
Rusya'nın Kuruluşu - İlk Rus Devleti Vikingler Tarafından Mı Kuruldu?
23 Ocak 2023 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu podcastimizde Rusya'nın kuruluşunu ve Kiev Rusya'sını anlattık. İyi dinlemeler. Dilerseniz bu podcasti, "Kronik Tarih" Youtube kanalı üzerinden görsellerle desteklenmiş bir şekilde izleyebilirsiniz.
Transkript
Bütün insanlık tarihi içerisinde belki de anlaşılması en zor olan coğrafya Rus coğrafyasıdır.
Rusya tarihi üzerine çalışmak Rusya'da doğmuş olan aydınlar, düşünürler ve tarihçiler için bile aslında karmaşık ve içinden çıkılması zor bir mesele haline almıştır.
Bütün bu zorluğuna ve anlaşılmazlığına rağmen Rusya tarihinin dünya ve özellikle de Avrupa tarihi açısından önemi tartışılamaz.
Devasa ormanları, amansız nehirleri ve ıssız bozkırlarıyla Rus toprakları insanlık tarihinin en önemli ve bazen de en trajik olaylarına sahne olmuştur.
Rusya'da kurulmuş olan devletlerin gelişimini tek bir parça olarak ele almak mümkün değildir.
Bu devasa topraklar yüzyıllar boyunca hem kültürel hem de sosyoekonomik açıdan çok farklı yönetimlerin kontrolünde olmuştur.
Ancak her tarihi süreç gibi bu gelişimin de kökenlerini keşfetmek mümkündür.
Rus tarihinin belki de en ilginç kısımlarından birisi başlangıç noktasıdır.
9. yüzyılda Rusya'da halklar üzerinde güç elde eden ve bu halkları yaklaşık 800 yıl boyunca yöneten hanedan,
Slav bir hanedan bile değildi.
Rusya tam 800 yıl boyunca başka topraklardan gelmiş ve hem kültürel hem de ırsi açıdan kendi Slav halklarından farklı olan bir aile tarafından yönetildi.
Peki bu tam olarak nasıl oldu?
Bunu anlayabilmek için 9. yüzyılın başlarında Rusya'daki durumu ve Rusya'da yaşayan Slav halkların içinde bulundukları ortamı anlamamız gerekiyor.
Slavlar Rusya'nın kuzeyinde Novgorod civarından başlayıp bugünkü Ukrayna'nın güney sahillerine kadar uzanan geniş bir alanda yaşayan ve farklı kabilelere ayrılmış olan bir halktı.
Bu halkı meydana getiren kabileler etrafındaki devletlerle ticaret yapıyor, zaman zamansa birbirleriyle savaşıyorlardı.
Hiçbir Slav kabilesi diğeri üzerinde kesin ve uzun vadeli bir üstünlük sağlayamıyordu.
Ardı arkası kesilmeyen bir mücadele ortamı mevcuttu ve bu durum sürekli olarak ticaret hatlarına zarar veriyordu.
Slavların toprakları sürekli belirsizlik ve savaştan dolayı acı çekerken,
İskandinavya'nın soğuk sahillerinden dünyayı erken açmış olan Vikingler ise altın çağlarını yaşıyorlardı.
Avrupa için durum içinden çıkılmaz bir hal almıştı.
Vikingler geliyor, yağmalıyor ve gidiyorlardı.
Birkaç yıl sonra yeniden geliyor ve bu süreç belli aralıklarla sürekli olarak kendini tekrarlıyordu.
Avrupalı krallar kısa vadede bununla başa çıkmanın bir yolunu bulamamışlardı.
Bu yağmalarla zenginleşen Vikingler kendilerine yeni krallıklar, merkezler ve üsler kuruyor,
yağmalarını bu merkezlerden daha etkili bir şekilde devam ettiriyorlardı.
Tam bu dönemde Rurik isimli bir Viking lideri Slavların yaşadığı toprakların kuzeyine yani bizim bugün Rusya olarak adlandırdığımız topraklara geldi.
Kuzeyde yaşayan Slavlar başta Rurik'in güçlerine karşı koydular ve onu kovmaya çalıştılar.
