
Sığınaktaki Son Saatler: Hitler’in Son Gününde Neler Yaşandı?
2 Kasım 2026 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Nisan 1945'in son günlerinde Berlin Sovyet kuşatması altındaydı ve Nazi Almanyası’nın yönetim merkezi, Reich Başbakanlığı’nın altındaki bir sığınağa sıkışmıştı.
Bu bölümde Adolf Hitler’in son iki gününü ele alıyoruz: siyasi ve kişisel vasiyetini, halef olarak Karl Dönitz’i seçmesini, Eva Braun’la evliliğini, Mohnke ve Weidling’in son raporlarını, intiharını ve cesetlerin sığınak bahçesinde yakılmasını. Bütün bunları o koridorlarda bulunan tanıkların birbirinden farklı anlatıları üzerinden yeniden kuruyoruz.
Transkript
30 Nisan 1945, öğleden sonra.
Adolf Hitler'in özel şoförü Erich Kempke'ya tuhaf bir talep geliyor.
Bulabildiği tüm yakıtı Başbakanlık Bahçesi'ne açılan sığınak çıkışına getirecek.
Telefonun öbür ucunda Hitler'in yaveri Otto Günsch var.
Kempke bu kadar benzinin ne için gerektiğini soruyor.
Günsch telefonda açıklamıyor.
Durum oldukça garip görünüyor Kempka'ya.
Şehir o sırada kuşatma altında.
Araçlar parçalanmış, ulaşım kesilmiş, dışarıda top mermileri patlıyor.
Ama yakıt toplamak için adamları dışarı çıkartması gerek.
Kempka sığınaktan aldığı emri yerine getirmeye çalışırken birkaç metre ötede Adolf Hitler hala nefes almaya devam ediyor.
Fakat benzin birazdan onun cesedi için kullanılacak.
Hitler'in son gününe dair bildiklerimiz tek bir kaynaktan gelmez.
Parça parça oluşan tanıklıkların ifadeleri sonucunda birleştirebiliriz o günü.
Tanıkların bazıları savaştan sonra sorgu odalarına götürülmüş, yaşananları orada anlatmışlardır.
Bazıları ise yıllar sonra anılarını yazmıştır.
Sekreterler, muhafızlar, bir şoför ve bir yaver.
Bunların hepsi aynı koridorlardan geçmişlerdi.
Fakat gördükleri şeyler aynı değildi.
Biz bugün bu hikayeyi, onların anlatılarının kesiştiği noktaları göz önünde bulundurarak
ve geride kalan diğer bazı belgeleri kurcalayarak yeniden oluşturacağız.
Şimdi birkaç saat geriye gidelim.
Berlin'in altındaki sığınakta pazartesi günü henüz yeni başlıyor.
Burada sabahın ilk ışıklarını görebileceğimiz bir pencere yok.
İnsanlar zamanı saatlerinden, günlük rutinlerinden ve yaptıkları işlerden takip ediyorlar.
Toplantı, yemek, nöbet değişimi ve gelen mesajlar.
Gün ışığının yerini lambalar almış.
Soğuk beton duvarların hemen ötesinde gerçekleşen savaşın sesleri boğuk ritimlerle sığınağın içerisinde yankılanıyor.
Burası Berlin'in merkezinde, Reich Başbakanlığı'nın bahçesinin yaklaşık 8 metre altında bulunan Führer Bunker.
Birbirine merdivenlerle bağlanan iki ayrı sığınaktan oluşan bir yeraltı kompleksi.
İlk bölüm 1930'lu yıllarda hava saldırılarından korunmak amacıyla inşa edilmişti.
Fakat savaş ilerleyip Berlin'e yönelik bombardımanlar yoğunlaştıkça daha derinde ve daha güçlü ikinci bir bölüm eklenmişti.
Hitler'in son günlerini geçirdiği yerde işte bu ikinci bölümdü.
