
Selamlaaar! Bu bölümde yaşadığımız duyguların getirdiği aksiyonları ve bunları normalleştirme süreçlerini konuşuyoruz.
Instagram: melisaersahiin
Mail: ozamansanabisorupodcast@gmail.com
(00:00) Giriş ve ilk görüntülü kayıt
(02:13) Hayat planlar yaparken başa gelenler
(03:11) Taşınma ve geride bırakılanın yası
(05:54) Ayrılık, işsizlik ve hayatın devam etmesi
(09:10) Duyguların zamanla etkisini yitirmesi
(10:36) Duygular yüzünden pişmanlık ve regülasyon
(11:36) Kendine dışarıdan bakabilmek
(13:47) Kabullenmenin getirdiği olgunluk
Transkript
Selamlar, O Zaman Sana Bi Soru podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melisa.
Bu açılışı da ilk defa böyle görüntüde yapıyorum.
Sesli de hep biliyorsunuz, başlangıç belli, son belli.
Hep belirli şeyleri söyleyerek başlayıp bitiyorum ama
görüntüde yapmak da biraz böyle garip geldi açıkçası.
Heyecanlandım sanki.
Neyse güzeldir. Yeni heyecanlar, yeni deneyimler güzeldir.
Ben bu eve taşındığımda ve burayı çalışma odası yaptığımda
aklımda olan ilk şey böyle burayı güzelce dekore edip
Aslında böyle videolu içeriklerimi çoğaltmak, sizinle biraz böyle mimiklerimle, el hareketlerimle falan da konuşabilmekti.
Yani bunu düşünmüştüm.
Ama tabii bu süreç çok uzun süren bir süreç.
Ev taşıyanlar varsa bilirler.
Bir şeyin gelmesi, bir şeyin gelmesinin öncesi de var hatta.
Bir şeyin alınması ve buna karar verilmesi süreci.
Önce bir karar vereceksin bin bir tane seçenek arasından.
Sonra onu alacaksın.
Sonra onun gelmesini bekleyeceksin.
Sonra onun monte edilmesini bekleyeceksin.
Sonra o bir şekilde artık odanın içinde, evin içinde bir yer edinecek kendine.
Belki düşündüğün gibi olacak.
Belki düşündüğünden daha güzel olacak.
Belki hiç düşündüğün gibi olmayacak.
Açıkçası ben bu odayı ilk hayal ettiğimde,
işte kendime çalışma odası yapacağım, çekimlerimi de orada yaparım, böyle konuşurum falan diye hayal ettiğimde
böyle hayal etmiyordum.
Çünkü şu an çok boş duruyor.
Yani bir ışığım var, işte çiçeğim var, masam var falan.
Ama mesela bu tarafı böyle renklendirmek, tablolar asmak falan gibi
düşünceler vardı aklımda ki
hala var. Ama şu an
orayı, o ölü alanı aslında
çamaşır asmak için kullanıyorum.
Yani hayatın bazen
sizi getirdiği noktaları o kadar tahmin edemiyorsunuz ki
hiç burayı planlarken
aklımda oraya bir çamaşır alanı
yapmak yoktu yani. Sonrasında ölü
gelişi verdi. İyi mi oldu?
Oldu da bu arada. Çünkü başka
çamaşır asacak yerim de yok. Yani baktığımızda.
O yüzden bazen de böyle
şey diyorum. Acaba bu çamaşır
Burada kalsam ya iyi mi oldu falan diyorum.
Kışın nasıl kuruyacak bunlar diyorum.
Ama sonra da şey ama sen böyle hayal etmemiştin ki gibi bir ses yükseliyor içimden.
Onu yapacağım.
Çamaşırada bir yer bulacağım.
Yani çamaşırı nereye asacağım korkusuyla orayı yapmayı ertelemek
veya da yapmamak gibi bir düşünceyi zihnime yerleştirmek hiç istemiyorum.
Ya hayat da böyledir ya arkadaşlar biraz hani.
Baktığınızda yapmayı istediğiniz, yapmayı planladığınız bir sürü şey vardır.
Hani şey diye bir söz var ya hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir diye.
Tam olarak öyle yani gerçekten bir sürü plan yapıyoruz, bir sürü bir şey düşünüyoruz, bir sürü zihnimizden düşünceler geçiyor ama
hayat bazen akışta bizi öyle bir yere getiriyor ki ne yapacağımızı aslında çok da biz karar veremez bir hale geliyoruz.
