
İlişkilerde fedakarlık, enayilik ve bencillik |60|
7 Kasım 2026 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde fedakârlığı ve iki sınırını ele alıyoruz: fedakârlığın enayiliğe, fedakâr olmamanın da bencilliğe dönüştüğü sınırlar.
Yanıt aradığımız sorular:
- Neden hepimiz kendimizi çevremizdekilerden daha fedakâr görürüz?
- Fedakârlık bize ve ilişkilerimize ne zaman iyi gelir, ne zaman zarar verir?
- Fedakârlık ne zaman enayiliğe dönüşür?
- Suistimal edildiğimizi görsek bile neden fedakârlık yapmaya devam ederiz?
- Fedakârlık öğrenilmiş bir davranış mı, yoksa genetik mi?
- Fedakârlık yapmamak ne zaman bencillik olur?
- Annelikte yapmak zorunda olduklarımızı fedakârlıkla mı karıştırıyoruz?
İçerik
(00:00) Giriş
(01:33) Neden herkes kendini daha fedakâr görür?
(02:50) Fedakârlık ne zaman iyi gelir?
(07:09) Birinci sınır: Fedakârlık, enayilik ve kendini susturma
(10:21) Fedakârlık genetik mi, öğrenilmiş mi?
(13:54) İkinci sınır: Kendini gözetmek ve bencillik
(14:50) Annelik
(16:10) Özet ve kapanış
Kaynaklar
İletişim
nebiliyorus@gmail.com
https://www.instagram.com/cenanhep
Transkript
Fedakarlıkla ilgili bir bölüm yapmaya karar verdiğimde aslında aklımdaki soru insan neden fedakarlık yapardı?
Ama instagramda bununla ilgili anket açınca insanların bambaşka şeyleri merak ettiğini gördüm.
Birçok kişi neden diye değil ne kadarı karar ne kadarı zarar diye soruyordu.
Ne Biliyor Us?''a hoş geldiniz ben Cenan psikiyatri uzmanıyım.
Bu kanaldaki yayınlarda kendinizi ve çevrenizdeki insanları daha iyi anlamanıza yardımcı olmayı hedefliyoruz.
Bu bölümde fedakarlıkla ilgili dinleyici sorularına yanıt arayacağız.
Neden fedakarlık yaparız? Fedakarlığın sınırı ne olmalı?
Neden ölçüyü kaçırır? Suistimal edildiğimizi görsek bile neden devam ederiz?
Ve tam tersi fedakarlık yapmamak ne zaman bencillik olur?
Instagram'a gelen sorular en çok fedakarlığın iki sınırıyla ilgiliydi.
Bir tanesi aşırı fedakarlığın enayiliğe dönüştüğü, diğeri de fedakar olmamanın bencilliğe dönüştüğü sınır.
İlginç bir şey, bunlardan bir tanesi alt sınır, bir tanesi üst sınır gibi değil.
Aslında birbirine çok yakınlar.
Çoğu zaman öyle kararlar vermek zorunda kalıyoruz ki,
fedakarlık yapsak enayilik mi olur, fedakarlık yapmasak bencillik mi olur, tam olarak ayırt edemiyoruz.
Sosyal medyada hayır diyebilmeyle ilgili sonsuz içerik bulabilirsiniz.
Ne biliyoruz da bunlara dahil?
16. bölümde biz de iş yerinde hayır deme ve kararlılık üzerine konuşmuştuk.
Çünkü insanlar genel olarak kendilerini diğer kişilere göre daha fedakar görme eğilimindedir.
Cömert ya da özverili davranma olasılıklarının akranlarından daha yüksek olduğuna inanırlar.
Eple ve Dunning'in bununla ilgili bir çalışması var.
Buna göre insanlar başkalarının davranışını oldukça doğru tahmin ediyor ama kendi cömertliklerini abartıyorlar.
Başka bir çalışma da insanların kendilerini birçok alanda ortalamadan iyi gördüğünü
ama bu abartının en çok ahlaki özelliklerde ortaya çıktığını göstermiş.
Ben de biraz abartarak örnek veriyorum.
Diyelim 10 kişilik bir oda var.
Herkes kendisinin en fedakar olduğunu, diğer 9 kişinin bencil olduğunu düşünüyor.
O yüzden insanlara ya hayatım çok fazla ödün veriyorsun, biraz hayır demeyi öğrenmen lazım deyince bize hak veriyorlar.
