Belki de öyle biri değildin okey.
Belki de sadece daha önce bu duyguyla tanışmamıştın.
İşte büyük konuşmanın biraz kibirli tarafı da burada başlıyor.
Çünkü büyük konuştuğumuz zaman aslında gelecekteki halimizle ilgili bütün ihtimalleri kapatıyoruz.
Hani ben kendimi biliyorum.
Ama kendimizi ne kadar biliyoruz gerçekten?
Yani bir düşünsene 5 yıl önceki halin bugün olduğun kişiyi %100 tahmin edebilir miydi?
Ya da 5 yıl önce sana muhtemelen yaşadığın bazı şeyleri anlatsalar yok artık canım ben asla falan derdin.
Ama buradasın şu an.
Ben bazen böyle eski tweetlere eski mesajlara falan baktığımda böyle hissediyorum.
Bir insan var orada o insan benim yani benden bir parça o da ama aynı zamanda değil.
O zamanki fikirlerine çok emin, bir takım şeylerle ilgili net.
Sonra hayat olmuş, bir şeyler görmüş, bir şeyler yaşamış ve bazı fikirleri değişmiş.
Bence insanın büyümesinin en büyük kanıtlarından biri de biraz bu zaten.
Yani eski fikirlerinin bazılarına bakıp hani ben ne anlatıyormuşum ya falan diyebilmek.
Çünkü değişmeyen insan diye bir şey bana çok garip geliyor.
Ama şimdi gelelim böyle biraz asıl eğlenceli tarafına.
Neden gerçekten büyük konuştuğumuz şeyler başımıza geliyor gibi oluyor?
Çünkü insan burada ister istemez biraz böyle mistik düşünüyor.
Evren duydu, kader beni sınadı, Allah büyük konuşturmasın falan gibi.
Ve bu his çok da anlaşılır bu arada.
Çünkü tesadüf gerçekten çok güçlü bir şey.
Mesela 24 yaşında diyorsun ki ben asla İstanbul'da yaşamam tamam mı?
32 yaşındasın ve bir bakıyorsun İstanbul'dasın.
Her sabah trafikte böyle geçmişteki kendine küfür ediyorsun.
Ben bunu niye söyledim diye.
Ama burada şöyle bir soru var.
Hayatında kaç kere asla dedin?
Gerçekten yani kaç tane, yüzlerce mi, binlerce mi ne bileyim ben o yemeği asla yemem.
Ben saçımı asla kısa kestirmem.
Ben sabah insanı olmam.
Ben bu filmi izlemem.
Ben o şehre gitmem.
Şunu giymem, bunu yapmam falan gibi.
Bunların büyük kısmı muhtemelen gerçekleşmedi.
Evet ama 5 tanesi falan gerçekleştiyse de sen bunları muhtemelen hatırlıyorsun.
Çünkü insan zihni tabii ki gerçekleşenleri hatırlıyor.
Çünkü beynimiz eşleşmelere bayılıyor.
Bizim zihnimiz dünyadaki örüntüleri yakalamak üzerine çalışıyor arkadaşlar.
Bir şey söylüyorsun.
3 yıl sonra o şey gerçekleşiyor.
Beynin hemen iki nokta arasında böyle çizgi çekiyor.
Orayı birleştiriyor.
Diyor ki işte bak diyor.
Sen bunu demiştin bu seni buldu diyor.
Ama gerçekleşmeyen yüzlerce cümle için o çizgiyi çekmiyoruz.
Onları unutuyoruz.
O yüzden bazen gerçekten evren bizi dinliyormuş gibi gelebiliyor.
Çünkü hatırladığımız örnekler böyle hikayemizi destekleyen örnekler aslında.
Buna doğrulama yanlılığı gibi böyle psikolojik mekanizmalar da eşlik edebiliyor.
Zihin zaten inandığı fikri doğrulayan örneklere daha fazla dikkat ediyor.
Yani büyük konuşunca başına gelir dediğimiz şey var ya.
Buna inanıyorsan başına geldiği her an çok değerli bir kanıt senin için.
Gelmediği bütün anlar zaten görünmezleşiyor.
Ama tabii burada bir şeyi de tamamen çöpe atmamak gerekiyor.
Çünkü bazı durumlarda böyle gerçekten söylediğimiz, düşündüğümüz şeyler davranışımızı etkileyebiliyor.
Yani evrene sipariş gönderdik, evren de bize geri getirdi gibi değil.
Daha psikolojik bir mekanizmadan söz ediyorum.
Self-fulfilling prophecy.
Yani kendini gerçekleştiren kehanet diyorlar buna.
