
Yahudilerin Kayıp Kabileleri: İsrail'in 12 Kabilesine Ne Oldu?
2 Mart 2023 · 15 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu podcastimizde Yahudilerin kayıp kabilelerinden bahsettik. İyi dinlemeler. Dilerseniz bu podcasti, "Kronik Tarih" Youtube kanalı üzerinden görsellerle desteklenmiş bir şekilde izleyebilirsiniz.
Transkript
İdari Yapı
Ancak günümüzde bu 12 kabileden geriye yalnızca 2 tane kalmış durumda.
Yani günümüzde yaşayan Yahudilerin tamamı bu 2 kabilenin soyundan geliyor.
Peki İsrailoğullarının 10 kabilesi ne oldu da tarihin tozlu sayfalarına karışarak yok oldu?
Bu soruyu cevaplamak için Yahudilik tarihinin köklerine inmemiz ve erken dönem Yahudi tarihinde kısa bir gezintiye çıkmamız gerekiyor.
Ancak İsrailoğullarının 12 kabilesini anlatmaya başlamadan önce kısaca İsrail'in antik tarihine bir göz atmalıyız.
Çünkü konu biraz karmaşık.
İsrail adının en eski kullanımına 2. Ramses'in oğlu Firavun Merneptah döneminde dikilmiş bir Mısır sitelinde rastlıyoruz.
M.Ö. 1209 yılına tarihlenen bu kayıtta İsrail harap oldu ve onun tohumu yok ifadeleri geçmektedir.
İsrail'in erken dönem tarihini genellikle bu tür yazıtlar gibi arkeolojik veriler üzerinden öğrenebiliyoruz.
Bu arkeolojik veriler bize Kenan bölgesinde kurulan ilk yerleşim yerleri hakkında fikir edinebileceğimiz genel bilgiler veriyor.
Örneğin 1. Demir çağının başlarında özellikle Kudüs'ün kuzeyindeki Sameriye bölgesinde yüzlerce küçük köyün kurulduğu anlaşılıyor.
Bu köy benzeri merkezler seyrek nüfusluydu ve genellikle bir hektardan daha küçük bir alana sahiptiler.
Nüfusları 300-400 kişilik gruplardan oluşuyordu.
Bu insanlar hayatlarına hayvancılık, tahıl ürünleri, asma ve zeytin yetiştirerek sürdürüyorlardı.
Bu sistem büyük ölçüde kendi kendine yetiyordu ve köyler arasında dışa kapalı bir ekonomi modeli oluşmuş durumdaydı.
Yazı çok yaygın olmamakla birlikte biliniyor, köyler arasındaki ufak çaplı ticarette kullanılıyordu.
Arkeolog William Daver, Kenan bölgesindeki Orta Dağlık alanda yer alan Demir Çağı yerleşimlerini,
siyasi bir varlık ya da organize bir devletten ziyade kültürel ve etnik bir grup olarak tanımlıyor.
İsrail'in bundan sonraki tarihi ise arkeolojik verilerle birlikte
Yahudilerin kutsal kitabı olan Eski Ahit'ten faydalanarak incelenebilir.
Eski Ahit'e göre bölgedeki ilk krallık M.Ö. 11. yüzyılın sonlarında ortaya çıkar.
Bundan önce kısa bir süreliğine İsrailoğulları bir konfederasyon şeklinde örgütlenmişlerdi.
Ancak bu konuya kabilelere anlatmaya başladığımızda yeniden döneceğiz.
İsrail'in ilk kralının adı eski ahitte Saul, Kur'an-ı Kerim'de ise Talut olarak geçer.
Saul'un kaç yıl hüküm sürdüğü kesin değildir.
Eski ahitte bu sürenin 2 yıl olduğu yazmaktadır.
Ancak bazı modern yorumlar burada bir yazım yanlışı olduğunu,
bu sürenin 20 ya da 22 yıl gibi uzun bir süreye tekabül etmesi gerektiğini iddia eder.
Peygamber Hz. Musa'nın ölümünden birkaç yıl sonra kral olarak seçilen Saul,
Hüküm sürdüğü dönem boyunca civardaki Amunlular, Aramiler, Muablar ve Edomlular üzerine askeri seferler düzenler.
Tevrat'ta geçen ifadeye göre nereye dönerse dönsün hep galip gelmiştir.
Saul'un hükümdarlığının M.Ö. 1047 ile 1007 yılları arasında bir döneme denk geldiği düşünülmektedir.
Bununla birlikte kaç yıl ya da tam olarak hangi tarihlerde hüküm sürdüğü belirsizdir.
Saul'dan sonra İsrail krallığının başına Davud geçer.