Ama ee bu kadar da olmaz canım azıcık fedakar olun desek kimse üstüne alınmıyor.
Her ne kadar sosyal medyada sınır koyma ve hayır deme üzerine çok fazla içerik olsa da aslında ilişkileri ayakta tutan şeylerden biri fedakarlık.
Sadece yakın ilişkilerde de değil, eğer kaynaklarınızı tüketmiyorsa ve imkanınız varsa insanlara yardımcı olmak, onların hayatını kolaylaştırmak çok iyileştirici ve güçlendirici bir şey.
O zaman incelemeye ilk sorumuzla başlıyoruz. Neye fedakarlık diyeceğiz?
Sorulardaki ana temalardan biri şuydu, bir şeye gerçekten fedakarlık diyebilmek için yapan kişinin hiçbir kazancı olmaması mı gerekir?
Bu aslında felsefi ve yüzyıllardır tartışılan bir soru. Meraklıları için Flarsız Enterlik podcastindeki Altruizm serisini öneririm.
Biraz aşağılara inmeniz gerekiyor yalnız. 2023 sonunda yayınlanmış.
Bizim bu bölümde ele aldığımız konu çok daha alçak gönüllü ve pratiğe yönelik.
Fedakarlık bize ve ilişkilerimize ne zaman iyi gelir ne zaman zarar verir.
Bu konuda 2020'de yayınlanan dev bir meta analize göre fedakarlık yapmaya istekli olmak insana iyi gelen bir şey.
Kötü gelen fedakarlığın bedelini hissetmek yani bunun yüzünden şunlardan oldum duygusu.
Aslında baksan bunu söylemek için bir meta analiz yapmaya gerek yok.
Yani insan bunu kendi kendine de düşünür ama yine de sağduyunun söylediği bir şeyin veriyle de doğrulanması değerli.
Bu sonuçlardan şunu çıkarıyoruz.
Fedakarlıkta neyi, neden, ne zaman, ne kadar verdiğimiz gibi ne hissettiğimiz de çok önemli.
Küçük örneklerle anlatmak istiyorum.
Diyelim ki sevgilinizle yemeğe gideceksiniz.
Kimse vegan değil.
O balık yemek istedi.
Siz de balık değil et yemek istediniz.
Çünkü öğlen de iş yerinde balık çıkmış.
Yine de balıkçıya gittiniz.
Ya da ölçeyi biraz daha büyüteyim.
Yurt dışında tatile gidilecek.
Sevgiliniz de bir şehri görmeyi çok istiyor.
Siz oraya zaten iki kere gitmişsiniz.
Ama tamam canım senin dediğin gibi yapalım dediniz.
Bu tarz küçük fedakarlıklar iki türlü motivasyonla yapılır.
Biri yaklaşma, öteki kaçınma.
Yani ne demek istiyorum?
Yaklaşma motivasyonu şöyle bir şey.
Ne olacak canım zaten maksat beraber güzel vakit geçirmek.
O yüzden nereye gitmişiz o kadar önemli değil.
Kaçınma motivasyonu da şu.
Aman şimdi kavga çıkmasın sonra başıma kakacak, bencil diyecek, kendimi suçlu hissedeceğim falan.
İşte yaklaşma motivasyonuyla yapılan fedakarlıklar hem iyi oluşu hem ilişki doyumunu arttırırken
kaçınma fedakarlıkları tam tersi bunları azaltıyor.
Burada tabii motivasyonunuzun ne olacağını etkileyen çok faktör var.
Mesela daha yeni yeni flört aşamasındaysanız
balık mı yemişim, et mi yemişim, Paris'e mi gitmişim, Roma'ya mı hiç fark etmez.
Zaten her seçenekte dopamini başka yerden alacaksınız.
Ama yılların yıpranmış bir ilişkisindeyseniz ve daha geçen hafta sen mi bencilsin ben mi bencilim diye kavga ettiyseniz
içinizden öf şimdi içi dırdırını çekemeyeceğim diyerek fedakarlık yapmanız daha olası.
Aynı iki kişi arasındaki aynı fedakarlığın bile iyi mi kötü mü geleceği bir sürü başka faktöre bağlı.
Başka basit bir örnek de arkadaşınıza hediye almak,
bir içinizden gelerek ya kesin çok sever bunu diye almak var,
bir de ayıp olmasın diye almak var.
Hediye aynı, dışındaki paketi bile aynı ama motivasyon farklı.