Kalın beton duvarlarla çevrili, yaklaşık 30 odadan oluşan dar koridorlarla birbirine bağlanmış bir yapı burası.
Burada Hitler'in yatak odası, çalışma odası, toplantıların yapıldığı alanlar ve Eva Braun'un kaldığı odalar var.
Sekreterler, yaverler, korumalar ve haberleşme görevlileri de bu yeraltı kompleksinde çalışıyorlar.
Birkaç yıl önce Avrupa'nın büyük bölümünü işgal etmiş Nazi Almanyası'nın yönetim merkezi,
şimdi düşman askerlerinin birkaç sokak ötede savaştığı bu yeraltı sığınağında sıkışmış durumda.
25 Nisan'da Sovyet birlikleri Berlin'in etrafındaki kuşatmayı tamamlamışlardı.
Artık şehirden çıkış yolları büyük ölçüde kapanmış durumdaydı.
Kızıl Ordu kuzeyden, doğudan ve güneyden merkeze doğru ilerliyor,
Alman birlikleri ise sokaklarda, metro istasyonlarında ve yıkılmış binaların arasında savunma yapmaya çalışıyordu.
30 Nisan sabahına gelindiğinde Sovyet askerleri sığınan yanındaki Postdamer Platz'a kadar ulaşmış durumdaydılar.
Reichstag binasının çevresinde de şiddetli çatışmalar yaşanıyordu.
Burası Alman parlamentosunun tarihi binasıydı ve başbakanlığa oldukça yakındı.
Sığınağa ulaşan askeri raporlar Berlin'in savunmasının ne kadar kötü durumda olduğunu gösteriyordu.
Birliklerle haberleşmek giderek zorlaşıyor, bazı bölgelerden artık hiç bilgi alınamıyordu.
Hitler'in komutanları Sovyetlerin hangi sokaklara ulaştığını haritalar üzerinde göstermeye devam ediyorlardı.
Fakat haritalarda hala mevcut görünen bazı Alman birliklerinin gerçekte ne durumda olduğu bile bilinmiyordu.
Açıkçası Hitler'in beklediği yardım da gelmeyecekti.
General Walter Wenck komutasındaki 12. ordunun Berlin'e ulaşması umut edilmişti.
Ancak Wenck'in birlikleri Sovyet kuşatmasını yarıp başkente girememişti.
Hitler'in son günlerinde beklediği askeri kurtuluş ihtimali de böylece ortadan kalkıyordu.
Sığınan içindekiler dışarıda neler yaşandığını yalnızca askeri raporlardan öğrenmiyorlardı.
Çatışmaların sesleri de artık bulundukları yere kadar ulaşıyordu.
Peki Hitler bütün bunlar yaşanırken ne yapıyordu?
Aslında sonunu nasıl karşılayacağına ilişkin kararını çoktan vermişti.
29 Nisan'ı 30 Nisan'a bağlayan gece sığınakta çalışan personelin bir kısmı Hitler'in huzuruna çağrıldı.
Aralarında sekreterler, subaylar, korumalar ve yıllardır kendisine hizmet eden görevliler vardı.
Führer onlarla vedalaşmak istiyordu.
Tanıkların anlatımlarına göre Hitler karşısına gelenlerin ellerini tek tek sıktı.
Bazılarına teşekkür etti, bazılarına ise birkaç kelime bir şeyler söyledi.
Ancak sesi o kadar zayıftı ki insanlar söylediklerini anlamakta güçlük çekiyorlardı.
O gece Hitler'i yakından görenlerden biri de Dr. Ernst Günther Schenk'ti.
Schenk, Reich Başbakanlığı kompleksindeki sağlık hizmetlerinde görev yapıyordu.
Savaştan sonra kaleme aldığı anılarında karşısında gördüğü adamın fiziksel durumundan ne kadar etkilendiğini anlatacaktı.
Hitler'in omuzları çökmüş, bedeni belirgin biçimde zayıflamış, hareketleri yavaşlamıştı.
