
Ruslar Neden Hristiyan Oldu? (Müslümanlık da Seçenekler Arasındaydı)
23 Ocak 2023 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu podcastimizde Rusların nasıl Hristiyan olduğunu anlattık. İyi dinlemeler. Dilerseniz bu podcasti, "Kronik Tarih" Youtube kanalı üzerinden görsellerle desteklenmiş bir şekilde izleyebilirsiniz.
Transkript
İzlediğiniz için teşekkürler.
kalıntının kendi topraklarında varlığını sürdürmesini istemiyordu.
Kendi ülkesi için seçmiş olduğu bu yolda ilerlemeye kararlıydı.
Peki hayatının ilk yıllarında Hristiyanlığa olan düşmanlığı ve pagan inanışlarına olan desteğiyle bilinen Vladimir,
bir anda neden fikrini değiştirmişti?
Ulus topraklarında yaşayan halklar için bunun anlamı neydi?
Ve neden İslam ve Yahudilik varken Hristiyanlık tercih edilmişti?
Bütün bu soruların cevabını bulabilmek için 10. yüzyılda yaşamış savaşçı bir babanın ve onun ölümünden sonra ülkeyi paylaşan 3 oğlunun hikayesine göz atmamız gerekiyor.
Knez Vladimir'in babası Svyatoslav savaşçı karakteri ve pagan inanışlarına olan bağlılığı ile öne çıkan bir liderdi.
Küçük yaştayken babası Igor katledilmişti.
Annesi Olga ise Rus devletinin dağılmasına müsaade etmek yerine kocasının intikamını almış ve oğlunun sağlıklı bir şekilde büyüyüp tahta çıkmasını sağlamıştı.
Yani Svyatoslav'ın çocukluk yılları intikam odaklı bir güç mücadelesiyle geçmişti.
Ve bu mücadelenin izlerini hayatı boyunca taşımıştı.
Ömrünün büyük çoğunluğu savaşlarla geçti.
Bilgeliğiyle tanınan annesi Olga bir Hristiyan olmasına rağmen Svyatoslav hiçbir zaman Hristiyan olmadı.
Onun zamanında Rusya topraklarında bazı kiliseler varlıklarını sürdürse de baskın olan inanç paganizmdi.
Halk ve soylular arasında Hristiyan olanlar vardı.
Ancak Hristiyanlığın pagan inançlarının önüne geçmesine kesinlikle müsaade edilmiyordu.
Svyatoslav'ın topraklarında yaşayan ve hatta zaman zaman onun yanında savaşlara katılan Hristiyanlar dahi vardı.
Buna karşılık kendisi ve pek çok soylu arkadaşı açıkça pagan inançlarını benimsemişti.
Ve Rus Knezinin kendi halkının topluca Hristiyan olması gibi bir arzusu veya düşüncesi kesinlikle yoktu.
Svyatoslav 972 yılında bir peçenek baskını sonucu öldürülünce Rus devleti bir anda başsız kaldı.
Rus topraklarını artık Svyatoslav'ın üç oğlu yönetiyordu.
Oğullardan ilki Yaropol, Kiev prensliğini kontrol ediyordu.
Elindeki topraklar kardeşlerinin topraklarından hem tarımsal hem de ticari açıdan daha zengindi.
Yaropolk'un eşi bir Hristiyan'dı ve eski bir savaş esiriydi.
Eşinden Hristiyanlığı öğrenmiş olan genç Yaropolk ise bu dine sıcak bakıyordu.
Svyatoslav'ın ikinci oğlu Oleg ise Drevlyanların topraklarını kontrol ediyordu.
Bu topraklar kuzeyi ve güneyi birleştirmesi açısından önemliydi.
Oleg ile Svyatoslav'ın eski muhafız lideri Svenelt arasında bir rekabet vardı.
Svenelt yıllardan beri Drevlyanların topraklarını yönetmek istiyordu.
Ve son zamanlarda Yaropolk'un dostluğunu kazanarak bu konuda gerekli girişimlere başlamıştı.