Yani tabi bu örnekten buraya gelmem de biraz böyle inanılmaz dramatik oldu ama anladınız sizi demek istediğimi.
Sonra oturdum şunu düşündüm.
Dedim ki ay o yok, bu yok, şu yok, istediğimi yapamadım, böyle olmadı, şöyle olmadı diyerek bir şeyleri ertelemeyi bırak.
Otur şu kameranın karşısına, konuş ya ne dökülüyorsa ağzından yani bir şeyler konuşuyor ol diye düşündüm ve oturdum şu an bunu çekiyorum.
Aferin kız sana, bravo dediklerinin arkasında duran o kız.
Yani yapmaya çalışıyorum evet.
Çok önemli çünkü benim için kendime duyduğum saygı ve o saygıyı tetiklemek için yaptığım şeyler diyebiliriz.
Berhas'ın buraya oturdum sonra şöyle bir düşünce geldi aklıma.
Ya dedim sen dedim 6 ay önce burada değildin.
Böyle bir odan yoktu.
Böyle eşyaların yoktu.
Bir yeri dekore etme fikri bile aklında değildi.
Sonra ne oldu?
Bir anda kalktın geldin.
Ev tuttun yerleştin falan filan.
O arada böyle çok evin psikolojisine girememiştim.
Çünkü hani başka bir yerden başka bir yere gidince
o geride bıraktığın yerin böyle bir acısını yaşıyorsun ya.
Bir yasını tutuyorsun aslında.
Aklıma da şey geliyor böyle.
Tarkan'ın şarkısı var ya ağlamadan ayrılık olmaz diye.
Yani gerçekten bu videonun konusunu da bu yapmak istedim hatta.
Bu podcast'ın konusunu diyeyim.
Neden diyeceksiniz?
Çünkü şunu fark ettim.
Biz aslında bazı duyguları yaşarken o kadar sanki yaşamamamız gereken
ya da işte hayatımızda hiç olmasa daha iyi olacak bir duyguymuş gibi yaklaşıyoruz ki
bencesi yani bu.
İşte ağlamak, üzülmek, kırılmak, sinirlenmek bunları hiç yaşamamamız gerekiyormuş.
Ama biz yaşamak durumunda ya da zorunda kalıyormuşuz gibi.
Ya ne güzel demiş Tarkan'ım ya.
Ağlamadan ayrılık olmaz demiş.
Yani bazı şeyleri yaşarken onların getireceği duyguları ve o duyguların getireceği de belki fiziksel, belki herhangi başka bir aksiyonu kabul edebiliyor olmak gerekiyor.
Ki onu da bence anlamlı yapan şey o.
Çünkü bunları yaşamasaydık, aslında bunlar dediğim bu negatif duyguları ve onların getirdiği bizdeki etkileri yaşamasaydık aslında yaşadığımız diğer mutluluklar da bu kadar anlamlı olmayacaktı.
Çünkü mutsuzluğun ne demek olduğunu, mutsuz olduğumuzda ne hissettiğimizi, üzgünken, kırgınken, sinirliyken ne hissettiğimizi, içimizdeki o alevi, dışarıya saçtığımız o püskürtmeleri bilmediğimiz için aslında o mutluluğun anlamlı olma hali böyle birazcık daha zayıf kalan bir seçenek olacaktı.
O yüzden ben bazen şey düşünüyorum böyle bir şey üzüldüğümde, sinirlendiğimde, kırıldığımda falan ağlamadan ayrılık olmaz diyorum yani.
Gerçekten öyle çünkü biri hayatımızdan gidiyor, bir işten ayrılıyoruz, bir şehirden ayrılıyoruz.
Yani senin bunu yaşaman gerekiyordu.
Üzüldün ağladın, kırıldın ağladın, sinirden ağladın.
Yani oldu öyle bir reaksiyon oldu.
Ve o reaksiyon sana aslında o anı daha değerli kıldıran ve geriye dönüp baktığında gerçekten anlamını bir tık daha yukarı taşıyan bir şeymiş gibi geliyor.
Yani bizim yaşadığımız işte bu kırgınlıklar, üzülmeler, kırılmalar, sinirlenmeler bunların hepsi bizim geriye dönüp baktığımızda şu anki yaşadığımız mutlulukları daha anlamlandırmak için aslında bence yaşadığımız şeyler gibi geliyor bana.
Neyim ben? Polianna mı? Neyim?
Ama bunun gerçek bir tarafı var arkadaşlar.
Çünkü şöyle, yani yaşadığımız herhangi bir kötü şeyin işte nedir?