Schenk üniformasının üzerindeki yemek lekelerini bile hatırlıyordu.
Fakat Hitler'in fiziksel durumundaki bozulma, sığınaktaki otoritesini bütünüyle ortadan kaldırmamıştı.
Hala emirler vermeye devam ediyor ve görevlilerse bu emirleri yerine getirmeye çalışıyorlardı.
Fakat bir yandan da vedalaştığı görevlilere kendisine ettikleri bağlılık yemininden artık azat olduklarını bildirdi.
Berlin'den ayrılabileceklerini, mümkünse batıya yönelerek İngiliz ya da Amerikan birliklerine ulaşmalarını söyledi.
Fakat sığınaktan ayrılmakla Berlin'den sağ çıkmak farklı şeylerdi.
Dışarıda Sovyet askerleri şehrin merkezine doğru ilerlemeye devam ediyorlardı.
Yollar kapanıyor, köprüler ve geçitler çatışma alanına dönüşüyordu.
Sığınaktan çıkmayı başarabilenlerin önünde hala aşmaları gereken bir kuşatma vardı.
Ve Hitler'in çevresindeki bazı insanlar bütün bunlara rağmen onunla birlikte kalmayı tercih edeceklerdi.
Bu son günlerde ayrıca Hitler'in aklında çok önemli bir soru da vardı.
Ölümünden sonra Nazi Almanyası'nın yönetimini kime bırakacaktı?
Bu sorunun cevabını öğrenmek için 28 Nisan'ı 29 Nisan'ı bağlayan geceye dönmemiz gerek.
Çünkü Hitler intiharından yaklaşık bir gün önce hem siyasi hem de kişisel vasiyetini hazırlatmıştı.
O gece Hitler özel sekreteri Traudl Junge'yi çağırdı.
Junge, 1942 yılından beri Hitler'in yanında çalışıyordu.
Henüz 25 yaşındaydı ve görevi Hitler'in konuşmalarını, yazışmalarını ve kendisine dikte ettirdiği belgeleri daktilo ile yazıya geçirmekti.
Hazırlanan siyasi vasiyet Hitler'in son saatlerinde neler düşündüğünü anlamamız açısından oldukça önemli.
Çünkü bu belgede yalnızca kendisinden sonra kimin yönetime geçeceğini açıklamıyor,
aynı zamanda savaşın sorumluluğu konusunda da bazı iddialarda bulunuyordu.
Hitler, Almanya'nın savaşa sürüklenmesinin sorumluluğunu kabul etmiyordu.
Savaşın çıkmasından uluslararası Yahudileri ve başka siyasi güçleri sorumlu tutuyor,
yıllardır Nazi propagandasında kullandığı antisemitik suçlamaları tekrarlıyordu.
tekrarlıyordu. Oysa 1 Eylül 1939'da Polonya'yı işgal ederek Avrupa'da 2. Dünya Savaşı'nı başlatan
Nazi Almanyası'ydı. Hitler'in yönetiminde milyonlarca insan öldürülmüş, Avrupa'nın büyük bölümü
işgal edilmiş ve Yahudilere yönelik sistematik bir soykırım gerçekleştirilmişti. Ancak Hitler siyasi
vasiyetinde bunların sorumluluğunu üstlenmek yerine kendisine haklı göstermeye çalışıyordu.
Üstelik bu belgede bazı eski çalışma arkadaşlarını da hain ilan etmişti.
Bunlardan biri SS teşkilatının başındaki Henry Himmler'di.
Himmler, Nazi rejiminin en güçlü isimlerinden biriydi.
SS'in başında bulunmasının yanı sıra toplama ve imha kamplarının yönetiminde ve milyonlarca insanın öldürülmesinde merkezi bir rol oynamıştı.
Fakat savaşın son günlerinde Hitler'den habersiz bir girişimde bulunmuştu.