Davud'un krallığı süresince yaşanan en önemli gelişme M.Ö. 1000 yılı civarında o dönemde Kudüs'te yerleşmiş olan Yebusitlerin yenilgiye uğratılması ve şehrin ele geçirilmesidir.
Bu andan itibaren Kudüs, İsrail krallığının yeni başkenti olur.
Davud'un M.Ö. 1070 yılları arasında bir dönemde 30 yıldan fazla hüküm sürdüğü düşünülmektedir.
Davud'dan sonra İsrail tahtına Süleyman geçer.
Davud, Kudüs'ü ele geçirdikten sonra şehirde bir sunak inşa etmiştir.
Süleyman buna ek olarak buradaki ilk tapınağı kurmuş ve böylece Kudüs, İsrailler için dini açıdan büyük öneme sahip bir şehir haline gelmiştir.
Süleyman'ın M.Ö. 931 yılına kadar süren 39 yıllık hükümdarlığının ardından İsrail Krallığı iki parçaya bölünmüştür.
Güneydeki krallık Yehuda Krallığı, kuzeydeki krallık ise 2. İsrail Krallığı olarak adlandırılır.
Tarihsel olarak bu evreye geldiğimize göre artık bir diğer aşamaya geçerek İsrailoğullarının 12 kabilesinden söz etmeye başlayabiliriz.
Bunu yapabilmek için biraz geriye dönmemiz gerekiyor.
Hatta baya geriye.
İsrailoğullarının Hz. Musa ile birlikte Kenan bölgesine gelişinden yaklaşık 800 yıl öncesine.
Yahudi inancına göre bütün Yahudilerin soyu İbrahim peygamberin torunu ve İshak peygamberin oğlu olan Yakub'a dayanır.
Yakub'un 4 farklı eşten 12 oğlu olur.
Bunların adı sırayla Ruben, Şimon, Yehuda, İshakkar, Zevulun, Dan, Naftali, Gad, Aşer, Bünyamin, Levi ve Yosef'tir.
İşte bu 12 oğlunun eslinden devam edenler İsrailoğullarının 12 kabilesini oluşturur.
Antik İsrail krallığının yönetiminde her kabilenin siyasi ve dini konularda belli bir pay sahibi olduğunu görüyoruz.
Evet İsrail bir krallıktı ancak aynı zamanda da bir kabile devletiydi.
Örneğin Kral Saul döneminden önce bile İsrail'in 12 kabilesi kendi özerk topraklarına ve kendi kanunlarını uyguladıkları yönetim bölgelerine sahiptiler.
Buna karşılık bölgesel yönetime sahip 12 kabile ile geleneksel 12 kabile arasında farklılıklar vardır.
Geleneksel 12 kabileye dahil olan Levi ve Yosef kabileleri bölgesel yönetimin dışında kalır.
Yani bu kabilelerin kendine ait özerk toprakları yoktur.
Leviler İsrailoğullarının din işlerinden sorumluydular.
Bu yüzden her kabile Levilere din işlerini yürütebilecekleri küçük topraklar bırakmışlardı.
Yani Leviler kendi özel topraklarına sahip değillerdi.
Yosef'in adına ise bir kabile olup olmadığı tartışmalıdır.
Toprak paylaşımında onun hakkını oğulları Meneşe ve Efraim'in soyundan gelen kabileler alır.
Hz. Musa'nın ölümünden itibaren Saul'un kral seçilmesine kadar geçen birkaç yıllık süreçte
İsrail oğullarının liderliğini kaynaklarda Yaşu ya da Yeşu olarak adlandırılan bir adam üstlenmişti.
Yeşu kral değildi.
Ancak bugünkü Filistin ve İsrail'in bulunduğu topraklara karşılık gelen Kerem bölgesini ele geçiren
ve bu toprakları kabileler arasında pay eden kişi Yeşu'ydu.
Böylece ilk İsrail devleti aslında bir krallıktan ziyade konfederasyon şeklinde örgütlenmişti.
Fakat bu yönetim biçiminin zafiyetleri kısa süre içinde kendini göstermeye başlayacaktı.
Merkezi bir hükümet olmadığı için kriz döneminde insanlar, hakimler adı verilen yöneticiler tarafından idare ediliyordu.
Ancak bu dönemde İsrailoğullarının güneyinde yerleşmiş olan Filistinlilerin güçlenmeye başlaması,
Yahudileri merkezi bir yönetim kurmaya itti.
Böylece Bünyamin kabilesinden Saul, İsrailoğullarının ilk kralı oldu
ve az önce de bahsettiğimiz gibi İsrail'in birinci krallık devri başlamış oldu.
Saul'un ölümüne kadar kabileler kendi aralarında ufak tefek anlaşmazlıklar yaşasalar da dışarıya karşı birleşik bir görüntü sergiliyorlardı.
Ancak kral Saul'un ölümüyle ilk ayrılıkların fitili de ateşlenmiş oldu.