Sevgilinden ayrılmışsındır, işten ayrılmışsındır, ev sahibini evden çıkarıyordur, ailenle alakalı bir durum vardır, bir şey vardır.
Günün sonunda bunlar senin hayatında değişmeyecek şeyler değil mi?
Yani sevginden ayrıldın ne yapabilirsin?
Ayrıldın yani.
O an yapman gereken tek şey o duyguyu yaşamak.
Ve kendini birazcık daha o ana bırakıp aslında sonrasında toparlanma aşamasına geçebilmek.
İnsanlar ne acılar yaşıyor arkadaşlar.
Sonra dönüp bakıyorsunuz diyorsunuz ki bu insan nasıl hayatına devam ediyor acaba diyorsunuz.
Ama bir yerde de şunun farkındasınız devam etmek zorunda.
Ne yapabilir?
Ben bazen düşünüyorum mesela böyle bazı acıları.
Hayatımda gerçekten yaşamaktan çok korktuğum şeyleri.
zihnimde hemen bir soru beliriyor.
Diyorum ki başıma bu gelse ne yaparım?
Yani nasıl yaşarım falan gibi düşünüyorum.
Ama sonra bir bakıyorum çevremde bunun benzeri duyguları ya da olayları yaşayan kişilere.
Bir şekilde hayat devam ediyor ki kendinizden de bunu gözlemleyebilirsiniz yani.
Ay bu olsa ne yaparız falan dediğiniz herhangi bir şey başınıza geldiğinde
dünyanız başınıza sadece o an yıkılıyor aslında.
Yani sonrasında o etkisi kalmıyor.
Sevgilinden ayrılıyorsun, çok üzülüyorsun, kendi parçalıyorsun falan.
Sonra devam etmiyor.
Sonra bir şekilde insanlar birbirini unutuyor.
O olayın etkisinden ayrılıyorlar.
Hayatlarına başka birileri giriyor.
Yaşadığınız o duyguların farkına varıp aslında
okey bunlar da yaşamam gereken şeylermiş dediğiniz bazı evrelere dönüşüyorlar.
Ya da işte ne oluyor?
İşten ayrılıyorsun.
İlk başta böyle bir düşünüyorsun.
Diyorsun ki eyvah şimdi ne yapacağım?
İşte işten ayrıldım.
Tam da böyle maddi olarak kötü bir dönemdeydim.
Borçlarımı nasıl ödeyeceğim?
evin kirası, o bu şu böyle zihnine bir sürü soru geliyor.
Önce bir onlarla baş etmeye çalışıyorsun, bir üzüntünü yaşıyorsun,
bir belki sinirini yaşıyorsun falan.
Sonra hayat devam ediyor.
O kira ödenecek.
O market alışverişi yapılacak.
O evde yaşayacaksın yani bunları yapacaksın.
Ya da işte çocuğun, çoluğun çocuğun varsa onları okula göndereceksin.
Ne bileyim bazı temel ihtiyaçlarını karşılamak zorundasın.
Ne olacak sonra?
Mecbur başlıyorsun hurra yeni bir iş aramaya değil mi?
Sonra ne oluyor?
O ara belki işte bazı firmalar tarafından reddediliyorsun, başvuru dünyalar tarafından reddediliyorsun.
Yine onun bir hüsranı içine giriyorsun.
Görüşmeler yapıyorsun, senin için çok aktif bir dönem oluyor.
Ve o kadar aktifliğin arasında yine onları yaşamak istemediğin için böyle geriye dönüp ya bu nasıl oldu falan diye düşünüp onun etkisinde kaldın.
İlla ki çokça an oluyor.
Ama günün sonunda dediğim gibi hayat devam ediyor ve yaşaman zorundayız ya bir noktada.
O yüzden de mecburen aksiyon almaya da devam ediyorsun.
Bak zihninde o sinirli olduğun, üzgün olduğun bilmem ne hallerin, düşüncelerin geçerken hala bir yandan aksiyon almaya devam ediyorsun ve onları düşünürken de aslında aksiyon aldığın farkında bile değilsin.
İnsan gerçekten başına bir şeyler gelince onları fark etme konusunda ve aksiyon alma konusunda maalesef ki zorunda olan bir canlı yani zorundayız.
Yaşayıp hayatımıza yine devam etmek zorunda kalıyoruz.
Sadece şu bilinci oturtmak gerekiyor diye düşünüyorum.
Şu an bu oldu mu? Oldu.
Dünyanın sonu mu? Değil.
Tamam. Ne yapacağız?