İsveçli Konfolke aracılığıyla İngiliz ve Amerikan temsilcileriyle temas kurmaya çalışmış,
Almanya'nın batılı müttefiklere teslim olmasını sağlayacak bir anlaşma arayışına girmişti.
Himmler böylece Sovyetler Birliği'ne karşı batılı devletlerle ayrı bir anlaşma yapabileceğini umuyordu.
Bu girişimin haberi 28 Nisan'da Hitler'e ulaştı.
Hitler, Himmler'in kendisinden bağımsız biçimde hareket ettiğini öğrenince,
onu bütün görevlerinden uzaklaştırdı ve tutuklanmasını emretti.
Ancak Himmler Berlin'de değildi ve dolayısıyla Hitler'in verdiği emrin uygulanıp uygulanamayacağı bile belirsizdi.
Vasiyette kendine yer bulan bir başka isim ise Hermann Göring'ti.
Göring uzun yıllar Hitler'in en yakın çalışma arkadaşlarından biri olmuş Luftwaffe yani Alman Hava Kuvvetleri'nin başkomutanlığını yürütmüştü.
Hatta Hitler'in resmi halefi olarak belirlenmişti.
Ancak Göring de birkaç gün önce Hitler'e bir telgraf göndererek Berlin'de hareket edemeyecek durumda olması halinde devletin yönetimini devralmak için yetki istemişti.
Hitler bu girişimi de ihanet olarak değerlendirdi ve böylece Nazi Almanyası'nın en güçlü isimlerinden ikisi Hitler'in ölümünden hemen önce gözden düşmüş oldu.
Peki onların yerine kim geçecekti?
Hitler siyasi vasiyetinde Büyük Amiral Karl Dönitz'i devlet başkanı olarak atadı.
Dönitz Alman donanmasının başkomutanıydı ve o sırada Berlin'in dışında bulunuyordu.
Hükümetin başına ise Propaganda Bakanı Josef Goebbels getirildi.
Goebbels, Nazi rejiminin propaganda faaliyetlerini yöneten Hitler'in en sadık siyasi destekçilerinden biriydi.
Martin Bormann ise Nazi partisinin başına getirilecekti.
Yani Hitler ölümünden sonra da Nazi yönetiminin devam etmesini ve savaşın sürdürülmesini istiyordu.
Ancak siyasi vasiyetinin yanında bir de kişisel vasiyet hazırlatmıştı.
Bu belgede Eva Braun'la evlenmeye karar verdiğini açıklıyor ve ikisinin de yakalanmak yerine ölümü tercih ettiklerini belirtiyordu.
Eva Braun 1930'lu yılların başından beri Hitler'in hayatındaydı.
İkili Braun'un Münih'te fotoğrafçı Henry Hoffman'ın yanında çalıştığı dönemde tanışmıştı.
Hoffman, Hitler'in fotoğraflarını çeken ve Nazi propagandasında kullanılan pek çok görüntüyü hazırlayan isimdi.
Eva Braun uzun yıllar Hitler'in özel hayatının bir parçası olmasına rağmen kamuoyunda pek tanınmıyordu.
Nazi propagandası Hitler'i kendisini bütünüyle Alman milletine adamış bir lider olarak sunuyordu.
Bu nedenle Brown'un Hitler'le olan ilişkisi büyük ölçüde gözlerden uzak yaşanmıştı.
Ancak savaşın son günlerinde Eva Brown da Berlin'deki sığınağa gelmiş ve Hitler'in yanında kalmayı tercih etmişti.
28 Nisan'ı 29 Nisan'a bağlayan gece Berlin'de bir nikah memuru bulunarak sığınağa getirildi.
Bu adam Walter Wagner'dı.
Nazi Partisi üyesi olan Wagner aynı zamanda Berlin'in savunmasında görev yapan Volkström mensuplarından biriydi.
Nikah töreni 29 Nisan'ın ilk saatlerinde gerçekleştirildi.