Yani Oleg, Yaropolk ve Svenelt arasında her an bir çatışma çıkabilirdi.
Üç oğul içinde babasına zihniyet olarak en çok benzeyen Vladimir ise Kuzey'i,
hanedanın en eski şehirlerinden biri olan Nogoro'du ve etrafındaki toprakları yönetiyordu.
Babası gibi haşim bir savaşçı olan Vladimir, Yaropolk'un hükümdarlığı altındaki güney topraklarında yayılmaya başlayan Hristiyanlıktan hoşlanmıyordu.
Kendi atalarının tanrılarına inanıyor ve eski inançlara olan bağlılığını açıkça belli ediyordu.
Svyatoslav'ın ölümünden itibaren aslında üç kardeş arasında ciddi bir gerilim yaşanmaya başladı.
Oleg Yarapolk'un arkadaşı Sivanat ile bir çıkar çatışması yaşıyordu.
Vladimir ise Yarapolk'un himayesi altındaki Hristiyanlığın,
kendi atalarının inançlarının önüne geçmeye başlamasından rahatsızlık duyuyordu.
Bu gerilimin zirveye çıkıp bir savaşa dönüşmesine sebep olan olaysa bir av kazası olmuştu.
Rus tarihinin birincil kaynaklarından olan Geçmiş Yılların Hikayesi isimli kroniye göre Sveneldinoğlu Luke, Drevlyan topraklarında avlanmaya gitmişti.
Bu esnada kendi arazisinde ava çıkmış olan Oleg tarafından yanlışlıkla öldürüldü.
Bu olayın aslında nasıl gerçekleştiği oldukça tartışmalıdır.
O gün Oleg'in topraklarında yaşanan olayın gerçekten bir kaza olup olmadığını bilmemiz mümkün değil.
Ancak o gün yaşananların Rus tarihini değiştirdiğini kesinlikle söyleyebiliriz.
Bu olaydan sonra Svenald Yaropolk'a oğlunun intikamının alınması için ısrar etmeye başladı.
Yaropolk her ne kadar kendi kardeşine kılıç çekmek istemese de ortada müdahale edilmesi gereken bir durum vardı.
Eğer Svenald'in intikam için olan arzusu karşılıksız kalırsa bir isyan başlayabilirdi.
Topraklarında bir karışıklığın çıkmasını istemeyen Yaropolk ordusunu toplayarak Oleg'in üzerine yürüdü
ve Oleg 976 senesinde gerçekleşen Ovuc Muharebesi sırasında hayatını kaybetti.
Böylece kontrolü altındaki Drevlyan toprakları da Yaropolk'un yönetimi altına girmiş oldu.
Güneyde bunlar yaşanırken kuzeyde Vladimir bu olayları endişe içinde takip ediyordu.
Kardeşinin katledilmesini ve topraklarının ele geçirilmesini kendisi için bir tehdit olarak görmüştü.
Bundan dolayı Novgorod'u terk etti ve Baltık denizinin ötesindeki akrabası Norveç kralı Hakun Sigurdsson'un yanına kaçtı.
Böylece Yarapolk Rus topraklarının yegane hakimi olmuştu.
Hristiyanlık onun yönetimi altında Rusya'da iyiden iyiye yayılmaya başladı.
Ancak Hristiyanlık yanlısı Yarapolk'un hükümdarlığı fazla uzun sürmeyecekti.
İskandinavya'ya kaçmış olan Vladimir, 978 yılında yanına Viking savaşçılar toplayıp Novgorod'a geri dönmüştü.
İlk hedefi Somalengs'e giden yol üzerinde bulunan Polotsk'u ele geçirmek oldu.
Kuzeyde önüne çıkan engelleri bir bir aşan Vladimir güneye doğru ilerlemeye devam etti.
Yarapolks'a ne yapması gerektiğini bilmiyordu.
Vladimir'e savaş alanında meydan okuyabilirdi.