Yine ilginç bir bulgu, karşı tarafın da bu motivasyonu hissettiği gösterilmiş.
Tam olarak hediye değil de yardım konusunu çalışmışlar.
İçten gelerek yapılan yardımın hem yapana hem de yardımı alana iyi geldiği çıkmış,
mecburiyet hissiyle yapılan yardım ise ikisine de iyi gelmiyormuş.
Yardımı alan kişi bile ondan daha az fayda görmüş.
Bunlar ufak tefek örnekler ama maalesef hayatta her karar bu denli küçük değil.
Özellikle tıpta uzmanlık sınavına girenlerin tercih döneminde çok yaşadığını bildiğim bir başka ikilem,
sevgilinden ayrılmamak için eğitim alacağın veya çalışacağın şehri seçmek.
İlla doktor olmaya da gerek yok, çok fazla insan bu ikilemi yaşıyor.
Böyle bir durumda ayrılmamak için daha çok içine sinen bir işten vazgeçmek fedakarlık mı?
Kesinlikle fedakarlık.
Peki sağlıklı bir fedakarlık mı?
Duruma göre değişir.
Bunu anlamak için belki kişinin kendisine şu soruları sormasının yararı olur.
Bu kararı istediğim için mi veriyorum yoksa kavgadan, suçluluktan, bırakıp gitti denmesinden kaçtığım için mi?
Ve başka bir soru, 5 yıl sonra bir tartışmanın ortasında bu kararı ona hatırlatır mıyım?
Bu son soruya cevabı evetse kişi ne yapmalı?
Onu kendisi bilir çünkü herkesin hayatına kimse karışamaz.
Onlar düşünüp dururken biz şimdi fedakarlığın zıt kutuplarda olmayan iki sınırına bakalım.
Birincisi fedakarlık ve enayilik sınırı.
Hepimiz biliyoruz, görüyoruz, bazı insanlar diğerlerine göre çok daha fedakar oluyor.
Neden böyleler?
Fedakar insanlarda sık görülen özelliklerden biri kendinden çok başkalarına odaklanma.
Bu özelliği yüksek olan insanlar başkalarının sorunlarını kendi sorunları gibi taşıyorlar.
Hah aynı ben. Şaka şaka.
Şimdi çok tuzaklı bir yere geldik çünkü başta anlattığım sebeplerden
bu kısımları dinleyen insanların içlerinden aynı beni anlatıyor deme ihtimali
aynı eski sevgilimi anlatıyor deme ihtimalinden çok daha yüksek.
Maalesef suistimale çok açık bir alan.
O yüzden ben de sözlerimi dikkatle seçiyorum.
Niyetim size, vay be aynı ben, dedirtmek değil.
Eğer yapılan fedakarlıklar sadece karşıdakinin iyiliği için değil de onay ve beğeni kazanmak içinse daha fazla sorun çıkıyor.
Bu kişiler muhtemelen öz değerlerini başkalarının onayına bağlıyorlar.
Bu şekilde ilişkiyi koruma, çatışma çıkmasın diye kendi düşüncelerini ve duygularını bastırma, başkasının ihtiyacını hep öne koyma, kendini dışarıdan gelen ölçütlerle değerlendirmeyi tanımlayan bir terim var, kendini susturma.
Ölçeğini bile yapmışlar, kendini susturma ölçeği.
Dolduruyorsunuz, kendinizi ne kadar susturduğunuzu görüyorsunuz.
10 binden fazla insanla yapılmış bir metaneriz var, kendini susturma puanı yüksek çıkanlarda daha çok depresyon görülüyormuş.
Tabi hangisi sebep hangisi sonuç ayırmak çok kolay değil.
Biz kendini susturma demeyelim de daha yaygın tabirle hep içine atma diyelim.
Hep içine atan kişinin mutsuz olacağı en bilindik tabiat kanunlarından biri.
Peki buna rağmen neden insanlar hep içine atıyor, neden bile bile fedakarlık yapmaya devam ediyorlar?
Bunun nedenlerinden biri en başta söylediğim sınırların birbirine çok yakın olması.
Diyelim ki çok fedakar birisiniz, fedakarlık yaptınız yaptınız yaptınız,
oh be bencillik sınırından aşırı uzaklaştım, biraz da artık kendimi düşüneyim diyemiyorsunuz.
Her zamanki alışkanlıklarınızdan vazgeçmeniz hemen çevredekiler tarafından yadırganıyor.