Ancak içlerinden bazıları Vikinglerin gücünü kendi karmaşık durumlarını çözecek bir fırsat olarak gördü.
Ruri lider olarak kendilerini yönetmeye ve gücünü kullanarak sonu gelmeyen çatışmalara bir son vermeye davet ettiler.
Ruri kabile liderlerinin bu davetini kabul etti ve böylece ilk Rus devletinin temelleri atılmış oldu.
Günümüzde kullandığımız Rus kelimesinin kökenine ve kullanımına dair farklı teoriler vardır.
Ancak geniş bir açıdan durumu inceleyecek olursak Rus kelimesinin zaman içerisinde Rurik ile işbirliği yapan bazı Slav gruplarına ve seneler içinde Slavlaşan Rurik hanedanına verilen genel bir isim olduğunu söyleyebiliriz.
Peki Rurik Slav kabileler arasındaki düzeni nasıl sağladı?
Slavların yapamadığı neleri yaparak Rus topraklarındaki ilk organize devletin kurulmasına ön ayak oldu?
Öncelikle şunu anlamak gerekiyor ki Orta Çağ'da sadece sivil alanlarda gelişerek bir devlet kurmak mümkün değildi.
En azından Rurik'in yaşadığı coğrafyada bu imkansızdı.
Rurik yanındaki İskandinav savaşçıların fiziksel gücünü ve savaştaki yetkinliğini kullanarak emrini dinlemeyen kabileleri yok etti
veya onları tehdit yoluyla zorla kendi emri altına aldı.
Ancak güçlü olmaları ve savaşmayı iyi bilmeleri Rurik ve etrafındakilerin başarısının nedenlerinden sadece biriydi.
Rurik farklı kabilelere nasıl tek bir vücut gibi hareket edebileceklerini gösteriyordu.
Vikinglerin amacı Slav topraklarının kuzeyinden güneyine doğru geniş bir coğrafyayı ele geçirip bu bölgeler üzerindeki yeni ticaret yollarını kontrol altına almaktı.
Rurik hızlıca gerçekleştirilecek düzensiz bir yağma hareketinin işe yaramayacağını ve sürdürülebilir olmayacağını iyi biliyordu.
Bu nedenle geleceği düşünerek adım adım hareket etmeye başladı.
Yerleşim yerleri teker teker ele geçirilmeli, sınır bölgeler için bir ikmal hattı oluşturulmalı ve bu sayede sınırlarda savaşan birlikler sürekli olarak destek almalıydı.
Bunun yapılabilmesi için de üs olarak ele geçirilen yerleşim yerlerinin korunaklı, ticarete uygun ve gelişmiş olması gerekiyordu.
Emrindeki savaşçılar ve kabileler aracılığıyla bazı yerleşim yerlerini ele geçiren Rurik bunların geliştirilmesini emretti.
Peki ama bu ekonomik olarak nasıl mümkün olacaktı?
Zira kendi hazinesi bunu karşılayabilecek güçte değildi.
Yani yeni gelirler elde etmesi gerekiyordu.
Bu nedenle yerleşim yerlerinin geliştirilmesi ve etrafındaki bina ya da duvarların bakımı için çeşitli kabileleri vergiye bağladı.
Ana fikir aslında bu ödemelerin herkese faydası olduğu yönündeydi.
Bu sayede kabileler parçası oldukları devletin imkanlarından ve korumasından faydalanabilmek için ödeme yapmaları gerektiğini anlıyorlardı.
Devletin sınırlarının genişlemesiyle bölgeye akacak olan gümüş ve ganimetlerden herkes fayda görecekti.
Yani halk Rurik sayesinde elde edilen türlü kazanımların sadece uzun vadeli ve ortak çıkarlar etrafında birliktelik anlayışıyla elde edilebileceğini anlamış oluyordu.
Bu şekilde Rurik Vikinglerin Slav topraklarında kurmayı hayal ettikleri büyük bir devletin temellerini attı.
Ne var ki ömrü bu devletin tam olarak olgunluğa eriştiğini görecek kadar uzun sürmedi.