Ancak kardeşinin ordusundaki kuzeylilerin gücü bu seçeneği çok riskli bir hale getiriyordu.
Kısa süren bir kararsızlık anından sonra en iyi seçeneğin Vladimir'le barış görüşmelerine başlamak olduğuna karar verdi.
Oğlanlardan sonra kardeşine fırsat vermek istemeyen Vladimir, bu görüşmelerden biri sırasında yanında koruması olmayan kardeşini savaşçılarına öldürttü.
Yarapolk'un ölümüyle beraber artık Vladimir'in önünde hiçbir engel kalmamıştı.
Yanındaki Vikinglerle birlikte 978 senesinde Kiev'i ele geçirdi.
Rus topraklarının yegane hükümdarı artık oydu.
Ancak bir problem çözülse diğeri başlıyordu.
Norveçli Pagan savaşçılarının yardımıyla yönetimi ele geçiren Vladimir aslında kuzeyli dostlarına fazla güvenerek kendini zor bir duruma düşürmüştü.
Vladimir'in Hristiyanları pek sevdiği söylenemezdi.
Ancak onları aşırı derecede baskı altına alıp dini bir iç savaşa sebebiyet vermek de istemiyordu.
Norveçli Vikinglerin büyük çoğunluğu ise Hristiyanlıktan nefret ediyorlardı.
Vladimir'i Hristiyanları zor durumda bırakacak uygulamalar başlatması konusunda teşvik edip üzerinde baskı kurmaya çalışıyorlardı.
Bununla da kalmayıp aşırıya kaçan davranışları ve kaba tavırlarıyla şehir halkını rahatsız ediyorlardı.
Vladimir, İskandinavya'dan kendi eliyle getirdiği savaşçılardan dolayı büyük sıkıntılar yaşıyordu.
Knezliğin sınırlarında cereyan eden bu dini çekişmeler bir yana meselenin bir de uluslararası boyutu vardı.
Rus devletinin etrafındaki topraklar tek tek ya Müslüman ya da Hristiyan olmuştu.
İki İbrahim'i dinden birini seçmek yerine paganlık üzerinde ısrar eden Ruslar, uluslararası alanda kendilerini yalnızlaştırmış oluyorlardı.
Vladimir'in kendi ülkesinde yaşayan farklı dine mensup insanlara karşı yapacağı hamleler,
özellikle iki devlet ile olan ilişkilerinden ötürü çok büyük önem taşıyordu.
Bu devletlerden biri Volga-Bulgar Hanlığıydı.
Bazen Ruslarla savaşıp bazen de onlarla ticaret yapan Volga-Bulgarları, Vladimir'in halkı ve devletiyle sıkı bir ilişki içerisindeydi.
Volga Bulgarları Müslümandı ve Vladimir İslam'a geçiş yaparak ciddi bir manada faydalı olabilecek bir ittifak kurabilirdi.
Ayrıca Vladimir Müslüman olursa halifeliğin de desteğini sağlayacaktı.
Geçmiş yılların hikayesi isimli Rus kroniğine göre Volga Bulgarları Vladimir'e İslamiyet'i kabul etmesi için bir heyet gönderdi.
Ancak Vladimir bu heyetin sözlerini dinlemekle beraber İslamiyet'i olan daveti kabul etmedi.
Bunun farklı sebepleri vardı.
Bu sebeplerin başında Müslümanların Rus topraklarında azınlık durumunda olması geliyordu.
Vladimir'in zamanında Paganlar ve Hristiyanlar Kiev ve civarında belli bir güç elde etmişlerdi.
Ancak Müslümanların Rus topraklarında böyle bir nüfusu ve etkinliği yoktu.
Ayrıca bazı kaynaklar Vladimir'in bu kararını etkileyen bir başka detaydan daha bahseder.
Bu detay Rusların yeme ve içme alışkanlıklarıyla ilgiliydi.
Bu teoriye göre halkının içki içmeyi sevdiğini bilen Vladimir, bunu yasaklayacak bir dine geçiş yapmayı istememişti.