Bir şeye dair beklentin davranışlarını değiştiriyor.
Ve tabii değişen davranışların da sonunda beklediğin sonucu yaratabiliyor.
Mesela diyorsun ki ben zaten ilişkilerde sonunda terk edilen taraf olurum tamam mı?
Buna gerçekten inanıyorsan ilişkide sürekli tetikte olabiliyorsun.
Karşındakinin en ufak hareketini tehdit gibi algılayabiliyorsun.
Kontrol ediyorsun, test ediyorsun, soğuyorsun.
Karşı taraf yoruluyor falan ve sonunda da ilişki bitiyor.
Sonra diyorsun ki gördün mü?
Bak ben zaten biliyordum.
Ama belki de başlangıçtaki beklenti süreç boyunca davranışlarını değiştirdi sadece.
Yani hayatımıza çektiğimiz şeylerin bazılarında çekmekten çok davranışlarımızla zemin hazırlamak olabilir bu iş aslında.
Ve bence bu ayrım da çok önemli.
Çünkü hayatıma bunu çektim fikri bazen insanın sırtına gereksiz bir yük de bindirebiliyor.
Başımıza gelen her kötü şey düşüncelerimizin sonucu değil arkadaşlar.
Her şeyi biz yaratmıyoruz.
Dünyada tesadüf denen şeyler de var.
Başka insanların kararları var, ekonomi var, toplum var, şans var, şanssızlık var.
Kontrolümüz dışında milyon tane şey var.
O yüzden insan kötü bir şey yaşadığında sen bunu hayatına çektin demek bana bir yerde acımasız da geliyor.
Ama beklentilerimizin kendi davranışlarımızı etkilemesi başka bir şey.
Ve bence burada büyük konuşmakla ilgili güzel bir bağlantı var.
Mesela diyelim ki ben asla birine bağımlı hale gelmem diye çok sert bir kimlik kurdum kendine.
Sonra birine ihtiyaç duyduğun anda bu ihtiyacını kabul etmiyor hale geliyorsun.
İhtiyacını saklıyorsun, konuşmuyorsun, bastırıyorsun.
Sonra o ihtiyaç garip bir şekilde ortaya çıkıyor.
Ve bir bakıyorsun tam da korktuğun şeye dönüşmüşsün.
Belki de bazen hani bir şeyi ne kadar sert reddedersek onunla sağlıklı ilişki kurmak o kadar zorlaşıyor.
Burada benim çok sevdiğim başka bir psikoloji örneği var bu arada.
Herkesin de bildiğini düşündüğüm bir şey.
Beyaz ayı deneyi tamam mı?
Hatta pembe fili düşünme falan da diyorlar.
Sana desem ki önümüzdeki bir dakika boyunca beyaz bir ayıyı düşünme.
Ne olur?
Beyaz ayı olur yani aklın fikrin beyaz ayı olur tabii ki.
Çünkü bir şeyi düşünmemeye çalışırken aslında zihin sürekli kontrol ediyor.
düşünüyor muyum diyor böyle arka planda
ve kontrol edebilmek için
önce o şeyi zihnine getirmesi gerekiyor.
Bu yüzden bazı düşünceleri
bastırmaya çalışmak paradoksal
biçimde onları daha görünür hale getirebiliyor.
Bence ben asla böyle
biri olmayacağım cümlesinin de bazen
böyle ironik bir tarafı var. O şey
senin için o kadar büyük bir yasak haline
geliyor ki sürekli böyle onunla ilişkileniyorsun.
Ben annem gibi olmayacağım.
Ben babam gibi olmayacağım. Ben asla
onun yaptığı hatayı yapmayacağım.
Sonra hayatının büyük kısmını
o kişi gibi olmamaya göre şekillendiriyorsun.
Ama fark etmeden hayatının merkezinde yine o oluyor.
İnsan bazen kaçtığı şeyin etrafında dönüyor arkadaşlar.
Ve bence büyük konuştuğumuz yerden sınanıyoruz cümlesi var ya
bunu başka bir yerden de okumak mümkün.
Belki hayat bizi cezalandırmıyor da
bize bir bağlam veriyor.
Bir zamanlar çok kolay yargıladığımız bir şeyi
bize böyle içeriden gösteriyor.
Mesela daha önce ben olsam o ilişkiye geri dönmem dedin diyelim.
Sonra bir gün hayatında öyle biri oldu ve döndün.
İyi mi yaptın, kötü mü yaptın orası ayrı.
Ama artık geri dönen o insanı biraz daha iyi anlıyorsun.
Ben olsam o işte bir dakika çalışmam diyorsun mesela.