Bunu kendisinden sonra gelen Oleg başaracaktı.
Oleg yaklaşık olarak 878 senesinde Kiev'i ele geçirdi.
Kiev sadece bölge açısından değil, aynı zamanda Vikinglerin Slav topraklarındaki hedefleri açısından da çok önemli bir şehirdi.
Vikingler Slav topraklarına geldiklerinde sadece kuzeyde kalmak istemiyorlardı.
Güney'e inerek Karadeniz'deki ticaret rotalarına ve Bizans İmparatorluğu'nun büyük şehirlerine yakın olmak istiyorlardı.
Güneye doğru yapacakları seferler için bir üste ihtiyaçları vardı.
Oleg böylece Kiev'i ele geçirerek kendisinden önce gelenlerin hayalini de gerçekleştirmiş oldu.
Kiev'in ele geçirilmesi o kadar önemli bir olaydı ki bazı kaynaklar Rurik yerine Oleg'i Rus devletinin kurucusu kabul ederler.
Kiev, Oleg ve onun soyundan gelenler için bir nevi başkent olarak kabul edilmiştir.
Oleg Kiev'i ele geçirdikten sonra bölgedeki gücünü daha da arttırmak için ilk olarak Drevlyanlar olarak adlandırılan bir Slav kabilesi üzerinde üstünlük sağladı ve onları vergiye bağladı.
Hem onlardan hem de diğer kabilelerden aldığı vergilerle Kiev'in gelişimine yatırım yapıyordu.
Kiev onun için yeni seferlerde kullanılacak bir üz, ticaret ile paranın sürekli akacağı bir zenginlik çeşmesi ve yeni zaferlere açılacak bir kapıydı.
Şimdi sıra ticaret rotalarının ele geçirilmesine gelmişti.
Yalnız ortada bir sorun vardı.
Türk Hazar Hanlığının ticaret konusundaki egemenliği Oleg'in istediği kazancı elde etmesine engel oluyordu.
Hazar Hanlığının egemenliğine son verilmeliydi.
Bu sebeple bazı Slav kabilelerini destekleyerek Hanlığa karşı harekete geçmeyi ikna etti ve Hanlık üzerine yapılan yağma faaliyetlerini destekledi.
Fakat bu ilk yağma seferleri başarısızlıkla sonuçlandı.
Oleg düşmanını saldırıyla yenilgiye uğratamamıştı.
Buna karşılık Hazar Türklerinin bölgedeki gücünü kırmak için uygulanabilecek başka yöntemler de vardı.
Bu yüzden Hanlığa para ödeyen kabilelerden birini savaş alanında alt etmiş ve kendisine düzenli olarak para ödemeye zorlamıştı.
Bunun sonucunda diğer kabileler de bölgede asıl geçerli olan yeni gücün Oleg'in yönetimi olduğunu anlayıp normalde Hazar Hanlığına ödedikleri parayı Oleg'e ödemeye başlamışlardı.
Böylece Oleg Hazar Hanlığını istediği şekilde saf dışı bırakamamış olsa da
hanlığın gelir ve etki kaynaklarının bir kısmını keserek Hazar Türklerinin bölgedeki gücünü kırmış oldu.
Şimdi sırada devletin hareket sahasını Güneybatı yönünde genişletmek vardı.
Çünkü Bizans İmparatorluğu'nun başkenti olan Konstantinopolis'e giden yollar ve ticaret rotaları buradan geçiyordu.
O zamanlar Kiev'in Güneybatısında Macarlar yaşıyordu.
Macarlar Oleg'in önünü kesmek için bazı Slav kabilelerini de kendi taraflarına çekerek
bir süre Oleg ile savaştılar.
Yalnız daha sonraları Bulgaristan'daki krallığın çok kolay bir hedefi olduğunu fark ederek
asıl dikkatlerini Bulgarları yenmeye verdiler.
Başlangıçta savaş Bulgarlar için kötü gitse de
Bulgarların peçenekleri yardıma çağırmasıyla Macarlar ağır yenilgiye uğradı.