Şahitler Goebbels ve Bormund'u.
Törende Nazi Almanyası'nın evlilik mevzuatının gerektirdiği resmi işlemler yapıldı.
Hitler ve Eva Braun evlenmelerine engel oluşturacak kalıtsal veya ırksal bir durum bulunmadığını beyan ettiler.
Ardından evlilik belgesini imzaladılar.
Ancak bu evlilik yalnızca bir gün kadar sürecekti.
Nikahın ardından sığınakta küçük bir kutlama yapıldı.
Hitler ve Brown'un yakın çevresindeki bazı görevliler bir araya geldiler.
Yiyecek ve içecekler servis edildi.
Kısa süreli sohbetler yapıldı.
Şimdi yeniden 30 Nisan sabahına dönelim.
O sabah Hitler sığınaktaki son askeri görüşmelerini yapmaya hazırlanıyordu.
Sabahın erken saatlerinde yanına çağırdığı isimlerden biri SS Generali Monke'ydi.
Monke, Reich Başbakanlığı'nın Hitler'in bulunduğu sığınağın çevresindeki savunmadan sorumlu komutandı.
Emrinde ki birlikler Sovyet askerlerinin hükümet bölgesine ulaşmasını engellemeye çalışıyorlardı.
Ancak Alman savunması artık oldukça zor durumdaydı.
Monke'nin savaştan sonra aktardığına göre Hitler kendisiyle özel olarak görüşmek istemişti.
Sığınağın telefon görevlilerinden Rokus Mishp komutana bu isteği iletmişti.
Görüşme Hitler'in yatak odasında gerçekleşmiş,
Monke içeri girdiğinde Hitler bir sandalyeye oturmuş ve komutanına yatağın üzerine oturmasını işaret etmişti.
Hitler Berlin'deki savunmanın son durumunu öğrenmek istiyordu.
Monke Sovyet birliklerinin ulaştığı noktaları anlattı.
Alman askerleri artık Reich Başbakanlığı'nın yakınındaki sokaklarda savaşıyorlardı.
Cephane sıkıntısı yaşanıyor, bazı mevzilerle haberleşme kurulamıyordu.
Bunun üzerine Hitler savunmanın daha ne kadar sürdürülebileceğini sordu.
Monke'nin verdiği tahmini cevaba göre emrindeki birlikler en fazla bir gün kadar dayanabilirdi.
Ancak bu süre bile kesin değildi.
Sovyetlerin yeni saldırıları savunmanın daha erken çökmesine neden olabilirdi.
Monke'nin anlatımına göre konuşma bir süre sonra askeri durumun dışına çıktı.
Hitler kendisine ihanet ettiğini düşündüğü kişilerden ve batılı devletlerin politikalarından söz etmeye başladı.
Komutanın ise dışarıda bekleyen askerlerine dönmesi gerekiyordu.
Görüşme sona erdiğinde Monke, hükümet bölgesindeki savunma mevzilerine geri döndü.
Öğleye doğru Berlin savunmasının genel komutanı General Helmut Weidling de Hitler'e son durum hakkında bilgi verdi.
Weidling, Monke'den farklı olarak Berlin'in genel savunmasından sorumluydu.
Şehirdeki Alman birliklerini koordine etmeye çalışıyordu.
Ancak Sovyetlerin ilerleyişi birlikler arasındaki bağlantıları büyük ölçüde koparmıştı.
Cephane azalıyordu.
Yaralı askerlerin tahliyesi ise giderek güçleşiyordu.
Şehrin farklı bölgelerinde bulunan Alman birliklerinin birbiriyle iletişim kurmaları bile zorlaşmıştı.
Weidling'in verdiği rapor Berlin'in savunmasının artık sona yaklaştığını gösteriyordu.
İşte tam da bu esnada İtalya'dan gelen bir başka haber son günlerde Hitler'in üzerine düşündüğü meselelerden birini daha da önemli hale getirmişti.