Aynı gol yiyen kalecinin tüm kurtarışlarının unutulması gibi birkaç kararlı duruştan sonra
ya bu da sanki yapsa eline yapışır denme ihtimali yüksek.
Bu fedakar bir kişinin emek emek inşa ettiği imajın yerle bir olması riski demek.
Yıllarca iyi insan, her şeyi halleden herkesin koştuğu kişi olmuşsanız
artık bunu değiştirmek bir anlamda omnipotent yani her şeye gücü yeten kimliğinizden de vazgeçmek oluyor.
Haksız olduğumuzu fark edebilmek neden çok zordur bölümünde konuşmuştuk.
bir inanış sizin kimliğiniz haline geldiğinde
size zararını gösteren onlarca kanıt olsa bile
ondan vazgeçmek çok zorlaşıyor.
Hocam ben çok omnipotentim.
Başkalarının gözündeki imajımda en ufak bir sarsılmaya tahammülüm yok
diyorsanız o zaman da size başarısızlıktan ne öğrenebiliriz
bölümümüzü öneririm.
34. Bölüm
Peki tüm bunlar, bu denli fedakarlık
öğrenilmiş bir davranış mı yoksa genetik mi?
Bu soruyu duyan birçok kişinin e herhalde öğrenilmiş fedakarlığı da genetiğe mi bağlayacağız diyeceğinden eminim.
Çünkü bu hafta yaptığım bilimsiz instagram anketinde fedakar olmada hangisinin rolü daha büyüktür diye sordum.
Sadece %13 genetik dedi.
Bir başka %13 de sosyal çevre derken %74 aileyi seçti.
Ama beni iyi tanıyanlar şu anda aynı Lafalympics olimpiyatlarındaki köpek değerli gibi sinsi sinsi güldüğümü tahmin edecektir.
Çünkü genetiğin rolü oy verenlerin tahmininden çok daha fazla.
Bu konuda çok çalışma yapılmış.
Başkasının iyiliğini kendi çıkarının önünde tutmak yani özgecilikle ilgili ikiz çalışmaları var.
Merak edenler için her zaman olduğu gibi açıklamalara bağlantıları da ekliyorum.
özgecilikte genetik ve çevrenin payını eşit buluyorlar.
Yani %50-50.
Ne biliyorsun birinci bölümünü Freud'a dargın olmama,
ikinci bölümünü de kişiliğin ne kadar genetik olduğuna ayırmıştım.
O zaman da konuşmuştuk zaten genel olarak kişilik özelliklerinde genetiğin payı %50 civarında kabul ediliyor.
Tabii her özelliğin genetik geçişi farklı ama
fedakarlık da bir dikkat kadar olmasa da genetikten epey etkileniyor.
Benim ankette ezici bir çoğunluk aile dedi ama aynı ailede yetişmiş kişilerin özgeciliği birbirinden çok farklı olabiliyor.
Örneğin çocuklardan biri kurtarıcı rolünü üstlenirken diğeri bu sorumluluğu almayabiliyor.
Yani aile tabii ki etkili ama o ailede çocuğun nasıl şekilleneceğini,
çocuğun genetiği, kaçıncı çocuk olduğu, ebeveyn rolü üstlenip üstlenmediği, bağlanma stili gibi sayısız başka faktör de etkiliyor.
Bunların içinde genetik her zamanki gibi ben tek siz hepiniz diyebilecek güçte.
Bununla ilgili Knafo ve Ploumin'in çok ilginç bir çalışması var.
Çocukları büyürken takip etmişler.
Yaş arttıkça genetiğin etkisi de belirginleşiyor.
2 yaşındayken aile ortamının payı %47, genetiğin payı %32, 7 yaşındayken aile ortamının payı %3, genetiğin payı %61 çıkmış.
Bu tarz bir etkiyi ben ilk IQ için duymuştum ve çok şaşırmıştım.
Çünkü insana doğal olarak büyüdükçe çevrenin etkisi gitgide birikir gibi geliyor.
Bunların arkasındaki mekanizmayı ikinci bölümde konuşmuştuk.
Özetle bu fedakarlık ve enayilik sınırı bahsini şöyle kapatabiliriz.
Sınırın ne tarafında kaldığınızı belirleyen şey neyi feda ettiğinizden ziyade ne hissettiğiniz.