Yaşadıkları topraklarda hayatta kalmalarının artık zor olacağını
ve etraflarının düşmanlarla çevrildiğini anlayarak batıya doğru göç ettiler.
Bazı kaynaklar Macarların Ruslarla savaşmaya devam etmek yerine
Bulgaristan'a yönelmelerini Bizanslı diplomatların çabalarına bağlar.
Bu teoriye göre Bulgarlar ile uğraşmaktan yorulan Bizans idaresi,
Macarları Bulgarlar'a karşı savaşmaya ikna ederek düşmanlarının dikkatini dağıtmak istiyordu.
Eğer bu doğruysa ortada oldukça ironik bir durum var demektir.
Çünkü Macarların Oleg ile savaşmayı bırakarak Bulgar krallığına doğru yönelmeleri,
Oleg'in Bizans'la ilgili kurduğu hayalleri gerçekleştirmesini sağlayacaktı.
Macarların batıya doğru göç etmeleri Oleg için bir dönüm noktasıydı.
Bizans topraklarına ve başkent Konstantinopolis'e giden yolda artık onun için bir engel kalmamıştı.
Hızla bu topraklara kendi tacirlerini yerleştirdi ve Bizans İmparatorluğunun içinde bulunduğu zayıf durumdan faydalanmak amacıyla girişimlerde bulundu.
Bizans büyük bir imparatorluktu ve aynı anda pek çok sorunla uğraşmak zorunda kalıyordu.
Sürekli olarak kaynaklarını ve güçlerini imparatorluğun geniş sınırlarına paylaştırmak zorunda olması ani saldırılara karşı güçsüz kalmasına sebep olabiliyordu.
Oleg hayatının fırsatını görmüştü. Belki de Konstantinopolis'i ele geçirip elinde tutmak gibi bir planı yoktu.
Ancak bir kere bile olsa Bizans yönetimini zora düşürürse onları çok karlı ticari anlaşmalara ve düzenli olarak haraç ödemeye ikna edebilirdi.
Konstantinopolis'i kara üzerinden atlı askerlerini deniz üzerinden ise pek çok küçük kayığın üzerine yerleştirdiği savaşçılarıyla abluk altına aldı.
Şehrin etrafındaki yerleşkeleri yağmalayarak halkı ve yöneticileri kent içine sıkıştırdı.
Bizans idarecileri için Oleg'in isteklerine boyun eğmekten başka bir yol kalmamıştı.
En sonunda iki devlet arasında bir barış anlaşması imzalandı.
Bizans tarafı para ödemeyi ve Rusların faydasına olacak ticari anlaşmalar imzalamayı kabul etti.
Bu anlaşmayla Oleg istediklerini elde etmişti.
Artık kendi coğrafyasının önde gelen liderlerinden biriydi.
Etraftaki ticaret rotalarından şehirlerine para akıyor ve kendi yönetimi sürekli olarak güç kazanıyordu.
Oleg'in zaferiyle Bizans ve Rus yönetimi arasındaki köklü ilişkilerin temeli atılmış oldu.
Bir çatışma sonucu kurulan bu ilişkiler uzun yıllar boyunca Rus topraklarındaki yönetimler için belirleyici bir rol oynadı.
Ve Bizans İmparatorluğu 1453'te fiziksel olarak yıkıldıktan sonra bile temsil ettiği inanç ve ideoloji Rus toprakları üzerindeki etkisini sürdürmeye devam etti.
Bu dönemde merkezi Kiev olan Rus devleti artık sadece yerel kabilelerle değil, büyük imparatorluklar ve krallıklarla da ilişkiler kurabiliyordu.
Ruri'nin hayalini kurduğu ve temellerini attığı devlet artık bütün kurumlarıyla güçlü bir şekilde Avrupa krallıkları arasındaki yerini almıştı.
Yeni bir güç doğmuştu.
Bu güç tarafından kontrol edilen topraklarsa Moğol yağmalarından Napolyon'un ordusunun parçalanmasına,
Hitler'in işgalinden Çernobil faciasına kadar insanlık tarihinin en önemli olaylarının bazılarına tanıklık edecekti.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