Yakın müttefiki Benito Mussolini öldürülmüştü.
28 Nisan 1945'te İtalyan partizanlar tarafından yakalanan Mussolini, sevgilisi Clara Petacci ile birlikte kurşuna dizilmişti.
Bir gün sonra ikisinin cesetleri Milano'daki bir meydana götürüldü.
Burada toplanan kalabalık cesetlere hakaret ediyor, üzerlerine tükürüyor ve tekmeliyordu.
Ardından bedenleri bir benzin istasyonunun metal aksamına baş aşağı olarak asıldı.
İtalya'da 20 yılı aşkın süre faşist diktatörlüğün başında bulunan Mussolini şimdi bir meydanda teşhir ediliyordu.
İşte bu haber Berlin'deki sığınağa da ulaşmıştı.
Hitler'in son günlerini anlatan tanıklıklarda Sovyet askerlerinin eline sağa geçmek istemediği sık sık karşımıza çıkıyor.
Çünkü yakalanması halinde kendisine ne yapılacağını bilmiyordu.
Ancak Mussolini'nin cesedinin Milano'da teşhir edilmesi karşılaşabileceği ihtimallerden birini açıkça göstermişti ona.
Nitekim 29 Nisan'da hazırlattığı kişisel vasiyetinde kendisinin ve Eva Braun'un cesetlerinin ölümlerinden hemen sonra yakılmasını açıkça istemişti.
Bu görevin yerine getirilmesinden sorumlu kişilerden biri de yaveri Otto Günsch olacaktı.
Günüş, Hitler'in ölümünün ardından cesetlerin sığınaktan çıkarılmasını ve yakılmasını organize edecekti.
Bunun için de öncelikle yeterli miktarda benzine ihtiyaç vardı.
İşte hikayemizin başında Erik Kampka'ya gelen o tuhaf talebin nedeni buydu.
Ancak henüz öğle saatlerindeyiz ve Hitler hala hayatta.
30 Nisan günü öğle yemeği vakti geldiğinde Hitler her zamanki gibi yemek masasına oturdu.
Yanında iki sekreteri ve aşçısı bulunuyordu.
Eva Brahms'a bu öğüne katılmamıştı.
Hitler uzun yıllardır et yemiyordu.
Tanıkların anlatımlarına göre son öğle yemeğinde de sebze ağırlıklı bir yemek servis edilmişti kendisine.
Sofrada büyük bir konuşma yapılmadı.
Ancak masadaki insanlar bunun sıradan bir öğle yemeği olmadığını çok iyi biliyorlardı.
Hitler'in intihar etmeye karar verdiğinden haberdardılar.
Hatta bir kısmı yemek bittikten sonra kendisiyle son kez görüşeceklerini de biliyorlardı.
Buna rağmen yemek hazırlanmış, tabaklar masaya konmuş ve servis yapılmıştı.
Sığınağın içinde yıllardır devam eden çalışma düzeni son saatlerde bile bütünüyle ortadan kalkmamıştı.
Öğleden sonra Hitler'in özel pilotu Hans Bauer da onunla görüşmek üzere yanına geldi.
Bauer uzun yıllardır Hitler'in uçuşlarından sorumluydu.
Hitler'in Almanya içinde ve işgal edilen bölgelerde gerçekleştirdiği seyahatlerde kullandığı uçakları yönetmişti.
Şimdi ise yıllardır hizmet ettiği adamı Berlin'den ayrılmaya ikna etmeye çalışıyordu.
Bauer'un savaştan sonra anlattığına göre Hitler'e kaçış imkanlarından söz etmişti.
Berlin'den ayrılabilirse başka bir yere ulaşabileceğini düşünüyordu Bauer.
Ancak Hitler bu öneriyi reddetti.
Başka bir yere gitse bile sonunda yine aynı durumla karşılaşacağını söylüyordu.
Görüşme sırasında Hitler Bauer'a bir tablo da verdi.