Bütün kabileler yeni kralın seçimi konusunda hemfikirdi.
Onlara göre Saul iyi bir yöneticiydi ve krallık onun soyundan devam etmeliydi.
Bu yüzden Saul'un oğlu İşboşet, İsrail'in yeni kralı seçildi.
Ancak Yehuda kabilesi bu seçime karşı çıkarak kendilerini Saul soyunun hakimiyetinden çekmiş ve kralları olarak kendi kabilelerinden gelen Davud'u seçmişlerdi.
İki yıl içinde İşboşed'in ölmesiyle ise bütün kabileler Davud'un hakimiyeti altında birleşti.
Fakat bu birleşme geçiciydi.
Davud'dan sonra tahta geçen Süleyman Davud'un oğluydu.
Yani Davud hanedanlığı devam etmişti.
Ondan sonra kral olarak seçilen Rehoboam da Davud soyundan geliyordu.
Ancak kabilelerin büyük bir bölümü bu seçimi kabul etmedi.
Yalnızca Yehuda ve Bünyamin kabileleri Rehoboam'ın krallığını kabul etti.
Diğer kabileler ise Efraim kabilesinden Jereboam'ı kral olarak seçtiler.
Bu şekilde az önce de bahsettiğimiz tarihi sürecin sonuna yeniden gelmiş olduk.
Yehuda ve Bünyamin kabileleri güneyde yer alan Yehuda krallığının,
diğer kabileler ise kuzeyde yer alan 2. İsrail krallığının parçası haline geldiler.
Yaygın olarak kabul edilen arkeolojik kanıtlara dayanarak tarihçiler ve arkeologlar
Kuzey İsrail Krallığı'nın M.Ö. 900'de ve Yahuda Krallığı'nın M.Ö. 850'de kesin olarak var oldukları konusunda hemfikirdirler.
Bunların içinde daha zengin ve siyasi olarak güçlü olan Kuzey'deki İsrail Krallığı'ydı.
Ve kısa süre içinde bölgesel bir güç haline gelmişti.
Özellikle M.Ö. 884'te tahta geçen Kral Omri'nin ve onun soyundan gelenlerin hakimiyeti altında Kuzey kabileleri altın çağını yaşadı.
Bununla birlikte kuzeydeki krallık hem yöneticilerin hem de başkentlerin sürekli olarak değişmesinden dolayı istikrarsızdı.
Askeri darbelerin ve isyanların ardı arkası kesilmiyordu.
Buna karşı Yehuda krallığı daha güçsüz ve fakir olmasına rağmen uzun süre istikrarlı bir şekilde idare edildi.
Başkentleri Kudüs'tü ve Davut hanedanı kesintisiz olarak yaklaşık 400 yıl boyunca Yehuda ve Bünyamin kabilelerini yönetmeye devam etti.
M.Ö. 800 yıl civarında bölgedeki en önemli askeri güç Asurlulardı.
Saldırgan ve sürekli genişlemeye hedefleyen agresif politikaları onları en sonunda İsrailoğullarının yaşadığı Kenan bölgesine kadar getirdi.
M.Ö. 722 ve 720 yılında Asur kralları 3. Tiglat Pileser ve 2. Sargon tarafından yürütülen seferlerle kuzeydeki İsrail krallığı tamamen hakimiyet altına alındı.
Ve böylece 200 yıllık bir sürecin ardından İsrail'in 10 kabilesi tarafından idare edilen krallık tamamen yok olmuş oldu.
Fakat İsrailoğulları için asıl tehdit bu işgal değildi.
O dönemde Asurluların uyguladıkları bir iskan politikası vardı.
Ele geçirdikleri bölgelerdeki halkları Asur krallığının farklı bölgelerine sürgüne gönderiyor, elde edilen yeni topraklara ise Asurluları yerleştiriyorlardı.
İşte İsrailoğulları da bu politikanın bir parçası olarak Asur Krallığı'nın iç bölgelerine sürgüne gönderildiler.
Asur Krallığı bunu yaparken Yahudileri hep birlikte değil, onları küçük gruplara bölmüş ve imparatorluğun dört bir yanına dağıtmıştı.
Böylece bu kabileler gittikleri yerlerdeki halklarla karışmış ve zamanla kimliklerini kaybederek asimile olmuşlardı.
Bu olayla ilgili kaynaklar aslında birbirinden farklı ifadeler kullanır.
Eski ahite göre bu kabileler tamamen ortadan kaybolmuş ve 10 kayıp kabile olarak adlandırılmışlardır.
Buna karşılık Tel Avivli arkeolog Israel Finklestein,
Asurluların Kuzey İsrail Krallığında yaşayan Yahudi nüfusun yalnızca 5'te 1'ini,
yani yaklaşık olarak 40 bin kişilik bir grubu sürgün ettiğini söylüyor.