Eğer fedakarlığınızı yapmazsam kötü hissederim diye değil de gerçekten içinizden gelerek yapıyorsanız ve haksızlığa uğramış hissetmiyorsanız o zaman bu muhtemelen psikolojik olarak besleyici bir fedakarlık.
Fedakarlık yapmaya istekli çiftler ilişkilerinde daha bağlı ve birbirleriyle daha uyumlu oluyor.
26.000'den fazla kişinin verisini inceleyen yine dev bir meta analizden ilginç bir sonuç var.
Başkasının iyiliğini önemsemek ilişkiye her durumda iyi geliyor.
Kendini silme düzeyine varsa bile ilişki açısından olumlu.
Ama ilişki açısından olumlu da kişinin kendisi açısından değil.
İlişkiye iyi gelen her şey kendisine de iyi gelecek diye bir kural yok.
O yüzden mutlaka kişinin kendini de gözeteceği bir denge olmalı.
Yani yeri gelince hayır demeyi de bilmek lazım.
O zaman buradan hemen komşu diğer sınıra gidiyoruz.
Dengeli kendini gözetmeyle bencilliğin sınırını nasıl çizeceğiz?
Aslında burada da benzer bir ilkeyle hareket edebiliriz.
Nasıl enayilik sınırında ölçü bizim ne hissettiğimizse, bencillik sınırında da ölçü karşımızdakinin ne hissettiği.
Aynı şey, sadece rolleri tersine çeviriyoruz.
Bu defa karşımızdaki bir şeyden vazgeçerken mağlup hissetmemeli.
Aynı takımda olduğunuzu, ilişkinizin sağlığı için içinden gelerek fedakarlık yaptığını hissetmeli.
Hiç olmazsa iletişimin temel kuralı tamam istediğim olmadı ama karşımdaki benim ne hissettiğimi anladı diyebilmeli.
Bununla ilgili konuşulabilecek koca bir anlaşmazlığı yönetme yani conflict management literatürü var.
Konumuz fedakarlık olduğundan bunu sonraki bölümlere bırakıyorum.
Son olarak fedakarlığın vücut bulmuş hali olan annelere değinmek istiyorum.
Analık gerçekten zor.
Gelen sorulardan birinde acaba yapmak zorunda olduğumuz şeyleri fedakarlıkla mı karıştırıyoruz diyordu.
Güzel bir soru gerçekten.
Bu sınırı çizmenin herhalde en zorlu olduğu yerlerden biri annelik.
Özellikle yeni doğan bir bebeğin ihtiyaçları o kadar fazla ki
zaten yapılması zorunlu olan şeyler bile üstün çaba gerektiriyor.
Fedakarlıkta en önemli şeyin içinden gelerek yapmak olduğunu söylemiştik.
işte anne çocuk bağının sağladığı inanılmaz güç sonradan annelerin kendilerinin bile
''Vay be nasıl dayanmışım'' dediği şeylere göğüs germeyi sağlıyor.
Peki o zaman buradaki ölçüyü neye göre kuracağız?
Karşılıksız, sınırsız sevgi tamam ama karşılıksız, sınırsız fedakarlık anneye zaten zarar, çocuğa da zarar.
Annenin kendini tamamıyla çocuğuna adadığı yoğun annelik denen ebeveynlik stili annede depresyonu arttırıyor.
Üstelik sonradan beklentiler karşılanmadığında,
senin için neler neler yaptık, kendimizi hiçe saydık sözleri gelirse,
çocuğa yönetmesi zor bir stres de yüklenmiş oluyor.
Bu da çocukta kaygı ve depresyonla ilişkili.
Bu konuyu da iyi ebeveyn olma kaygısı başlıklı dördüncü bölümde ele almıştık.
Özetle, ilişkilerde fedakarlık konusunda bana göre hem pratik hem yararlı bir ölçü hislerimiz.
Enayilikte bizim ne hissettiğimiz, bencillikte karşımızdakinin ne hissettiği.
Asgari ölçütte herkesin anlaşıldığını hissetmesi.
Sınırlar birbirine çok uzak değil, üstelik ara sıra sınırların diğer tarafına geçmek de felaket değil.
16. bölümün sonunda da aynı şeyi söylemiştim.
Bir fedakarlığın doğru olup olmadığına karar veremiyorsak,
evet demek bizi aptal yapmaz, hayır demek de vicdansız yapmaz.
Kararımız yanlış bile olsa muhtemelen telafi edeceğimiz çok fazla fırsatımız olacak.
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