Bu Prusya Kralı 2. Frederick'in portresiydi.
Büyük Frederick olarak da bilinen bu hükümdar 18. yüzyılda Prusya'yı Avrupa'nın önemli askeri güçlerinden biri haline getirmişti.
Hitler özellikle savaşın son dönemlerinde Frederick'in hayatıyla ilgileniyordu.
Bunun nedeni Prusya'nın 7 yıl savaşı sırasında yaşadığı ağır askeri krizdi.
Frederick kendisinden daha güçlü devletlerle savaşırken yenilginin eşiğine gelmiş ancak Rus İmparatorluğu'nun ölümüyle ortaya çıkan siyasi değişiklik sayesinde Prusya üzerindeki baskı hafiflemişti.
Hitler'in çevresinde bu tarihsel olayın 1945'te tekrarlanabileceğine ilişkin beklentiler dile getirilmişti.
Hatta Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Franklin Roosevelt'in de 12 Nisan'da ölmesi,
bazı Nazi yöneticilerin de müttefikler arasında benzer bir siyasi değişiklik yaşanabileceği umudunu doğurmuştu.
Ancak böyle bir gelişme yaşanmamıştı.
Müttefikler Almanya'ya karşı savaşmaya devam ediyorlardı.
Sovyet ordusu da Berlin'in merkezine doğru ilerliyordu.
Hitler yıllardır yanında taşıdığı Büyük Frederick portresini Bauer'a verdiğinde artık Berlin'den ayrılamayacağını kesin biçimde bildirmişti.
Bundan sonra Bauer Hitler'in yanından ayrıldı.
Sığınakta son hazırlıklar devam ediyordu.
Hitler öğle yemeğinin ardından yakın çevresindeki bazı kişilerle son kez vedalaştı.
Jung'in anlatımına göre karşısına gelenlerin ellerini sıkıyor, kısa cümlelerle konuşuyordu.
Ancak bakışları ve davranışları sekreterinin dikkatini çekmişti.
Daha sonra Hitler'in kendisine bakmasına rağmen sanki onu görmediği izlenimine kapıldığını anlatacaktı.
Eva Braun da bu vedalaşmalara katılan kişilerden biriydi.
Sığınakta kalanların bir kısmı Hitler'in ölümünden sonra Berlin'den ayrılmaya çalışacaktı.
Diğerleri ise burada kalmayı tercih etmişti.
Josef Goebbels de bunlardan biriydi.
Hitler'in siyasi vasiyetinde hükümetin başına getirilmiş olmasına rağmen Goebbels'in Berlin'den ayrılmaya niyeti yoktu.
Eşi Magda da aynı kararı paylaşmıştı.
Ancak Magda Hitler'in intihar etmesini istemiyordu.
Tanıkların anlatımlarına göre son saatlerde Hitler'in yanına giderek kararını değiştirmeye çalıştı.
Berlin'den ayrılmasını ve hayatta kalmasını istiyordu.
Hitler ise kararından dönmedi.
Magda'nın görüşmesi sona erdiğinde Hitler'in ölümüne ilişkin hazırlıklar artık son aşamaya gelmiş durumdaydı.
Bu sırada Heinz Linge ve Otto Günsch de sığınaktaydı.
Linge Hitler'in kişisel hizmetkarıydı.
Yıllardır onun gündelik ihtiyaçlarıyla ilgileniyor, odasına girip çıkıyor ve çalışma düzenini yakından takip ediyordu.
Günsch ise Hitler'in yaveriydi.
Verilen emirlerin uygulanmasından ve son hazırlıkların organize edilmesinden sorumluydu.
Hitler ve Eva Braun özel odalarına çekilmişlerdi.
Kapının dışında kalan görevliler biraz sonra ne olacağını biliyorlardı.
Ancak odanın içinde gerçekleşecek olayın doğrudan tanığı olmayacaklardı.