Bu teoriye göre İsrail Krallığında yaşayan Yahudilerin büyük bir bölümünün
Asurluların gelişinden sonra kendi rızasıyla göç ederek Güney Krallığına yerleştiği kabul ediliyor.
Bazı araştırmacılar aslında kaybolan kabilelerin 10 değil 9 veya 8 kabile olduğunu iddia eder.
Buna göre en az bir, en fazla iki kabile güneydeki Yehuda krallığına göç ederek burada inanç ve geleneklerini sürdürme imkanı bulmuşlardır.
Tüm bunların yanı sıra Asurluların Kenan bölgesini ele geçirmelerinin tarihi açıdan bir başka sonucu da Samiriler adı verilen yeni bir grubun ortaya çıkmış olmasıdır.
Asur kralı 2. Sargon tarafından Yahudiler yerine bölgeye yerleştirilen Asurlular zamanla Yahudi geleneklerini benimsemeye ve Yahudi inancına göre yaşamaya başlamışlardı.
Ancak Yahudilik kapalı bir din olduğu için gerçek Yahudiler tarafından Yahudi olarak kabul görmediler.
Buna karşılık Yahudi inancına göre yaşamaya devam ettiler ve bir Asurludan çok aslında bir Yahudi oldular.
Tarihçilere göre büyük ihtimalle kayıp kabilelerin başına gelen de işte buydu.
Zira Asurların sürgünü Yahudilerin eski çağda gönderildikleri son sürgün değildi.
İlk sürgünde asimile olmamış gruplar olsa bile şimdi bahsedeceğimiz ikinci sürgünde bunların da asimile olmuş olmaları yüksek bir ihtimal olarak görülmektedir.
Kuzeydeki İsrail krallığı yıkıldıktan sonra Yehuda krallığı varlığını sürdürmeye devam etti.
Ancak M.Ö. 587'de Babil kralı 2.Navukat Nezar Yehuda krallığını ele geçirdi.
Eski Ahit'e göre Yehuda krallığının sınırları dahilinde Bünyamin ve Yehuda kabileleri yaşıyordu.
Şimon kabilesi de İsrail krallığının yıkılmasına mütakip Yehuda krallığına göç etmiş ve nüfusları Bünyamin ile Yehuda kabileleri içerisinde erimişti.
587'de Babililerin Yehuda krallığını yok etmesiyle bu kez Yahudiler, Kral Nebukadnezar tarafından Babil sürgününe gönderildiler.
Genel olarak bu sürgüne giren kabilelerin Yehuda ve Bünyamin kabileleri olduğu düşünülür.
Bu süreç Yahudi tarihe açısından oldukça önemlidir.
Babil sürgünün sırasında İsrailoğullarının dağılmayıp bir arada iskan edilmeleri,
din konularında özgürlüğün tanınması ve din adamlarının etkin bir şekilde faaliyetlerini sürdürmesi asimilasyonu engellemiştir.
Yahudiler de sürgünden dönerek tekrar Kudüs'e kavuşma anını beklemek gibi ortak bir düşünce oluşmuştur.
Kral Davut'un soyundan gelecek olan ve İsrailoğullarını eski ihtişamlı günlerine kavuşturacağına inanılan Mesih beklentisi de
yine bu dönemde şekillenmiştir.
Babililerin Kudüs'teki tapınağı yıkmasının bir sonucu olarak
Tanrı'nın yalnızca tapınakta değil, her yerde olduğu anlayışı ortaya çıkmış
ve böylece sinagogların da temeli atılmıştır.
M.Ö. 515'te hakimiyetin Babil İmparatorluğundan Persilere geçmesiyle
Yahudilerin sürgün dönemi sona erdi.
Pers Kralı Büyük Kiros Yahudilerin Kudüs'e dönmesine izin vererek
buradaki tapınağı yeniden inşa etti.
Ancak sürgün sürecinde gerçekleşen başka bir olay da
Bünyamin ve Yehuda kabilelerinin birbirlerine karışmış olmasıdır.
Bundan sonra bu iki kabileye topluca Yahudi denmeye başlanmıştır.
Kabul gören genel kanıya göre günümüzdeki Yahudilerin tamamı Babil sürgününde birbirine karışmış olan bu iki kabileden gelir.
Diğer kabilelerin ise bu sürgünler esnasında esir edilerek, öldürülerek ya da asimile olarak yok oldukları kabul edilir.
Tüm bunların yanı sıra günümüzde hala bu kabilelerin soyundan geldiğini iddia eden çeşitli gruplar bulunmaktadır.
Fakat genel anlamda bu iddialar bir komplo teorisi olmaktan ileriye gitmemektedir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