Sonra kredi ödemelerin oluyor, birilerine bakman gerekiyor, işsiz kalıyorsun ya da başka bir seçeneğin olmuyor.
Ve o işte kalmak zorunda kalıyorsun.
Artık kalan insanı biraz daha iyi anlıyorsun.
Benim çocuğum olsa tablet vermem diyorsun mesela.
Sonra çocuk sahibi oluyorsun. Böyle 3 gecedir uyumadın, ev dağınık, yemek yapmaya çalışıyorsun, çocuk bağırıyor falan ve o tablet açılıyor.
Hatta muhtemelen ses %100 falan.
Ve bir zamanlar markette tablet izleyen çocukların annesine bakıp o içinden söylediklerin için utanıyorsun.
Bence büyük konuşmanın başımıza gelmesiyle ilgili en değerli taraf bu olabilir.
Yani bizi biraz daha az yargılayan insanlara dönüştürmesi.
Çünkü bazı şeyleri de anlamanın tek yolu onları yaşamak değil tabii ki.
hani empati diye bir şey var.
Ama kabul edelim bazı şeyleri de yaşamadan gerçekten anlamıyoruz.
Bir insanın neden gitmediğini, neden geri döndüğünü,
neden sustuğunu, neden korktuğunu,
neden para için kaldığını, neden yanlış kişiye aşık olduğunu.
Dışarıdan böyle çok temiz cevaplarımız var.
Çünkü hikayenin ağırlığını taşımıyoruz ya rahatız.
Büyük konuşmanın altında böyle biraz da ayrıcalık olduğunu düşünüyorum işte bu yüzden bazen.
Yani ben asla borç istemem.
Belki hiç parasız kalmadın çünkü.
Ben asla ailemin yanına dönmem.
Belki dönmek zorunda kalmadın.
Ben asla sevmediğim bir işte çalışmam.
Belki sevmediğim bir işte çalışmama lüksüne sahiptin.
Ya da ben asla şunu yapmam.
Belki gerçekten yapmayacaksın.
Ama bunu bilmenin yolu bazen karakterden çok.
Hayatın seni o noktaya getirip getirmemesi oluyor.
Ve bence bu düşünce insanı biraz daha böyle mütevazi yapan bir düşünce.
Daha az ben olsam diyorsun.
Daha çok da bilmiyorum diyebiliyorsun.
Bence yetişkinliğin en güzel kelimelerinden biri bu olabilir.
Yani bilmiyorum hani.
O durumda ne yapardım bilmiyorum.
Affeder miydin bilmiyorum.
Geri döner miydin bilmiyorum.
Her şeyi bırakır mıydın bilmiyorum.
Çünkü o anki beni tanımıyorum ki.
Yani bu bana zayıflık gibi gelmiyor.
Tam tersine böyle kendi bilmek biraz da kendin bilmediğin taraflarını kabul etmek olabilir.
Şimdi Sokrates'e bağlayıp da hani böyle tek bildiğim iş bir şey bilmediğimdir falan demeyeceğim korkmayın.
Ama yani adamın da bir bildiği varmış şimdi arkadaşlar.
Bence büyük konuşmakla ilgili asıl problem de burada.
asla kelimesi hayatın değişime ihtimaline yer bırakmayan bir şey.
Halbuki biz değişiyoruz, düşünceler değişiyor,
değerler bile zaman zaman yeniden şekilleniyor.
Mesela geçmişte çok yargıladığın bir insan tipini bugün anlayabiliyorsun.
Ve bunların hiçbiri ikiyüzlülük olmak zorunda değil.
Bazen sadece yeni bir bilgi, yeni bir deneyim, yeni bir perspektif.
Ben bir insan fikrini değiştirdiğinde böyle hemen
ama sen eskiden böyle demiyordun falan denmesini biraz garip buluyorum.
Evet eskiden öyle diyordum.
Sonra hayatın devam eden bölümlerini izledim.
Yeni sezon geldi.
Karakter gelişimi yaşandı.
Fikrim değişti.
Ne yapalım yani?
Anladın mı?
Bunlar olabilecek şeyler.
Ve bence fikrini değiştirebilmek de güzel bir şey bu arada.
Tabii her gün tamamen başka bir insan olmak değil bahsettiğim.
Ama geçmişte söylediğin bir şeyi sonsuza kadar savunmak zorunda değilsin.
Ki bu çok yorucu da bir şey.
Çünkü bazen büyük konuşmanın cezası başına gelmesi değil de.
Hani başına geldiğinde onu kabul edememek oluyor.
Daha önce o kadar sert konuştun ki böyle.
şimdi kendine itiraf edemiyorsun mesela.