Rus tarihçisi Lev Gumilyev bu teoriyi kısmen desteklemektedir.
Ona göre Vladimir özellikle soyluların içkiyle ilgili geleneklere olan bağlılığını bildiği için içkinin serbest olmasını istemiştir.
Ayrıca İslam'ın domuz eti yemeyi yasaklaması da Vladimir'in tercihi hususunda belirleyici olmuştu.
Çünkü 10. yüzyıl Rusyası'nda domuz en çok yetiştirilen hayvanlardan biriydi.
Bununla birlikte bu konunun çok da önemli olmadığını öne süren bir başka görüş daha vardır.
Bu görüşe göre Vladimir'in vermek zorunda olduğu karar Rus devleti için uluslararası alanda bir ölüm kalım meselesiydi.
Vladimir'in böylesine ciddi bir konuda insanların içecek kültürünü ciddiye almış olması düşük bir ihtimaldi.
Böylece Vladimir başka seçeneklere yöneldi.
Önündeki ikinci tercih Yahudilik'ti.
Ancak Vladimir'in hüküm sürdüğü 10. yüzyıl dünyasında Yahudi olmak uluslararası alanda bir zayıflık olarak görülüyordu.
Ayrıca uzun seneler boyunca Yahudi Hazar Hanlığı ile çarpışmış olan Rusların nezdinde Yahudiliğin kötü bir hatırası vardı.
Vladimir Yahudilerle yapılan istişarelerin sonucunda şuna karar vermişti.
Ne kendinin ne de halkının Yahudi olmasını istemiyordu.
Üçüncü seçenek olarak ise Rusların özellikle de Bizans İmparatorluğu ile kurdukları ilişkiler sonucu haşır neşir oldukları Hristiyanlık vardı.
Kiev Rusyası'nın ilk kurulduğu zamanlardan beri Bizans İmparatorluğu ile olan ilişkileri Ruslar için oldukça önemliydi.
Her ne kadar babası Svyatoslav daha önce Bizans'la savaşmış olsa da Vladimir İmparatorluğun hoşnutluğunu kazanmanın uzun vadede devletine sağlayabileceği faydanın farkındaydı.
Bu sebeple Hristiyanlığa biraz daha sıcak bakmaya başlamıştı.
Ancak tam olarak ne yapacağına karar vermiş değildi.
Tam da bu esnada Bizans İmparatorluğu topraklarında ortaya çıkan karışıklık ona yeni bir fırsat sundu.
Genç İmparator Vasilius'un Anadolu'daki topraklarında isyanlar patlak vermeye başlamıştı.
İmparator kuzeydeki komşusu Rus Künezi Vladimir'den yardım istedi.
Aralarındaki anlaşmaya göre Vladimir emrindeki İskandinavyalı savaşçılarıyla İmparator'a yardımcı olacaktı.
Bunun karşılığında ise İmparator hem ciddi bir ödeme yapacak hem de kız kardeşi Anna'yı Vladimir'e eş olarak verecekti.
Ancak Vasilius'un bir şartı vardı.
Bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için Vladimir'in vaftiz edilerek Hristiyan olması gerekiyordu.
Bir imparatorluk ailesinin kızıyla evlenmek Vladimir için önemli bir fırsattı.
Bu teklifi ve dolayısıyla Hristiyan olmayı kabul etti.
988 senesinin Şubat ayında vaftiz edildi ve vaftiz ismi olarak imparatorun şerefini Vasilius adına aldı.
Diğer yandan da imparatora söz vermiş olduğu gibi Viking savaşçılarını Konstantinopolis'e gönderdi.
Bu savaşçıların sayısının yaklaşık olarak 6 bin olduğu tahmin ediliyor.
Kendi topraklarındaki kuzeylileri başka bir devlete göndererek onların sebep olmuş olduğu huzursuzluktan da böylece kurtulmuştu.
Vikingler savaşmaktan ve savaş ganimeti toplamaktan keyif alıyorlardı.