Tamam sinirlendik, üzüldük, kırıldık ya da çok mutlu olduk.
Bu da olabilir bu arada.
Hep negatiflerden bahsetmiyorum.
Çünkü mutluluk da sürekli bir şey değil.
O da geliyor ve geçiyor.
Ona da çok takılı kalmamak lazım.
Sonra ne oluyor?
Bunlar yavaş yavaş seyrini yitirerek her gün biraz daha azalarak gidiyorlar.
Ve geriye dönüp baktığında aslında eskisi kadar o hissi, o duyguyu böyle yoğun hissetmediğini fark ediyorsun.
Bende çok oluyor.
Bazen böyle geriye dönüp baktığım beni çok etkileyen olaylardan diyorum ki ya ben o zaman neler yaşadım ya.
O kadar yoğun duygular yaşadım ki diyorum.
Şu an aynı olayı düşündüğümde içimde hiçbir şey canlanmıyor yani.
Hani tamam belki yine bir burukluğunu yaşarsın ama o zaman yaşadığın o yoğunluğu şu anki durumunda hissetmen çok da mümkün olmuyor.
Sonra bir düşünüyorsun diyorsun ki ya her şey zamanla o kadar etkisini yitiren bir noktaya geliyor ki.
Yani üzgünsen de öyle, mutluysan da öyle, heyecanlıysan da öyle, kırgınsan da öyle, sinirliysen de öyle.
Zamanla her gün biraz daha azalarak gidiyorlar duyguların.
O yüzden de çok takılık kalmayıp bazen de ağlamadan ayrılık olmaz deyip kabullenip böyle ilerlemek gerekiyor ki en azından senin o anını çok da etkilemesin.
Çünkü bazen insanın o anını o kadar etkiliyor ki dönüp baktığında şey diyorsun.
Ya ne kadar salakmışım ya o zaman bu hislerim yüzünden böyle davranmasaydım işte şu an şunu yapıyor olabilirdim, şu an burada olabilirdim, şu an şununla olabilirdim gibi.
insanın aklına bir sürü şey geliyor ve
o zaman yaşadığın duyguya ve o duygu yüzünden alamadığın aksiyona
üzülür halde buluyorsun kendini.
Hatta biraz da sinirleniyorsun kendini.
Ama bunlar da çok normal şeyler arkadaşlar.
O zaman yaşadığın duyguyu o kadar yoğun yaşamasaydın
şu an ya da kontrol edebilseydin diyelim
şu an belki de bu kadar kendine sinirlenmeyecektin
ve o zaman almak istediğin aksiyonu alabilir olacaktın.
Bilinciyle yaşıyorsun artık.
Yani bundan sonraki böyle bu kadar yüksek duygulara girdiğin anlarda aslında o duyguları regüle etmenin ne kadar önemli olduğunu ve o an o kadar da içinde kalmadan, içinde kalmadan derken yani bu çok kolay bir şey değil farkındayım.
Ama çok da içinde kalmadan böyle birazcık kendine de dışarıdan bakarak.
Çünkü ben hep şunu söylerim.
İnsan olayların içindeyken çok iyi kavrayamıyor.
Bir çıkıp şöyle bir çerçevenin dışından kendine bakman gerekiyor bence.
Çünkü bakınca bambaşka şeyleri de görebiliyorsun.
Çevreni görüyorsun.
O an o duygularla yaptığın hareketleri görüyorsun.
Verdiğin kararları uzaktan böyle izliyorsun.
Kendine yorumlar yapabiliyorsun.
Ya da sen o kararları verirken, sen o hisleri yaşarken çevrende olan insanların seninle nasıl böyle bir iletişim kurduklarını, sana nasıl davrandıklarını, yani gerçekten senin yanında olup olmadıklarını bunların hepsini çok net görebiliyorsun.
Ve bence bu çok değerli bir şey. O yüzden biraz dışarı çıkıp duygulara da öyle bakabiliyor olmak gerekiyor.
Yani evet ben şu an bunu yaşadım ve bu yaşadığım işte beni üzdü, kırdı, sinirlendirdi, heyecanlandırdı.
O yüzden benim bu tepkiyi veriyor olmam normal.
Yani üzüldüm çünkü ayrıldım ve üzüldüğüm için de ağlayabilirim.
Evet bu normal ama bunu birazcık daha mantıklı bir noktaya oturtup çok da uzun devam ettirmeden, çok da hayatımı etkileyecek bir noktaya getirmeden kendimi bir durdurmam lazım.