Ben de yaptım diyemiyorsun.
Sonra davranışını savunmaya başlıyorsun.
Bahaneler üretiyorsun falan böyle.
Çünkü aslında hani kendine kızgınsın.
Kendime yakıştıramadığım şeyi nasıl yaptım diye düşünüyorsun.
Ama belki de kendimizi affetmenin bir yolda şu olabilir.
O cümleyi söyleyen kişi senin eski halindi.
Bu kararı veren kişi ise senin bugünkü halin.
Yani ikisi aynı şartlarda değildi.
Bu yaptığın her şeyi doğru yapmaz.
Sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Ama anlamana yardım eder.
Ve anlamakla haklı çıkmak da aynı şey değil.
Yani bunu çok karıştırıyoruz bence.
Bir davranışı neden yaptığını anlayabilirsin ve hala yanlış yaptım diyebilirsin.
Kendini anlamak hani kendini beraat ettirmek falan demek değil yani.
Tam tersine daha dürüst bir sorumluluk biçimi olabilir diye düşünüyorum.
O yüzden ben artık asla yapmam cümlesini duyduğumda böyle biraz tedirgin oluyorum.
Hatta kendim söylediğimde de aynı tedirginliği yaşıyorum.
Çünkü büyük konuşmamak demek omurgasız olmak demek falan değil.
Yani benim hiçbir değerim yok ne olacağı belli olmaz falan demek değil.
Belki şöyle demek.
Bugünkü değerlerimle bunu yapmak istemem.
Yani şu an kendimi böyle bir karar verirken hayal edemiyorum.
Umarım böyle bir durumda kalmam.
Elimden geldiğince bunu yapmamaya çalışırım falan.
Bence bu cümlelerde böyle çok daha fazla insanlık var.
Çünkü hem değerini koruyorsun hem de hayatın senden büyük olduğunu kabul ediyorsun.
Ve son olarak şunu düşünüyorum.
Belki de hayat böyle büyük konuştuğumuz için bizi cezalandırmıyor.
Hani evrenin elinde bir not defteri yok.
Belki söylediğimiz her asla kader tarafından kaydedilmiyor.
Belki sadece uzun bir hayat yaşıyoruz.
Çok fazla şey söylüyoruz, çok fazla değişiyoruz.
Ve bazen geçmişteki keskin cümlelerimizle gelecekteki hayatımız bir yerde kesişiyor.
Ama o kesişimlerin bize öğretebileceği bir şey varsa o da bence şu.
İnsanları biraz daha az yargılamak, kendimizi biraz daha az kesin tanımlamak
ve gelecekteki halimiz adına biraz daha az konuşmak.
Çünkü gerçekten bilmiyoruz arkadaşlar.
Belki bugün çok kolay yargıladığın şey yarın senin hikayen olacak.
Belki bugün nasıl böyle bir şey yapar dediğin insanı birkaç yıl sonra çok iyi anlayacaksın.
O yüzden belki ben asla yerine daha sık hani umarım demek lazım.
Ben asla böyle bir ilişkide kalmam yerine umarım kendimi böyle bir ilişkide bulmam.
Ben asla birine muhtaç olmam demek yerine umarım ihtiyacım olduğunda bunu utanmadan kabul edebilirim.
Ben asla böyle hata yapmam yerine umarım yaptığımda fark edecek kadar açık olurum diyebilmek gerekiyor.
Çünkü hayatta bazı şeyler karakter sınavı değil, koşul sınavı.
Ve biz hangi koşullarla karşılaşacağımızı maalesef bilmiyoruz.
O yüzden artık biri böyle çok büyük konuştuğunda içinden şu geçiyor.
Umarım hiç yapmak zorunda kalacağın şartlarla karşılaşmazsın.
Çünkü bazı aslağlarımız gerçekten değerlerimizden geliyor.
Bazıları ise sadece böyle hayatın o bölümünü henüz yaşamamış olmamızdan ve hangisinin hangisi olduğunu bazen ancak zaman gösteriyor.
O zaman size bir soru.
Hayatınızda daha önce ben bunu asla yapmam deyip sonradan yaptığınız ne oldu?
Ve o şey başınıza geldiğinde ilk tepkiniz neydi?
Büyük konuşmuşum mu dediniz yoksa demek ki insan bazen kendini bile ancak yaşarken tanıyor mu dediniz?
Bölümün sonuna kadar dinlediğin için çok teşekkür ederim.
İlgisini çekeceğini düşündüğüm bir arkadaşınla paylaşmayı ve yeni bölümleri kaçırmamak için Spotify'dan takip edip zili açmayı unutma lütfen.
Kucak dolusu sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