Bu yüzden buradaki ifadeler bazı farklılıklar gösteriyor.
Özellikle silah sesinin duyulup duyulmadığı ve olaya ilk kimin girdiği konusunda anlatımlar bütünüyle örtüşmüyor.
Ancak tanıkların üzerinde birleştiği temel olaylar açık.
Bir süre sonra görevliler içeri girdiklerinde Hitler ve Eva'yı ölü olarak bulacaklardı.
Heinz Lingen'in daha sonra aktardığına göre Hitler oturma odasındaki kanepenin üzerinde bulunuyordu.
Eva Braun ise onun hemen yanındaydı.
Hitler'in başında kurşun yarası vardı.
Eva'nın bedeninde ise ateşli silah yarası görülmüyordu.
Yanında bulunan siyanür kapsülü ve diğer bulgular zehir kullanarak intihar ettiğini gösteriyordu.
Tarih 30 Nisan 1945'ti.
Saat yaygın kabul gören tarihlemeye göre öğleden sonra 3.30 civarıydı.
Hitler 56, Eva Braun ise 33 yaşındaydı.
Böylece Almanya'yı 12 yıldır yöneten, Avrupa'yı 2. Dünya Savaşı'na sürükleyen
ve Nazi rejiminin işlediği suçların başlıca sorumlusu olan Adolf Hitler'in hayatı
Berlin'deki yeraltı sığınağında sona ermişti.
Ancak sığınağın içindeki görevlilerin işi henüz bitmemişti.
Çünkü Hitler'in ölümünden önce verdiği son talimatlardan biri hala yerine getirilmemişti.
Cesetlerin yakılması.
Heinz Linge ve diğer görevliler Hitler'in cesedini odadan çıkarmak için harekete geçtiler.
Hitler'in bedeni bir battaniyeye sarıldı.
Tanıkların anlatımlarına göre Hitler'in cesedinin taşınmasında Linge ve Günsch görev aldı.
Eva Braun'un bedeni ise Bormann tarafından taşındı.
Sığınağın dar koridorlarından geçerek bahçeye çıkan merdivenlere yöneldiler.
Bu sırada Berlin'deki çatışmalar devam ediyordu.
Sovyet topçuları, rey başbakanlığının bulunduğu bölgeyi ateş altında tutuyorlardı.
Bahçeye çıkmak, bombardımanın sürdüğü açık bir alana adım atmak anlamına geliyordu.
Ancak Hitler, cesetlerin sığınağın içinde bırakılmasını istememişti.
Görevliler bedenleri merdivenlerden yukarı taşıdılar.
Hitler ve Eva Braun'ın cesetleri sığınak çıkışının yakınındaki açık bir alana bırakıldı.
İşte burada Eric Kempka'nın topladığı o benzin kullanılacaktı.
Cesetlerin yakıldığı sırada bahçede bulunan görevliler arasında Otto Günç, Heinz Linge, Martin Bormann ve Josef Goebbels de vardı.
Alevler yükselirken içlerinden bazıları nazi selamı verdiler.
Kemka'nın savaş sonrasında anlattıklarına göre çevrede patlayan top mervileri görevlilerin zaman zaman sığınak girişine çekilmelerine neden oluyordu.
Bu yüzden cesetlerin yakılması işlemi sakin ve düzenli bir tören şeklinde gerçekleşmemişti.
Yıllarca Avrupa'nın büyük bir bölümünü işgal eden bir rejimin lideri,
hayatının son saatlerini Berlin'de düşman askerlerinin birkaç sokak uzağında bulunan bir yeraltı sığınağında geçirmişti.
Ölümünden sonra ise geriye bıraktığı şey, siyasi vasiyetinde tasarladığı yeni hükümetten oldukça farklıydı.
Yıkılmış bir başkent, teslim olmaya hazırlanan bir ordu ve milyonlarca insanın ölümüne neden olmuş bir savaşın sonuçları.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