Ben şu an ne yapıyorum diye şöyle bir dışarı çıkıp bir bakmam lazım.
Ki bu sonrasında vereceğim kararları, alacağım aksiyonları, davranacağım insanların bana getireceği geri dönütleri ya da onların benimle ilgili düşüncelerini çok da böyle çok da uç bir noktadan etkilemesin diye.
Çünkü sen hani normalde o insan değilsin. O duyguyu yaşıyorsun diye öyle davranıyorsun.
Ve bu çok uzun sürmeyecek. Bunun biraz farkında olman gerekiyor.
Bu şey gibi bir şey hani çok sinirliyken böyle karşımızdakini kırıp dökmek isteriz ya onu böyle zarar vermek istiyoruz.
ben çok sinirliyim ve seni mahvedeceğim falan gibi bir yerden.
Sonra belki onu yaparız ve sonra pişman oluruz.
Deriz ki evet sinirliydim ama bu kadar da yapmasaydım.
Çok da ayıp ettim falan deriz.
Aslında bütün yaşadığımız şeyler için bu geçerli.
Yani şöyle bir dışarıdan çıkıp bakıp olayı biraz analiz edip
tabii bu olayın ilk böyle ateşli harlı anında çok kolay olan bir şey olmuyor biliyorum.
Ama onu birazcık daha gerçekten kendi içimizde böyle bir zihinsel güç olarak değerlendirip
bir dışarı çıkıp bakmak ve bazen de bazı duyguları verdiğimiz böyle onlara verdiğimiz tepkileri daha doğrusu kabulleniyor olmak gerekiyor.
O kabulleniş hali de inanın böyle o kadar bir ferahlama getiriyor ki içinize.
Diyorsunuz ki ben galiba büyüdüm ya, ben galiba olgunlaştım ya yani biraz daha kendimi kontrol edebiliyorum,
biraz daha önceden verdiğim tepkileri böyle kenarda törpüleyerek insanlara sunabiliyorum,
biraz daha akıllı hareketler yapıyorum galiba ya diyorsunuz.
Ve bence bu çok kıymetli bir şey.
O yüzden de bugün bunu hatırlatmak istedim.
Bazen bazı duyguları yaşarsınız.
Onlar size böyle belirli aksiyonlar getirirler.
Belirli hareketler getirirler.
Bazen onları yaptığınızda üzülürsünüz.
Bazen de iyi ki yapmışım oh falan dersiniz.
Ama günün sonunda onların hepsini böyle bir bütünlüğüyle kabul edip
bir dışarı çıkıp şöyle bir bakıp gelip
düzeltebileceğin bir şey varsa
ya da işte düzeltemeyeceğini kabullenmen gereken bir şey varsa
onların farkına varmak
ve bazen de şöyle bir koy vermek ya.
Yaşamak. Üzüldün mü? Üzül.
Ağla. Biraz ağla yani. Ne var?
Sinirlendin mi? Biraz harla.
Ama bir noktaya kadar tabii.
Çünkü bir noktadan sonrası
bunu sadece karşı taraf için söylemiyorum.
Bize de çok zarar veren bir şey.
Gerçekten benim özellikle çok sinirli olduğum bazı dönemler
vardı. Hala da bir tık agresyonu yüksek
bir insanımdır. Ama o dönemlerde
kendime verdiğim zarar
beni şu an dönüp bakınca inanılmaz çok ediyor.
Diyorum ki bir insan kendine nasıl bunu yapabilir?
Yani o kadar da değil diyorum.
O yüzden de bugün hatırlatmak istedim.
Böyle bazı duygularınızı yaşamaya ve onların getirdiği, o duyguların sizin üzerinizde yarattığı böyle hareketlere, aksiyonlara bir tık daha toleranslı olmak.
Biraz dışarıdan çıkıp bakabilmek ve ona göre tepki verebilmek gerekiyor diye düşünüyorum.
O zaman sana bir soru sorayım hemen burada.
Sen en son böyle hangi duyguna yenik düştün de ya kahretsin ben neden böyle yaptım, neden böyle davrandım dedin sonradan mesela.
Bunu merak ediyorum. Bana yazarsanız çok sevinirim. Böyle şeyleri paylaştığınızda çok mutlu oluyorum çünkü.
Bölümün sonuna kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Spotify'dan takip edip ilgisini çekeceğini düşündüğünüz bir arkadaşınızla paylaşmayı unutmayın.
Kucak dostluğu, sevgi ve öpücüklerimi iletiyorum. Kendinize çok iyi bakın. Yeni bölümde buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