Bu nedenle Vladimir'in emirlerini dinleyerek imparatorun yanına gitmiş ve onun yanında savaşmaya başlamışlardı.
Aslında herkes karlıydı.
Bu anlaşmayla hem Vladimir hem Vikingler hem de imparator kazanmıştı.
Ayrıca Vladimir'in gönderdiği Viking savaşçılar daha sonraki yıllarda Varek muhafızları adını almış ve imparatorların özel korumaları olarak Bizans sarayında kalmaya devam etmişlerdi.
İmparator Vasilius sonunda Vladimir'in savaşçıları sayesinde Anadolu'daki isyanları bastırmayı başarmıştı.
Artık güvendeydi.
Ancak kendisini güvende hissetmeye başladığı bu andan itibaren kız kardeşi Anna'yı gelin olarak Vladimir'e göndermekten kaçınmaya başladı.
Artık Vladimir'e ihtiyacı yoktu.
Ayrıca Bizans sarayında hanedan soyundan olan kadınların yabancılarla evlenmesi hoş karşılanmıyordu.
Vasilius bu geleneği çiğneyerek halkının nefretini kazanmaktan çekiniyordu.
İmparatorun tutmadığı bir diğer söz ise Rus kilisesinin bağımsızlığıyla ilgiliydi.
Vladimir Rus kilisesinin bağımsız olacağı ve Bizans'ın kilise aracılığıyla kendi iş içlerine karışmayacağı garantisiyle Hristiyan olmuştu.
Ancak Konstantinopolis'teki kilise hala Rus biskoposlukların bağımsızlığını tanıyan bir açıklama yapmamıştı.
Vasilius verdiği sözleri erteleyerek veya yok sayarak durumu kontrol edebileceğini düşünüyordu.
Ancak Vladimir bu şekilde kandırılıp bırakılabilecek biri değildi.
İmparator bunu zor yoldan öğrenmek zorundaydı.
İstediklerini alamayan Vladimir 989 baharında Kırım'daki Bizans topraklarını işgal etti.
Vladimir'in bu bölgeyi işgal etmesiyle birlikte buradaki Bizans topraklarının yanı sıra patikliklerin de kontrollü Rus devletinin yönetimine girmiş oluyordu.
Vladimir bu noktadan başlayarak Kırım'daki bütün psikoposlukları ele geçirebilirdi.
Artık zarlar atılmış durumdaydı.
İmparator bu durumu kabul edemezdi.
Bu yüzden istemeyerek de olsa kız kardeşinin evlenmesine izin vermek zorunda kaldı.
İmparatorluk ailesinden bir kadınla evlenmiş olan Vladimir en sonunda istediğini almıştı.
Bizans'la daha fazla savaşmak ona fayda değil zarar getirecekti.
Zaten Anna ile evlenmek istemesinin öncelikli sebebi Bizans yönetimiyle arasında önemli bir ittifakın temeline atacak bir bağ kurmaktı.
Vladimir'in kısa süreliğine de olsa elinde tuttuğu Kırım'daki psikoposlar ve rahipler uzun zamandır Hristiyan bir yönetim altında yaşıyorlardı ve teolojik anlamda gelişmişlerdi.
Vladimir Kiev'e dönmeden önce Rus topraklarında Hristiyanlığı yaymak için Kırım'daki dini kurumlardan halka önderlik edecek din adamları ve dini kitaplar göndermelerini istedi.
Vladimir Kiev'e döndükten sonra ilk iş olarak bütün halkın din adamları önderliğinde Dinyeper Nehri'ne giderek vaftiz edilmesi talimatını verdi.
Ayrıca bütün pagan putların yıkılmasını ve yeni inşa edilecek kiliselerin de eski pagan tapınaklarının yerine yapılmasını emretti.
Benzer emirlerin olduğu talimatları taşıyan habercilerini Rus topraklarındaki diğer şehirlere de gönderdi.
Sadece Kiev'in ve etrafındaki toprakların değil, bütün ülkesinin Hristiyan olmasını istiyordu.
Vladimir'in talebi Rus halkı nezdinde de hızlı bir şekilde onay buldu.
Rus topraklarında çok fazla pagan vatandaş ve soylu yaşıyor olmasına rağmen,
Novgorod'daki ufak bir başkaldırı dışında ciddi bir sorun çıkmadı.
Bu başkaldırı da hızlı bir şekilde bastırıldı.
Paganların Vladimir'in kararına itiraz etmemesinin ve ülke çapında dini bir isyan çıkmamasının aslında birkaç sebebi vardı.
Bu sebeplerden ilki Vladimir'in babaannesi Olga'nın halkın ve soyluların nezdindeki saygıdeğer hatırasıydı.
Kocasının öldürülmesinden sonra ülkesini iç savaşın pençesinden kurtarmıştı.
Rusya'nın en büyük savaşçısı Svyatoslav'ı koruyup yetiştirmişti.
Bilge bir kahraman olarak görülen Olga'nın bir Hristiyan olduğu biliniyordu.
Rusya'nın bilgi annesinin izinden gitmek o kadar da kötü bir şey olamaz diye düşünüyorlardı.
Kısacası Olga'ya duydukları saygı torununun sözünü dinlemelerini sağlamıştı.
Bir diğer sebepse Rus topraklarında yaşayan Hristiyanların sayısıyla ilgiliydi.
Evet Vladimir Hristiyan olana kadar baskın olan inanç sistemi Paganizm'di.
Ancak bunun yanında hem halk hem de soylular arasında pek çok Hristiyan yaşıyordu.
Öyle ki Paganlar bu karara baş kaldırmaya kalksa Hristiyanlar karşısında yenilgi alma şansları dahi vardı.
Hele de ülkeyi yöneten Vladimir onların tarafındayken.
Ayrıca Vladimir, Viking savaşçıları Bizans İmparatorluğu'na yardım etmeye gönderdiğinden beri Paganlar ciddi anlamda güç kaybetmişti.
Vikinglerin gücüyle Hristiyanlara gözdağı veren Paganların ellerinde oynayacakları kart kalmamıştı.
İşte bu yüzden Vladimir'in emrine boyun eğmek zorunda kalmışlardı.
Paganların Hristiyanlaşmaya karşı çıkmamasının son sebebini anlamak için Vladimir'in ülkesinde ciddi söz sahibi olan soyluların zihniyetlerini de anlamak gerekir.
Rusya'nın batısında Hristiyan devletler, doğusunda ise Müslüman Volga Bulgarları vardı.
Bir yandan da o dönemde dünyanın en büyük Hristiyan imparatorluğu olan Bizans İmparatorluğu ile paylaştıkları sınırlar hassas bir uluslararası ortam oluşturuyordu.
Bu devletler arasında kalan Kiev Rusya'sındaki dini belirsizliğin bir an önce çözülmesi gerekiyordu.
Rus devletini Bizans İmparatorluğu'na yaklaştıracak bir adım gayet mantıklıydı.
Ayrıca Vladimir Rus kilisesinin bağımsızlığını en azından kendi dönemi için güvenceye almıştı.
Yani Bizans dini sebeplerle Rusların iç işlerine karışmayacaktı.
Hem Padan hem de Hristiyan olan Soğullular Vladimir'in atmış olduğu bu adımları devletlerinin uluslararası konumu bakımından gerekli bulup desteklemişlerdi.
Rus topraklarındaki eski inançların ve atalarının dininin en büyük destekçisi olan Vladimir, ülkesini işte bu şekilde Hristiyan yapmıştı.
Bu noktadan sonra Rusya, Doğu Hristiyanlığının önde gelen merkezlerinden biri oldu.
Günümüzde de özellikle Slav Ortodoks Hristiyanlığının en önemli odak noktalarından biri olarak kabul edilmektedir.
Yani Vladimir'in yüzlerce sene önce vermiş olduğu bir karar, Rusya tarihinin kaderini sonsuza kadar değiştirmiştir.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
